Ana Sayfa Blog Sayfa 251

Kapitalizmde iktisadi açıdan kadın emeği

0

Giriş

Küreselleşen dünya ile birlikte artan ve artmaya devam eden serbest piyasalardaki rekabet ve sanayideki olağan üstü büyümeyle üretimin büyük işletmelerde yoğunlaşması emperyalist sistemi beraberinde getirdi. Feodalizmin yıkılıp yeryüzünde “özgür” kapitalist toplum ortaya çıktıktan sonra bu özgürlüğün yeni bir baskıcı sistem ve işçilerin sömürülmesi anlamına geldiği görüldü [1]. Kapitalist sistemde ekonomik, kültürel, siyasal gibi toplumsal hayatın tüm alanlarında patriarkal bir yapı vardır bu yüzden kapitalizmde kadın emeği daha fazla sömürülür.

18. yüzyılda Avrupa’ da baş gösteren Sanayi Devriminden sonra ülkelerin kalkınabilmesi ya da büyüyebilmesi için o ülkedeki sanayinin gelişmesi ve istihdam oranının artması gerekti. Üretim faktörlerinin içinde olan kadın iş gücünün yok sayılması ülkenin ekonomisi anlamında kayıp olacaktır. Böylelikle kadınlar da emek piyasasına istedikleri için ya da ekonomik anlamda zorunda kaldıkları için girmeye başladılar.

Bu çalışmamda iktisadi açıdan kapitalizmde kadın emeğini açıklayıp, kadın emeğini, emek piyasasında ve ev içinde ele alacağım. Emek piyasasındaki kadın emeği ve sorunlarını, cinsiyetler arası ücret farkı ve kadın istihdamı; ev içindeki kadın emeği ve sorunlarını, ev içi yükünün bölüşümü ve çocuk yuvalarının açılması olarak ele alıp ülkemizden ve dünyadan örnekler vererek inceleyeceğim.

Kapitalizmde kadın emeği 

Kapitalizmde İktisadi Açıdan Kadın Emeği

Çalışmaya başlayan kadın, erkeğin egemen olduğu kapitalist sistemde hem iş yerinde emek harcadığından hem ev içinde emek harcamak zorunda kaldığından dolayı karşı cinslerinden daha fazla sömürülür. Yani kadınlar emek piyasasında çalışmaya başlasalar, evdeki olan sorumluluklar onlara bırakılır; sadece kadınlara verilen bir sorumlulukmuş gibi çocuk bakımı, yemek, temizlik, gibi işleri de üstlenir ve ataerkil-kapitalist sistemde kadın iki kere sömürülmüş olur; iş yerinde ve evde. Yani iktisadi açıdan kadın; tüketim toplumunun en önemli kurbanı olur.

1) Emek piyasasında kadın emeği ve sorunları

Kadınların ilk olarak emeğini bir ücret karşılığı vermesi Sanayi Devrimi ile başlamış [2] ve sanayileşme ile birlikte bir yandan kadının çalışma yaşamına katılma isteği ve gerekliliği, diğer yandan ekonominin istihdamını hızlandırmıştır [3]. Kadınlar çalışmaya başladıktan sonra, iş yerlerinde, toplumun yapısından dolayı ekonomik sistemin içinde cinsiyetçilik barındığı için “ikincil konuma” getirildi. Cinsiyetçilik, kapitalist sistemden öncede ataerkil toplumlarda mevcuttu ama kadınlar emperyalizmle birlikte iktisadi olarak hayata atılıp toplumda daha fazla görünmesinden dolayı patriarkal sistem kadınları daha fazla ezmeye başladı. Zaretsky da “cinsiyetçiliğin kapitalizmin ürettiği yeni bir görünge olmadığını, cinsiyetçiliğin şu anda aldığı kendine özgü biçimi sermaye tarafından şekillendiğini” söylüyor.

İktisadi açıdan baktığımızda, emek piyasasında, erkeğin egemen olduğu kapitalist sistemden dolayı kadınların karşılaştığı iki büyük sorun vardır. Birincisi “cinsiyetler arası ücret farkı”, diğeri ise “kadın istihdamı” iki sorunu emek piyasasında ele alıp inceleyelim.

a) Cinsiyetler arası ücret farkı

18. yüzyılda İngiltere’ de ortaya çıkıp bütün Avrupa’ya yayılan Sanayi Devrimi makineleşmeyi arttırdı ve kaba kuvvet önemini yitirdi. Kadınlar ve çocuklar, makineleri kullanarak erkeğin işini çok daha az maliyetle yapabiliyor ve dolayısıyla sanayiciler büyük karlar sağlıyorlardı [4]. 21. yüzyılda kapitalist ülkelerin neredeyse hepsinde, denk okuldan mezun olup aynı işi yapsalar bile kadın ve erkek maaşlarında erkeğin aldığı ücret daha fazla.

2014 yılını Türkiye’yi baz alarak baktığımızda, TUİK (TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU) verilerine göre; lise dengeli okul mezunlarında erkekler yıllık ortalama 20 bin 760 TL, kadınlar 14 bin 33 TL kazanç sağlıyor. Aynı eğitim düzeyine sahip olmalarına rağmen erkeklerin geliri kadınların gelirinden %32,4 daha fazla olduğunu görüyoruz.

2017 yılında, Dünya Ekonomik Forum’un (DEF) hazırladığı Küresel Cinsiyet Ayrım (The Global Gender Gap) raporuna göre; Türkiye cinsiyet eşitsizliğinde 131 ülke arasından 87. sırada ve yine verilere göre; kadınlar erkeklerin %62’si kadar kazanç sağlıyor.

