Ana Sayfa Blog Sayfa 193

4 milyon nüfuslu eyalete 20 milyon turist çeken muhteşem reklam kampanyası

0

ABD’nin turizme en az para harcayan eyaletlerinden biri olan Oregon, son derece sade bir reklam kampanyası başlattı. Başarıya ulaşan reklam kampanyası, nüfusu 4 milyon eyalete toplamda 20 milyon turist çekti.

Bildiğiniz üzere turizm reklamlarında tanıtılmak istenen şehirler, bölgeler ya da mekanlar, olduğundan daha güzel ve coşkulu gösterilirler. Öyle ki; reklamlara bakarak ziyarete gittiğiniz yerde karşılaştığınız manzara ile reklamlarda gördüğünüz yerin aynı yerler olmadığını dahi düşünebilirsiniz.

50 eyaleti bulunan Birleşik Devletler’de nüfus yoğunluğu bakımından 39. sırada yer alan Oregon eyaleti, 4 milyon nüfusa sahiptir ve ülkede turizme en az para harcayan 5. eyalet olarak göze çarpmaktadır. Buna karşın Oregon’un son reklam kampanyası, eyalette ciddi bir turizm patlamasına neden oldu.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Oregon, turizme en az para harcayan eyaletlerden birisi. Dolayısı ile reklam kampanyasında mankenler, ünlü aktörler, özel efektler ya da yüksek çözünürlüklü görseller kullanılmadı. Oregon eyaletindeki sıradan kişilerin, kısmen sıradan fotoğraflarının kullanıldığı kampanyanın sloganı ise ‘Biz Oregon’u beğeniyoruz, belki siz de beğenirsiniz’ oldu.

Seyahat dergilerinde ve reklam panolarında paylaşılan bu son derece sade ve şık reklam kampanyası, beklenmeyen bir şekilde turistlerin Oregon’a akın etmesiyle sonuçlandı. 4 milyon nüfuslu eyalete toplamda 20 milyona yakın turist geldi ve eyaletin 12 milyar dolar turizm geliri elde etmesini sağladı.

Yıl boyunca Oregon’daki turist yoğunluğu öylesine fazlaydı ki, otellerin ortalama doluluk oranı %93’e kadar çıktı. Peki bu mütevazı eyalete bu kadar fazla turist çeken neydi? Bunun yanıtı ‘doğallık’ olabilir. Oregon eyaletinin turizm kampanyasında kullandığı görsellere aşağıdan bir göz atabilirsiniz.

Alıntı | webtekno.com | Kaynakseyler.eksisozluk.com | Kapak Görseli

Yeni bir iletişim aracı: Coworking Places

0

Çalışmak için bir ortam hayal edin: Rahat bir ortam, kahvenizi yudumlayabiliyorsunuz, ortamda ses var ama sizi rahatsız edecek tonda değil, telefon ile konuşabiliyorsunuz ama saygılı olmanız gerektiğinin farkında olarak. Bu tarz bir mekan olamaz diyorsanız etrafınıza çok daha dikkatli bir şekilde bakmanızda fayda var. İstanbul’un çeşitli alanlarına saklanmış bu mekanlar, interaktif bir sosyal alan yaratırken aynı zamanda rahat bir ortamda çalışabilmenize olanak sağlıyor.Tüm dünyada trend olan bu mekanlar Coworking Places olarak adlandırılıyor. Yüksek sesle sohbet eden insanların arasında kitap okumak ya da çalışmak zor geliyor ama evde de bunalıyorsanız bu interaktif mekanlar tam size göre. Çok insan, az etkileşim!

1- Kolektif House

Kolektif House, gizli kalmış bir mekan olmanın aksine İstanbul’un iki farklı merkezinde kendine yer edinebilmiş bir mekan olarak karşımıza çıkıyor. ‘Paylaşım Ofis’ mottosu ile ortaya çıkan mekanın Şişhane ve Levent’te iki farklı şubesi bulunuyor.

Kolektif House tamamen farklı bir konsepte sahip ve bu kapsamda müşterilerine farklı üyelik imkanları sunan bir mekan. Gezgin, sabit masa, hazır ofis ve sanal ofis adı altında 4 farklı üyelik imkanı tanıyan Kolektif House tek bir yere bağlanamayan, klasik ofis ortamından bunalan kişiler için oldukça etkileyici bir örnek. Mekan içinde ‘KoLounge’ ismi verilmiş bir bahçe ve ‘KoRoom’ ismi verilmiş bir toplantı salonu yer alıyor. Mekanda sık sık farklı konulara ve iş alanlarına ait Workshoplar düzenlendiği de biliniyor.

2- Olmadık Projeler Atölyesi

Olmadık Projeler Atölyesi şu an yalnızca bir şubeye sahip. İstanbul’da, Fatih semtinde yer alan mekan oldukça renkli bir görünüm ile karşımıza çıkıyor. Atölyede tanımadığımız kişiler ile yan yana masalarda oturup dost edasında çalışabilir, kitap okurken çayınızı yudumlayabilirsiniz. Atölye tüm müşterilerine ücretsiz bir biçimde kapısını aralıyor. Mekanın mottosu ise çok şey anlatmaya gerek bırakmıyor : İletişimi araç olmaktan çıkarıp, işimizin öznesi yapıyoruz.

3- Atölye İstanbul, Bomonti

Ortak paylaşımlı alanlardan bir diğeri ise Atölye İstanbul. Şişli, Bomonti’de yer alan mekan modern tasarımı ile dikkat çekiyor. Atölye kendisini ‘Disiplinlerötesi İnovasyon Platformu’ olarak tanımlıyor,mekan içaçıcı ve birçok etkinliğe katılım sağlamak mümkün.

4-SALT Araştırma

SALT Galata’da yer alan SALT Araştırma binası biraz daha ciddiyet severler için ideal. Araştırma merkezi olarak hizmet veren mekan, zengin kütüphanesi ile de göz alıyor. Mekan İstanbul’un tam göbeğinde ve yalnızca bir adım uzağınızda. SALT Araştırma merkezi haftalık etkinlik listesini de düzenli olarak internet sayfasında yayınlıyor.

5- Habita

İstanbul’un merak edilesi mekanlarından birisi de Habita. Tasarımı ile isminin hakkını veren mekan

interaktif bir çalışma sahası olarak görülebilir. İstanbul, Kağıthane’de yer alan Habita, kendi tabiri ile paylaşan, konuşan, tartışan, üreten herkese açık bir komünitenin ortak yaşam ve çalışma alanı…

Mekanın ana bölümleri arasında Habita Hall, Habita Venue ve esnek çalışma alanları yer alıyor.

Tarla bekçisi Japon kurt robotu ile tanışın

1

Son sekiz aydır Japonya’daki Kisarazu kentinin yakınlarındaki çiftlikler, ürkütücü görünüme sahip robot kurtlar tarafından korunuyor. Ancak “Süper Canavar Kurt” adı ile tasarlanan bu kurtlardan çekinmeyin, çünkü insanları kaçırmak için tasarlanmadılar.

Kutsal Damacana Filminden Çıkmış Gibi Duran, Tarla Bekçisi Japon Kurt Robotu!1800’li yılların başlarına geldiğimizde Japonya’daki kurt nüfusu tükendi. Bunun nedeni ise devlet destekli bir kıyım kampanyasıydı. Çünkü çiftlikler, hayvanlar, pirinç ekinleri kurtlar tarafından tehdit altında kalıyor ve insanlar onlara karşı koyamıyorlardı. Aradan 200 yıl geçti ve insanlar, şimdi kurtlarla tarlalarını koruyorlar, fakat bu kez robot versiyonlarıyla.

Araştırmalara göre çiftliklerden diğer hayvanları uzak tutmak için elektrikli çitler örmek bile sahte bir kurt koymaktan daha işlevsiz kalıyor. Bu nedenle Japon çiftçilerinin yeni gözdesi olacak Süper Canavar Kurt adıyla tasarlanan bu robotlar, yakında seri üretime girecek.

Bir insanı güldüren, sinsi bir yırtıcıyı düşündüren bakışlarıyla Süper Canavar Japon Kurdu:

Bu kurtlar sizi biraz eğlendirmiş olabilirler ancak koyuldukları alanın yaklaşık 1 kilometre çapındaki çevresini tehlikelerden arındırıyor. Ancak hareketsiz oldukları için aynı alana birden fazla koyarak işi garantiye almak zorundasınız.

Tanesi 4 bin 840 dolar olan canavar kurt robotları, aynı zamanda aylık olarak kiralanabiliyorlar. Çirkin tüyleri, Japon pazarından ucuza alınmış maskesi ve kan kırmızı yerine çilek kırmızısı gözleriyle etrafına tehdit saçıyor. Fakat bitkileri koruyor mu? Koruyor.

BBC’ye göre bu robot, yakınlarında bir hareketlilik algıladığında uluma, silah sesi, insan sesi gibi sesler çıkartıyor. Hatta robotlar insanları da ayırt etmiyorlar. Yani eğer Japonya’da çiftlik kurmayı düşünüyor ve bu robotları kullanmayı planlıyorsanız, aklınızdan çıktıkları anda korkmaya hazır olun.

Alıntı | webtekno | Kaynakfuturism.com |

Pera Müzesi’nden Singapur’a Uzanan Bir Sergi: “Görünenin Ardındaki Singapur”

Pera Müzesi, Singapur’un görünmeyen yüzünü keşfe davet ediyor! 05 Nisan – 20 Mayıs 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek “Görünenin Ardındaki Singapur” sergisi, yaşamını Singapur’da sürdüren fotoğraf sanatçılarının özgün bakış açılarını yansıtıyor ve ülkedeki gündelik hayatın “sıradan” kabul edilen manzaralarını izleyicilere sunuyor.

“Görünenin Ardındaki Singapur” sergisi, ülkenin bilinmeyen yüzünü yerelden ve farklı bakış açılarıyla görünür hale getiriyor. Sergi, yaşadıkları ülkenin meselelerini konu edinen fotoğraf sanatçılarının oluşturduğu PLATFORM adlı topluluğun iki yıllık çalışmalarını yansıtıyor. 05 Nisan Perşembe günü ziyarete açılan serginin küratörlüğünü, aynı zamanda fotoğraf sanatçısı olan Tay Kay Chin üstleniyor.

