Ana Sayfa Blog Sayfa 246

Cindy Sherman: Feminenliğe ve cinsiyet yargılarına meydan okuyan portreler

1
Eserlerimde anonim hissediyorum. Fotoğraflara baktığımda kendimi görmüyorum, onlar otoportre değiller. Kimi zaman ben yok oluyorum.” Cindy Sherman
Ben otoportre çekmiyorum, her zaman fotoğraflarda kendimden olabildiğince uzaklaşmaya çalışıyorum.
Cindy Sherman

Cindy Sherman kimdir?

Cindy Sherman 1954 doğumlu Amerikan bir fotoğrafçı. Fotoğrafları feminist literatürde birçok makale ve incelemeye konu olmuş, özellikle otoportlerinde değişik kimliklere bürünmesiyle feminist fotoğrafçılığın parçası sayılıyor. Ancak Sherman hiçbir zaman sanatına dair net ve belirgin açıklamalarda bulunmuyor. Fotoğraflarını “untitled (isimsiz)” olarak isimlendiriyor ve sanatını kimin nasıl isterse o şekilde yorumlayabileceğini söyleyerek politik yorumlardan uzak kalıyor. Bu da, hali hazırda ilgi çekici olan sanatını daha da ilgi çekici kılıyor.

Untitled #398

Untitled #405

Untitled #403

Untitled #472

Untitled #122

Untitled #145

Sherman’ı feminist fotoğrafçılığın parçası yapan şey nedir?

Laura Mulvey 1975’te “Male Gaze” “Erkek Bakışı” kavramını öne sürdü. Erkek bakışı, heteroseksüel erkeğin seyirci olduğunu baz alarak film ve görsel medya üretme ve genellikle kadını objeleştirme eğilimidir (Oxford, n.d.).

Untitled #399

Untitled #356

Mulvey’e göre kadınlar, sinemada heteroseksüel erkeklere görsel zevk vermek üzere kullanılıyordu ve cinsel obje haline getiriliyordu. Böylece erkekler daha aktif rollere sahipken ve özne haline bürünüyorken, kadınlar daha pasif rollere sahip oluyor ve bakılan bir nesne veya obje olarak kalıyordu. Buna göre, Sherman’ın bu erkek bakışına meydan okuduğunu söyleyebiliriz çünkü Sherman kendi otoportlerinde hem özne hem de nesne oluyor ve nasıl bir nesne olduğu üzerinde kendi kontrolünü sağlıyor.

Öte yandan, Sherman’ın kalıplaşmış cinsiyet rollerine uygun kadınlara büründüğünü ve böylece erkek bakışını tasdik ettiğini düşünen eleştirmenler de olduğunu unutmamak lazım. Sherman’ın da dediği gibi, fotoğrafları isteyen istediği şekilde yorumlayabilir.

Untitled #397

Untitled #355

Untitled #354

Untitled #400

Sherman; fotoğraflarında kostümler, peruklar, değişik makyaj şekilleriyle farklı kişilere bürünüyor ve fotoğraf sanatını kullanarak feminenliğin değişken olduğunu gösteriyor. Sherman aynı zamanda cinsiyet kimliğiyle de oynuyor.

Untitled #196

Untitled #213

Marta Zarzycka’ya göre Sherman’ın fotoğraflarında feminizm için asıl önemli olan şey; feminenliğin özü veya gerçekliğinin gösterilmesi değil, feminenliğin değişken oluşunun ve birden fazla çeşit feminenlik olduğunun gösterilmesi (2007). Cinsiyet rollerini ve feminenliği nasıl tanımladığımızın kültürlere ve toplumlara göre değiştiğini düşündüğümüzde, bu değişkenliği sembolize eden her şeyin feminist sanat içerisinde kendine yer bulmaya hakkı vardır diyebiliriz, çünkü bu değişkenliğin gösterilmesi de bir çeşit feminist meydan okuma sayılabilir.

Untitled #359

Untitled #351

Untitled #299

Untitled #132

Untitled #460

Untitled #574

Untitled #126

Untitled #396

Sherman feminizm ve eserlerinin feministliğiyle ilgili yorumlarda bulunmaktan kaçınsa da; erkeğin baktığı bir nesne olmaya, tektip feminenliğe ve cinsiyet kimliklerine meydan okuduğu için onun feminist fotoğrafçılıkta önemli bir özne olduğunu söyleyebiliriz.

Görsel Kaynakları: 1, 2, 3
Diğer Kaynaklar: 1, 2, 3

Beyinsiz uyku: Uyumak için beyne ihtiyaç yok

Uyku hakkında bildiğimiz tek şey, her canlının ihtiyacı olduğu. Kesin nedenini ve uykunun evrimdeki yerini hâlâ bilmiyoruz. Beyin gelişimi, psikolojimiz, konsantrasyon, güç toplama için gerekli olduğunu düşündüğümüzden olsa gerek, uykuyu hep beyin ile özdeşleştirdik. Ta ki Current Biyoloji dergisinde Kaliforniya Enstitüsü Teknoloji Bölümünden Lea Goentoro liderliğindeki ekibin aklına deniz analarında uykuyu inceleme fikri gelene kadar. Bilindiği gibi deniz anaları beyinsiz canlılardır. Sadece sinir sistemleri ile ışığı ve gölgelenmeyi algılayarak avlanır ya da av olmaktan korunurlar. Midye, istiridye, kalamar türü deniz canlılarının da beyni yoktur.

Beyni olmayan deniz analarının da uykuya ihtiyaç duydukları ve geceleri performanslarını asgariye indirerek uyudukları tespit edildi. Bu durum bize, uykunun evrimsel açıdan çok daha eskiye dayandığını ve sadece beyin ile özdeşleştirilmesinin yanlış olduğunu gösteriyor.

Daha önce omurgalı hayvanların tümünde; ayrıca meyve sinekleri, böcekler, iplik kurtları ve eklem bacaklılarda da uyku ihtiyacı olduğu saptanmıştı. Fakat beyinsiz bir canlı türünde buna benzer bir araştırma ilk kez yapılıyor.

