Ankara Film Festivalinde yarışacak belgesel ve kısa filmler belli oldu
Video oyunlarının vücudumuza ve beynimize etkileri
Video oyunları, insan vücuduna ve beynine karşı hem iyi hem de kötü etkilere sahip. Peki bunlar neler?
Video oyunları, günümüzün en popüler eğlence araçlarından biri. İnsanın fiziksel ve ruhsal sağlığı için çeşitli tartışmalara sebep olan video oyunları, araştırma konusu oldu. Geçtiğimiz günlerde Florida’da okula yapılan terör saldırısının ardından Trump, oyun yapımcılarıyla görüşmüştü. Dünya Sağlık Örgütü, video oyunlarının genç beyinlere olan etkilerini araştırırken; bir yandan da video oyunlarının olumlu etkileri hakkında tartışan bilim insanları, oyunların dikkat geliştirdiğini iddia ediyor.
Oyuncu kitlesiyle ilgili yapılan araştırmanın dikkat çekenleri ise şu şekilde:
- Video oyunları, birçok yetişkin ve çocuk tarafından oynanıyor. Araştırmaya göre, her evin en az bir üyesi haftada 3 saatten fazla oyun oynuyor. Oyuncuların yaş ortalaması ise 35.
- Oyuncu kitlesinin %31’ini yetişkin kadınlar oluştururken, %18’ini ise 18 yaş altındaki erkek çocuklar oluşturuyor.
- Video oyunları, %59 oranında erkekler, %41 oranında kadınlar tarafından oynanıyor.
Şiddet içerikli oyunlar saldırganlığı artırıyor

Amerikan Psikoloji Derneği tarafından yapılan araştırmaya göre, şiddet içerikli oyunlar saldırgan davranış oranını artırıyor. Bu durumun, suça eğilimin artmasına bir katkısı bulunmamakta.
GTA gibi oyunlar suç oranını artırmıyor

2015 yılında yapılan bir çalışma, GTA serisi gibi suç içerikli oyunların yayınlanmasından sonra suç oranlarının düştüğünü ortaya koyuyor. Kimileri, insanların ‘deşarj’ olmak için bu oyunları oynayıp suç eğilimini azalttığını, kimileri ise tam tersi bu tip oyunların insanları suça yönelttiğini düşünüyor.
Aşırı oyun oynamak bağımlılık yapabilir
Bu konu tartışmalı olsa da, Dünya Sağlık Örgütü akıl hastalıkları listesine yakında ‘oyun bağımlılığı’nı eklemeyi düşünüyor.
Nişancı oyunları görsel işleme kabiliyetini geliştiriyor

Call of Duty ve Destiny gibi oyunlar, görsel hafızayı güçlendiriyor. Oyun oynamayanlara göre daha dikkatli ve güçlü görsel hafızaya sahip oyuncular, oyunlarda kazandığı bu yetenekleri gerçek hayata bir ‘artı’ olarak yansıtabiliyor.
Video oyunları, el-göz koordinasyonunu geliştiriyor

Video oyunları dikkati artırdığı gibi, hem yetişkinlerin hem de çocukların motor becerilerini güçlendiriyor. Oyun oynayan ve oynamayan çocuklarla yapılan deneyde, oyun oynayanların verilen görevleri çok daha hızlı bir şekilde yerine getirdiği ortaya çıktı.
Ekran başında durmak obeziteyi artırıyor
Tahmin edebileceğiniz gibi, daha fazla oyun oynayan çocuklar daha kilolu oluyor. Alman çocukları üzerinde yapılan bir araştırma, 1.5 saatten az televizyon izleyen çocukların 1.5 saatten fazla televizyon izleyenlere göre %75 oranında kilolu olma ihtimalinin azaldığını gösterdi. Bu tabii ki hayret verici bir araştırma değil, genel olarak daha fazla oturan insanlar diğerlerine göre kilolu olur.
Spor oyunları oynayan çocuklar spora yöneliyor

Kanadalı liseliler üzerinde yapılan araştırma; sporla ilgili video oyunları oynayan gençlerin, oynamayanlara göre daha çok sporla ilgilendiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre video oyunları, gençlerin spor dalları hakkında bilgilenmesini sağlayarak gerçek spora yönelmesini sağlıyor.
