Ana Sayfa Blog Sayfa 191

Uçurtma Müzesi yepyeni yüzüyle uçurtmaseverlerin hizmetinde

İstanbul Üsküdar’da bulunan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi yenilenmiş yüzü ve yeni içerikleriyle uçurtma severlere hizmet veriyor. Koleksiyonundaki uçurtmalara yenilerini ekleyen  müzenin bünyesinde ayrıca bir Uçurtma Okulu ve dünyanın ilk ve tek uçurtma kütüphanesi bulunuyor.

Türkiye’nin ilk ve tek, dünyanın da 18 uçurtma müzesinden biri olan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, 2018 uçurtma mevsimine yeniliklerle giriyor. Ülkemizi uluslar arası uçurtma etkinliklerinde başarıyla temsil eden müze kurucusu Mehmet Naci Aköz’ün, Tayland ve Malezya’da katıldığı uluslar arası festivallerin ardından yanında getirdiği uçurtmaları dahil etmesiyle, müzenin koleksiyonundaki uçurtma sayısı daha da arttı. Son eklenenlerle birlikte, müzede uçurtmaları sergilenen ülke sayısı 33’e, uçurtma ve uçurtma ile ilgili malzemelerin sayısı da 2 bin 700’e ulaştı.

Uçurtma Atölyesi Uçurtma Okulu oldu

Müze’deki yeniliklerden biri de Uçurtma Okulu. Daha önce müze bünyesinde küçük çaplı hizmet sunan Uçurtma Atölyesi’nin kapasitesi ve hizmet verdiği alan daha da genişletildi. Önceleri öğrencilerin sadece kendi uçurtmalarını yaptığı bir yer olan atölyede, ziyaretçilere dünya uçurtma kültürü hakkında bilgiler verilmeye ve uçurtmalar detaylı olarak anlatılmaya başladı. Böylece atölye, geniş çaplı bir Uçurtma Okulu’na dönüştürülmüş oldu.

Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’nde müzeyi gezmek ve uçurtmaları incelemek ücretsiz. Uçurtma severler, Uçurtma Okulu’ndan ise malzeme bedeli olan 18 TL’yi ödeyerek yararlanabiliyor. Okulda kendi uçurtmalarını yapmayı öğrenen ziyaretçiler, yaptıkları uçurtmayı kendileri alıyor.

Dünyada ilk ve tek: “Uçurtma Kütüphanesi”

Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’ndeki yeniliklerden biri de; dünyada ilk ve tek olma özelliğine sahip ‘Gülen Okumuş Uçurtma Kütüphanesi’

Müze kurucularından Gülen Okumuş’un adını taşıyan kütüphanede kitap, dergi, katalog, afiş ve broşür gibi 400’ü aşkın broşürün yanısıra, uçurtmayla ilgili film ve belgeseller içeren CD’ler, daha önce yapılmış ulusal ve uluslar arası festivalleri içeren yazılı ve görsel dökümanlar ve uçurtma konulu çeşitli belgeler bulunuyor.

Gülen Okumuş Uçurtma Kütüphanesi’nden, uçurtma konulu araştırmalar yapanlar, basın mensupları, öğrenciler ve uçurtma meraklıları ücretsiz yararlanabiliyor.

“Müze kendini geliştiriyor”

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi Müdürü Ayşe Rayet Arıcı, müzenin kurulduğu günden bu yana sürekli bir gelişim halinde olduğunu, hem içerik hem de hizmet verdiği kitle açısından sürekli büyüdüğünü belirterek; “Amacımız uçurtma gibi sokak oyunları kültürümüzün en önemli oyuncaklarından birini geniş kitlelere tanıtmak, unutulmaya yüz tutan bu oyuncağı gelecek nesillere aktarmak. Bunun için müzede bulunan uçurtmaların çeşitliliğini ve sayısını arttırıyoruz. İnsanların uçurtmaya olan ilgisini arttırmak için daha ilginç, daha değişik, daha görkemli uçurtmaları müzeye kazandırmaya çalışıyoruz. Bu konuda hiçbir harcamadan ve yatırımdan kaçınmadık, kaçınmayacağız. Müzeyi dünyanın en büyük uçurtma müzesi yapmayı hedefliyoruz” diyor.

Müze hakkında

Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, interaktif bir şekilde ve tiyatral bir anlatım tarzıyla konuklarını uçurtmalar ve uçurtma kültürü konusunda bilgilendiriyor ve onlara unutulmaz anlar yaşatıyor.

Müze kapsamındaki Uçurtma Okulu ise uçurtma yapımını öğrenmek ve/ veya kendi uçurtmasını yapmak isteyenlere, konusunun uzmanı uçurtma eğitmenleri gözetiminde bu imkanı sunuyor. 

Pazar hariç haftanın tüm günlerinde, mesai saatlerinde açık olan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’ni her yaştan uçurtmasever ziyaret edebiliyor. 

Gerek uçurtmalar gerekse de müze hakkında bilgi almak isteyen uçurtma tutkunları, www.ucurtmadunyasi.com internet sitesi ve müzenin resmi sosyal medya hesaplarını ziyaret ederek ya da 0216 553 23 37 nolu telefonu arayarak bilgi edinebiliyor.

Atypical Dizisi: Otizme Giriş

0

Atypical dizisi, 2017’nin ağustos ayında netflix’te yayınlanmaya başlayan 8 bölümlük bir dizi. Baş karakter Sam, otizm spektrumunda bulunan ergen bir genç. Sam yüksek işlevli bir otizmli, yani sosyal ve dil gelişimi düşük işlevli otizmlilere göre daha ilerde. Dizide Sam’in sevgili edinme isteği ve bununla beraber gelişen olayları görüyoruz. Dizi üzücü bir dram değil; aksine komedi içeriyor.