Araştırmacılar, şemsiye deniz anası türü olan Cossiopea‘yı incelediler. Sığ tropikal sularda yaşayan bu hayvanların normalde saniyede bir kez kasılarak hareket ettiğini ve gece bu oranın neredeyse üçte bire düştüğünü gözlemlediler. Bizdeki gibi gece uykusuz kalmanın gündüz aktivitelerinde performans düşüklüğüne yol açıp açmadığını incelemek için deniz anaları gece boyu uykusuz bırakıldı. Beklendiği üzere, uykusuz kalan deniz analarının gündüz aktivitelerinde %17 azalma görüldü.

Bu durum, uykunun yalnızca beyne ve yaygın sinir ağına sahip organizmalar için değil, diğer pek çok tür için de biyolojik bir gereksinim olduğunu ortaya koyuyor. Ortaya çıkan sonuç, evrim sürecinde merkezi sinir sisteminin geliştirilmesinden önce de uyku durumunun zaten mevcut olduğunu göstermesi açısından önemli. Ayrıca bu araştırma gösteriyor ki, evrimsel süreç içinde uyku canlılarda korunan en temel ihtiyaçlardan biri.

Haber Kaynağıspiegel.de
Alıntıbilimkurgukulubu.com

5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin ulusal yarışma filmleri belli oldu!

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla düzenlenen ve 17-26 Kasım 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin ulusal yarışma filmleri belli oldu. Jüri başkanlığını usta yönetmen Derviş Zaim’in yapacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda 9 film 100.000 TL değerindeki büyük ödül için yarışırken; festivalin kısa filmleri de 25.000 TL değerindeki Ahmet Uluçay Büyük Ödülü için jüri önüne çıkıyor.

9 film Büyük Ödül için yarışacak!

Jüri başkanlığını usta yönetmen Derviş Zaim’in yapacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda; Andaç Haznedaroğlu’nun “Misafir”, Ayhan Salar ve Erkan Tahhuşoğlu’nun “Eşik”, Burçak Açık Üzen’in “Beginner”, Bülent Öztürk’ün “Mavi Sessizlik”, Fikret Reyhan’ın “Sarı Sıcak”, Orhan Eskiköy’ün “Taş”, Özgür Sevimli’nin “Murtaza”, Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey” ve Selman Kılıçaslan’ın “Bütün Saadetler Mümkündür” filmleri, 100.000 TL değerindeki En İyi Ulusal Uzun Metraj Film Ödülü için yarışacak.

Kısacılara Ahmet Uluçay anısına ödül!

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin kısa film yarışmasında ise kurmaca dalında 10, belgesel dalında ise 8 film yarışacak. Kurmaca dalında bir film 10.000 TL değerindeki En İyi Ulusal Kısa Kurmaca Film Ödülü’nü, belgesel dalında bir film de yine 10.000 TL değerindeki En İyi Ulusal Kısa Belgesel Ödülü’nü kazanacak. Ayrıca festivalde yarışan kısa filmlerden birine de 25.000 TL değerindeki Ahmet Uluçay Büyük Ödülü verilecek.

Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ve Medya Akademisi tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, bu yıl 17-26 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek.

İşte yarışmalarda yer alacak filmler ve kategorileri:

Ulusal Uzun Metraj Film Kategorisi

• Beginner / Burçak Açık Üzen
• Bütün Saadetler Mümkündür / Selman Kılıçaslan
• Eşik / Ayhan Salar, Erkan Tahhuşoğlu
• İşe Yarar Bir Şey / Pelin Esmer
• Mavi Sessizlik / Bülent Öztürk
• Misafir / Andaç Haznedaroğlu
• Murtaza / Özgür Sevimli
• Sarı Sıcak / Fikret Reyhan
• Taş / Orhan Eskiköy

Ulusal Kısa Metraj Film – Kurmaca

• 3,5 Lira / Hasan Ali Kılıçgün
• Bir İş Görüşmesi Hikayesi / Alkım Özmen
• Bir Tabut İnsan / Okan Akgün
• Frekans / Ahmet Serdar Karaca
• Hinterlant / Sinan Kesova
• Kamyon / Balım Tanrıöver
• Kot Farkı / Ayris Alptekin
• Mutluluk / Çağhan Özdemir
• Mümkün Hayatların En Güzeli / Derin Biricik
• Toprak / Onur Yağız

Ulusal Kısa Metraj Film – Belgesel

• Gönüllü Yürekler / Ege Zaimağaoğlu
• Hekim / Yavuz Üçer
• Kırmızı / Abdurrahman Demir
• Meftun / Hasan Ete
• Menderes Kıyısında / Mehmet Can Mıcık
• Misafir / Orhan Dede
• Ülkemden Uzakta / Haydar Demirtaş
• Yaban / Volkan Budak

Uskumruköy’deki kesimlere, Kuzey Ormanları’ndaki talana dur demek için: “Kesme yaşat, Kuzey’i koru!”

Bugün Kuzey Ormanları Savunması ve Sarıyer Kent Dayanışması, bir kez daha Uskumruköy ve Kuzey Ormanları’nda yapılaşma baskısını arttıracak İBB’nin yol genişletme çalışmalarını ve yol çalışmaları için kesilen ağaçlar için eylemdeydi. Bu sefer eylem yeri Saraçhane İstanbul Büyükşehir Belediyesi binası önüydü.

KOS ve SKD üyeleri, basın açıklamasından önce CHP İl Meclis üyeleriyle bir araya geldi, Uskumruköy’de yaşanan ağaç kesimleri hakkında bilgiler verdi. Bölgedeki yaşanan kesimlerin bölge halkını ve esnafı etkilediği, bölgede yapılmak istenen yol projesinin tepeden inme bir şekilde başlatıldığı, kesimlerin Uskumruköy / Kuzey Ormanları ekosistemi üzerinde ciddi tahribat bıraktığı ve yol projesinin bölgedeki kentleşme baskısını arttıracağı dile getirildi. KOS ve SKD aktivistleri il meclis üyelerini Kuzey Ormanları’nı savunmak için sokakta, ormanlarda olmaya davet etti.