PLATFORM topluluğunun, Singapur’a farklı bir bakış getiren üretimleri her zaman desteklediğini ifade eden küratör Tay Kay Chin, topluluğun sanatçılara, ülke hakkındaki görüşlerini sunabilecekleri bir alan açtığını vurguluyor. Tay Kay Chin, ağırlıklı olarak belgesel fotoğrafçılık ve fotojurnalizm alanlarında uzman sanatçılardan oluşan PLATFORM topluluğunun amacını “Kolektif bir biçimde ürettiğimiz imgeler, Singapur denen bu küçük kırmızı noktanın bizim için ne anlama geldiğini dünyaya gösteriyor.” sözleriyle özetliyor. 

Derinlikli bir araştırma niteliği taşıyan “Görünenin Ardındaki Singapur” sergisi, 35 sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. Sergide yer alan sanatçılar: Zinkie AW, Amrita CHANDRADAS, Sam CHIN & Samuel HE, CHOW Chee Yong, John CLANG, CHUA Chin Hon, Ernest GOH, Philip HO, KOH Yee Chao, Edwin KOO, LIM Weixiang, Bob LEE, Sean LEE, Nicky LOH, Graciela MAGNONI, Nadir MEHADJI, Joseph NAIR, Deanna NG, Dara ONG, ORE Huiying, SIM Chi Yin, Darren SOH, TAY Kay Chin, Matthew TEO, THAM Kok Leong, UNG Ruey Loon, Patrick VAN DAM, WEE Teck Hian, Tom WHITE, Bernice WONG, Shyue WOON, Vanissa YUNIBANDHU, Robert ZHAO Renhui.

Küratör ve sanatçı Tay Kay Chin, 05 Nisan Perşembe günü saat 18:30’da bir söyleşi gerçekleştiriyor.

“Görünenin Ardındaki Singapur” sergisi 20 Mayıs 2018 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

Pera Müzesi Salı’dan Cumartesi’ye 10:00 – 19:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00 – 18:00 saatleri arasında gezilebilir. Müzede Cuma günleri hem uzun hem de ücretsiz! “Uzun Cuma”larda müze 18:00 – 22:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. “Genç Çarşamba” günlerindeyse tüm öğrenciler müzeyi ücretsiz ziyaret edebilir.

Pera Müzesi hakkında

Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na bağlı olarak nitelikli ve geniş ölçekli kültür-sanat hizmeti vermek amacıyla 2005’te kurulan bir özel müzedir. Orijinali 1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından tasarlanan Bristol Oteli binasının, 2005’te cephesi korunarak çağdaş ve donanımlı bir müze olarak renove edilmesiyle inşa edilen yeni binasında faaliyet göstermektedir. Koleksiyonları, aralarında Jean Dubuffet, Joan Miró, Pablo Picasso, Frida Kahlo, Alberto Giacometti gibi dünyanın usta sanatçılarının yapıtlarının bulunduğu süreli sergileri ve kuruluşundan günümüze gerçekleştirdiği etkinlikleriyle Türkiye’nin en nitelikli, öncü ve sevilen müzelerinden biri haline gelen Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi kentin bu çok canlı bölgesinde çağdaş bir müze-kültür merkezi olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Dünyanın Sonundayız

1

“İnsan varoluşunun ölüm gösterisi içermeyen hiçbir parçası yoktur. Savaş, adalet ya da intikam yoluyla ölüme başvurulmuştur. Biz insanların, insanlığımızı uygulamak için tuhaf yöntemlerimiz var.”

Lidia Yuknavitch’in merakla beklenen romanı Dünyanın Sonundayız, Çınar Yayınları ile okuyucuyla buluştu. Tülin Er’in çevirisini yaptığı kitapta, etkileyici cümleler ve sarsıcı düşünceler var. Karanlık, sürükleyici, karmaşık bir kıyamet sonrası bilimkurgusu; kabaca biyoteknolojiyi, cinselliği ve hayatta kalmayı konu alıyor. İnsanlığı ilgilendiren ve acımasızca eleştirmediği neredeyse tek bir konu yok. Fantastik denilebilecek bir kıyamet sonrasındaki yaşamı anlatarak öngördüğü felaketlere karşı uyarıyor.

“Mikroplar taşı altına çeviremiyordu ama boku elektriğe çevirebileceğinden son derece eminlerdi.”

Dünya şiddet ve radyoaktif kirlilikten ötürü yaşanamaz hale geldiği bir dönemde, bir grup seçkin insan zengin ve şöhretli Jean de Men öncülüğünde uzayda başıboş gezen CIEL’e, bir koloniye, katılıyor. Dünya ölümüne hızla yaklaşırken, CIEL de ömrünü tüketmekte: enerji ve besin bulabilmek için dehşet verici yöntemler uygulanıyor. Artık zalim bir iktidar haline Jean de Men ona göre insanların soyunu sürdürmek amacını taşıyan canice uygulamalar yaparken, isyancı bir kadın ise bir kızın hikâyesini anlatıyor. Bu romanda, insanlık öleli çok olmuş ve geri kalan herkes dünyanın sonunda. Bunların sebebi ise, insanlığın bitmek bilmeyen enerji ihtiyacı. Kitaptaki evren, dünyanın bugünkü durumunu teslim alıp üzerine daha fazla radyoaktivite, biyoteknoloji, savaş ve ölüm eklemiş.

“Bütün insanlık tarihi yontulmamış, deli, ilgiye muhtaç, bencil, hatta başta haklı olanın, güç erozyonlarının kolaylığıyla nasıl yolundan saptırılıp şişirilebileceğini öğretti bize.”

İktidar ne zaman zalim olur? İktidar olduğunda. CIEL’de de zalimlik böyle başlıyor, Jean iktidar olduğunda. Jean’ın ne zaman iktidar olduğu ise belirsiz, aynı şekilde bizim şu Dünya’mızda da zalimliğin ne zaman başladığının da bir cevabı yok. Ne zaman zalim demeye başladık, kimin ya da neyin kanı döküldükten sonra cani olundu? Bunun üzerinde düşünebilmek için bir kitapta kadınlara başka kadınların rahimlerini kestirip üzerlerinde deney yaptıran bir diktatörü okumamız gerekiyor. Görünüşe göre, bu romanın evrenindeki kimse dökülen onca kandan, çocukların savaştığı ordulardan, tehlikeli bir şekilde gelişen biyoteknolojiden sonra bile bu konu üzerinde düşünmemiş ki, kendilerini birbirleri üzerinde deney yaparken bulmuşlar. Hala kurtulabileceklerine inanıyorlar.

“The Funeral of the Anarchist Galli”

Sözünü ettiğim bu diktatör, bedeninin dış görünüşünün ve özelliklerinin bugünkü bir erkeğin bedenine yakın olmadığı halde, güçlü bir erkek figürü olarak görülüyor. Üzerinde deney yaptırdığı kadınların, bu deneyi gerçekleştiren kadınların da bugünkü kadınlarla ilgisi yok. Bu distopyada bedenler değişmiş, ama zihinler değişmemiş. Yine kana karşı kalemle savaşılıyor. Okuyacağımız da bir anlatıcının bir kadın bedeni olduğu bir isyanın hikâyesi. Beden kâğıt, kan kalem, kahraman ise küçük bir kız çocuğu.

(Solucanlar için) “Eskiden keşfedildi denirdi, onlar ezelden beri orada değillermiş gibi.”

Hepimiz yıldızların yaratıldığı şeyden yaratıldık, kahramanımız Jeanne sebebi bilinmez bir şekilde diğer bütün insanlardan daha çok hissediyor neyden ve neden yaratıldığını. Hepimiz aynı molekülleri paylaşıyoruz, ama Jeanne onları hissedebiliyor. Jeanne, dünyanın ölümünü ve gelecekte insanların çekeceği acıları görebiliyor. Bu yüzden de dünya üzerindeki yaşamı yok etmeyi seçmiş. Bu seçim, dünyadaki yaşamın neredeyse son bulması ve CIEL’de insanların yaşamaya devam etmesi ile sonuçlanmış.

“Medusa”

Seçimin doğruluğu ve yanlışlığı üzerine konuşabiliriz. Herhangi bir insan olsa sorardı: üzerinde canlı olmadıktan sonra bir gezegen neye yarar? Yine kendisi cevaplar: Bu yanlış bir seçimdir. Bunun üzerine gezegen sorar: üzerindeki canlılar yüzünden ölen bir gezegen neye yarar? Yine kendisi cevaplar: acı çektirir, çok fazla acı çektirmeye yarar. Kaçacak yeri olmayan bütün canlılar acı çekerek ölür, ölmeyenler de ölmeyi diler veya hayatta kaldıkları için suçluluk hissederler. Jean gibi çok zengin ve şöhretli insanlar ise uzayda bir koloniye kaçar, burada varlıklarını sürdürmeye devam ederler.

“Canlı varlıkları delirtmenin en hızlı yolu, bugün olduğu gibi küçük, hiçbir uyaranın bulunmadığı mekânlara hapsetmek ve kendi türleriyle herhangi bir iletişime girmekten onları mahrum bırakmak.”

CIEL’e kaçan ve varlıklarını sürdüren insanlar, bir canlı sayılmak için gereken her şeyi yapıyorlar: bir bedenleri var, besleniyorlar, besinlerden enerji üretiyor ve bu enerjiyi tüketiyorlar, hareket ediyorlar, çevresel uyaranlara tepki veriyorlar ve ölüyorlar. Zaman içinde bedenleri değişime uğramış, artık kılları yok ve pigmentlerini kaybetmiş kılsız ve sütbeyazı vücutlar olmuşlar. Yine de kendilerini canlı gibi hissetmeleri için her şeyleri var, üreme organları dışında.

Rabee Kiwan

Cinsellik CIEL’de yasaklanmış bir konu, insanlar üreyemiyor. Cinselliği eyleme dönüştürmek ciddi bir suç, cinsellik ile ilgili düşünmek de öyle. Kendi bedenlerine hapsolduğunu hisseden bu kişiler, birbirleriyle iletişime giremiyorlar. Kendi türüyle iletişime girememenin tarifi olmayan bir özlem yarattığı ifade ediliyor, ama sonra bu özlem yerini bir çelişkiye bırakacak: kişiyi tanımlayan şey o kişinin bedeni mi?

“DNA’lar ortak ama ancak yıldızların, gezegenlerin ve okyanus enkazının olduğu biçimde.”

Bir tarafta zalim, cani, vahşi bir diktatör; kendisinin karikatürü gibi anlatılmış, cinsiyetsiz bir bedene sahip olan, hangi organı taşıdığı bilinmese bile bacaklarının arasında bir güç taşıdığına inanan, bir erkek figürü Jean var. İnsanın çeşitliğine ve farklılığıyla temsil ettiği şeylere karşı nefret duyan biri. Gezegeni terk etmeye ve insan soyunu başka bir imajla yeniden yaratmaya dair patolojik bir arzu duyuyor.