ABD’de, OXTOM ve Kadın Politikaları Araştırma Kurumu (IWPR) tarafından 2017 yılında hazırlanan rapora göre; erkekler düşük eğitime sahip olsalar bile daha fazla ücret alıyorlar. ABD’li kadın fitness işçiler saatte 12,79, erkekler 16,25 dolar kazanıyor [5].

Raporları göz önünde bulundurduğumuzda cinsiyet farklılığı nedeniyle kadınların emeğinin karşılığını alamadığını gördük. Ülkemizde 4857 sayılı iş kanununun 5. Maddesine göre “Aynı veya eşit değerde bir iş için daha düşük bir ücret kararlaştıralamaz.” ve “İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel ve koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanması haklı kılmaz.” hükümleri yer almaktadır. 4857 sayılı iş kanununda cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi düşüncesi olduğu görülür. Aynı zamanda “ücrette eşit davranma” ilkesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşmasında da ele alınmıştır.

Devlet, ücrette eşitliliğin yaşama geçmesiyle yükümlüdür. Ülkemizde durumla ilgili çalışmalar yapılsa bile yeterli olmadığını verilerden gözlemledik. İş yerlerinde ücrette eşitlilik ilkesini uygulamak ülkelerin öncelik vermesi gereken konulardandır.

b) Kadın istihdamı

Dünya nüfusunun %49,6‘sını oluşturan kadınlar, dünya genelindeki ülkelerde erkeklere göre daha az istihdam ederler. Çoğu toplumda kadınların yeniden-üretimdeki rollerine bırakılan değer yüzünden kadınların iş gücüne erkeklerle eşit olarak katılmalarını önleyici bir rol oynar; basit bir biyolojik iş bölümü (doğurma), büyük ölçüde kısıtlayıcı bir toplumsal ilişkiler matrisine gömülü hale gelir [6].

Kadınlar daha çocukken verilen oyuncaklarla, eğitim sistemiyle, aile beklentileri ile evliliğe ve anneliğe yönlendirilir. Kadınlar, yorucu, nazik ya da ince işlerin altından kalkma konusunda “doğal” olduğu varsayılan yeteneklerini kullanmak üzere düzenlenen işlere verme eğilimini taşıyan cinsiyete dayalı iş bölümü bunu pekiştirir [7].

Nüfus Kayıt Araştırma sonuçlarına göre 2011 yılında, Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde iş gücüne katılma oranı %47,5 olup, bu oran erkeklerde %69,2, kadınlarda ise %25,9 dur.

Onuncu Kalkınma Planında nitelikli insan gücüne dönük eğitim-sanayi iş birliği politikalarıyla, kadınların iş gücüne katılma oranının arttırılması ön görülmüştür. Kadın iş gücü, ülkenin kalkınma stratejisinde henüz tüketilmemiş bir kaynak olarak görüldüğü için, kadın istihdamının arttırılması bir hedef olarak belirlenmektedir [8].

TUİK 2015 raporlarına göre, ülkemizde 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde istihdam oranı %46 olup, bu oran erkeklerde %65, kadınlarda ise %27,5 oldu. Yine TUİK 2015 raporlarına göre, Avrupa Birliği ülkeleri (28 ülke) incelendiğinde ortalama erkek istihdam oranı %70,8, kadınların oranı %60,4 oldu. Verileri incelediğimizde ülkemizde ve AB ülkelerinde kadın istihdam oranının erke istihdam oranından düşük olduğunu ve ülkemizdeki kadın istihdam oranının AB ülkelerindeki kadın istihdam oranının yarısından bile az olduğunu gördük. Türkiye, Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (DECB) ülkeleri içinde kadın istihdamında son sırada yer almaktadır.

Durgun dönemlerinde hem erkeklerin hem kadınların istihdam edildiği işlerde, genellikle yol verilen kadın işçilerdir [9]. Çoğu zaman buna neden olarak evin ekonomisinin evdeki erkek tarafından sağlanabileceği gösterilir. Patriarkalde, kadın evde hizmet edip çocuklarına baktığı için ve bu “doğal” olarak görüldüğünden kadınlar iş yerlerinde ikinci seçenek olarak değerlendirilir. Bu yüzden, ekonomik kriz dönemlerinde, evde emek harcayan kadın olduğu için kadınlar işten çıkarılır. Dünya genelinde, patriarkal toplumlarda, ev içi hizmetler kadınlara bırakılmak istendiği için ya da kadınların biyolojik yapısından dolayı iş hayatında girerlerken ikincil konuma; iş hayatından çıkartılırken birincil konuma getirilir.

Ekonomik kalkınmada insan vazgeçilmez bir unsur olduğuna göre kadın olmadan kalkınmayı sağlamak mümkün değildir [10]. Kadının iş gücüne katılımı üzerinde çalışmaların yapılması gerekir. Hükümet tarafından hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Ulusal Eylem Planı, ülkemiz kadınlarının iş gücüne katılımının erkeklere göre çok daha geride olduğunu kabul etmektedir. Raporun vurguladığı nokta; kadınların genel, sosyal ve ekonomik gelişiminin iş gücüne katılımları ile yakından ilişkileri olduğu yönündedir ve sosyal saygınlığını arttırarak aileleri içindeki konumlarını iyileştirmesinden ileri gelmektedir [11].

2) Ev içinde kadın emeği ve sorunları

Kadınları sadece ücretli çalışan olarak ele almak doğru değildir; kadınlar eve içinde çocuk, hasta, yaşlı ve kocasının bakımından sorumlu gösterilmektedir. Kadınlar, ev içi hizmetlerde ücret karşılığı emek verdiği için, mübadele değeri taşımadığından, karşılıksız ve görünmeyen bir emek harcar. Kadınların eve içindeki emekleri doğal olarak değerlendirilir, oysa kadınlar ekonomiye görünmeyen emek verirler; ev içi tarzının işlevi, ilk elde ücretli emekçinin geçimi için gerekli kullanım değerlerini sağlamak suretiyle onun (erkek) emek gücüne yani yeniden-üretime katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla kadının karşılıksız emeği, iktisadın genel ekonomisinde hesaba katılır [12].