Video oyunları, problem çözme yeteneğini geliştiriyor

Bulmaca tarzı oyunlar, çocukların problem çözme yeteneklerini geliştiriyor. Strateji ve RPG oyunları, bu yetenekleri geliştiren en önemli oyun türleri. Bunun dışında video oyunları, yaratıcılıkla da doğrudan bağlantılı.
Video oyunları, daha iyi hissetmemize yardımcı oluyor
Araştırma, video oyunlarının insanları rahatlattığını ve daha iyi hissettirdiğini ortaya koydu. Başka bir araştırmaya göre, günde 1 saatten az oyun oynayan çocuklar, hiç oynamayanlara göre daha az duygusal sorun yaşıyor.
Araştırma sonuçları bu şekilde. Video oyunlarının tüm insanlığa hem iyi hem de kötü etkileri bulunuyor. Peki, siz ne düşünüyorsunuz? Bu oyunlar ruh sağlığımız için zararlı mı?
Kaynak | businessinsider.com | Alıntı | webtekno.com | Kapak Görseli
Kadıköy’e yeni bir kültür merkezi daha: Haldun Taner Müze Evi
Kadıköy Belediyesi, tiyatro ve edebiyat dünyasının büyük ustası Haldun Taner’in 103. yaş gününde Haldun Taner Müze Evi’nin açılışını yaptı.
Kadıköy Belediyesi sanat ve edebiyat dünyasının önemli isimlerini yaşatmaya devam ediyor. Uzun yıllar boyunca Kadıköy’de yaşamış, eserlerini Kadıköy’de üreten Haldun Taner’in edebi ve insani kişiliğinin belleklerde diri kalmasını sağlayacak “Haldun Taner Müze Evi” açıldı.
Kadıköy Belediyesi’ne ait Fenerbahçe Mahallesi’nde bulunan ikinci derece tarihi eser olan bina restorasyonu yapılarak Müze Evi haline getirildi. Usta yazarın 103. yaş günü olan 16 Mart’ta açılışı yapılan Haldun Taner Müze Evi büyük yazarın eşi Demet Taner, yakın dostları Metin Akpınar, Gülriz Sururi, Can Gürzap, Mustafa Pilevneli, Salih Kalyoncu, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu ve Kadıköylülerin katılımıyla açıldı.

117 yıllık tarihi binada başta Haldun Taner’in kişisel eşyaları ve eserlerinden örnekler sergileniyor. Haldun Taner’in kitapları, daktilosu, meşhur şapkası, atkısı gibi eşyaların sergilendiği binada aynı zamanda edebiyat ve tiyatro sanatına dair etkinlikler de gerçekleştirilecek. Müze Evi’nde özellikle genç yazarlar için hikâye ve oyun yazarlığı kursları da düzenlenecek.

Haldun Taner Müze Evi’nin bir başka projesi de Haldun Taner Müze Evi Genç Yazarlar Arşiv/Kitaplığı. Müze Evi bünyesinde yeni ve yerli tiyatro oyunlarından oluşturulacak kitaplık kurulacak.
Öğrenciler için yoganın faydaları
Bir üniversite öğrencisi olarak hazırlanmanız gereken sınavlarınız, vaktinizin çoğunu alan bir işiniz (belki de iki tane işiniz!) var. Bütün bunlara ek olarak bir de ailevi sorumluluklarınız var. Peki birbiriyle yarış halinde olan tüm bu sorumlulukları nasıl dengeleyebilirsiniz? Yoga, çoğu öğrencinin stresle başa çıkmak için kullandığı bir yöntem. Bu tür bir egzersizin size ne faydası olacağını öğrenmek için yazımızı okumaya devam edin.
Stresi azaltmak ve yok etmek
Çoğu insanın yoga dersleri almasındaki en yaygın sebep, stresi azaltmak. Üniversite öğrencileri, okula başladıkları günden itibaren büyük bir stres altındalar. Ailenin, öğrencinin başarılı olması yönünde yaptığı baskılar, beraberinde gelen ekonomik kaygılar ve iyi bir sosyal çevre edinme isteği onları stres altına sokuyor. Her gün sadece birkaç dakika ayırıp derin bir nefes almak, stresi azaltmaya ve ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir.