Diğer tarafta Jeanne var. Savaşmaktan yorgun düşmüş, pek çok yara almış ve hiç değişmemiş bir insan bedenindeki kız çocuğu olan Jeanne, o ve onun tarafını tutanlar da nefret duyuyor: kendi yaptıklarına, kendi kendilerini yok etmeye zorlayan kurgulara, farklı olmaktan duydukları korkuya, egoyu yenme konusundaki beceriksizliklerine, gezegen pahasına bitmeyen tüketime karşı.

“Die Versuchung des Heiligen Antonius”

Diyebiliriz ki, dünyada kalan ve uzaya giden insanlar ortam olarak birbirlerinden ne kadar izole olurlarsa olsunlar, genetik ve görünüş olarak ne kadar uyumsuz olurlarsa olsunlar, sonuç olarak ortak olarak taşıdıkları iki şey var: DNA ve nefret.

“İnsan olmak. Ya insan olmanın anlamını keşfetmek, fethetmek değilse? Ya bizi oluşturan her şeyi yeniden birleştirmek anlamına geliyorsa?”

Kitapla ilgili en etkileyici şeylerden biri, anlatımın görselliğinin olması. Okuduğunuz şey zihninizde canlanıyor, özellikle bedenlerin betimlenmesi çok başarılı. Bulanık bir ortamda, bütün ayrıntılarına kadar görünen tek şey insan bedenleri.

Çok sinirli biri konuşuyor, hayatta kaldığı için suçluluk duyan biri, kendine ve her şeye kızgın. Ama onu dikkat çekici bir karakter yapan şey; siniri, iktidara ve insanlığa yönelik konuşmaları değil, hayvanlardan sevgiye geniş bir yelpazede zulüm gören her şeyden bahsetmesi. Değindiği konulara sayılı kitap değinmiştir, hepsine birden laf eden kitap yok denebilir.

“Perseus’ Last Duty”

Ve sürükleyici. Hiç şüphe yok ki sürükleyici. Kitabı açınca o evrende bulabilirsiniz kendinizi, bazen CIEL’de Jean’in baskısı altında bedeninizde hapsolmuş biri gibi, bazen Jeanne’in yanında üstünüz kendinizin ve başkasının kanına bulanmış ve hayatta kalmaya çalışan biri gibi. En sonunda da, tüyleri diken diken eden bir melodi duymuş gibi bir ürperti hissedeceksiniz saçlarınızın dibinde. Neyse ki, hala ürpertiyi hissedeceğimiz saçlarımız var. İyi okumalar.

 

XJAZZ Festival baharın gelişini kutluyor!

Berlin’in özgün müzik festivallerinden XJAZZ dördüncü kez Türkiye’de festival ruhunu harekete geçirmeye hazırlanıyor! Geçtiğimiz senelerde caz severlerin yakından takip ettiği festival, bu sene de yerli ve uluslararası birçok müzisyeni ağırlayacak. 11 – 15 Nisan tarihlerinde Ankara, İstanbul ve İzmir’de gerçekleşecek XJAZZ, şehrin yine muhtelif mekanlarına konuk oluyor. Festival, bu sene konserlerin yanı sıra ‘XJAZZ Lab.’ adı altında atölye çalışmalarına da yer verecek.

Festival, Goethe Institut desteğiyle İstanbul’da Kabak & Lin, Ankara’da peoplexpeople ve İzmir’de Urban Tune ekipleri tarafından düzenleniyor. XJAZZ, önermesini yineleyerek bu sene de sadece caz müzik ile sınırlı kalmayıp cazın kesiştiği diğer türleri de yeniliklere açık dinleyiciyle buluşturuyor. Programda bu yıl Peter Broderick, Federico Albenese, Nico Sun, Matthias Meyer, Chapelier Fou, Olivia Trummer gibi uluslararası isimlerin yanı sıra Türkiye ve Almanya sahnesini bir araya getirecek Tarabya Ensemble, Ensemble X gibi özel projeler yer alıyor.

XJAZZ @ İSTANBUL

11.04.2018 Çarşamba

Federico Albenese @ Akbank Sanat

Christian Thome ft. Kaan Bıyıkoğlu & Matt Hall @ Nardis Jazz Club

TÖZ @ Bova

12.04.2018 Perşembe

Anadolu’nun Kayıp Şarkıları @ Babylon

Tarabya Ensemble / Deniz Mahir Kartal & Volkan İncüvez ‘DU-YEK’ @ Borusan Sanat

Davul Toplantısı (Cengiz Baysal, Berke Can Özcan, Turgut Alp Bekoğlu) @ Dorock XL

Olivia Trummer ft. Kağan Yıldız & Berke Özgümüş @ Nardis Jazz Club

Sultan Tunç aka. Rasta Baba @ KargART

Ali Perret @ Kaset Mitanni

Bir Gün, Bir Adam @ Bova

13.04.2018 Cuma

Studnitzky KY Organic @ Salon

Matthias Meyer @ KLEIN

KÖK / Ezgi Mutlu @ KargART

Çağıl Kaya @ Kaset Mitanni

Nazdrave x Rap ft. Ceza, Ayben, Da Poet, Ağaçkakan, Kamufle @ IF Performance Hall Beşiktaş

Monk Trio / Flux Duo @ Bova

14.04.2018 Cumartesi

Peter Broderick / Gülşah Erol @ Salon

Make a Joyful Noise / Coşkun Akmeriç & Ahmetjah @ Peyote Nevizade

Ensemble X (Sebastian Studnitzky , Ekin Cengizkan, Sentürk Öztaş) @ Kaset Mitanni

African Acid Is The Future @ arkaoda

Serhan Erkol “Melting Pot” @ Bova

15.04.2018 Pazar

Analog Kültür Experiment ft. Korhan Futacı / İpek Görgün / Kryshe @ Kırım Kilisesi

XJAZZ @ ANKARA

11.04.2018 Çarşamba

Baysallan Duo @ June Pub

Çağrı Sertel ‘Instant’ @ Gaga Play

Ali Perret Trio @ Siyah Beyaz

Gülşah Erol @ Amelie’s

Olivia Trummer @ Müjgan

12.04.2018 Perşembe

Bora Uzer @ June Pub

Nazdrave x Rap ft. Da Poet, Ayben, Kamufle, Ağaçkakan / Warm-up: Suppa ft. Aga B @ 6:45 KK

13.04.2018 Cuma

Congulus @ Voodoo Blues

Peter Broderick / Çınar Yazgan @ Ivy

Deniz Mahir Kartal & Volkan İncüvez ‘DU-YEK’ @ Route

14.04.2018 Cumartesi

Chapelier Fou @ IF Performance Hall Ankara

Komfortrauschen / Ajda & Kızıltan @ Kite

Terra / Azevzir feat Egesu Live @ HaymatlosMekan

XJAZZ @ İZMİR

11.04.2018 Çarşamba

MadenÖktemErsonmez @ Bios

12.04.2018 Perşembe

Deniz Taşar Quartet @ Kepler Social House

Tolga Bilgin Quintet feat. Şallıel Bros @ Bios

13.04.2018 Cuma

Hamdi Akatay EtnoJazz Ensemble @ Bios

Islandman + Şinasi @ 1888

14.04.2018 Cumartesi

Nico Sun @ 1888

Cansu Nihal Akarsu & Doruk Çebi @ Publisher

15.04.2018 Pazar

Emre Girgin DJ @ Edit

XJAZZ İstanbul Facebook Etkinlik Sayfası

https://www.facebook.com/events/133283057346781/

XJAZZ Ankara Facebook Etkinlik Sayfası

https://www.facebook.com/events/198320387393636/

XJAZZ İzmir Facebook Etkinlik Sayfası

https://www.facebook.com/events/1982818065340320/

37. İstanbul Film Festivali 6-17 Nisan’da sinemaseverleri bekliyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Vodafone Red sponsorluğunda düzenlenen, Türkiye’nin en büyük uluslararası sinema etkinliği İstanbul Film Festivali, bu yıl 37. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 6-17 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek 37. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye ve dünya sinemasının en nitelikli ve başarılı örneklerinin yanı sıra usta sinemacılarla söyleşiler yer alıyor.

37. İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve gizli hazinelerin aralarında olduğu 198 uzun metrajlı ve 12 kısa filminden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor. Festival kapsamında 12 günde, 18 bölümde 43 ülkeden 218 yönetmenin toplam 210 filmi gösterilecek. Festivalde gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

37. İstanbul Film Festivali Basın Toplantısı

37. İstanbul Film Festivali’nin programı 14 Mart Çarşamba sabahı İKSV’nin Resmi Konaklama Sponsoru The Marmara Hotel Taksim’de düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı. Toplantının açış konuşmasını yapan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner “İstanbul Film Festivali, seyircisiyle ve kentle bütünleşmiş, bir kuşak sinemacının ve izleyicinin yetişmesine önemli katkılarda bulunmuş bir etkinlik. Özenle hazırlanan bölümleri ve nitelikli seçkisiyle festivalimizin daha nice sinemacı ve film izleyicisinin düşünce dünyasını zenginleştireceğine inanıyoruz… 37. İstanbul Film Festivali’nin düzenlenmesindeki katkıları için başta Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile bu yıl festival sponsorluğunu üstlenen Vodafone Red olmak üzere tüm destekçilerimize içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Siz değerli basın mensuplarına da festivalimizin duyurulması konusundaki destekleriniz için teşekkür ediyoruz,” dedi.

37. İstanbul Film Festivali’nin festival sponsoru Vodafone Red adına konuşan Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy “Vodafone Red olarak, Türkiye’nin en kapsamlı ve en büyük film festivali olan 37. İstanbul Film Festivali’ne sponsor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sinema gibi ekran sanatlarının dijitalleşmesine önem veriyoruz. Film Festivali’nin de dijital kurgularımız ve imkânlarımız ile yüz binlerce izleyiciye ulaşmasını hedefliyoruz. Festival kapsamında gerçekleşecek pek çok etkinliğin dijital ortamda tüm Türkiye’den takip edilebilmesini sağlayacağız. Türkiye’de ilk kez dijital sinema seansı ve Sanal Gerçeklik gösterimleri düzenleyeceğiz. Sinemaseverlerin festival içerikleriyle dijital platformlarda da buluşmasının heyecan verici olacağına inanıyoruz,” dedi. Engin Aksoy’un ardından söz alan Vodafone Türkiye Marka ve Pazarlama Stratejisi Direktörü Ebru Özgüç de Vodafone Red’in festivale getireceği teknolojik yeniliklerle ilgili detaylı bilgi paylaştı.