Dizi otizme dair birçok konuya değinse de, otizm çok daha kapsamlı ve çeşitli bir durum olduğu için, Atypical’ı otizme minik bir giriş olarak değerlendirmek daha doğru olur.

Dizide otizme ve yol açtıklarına dair neler görüyoruz? (küçük spoilerlar olabilir)

1. Sam’in sosyal etkileşimlerde zorlanması

Sam, sosyal imaları ve davranışları anlamakta ve normlara uygun tepkiler vermekte zorlanabiliyor.

Örneğin; Sam’in çalıştığı mağazaya gelen bir genç kız Sam’e ilgi gösteriyor ve bunu bakışlarıyla belli ediyor. Sam bu sosyal ipucunu anlamlandıramıyor. Arkadaşı Zahid’in yardımı ve tavsiyesiyle gülümsemeye karar veriyor. Ancak gülümsemesi sosyal normlara uygun gözükmüyor.

Sam insanların ne zaman neye üzüleceğini veya kızacağını anlamakta ve tahmin etmekte de zorlanıyor. Ancak kesinlikle empatiden yoksun değil. Terapistine şu sözlerle kendini ifade ediyor:

“İnsanlar otistiklerin empati yapamadığını sanıyor… ama bu doğru değil. Bazen insanların üzgün olduğunu anlamıyorum, ama anladığımda muhakkak empati yapıyorum. Belki de sıradan insanlardan daha fazla.”
  
2. Antarktika ve penguenlere olan aşırı ilgi ve takıntı

Sam’in bu ilgisi odasındaki dekordan ve konuşmasından belli oluyor. Sık sık Antarktika ve penguenlere dair bilgiler paylaşıyor ve kimi zaman çevresindeki kişileri bunaltıyor.3. Okuldaki öğrencilerin zaman zaman Sam’e zorbalık yapması

Öğrenciler Sam’in dürüst sözleri ve tepkileri ile dalga geçebiliyorlar. Sam ona zorbalık yapıldığını fark ediyor ama neden yapıldığını ve kişilerin neye güldüklerini anlayamıyor. Bunun üzücü olduğunu terapistiyle paylaşıyor.


4. Sam’in duyusal hassasiyeti

Sam belli dokulardan, yüksek sesten ve yoğun ışıklardan rahatsız oluyor. Otobüs koltuklarına sırtını dayayamıyor. Yüksek ses ve ışık bulunan ortamlarda ses azaltıcı kulaklıklar giyiyor.

Kimi zaman sakinleşmek için tekrarlayıcı davranışlar gösteriyor. Odasında daire çizerek tur atmak, elindeki lastikle oynamak gibi.

5. Sam’in ablası Casey’nin kardeş sorumluluğu

Abla Casey okulda Sam’e göz kulak oluyor. Sam yüksek ilgi gerektiren bir çocuk olduğu için ablası Casey çoğu zaman ikinci planda kalmak zorunda. Bunun yarattığı psikolojik etkiler; Casey’nin zaman zaman hayal kırıklığı yaşaması, üzülmesi, öfkelenmesi ve tepki göstermesi dizide gösterilmiş.6. Annenin ve babanın rolü

Anne bunca zaman kendini Sam’e adamış. Sam’e bakım vermek ve göz kulak olmak annenin kimliği haline gelmiş. Sam’in büyümesi ve artık bireysel olarak bir şeyler yapmak istemesi annenin tepkisine yol açıyor. Artık ona ihtiyaç duyulmadığını gören anne bocalıyor ve otizm grup buluşmalarında bunu “artık kim olduğumu bilmiyorum” diyerek dile getiriyor.

Anne kendi için bir şeyler yapmaya başlıyor. Bara gidiyor, içki içiyor ve yeni insanlarla iletişime geçiyor.

Annenin rolünün azalmasıyla babanın rolü artıyor. Önceden otizm grup buluşmalarına katılmayan ve Sam ile bağ kurmakta zorluk yaşayan baba, Sam’le ilgilendikçe değişmeye başlıyor. Bütün bunlar anne ve baba arasındaki ilişkide bazı değişikliklere yol açıyor, onu da diziyi izlediğinizde kendiniz görürsünüz.

Dizide otizm gerçekçi ve doğru anlatılmış mı?

Kısmen evet. Sam’in yaşadığı sorunlar ve belirtiler otizm spektrumunun içerisinde var. Ancak bunlar otizmi tanımlamaya yetmez. Otizm spektrumu geniş ve karmaşıktır, Sam’in yaşadıkları otizmin sadece küçük bir parçası.

Sam’in bazı davranışları otizmin tipik belirtileriymiş gibi anlaşılabilir ancak her otizmli Sam gibi değildir.

Sam’in zaman zaman izleyiciye kaba gözükebilecek davranışları var; onunla konuşmak isteyen bir kişiyi geri çevirmesi, ailesinin önünde kız arkadaşına onu sevmediğini söylemesi, eşyalarını paylaşmak istememesi gibi. Bunlar Sam’in -kişisel olarak- otizminin bir parçası olabilir ancak bütün bunları otizme genellemek tehlikeli olabilir. Bilinçli olmayan izleyicide otizmin genel özelliklerine dair yanlış fikirlere yol açabilir.

Yine de otizmin aile içinde, sosyal çevrede ve kişisel düzeyde nasıl karşılandığını ve etkilerini görebiliyoruz. Sam’in terapistiyle konuşurken paylaştığı düşünceler, otizm spektrumuna dair gerçekçi ve kişisel bilgiler veriyor. Otizm grup buluşmalarında konuşulanlar ise farkındalığı artırmaya yönelik.

“Biz burada  ‘önce insan’ dilini kullanıyoruz. Yani ‘otistik çocuk’ demiyoruz. ‘Çocuğum otizmli’ diyoruz. Kişi, sonra hastalığı.”