Tartışmaları azaltmak
Eğer yurtta, yatakhanede veya bir öğrenci evinde kalıyorsanız zaman zaman, arkadaşlarınızla tartışmanız kaçınılmaz. Yoga, stresi azaltarak zihninizi berraklaştırır ve bir barış ortamı oluşturmanız için size özgüven depolar. Birçok öğrenci, yoganın duyguları kontrol etmeye yardımcı olduğunu ve moral bozan durumlarla başa çıkmada etkili olduğunu söylüyor.
Konsantrasyonu artırmak
Yoga yapan öğrenciler daha kolay konsantre olabiliyor. Yoga, öğrencilerin zihinlerini açarak üniversitenin stresli ortamından uzaklaşmalarına yardımcı oluyor. Sakin bir kafa ile düşünme becerisini oturtabilmek, öğrencinin ders çalışmasına ve dersi dinlemeye yoğunlaşmasına yardımcı oluyor. Öğrencinin konsantre olmaya ihtiyacı varsa yogada öğretilen nefes teknikleri de kolayca uygulanabilir.
Vücut postürünü düzeltmek
Yoga, Hintli keşişler tarafından, uzun meditasyon saatleri esnasında daha rahat oturabilmek için geliştirildi. (bu minik bilgi de aklınızda bulunsun.) Üniversite öğrencileri de saatlerce oturup ders dinledikten sonra yine saatlerce oturup ders çalıştıkları için yoga, vücut postürlerini düzeltmekte yardımcı olabilir.
Vücudun üst kısmını güçlendirmek
Yoganın en iyi avantajlarından bir tanesi size esneklik kazandırması. Bu esneklik size diğer spor aktivitelerinde güç ve dayanıklılık olarak geri dönüyor. Yoga sayesinde vücudunuzun üst kısmı güçleniyor ve üniversite yılları boyunca kaldıracağınız ağır eşyalara karşı beliniz korunuyor.
Size en iyi gelen yoga egzersizi, başka bir insanda aynı etkiyi göstermeyebilir. Birden fazla tip egzersiz programı denemek hangisinin günlük rutininizin bir parçası olacağını seçerken size yardımcı olabilir.
Kaynak: Explore Health Careers
Bir cinsiyetçilik biçimi olarak cisseksizm
Kelimelerin ve dilin, yaşamımızın birçok alanını şekillendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu şekillendiriş bazen doğrudan bazen dolaylı şekillerde gerçekleşiyor. Konu toplumsal cinsiyet rolleri olunca dilin önemi çok keskin ve radikal biçimde artıyor. Türkçe gibi bir dili konuştuğumuzdan, “ikili cinsiyet” yargısının dil kalıpları ile yaşamıyoruz, ama birçok ülke bu kalıplar altında yaşamakta ve ikili cinsiyet kalıplarının dışında kalan bireyler bunun derdini yaşamlarının büyük bir kısmında çekmekte.
LGBTİ+ çevresinde; cinsiyet, yönelim, tercih vb. kavramların her gün gelişen terimlerini öğrenmek, toplumun bize başka bir seçenek tanımadığı normatif yargılardan ve bu yargıların keskin sınırlar içerisinde oluşturduğu sahte yaşantılardan sıyrılmamız için gerekli ve önemlidir. Kelimelerin gücü tek cinsel kimliğimizi tanımlama yolunda değil, toplumsal cinsiyet kalıplarını kırma ve cinsel devrimin önünü açma yolunda, toplumsal ve bilişsel evrimimizde de önemli bir rol oynamaktadır. Bu süreçte gerek toplumda gerek LGBTİ+ topluluklarda bilinmeyi bekleyen birçok kelime mevcut.
İşte bu kelimelerden birisi Cisseksistlik.
Bu kelimeyi ilk defa 11 Haziran 1940 doğumlu Alman sosyolog, hekim ve seksolojist Volmar Sigusch kullandı. 1998 yılındaki “The Neosexual Revolution” adlı makalesinde, 1991’de yazdığı “Die Transsexuellen und unser nosompher Blick” (Transseksüeller ve nosomorfik görünüm) adlı makalesinin, terimin kökeni olduğuna değinir. Aynı zamanda bu terimi, “Transsexueller Wunsch und zissexuelle Abwehr” (“Transseksüel arzu ve ciseksüel savunma”) başlıklı bir makalede kullandı.