Festival programı ve etkinlikleriyle ilgili ayrıntılı bilgileri aktaran İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan, Uluslararası Yarışma, Sinemada İnsan Hakları Yarışması, Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nda yer alan filmleri açıkladı.

Köprüde Buluşmalar Yöneticisi Gülin Üstün ise festival kapsamında bu yıl 13. kez Türkiye’den ve komşu ülkelerden yapımcı, yönetmen ve senaristlerle, uluslararası sinema profesyonellerini bir araya getirecek Köprüde Buluşmalar ortak yapım platformu hakkında bilgiler aktardı.

37. İstanbul Film Festivali’nin Teknolojik Yenilikleri

İstanbul Film Festivali ve Vodafone Red işbirliği, bu yıl getireceği teknolojik yeniliklerle festivalin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. 37. İstanbul Film Festivali’nin açılış töreni, kırmızı halı ve ödül töreni gibi birçok etkinliği canlı izlenebilecek. Ayrıca bu yıl Yapı Kredi Kültür Sanat’ta yer alacak Festival Merkezi’nde gerçekleştirilecek söyleşiler ve festivalin ulusal ve uluslararası konuklarıyla gerçekleştirilecek seçili röportajlar dijital ortamda takip edilebilecek. Sinemaseverler sadece İstanbul’dan değil, tüm Türkiye’den saatleri ve programı festival tarafından duyurulacak dijital seanslarda da film izlemenin keyfine varacak.

Ayrıca bu yıl, İstanbul Film Festivali ve Vodafone Red işbirliği sayesinde festivalde ilk kez Sanal Gerçeklik (Virtual Reality – VR) deneyimleri yer alacak. Yurt dışındaki önemli festival programlarında yer bulan VR içerikler, özel sanal gözlükler aracılığıyla İstanbul Film Festivali takipçilerine interaktif deneyimler yaşatacak.

Festival Filmleri 9 Salonda Sinemaseverlerle Buluşacak

İstanbul Film Festivali’nin bu yılki gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas Sineması (iki salon), Beyoğlu Sineması, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda Cinemaximum City’s (iki salon), Gayrettepe’de Cinemaximum Zorlu ve Kadıköy’de Rexx Sineması ve Kadıköy Sineması olmak üzere 9 salonda yapılacak.

Festival gösterimleri 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30’da yapılacak.

Festivalin geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da öğrencilere bir hediyesi var. Festivalde bu yıl da, hamilerin desteğiyle, hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarının öğrenci biletleri 1 TL üzerinden satışa sunulacak.

Vodafone Red ve FreeZone’lular, bu yıl 24 Mart-19 Nisan tarihleri arasında, 37. İstanbul Film Festivali gösterimleri için Biletix.com ve festival gişelerinden bir bilet aldığında ikincisi hediye olacak. Hediye biletler stoklarla sınırlıdır. Hafta içi gündüz seanslarında öğrenciler için sınırlı sayıda olan 1 TL’lik biletler bu kampanyaya dâhil değildir.   

Bu yıl yenilenerek açılan ve Beyoğlu’na hareket getiren Yapı Kredi Kültür Sanat 37. İstanbul Film Festivali’nin Festival Merkezi olacak. Basın buluşmaları, sektör görüşmeleri, festival sohbetleri, seminer ve benzeri etkinliklere ev sahipliği yapacak merkez, festivalin kalbi olacak.

İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri

İstanbul Film Festivali tarafından sinemaya gönül ve emek veren isimlere takdim edilen Sinema Onur Ödülleri bu yıl oyuncu Perihan Savaş, yazar ve senarist Osman Şahin, yönetmen Aram Gülyüz ve yapımcı Arif Keskiner’e verilecek. Festivalin en eski sinemalarından Atlas Sineması’nın 22 yıldır müdürlüğünü sürdüren Cevdet Pişkin’e ise Sinema Emek Ödülü verilecek. Ödüller, 6 Nisan Cuma gecesi yapılacak 37. İstanbul Film Festivali Açılış Töreni’nde takdim edilecek.

Köprüde Buluşmalar

Türkiye’den sinemacıları uluslararası sektör profesyonelleri ile buluşturan ilk etkinlik olan ve bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Köprüde Buluşmalar ortak yapım platformu İstanbul Film Festivali kapsamında, 6-13 Nisan tarihlerinde düzenleniyor.

Köprüde Buluşmalar Film Geliştirme Atölyesi, Work in Progress ve Komşular atölyelerinde Türkiye’den ve komşu ülkelerden uzun metraj kurmaca ve belgesel projeleri ile post-prodüksiyon aşamasındaki filmlerin uluslararası film sektörüne ilk sunumları 12 ve 13 Nisan tarihlerinde yapılıyor. Köprüde Buluşmalar kapsamında uzmanların katılımıyla düzenlenen ve görsel-işitsel sektörün yeniliklerinin ve film yapımına dair konuların irdelendiği Sinema Konuşmaları’nın yanı sıra uluslararası market ve fon temsilcileri ile tanışma programları da yer alıyor.

Köprüde Buluşmalar atölye ödüllerinin sahipleri 13 Nisan akşamı yapılacak kapanış resepsiyonunda duyurulacak.

Festivalde Yarışma Heyecanı

37. İstanbul Film Festivali’nde yarışma heyecanı 8 Nisan’da başlayacak. Uluslararası Yarışma, Sinemada İnsan Hakları Yarışması, Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film yarışmalarında ödül kazanan filmler, 17 Nisan Salı akşamı düzenlenecek İstanbul Film Festivali Ödül Töreni’nde açıklanacak.

ULUSLARARASI YARIŞMA

İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, “sinemaya yeni bakışlar” temasını izleyen filmler yarışıyor. 37. İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışma bölümünde 11 ülkeden 11 film yer alıyor.

İKSV’nin eski yönetim kurulu başkanı ve İstanbul Film Festivali’nin kurucularından Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 25.000 avroluk para ödülüyle destekleniyor.

Bu ödülün 10.000 avrosu Altın Lale’nin sahibi olacak filmin yönetmenine, 10.000 avrosu filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 avrosu ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanacak filmin yönetmenine verilecek.

Geçtiğimiz yıl festivalde Uluslararası Yarışma’da Ornitolog filmiyle Altın Lale kazanan yönetmen João Pedro Rodrigues başkanlığındaki Uluslararası Yarışma jürisinde, Dogtooth, The Lobster gibi filmlerden tanıdığımız oyuncu Angeliki Papoulia; bu yıl Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ve Gümüş Ayı Alfred Bauer ödüllerini kazanan Las Herederas / Mirasçılar filminin yönetmeni Marcelo Martinessi; Ferzan Özpetek’in Hamam ve Harem Suare filmlerinin bestelerinden tanıdığımız müzisyen Pivio ve Tallinn Black Nights Film Festivali direktörü Tiina Lokk yer alıyor.

Uluslararası Yarışma bölümünde yer alan filmler:

  • Köpek / Dog / Samuel Benchétrit (Fransa)
  • Tuzdan Kaide / Burak Çevik (Türkiye)
  • Cocote / Nelson Carlo de los Santos Arias (Dominik Cumhuriyeti-Arjantin-Almanya-Katar)
  • Görgü Kuralları / Good Manners / Marco Dutra & Juliana Rojas (Brezilya-Fransa)
  • Western / Valeska Grisebach (Almanya-Bulgaristan-Avusturya)
  • Bir Zamanlar Kasım’da / Once Upon a Time in November / Andrzej Jakimowski (Polonya)
  • Bir Mahalle Hikâyesi / Soldiers. Story from Ferentari / Ivana Mladenovic (Romanya-Sırbistan-Belçika)
  • Kış Kardeşleri / Winter Brothers / Hlynur Palmason (Danimarka)
  • Katil Marlina / Marlina the Murderer in Four Acts / Mouly Surya (Endonezya- Fransa-Malezya-Tayland)
  • Ev / The Home / Asghar Yousefinejad (İran)
  • The Rider / Chloé Zhao (ABD)

SİNEMADA İNSAN HAKLARI YARIŞMASI

12 yıldır sadece İstanbul Film Festivali’nde verilen ödülüyle Sinemada İnsan Hakları Yarışması bu yıl da devam ediyor. Ödül, Eurimages fonunun verdiği 5.000 avro para ödülü ile destekleniyor. Yarışma jürisinde New Yorklu sanatçı ve bu yıl festival programında yer alan Looking for Oum Kulthum / Ümmü Gülsüm’ün Peşinde filminin yönetmeni Shirin Neshat, radyo ve televizyon kültür-sanat programları yapımcısı Christine Masson ve yapımcı, yönetmen Erol Mintaş yer alacak.

Sinemada İnsan Hakları yarışmasında yer alan filmler:

  • Tempelhof Havaalanı / Central Airport THF / Karim Ainouz (Almanya-Brezilya-Fransa)
  • Baskın / Razzia / Nabil Ayouch (Fas-Fransa-Belçika)
  • Ayaz / Frost / Sharunas Bartas (Litvanya-Fransa-Ukrayna-Polonya)
  • Muhi / Muhi – Generally Temporary / Rina Castelnuovo-Hollander, Tamir Elterman (İsrail-Almanya)
  • Styx / Wolfgang Fischer (Avusturya-Almanya)
  • Fransa’da Bir Mevsim / A Season in France (Mahamat-Salah Haroun)
  • Kaçış / Kenan Kavut (Türkiye)
  • Kigali’de Kuş Sesleri / Birds Are Singing In Kigali / Joanna Kos-Krauze, Krzysztof Krauze (Polonya)
  • Obscuro Barroco / Evangelia Kranioti / Fransa-Yunanistan
  • Diptekiler / Underground / Daniel Palacio (Filipinler)
  • Rahat Bir Nefes / And Breathe Normally / Isold Uggadóttir (İzlanda-İsveç-Belçika)

ULUSAL YARIŞMA

Ulusal Yarışma’da Altın Lale Ödülü için, yapımı 2017-2018 sezonunda tamamlanan 13 film yarışacak. Bu yıl yarışmadaki 10 filmin dünya prömiyeri, birinin ise Türkiye prömiyeri yapılacak.

Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Müzik olmak üzere toplam 9 dalda ödül verecek. 

En İyi Film 150.000 TL, En İyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu da 10.000’er TL ile ödüllendirilecek. Bu yıl da Onat Kutlar anısına verilecek Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yapımcısına 50.000 TL verilecek. Türk Tuborg A.Ş. ise En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen isme 50.000 TL takdim edecek.

37. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma filmlerini değerlendirecek olan Ulusal Yarışma Jürisi bu yıl yönetmen Pelin Esmer başkanlığında toplanıyor. Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, oyuncu Selen Uçer, şair Küçük İskender ve sinema yazarı Barbara Lorey de la Charrière.