Diziyi izlemenizi öneririm ancak izlerken aklınızda otizmin burada gösterildiğinden ibaret olmadığını bulundurun. Bu otizme küçük bir giriş.

Fragman: https://www.youtube.com/watch?v=ieHh4U-QYwU

https://www.facebook.com/AtypicalNetflix/

Halkın mücadelesi ile “Acarlar Longozu” kazandı

Acarlar Longozu’ndaki tarım topraklarını savunanlar kazandı. Kaynarca Makinacılar Organize Sanayi Bölgesi, ÇED raporunu iptal etti.

Acarlar Longozu’ndaki tarım topraklarını savunanlar kazandı.

Sakarya’nın Kaynarca ilçesi Güven Köyü sakinleri, köylerine yapılması planlanan Makina Organize Sanayi Bölgesi(OSB)’nin tarım topraklarını etkileyeceği gerekçesi ile ilgili fabrika için alınan olumlu Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun ve yer seçimin iptali için dava açtı. Mahkeme, bilirkişi raporları doğrultusunda ve yaptığı incelemeler sonucunda ÇED Raporu’nun iptaline karar verdi.

Mahkeme, Kaynarca’nın Güven Köyü’nde kurulmak istenilen ve Kuzey Ormanları’nın en eşsiz parçalarından biri olan Acarlar Longozu ve bölgedeki tarım havzalarını tahrip edecek olan “Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi”nin ÇED raporunu oy birliğiyle iptal etti.
Sakarya İdare Mahkemesi, Kaynarca’nın Güven Köyü’nde kurulmak istenilen ve Kuzey Ormanları’nın en eşsiz parçalarından biri olan Acarlar Longozu ve bölgedeki tarım havzalarını tahrip edecek olan “Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi”nin ÇED raporunu oy birliğiyle iptal etti. Kuzey Ormanları Savunması’nın destek verdiği bölge halkı projenin iptal edilmesi için pek çok eylem ve etkinlik düzenlendi.

Göktaşlarında bulunan süper iletken malzemeler

0

Los Angeles’da bir grup fizikçi, araştırmaları sonucunda göktaşlarının elektrik ileten materyaller içerdiklerini buldular.

Amerikan Fizik Derneği’nin Mart ayındaki toplantısından bugün bildirilen sonuçlara göre, bulunan sonuç güneş sistemi hakkında devrim yaratacak türden olmasa da ,süper iletken maddeleri bulma umutlarını artırabilirdi. College Park’ta bulunan Maryland Üniversitesinde madde fizikçisi olan Johnpierre Pagliona konu hakkında, “Bir şey bulup izole ettikleri anlaşılıyor”dedi.

Geleneksel süper iletkenler, kritik sıcaklığın altında soğutulduğunda süper iletken hale gelen niyobyum, kurşun veya cıva gibi basit maddelerden oluşuyor.

Birçok bilim insanı, atomik ölçekte belirli özellikleri tasarlayarak yeni süper iletkenleri sentezlemeye çalışsa da, Kaliforniya Üniversitesi, San Diego’da (UCSD) madde fizikçisi olan Ivan Schuller’in liderliğindeki ekip, göktaşlarından başlayarak mevcut materyalleri taramaya karar verdi. Schuller’e göre Tanrı gerekli olan tüm materyalleri sağlamıştı ve insanlar bu materyallere bakmalıydı. Ancak göktaşları, dünyadaki herhangi bir laboratuvarın yeteneklerinin ötesinde aşırı sıcaklık ve basınç altında oluşan maddelerdi.

Bu bağlamda Schuller’in ekibi süper iletkenliği aramak için mikrodalga radyasyonuyla pompalanan bir çukurun içine küçük bir örnek yerleştirdi. Bilim insanları maddeye güçlü bir manyetik alan ve küçük bir manyetik alan uyguladılar. Toplantı sonuçlarını sunan ve UCSD’de yüksek lisans yapan James Wampler, konuyla alakalı olarak, ‘bir süper iletkeni kritik sıcaklıkta soğuttuklarında, soğurma da önemli ölçüde değişir” dedi. Wampler, tekniğin klasik manyetik ölçümlerden yaklaşık 1000 kat daha hassas olduğunu da fikirlerine ekledi.

Wampler, toplantıda yaptığı açıklamada, 16 farklı meteor yüzeyinden kazınmış küçük numunelere uyguladıklarını söyledi. Bu meteorlardan iki tanesinde süper iletkenlik kanıtı buldular: Merkrabilla göktaşı, 1911’de Avustralya Outback’te bulunan 9980 kilogramlık bir demir yığını ve 1995’te Antarktika’da bulunan bir karbonlu göktaşı Graves Nunataks.

Araştırmacılar pozitif manyetik sinyal bulduklarında, her bir toz örneğindeki farklı türdeki maddeleri görsel olarak incelediler ve süper iletken olan tanelerin içindeki malzemeleri tanımlamak için x-ışını spektroskopisini kullandılar. Wampler, Grave Nunataks göktaşının süper iletkeninin bir indiyum ve kalay alaşımı olduğunu söyledi. Mundrabilla göktaşının içindeki ise bir indiyum, kalay ve muhtemelen kurşun bir alaşım gibi görünüyordu. Her ikisi de 5 K civarında kritik sıcaklıklara sahip olan iyi bilinen süper iletkenlerdi.

Kaynaksciencemag.org | Alıntı | webtekno.com |

Kimileri Frida Kahlo’yu neden sever?

Frida Kahlo, son dönemde kız çocuklarına model olsun diye Barbie oyuncağı yapılacak kadar dünyaca benimsenmiş bir rol modelse de ülkemizde sevilmesinin nedeni gizli bir Stockholm sendromu olabilir mi? Evet, farkındayım, bu soruyu açıklamalıyım.

Mevzu sadece Frida Kahlo’nun Barbie olması değil!