İl meclis üyeleriyle görüşme ardından İBB önünde “Kuzey Düşerse İstanbul Düşer, Kuzey Ormanları’na Dokunma” pankartı önünde bir araya gelen yaşam savunucularına il meclis üyeleri de destek verdi.

Basın açıklamasını Ezgi Öz Baysal okudu. Baysal yaptığı açıklamada İstanbul halkının seçmediği ancak an itinbarıyla başkanlık koltuğunda oturan Mevlüt Uysal’a seslendi. Açıklamada İstanbul’un bir yönetim krizi içinde olduğu vurgulanarak kamuoyundan gizlenmekte olan tüm projelerin açıklanması talep edildi. Ayrıca Kuzey Ormanları’nın İstanbul’un ve barındırdığı canlıların yaşam kaynağı olduğu belirtildi, İstanbul’u can damarlarından koparma girişimlerinin Uskumruköy’den başlayarak durdurulması gerektiğinin altı çizildi. Baysal ayrıca trafik sirkülasyonunun çok az olduğu ormanın içinde kalan bir bölgede iki şeridi dört şeride çıkararak ağaç kesimleri yapmanın iklim krizi çağında sadece İstanbul’a değil gezegene de ihanet olduğunu söyledi.

Basın açıklaması sırasında ‘İBB elini Sarıyerden çek’ ve ‘Kesme yaşat, Kuzeyi koru’ sloganları atıldı.

Bu kent artık doğal eşiklerini aşmıştır

Baysal son olarak artık doğal eşiklerini aşmış İstanbul’un Kadir Topbaş sürecinde betona boğulduğunu vurguladı. “Bu kent ne 11 Mayıs 2011’de Recep Tayyip Erdoğan’ın Haliç Kongre Merkezi’nde açıkca söylediği Uskumruköy – Yalıkavak arasına yeni bir kent kuracağız fantazyasını taşıyabilecek ne de tek bir ağacını yitirebilecek konumdadır” diyen Baysal, mega yıkım projelerinin İstanbul’un çöküşünü hızlandırdığını bu yüzden Kuzey Ormanları’nın üstüne yeni bir kent çalışmalarının derhal durdurulması gerektiğinin altını çizdi.

Basın açıklaması sonunda Haziran 2015’te KOS ve İKS’nin İBB üzerinden açtığı dev pankart ve pankartta yazan “Katil mega projelere dur de! 250 milyon ağacı, Kuzey Ormanları’nı savun! İstanbul’a nefes ol!” yazısına atıf yapan Baysal, “kadim kentin geçmişi, şu anı ve geleceği için; börtü böceğin, geyiğin, İstanbul Zambağı’nın, meşe ağacının yaşam hakkı için gün Uskumruköy’ü, Kuzey Ormanları’nı hep birlikte savunma günüdür!” diyerek sözlerini bitirdi.

Basın açıklamasının okunmasından sonra Sarıyer Belediyesi ve İBB Meclis Üyesi Gökhan Zeybek söz alarak, “dert trafik değil yapılaşma. Bölgede, Kuzey Ormanları’nda yapılaşmaya izin vermeyeceğiz” dedi.

Basın açıklamasının ardından Uskumruköy dilekçeleri İBB’ye teslim edildi ve geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz yaşam savunucusu dostumuz Emin Turan da anıldı, hep birlikte “Emin Turan’ın martılarıyız” sloganı atıldı.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

İBB’ye sesleniyoruz: Uskumruköy’deki, Kuzey Ormanları’ndaki yıkım projelerinizi tekrar durdurun!

Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kuzey Ormanları’na karşı giriştiği saldırının yeni bir sayfası olan Sarıyer – Uskumruköy’deki ağaç kesimlerine karşı İBB önündeyiz. Yerel belediyenin, bölge halkının haberi dahi olmadan Uskumruköy’de yol genişletme bahanesiyle 27 Eylül’de başlayan kesimlerde yüzyıllık ağaçlar katledildi, yüzlercesi kesilmek için işaretlendi. 3. Köprüye karşı yıllarca mücadele eden hocamız Uçkun Geray’ın hatıra ormanında çocukların bundan iki sene önce diktiği barış fidanları sökülüp atıldı. Uskumruköy Kavşağı ve bağlantı yolları an itibariyle girişilecek katliamın boyutunu gizlemek için paravanlarla kapatılıyor. İktidar ve sermaye arasındaki ittifak “Zekeriyaköy 1. Cadde – Kilyos Caddesi İmar Yolları Uygulama İnşaatı Geçici Trafik Sirkülasyon Projesi”yle bir kez daha bilimi, hukuku, insanı, ağacı, börtü böceği, sincabı, domuzu, göçmen kuşu, kadim İstanbul’u hiçe sayıyor, daha fazla rant aşkıyla İstanbul’un kuzeyine yeni bir kent inşa etmek için yeni yollar açmaya çabalıyor.
Buradan İBB’ye ve İstanbul halkının seçmediği ancak an itibariyle başkanlık koltuğunda oturan Mevlüt Uysal’a sesleniyoruz:

Vicdanım rahat diyerek hesap vermeden çekip giden Kadir Topbaş’tan itibaren İstanbul bir yönetim krizinde. Benzerini Uskumruköy Kavşağı ve bağlantı yollarında gerçekleşmekte olan ağaç kesimlerinde gördüğümüz şeffaf olmadan tepeden inme şekilde alınan kararlar, meslek odalarını devre dışı bırakarak bilime, kente, insana, doğaya aykırı şekilde gerçekleşen projeler, kent politikasının İstanbul’dan değil de Ankara’dan çiziliyor olması bu yönetim krizinin örnekleri. Şeffaf bir şekilde Uskumruköy ve Kuzey Ormanları üzerindeki kamuoyundan gizlenmekte olan tüm projeleri açıklayın!

Mega yıkım projeleri ve yancı projelerle büyük yara açtığınız Kuzey Ormanları İstanbul’un ve barındırdığı canlıların yaşam kaynağıdır. Düşen her ağaç binlerce yıldır oluşan hassas ekosisteminin de dengesini bozmaktadır. Şayet yaşanabilir, sağlıklı bir kent istiyorsak İstanbul’u can damarlarından koparma girişimlerinizi Uskumruköy’den başlayarak derhal durdurun!