Ulusal Yarışma Bölümünde yer alan filmler:

  • Tuzdan Kaide / Burak Çevik
  • Halef / Murat Düzgünoğlu
  • Buğday / Semih Kaplanoğlu
  • Kelebekler / Tolga Karaçelik
  • Kaçış / Kenan Kavut
  • Renksiz Rüya / Mehmet Ali Konar
  • Aydede / Abdurrahman Öner
  • Yol Kenarı / Tayfun Pirselimoğlu
  • Borç / Vuslat Saraçoğlu
  • Güvercin / Banu Sıvacı
  • Sofra Sırları / Ümit Ünal
  • Put Şeylere / Onur Ünlü
  • Körfez / Emre Yeksan
Yarışma Dışı
  • Bekçi / Durmuş Akbulut
  • Locman / Şükrü Alaçam
  • Kuluçka / Mehmet Selçuk Bilge
  • Paranın Kokusu / Ahmet Boyacıoğlu
  • Benim Küçük Sözlerim / Bekir Bülbül
  • Dört Köşeli Üçgen / Mehmet Güreli 
  • Eksi Bir / Orhan Oğuz
  • Taksim Hold’em / Michael Önder
  • Bağcık / Görkem Yeltan

ULUSAL BELGESEL YARIŞMASI

İstanbul Film Festivali’nin belgesel sinemayı ve belgeselcileri desteklemek amacıyla düzenlediği Ulusal Belgesel Yarışması’nda en iyi filme 10.000 TL değerinde En İyi Belgesel Ödülü verilecek. Ulusal Belgesel Yarışma Jürisi’nde yönetmen Ayat Najafi, Belgesel Sinemacılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ünlü ve Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali direktörü Petra Holzer yer alıyor. Gösterilecek belgesellerden 10 film Türkiye prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yapacak.

Ulusal Belgesel yarışmasında yer alan filmler:

  • Parçalar / Rojda Akbayır
  • Onun Filmi / Su Baloğlu, Merve Bozcu
  • Saraybosna Yürüyüşü / Ersan Bayraktar
  • Güzel Adam Süreyya / Gökçe Kaan Demirkıran
  • Turtle Shells / Tuna Kaptan
  • Zavar, Çocuk ve Keklik / Zeynep Gülru Keçeciler
  • Fındıktan Sonra / Gone with the Hazelnuts / Ercan Kesal
  • Yerel TV / Local TV / Özgür Fırat Kınay
  • Araf / Didem Pekün
  • Başka Tren Gıdı Gıdı / Another Train Gıdı Gıdı / Yasin Ali Türkeri

ÖZEL GÖSTERİMLER

İstanbul Film Festivali kapsamında Türkiye tarihinin en değerli ve en renkli kahramanlarından üç çınarın portresini anlatan üç farklı belgeselin de Özel Gösterimi yapılacak. Dünyanın en önemli Sümerologlarından 104 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, yönetmen, sanat yönetmeni, senarist ve eğitimci Duygu Sağıroğlu ve dünyaca ünlü yazar Yaşar Kemal’in dopdolu hayatlarını anlatan belgeseller festivalde izleyicilerle buluşacak.

  • Muazzez Mucizesi 104 Yaşında / Nurdan Arca
  • Bitmeyen Yolculuk / Mehmet Güleryüz
  • Yaşar Kemal Efsanesi / Aydın Orak

ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI

Ulusal Kısa Film Yarışması, İstanbul Film Festivali tarafından kısa film yapımını özendirmek, bu alanda gelişimi desteklemek ve nitelikli kısa filmleri izleyiciye buluşturmak amacıyla yapılıyor.

Ulusal Kısa Film Yarışması’nda bu yıl 12 film yer alıyor. Yarışmanın jürisinde Transilvanya Uluslararası Film Festivali sanat yönetmeni ve kurucularından Mihai Chirilov, yönetmenler Ceylan Özçelik ile Onur Saylak yer alıyor.

Jüri tarafından seçilecek En İyi Kısa Film 5.000 TL ile ödüllendirilecek. Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) jürisi de yarışmadaki bir filme ödül verecek.

Ulusal Kısa Film Yarışmasında yer alan filmler:

  • Kötü Kız / Ayce Kartal
  • Anadolu Yok / Ferit Katipoğlu
  • Doğu Yakası / Harun Durmuş
  • Arîn / Mizgin Müjde Arslan
  • Bitmiş Aşklar Müzesi / Murathan Özbek
  • Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var / Umut Subaşı
  • Hit Me Baby / Semih Gülen
  • Toprak / Alican Durbaş
  • Tapınak Şövalyeleri / Arda Ekşigil
  • Keçi / Bızın / Boğaç Uzun
  • Sirayet / Nuri Cihan Özdoğan
  • Kaset / Serkan Fakılı

SEYFİ TEOMAN EN İYİ İLK FİLM ÖDÜLÜ

2012 yılında kaybettiğimiz yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına verilen Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine sonraki çalışmalarını teşvik etmek üzere CMYLMZ Fikirsanat aracılığıyla 30.000 TL ödül verilecek.

Festivalin Türkiye Sineması (Ulusal Yarışma, Yeni Türkiye Sineması) bölümlerinde yer alan Türkiye yapımı uzun metrajlı kurmaca 12 ilk film bu ödüle aday olacak. Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü jürisinde kurgucu Osman Bayraktaroğlu, senarist ve yapımcı Elma Tataragić ve yönetmen Özcan Alper yer alacak.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film için yarışacak filmler
  • Tuzdan Kaide
  • Kaçış
  • Renksiz Rüya
  • Aydede
  • Borç
  • Güvercin
  • Körfez
  • Bekçi
  • Locman
  • Kuluçka
  • Benim Küçük Sözlerim
  • Taksim Hold’em
FIPRESCI – Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birlikleri Federasyonu Ödülü

Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birlikleri Federasyonu (FIPRESCI) Ulusal Yarışma, Uluslararası Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışması’ndan birer filme FIPRESCI Ödülü verecek. Başkanlığını İtalya’dan Massimo Lechi’nin yapacağı jüride Brezilya’dan Elaine Guerini, Norveç’ten Jan Storø ve Slovakya’dan Martin Kanuch, Türkiye’den Ali Ercivan ve Ayça Çiftçi görev alacak.

Festivalin Bol Yıldızlı Bölümü: Vodafone Red Galaları

İstanbul Film Festivali’nin en sevilen bölümlerinden ve bu yıl Vodafone Red sponsorluğunda gerçekleştirilen Vodafone Red Galaları’nda, yıldızları usta yönetmenlerle buluşturan ve sezonun merakla beklenen filmlerin Türkiye’deki ilk gösterimleri yapılacak.

Vodafone Red Galaları’nda bu yıl gösterilecek filmler arasında Wes Anderson’ın Berlin Film Festivali’nin açılışında gösterilen son filmi Isle of Dogs / Köpek Adası ve Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar alan yönetmen Sebastián Lelio’nun başrollerinde Rachel Weisz ile Rachel McAdams’ın rol aldığı son filmi Disobedience / İtaatsizlik gibi birçok ödüllü film yer alıyor.

Vodafone Red Galaları bölümünde gösterilecek diğer filmler arasında Isabel Coixet’in Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan, Penelope Fitzgerald’ın romanından beyazperdeye uyarladığı son filmi The Bookshop / Sahaf, ünlü İngiliz oyuncu Rupert Everett’in ilk kez kamera arkasına da geçerek Oscar Wilde’ı canlandırdığı The Happy Prince / Mutlu Prens ve Oscar’lı canlandırma ustası Nick Park’ın eğlenceli, hareketli yeni canlandırma filmi Early Man / Taş Devri Firarda da gösterilecek.

Michael Pearce’ın muhteşem manzara çekimleriyle büyülerken boğucu toplum baskısı eşliğinde gerilim dozu gitgide artan, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan ilk filmi Beast / Canavar, Alman auteur Christian Petzold’un Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve geçmişten bir mülteci hikâyesini günümüzde anlattığı son filmi Transit, Lynne Ramsey’nin Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alan Joaquin Phoenix’li son filmi You Were Never Really Here, Steven Soderbergh’in dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ve tamamen iPhone ile çekilen son filmi Unsane / Saplantı, yönetmen Erick Zonca’nın Wisdom of the Crowd dizisinin senaristi Dror Mishani’nin romanından uyarladığı Black River / Siyah Nehir de Vodafone Red Galaları filmleri arasında yer alıyor.

Festivalin açılış filmi de Vodafone Red Galaları kapsamında. Weekend ve 45 Years filmleriyle tanınan, küçük ve basit öykülere yaklaşımındaki hassasiyet ve zarafetle sinemaseverler tarafından baş tacı edilen İngiliz yönetmen Andrew Haigh’in son filmi Lean On Pete, bir genç ile bir at arasındaki dostluğu anlatıyor. Berlin Film Festivali’nde en iyi filme verilen Altın Ayı’ya layık görülen Romen yönetmen Adina Pintilie’nin ilk uzun metrajlı filmi Touch Me Not / Dokunma Bana Türkiye prömiyeri ise festivalin hemen ardından 19 Nisan Perşembe günü 3 sinemada aynı anda gerçekleştirilecek.

Festivalin En Yenisi: Çiçek İstemez

37. İstanbul Film Festivali’nin bu yılki yeni bölümlerinden biri de Çiçek İstemez. Kahramanı güçlü kadınlar olan filmlerin bir araya geldiği bölüm kapsamında gerçek hayatta da sinemada da baskılara boyun eğmeyen, kendi yolunu çizen, kendi ayakları üzerinde duran kadınların hikâyelerini anlatan filmler yer alıyor. Çiçek İstemez bölümünde İran’dan Belçika’ya Arjantin’den Gürcistan’a 10 film yer alıyor. Absürd mizahi tonları, yaratıcılık mekanizmalarına bakışı ve özgürleşen kadın figürünü ele alışıyla birçok uluslararası festivalden ödülle dönen Scary Mother / Korkunç Anne, İran’ın en tanınmış televizyon ve sinema oyuncularından Rambod Javan’ın kamera arkasına geçtiği Negar / Nigar, Fransa’da bir iş kadınının hikâyesini anlatan Number One / Bir Numara, erkeklik, bağlılık ve müstehcenlik kavramlarıyla iyiden iyiye dalga geçen Of Skin and Men / Erkeklere Bakmak, Arjantinli yönetmen Anahí Berneri’nin toplumsal ve ekonomik çöküşün gerçekçi bir portresini çizdiği Alanis ve daha fazlası bu bölümde yer alıyor.