Barbie oyuncakları, dünya genelinde kız çocuklarının belli bir yaş döneminde ilgilerini çeken oyuncaklardandır. Beğensek de beğenmesek de durum böyle özetlenebilir. Marka, hedef kitlesine rol modelleri sunmak için on yedi kadını seçip Barbielerini yapmış. İçlerinde Frida Kahlo da var. Salma Hayek’in Frida Kahlo’nun Barbiesinin yapılmasına itirazı var. Ntv’nin haberine göre şöyle yazmış oyuncu;  “Frida Kahlo hiçbir zaman başkası olmaya ya da bir başkasına benzemeye çalışmadı. O eşsiz biri. Nasıl bir Barbie bebeğe dönüşebilir?”

Hangi birimiz eşsiz olmadığımızı iddia edebiliriz ki? Her birimiz ya da hiçbirimiz; bunu belirleyen normlar ya da piyasa koşullarıdır. Frida Kahlo’nun seçilme nedeni de dünyaca tanınmış bir ressam olması olabilir ya da basitçe ifade edersem dünya pazarı ikonlarından biridir; Frida Kahlo. Eşsiz olmasına gelince kimin umurunda? Asıl önemli olan piyasa!

Piyasa kendi ihtiyaçları doğrultusunda ikonları kullanır. Bununla ilgili pek çok örnek verilebilir? Mesela, Marilyn Monroe bunlardan biridir. Warhol’un Marilyn Monroe’su da öyle. Üstelik Warhol’un Monroe’su günümüze daha yakındır. Yeniden üretilen bir imaj.

Tıpkı Warhol gibi biz de imajlar üretiriz. Çoğun bu imajlar; kendimizi anlatmak için bulduğumuz kısayol tuşlardır. Göstergeler konuşur. Her biri bağlamına göre farklı şeyler söyleyebilir. Peki Frida Kahlo’yu bir imaj olarak hayatına yerleştirenler ne der ya da ne demek ister?

Frida Kahlo ’nun Bizdeki Yansımaları

Burada, belki her yerde öyledir; onun İki Frida’sı, Kırıklı Sütunu, Maymunlu Otoportresi’si yani kısaca eserleri, Frida kadar sık görülmez. Ortada çok net bir gerçek vardır ki, filtre kahve içen herkes Frida Kahlo’yu tanır. “Hani şu esmer, otantik, kaşları bitişik kadın mı?” diye soranları geçersek, sevenleri çoktur Frida’nın. Bunun yansımalarını nesnelerde görmek de mümkündür. Frida’lı pek çok ürün yapılmıştır, satılmıştır ve alınmıştır. Peki neden?

Elbette bu soruya cevap olarak tek bir şey söylenemez ama belirtmek isterim ki; cevabı gönül rahatlığıyla eserleri diye verebilseydim, bu yazı yazılmazdı. Hatta yaşam azmi, tutkulu kişiliği, var oluş mücadelesi diye cevaplamak bile yazıyı geçersiz kılardı.

Onu bu topraklarda hemen hemen ilk var eden, Frida filmi olmuştur. Fado ve Diago. Daha açık söylemek gerekirse acının müziği ve perdeye yansıyan aşk trajedisi. Frida’yı sevenlerde gözlemlenebilecek trajik hata da besinini buradan bulur. Bir edebi tür olarak bakıldığında trajedide, trajik hata yani hamartia olmazsa olmaz olabilir. Gerçek yaşamdaysa bu tür bir besinin rolü tartışmalıdır / tartışılmalıdır.

Stockholm Sendromuna Gelince

Şöyle tanımlanıyor sendrom: “Rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama noktasına gelmeleri ve kendisini rehin alan kişilerle geçirdikleri sürenin sonunda onlara yardımcı olmaya başlaması ve nihai olarak da onlarla özdeşim kurmalarına Stockholm Sendromu denmektedir. Bu sendromun anlamını genişleterek insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları benimsemesi, savunması ve bu koşulları yaratan nedenleri görmemesi, ezenin yanında yer alması olarak da tanımlayabiliriz.”* deniyor.

Yine aynı kaynakta şöyle bir alıntı mevcut:

“Şiddet uygulayanın ilk hedefi kurbanı köleleştirmektir ve bu amaca kurbanın hayatının her alanında despotça bir denetim kurarak ulaşır.  Ancak salt boyun eğme onu nadiren tatmin eder; suçlarını haklı göstermenin psikolojik ihtiyacı içindedir ve bunun için kurbanın onayına ihtiyaç duyar. Bu yüzden durmaksızın kurbanından saygı minnet ve hatta sevgi göstermesini talep eder. Saldırganın nihai hedefi gönüllü bir kurban yaratmak gibi görünmektedir”. (Herman, 1992)”

Tam da bu söylenenler üstüne aşka ve aşk acısı diye tanımlanan o belirsiz ama kesin ve keskin duyguya yeniden bakmak gerekiyor. Başlangıçta sorduğum soruyu tekrarlarsam:

“Frida Kahlo’nun ülkemizde sevilmesinin nedeni gizli bir Stockholm sendromu olabilir mi?” Üstüne yapılmış bilimsel bir araştırma ve verileri olsaydı yazıya bu verilerden bahsederek devam edebilirdim. Şimdiyse elimde sadece gözlem ve eğilimler var. Evet, bir de bu süregiden trajik hatadan duyduğum rahatsızlıktan kaynaklı bir iç gözleme yol açma istek ve umudu.