İklim krizi çağında yeşili betona boğmak, trafik sirkülasyonunun çok az olduğu ormanın içinde kalan bir bölgede iki şeridi dört şeride çıkararak ağaç kesimleri yapmak sadece kadim İstanbul’a değil, gezegene de ihanettir. Son dönemde yaşadığımız ani hava değişimleri ve pek de doğal olmadığı aşikar afetler Kuzey Ormanları’ndan eksilen her bir ağaçla derinleşiyor. İklim dostu olmayan tüm beton projelerinizi derhal durdurun!

Bu kent artık doğal eşiklerini aşmış, 13 yıllık Kadir Topbaş sürecinde betona boğulmuştur. Bu kent artık nefes alamıyor, hasta. Bu kent ne 11 Mayıs 2011’de Recep Tayyip Erdoğan’ın Haliç Kongre Merkezi’nde açıkça söylediği “Uskumruköy – Yalıköy arasına yeni bir kent kuracağız” fantazyasını taşıyabilecek, ne de tek bir ağacını yitirebilecek konumdadır. Uskumruköy Kavşağı’nın kuzeyine düşen ‘Dolmabahçe-Levazım-Baltalimanı-Ayazağa tünelleri’ projesi de, bölgede devam etmekte olan bir başka mega yıkım projesi 3. Havalimanı projesi de kentin çöküşünü hızlandırmaktadır. İstanbul’un kuzeyine, Kuzey Ormanları’nın üstüne yeni bir kent çalışmalarınızı derhal durdurun!

Son söz İBB meclis üyelerine, İstanbullular’a, yaşamı ne pahasına olursa olsun savunanlara:

Bundan iki buçuk sene önce arkamızda bulunan İBB Saraçhane Binası çatısından açtığımız dev pankartta “Katil mega projelere dur de! 250 milyon ağacı, Kuzey Ormanları’nı Savun! İstanbul’a Nefes Ol!” demiştik. O gün vurguladığımız gibi bugün de altını basa basa çiziyoruz, kadim kentin geçmişi, şu anı ve geleceği için; börtü böceğin, geyiğin, İstanbul Zambağı’nın, meşe ağacının yaşam hakkı için gün Uskumruköy’ü, Kuzey Ormanları’nı hep birlikte savunma günüdür.

Kuzey Ormanları Savunması ve Sarıyer Kent Dayanışması

Alıntı: Kuzey Ormanları Savunması 

Eve geri dönmek: Merhaba alışkanlıklar

Yollar peşi sıra uzayıp gidiyor. “Zaman” bir mesafe nosyonu olarak çalışıyor. Bütün ihtimalleri de sırtlamış vaziyette, bir bakıma kaderi de yanına götürüyor diyebiliriz. Yunan Mitolojisindeki Dünya’nın Boğa’nın Boynuzlarının üzerinde olması olarak anlatıldığı sembolizm gibi. Pamuk eller duygulara, yola çıkıyoruz!
İtalya. Taştan bir şehir. İçinde üçleme var. Sanki Hollanda gibi kokuyor. Hollanda nasıl kokuyor acaba? Cannabis mi? THC’sine kurban bir lif kaynağı kendisi. Tıbbi amaçların da kafa açtığı günümüz dünyasında, biyolojik bedene iyi bakmak için verilen bu hazcı mücadeleyi birazcık olsa da varlığımız için verelim derim. Çünkü ne alkole ne de başka bir şeye ihtiyacımız var. Biz hali hazırda tam bir şekilde üzerinde çalışılmayı bekliyoruz. 

Fiziksel anlamda yola çıkıp, tekrar geri geldiğinizde sizi karşılayan seslere dikkat edin. Sizi rahat ettiren duygular ve sesler sizi “uykuda” tutan şeyler. Onlara teslim olduğunuzda kumanda onlardadır. Tam da yakalarından tutup, ahah! O sen miydin! Diyeceğiniz türden beliklerdir. Size kahve içirtirler, şöyle gel biraz uzan derler, yoruldun zaten derler. İyi de yorulan kim? Sen bir beden değilsin ki, şu anda bir beden taşıyorsun sadece. Varlığının silsilesi bu bedenle sınırlı bir şey değil ki. Yukarısı diye tabir edilen bir sistemin parçasısın.

Hz. Ali’ye Yukarıya (Tanrı (?)) inanıp inanmadığını sorduklarında “Görmeseydim inanmazdım” demiş. Bu dünyada işler böyle değil mi? İlla bir yerlerimiz görecek, ne işe yarayacaksa. İki şeye geri dönelim, birincisi varlığımızın ihtiyaçlarına, ki bununla ilgili hiç bir fikrimiz yok, çünkü şu anda göremiyoruz, diğeri de taştan bir şehir olan İtalya’ya.

İtalya’nın içindeki üçleme, İsa’nın havarilerinin açtığı yoldan gelen üçleme. Koskoca şehri ihtişamla doldurmuşlar, içinde İsa’nın ağzından düşmeyen “iman” ile dolduracaklarına. Dişi yok, dişi enerji gömülmüş derinlere. Üzerine şehirler kurulmuş, dişi kılıçtan geçirilmiş. Peki, İsa için yapılan bu taşların içinde ne var? Nasıl bir tezahür ki bu, taş gibi sert bir şeyi o kadar şekillendirmeye çalışmak ve o derece de canlı, estetik bir hale getirmek?

Zor bir kader/plan. Orada doğmayı seçmenin ağırlığı da başkadır herhalde. Pagan tapınaklarının üzerine kilise yap, dişinin üzerinde eril. Ne güzel. Neyse, bu sınav onların gibi gözükse de bütün insanlık ailesinin sınavı. Umarım kısa sürede alacaklarını alırlar da, sıkışmış olan iyice açılır rahat bir nefes alırız.