Kadının emek gücünün bir bölümüne hala el konulmuş durumu vardır çünkü aile yükümlüklerini yerine getirmek zorundadır. Dolayısıyla kadın; belli bir ev emeğinin bedelsiz sunulması, kadının “ev köleliğinin” kabul edilmez bir biçimde dayandırıldığı, ekonomik karşılıklılık temelinde haklı gösterilemez [13]. Kadınlar dışarda çalışıyor olsa da ev içindeki emeğinin karşılığını alması gerekir.

Emek piyasasında çalışan kadın, ev içindeki hizmetlerden dolayı, iki kere emek harcar ve bu ataerkil-kapitalizmde kadını sömürür. Sadece kapitalist devletlerde değil, günümüzde sosyalist devletlerin çoğunun benimsediği yaklaşım, yani kadınları iş gücüne ve politikaya katılmaya zorlamak, tam da dış cepheye yoğunlaşıp, aynı zamanda ev içindeki ilişkileri eşit bir temelde yeniden-yapılandırma gereğini görmezlikten gelen bir yaklaşım olduğu için, kendi başına yeterli olmaz [14]. Ev içindeki eşitlenmenin sağlanabilmesi için iki yönteme ihtiyaç vardır; birincisi “ev emeği yükünün eşit bölüşümü”, diğeri “çocuk yuvalarının açılması”. Bu yöntemleri inceleyelim.

a) Ev emeği yükünün eşit bölüşümü

Türkiye’de 2016 TUİK sonuçlarında, aile yapısı araştırması, 2016 sonuçlarına göre; kadınların yemek pişirme, bulaşık yıkama, çamaşır yıkama, ev temizliği ve ütü yapmak gibi sürekliliği olan ev işlerini yaptığı, erkeklerin ise tamir, boya badana, fatura yatırma gibi başlangıcı ve sonu belli olup görünürlüğü fazla olan işleri yaptığı gözlendi. Türkiye genelinde yemek yapma işini %91,2 oranında kadınlar yaparken, erkeklerin yemek yapma oranı %8,8 oldu. Ev içindeki hizmetler, en aza indirgenebilir ve sonrasında evdeki diğer bireyler arasında paylaştırabilir. Yine de eşitliliğin sağlanabilmesi için evde çocuğun olmaması gerekir, çünkü ataerkil sistemde çocuk bakımı, sadece anneye verilen bir görevdir.

b) Çocuk yuvalarının açılması

Kadınlar açısından en tuzağa düşürücü, aynı zamanda kapitalist devlete en çok yarar sağlayan maddi ilişki, çocuk bakımı işidir [15]. Kadınlar, kapitalist devlete en az maliyetli çocuk bakımı hizmeti sağlayarak yararlı işlev görmüş olur. Okul öncesinde yaş grubunda bulunan çocukların bakımı, bir kamu sorumluluğu olarak ele alınmaktan ziyade aile ve akrabalar ve özellikle de kadınlar tarafından üstlenilen bir yükümlülüktür [16]. İş yerlerinde ve iş yerlerinin dışında; mahallerde, yeterli sayıda çocuk yuvalarının açılması gerekirken, kapitalist ülkelerin çoğunun çocuk yuvaları kurmaya karşı olmalarının nedeni maliyettir.

2015 senesinde Türkiye’de TUSİAD (Türkiye Sanayici İş Adamları Derneği) tarafından hazırlanan “okul öncesi eğitim” raporuna göre, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okul öncesi eğitime yapılan harcamaların MEB bütçesine oranı yüzde 1, toplam bütçeye oranı ise binde 1’dir. Türkiye’de, çocuk bakımı hizmetlerinin yeterince olmaması ve olanlarında çoğunun özel/ücretli olması, kadınların yaşamı açısından olumsuz etkiler yaratır. Çocuk bakımı sorunun çözümü, en azından yeterli sayıda nitelikli, güvenilir ve ücretsiz çocuk bakımı kurumunun sağlanmasıyla olur bu da çok büyük ölçekte bir toplumsal yapılandırma gerektirir.

John Harrison’a göre “ev içi üretim tarzı”, birçok açıdan küçük meta üretimine benzer; iş bölümünün olmayışı, emeğin toplumsallaşma düzeyinin düşük oluşu ve üreticilerin bireysel olarak çalışıyor olmaları her ikisinin de belirgin özellikleridir. Kadınlar üretim ve yeniden-üretim alanlarında sıkışıp kalmışlardır [17] ve hiç kuşku yok ki bu önemlere kamu alanında kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırmaya yönelik de değişiklikler eşik etmezse, bunların başarısı da sınırlı kalacaktır [18].

Sonuç

Görüldüğü gibi, ataerkil-kapitalizmin kadın emeğine bakan yüzü [19] cinsiyetçi yani erkeklerle eşit değildir. Mücadelenin iki önemli cephede hem ev içi hem kamu alanında verilmesi, ev içindeki ezme-ezilme yapılarına karşı çıkılırken ev dışındaki ayrımcı engellerinde ortadan kaldırılması gerekmektedir [20]. Emperyalizmde, erkekler de kadınlar kadar ezildikleri için kadınların erkeklere karşı bir mücadele içinde olmaları gereksiz olacaktır, çünkü ezilenleri ezenlere karşı birleştireceğine bölmektir [21]. Cinsiyetler arası birliktelik toplumu daha çok geliştirir. Kadınlar eşitliği yakalayabilmek için anti-kapitalist bir mücadele vermelidir.