Çünkü Freire Amca’nın söylediği gibi “ezilenler kendilerinin, ezenlerin ev sahipleri olduklarını fark ettikleri zaman özgürleştirici pedagojinin doğumuna katkıda bulunabilirler.”**

Nedir bu ezen ezilen ve Frida’yı seven ilişkisi

“Ezen ve ezilen arasındaki ilişkinin temel öğelerinden biri kural belirlemedir. Her kural belirleyiş bir insanın bir insana seçimini dayatması demektir. Bu da belirlenen insan bilincini, belirleyeninkiyle uyumlu bir bilince dönüştürür. Böylelikle ezilenlerin davranışı belirlenmiş davranıştır; ezenin ilkelerini izler.”**

“Ezilenler, ta içlerinde oluşmuş olan ikiliğin acısını çekerler. Özgürlük olmaksızın kendileri olarak var olamayacaklarını keşfederler. Ancak, kendileri olarak var olmayı arzulamalarına rağmen, bundan korkarlar. Ezilenler, aynı anda hem kendileridir hem de bilinçlerini içselleştirmiş oldukları ezenleridir.”**

Ezilenlerin Pedagojisinden yapılmış bu alıntıyı kadınlara uyarlarsak:

Kadınlar, ta içlerinde oluşmuş olan bu ikiliğin acısını çekerler. Özgürlük olmadan kendileri olarak var olamayacaklarını keşfederler. Ancak, kendileri olarak var olmayı arzulamalarına rağmen, bundan korkarlar. Kadınlar aynı anda hem kendileridir hem de bilinçlerini içselleştirmiş oldukları erkeklerdir. Öyle midir? Buranın sokaklarda eşitlik, özgürlük sloganları atarken evde kendilerine kadınların çay getirmesini bekleyenlerin olduğu üstelik acının matah bir şeymiş gibi yüceltilmeye çalışıldığı ve neredeyse cefanın övülmek istendiği fazlasıyla arabesk topraklar olduğunu düşünürsek bu soruya öyledir cevabını verme ihtimalimiz de yükselir.

Yani biraz kurcalayın göreceksiniz, Frida’yı sevenlerin çoğunun içinde -çoğun yaşayanın değil, dinleyenin rahatlıkla görebileceği- Stockholm Sendromuvari bir aşk sömürgesi vardır. Frida’yı severler çünkü Diago’nun onca yapıp ettiklerine karşın Frida ondan vazgeçmemiş / geçememiştir, tıpkı kendilerinin de yapmadığı / yapamadığı gibi. Oysa Frida’nın yaşamından ve eserlerinden çıkarılabilecek daha net bir şey vardır. Bu şey, onun aslında kendinden vazgeçemediğidir. Başına gelen tüm olumsuzluklara rağmen -ki belki Diago da bu olumsuzluklarda biridir- Frida, kendisi olarak var olabilmiş ve eserler üretebilmiş bir ressamdır.

Burada, onun doğumundan yüz on bir yıl sonra bile kendi içindeki ezenle yüzleşemeyen, yüzleşmek istemeyen ya da bu durum işine geldiği için mevcudu sürdürmek isteyen ama Frida’lı ürünleri tüketenler söz konusudur. Hiçbiri aslında “Diago” olmayan rehinecilerini matah bir şey sayan Fridacılar çoktur. Frida’yı sevenlerin bir kısmını işte bu Fridacılar oluşturur.

Ola ki bu yazıyı okuyup, Frida’dan kendine gidecek yolda, mağdur edebiyatını kırmak isteyecek bir kişi bile çıkarsa bu yazı amacına ulaşmış demektir.

Frida’ya ve kendinize iyi bakmanız dileklerimle.

*Alıntı: https://www.e-psikiyatri.com/stockholm-sendromu-nedir-ve-belirtileri-nelerdir-28637 linkinden yapılmıştır.

**Alıntı: Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi’den yapılmıştır.

Çin, insan sesini kopyalayabilen yapay zeka geliştirdi

0

Çinli firma Baidu, geliştirdiği yapay zekayı Google’a bir sesli cevap dosyası göndererek duyurdu.

Her geçen gün yapay zeka yazılımlarıyla ilgili yeni gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler, özellikle üzerine yoğunlaşılmasından dolayı genellikle fotoğraflarla ilgili oluyordu. Ancak bu sefer geliştirilen yapay zeka insanların seslerini taklit edebilme özelliğiyle diğerlerinden ayrılıyor.

2017’de Baidu Deep Voice araştırma ekibi 30 dakikalık sesleri inceledikten sonra bunları klonlayabilen bir yapay zeka teknolojisi sunmuştu. Yaşanan gelişmeler sonrasında bu yapay zeka birkaç saniyelik ses kayıtlarından sesleri klonlayabilecek hale geldi.

Yeni teknolojinin konuşma yeteneğini kaybetmiş kişiler ve çocuğunuzdan uzakta olduğunuzda sizin sesinizle onu sakinleştirecek teknolojiler gibi alanlarda kullanılması bekleniyor. Ayrıca kişiselleştirilmiş asistanlarda da kullanılması isteniyor. Yeni teknolojinin en büyük dezavantajı bazı kişilerin seslerinin klonlanmasına olanak vermesinin istismar edilmesi. Bundan faydalanan kötü niyetli kişiler yapay zekayı kullanarak farklı alanlarda dolandırıcılık yapabilirler.

Videodaki insanların yüzünü değiştirmek veya sıfırdan yaratabilmek için kullanılan programlar bulunuyor buna seste eklendiğinde yeni bir dolandırıcılık alanını kapıları açılabilir. Seks içerikli videolar şantaj amaçlı ve kişileri yanıltma amaçlı kullanılabilir. Bu nedenle insanların seslerini %95 oranında taklit eden sistemin yapay olduğunun biraz daha belli olacak şekilde yapılmasının daha güvenli olacağını düşünüyorum.