Varlığımızın ihtiyaçlarının peşinde olalım, bir şeyi kaldırıp çöpe atalım ya da rafa koyalım demiyorum. Normal akışın içerisinde, birazcık gidip gelelim, herhangi bir anda herhangi bir şekilde. Yahu bu adam ne diyor? Ne bu ihtiyaç? Kendi üzerinde çalışma fikri de ne? Daha iyi ve daha kötüden başka ne olabilir acaba? Anadolu’ya bırakılan tohum çatlasın dostlar. Şu anda en mükemmel formda ama, böyle kalırsa kendisini ve potansiyelini var edemez. Tohum patladıktan sonra, biz de başka Anadolulara tohumlar serpeceğiz.

Taşın estetik kaderi, dişisi erili, kutsal üçlemesi, Ali’si Velisi, her şeyiyle kendinden kendine bir fikir vermek için. Bir başkasıyla daha “iyi” ve sevgi dolu ilişkiler kurmak için var olmuş. Nefret ve öfkenin olmadığı bir başkası için var olduğumuz haller için. En kısası “komşumuzu kendimiz gibi sevmek” için var olacağımız haller için.

İtalya’nın taşları ve yolculukları devam edecek gibi duruyor. Bakalım akış neleri gösterecek…

Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk!

İlkokul dördüncü sınıftan beri ingilizce dersi görüp, üniversiteye geldiğinde dahi ingilizce konuşamayan, istenilen kitapların okunması söylenip, yine o kitaplardan sınav olan, fakat özetlerini okuyarak geçiştiren, eser sahiplerinin sadece adını ezbere bilen, matematik derslerinde dakika sayan, resim ve kompozisyon derslerini ve bilimum ödev vari şeyleri her seferinde ebeveynlerine kitleyen bir topluluğun ortak buluşma paydası okul… Bir kurum.

Geçtiğimiz günlerde bir konuşmaya kulak misafiri oldum. Tamam, tamam dürüst olacağım konu enfesti, özellikle dinledim. Bir kadın haylaz çocuğundan dert yanıyor ama sebepleri var. Çocuğu hiç ders çalışmıyor, sürekli tablette oyun oynuyor, sebze yemiyor ve sürekli yeni oyuncaklar istiyormuş. Tabii çocuktan da dinlemek lazım belki de haklı sebepleri vardır, teknolojiye bok atmak gibi bir derdim yok.

Bu çocuğu geri saralım ve genele vuralım, bebeklikten ele alalım, hatta anne karnından… Kızsa pembe, erkekse mavi tartışmaya kapalı. Doğdu çocuk; agu magu, neyse… İleri saralım, çocuk kıvama geldi deli soru soruyor; o ne, bu ne, şu ne? Anneden fiks cevap geliyor, çok soru soruyorsun, yorgunum!. Bak, çocuğun varoluş sancısına ilk ket vuruldu. İkincisi de sen küçüksün, anlamazsın. Çünkü büyükler her zaman doğrusunu bilir. Çocuğun okul zamanı geliyor, binbir patırtı gürültüyle ağlaya zırlaya gidiyor çocuk. Bilmiyor ki okul ne, nereye gidiyor, ne zaman dönecek, nasıl bir yer falan. Üstüne azar yiyor, bak herkes gidiyor! Çocuk o an çoğunluğa uyum sağlamak zorunda olması gerektiğiyle kodlanıyor.

Kod falan diyorum sakin olun, yavrularınız robot değil. Robottan çok farklı da değil gerçi neyse konuya dönersek… Çocuk sınıfına giriyor 457285 kişiyle uyum süreci, (kendi dönemim geldi aklıma, korkunçtu) öğretmenle tanışma, topu tuttu, ipi tuttu faslı, okuma bayramında noktaydı, virgüldü çocuklara garip, garip görevler. Matematik dersi hele çocukların küçüklük travması. 2+2=4 eder, neden 5 etmez mesela? Epeyce eskiye gidersek soruyu bilmezsen cetvelle dövmeli çılgınlıklar. Atlamalı zıplamalı bu dönemlerden sonra tımarlanma zamanın geliyor liseye giriş, üniversiteye giriş…

Çocuk sayısaldan anlamıyorsa sözelci, sözelde sıkılıyorsa sayısalcıdır bu konu da tartışmaya kapalı. Resme, müziğe yeteneği olsa dahi o işlerde para yok, okunmaz mantığı yerleşmiş ailelerin çoğunda, hobi olarak yapsın ile yatıştırılıyor mevzu. Büyüyünce ne olacaksın sorusu yerleştirme sınavlarından daha da sancılı. Kendini ifade et dur.

Neyse, çocuğu demlemeye bırakalım, okulun örgütlenme biçimine biraz zoom yapalım. Tam da bu noktada Ivan Illich diyor ki:

Okul, modern proletaryanın dünya dini haline gelmiş ve teknolojik çağın fakir insanları için faydasız kurtuluş vaatlerinde bulunmaktadır. Ulus-devlet, tüm halkı, geçmişin toplum üyeliğine kabul edilme ritüellerine ve hiyerarşik terfilere benzemeyen ve bir dizi diplomayla belgelenen gruplara ayırarak, bu sistemi benimsemiştir.

Okul adeta seri üretim bandı oluyor, çocuklar ise bu bandın metaları haline dönüşüyor. Tek tip düşünme modeliyle, çocuklar ”okullu” kavramıyla değer yerine görevi benimser hale geliyor. Çünkü okullu yapmak; öğrenmeyi öğretimle karıştırmak, eğitimi ilerlemeyle derecelendirmek, yeterliliği diploma ile belgelemek ve yeni bir şey söyleyebilme yeteneğini akıcı konuşma ile karıştırmak haline dönüştürülüyor. Mevcut okul sistemi, insanlara eşit şanslar vermek yerine, imkanların dağılımında tekelleşmeye yol açıyor. Özetle sisteme hazırlıyor.

”Normal insan kurgudur” sözüyle Foucault sözü alıyor, hapishane, hastane, okul vb. kurumlaşmış yapıların örgütlenme biçimlerinin aynı mantıkla ilerlediğinin altını çiziyor.