Cisseksistlikten bahsetmeden önce, başka bir kavram olan Cisgender’a bakalım; Cisgender, cinsel kimliği doğuşuyla birlikte ona atanmış olan cinsiyet ile aynı olan insanlar için kullanılan bir terimdir.
“Transgender”ın tersidir. Terim, trans bireyleri yabancılaştırmadan “transseksüel olmayan” kişilere atıfta bulunmak için yaratılmıştır. Örneğin, doktor, doğan bebeği bir kadın olarak ilan ederse, ve doğan insan, ileride kadın olmaktan mutluluk duyarsa ve yaşamına aynı şekilde devam ederse o zaman cisgender’dır. Türkçede bu terim yerine genelde “natrans” terimi kullanılır.
Cisseksizm ise bir cinsiyetçilik biçimidir. Cisseksizm, cisgender olmayan insanlara karşı önyargı ve ayrımcılıktır, cisgender olmayan bireylerin doğuştan “aşağıda” ve “değersiz” olduğu, cisgender’ın “normal” olan olduğu inancı ve bu inanç çerçevesinde gelişen pratiklerdir. Cisseksizm, kişinin kendini hissediş ve ifade edişine yönelik, bilinçli ya da bilinçsiz şekillerde gelişebilir. Yalnızca cinsiyetçi insanların normal ve doğru bulduğu bir düşünce şeklidir, tüm trans bireyler için ve “erkek/kadın” ile sınırlı cinsiyet anlayışı dışında anatomik özeliklere sahip diğer herkes için yaralayıcıdır. Cisseksizm, “transfobi” ve “transmisogny” terimleri ile yakından ilişkilidir, ancak birbirlerinden farklıdır. Trans deneyiminin “yanlışlığı”ndan ziyade cisgender deneyiminin “doğruluğuna” odaklanır ve genellikle cisgender olmayan insanlara karşı daha ince önyargı ve ayrımcılığa gönderme yapmak için kullanılır. Bağnazlık eylemlerine başvurmak için kullanılma eğilimindedir. Transfobi ise daha çok nefret ve iğrenme hislerine değinen bir terimdir. Bununla birlikte, terimler bazen birbirinin yerine kullanılma ve önemli ölçüde üst üste gelme eğilimindedir.
Cisseksistlik, genelde bilinçsiz yapılıyor ise bir “hata” formunu alır, cisgender bireylerden farklı insanların da var olduğunu unutmaktan doğan bir çeşit ön yargı veya peşin hüküm halidir. Örneğin, cinsel sağlık araştırmaları genelde kadınların ya da erkeklerin farklı ve belirli cinsel organlara sahip olduğu fikriyle ilerler. Böylece bu araştırmalar bu kuralın istisnaları olan transseksüel, interseks vb. bireyler için büyük bir fiyaskodur. Bu araştırmacıların ve bilim insanlarının çoğu aslında zaten evrensellikten haberdardırlar ve hiçbir insanı araştırmalarının dışında bırakmak istemezler, sadece bu alandaki algıları ve bilgileri yetersizdir ve bu alanda onlara öğretilenlerden fazlasını bilmiyorlar ya da unutuyorlardır. Verdiğim örnekte bu aslında kötü niyet içermeyen bir hatadan ibaret, ama sorun çıkartabilen ve zarar verebilecek olan bir hata.
Cisseksizm’e daha birçok örnek verilebilir. Cinsiyet geçişli trans kimliklerinin kültürel düzeydeki baskısının birçok şekli, cisseksizmdir. Cisseksizmden kaynaklanan ve destek veren diğer kültürel düzey normlar şunlardır: sadece erkek ve dişi zamirleri olan diller; Kadınların banyosuna penisli kadınlara izin vermeyen banyolar; gebe kalabilecek tek insanın kadın olduğu varsayımı ve tüm kadınların hamile kalması; Kötüye kullanılan dilin normalleştirilmesi, translara karşı fiziksel şiddet…
Referanslar:
https://nonbinary.miraheze.org/wiki/Cissexism
https://en.wikipedia.org/wiki/Cisgender
http://sjwiki.org/wiki/Cissexism
Özgürlük istiyoruz!