Alıntı | webtekno.com  | Kaynaksciencealert.com | Kapak Görseli 

Dance in Berlin in a nutshell; (Un)domesticated Bodies: Live Feed

Full crowd of dancers all around the stage and among audience. 5 horizontal parts of seats. Rosalind Crisp explains each of the groups of audience one by one what this is all about. Everyone gets different views about the story throughout the performance. The common thing about the individual movements, groups, lighting, even the event team is the flowing attitude, without any pauses; balancing each other, keeping the audience present. Dancers move with full presence, a strong and soft control of each small parts of their bodies in connection with whole. And the killer (ironically) element of the process is ‘breaths’; hearing the breaths of the dancers on solos. 4 solo are showed. (Celine Debyser, Sunniva Vikor Egenes, Max Fossati, Anna Nowicka. Smooth transitions are visible both in dancers own and in connection with following and watching dancers. Solos are presented with the light focus. When solos are over and general light comes, it feels relief! A great example of playfulness in dance. Yeah, why not?

Open Spaces #1-18, Tanzfabrik, 2018, Berlin, Germany

Choreografic method, Direction: Rosalinda Crisp

Dance: Sunniva Egenes, Anna Nowicka, Céline Debyser, Max Fossati, Maya Dalinsky, Elise Brewer, Naïma Ferra, Daniella Eriksson, Katharina Greimel, Naama Ityel, Ana Jelušić, Adriana Josipovic, Rhiannon Newton, Nikolina Komljenovic, Martyna Lorenc, Susanne Martin, Diethild Meier, Andreas Müller, Lisa Nilsson, Benni Pohlig, Rain Saukas, Alexis Steeves, Ute Vetter, Kasia Wolinska

Technical management, Light: Marco Wehrspann

Artistic cooperation: Andrew Morrish

A production by Tanzfabrik Berlin

*This writing series is a collection of Müge Olacak during her research in Berlin, 2018.

Cover photo resource: Tanzforum Berlin

Body photos resource: Tanzfabrik Berlin

Dünyayı değiştiren 10 vegan kadın

8 Mart’ı geride bıraktık. Biliyoruz ki 8 Mart, cinsiyet eşitliğine hız kazandırmak için eylem çağrılarında bulunmanın yanı sıra kadınların sosyal, ekonomik ve politik başarılarını ön plana çıkaran bir gün. Biz de sizler için, eylemleri ile dünyayı değiştiren 12 ilginç vegan kadını tanıtan bir yazı hazırladık.

1-Doktor Melanie Joy

Melanie Joy; Why We Love Dogs, Eat Pigs and Wear Cows: An Introduction to Carnism (Neden Köpekleri Severken Domuzları Yer ve İnekleri Giyeriz: Karnizme Giriş) adlı ödüllü kitabında kullandığı “karnizm” sözcüğünü dünyaya tanıtmasıyla tanınıyor.

Strategic Action for Animals and Beyond Beliefs: A Guide to Improving Relationships and Communication for Vegans (İnançların Ötesinde, Hayvanlar İçin Stratejik Adımlar; İlişkileri ve İletişimi Geliştirmek için Veganlara Bir Rehber), Vegetarians, and Meat Eaters (Vejeteryanlar ve Et Yiyenler) isimli bir kitabı daha var.

Harvard mezunu psikolog, genelde ana akım medyada kendinden söz ettiriyor. Dünyanın her yerinden farklı vegan kişilere eğitim veriyor, TEDx’te de Toward Rational, Authentic Food Choices(Türkçe Altyazılı) isimli 600,000’den fazla izlenen konuşmayı yapıyor.
Doktor Joy, küresel şiddetsizlik kapsamındaki çalışmaları adına Ahimsa Ödülü (geçmişte Dalai Lama ve Nelson Mandela’ya verilmişti) de dahil pek çok ödüle layık görüldü.

2- Doktor Pam Popper

Doktor Pam Popper; beslenme, ilaç ve sağlık uzmanı olarak dünyaca tanınan bir kadın. Aynı zamana natüropat olan Popper, Wellnes Forum Health Enstitüsü’nde yönetici müdürlük yapıyor. Washington’daki Physicians’ Committee for Responsible Medicine Enstitüsü’nün yönetim kurulunda çalışıyor. Dünyaca tanınan Pam Popper, Processed People and Making a Killing and Forks Over Knives filmi de dahil pek çok filmde rol aldı. Birçok kitap yazdı. En son çıkan kitabı ise; Food Over Medicine: The Conversation That Can Save Your Life.

3- Angela Davis

FBI’nın En Çok Aranan 10 Kişi listesinde adı geçen Angela Davis 2009 yılında vegan olduğunu duyurduktan sonra modern aktivizmin anneannesi olarak görülmeye başlandı.

1960 yıllarından beri insan haklarını ve ilerici siyaseti savunuyor. Sosyalist bir bilimci olarak, dünyanın her yerinde ders verdi ve pek çok üniversitede çalıştı.
Geçtiğimiz zamanlarda, Güney Afrika Cape Town Üniversitesi’nde gerçekleşen büyük bir konuşmada insan hakları ve hayvan hakları arasındaki bağlantıyı tartıştı. Bu konuşmada; “Duygusal varlıklar; McDonald’s, KFC gibi yerlerde insanların hastalanmasına neden olan yiyeceklere ve kâra dönüştükleri zaman acıya ve işkenceye maruz kalırlar” dedi.

Angela; önyargı ve kâr temelindeki yaşamları değersizleştirmenin durdurulması gerektiğinin üzerine basarak hayvan özgürlüğü ve ilerici siyaset arasındaki boşluğu ortadan kaldırarak, insan ve hayvan haklarını eşit haklar ile tartışmaktadır.

4- Aph Ko

Black Vegans Rock projesini başlatan Aph Ko; hem bir akademisyen, hem bir yazar hem de bağımsız bir dijital içerik üreticisi.
Aphro-ism: Essays on Pop Culture, Feminism (Afro-izm: Pop Kültürü ve Feminizm Üzerine Denemeler) ve Black Veganism from Two Sisters (İki Kız Kardeşten Siyah Veganizm) isimli kitapların yardımcı yazarı. Çalışmaları; The New York Times, Black Youth Project, Huffington Post, VegNews ve Vegan Yaşam Dergisi gibi mecralarda yayınlamakta.