Okul ve hapishaneyi ele alalım:

-Otoriter yapı, kıyafet zorunluluğu, sessiz olma zorunluluğu, sıra düzeni, karar vermek için insiyatif kullanamama, zorunlu boş zaman, yemek düzeni vs. her iki yapıda da mevcut durumda görünüyor. Yani fabrika, kışla, okul ve hastanelerin, hapishanelere benzemesi tüzel, tekil, gizli, cezalandırma iktidarı modelinin ortaya çıkmasını özetliyor.

Demlemeye bıraktığımız çocuğu tekrar ele alalım şimdi, çocuğunun kitap okumasını isteyip, ebeveynlerinin kitabın kapağını açmaması fakat çok okuyormuş gibi bunu çocuklarından beklemesi bir yana, çocukken yemek yesin diye tablette, telefonda çizgi film benzeri şeyler açıp oyalama taktiğiyle onu sanal ortamla tanıştırmak, ödüllendirme biçimi olarak, sınavından yüksek alması koşuluyla onu popüler fast-food dükkanlarına götürmek, evde soru sormasını istemeyip, okulda hiç susmamasını beklemek, bencilce ve bilmiş tavırlarla ebeveynlik taslamak, memnun olmamak, çocuğu aşağılamak gerçekten de buradan bakıldığında çok zavallı durmuyor mu?

Tam bir iktidar modeli değil de nedir bu, aile içi örgütlenme modeli bile saydığımız biçimlerle aynı yolda ilerliyor. Mutlu olmak yerine daha çok başarı, daha çok, daha da çok mottosuyla öğrenciler şeffaf prangalı kölelere dönüşüyor. Tembellik hakkı mı, hâşâ!

Hayatım boyunca çalışkan bir insan olarak sıfatlandırmadım kendimi, sadece sevdiğim derslerin peşini bırakmadım. Bir sınavdan tam puan almam beni başarılı kılmayacağı gibi zayıf almam da başarısız kılmaz çünkü. O kadar çok işlemiş ki beynimize başarılı olmak, her konuda bilgi sahibi olmak. Ama şu günlerden o kadar fazla ki enformasyon kirliliği. İnsanlar kafasını gereksiz gördüğü bilgilerle doldurmamak için okumuyor bile…

Bir yandan da sayısız üniversite açılıyor, bilmem ne üniversitesi… Bir sürü bölüm. Bir sürü öğrenci, sürü diyorum çünkü sürü mantığı hakim. O öğrenciler aynı zamanda müşteri. Birçok vakıf üniversitesi yaz aylarında banka oluyor, müşteri velinimettir diye geziyorlar, başarı dert değil. Abuk subuk reklamlar, güler yüzlü güzel kızlar, yakışıklı çocuklar yalandan okulun önünde poz veriyor. Acınası sloganlar ile okulların reklamları her yeri süslüyor. Ailelerde bir halt sanıp çuvalla para ödüyor. Üniversite de bitiyor, kep zımbırtısı atılıyor, öğrenci de sanıyor ki iş kapıda, nah. Tencere, tava pazarlamacıları gibi kapı kapı elinde öz geçmişin, iş dileniyorsun. Yeni mezun isen vay haline. İliğini, kemiğini almak için mülakata çağırıyorlar. Her haltı yapmanı isteyip mevzu ücrete gelince ”Asgari tutarda ücretlendirme” diyorlar kibar kibar yersen. Yığınla öz geçmiş… Hepsi birbirinin aynısı.

Güncele bakacak olursak, değişen sınav sistemi yine akıl tutulması olacak gibi. Bilimden uzaklaşılmış, itaat temelli müfredatla yeni neslin vay haline geçmişler olsun. En iyi okul, evine en yakın okul, mottosuyla ateş ediyor bakanlık.

Yani zorunlu eğitim, kaçınılmaz bir şekilde toplumu kutuplaştırdığı gibi uluslararası kast sistemine göre dünya milletleri arasında bir sınıflamanın oluşmasına yol açıyor. Keza, sadece eğitimin değil, sosyal gerçekliğin kendisininde okullaştırıldığını söylemek mümkün hale geliyor.

”Sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz.”

 

Ozbi’nin beğenilen çalışması Rakılı Live’ın ikinci serisi başladı

1

Rap müziğin sevilen sanatçısı Ozbi, Gülce Duru ile beraber yaptığı ve büyük beğeni toplayan Rakılı Live projesinin ikinci serisini müzikseverlerle buluşturdu. Serbest ölçü şiirleri ile harmanladığı Rakılı Live projesinin ilk şarkısı dijital platformlardan dinlenebilecek.

1.Seri’de olduğu gibi şiirleri yine Gülce Duru ile beraber besteleyen Ozbi, düzenlemelerde başta Enver Muhamedi olmak üzere Oz Ensemble ismini verdiği orkestra ile beraber çalıştı. Davulda İlke Kızmaz, klavyede Barış Mert Peker, gitarda Cihan Tanrıverdi ve Kerem Türkaydın var. Kolektif bir bilincin üretimine dayanan 2.Seri’yi yine Can Göleli kayıt altına aldı.

Mixing işlemlerine Stüdio MüzikO’dan Mert Özçiftçi destek verirken, mastering işlemleri ise Stüdio Noiseist’de Çağan Tunalı tarafından gerçekleştirildi…

6 şarkıdan oluşan serinin çekimleri ikiye bölünmüş ve 2 şarkıda solo enstrüman olarak trombon kullanıldı.

2 şarkının performans çekimlerinin başında Tugay Kinyas Yıldırım yer alırken diğer 4 şarkının performans çekimlerinin başına Ogün Akgül geçti.

***

Rakılı Live 1.Seri aynı zamanda şarkıların arasına yerleştirilmiş mini hikâyesi ve iki karakteri ile de baya merak uyandırmıştı.

Ozbi 2.Seri’de “Uçan Deli” ismini verdiği karakterinin asıl kimliğini ve neden var olduğunu ilk klip “Façalı Yürekler” ile açıklayacağının sinyallerini veriyor.