Kapitalizmin politik ve yasal cinsel eşitlik vaatlerini karşılayamamasından da görüldüğü gibi, ekonomik eşitsizlik ve sınıflı toplumun politik yapılarına saldırmaksızın patriarkal sistemi kökünden söküp atmak da olanaksızdır [22]. Kadınların iş hayatında ve evde eşit bir şekilde, cinsiyetçilik olmadan, emeğinin karşılığını alarak hareket edebilmesi için devletler tarafından ciddi planlamalar yapılması gerekir. Ekonomik sisteminin üzerinde gereken değişiklikler yapıldığında, çalışan kadınlar erkeklerle iş yerlerinde ve evde eşitliği yakalayabilir.

DİPNOT

[1] (V.I. Lenin, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm, Evrensel Yayın, 6.basım, İstanbul 2014, s.85)
[2] (KOCACIK Faruk ve GÖKKAYA Veda, Türkiye’de Çalışan Kadınlar ve Sorunları, 2005, s.196)
[3] (ÖZDEMİR ve DİĞ, 2012, s.119)
[4] (ÖKSÜZ Hilal, Kapitalist Sistemde Kadın Emeği, Özgürlük Dünyası Dergisi)
[5] (https://www.evrensel.net/haber/304092/amerikada-dusuk-ucretin-yuzu-kadindir)
[6] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.148)
[7] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.148)
[8] (KEİG,2014, s.17)
[9] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.148)
[10] (TUTAR Filiz ve YETİŞEN Handan, Türkiye’de Kadının Ekonomik Kalkınmadaki Rolü, Ö.H Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, cilt:2, sayı:2, s.1)
[11] (KORKMAZ Adem ve KORKUT Gülsüm, Türkiye’de Kadının İş Gücüne Katılımının Belirleyicileri, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, yıl:2012, cilt:17, sayı:2)
[12] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.95)
[13] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.104)
[14] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.152)
[15] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.150)
[16] (Türkiye’de Çocuk Bakım Hizmetlerinin Yaygınlaştırılmasına Yönelik Bir Öneri; Mahalle Kreşleri, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politikalar Forumu, Mart 2009)
[17] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.153)
[18] (YAMAN Melda ve DEDEOĞLU Saniye, Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği, Sosyal Araştırmalar Vakfı, 2016, s.162)
[19] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.152)
[20] (ÖKSÜZ Hilal, Kapitalist Sistemde Kadın Emeği, Özgürlük Dünyası Dergisi)
[21] (ÖKSÜZ Hilal, Kapitalist Sistemde Kadın Emeği, Özgürlük Dünyası Dergisi)
[22] (ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul, s.78)

 

KAYNAKÇA

KİTAPLAR
-V.I.Lenin, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm, Evrensel Yayın, 6.basım, İstanbul 2014
– ACAR-SAVRAN Gülnur ve DEMİRYATAN Nesrin Tura, Kadının Görünmeyen Emeği, Yordam Yayın, 3.basım 2016 İstanbul
– YAMAN Melda ve DEDEOĞLU Saniye, Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği, Sosyal Araştırmalar Vakfı

Makaleler

– KOCACIK Faruk ve GÖKKAYA Veda, Türkiye’de Çalışan Kadınlar ve Sorunları, 2005
– ÖKSÜZ Hilal, Kapitalist Sistemde Kadın Emeği, Özgürlük Dünyası Dergisi
– TUTAR Filiz ve YETİŞEN Handan, Türkiye’de Kadının Ekonomik Kalkınmadaki Rolü, Ö.H Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, cilt:2, sayı:2
– KORKMAZ Adem ve KORKUT Gülsüm, Türkiye’de Kadının İş Gücüne Katılımının Belirleyicileri, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, yıl:2012, cilt:17
– Türkiye’de Çocuk Bakım Hizmetlerinin Yaygınlaştırılmasına Yönelik Bir Öneri; Mahalle Kreşleri, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politikalar Forumu, Mart 2009

İnternet siteleri

https://www.evrensel.net/
http://www.tuik.gov.tr/Start.do;jsessionid=v2mwZKFhpmlTM9Bzndwc4JKSvKvxqnvlPD3LQB4dHmNlmdmk00mK!-1130366182
http://www.meb.gov.tr/
http://www.tusiad.org/tr/
http://iibfdergi.nigde.edu.tr/
https://www.dunya.com/
http://www.dw.com/tr/gündem/s-10201
https://kadininstatusu.aile.gov.tr/
http://www.hukukgunlugu.or

Türkçeye ilk defa çevrilen oyun; Bitik, KarmaDrama’da ilk prömiyerine hazırlanıyor

Bitik, rap sanatçısı, şair ve yazar Kate Tempest’in Eray Kahya tarafından Türkçeye çevrilen ilk oyunu. Eray Kahya’nın çevirmenliğinin yanı sıra yönetmenliğini de üstlendiği Bitik, 29 Eylül’de Türkiye prömiyeriyle KarmaDrama’da tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Damla Özen ve A. Togay Kılıçoğlu’nun 2009 yılında kurdukları KarmaDrama, seyircileri için güzel bir sezona hazırlık yapmış. Seyircisine büyük değer veren ekip, onları memnun edecek bir oyun ve oyuncu kadrosuyla izleyicilere kapılarını açmaya hazırlanıyor.

Bitik, Londra’da yaşayan üç arkadaşın seçimlerine tanık olduğumuz bir oyun. Tek tek ya da hepsi, bizim içimizde yaşamış veya yaşıyor olabilir. Kendini gerçekten bitik hisseden insanların hikâyesi demek hiç yanlış olmaz.