Bergman 100 Yaşında

37. İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en saygın yönetmenlerinden Ingmar Bergman’ı, doğumunun 100. yılında Volvo Car Turkey sponsorluğunda özel bir bölümle anıyor. 1944’ten 2003’e uzanan 59 yıllık sinema kariyeri süresince 45 uzun metrajlı film ve 170’in üzerinde tiyatro oyunu yöneten ve birçok filmin de senaryosuna imza atan İsveçli yönetmen, birçok sinemacının kariyerini ve filmlerini şekillendiren, çağdaş sinema sanatının en etkileyici filmlerinden bazılarını çekti. Sinemada felsefenin izlerini süren yönetmen yapıtlarında özellikle aile, ölüm ve inanç gibi yaşamın en temel, üzerinde en çok kafa yorulan sorunsallarını ele aldı.

Bu yılın özel bölümlerinden biri olan Bergman 100 Yaşında için Türkiye’den 10 yönetmen, çağdaş sinema sanatının en etkileyici filmlerine imza atan Ingmar Bergman’ın kendilerini en çok etkileyen filmlerini seçti. Kazım Öz, Emin Alper, Semih Kaplanoğlu, Reha Erdem, Can Evrenol, Ümit Ünal, Aslı Özge, Melik Saraçoğlu & Hakkı Kurtuluş ve Yeşim Ustaoğlu seçtikleri filmlerin gösterimlerini bizzat kendileri sunacak.

Bergman 100 Yaşında seçkisini oluşturan sinemacılar ve seçtikleri Bergman filmleri şunlar:

  • Kazım Öz –Wild Strawberries / Yaban Çilekleri (1957)
  • Emin Alper –The Seventh Seal / Yedinci Mühür (1958)
  • Semih Kaplanoğlu –Winter Light / Kış Işığı (1962)
  • Reha Erdem –The Silence / Sessizlik (1963)
  • Can Evrenol –Persona (1966)
  • Ümit Ünal –Shame / Utanç (1968)
  • Aslı Özge –Cries and Whispers / Çığlıklar ve Fısıltılar (1972)
  • Melik Saraçoğlu & Hakkı Kurtuluş –Scenes from a Marriage / Bir Evlilikten Manzaralar (1973)
  • Yeşim Ustaoğlu –Autumn Sonata / Güz Sonatı (1978)
Zurich Sigorta Desteği ile Dünden Bugüne Türk Klasikleri’nde İpekçe

İstanbul Film Festivali, ilk kez Zurich Sigorta işbirliğiyle Türk sinemasının en önemli yapıtlarını yeniden sinemaya kazandırıyor. Bu yıl, öncü yönetmenlerimizden Bilge Olgaç’ın 1987 yapımı başyapıtı İpekçe, Zurich Sigorta işbirliğiyle Atlas Post Production tarafından restore edildi. Usta öykücü Osman Şahin’in Toroslar’daki köyünde geçmiş gerçek olaylardan esinlenerek Bilge Olgaç ile birlikte senaryolaştırdığı İpekçe, bir hayat kadınının değişmeyen yazgısını ve etrafındakilerin ikiyüzlülüğünü masalsı bir atmosferde aktarıyor.

Başrollerini bu yıl festivalde Sinema Onur Ödülü’nü alacak olan Perihan Savaş ile Berhan Şimşek’in paylaştığı İpekçe’de Gülsen Tuncer, Oktar Durukan, Kemal İnci, Şener Gezgen de oyuncu kadrosunda yer alıyor. İpekçe’nin yenilenmiş kopyasının gala gösterimi 10 Nisan Salı akşamı Nişantaşı City’s’de gerçekleştirilecek.

Sanatçı Ali Mahmut Demirel ile Mimari Ütopyalar–Sinematik Distopyalar

37. İstanbul Film Festivali deneysel video çalışmaları, canlı görsel tasarımları/performansları ve Plastikman, Richie Hawtin, Captain Comatose için ürettiği müzik videolarıyla tanınan Ali Mahmut Demirel’in yer aldığı projede Arter ile işbirliği yapıyor. Ali Mahmut Demirel’in üretim sürecini bütünsel bir yaklaşımla ele alan program kapsamında sanatçının Başak Doğa Temür küratörlüğündeki “Ada” başlıklı kişisel sergisi 16 Mart-15 Temmuz tarihleri arasında Arter’de düzenleniyor. Sanatçının sergide yer alan üç videosunun esin kaynağını oluşturan Derek Jarman’ın The Last of England / İngiltere’nin Sonu, Andrey Tarkovski’nin Stalker ve Metin Erksan’ın Kuyu filmleri de 37. İstanbul Film Festivali’nin Mimari Ütopyalar–Sinematik Distopyalar özel bölümünde gösterilecek.

Sanatçı Ali Mahmut Demirel ayrıca festival sırasında, 11 Nisan saat 21:00’de Salon İKSV’de bir performans da gerçekleştirecek. Etkinliğin biletleri Biletix web sitesinden (www.biletix.com), Biletix satış noktalarından ve Salon İKSV gişesinden alınabilecek.

Festival Sohbetleri

37. İstanbul Film Festivali bu yıl yine birçok ulusal ve uluslararası konuk ağırlıyor. Bu yıl yine hem sinema profesyonelleri, hem de festival takipçileri tarafından merakla beklenen festival sohbetleri gerçekleştiriliyor. Bu yıl festivalin Uluslararası Yarışma jürisinde yer alan ve ikinci uzun metrajlı filmi Looking for Oum Kulthum / Ümmü Gülsüm’ün Peşinde bu yılki festival programında bulunan Shirin Neshat, fotoğraf, sinema ve görsel sanata dair düşünceleri ve deneyimlerini sinemaseverler ve hayranlarıyla paylaşıyor. Yine festivalin Uluslararası Yarışma jürisinde yer alan, festival programında yer alan Ammore e malavita / Sevda ve Kurşunlar filminin müzikleriyle Venedik Film Festivali’nde ödüllendirilen ve Türkiye’de özellikle Ferzan Özpetek’in Hamam filmine yaptığı müzikleriyle tanınan Pivio festival sohbetinde yıldızlarla bezeli müzikal yolculuğunun dönüm noktalarını izleyiciler ve müzikseverlerle paylaşacak.

Türk sinemasının köşe taşları, “öykücülüğümüzün Toros zirvesi Osman Şahin”, “Yeşilçam’ın en üretken muzip yönetmeni” Aram Gülyüz ve her sinemacının yolunun kesiştiği Arif Keskiner, Yeşilçam’dan bugüne isimli bu çok özel sohbette İstanbul Film Festivali Danışma Kurulu’nun onursal üyesi Atilla Dorsay moderatörlüğünde bir araya geliyor. Yazar ve senarist Osman Şahin, özgün öyküleriyle birlikte sinemaya en çok uyarlanan yazar sayılıyor; Aram Gülyüz’ün 1958’den günümüze yönetmen olarak imza attığı filmlerin sayısı 140’a ulaşıyor; Arif Keskiner ise özellikle yapımcılıkla sinemamıza birçok başyapıt kazandıran bir sinemacı. Sinema yazarı Atilla Dorsay ile bu yıl festivalin Sinema Onur Ödüllerini alacak olan bu değerli sinemacıların sohbetini Yeşilçam’ı sevenler kaçırmasın.

Festivalin Sinemada Edebiyat konulu bir diğer sohbetinde ise şiir, roman, deneme, günlük gibi pek çok edebî türde yapıtlar veren ve bu yıl festivalin Ulusal Yarışma jürisinde yer alan Küçük İskender ile birbirine çok yakın, bir yandan da çok uzak iki sanat dalı, sinema ile edebiyatın ilişkisi tartışılacak. TRT’de kameramanlıkla başladığı kariyerini 1996’dan bu yana görüntü yönetmeni olarak sürdüren, bu görevi üstlendiği birçok filmle ulusal ve uluslararası yarışmalarda birçok ödül kazan ve bu yıl festivalin Ulusal Yarışma jürisinde yer alan Gökhan Tiryaki ise festival sohbetinde sanatını takip eden sinemaseverler ve sinemacılarla buluşacak.

Festival Etkinlikleri

Her yıl olduğu gibi bu yıl da konserle, sergiler, özel performanslar gibi birçok etkinliğin gerçekleşeceği 37. İstanbul Film Festivali, sinemaseverlere 12 gün boyunca bir festival şöleni yaşatacak.

Fotoğrafçı Muhsin Akgün’ün festivalin Türkiye Sineması bölümünde yer alan oyuncuların iPhone kullanarak çektiği portrelerinden oluşan Festival Stüdyosu isimli sergisi 4 Nisan’dan itibaren Galeri Işık Teşvikiye’de ziyarete açık olacak.

70’ler, 80’ler ve 90’larda Ankara’daki rock ve metal müzik sahnesini barlar, stüdyolar, konserler, Yüksel Caddesi, Tunalı, plak dükkânlarından geçerek Ankara’nın heyecan verici yeraltı müzik camiasını röportajlar, konser ve arşiv görüntüleriyle sunan ve festivalde, Musikişinas bölümünde izleyiciyle buluşacak olan belgesel Gri Değil, Siyah: Ankara Rocks!, sürprizlerle dolu bir konserle 12 Nisan’da Salon İKSV’de meraklılarıyla buluşacak.

Mediha Didem Türemen‘in solo sergisi Mitler sergisi, Bergman’ın Yedinci Mühür filmi ekseninde, Türemen’in akademik çalışma sürecinde oluşturduğu fotoğraf işleri, filmin ruh halinin yansımalarından bugüne odaklanıyor. “Bergman’a saygıyla” notuyla Bergman Vakfı, Adahan İstanbul ve Mixer Galeri işbirliğiyle gerçekleştirilecek sergi, festival boyunca Adahan Hotel’de gezilebilecek.

Festivalle İlgili Gelişmeleri Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edin

İstanbul Film Festivali programını yaparken izleyicilerimizin daha kolay ve rahat film seçebilmeleri için programda yer alan filmler, 65 kategoriden etiketlerle işaretlendi. Böylece beğendiğiniz tür veya kategorideki filmleri etiketler sayesinde daha kolay ayırt edebilecek ve programınızı kolayca yapabileceksiniz.

İstanbul Film Festivali ile ilgili tüm gelişmeleri; filmler, etkinlikler ve konuklarla ilgili bilgileri, programa dair ipuçlarını sosyal medya hesaplarımızdan takip edin, herkesten önce haberdar olun. Sosyal medyada #istfilmfest etiketini kullanarak, siz de festival sohbetinin parçası olun. Ayrıca AppStore ve Google Play’den indirilebilen İKSV Mobil uygulamasıyla festivalle ilgili tüm bilgilere erişebilir ve AppStore’dan indirilebilen İKSV Kitaplık uygulamasıyla festival katalogunu iPad’inizden de okuyabilirsiniz.