Temelde Uçan Deli karakteri ile kişinin hislerine ket vurarak anlamını yitirdiğini, hisleri baskılamak değil açık etmeninin kişiyi gerçek kılacağını işlerken Elif Parlak’ın can verdiği hüzünlü kadın ile şarkılarda anlatılan içi doldurulamamış boşlukları işleyen Ozbi bu iki karakterin gerçekte nasıl ve nerede var olduklarını, hikâyenin öncesini, nasıl tanıştıklarını, kim olduklarını ve kadının neden ağladığını yani bu sefer nedenleri anlatacak gibi gözüküyor…

Hicaz, Saba ve Pia filmleri ile tanınmış yönetmen Erdal Rahmi Hanay’ın büyük desteği ile oluşan 2.Seri hikâye kısımları ilerleyen günlerde başka boyutlara geçeceğe benziyor.

Alıntı: BirGün

Belgrad Ormanı’nın idam fermanı demiryolunu iptal ettirdik, sıra Kuzey Ormanları işgalini kırmakta…

1

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Belgrad ormanından geçirilmek istenen tren hattı ihalesinin sessiz sedasız iptal edildiği ortaya çıktı. Her ne kadar iptalin gerekçesi Cendere Düzenleme Projesi ile çakışma olarak gösterilse de, güzergahı ne olursa olsun Belgrad ormanının kalbinden geçecek bir tren hattının ormanda ciddi tahribata neden olacağını ilgili ve yetkili herkes biliyor. Bu iptal doğru bir adımdı, şimdi de Kuzey Ormanları’nın İstanbul’un kuzeye doğru büyütmek isteyen inşaat sermayesinden kesin bir şekilde korunması gerekiyor ki İstanbul’un bir geleceği olsun. Kuzey Ormanları’nın içinde ve çeperindeki tüm yeni ulaşım hatları ile yeni imar alanı projelerinin iptal edilmesi gerekiyor.

1 Şubat 2017 tarihinde, ‘Haliç – Kemerburgaz Dekovil Hattı Yapım İşi’ adı altında gerçekleştirilen ihale ile, ilk etapta Kağıthane’den Belgrad Ormanı’nın kalbinde yer alan Ayvadbendi’ne kadar uzanan; şimdilik rafa kaldırıldığı söylenen sonraki etaplarında ise Karadeniz sahilinde Ağaçlı’ya ve Yovankoru’ya kadar uzanarak Belgrad ormanını daha da bölecek ve orman katliamına neden olacak bir tren hattı yapılması amaçlanıyordu. Bu tren hattının nostaljik amaçlı yapıldığı iddia edilse de, trenin kapasitesi ve sefer sıklığı açısından Göktürk, Kemerburgaz ve Mithatpaşa yerleşim bölgelerinin ulaşım ihtiyaçlarını da kısmen üstlenmesinin planlandığı ortadaydı.

Ancak bu ihale 4 ay önce, 12.06.2017 tarihinde iptal edildi ve bu durum kimseye duyurulmadı. Haliç – Kemerburgaz Dekovil Hattı Yapım İşi ihalesinin iptal kararında, dekovil hattının geçtiği güzergahın, “Cendere Dere Düzenleme Projesi” ile çakıştığı, bu nedenle düzenleme projesi tamamlanmadan hattın yapımının mümkün olamayacağının görüldüğü belirtiliyor. Projenin mevcut haliyle uygulanmasının “kaynakların etkili ve verimli kullanılmaması sonucunu doğurabileceği” için ihalenin iptal edilmesine karar verildiği ifade ediliyor.

Ancak iptal kararında “‘Cendere Yolu Yol Projesi’nin tamamlanmasına müteakip dekovil hattının başlanmasının uygun olduğu tespit edildi” deniliyor. Dekovil hattının tekrar gündeme alınması olasılığını, yani ormanda katliam yapılabilmesi ihtimalini düşünmek bile abes.

Belgrad Ormanı’nın doğal bütünlüğünün korunması gereken son parçasını da ikiye bölecek ve binlerce ağacı katledecek “Dekovil Hattı” demiryolu projesi, her ne kadar nostaljik turistik amaçlı denilse de sonuç olarak zaten mega projelerce kuşatılmış durumdaki Belgrad Ormanı’nı yok edecek bir proje. İstanbul’un kalan son doğal orman alanlarından biri olan Belgrad Ormanı’na sahip çıkılması için dekovil hattı projesinin tümüyle rafa kaldırılması gerekiyor.

Ormanın kalbinden geçecek bir tren hattının, güzergahı ne olursa olsun ormanda kıyıma yol açacağının ve bir adım sonrasında ormanın daha da bölünmesine neden olacağının kamuoyunda açıkça kabul edilmesini ve dekovil hattının bu temelde kalıcı olarak iptal edilmesini talep ediyoruz.

Bu konuda imza kampanyamız devam ediyor:

https://www.change.org/p/istanbul-büyükşehir-belediyesi-belgrad-ormanı-na-dokunma

Kuzey Ormanları Savunması geçtiğimiz dönemde ormanda dekovil projesine karşı, Belgrad Ormanının bütünlüğünü savunan çok sayıda farkındalık gezisi ve eylem gerçekleştirilmişti.
Bkz: 29 Ocak 2016 – Kuzey Ormanları Savunması, ‘Ormana demir yolu yapılmaz’ demek için Belgrad Ormanları’ndaydı

Kuzey Ormanları Savunması tüm İstanbulluların şu anda rahatlıkla ulaşıp, nefes alabildiği Belgrad Ormanı’nın her şekilde korunmasını savunuyor. Bu kapsamda değil içerisinden demiryolu geçirilmesi; ormanın tekrar sağlığına kavuşması, orman üzerindeki denetimsiz insan baskısının azaltılması ve mesire alanına çevrilmemesi, parçalanıp yok edilmemesi için somut adımlar atılması ve diğer ilçe belediyeleri ile birlikte çalışılması talep ediliyor. Bu temelde orman çevresinde imar ruhsatı verilmemesi; Belgrad Ormanı’nın cansuyu olan yüzey altı sularının sondajlanarak ulusal ve uluslararası pazarlarda satılmasına son verilmesi, yani su sondaj istasyonlarının kapatılması; Fatih Ormanı gibi Belgrad Ormanı’nın doğal uzantısı olan ve yapay sınırlarla ayrılmış tüm orman alanlarının Belgrad Ormanı’na dahil edilmesi ve safari gezilerinin engellenmesi, sportif araçların sokulmaması, avcılığın yasaklanması talep ediliyor.