Karanlık bir yolda birlikte yürüyoruz, görmeden önümüzü, boğuntuyla geçiyor günler ve boğazımızda düğümleniyor söyleyemediklerimiz. Gittikçe azalıyor sesler, hak vermiyoruz ama ezici bir gücün yarattığı baskı bedenlerimizden geçiyor, hak vermiyoruz ama dilimizi mühürlüyor, kapatıyor bizi kişisel hapishanelerimize. Karanlık bir zamandan geçiyoruz ve her şeyi görüyoruz, geleceğimizden başka.
Gelecekten gelen bir ses soruyor; “bütün bunlar olurken siz nerdeydiniz” diye. Yutkunup “kuşatılmıştık çepeçevre” diyebiliyoruz sadece. Sonra anlatıyoruz içinde bulunduğumuz durumu, o sorgulayan sese: “Herkesi ufacık bir itiraz karşısında bile gözaltına alıyorlardı, hapishaneler tıka basa dolmuştu ve bütün hakları askıya alan bir olağanüstü halde delirmemeye çalışıyorduk” diye. Basın susturulmuştu, susmuştu televizyonlar, her şey aniden bir suça dönüşmüştü, yurttaşlık bir suç biçimiydi, çok zordu diyoruz, her şey zordu. “Kimse bir şey yapmamış mıydı sahiden?” diye üsteliyor gelecekten yükselen o ses, diyoruz ki yapmıştı elbet ama çok azdı ve gittikçe azaldı sayıları. Ses kayboluyor ama sorusu asılı kalıyor ortak göğümüzde. Kimse bir şey yapmamış mıydı sahiden, kıyamet koparken?
Kötü bir zamandan geçiyoruz evet ama bir şey yapmalı.
Susmak ortak olmaktır haksızlığa diye özgürlük istenmeli!
Çoğunluğu içine alacak ve bize yeniden iyi bir gelecek için ümit verecek özgürlük istenmeli!
Her gün elimizden alınan yaşam sevincimizi diriltmek için özgürlük istenmeli!
Kendimize ülkenin asıl sahipleri olduğumuzu hatırlatmak için özgürlük istenmeli!
Kapatıldığımız düşünsel kafesleri parçalamak için, yeniden cesaret toplamak için özgürlük istenmeli!
Ve ne yapacaksak bu ortak bir çığlıkla başlamalı, gasp edilen özgürlüğümüz için bir çığlık atamadığımızda, bize kalacak utancı düşünerek özgürlük istenmeli!
ÖZGÜRLÜK İSTİYORUZ çıkaracağımız sesin konusu bu olmalı. Her şeyden önce özgürlüğümüz alındı elimizden. Herkesin etrafında birleşebileceği bir şey özgürlük istemi, herkesin katılabileceği bir şarkı, özgürlük şarkısı.
Özgürlük istiyoruz diye bağıracağımız bir kampanya yapmalıyız, herkesin kolektif ya da kişisel, kendi bulunduğu düzlemden destek verebileceği bir kampanya olsun bu. Aklımıza gelebilecek bütün yöntemlerle birbirimize duyuralım sesimizi, herkesin yaratıcılığını katabileceği bir süreç olsun:
Sanatçılar, sanatları için haykırsınlar “özgürlük” diye,
Hukukçular, sağlık çalışanları,
Bütün iş kolları kendi alanları için özgürlük istesinler,
Gazeteler özgürlük manşetleriyle çıksın,
Yazılar özgürlüğü anlatsın, videolar, kısa filmler, sosyal medya iletileri,
Perdeler açılırken bir yerine özgürlük sözünü iliştirsin ya da bu konuda yapılmış şarkıları, şiirleri kullansın.
Bizim aklımıza gelmeyenler gelsin başkalarının aklına…
Telefonların melodisi özgürlük şarkısı çalsın,
Duvarlara, pasif ya da aktif bütün yollar kullanılsın…
Ve ülke 16 Mart 2018 tarihinden başlayarak özgürlük sesiyle çınlasın.
Bu bir davettir. Beklediğimiz kendimizdir. Biat değil özgürlük diyenlerin büyük buluşmasıdır. Seni de bu kampanyaya katılmaya, özgürlük diye haykırmaya çağırıyoruz. Memleket Biziz! Sen, ben, hepimiz birlikte haykırdığımızda yeniden hatırlayacağız bunu.
Kampanya 16 Mart Perşembe günü Veli Saçılık’la çekilmiş bir videonun yayınlanmasıyla başlayacak.