#istfilmfest

facebook.com/istanbulfilmfestivali

twitter.com/ist_filmfest

instagram.com/istfilmfest

istfilmfest.tumblr.com

youtube.com/user/iksvistanbul

Festival Biletleri

Festival biletleri 24 Mart Cumartesi günü 10.30’dan itibaren hizmet bedeli eklenmeden, tüm satış kanallarında aynı ücretlerle Biletix satış kanalları ile Atlas ve Rexx sinemalarında açılacak ana gişelerden satışa çıkıyor.

Bilet fiyatları

Hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00 ) yalnızca 8 TL; öğrenciler için yalnızca 1 TL

Hafta içi 19.00 ve hafta sonu (11.00, 13.30, 16.00, 19.00) tam 22 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü 15 TL;

Tüm 21.30 seansları 22 TL;

Pera Müzesi’nde gösterimlerin bilet fiyatları 8 TL.

İKSV’nin tüm etkinliklerini destekleyen Lale Kart üyeleri için öncelikli bilet satış tarihleri 

Üyelikleriyle İKSV’nin sene boyunca gerçekleştirdiği tüm etkinlikleri destekleyen Lale Kart üyeleri, her zaman olduğu gibi festival biletleri için ön satış ve %25’e varan özel indirimlerden yararlanacak. Öncelikli biletler, Atlas ve Rexx sinemalarının yanı sıra Lale Kart İletişim Merkezi ve Biletix web sitesinden (www.biletix.com) ve Biletix satış noktalarından alınabilir. Lale Kart üyeleri için ön satış dönemi: 20 Mart (Siyah ve Beyaz Lale üyeleri), 21-22-23 Mart (Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri).

İKSV tarafından 2002 yılından bu yana sürdürülen Lale Kart üyelik programı, beş farklı kategoride bir araya getirdiği 4500’ü aşkın kültür sanat dostuna, vakfın düzenlediği etkinliklerde ayrıcalık ve öncelik sağlıyor. Lale Kart üyeleri İKSV’ye katkı sağlarken, festival etkinliklerindeki indirimlerin yanı sıra İstanbul’da birçok farklı kültür, sanat ve yaşam mekânında indirimlerden de faydalanabiliyor. Ayrıntılı bilgi için: http://www.lalekart.org/

Festival Kataloğu

Sinemaseverlerin iki hafta boyunca elinden düşürmediği, filmlerin bilgileri, festivalin çizelgesi, etkinlikleri ve tüm detaylarını içeren festival kataloğu, 20 Mart Pazartesi’den itibaren Atlas ve Rexx sinemalarından ve İKSV’den 8 TL’ye alınabilir.

Vodafone Red ve FreeZone’lular, bu yıl 24 Mart-19 Nisan tarihleri arasında, 37. İstanbul Film Festivali gösterimleri için Biletix.com ve festival gişelerinden aldıkları biletlerde, bir bilet aldığında ikincisi hediye olacak. Hediye biletler stoklarla sınırlıdır. Hafta içi gündüz seanslarında öğrenciler için sınırlı sayıda olan 1 TL’lik biletler bu kampanyaya dahil değildir.   

Hafta İçi Gündüz Seansları Öğrenciler için 1 TL

Festivalde hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarında toplam 20.000 koltuk, öğrenciler için 1 TL üzerinden satışa sunuluyor. Uygulamanın gerçekleştirilmesini sağlayan hamilerin listesini film.iksv.org adresinde bulabilirsiniz. 1 TL’lik öğrenci biletlerinden satın alan izleyicilerimizin salon girişlerinde öğrenci kimliklerini göstermeleri zorunludur. Bu uygulama kapsamındaki biletler kapasiteyle sınırlıdır.

37. İstanbul Film Festivali’nin Destekçileri

37. İstanbul Film Festivali bu yıl 20nin üzerinde kurumun desteğiyle gerçekleştirilecek. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü bu yıl da festivale büyük destek veriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi de festivale tanıtım desteği veriyor.

Festivale şu tema sponsoru destek veriyor:

  • Vodafone Red “Vodafone Red Galaları”
  • Türk Tuborg A.Ş. Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması
  • Sabah Gazetesi Dünya Festivallerinden
  • ATV “Yıllara Meydan Okuyanlar”
  • NTV NTV Belgesel Kuşağı
  • İstanbul Ayvansaray Üniversitesi “Cinemania”
  • Selpak “Antidepresan”
  • NESCAFE Gold “Genç Ustalar”
  • Volvo Car Turkey “Bergman 100 Yaşında”

İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta sponsorluğunda “Dünden Bugüne Türk Klasikleri” bölümüyle Türkiye sinemasının önemli yapıtlarını yıllar sonra yeniden beyazperdeyle buluşturmaya devam ediyor.

37. İstanbul Film Festivali‘ne Goethe-Institut Istanbul, German Films ve Kino 2017; Fransız Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi ile birçok Konsolosluk ve Büyükelçiliğin desteği bu yılda da devam ediyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın tüm festivallerine Öncü Sponsor Eczacıbaşı Topluluğu, Resmi İletişim Sponsoru Vodafone Türkiye, Resmi Taşıyıcı DHL Worldwide Express ile Konaklama Sponsoru The Marmara Collection yer alıyor. Festivale Servis Sponsoru olarak Zurich Sigorta, Acıbadem Sağlık Grubu, Navitas, GFK, directComm ve AGC destek veriyor.

37. İstanbul Film Festivali tanıtım kampanyası TBWA tarafından hazırlandı. Festivalin sosyal medya ajansı ise, bu yıl PlayTuşu.

Ses Çıkaralım, Durduralım, Ülkemizi Yeniden Kuralım

0

Bu çağrı, hayatının ve ülkemizin kaderinde söz sahibi olmak isteyen tüm yurttaşları, ortak bir yürüyüş kolunda buluşmaya, böyle bir yürüyüşün öznesi olmaya ve bu amaçla ortak bir Kurultay çalışmasını hep birlikte örgütlemeye davet etmek için kaleme alınmıştır. Cesaret, dayanışma ve umutla…

Bu bir davet… Halkın ilerici birikimine güvenenlerin, susmayanların, itiraz edenlerin; bazen kocaman bir gülüşle, bazen beyaz bir bezle; bazen durup, bazen hiç durmadan yürüyenlerin daveti. Hepimizin hepimize daveti.

Biz yaşadığımız toprakları börtüsü ve böceğiyle, ağacı ve deresiyle, vadisi ve insanıyla sevenler; her gün yeniden üretenler: Memleket biziz! Hep yaşamdan, özgürlükten ve halkın ortak iyiliğinden yana düşünüp eyleyenlerin hiç durmayan yürüyüşünü hızlandırma; ortak bir yürüyüş kolunda buluşma vaktidir.

Yaşamak istediğimiz ülkeyi, ilerici değerlerimizi ve geleceğimizi, memleketimizin kaderinde söz sahibi olma kararımız ve kararlığımız kurtaracak: Memleket biziz ve büyük bir gücün sahibiyiz.

Dalga dalga “hayır” diyen kalabalıklarla düştüğümüz yollarda; bir okul önünde, bir dere başında veya adliye kapısında; bir işyerinde veya üniversite avlusunda; sözle, yazıyla, kahkahayla, şarkıyla eylemle direnirken bu büyük gücün farkına vardık. “Gayrı böyle gitmez” diyen devasa bir ses çıkarabilir; kararlı bir yürüyüşle bu gidişi durdurabilir; kolektif irademizle ülkemizi yeniden kurabiliriz!

Bu kararlı yürüyüş, çalınan emeğimize; ganimete dönüştürülen bedenlerimize; harap edilen doğamıza- şehirlerimize; çölleştirilen sanat ve kültürümüze; kısacası hayatımıza sahip çıkma irademizin, şiddet ve fetvayla bastırılmasına izin vermeyecek; tek adam rejimi durdurulana kadar devam edecek. Tedirginliği cesarete dönüştürecek; kaygıyla bekleyenleri kendi kaderinin öznesi haline getirecek. “Ne yapabilirim?” diyenlere umut verecek.  Ortak direnişlerimizin derslerini, yeni bir mücadelenin, örgütlenmenin ve ülkenin kurucu taşlarına dönüştürecek.

Kökü çok derinlerde bir orman gibi umutlu, dirençli ve güçlüyüz.  Hep yeniden yeşerebileceğimizi de, Siyasal İslamcı, sağcı ve baskıcı siyasetlerle harap edilen ülkemizin ancak göğsümüzün altındaki sol cevahirle, ortak sol değerlerle yeniden kurulabileceğini de biliyoruz.

Saltanat değil cumhuriyet, tebaalık değil yurttaşlık istiyoruz. Her türlü ayrımcılık, yoksulluk ve eşitsizliğin karşısına eşitlik; şiddet ve baskıyla örülmüş bir iklimin karşısına özgürlük; savaşın karşısına barış; ırkçılığın ve kutuplaştırmanın karşısına Türk, Kürt, Arap ve bütün halkların kardeşliği; hayatlarımız ve bedenlerimiz üzerindeki dinsel tahakkümün karşısına özgürlüğün güvencesi bir laiklik; erkek egemenliğinin karşısına kadın özgürlüğü ve yağmacılığın karşısına ortak iyiliğimizi temel alan bir yurtseverlik bayrağıyla dikiliyoruz. Bu ortak değerlerimize, direnme yeteneğimize, gayrı meşru bir iktidara karşı hiç durmayan itaatsizliğimize güveniyoruz.

Direnişlerimizi büyütmek; kaderimizi oy sayımına terk etmemek; sokağı ve sandığı mücadelemizle kuşatmak ve sonuç alacak bir mücadele örgütlenmesi yaratmak için:

– Kadınları, işçileri, gençleri, LGBTİ’leri, Alevileri, bilim insanlarını, sanatçıları, gazetecileri, hukukçuları; barış ve yaşam savunucularını: susturulamayanları, itaat etmeyenleri;  şehirlerinde, mahallelerinde, işyerlerinde, okullarında bugüne kadar yaptıklarımızdan daha fazlasını yaparak daha büyük ve kapsayıcı bir yürüyüş kolu oluşturmaya;

– Ve dağınık ve ürkek adımları, cesur ve kararlı bir koşuya dönüştürmek için örgütleyeceğimiz Kurultay çalışmasında buluşmaya, bu Kurultay’ın öznesi ve çağrıcısı olmaya çağırıyoruz.