Kuzey Ormanları Savunması, hem Belgrad Ormanı’nın hem de Kuzey Ormanları’nın bütünlüğünü parçalamaya, ormanın içinde ve çeperinde yeni ulaşım hatları ile yeni imar alanları açmaya yönelik tüm projelere kesinlikle karşı. İstanbul’un bir geleceği olması adına ekonominin baskılarına boyun eğilmemesi ve şehrin hiçbir şekilde kuzeye doğru büyütülmemesi gerekiyor.

Belgrad Ormanı yoksa İstanbul da yok.

Kuzey Ormanları yaşamalı ki İstanbul da yaşasın.

Ek bilgi:

26 Ocak 2017 – Kuzey Ormanları Savunması: Belgrad Ormanı’na yapılmaya çalışılan ‘nostaljik tren hattı, Belgrad Ormanları’nın idam fermanıdır!

1 Şubat 2017 – Belgrad Orman’ında Demiryolu İhalesine KOS’tan Protesto

Alıntı: Kuzey Ormanları Savunması

Bir geçit töreni: Milyonfest Ankara başlıyor!

0

Türk rock müziğine birçok önemli grup kazandıran Ankara, bu kez 2 ayrı sahnede 48 değerli sanatçıya ev sahipliği yapacak. 12-13-14-15 Ekim tarihlerinde ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’nde Umut Kuzey’in öncülüğünde gerçekleşecek olan Milyonfest Ankara, 4 gün boyunca müzikseverlere %100 müzik ve eğlence garantisi veriyor.

Ankara’da dev rock müzik şöleni 

Başta kamplı festival kültürünün lokomotifi Zeytinli Rock Festivali olmak üzere bu yıl Kuşadası Gençlik Festivali, Çukurova Rock Festivali, Samsun Gençlik Festivali ve Milyonfest Erdemli ile onbinlerce müzikseveri Türk rock müziğinin yıldızları ile buluşturan Milyon Yapım’dan sürpriz bir festival daha geliyor. Adana, Samsun, Kuşadası, Zeytinli ve Mersin Erdemli’den sonraki bu yılki yeni durağımız Ankara… Milyonfest Ankara ile 12-15 Ekim tarihlerinde ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri, 4 gün boyunca büyük bir rock müzik şölenine ev sahipliği yapacak. Şebnem Ferah’tan Manga’ya; Teoman’dan Athena’ya; Selda Bağcan’dan Mor ve Ötesi’ne yıldızlar karması rock müzik severlere unutulmaz bir festival deneyimi yaşatacak.

Ankara kökenli gruplar kendi evlerinde sahnede

Müzik kariyerlerine Ankara’dan başlayarak başarılarıyla tüm Türkiye’de ses getiren Zakkum, Seksendört, Pamela, Özge Fışkın, Ezhel ve Senforock’un da aralarında bulunduğu 17 Ankara kökenli sanatçı kendi evlerinde başkentlilere gerçek bir rock şöleni yaşatacak.

Kral Pop ve Milyon Tv ekranlarından canlı yayın

12-13-14-15 Ekim tarihlerinde ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’nde %100 müzik ve eğlence ile gerçekleşecek. Milyonfest Ankara, Kral Pop Tv ve Milyon Tv medya sponsorlukları ile Redbull’un katkılarıyla düzenlenecek. Festival boyunca Kral Pop Tv ile Milyon Tv ekranlarından ve milyontv.com adresi üzerinden yapılacak canlı yayınlarla festival coşkusu tüm ülkeye yayılacak.

Buluntu Benlik 18 Ekim – 1Kasım arası halka sanat/ galeri’de

halka sanat/ galeri 18 Ekim – 1 Kasım 2017 tarihleri arasında Lale Altunel’in üçüncü kişisel sergisini izleyicilerle buluşturuyor. Buluntu Benlik sergisinde işlerin ana teması Lale Altunel’in her gün karşılaştığı bir imge yardımıyla bilinçdışında gerçekleştirdiği kazı etrafında şekilleniyor.

Buluntu Benlik” duvara sıçrayıp kuruyan bir parça betonun edindiği rastlantısal formunu temel alıp içsel bir araştırmaya yöneliş sonucunda ortaya çıkar. Sergide yer alan çalışmalar; sanatçının her gün karşılaştığı bu formu, zamanla gerçekliğinden uzaklaştırarak ve içselleştirerek yeniden yorumlamasından oluşur.

Buluntu Benlik” sanatçının desenleri ve ikonalarının yanı sıra, latex, beton ve demir gibi malzemelerle oluşturduğu üç boyutlu çalışmalarını içeriyor. Sergi Çarşamba’dan Pazar’a 11:00- 19:00 saatleri arasında, diğer günler randevu ile Kadıköy Moda’da yer alan bağımsız sanat inisiyatifi Halka sanat / projesi’nin galeri mekanında izlenebilir.

Lale Altunel Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Güzel Sanatlar Enstitüsü Heykel Anasanat Dalı’nda Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik programlarını tamamladı. Altunel, 2016 yılında rezidans sanatçısı olarak Madrid’de Museo La Neomudejar C.A.V’da ilk kişisel sergisini açmış, yurt içi ve yurtdışında sergi ve festivallere katılmıştır.

halka sanat/ galeri, İstanbul merkezli bağımsız bir sanat inisiyatif olan halka sanat projesi’nin Moda’da bulunan sergi, buluşma ve etkinlik alanıdır. (www.halkaartproject.net)

***

Sergi Açılış: 18 Ekim 2017 Çarşamba, 19:00
Sergi Kapanış: 1 Kasım 2017 Çarşamba, 19:00
Sergi Ziyaret: Çarşamba- Pazar, 12:00 – 19:00, Diğer günler randevuyla

Mekan: halka sanat/galeri
Caferağa Mahallesi, Bademaltı Sokak No:24 Moda, Kadıköy,İstanbul