Belki uzun zamandır dinlediğiniz ya da susturmaya çalıştığınız iç sesinizi bu insanlardan dinleyebilirsiniz. Günümüzdeki sıkça karşılaştığımız, arada kalmış, seçimlerinden mutsuz, heyecansız bir hayata sıkışmış insanların hikâyesi. Bizden birilerinin… İçimizde yaşayan bu insanları, eleştirel bir tarzla ele almış. Aslında izlediğimiz bir şehir trajedisi…

İşlerinden zevk alamayan, idealleri köreltilmiş, kendisini faydasız görmeye başlayan insanlar. Aslında çağımız insanının içinde bulunduğu durumu yüzümüze çarpan karakterlerden oluşan bir hikâye. Onların da hayalleri, değiştirmek istedikleri hayatları var. Bizler de bu hayatlarını “yoluna sokmak” isteyen insanların ruh hallerine tanık oluyoruz. Mutlular mı? Hayır. Ama sıkıştığınız bir hayattan mutsuz olsanız bile kurtulmanız o kadar kolay olabilir mi? Belki de şikayet ettikleri hayata şans vermenin yolu farklıdır…

Kesinlikle kendinizi, en azından çevrenizdeki insanlardan birkaçını bulacağınız size hiç de yabancı gelmeyecek hayatları anlatan bir oyun Bitik. Hem büyümeyen yetişkinlerin hem de genç olmak için fazlasıyla yaşlanmış insanların hayatlarından kesitler sunuyor. Oyun bittikten sonra terapiden çıkmış gibi hissedeceksiniz ve bu çok farklı bir deneyim olacak.

KarmaDrama ve Bitik hakkında Damla Özen ile kısa bir sohbet gerçekleştirdik…

”2013 Gezi bize çok büyük bir umut getirdi. O zaman hepsine sarıldık. Sahnemizi açmamız için bizi harekete geçirmişti.”
KarmaDrama hakkında biraz bilgi verebilir misiniz ?

Bir tiyatro kurma fikri, daha tiyatro okurken vardı. Bunun hayata geçmesi Togay ile hayatlarımızın kesişmesiyle 2009’u buldu. KarmaDrama ismi, Togay’ın fikriydi ve bana da cazip geldi. Farklı disiplinlerin bir arada olmasından geliyor. Prömiyerini yapacak Bitik oyunu ile 11. projesi hayata geçmiş olacak. Bu sene 4 yeni oyunumuz var. Bitik, Türkiye prömiyeri. Çevirmen ve yönetmen Eray Kahya bize oyunu getirdi. Daha genç  kuşak seyirciye de hitap eden bir yapısı var ve şu anki dünya düzeninde hepimizi rahatsız eden şeyleri dert edinmiş bir oyun. Bu da bizi heyecanlandırdı. Türkiye prömiyerlerini de seviyoruz herhalde…

Ateş, Yiğit ve Zeynep üç genç oynuyorlar. Yaş grubu da değişince bizim için şahane oldu. Geçen sene seyirci tarafından çok sevilen, Togay Kılıçoğlu’nun yönetmenliğinde, usta oyuncular Gülsüm Soydan ve Murat Altınok’un oynadığı, Zeynep Kaçar’ın yazdığı “Bu Anlamlı Günde” oyunu bu sene de devam ediyor. Aytül Hasaltun’un kendi koreografi ve yaratım sürecini oluşturduğu, Sonu Yok isimli anlatı performansıyla 11 Kasım’da bir prömiyerimiz daha gerçekleşecek. Aristofanes, Eşek Arıları, Togay’ın yönetmenliğinde, 9 kişilik kadrosuyla (Bitik ekibi, Hazal, Işıl, Doğa, Gülsüm, Tuğba) Kasım’da sahnede olacak.

Togay ile ikimizin tiyatroyu ilk kurduğumuzda, bunu bir gün yapalım dediğimiz, Erasmus’un Deliliğe Övgü kitabı var. İyi ki bu zamana kalmış diyoruz çünkü 2017’de biraz daha farklı bakış açısı kazandı bizim için. Nuri Görsev oynuyor ve ben Eşek Arıları oyununda olduğu gibi Togay’a asistanlık yapıyorum. Önce sahnesiz, çeşitli sahnelerde dolaşarak devam ettirdiğimiz yolculuğumuzu, sahneyi açtıktan sonra raflara hayallerimizi koyduğumuz bir yaşam alanına çevirdik. Neden kendi tiyatromu bu kadar istedim ? Ben çok hayalci oldum bazen gerçek hayat çok acıtıcı olabiliyor. Bununla baş etmenin yolunu severek yaptığım, hayatımın bir parçası olan tiyatroda buldum.

Atölyeler bu sezon da devam ediyor mu ?

Eğitimler bu sene de var. Çocuklarla drama ve tiyatro, yetişkinlerle oyunculuk atölyelerimiz var. Ek olarak, daha profesyonel oyunculuk kariyeri yapmak isteyen kişilerle çalışmalar yapacak KarmaDrama Ekol olacak. Okul sisteminde, kendi sanat anlayışımız, konservatif eğitimlerimizle kendimize göre süzdüğümüz şeyleri aktarabileceğimiz, tekrar inşa edebileceğimiz bir çalışma alanımız var. Hobi sınıflarımız mevcut. Geri dönüşüm ile ilgili farkındalık projemiz olan TAP derneği (atık pil derneği) ile işbirliğimiz devam etmekte.

”Alışveriş merkezlerini sevmiyoruz. AVM’lere karşı AVR’ler  yarattık.”

Bu kadar fazla oyunun bu senede olması planlı mıydı, öyle mi gelişti?