Biz milyonlar, biz yurttaşlar, biz itaat etmeyenler, biz direnenler: Memleket Biziz!

2019 bugündür! Ses çıkaralım, durduralım, ülkemizi yeniden kuralım!

Arzu ATABEK ÇERKEZOĞLU / Kemal AYTAÇ / Metin BAKKALCI / Funda BAŞARAN /  Zerrin BAYRAKTAR/ Vedat BULUT  / Tezcan Karakuş CANDAN / Gazi ÇAĞLAR / Coşkun CANIVAR/

Ali ÇERKEZOĞLU / Çiğdem ÇİDAMLI / Yücel DEMİRER  / Sevinç ERBULAK / Faruk EREN /

Güleda ERENSOY / Ahmet Bülent ERİŞTİ / Ertürk ERKEK / Oya ERSOY / Güney Zeki GÖKER  / Doğan HALİS  / Pınar HOCAOĞULLARI / İbrahim KARA  / Süreyya KARACABEY / Mustafa KARADAĞ / Hakan KOÇAK  / Gül KÖKSAL / Nejla KURUL  / Ünal ÖZMEN  / Betül ÖZTÜRK  / Aynur ÖZUĞURLU  / Veli SAÇILIK  / Mustafa SÖNMEZ  / Duygu ŞAHLAR  / Diren Cevahir ŞEN  / Sinan TARTANOĞLU  / Serdar TÜRKMEN / Hamide YİĞİT  / Cenk YİĞİTER  / Candan YILDIZ  / Mihriban YILDIRIM  / Volkan YOSUNLU  

http://www.memleketbiziz.org

facebook.com/memleketbiziz

twitter.com/memleketbiziz

Ünlü Fizikçi Stephen Hawking Hayatını Kaybetti

0

Ünlü İngiliz bilim insanı Stephen Hawking dün 76 yaşında İngiltere’de vefat etti.

Stephen Hawking’in henüz 21 yaşındayken yakalandığı ve tedavisi olmayan ALS hastalığı yüzünden vefat ettiği düşünülüyor.

Bir varlığı düşünün ki hayatı böyle yaşamayı seçiyor ve çoğumuzun yüksek ihtimalle şikayet edeceği bir yaşam. Hareket merkezinin eksik izlenimleri ile Tanrı’yı arayan bir fizikçi. Nasıl olurdu da bu şekilde sadece beyin hücreleri varlıkları ve sezgilerle O’nu aramayı isteyebilir varlık?

Yaşamanın bizlere değer farkı olmasının yanında, kitaplar ve yayınlarıyla da bize destek verdi. Tahammül/Şefkat ve anlayış kanallarımızı genişletti. Etrafımızdaki ” engelli ” ” hasta ” denilen varlıklara daha fazla merhamet çıkardık. Bir işe yaramıyorlar gibi cümlelerden uzaklaştık.

Görme engelli ya da herhangi bir engeli olan etrafımızdaki insanları düşünün. Biz görerek anlayamıyoruz, duyamıyoruz, ne yaptığımıza dair ufacık bir nedensellik yok, onlar bu bilgi kanalını da kullanmamayı seçebiliyor. Bu bize cesaret versin dostlar. Yaşamları, bizim de içimizdeki engelli taraflara şifa olsun. Anlayış ve merhamet ile genişleyelim.

Çocukluğu ve eğitim yılları

Hawking 8 Ocak 1942 yılında hayata gözlerini açmıştır. 8 yaşındayken Londra’dan 20 mil uzaktaki St Albans’a gitti. 11 yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti. Babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik öğrenimi görmeye başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi. Hawking daha sonra kozmoloji (evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge’e gitti. O zamanlar Oxford’da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge’de danışman olarak Fred Hoyle’u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College’de profesör asistanı oldu. 1973’de Gökbilim Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Hawking, Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979’dan sonra matematik bölümünde Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlamento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu.

İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669’da Isaac Newton’a verilmişti. Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucu da karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olduğuydu. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

Hastalığından sonraki yaşamı

Stephen Hawking 1960’ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking’i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. Ünlü bilim insanı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Şu anda Hawking, bilimsel uğraşlarında ve günlük yaşantısında çevresinden ve ailesinden büyük destek almaktadır. Konuşmak istediği anda, elindeki elektronik aleti sıkarak, sandalyesine bağlı özel bilgisayarının ekranına, dakikada ortalama 10 kelimeyi sıralayabilmektedir. Bu sessiz konuşan dehanın, özel bilgisayarının hafızasında yaklaşık 2600 kelime bulunmaktadır. Böylece herhangi bir kelimeyi söylemek istediğinde ekrana yazabilmektedir. Sağlıklı insanların konuşmalarında kullandığı kelime sayısı da 2500 civarındadır. Dolayısıyla Hawking, duygularını ifade etmede kelime sıkıntısı çekmemektedir.

Stephen Hawking kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim insanları arasında dünyada en çok tanınan isimdir. Kitapları, 40 dile çevrildi; evrenle ilgili çılgın teorik bilgilerini popüler hale getirmek için gereken maddi bağımsızlığı sağlayacak ve Cambridge Üniversitesi’ndeki uygulamalı matematik ve teorik fizik laboratuvarını geliştirecek kadar da sattı. Hawking, hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturmaktadır. Son kitabı “Ceviz Kabuğundaki Evren”de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti. Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere” kitabı, Hawking’e asıl şöhreti getirmişti. İlk kitabının yayımlanmasından bu yana gerçekleşen önemli buluşların ardındaki sırrı açığa çıkaran “Ceviz Kabuğundaki Evren”, “Zamanın Kısa Tarihi”nin bir devamı sayılabilir. Yeni kitabıyla yazar, bizleri çoğu kez gerçeklerin kurmacadan daha şaşırtıcı olduğu teorik fiziğin en üst noktalarına çıkarıyor ve evrenin temel ilkelerine dair anlaşılır yorumlarda bulunuyor.

Görelilik kuramından zaman yolculuğuna, süper kütle çekiminden süpersimetriye, kuantum teorisinden M-Kuramı’na ve bütünsel beyin algılanımına kadar evrenin bilinen en kışkırtıcı sırlarına kapı aralayan kitap, Einstein’in “Genel Görelelik Kuramı” ile Richard Feynman’ın çoklu geçmiş düşüncesini birleştirerek evrende olup bitenleri tanımlayabilecek eksiksiz ve tek bir teori geliştirmeye çalışıyor. Okur, kitabı bir bilimsel eser olarak algılayabileceği gibi, rahatlıkla bir bilim–kurgu romanı gibi de değerlendirebilir. Hawking’in “karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisi” buna imkân tanımaktadır. 2012’de “Büyük Tasarım” adlı kitabını da çıkartmıştır. Kitaplarında genellikle bir “Yaratan”ın varlığını reddeden Stephen Hawking, Her Şeyin Teorisi (Birleştirilmiş Alan Kuramı)’ne ulaşıldığı zaman, kainat’ın yaratım sürecinde, ‘Tanrı’ kavramına ihtiyaç olmadığını da net bir dille ifade eder.

Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982’de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society’nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi) üyesidir.

 

Alıntılartr.wikipedia.org | Kapak Görseliweshapelife.org |

Hawking’den açıklama: Büyük Patlama’dan (Big Bang) önce ne vardı?

0

Modern astronominin öncüsü Carl Sagan’ın öğrencilerinden olan  Neil deGrasse Tyson’un sunduğu bilim programı Star Talk’ın konuğu, ünlü fizikçi Stephen Hawking oldu. Tyson’un sorularını yanıtlayan Hawking, evrenden önce neyin var olduğuna ilişkin bir soruya oldukça açıklayıcı ve bir o kadar kafa karıştırıcı cevaplar verdi.

Hawking’den Beyin Yakan Açıklama: Büyük Patlama'dan (Big Bang) Önce Ne Vardı?

Bilimsel gerçekleri dünyevi kavram ve olaylarla açıklayıp, herkesin anlayacağı şekilde örneklerle özetleyen Hawking, günümüzün en iyi bilim iletişimcilerinden birisi. Yaptığı açıklamada ise Dünya’nın şeklini uzay-zamanın kavisli yapısına benzeterek, evrenin oluşumundan öncesine dair betimlemelerde bulundu.

Hawking, “Einstein’ın genel görelilik teorisine göre uzay ve zaman, uzay-zaman sürekliliği için bir araya geliyorlar. Bu süreklilik madde ve enerjiyi içeriyor ve düz değil, kavisli.” şeklinde sözlerine başladı. Daha açıklayıcı olmak adına Hawking, Öklitçi yaklaşımla (Öklid Uzayı) tasvir etmeye başladı. Öklidçi yaklaşımda gerçek zaman, dördüncü boyut olarak ele aldığımız hayali zamanla yer değişir.

“Öklidçi yaklaşıma göre evrenin hayali zamanındaki geçmişi, Dünya’nın yüzeyi gibi dört boyutlu bir kavisli yüzeydir, ancak iki boyut daha fazladır” diyor Hawking. Nasıl yani? Toplamda 6 boyuttan söz ediyor. Peki bu ne demek?

Hawking, evrenin sınırlarının olmadığını düşünen bilim insanlarından. Hawking, “Sıradan (gündelik olarak bildiğimiz zaman) ve gerçek zamanlar için Güney Kutbu’nu başlangıç ​​olarak görün. Burası normal fizik yasalarının dayandığı pürüzsüz bir uzay-zaman noktası olsun. Güney Kutbu’nun güneyinde bir şey olmadığını görürsünüz. Bu yüzden Big Bang’den önce bir şey yoktu.” diyor.

En uzak güney noktasına vardığınızda, güneyde bir şey göremezsiniz. Bu olay Hawking’e göre Bing Bang’de de aynı şekilde işliyor. Yani verdiği örnekle Big Bang’i Güney Kutbu olarak betimliyor. Yani Big Bang’den önce zamanın var olmadığını anlatıyor. Yani buranın bir tekillik ifade ettiğini ve zamanın Big Bang ile başladığını açıklıyor.

Bir anlığına durup, Güney Kutbu’ndaki aynı noktada kesişen boylamları ve onları yol boyunca kesen enlemleri düşünün. Fiziğe göre zaman ve mekan yani dolasıyla evren, bu enlemler gibi Güney Kutbu’ndan (başlangıçtan, Big Bang’den) uzaklaştıkça genişliyorlar. Ancak kesiştikleri noktanın daha güneyinde hiçbir şey yok.

Alıntı | webtekno.com | Kaynaksciencealert.com |