Film sektöründeki çalışmaları arasında da Jacqueline Olive tarafıdnan çekilen Always in Season isimli belgesel niteliğindeki filmin yardımcı yönetmenliği bulunuyor. Ko ayrıca, The Invisible Vegan isimli filmde danışman rolünde oynadı. 2017 yılında P.E.A (İnsan, Çevre, Başarı) Ödülü’ne aday gösterildi.

5- Miley Cyrus

Amerikalı şarkıcı, besteci ve oyuncu Miley Ray Cyrus; hayvan hakları ile ilgili mesajlarını yaymak için genellikle büyük platformları kullanan açık sözlü vegan bir savunucusu.
2013 yılında MTV tarafından Yılın Sanatçısı olarak seçilen Cyrus; 2008 yılında Times’ın En Etkili 100 İnsan listesinde er aldı ve 2014 yılında büyük bir hayran kitlesi kazandı.

Instagram’da yaklaşık 76 milyon takipçisi olan Cyrus, ünlü bir vegan olarak oldukça etkili bir isim. Vegan yiyecek fikirlerinin yanı sıra suistimal ve avlanmaya karşı gönderiler de paylaşıyor. Cyrus, bağımsız vegan markaları desteklemeyi de seviyor. Mesela Beyond Skin adlı bir ayakkabı markasının ürünlerini fotoğraflarında ve videolarında paylaşıyor. Ünlü şarkıcı aynı zamanda nişanlısı Liam Hemsworth ile vegan bir çift olarak da oldukça tanınıyor.

6- Ingrid Newkirk

Ingrid Newkirk, hayvan hakları yardım kuruluşu olan PETA’nın başkanı ve kurucusu olarak tanınıyor. Kendini kölelik karşıtı olarak tanımlayan Newkirk; Save the Animals! 101 Easy Things You Can Do (Hayvanları Koru! Yapabileceğin 101 Basit Şey) ve The PETA Practical Guide to Animal Rights gibi kitaplar da dahil pek çok kitap yazdı.

PETA, kurulduğu günden bu yana, laboratuvarlarda gerçekleşen korkunç hayvan deneylerini teşhir etmek de dahil birçok önemli olayı gerçekleştiren bir kuruluştur. Bu kuruluşa göre; “PETA, Kuzey Amerika’nın en büyük at kesim çiftliğini kapattı, büyük tasarımcıları ve yüzlerce şirketi kürk kullanımını durdurmak için ikna etti, hayvanlar üzerindeki araba kazası deneylerini sonlandırdı, kötü durumdaki hayvanları kurtardı, okulların alternatif tahlillere geçmesine yardım etti ve milyonlarca insana vejetaryenlik, evcil hayvan bakımı ve daha birçok konu hakkında bilgi verdi.”

7- Sia

Altın Küre adayı Avustralyalı müzisyen Sia Furler, 2014 yılında veganlığa geçmeden önce uzun yıllar boyunca vejetaryendi. Hayvanları sahiplendirmeye yardım etmek ve kısırlaştırmayı teşvik etmek için hayvan hakları yardım kuruluşu olan PETA ile çalışmakta.

“Oscar Yasası” olarak tanınan bir kampanyanın parçası olarak; ünlü şarkıcı Jon Stevens, Paul Dempsey, Rachael Leahcar ve Missy Higgins gibi isimlere katılarak büyük ölçekli evcil hayvan yetiştiriciliğine karşı protestolarda bulundu. Beagle Özgürlük Projesi’nin de destekçisi olan Sia, 2016 yılında PETA tarafından “Best Voice for Animals (Hayvanların En İyi Sesi)” Ödülü’ne aday gösterildi.

8- Fiona Oakes

6 yaşından beri vegan olan Fiona Oakes; 17 yaşında dizkapağı yaralanması geçirmesine rağmen 3 dünya rekoruna sahip olan İngiliz maraton koşucusu.
Oakes, yaklaşık 400 kurtarılmış hayvana yaşam sağlayan Tower Hill Stables Hayvan Barınağı’nı işletmektedir.

Barınak, suistimal ve sömürü konularıyla uğraşırken; Fiona, içinde yaşadığımız dünyanın karşılaştığı en büyük tek sorun olduğuna inandığı “Fiona Oakes’ı” kurdu; bir sürdürülebilirlik projesi.
Şu anda ise Oakes, What the Healt’ın yardımcı yönetmeni olan Keegan Kuhn’un yaptığı Running for Good isimli yeni belgeselin konusu.

9- Doktor Breeze Harper

Dr. Breeze Harper, The Sistah Vegan Projesi’nin yaratıcısı. Ayrıca; Sistah Vegan: Black Female Vegans Speak on Food, Identity, Health, and Society (Siyahi Kadın Veganlar Yemek,Kimlik, Sağlık ve Toplum Hakkında Konuşuyor) isimli çığır açan bir antolojinin de editörlüğü yapmakta.
2016 yılında, Humane Partisi Başkan Yardımcısı adaylığına aday gösterildi ve şu anda Racial Tension Headaches: A Critical Race Feminist’s Journey Through ‘Post-Racial’ USA’s Ethical Foodscape  isimli diğer kitabı üzerine çalışıyor.

10- Kat Von D

Amerikalı dövme sanatçısı, televizyon kişiliği ve makyaj girişimcisi Kat Von D; hayvan hakları ve veganlık konularında açıksözlü bir savunucu.
Gelecek yıl, mantar derisi de dahil olmak üzere kumaştan yapılmış ve tüm cinsiyetler için tasarlanmış bir ayakkabı serisini piyasaya tanıtacak.
Von D, Forks Over Knives adlı bir belgeseli izledikten sonra vegan olduğunu belirtiyor.
“Veganlık beni değiştirdi. Seçimlerimin diğerlerini; hayvanları, etrafımdaki insanları ve yaşadığımız gezegeni nasıl etkilediğini görmek için kendi geçmişime bakmayı öğretti. Bana göre veganlık, bir bilinçlilik.”