Sahnenin bir sorumluluğu vardı. İlk sene zorlandık çünkü hem oynuyorduk hem yönetiyorduk. İşletmeyi de bilmek gerekiyor. Gönül ister ki bağımsız olsun, işletmecisi farklı olsun ama olmadı. O yüzden geçen sene oynamayalım, mola verelim dedik. Ben televizyonda da olmadım. Sakinleşince hayallerimizin dördünü de raftan indirelim dedik. 2013 Gezi bize çok büyük bir umut getirdi. O zaman hepsine sarıldık. Sahnemizi açmamız için bizi harekete geçirmişti. Sonrasındaki sertleşen tavır, dünyanın geldiği nokta bu tırmanan aç gözlülük birden bizi yavaşlattı.

İnsanların bastırılması, eylemlerin azalması… vs. sanki biçare kaldık. Yükümüzü de biraz hafiflettik. Şimdi sahneye daha iyi tutunduk. Bu benim şahsi fikrim. Togay belki farklı düşünüyordur. Yarın ne olacağımız belli değil, ne istiyorsak yapalım diye düşündük. Bu sene ilk defa tanıtım ve PR için Gizem Ceren Piri ile çalışıyoruz. Geri dönüşüme önem veren bir mekanımız var. Küçük hayallerimizi buraya konduruyoruz. Alışveriş merkezlerini sevmiyoruz. AVM’lere karşı AVR’ler  yarattık. ‘’Alışveriş Raflarımızı’’ oluşturuyoruz. Arkadaşlarımızın el emeklerini koyarak dayanışma sergiliyoruz, Ovacık’tan ballarımız geldi, nohutlar fasulyelerimiz de yolda…

Bitik oyunu, çok genç ve dinamik bir ekibin elinde yeşermiş. Biraz da ekibi tanıyalım ve oyun hakkında onların görüşlerini alalım…

Yiğit Yalkın

Hacettepe Üniversitesinde  tiyatro okudum. Devlet tiyatrosunda birkaç sene çalıştıktan sonra İstanbul’a yerleştim. Reklam, sinema, televizyonda birkaç projede yer aldım. İstanbul’da çok fazla tiyatro yapma şansım olmadı. İlk defa İstanbul’da yerleşik bir oyunda yer aldım. Bitik oyunu ile Ateş sayesinde tanıştım. Bu sayede KarmaDrama ile de tanıştım. 5 ay kadar prova sürecimiz oldu. Oyun bence bizim yaşlarımızda çocukları olanların gelip izlemesi gereken bir oyun. Çünkü metropol hayatının baskısını, sıkışmışlığı, eylemsiz kalmayı çok güzel vermiş. Bir plan yapıp o planın arkasından gidemeyen insanları ele almış. Bir arkadaşının ölüm yıl dönümünde bir araya gelmiş, biri öğretmen, biri müzisyen, biri mavi yaka üç arkadaşın bir gününü anlatıyor.

Zeynep Güngörenler

İzmirliyim ben, bunu söylemem gerekiyor çünkü çok seviyorum. Güzel Sanatlar Lisesi müzik bölümünü kazandım ama fark ettim ki enerjim fazla kaçıyordu. Yan flüt çalıyordum, öğretmenim  çok hareket ediyorsun , duruşun bozuluyor dedi. Ben de daha özgür hareket edeceğim tiyatroyu seçtim. Hacettepe’de okudum. Daha sonra Devlet Tiyatrosu’nda sözleşmeli çalıştım. Baktım ki Ankara’da aynı yerde  takılıp kalacağım, kendimi geliştirmem için İstanbul’a gelmem gerekiyor, ben de buraya geldim. Diğer oyun arkadaşlarım okulda ustalarımızdı bizim, Ateş beni oyuna çağırdı ve çok eğlenceli bir süreç yaşadık. Bu oyuna üniversiteden mezun olmuş, şu anda kendini iyi hissetmeyen herkes gelsin. Oyun, öyle karakterler işlemiş, her karakteri öyle güzel eleştiriyor ki eleştirmenin ötesinde bize gösteriyor, o insanları sunuyor. Hayallerimizi gerçekleştirmeye gücü olmayan, olmayacağına baştan inanmış insanlar sahnede olanlar. Asıl hiç böyle şeyler yaşamamış insanlar ne düşünecek onu merak ediyorum. Diğerlerini de kendimden ve çevremden biliyorum.

Ateş Bars

Ankara’da tiyatro okudum ve birkaç sene orada tiyatro yaptım. Daha sonra İstanbul’a, büyük denizlere geldim. Bitik oyunu ile şu an oyunda olmayan bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Onun yerine Zeynep geldi ve o da çok güzel oynadı. Bitik’e seyirci gözü ile bakmam gerekirse, bizim şehirde yaşayan neslimizin, burjuva sınıfından, üretici olmayan tüketici olan insanının yaşadığı buhranı anlatıyor ve benim için merak uyandırıcı tarafı bu sanırım.

Eray Kahya

Profesyonel tiyatro hayatıma, 1996 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda başladım. İstanbul Devlet Tiyatroları’nda dört projede yer aldım. Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi’nde bir projemiz vardı. Türkiye’nin ilk hip hop tiyatrosu olacaktı fakat çocukların özel hayatlarıyla ilgili durumlarından dolayı oyun sahneye çıkamadı ama en azından video hazırladık ve bununla İstanbul Bienali’ne katıldık.

İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’ne ilk, özel Kürtçe oyun olan Daf oyununu çıkarttık. Bu oyunda yazar ve dramaturg olarak görev aldım. İstanbul Uluslararası Kukla Festivali’nde, İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde görev aldım. 2015 yılında bu oyunu çevirmeye başladım. Proje evini bir süre aradı ve en sonunda KarmaDrama ile anlaştık. İşin prodüksiyonunu üstlendiler ve şimdi de prömiyerimiz var. Oyunu ilk okuduğum zaman aklımda, bu oyunun Türkiye’de oynanması gerektiği gelişti. Hikaye İngiltere’de de geçse benim ve etrafımdaki insanların sorunlarını çok güzel anlatıyordu. Oyun 3 ortaokul arkadaşının 10 sene sonra bir araya gelmesiyle geçirdikleri bir günü anlatıyor. Yaşadıkları hayat farklı olsa da sorunları aynı. Hayatlarını anlamlandırmakla ilgili problemleri var.

Bir şeyler hissetmek için uyuşturucu ve alkole yönelmiş bir arkadaş grubu görüyoruz. Bu da tüm dünyada gençlerin sorunu haline gelmiş durumda. Bu sorunlar, oyunu metropoller için evrensel hale getiriyor. Yazarın şair tarafından gelen bir özellikle oyunun bir kısmı korolardan, bir kısmı dramatik sahnelerden oluşuyor. Anlatım ağırlıklı olarak sözel ifade üzerine. Çok güçlü bir dili var. Karakterler çok gerçek. Anlatımdaki gerçeklik ifadeye de geçmiş durumda.

KarmaDrama hakkında daha fazla bilgi edinmek için lütfen tıklayın. 

Siyah kadifeler içindeki arzularımız

Father Seraphim abimiz kalbimizin ateşini yaktığından beri paltomuzu yağmura asıyoruz yola çıkmadan önce. Yine bir yol hikâyesi, Yunanca kökeni “hıristos” kelimesinden filizlenen bir yol hikâyesindeyiz. Simsiyah saçları ve sakalları arasından çıkan bu sesler de ne böyle? Nereye Çarpar bizde? Söndürün cigaraları, ayaklarınızı yıkayın dostlar, Tanrı’nın bahçesine adım atacağız.

Direk konuya gireceğim, mavi donları evde bırakabiliriz. Strabuckstan bir şeyler alın, dükkanda tek kişi de olsanız o sizden isim alacak, sisteme uyun dostlar. İsminizi verin, nasıl olsa o isim size verildi, ismi siz almadınız. Hepimizde öyle oldu. Mesela kendimizi bilmenin, bu hayatta deneyimleyeceğimiz şeylerin ana kısma geçerken Kızıl Bahadır ismini almadık. “Eğitim” denen bir şeyler aldık ama “insan” seviyesinin ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz, psikoloji diyoruz, geçiyoruz. Birçok kavramın içi bomboş, sadece entelektüel olarak birkaç laf var üzerimizde.

Ekmek nerde abi? 

Ekmek, senin arzularında kardeşim. Kalbindeki arzular neler? %40 cinsellik ve cinsel temelli izlenim ve tatminler, %30 Para kazanma % 5 Yaradanı edinmek mi? Tanrı bu dünyayı senin gözlerinden görüyor, senin arzun yoğun çekilim yaşadığın şeyleri görüyor. Neyi gösteriyoruz Tanrıya? Tanrıya hiçbir iş bırakmayın diyen üstatların ekmeği var mı masamızda? Bu dinler üstü inşa edeceğimiz sevgi realitesine nasıl geleceğiz? Bu dünyada “tatmin” denilen şeyin peşinden koşarak, egomuzun içinde yaşayarak mı yoksa onun üzerinde yükselerek mi?

Bu dünyadaki kıyafetlenmiş şeylerin bize anlatmak istediklerini anlayalım dostlar. Form ve biçimler bizi yanıltmasın, zihinsel olarak bu yargıya düşmeyelim. Algıladığımız bu realite tamamen bize bağlı… O yüzden kendimizle ilgilenmeliyiz hele hele bu sıkışık zamanlarda, bu “an”ın  hakkını verelim. Atalarımızla çalışalım, egomuzla çalışalım, sorun dostlar! Yardım isteyin, yukarıya seslenin cevap verecekler. Verileceğini söylemiş, İsa.

Şimdi, bu duygusal merkezin üst bölümlerinden aldığımız izlenimleri biraz gerekli bilgiyle dolduralım. Ekip, Aramice söylüyor. İsa’nın da konuştuğu dil. Ne kadar güçlü bir dua şekli değil mi? Dostlar dua, kalp ile oluyor el kol kafa hareketleriyle değil, istiyorsanız her türlü hareket edebilirsiniz. Fakat, kalbiniz ne diyor, ne doluyor kalbinize? En ufağından, en büyüğüne. Mesela sabahları “Seninle olmak güzel Rab” demek bir çeşit duadır. Seslenin dostlar, izleyenlere seslenin olduğunca, her halinizde, her sesle, her şekilde.

Davud’un Seslenişleri Gelsin, her haliyle nasıl seslenmiş yukarıya. Mezmurlar’dan birkaç gölümü ekliyorum

22 ” Benden uzak durma! Çünkü sıkıntı yanıbaşımda, Yardım edecek kimse yok.”

19 ” Ağzımdan çıkan sözler, Yüreğimdeki düşünceler,  Kabul görsün senin önünde,”

18 ” Seni seviyorum, gücüm sensin, ya RAB!  RAB benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır, Tanrım, kayam, sığınacak yerimdir, Kalkanım, güçlü kurtarıcım, korunağımdır!

Father Seraphim ve Ekibin Performansı

Siyah kadife kadim bir gelenekte de kullanılan bir yöntem. İmajinatif bir yöntem, Yetmesin, gördüğün, duyduğun okuduğun anladığın yetmesin, aç perdeleri. Gir siyah kadifelerin içine, iyice terle orada. Kalpten kalbe bir ses ol, bir bütün olan insanlığın sendeki sesi ol.