16 Mart 2018 itibariyle sizler de çektiğiniz özgürlük videolarınızı, fotoğraflarınızı, eylemlerinizin görüntülerini #EyÖzgürlük etiketi ile hem kendi hesaplarınızdan hem de bizlere ulaştırarak paylaşılmasını, yaygınlaşmasını sağlayabilirsiniz.
Önerilen Özgürlük Şarkıları:
Ey Özgürlük- Zülfü Livaneli
Şubadap Çocuk- Sağım solum özgürlük
Bandista- Özgürlüğe Manuş
Facebook: memleketbiziz
Twitter: @memleketbiziz
E- Mail: [email protected]
Dersim’in doğası için eylem: Ayağa kalkın Munzur darda
Munzur Koruma Kurlu ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Munzur için sokağa çıkıyor. Milli Park statüsündeki Munzur Vadisi’ne yapılmak istenen çok sayıda baraj ve HES ile Dersim doğasının talan edilmek istendiğine dikkat çeken Dersimliler, “Ayağa kalkın Munzur darda” diyecek. Dersimli kurumlar tarafından yapılan açıklamada “Dersim’de yaşam alanlarımız, açgözlü sermaye sahipleri ve çok uluslu şirketlerin yağmasıyla karşı karşıya. Paranın gücüne tapanlar, doğamızı ve yaşam alanlarımızı yağmalamak istiyorlar. Dağlarımızı, derelerimizi, ormanlarımızı, yaylalarımızı istila edip, bizleri yersiz-yurtsuz bırakmak, yaşadığımız yerlerden göçe zorlamak istiyorlar. Siyasi iktidarın sermaye sahiplerine sunduğu; derelerimizde, ormanlarımızda, yaylalarımızda yaşayan binlerce canlı türünün hiçbir önemi yok. Bu büyük yağma harekatına karşı, ‘Derelerimiz, ormanlarımız, yaylalarımız, inanç ve kültür yerlerimiz sahipsiz değildir diyoruz” denildi.
“Doğal yaşam alanlarımızı yok etmek istiyorlar”
Tüm doğaseverleri ve yaşam alanı savunucularını eyleme beklediklerini belirten Dersimli kurumların açıklamasında, “‘Enerji ihtiyacı’ bahanesiyle, Baraj ve hidroelektrik santral (HES) projeleriyle derelerimizi kurutup, tünellere hapsetmek istiyorlar. Vadilerimizi suyla doldurmak istiyorlar.. Yaylalarımıza, köylerimize iş makineleriyle girip madenler ile yağmalamak istiyorlar. Suyumuzu tünellere hapsedip başka kentlere taşımak istiyorlar, açıkça katliam yapıp, binlerce canlının doğal yaşam alanını yok etmek istiyorlar. Siyanürlü maden arama çalışmalarıyla hayatlarımız tehlikeye atılıyor, sağlıklı yaşam hakkımız elimizden alınıyor, doğada onarılamayacak yaralar açılıyor” ifadelerine yer verildi.
“Yağma harekatına karşı ayağa kalkın”
Açıklama şöyle denildi “Siyanürsüz bir yaşam için her dere başında bir taş ocağı, yaşam alanlarımızda beton santralleri, çöp tesisleri kurmak istiyorlar. Zehir solumamak için yıllardır yaşam alanlarımızı talan etmek isteyenlere karşı mücadele ediyoruz. HES belasına, taş ocaklarına, siyanüre karşı doğayı ve yaşamı savunuyoruz. Her askeri operasyondan sonra ormanlarımızın yakılmaması için bu yağma harekatına karşı ayağa kalkın diyoruz. Vadisini, deresini, köyünü, ormanını, yaylasını savunan herkesi omuz omuza vermeye, hep birlikte yaşamı savunmaya çağırıyoruz!”
Alıntı: BirGün
29. Ankara Uluslararası Film Festivalinden sinemacılara destek
19-29 Nisan tarihleri arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleştirilecek olan 29. Ankara Uluslararası Film Festivalinde Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği için ön elemeyi geçen projeler belli oldu.