 

Kaynak: PlantBasedNews

Stoacılık ve yaşam meselesi

2

Stoizim için panteist ve materyalist bir anlayış üzerine kurulu Antik Yunan döneminin ekollerinden biri denilebilir. Hayatın anlamı nedir, mutluluğa nasıl erişilir, insanın diğerleriyle ilişkisi ne olmalıdır ya da insanın evrendeki yeri nedir gibi sorulara cevap arayan başlıca Stoikler arasında Seneca, Epiktetus ve Marcus Aurelius gösterilebilir. Stoikler, Socrates’ten ve Diyojen gibi minimalist felsefecilerden etkilenmişlerdir.

Stoiklere göre

  • Her şey sebep-sonuç ilişkisi üzerine kuruludur(Logos).
  • Kendi kontrolünde olmayan şeylerle ilgilenmektense, kendini değiştirebilirsin. Böylece hayal kırıklığına uğrama ihtimalini ortadan  kaldırabilirsin. İnsan, hapisteyken bile mutlu olabilir; çünkü mutluluk insanın kendisine dönüp kendi içinde çözümleyip başarabileceği bir şeydir.
  • Duygular fiziksel değişimleri de beraberinde getirdikleri için materyaldir.
  • Panteistlerdir, çünkü her şeyin aslında bir olduğunu düşünürler.
  • Skeptiklerden farklı olarak bilginin ulaşılabilir olduğunu savunurlar ve buna zengin-fakir, sağlıklı-hasta herkes erişebilir.
  • Ölüm üzerine düşünüp, ölümlü olduğunu, sevdiklerinin öleceğini de hatırlamak gerekir. Böylece hayatı daha doğru yaşayabiliriz. Ayrıca stoikler, ölümden korkmazlar; çünkü ölümün olduğu yerde sen yoksundur. Ancak ölüme nasıl yaklaştığın, zamanını nasıl geçirdiğin fark yaratır onlar için.
  • İnsanları olduğu gibi kabul etmemiz ve bundan keyif almayı öğrenmemiz gerektiğini savunurlar.
  • Seneca, “Hayaller, gerçeklerden daha çok acıtır,” der. Epictetus’a göre ise insanları asıl üzen olaylar değil, onlara yaklaşım biçimleridir, onlara yükledikleri anlamlardır.
  • Seneca için insan hayatı kısa değil, insanın yaşama şeklidir onu kısa yapan. “Hayatın gerçekten yaşadığımız kısmı az, geri kalan kısmı ise zamandan ibarettir,” der Seneca. Ona göre insanlar çoğunlukla sadece zaman “geçiriyor”, hayatı yaşamak denilen şeyden uzakta bir yerlerde savrulup duruyor, günün karmaşasında yitip gidiyor.

Stoacılık; anın kıymetini bilmek, geçmişe takılmamak, bugünü pişmanlıklarda bulandırmamak, olaylara bakış açımızı değiştirerek, kendimizi tanıyarak ve limitlerimizi bilip bunu kabullenerek mutluluğa erişilebileceği düşüncesi üzerinde yükselen bir ekol kısaca.

SpaceX tarafından fırlatılan roketler sıkıcı olmaya başladı

0

Başarılı fırlatmalarıyla SpaceX, günümüzün en büyük uzay şirketlerinden biri oldu. Rutin haline gelen fırlatmalar, artık heyecan uyandırmamaya başladı.

Geçtiğimiz haftalarda başarılı bir şekilde uzaya gönderilen, dünyanın en güçlü operasyonel roketi Falcon Heavy’nin ardından oldukça mutlu görünen Elon Musk, son günlerde biraz sıkılmış görünüyor. Bir basın mensubunun bildirdiğine göre, yapılan basın toplantısında hafif bir gülümseme ve rahatlamış görüntü sunan Musk, şu anki durumdan biraz sıkılmış gibi.
 

Görünen o ki, Elon Musk artık rutin haline gelen roket fırlatmalarından eski heyecanı duymuyor. Çok daha büyük projelere sahip olan Musk, bugüne kadar 50 farklı Falcon 9 fırlatması gerçekleştirdi. 2002’de kurulmasının üzerinden kısa bir süre geçmeden ciddi mali sıkıntılarla karşılaşan SpaceX, bugünkü durumuna gelene kadar birçok zorluğu aştı.

Sadece 10 yıl önce, Falcon 1 roketimizle bir yörüngeye bile ulaşamadık.” şeklinde tweet atan Musk, bu başarıyı dehasına borçlu. Mars’a insan ve kargo taşımacılığı maliyetlerini en aza indirmeyi hayal eden Musk, bu hayaline doğru emin adımlarla ilerliyor. Zaman zaman başarısızlıklar yaşasa da bu oranı gün geçtikçe azaltan SpaceX, Elon Musk’ın hayallerine her geçen gün biraz daha yaklaşmasına yardımcı oluyor. 2018 yılında 30-40 fırlatma yapmayı planlayan SpaceX, bu yılın sonlarına doğru bazı NASA astronotlarını Falcon 9 ile uzay istasyonuna göndermeyi planlıyor.

Sıkıcılık” bazen bu sektörde iyi bir şey olabilir. Sıkıcı denen şeyler, güvenli ve kendini kanıtlamıştır. Falcon 9’un fırlatmalarının rutinleşmesi, SpaceX’in başarısının en büyük göstergesi ve bu henüz başlangıç. Peki siz ne düşünüyorsunuz? Elon Musk, bu sıkıcı durumdan kurtulmak için çok daha çılgın projelerini ortaya çıkarır mı?

Alıntı | webtekno.com | Kaynakbusinessinsider.com |