Desteğe başvuran 75 proje arasından Emine Yıldırım, Zeynep Ünal ve Özgür Yaren’den oluşan ön seçici kurulun değerlendirmesi sonucu 10 proje ön elemeyi geçti. Festival haftasında yönetmen ve senarist İlksen Başarır, yapımcı Emre Oskay ile yönetmen ve yapımcı Tunç Şahin’den oluşan seçici kurulla gerçekleştirilecek olan toplantılarda proje sahipleriyle görüşmeler yapılacak. Değerlendirmede yer alacak projelerden kararlaştırılan iki projenin her birine 30.000 TL maddi destek verilecek.
Ön seçici kurulun değerlendirmesinden sonra ön elemeyi geçen uzun projeler:
1- Beyaz Atın Yarası, yönetmen: Ömer Leventoğlu- yapımcı: Muhammet Çakıral
2- Bir Gün ya da Günün Bir Parçası, yönetmen: Burak Çevik- yapımcı: Selman Nacar
3- Cemal, yönetmen: Mehmet Emin Timur- yapımcı: Oğul Köseoğlu
4- Duvar, yönetmen: Soner Sert
5- Ela ile Hilmi ve Ali, yönetmen: Ziya Demirel- yapımcı: Anna Maria Aslanoğlu
6- Gönül, yönetmen: Soner Caner – yapımcı: Bilal Bağcı
7- Hüküm, yönetmen: Melih Özhan Dinçel- yapımcı: Pınar Yener Dinçel
8- Kardeşimin Ordusu, yönetmen: Senem Tüzen- yapımcı: Adam Isenberg
9- Kayıp, yönetmen: Çiğdem Mazlum, Sertaç Yıldız
10- Yurt, yönetmen: Nehir Tuna- yapımcı: Suzan Güverte
Bilim insanları yeni bir madde hali yarattı!
Bir grup bilim insanı, atomları başka atomların içerisine yerleştirerek maddenin yeni bir durumunun nasıl yaratılabileceğini açıkladı.
Physical Review Letters dergisinde yayınlanan ve Harvard Üniversitesi, Viyana Teknoloji Üniversitesi ve Rice Üniversitesi’nden araştırmacıların imzasını taşıyan makaleye göre maddenin bu yeni hali “Rydberg polaronları” olarak tanımlandı. Temel olarak bu yeni hal, bir atmoun içerisindeki, elektron ile çekirdek arasındaki boşluğun, diğer atomların sığmasına yetecek kadar kullanılmasına dayanıyor.
Viyana Üniversitesi’nden Profesör Joachim Burgdörfer konuyla ilgili olarak yazılan makalede, “Elektron ile çekirdek arasındaki ortalama mesafe birkaç yüz nanometre kadar büyük olabilir. Bu bir hidrojen atomunun yarıçapının bin katından daha fazla” ifadelerini kullandı. Bilim insanları bulgulara ulaşmak için stronityum atomları ile Bose-Einstein yoğuşmasını yarattılar. Bose-Einstein yoğuşması, parçacıları bozonlardan oluşan maddelerin en alt enerji seviyesinde yoğunlaştığı, kuantum etkilerinin gözlenebildiği maddenin bir halidir.

Ekip daha sonra elektronlardan birini daha geniş bir “yörünge”ye çekerek ve atom yarıçapını büyük ölçüde artırarak Rydberg atomu haline getiren bir lazer kullanarak atomlardan birine enerji aktardı. Sonuç olarak 170 kadar diğer stronsiyum atomu dış elektronun yörüngesinde tutulabildi. Science Alert’ın belirttiği gibi artık elektronun nerede olabileceği konusunda daha az bir yörünge ve daha fazla bir “olasılık bulutu” bulunuyor. Diğer atomların varlığı elektron üzerine çok az bir kuvvet uygulayarak elektronun çok hafif dağılmasına neden olur. Bu, genel Rydberg atomu ve diğer atomlar arasında zayıf bir bağ oluşturarak, egzotik bir maddenin halini, bir Rydberg polaronunu oluşturuyor.
Araştırmacılar, dergide, polaronların birbirleri ile nasıl etkileşimde bulunduğunu içeren bu araştırmanın hala keşfedilmesi gereken yollarının olduğunu belirtti. Ancak her ne olursa olsun bilim insanlarının bu keşfi atom altı fizik için büyük bir gelişme olarak görülüyor.
Alıntı | webtekno.com | Kaynak | iflscience.com |
Pembe Hayat, kondom verilerini açıkladı
|
||
|