Sevgilerle Dostlar.

3. Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali için geri sayım başladı

Tamamen gönüllülük esasına dayalı ve “MarmariSANart” topluluğunun bir projesi olan ve Bu Festival Marmaris’in Marmaris Hepimizin” sloganıyla yola çıkan Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali, 5-8 Ekim tarihleri arasında 3. kez düzenlenecek.

Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya olmak üzere beş kıta ve yaklaşık yirmi ülkeden başvurunun olduğu festivalin direktörlüğünü Şeref Öztürk üstleniyor.

Ana jürisinde Nebil Özgentürk, Füsun Demirel, Sevinç Erbulak, Alper Turgut ve Ali Otyam’ın yer aldığı 3. Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali’nde, “Yaşam Boyu Onur Ödülü” bu yıl Perran Kutman’a verilecek.

Adaylar kurmaca, belgesel ve animasyon dallarında birincilik ve ikincilik ödülleri için yarışacak.

Verilecek diğer ödüller arasında Netsel Marina Jüri Özel Ödülü, bu yıl ilk kez verilecek olan 2.500 TL değerindeki Ön Jüri Özel Ödülü ve Halk Jürisi Özel Ödülü de (Koz Yapım, yapımcılık ödülü) bulunuyor.

Çok sayıda sanatçı, gazeteci, televizyoncu, sinema yazarı, yerli ve yabancı sinemacıyı da ağırlayacak olan festivalin programında yer alan söyleşi, panel, atölye çalışmaları, film gösterimleri ve diğer etkinliklerin tamamı ücretsiz ve halka açık olacak.

Türkiye, iklim konusunda “kritik derecede yetersiz”

Climate Action Tracker (CAT) iklim eylemi değerlendirmesini en son bilimsel verileri ve emisyon trendleri ekleyerek güncelledi ve bazı ülkelerin derecelendirme notları değişti.

CAT hükümetlerin tüm eylemleri ya da eylemsizliklerini doğru tanımlayabilmek için bu güncellemede kategori sayısını dörtten altıya çıkardı: Rol model, 1.5°C derece Paris Anlaşması ile uyumlu, 2°C derece ile uyumlu, Yetersiz, Çok yetersiz, Kritik derecede yetersiz.

Climate Analytics’ten Bill Hare: “Bu yeni kategorileri oluşturmamızın nedeni hükümetlerin iklim taahhütlerinin Paris Anlaşması’nın 1.5°C derecelik ısınma limiti hedefini tutturmak için yeterli olup olmadığını daha kesin bir biçimde göstermek ve eylemlerini değerlendirmek için bir referans çizgisi sağlamak istemiş olmamızdır” dedi.

Daha iyi bir sınıflandırmaya sahip yeni derecelendirme sistemiyle iklim eylemlerinde hangi ülkelerin en iyi ve en zayıf konumda olduğu hemen görülebiliyor: CAT artık ABD, Rusya, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri “kritik derecede yetersiz” ve Japonya ile Güney Afrika’yı “çok yetersiz” kategorisinde tanımlıyor.

Ülke derecelendirmelerindeki değişikliklerin nedeni çoğu ülkenin iklimeylemlerini mutlak ya da göreceli olarak iyileştirmesinden kaynaklanmıyor. Değişikliklerin nedeni revize edilmiş emisyon verileri ve CAT’in yeni ve daha güncel iklim eylem çalışmalarının sonucunda daha geniş ve adil bir sınıflandırmanın ortaya çıkmış olması.

CAT, her ülkeyi hükümetlerinin Paris Anlaşması çerçevesinde ve verdikleri Ulusal Katkı Beyanları’nda (NDC) belirttikleri taahhütlerine göre derecelendiriyor. Ne yazık ki, CAT’in hükümetlerin eylemleri uygulama değerlendirmesi bunların çoğu zaman Ulusal Katkı Beyanları’ndan daha zayıf olduğunu gösteriyor. Avustralya ve Yeni Zelanda’nın iklim taahhütlerinin derecelendirmesindeki değişiklikler, her iki ülke iklim eylemi uygulamasında geride kalmışken, ilerleme kaydettikleri olarak yorumlanamaz.

Aynı şekilde, Hindistan’ın iklim taahhütünün daha iyi bir derece alması Hindistan’ın hedefini değiştirmiş olmasından değil, CAT’in dahil ettiği yeni çalışmaların Hindistan için daha yüksek emisyon seviyesi tanımasından kaynaklanıyor.

Çin’in iklim taahhütünün eski sistemdeki “orta” kategorisinden yeni sistemde “çok yetersiz” kategorisinde yer alması temelde yatan bir takım gelişmeleri yansıtıyor.

Çin’in yıllık emisyonları, kümülatif emisyonları, GSYİH’sı ve İnsani Gelişmişlik Endeksi geçen yıllarda arttı ve bunun sonucunda birçok iklim eylemi paylaşımı değerlendirmesi artık Çin’e, daha önceki değerlendirmelerimize kıyasla, emisyonlarını azaltmada daha büyük görece sorumluluk ve yetkinlik vermekte. New Climate Institute’den Hanna Fekete konu hakkında: “Yeni taahhüt derecelendirmesi, tüm ülkelerin derecelendirmesi yapılan ülkenin eylemi ile aynı düzeyde eylemde bulundukları takdirde ısınma düzeyinin ne olacağını çok net olarak gösteriyor. 33 ülkelik listemizde yer alan 12 ülkenin eylemsizliğiyle dünya 3°C dereceden fazla ısınacak – burada yapılması gereken daha çok iş var” dedi. CAT her ülkeyi iklim taahhütlerine göre derecelendirmenin yanında, her ülkenin iklim eylemi uygulamalarının hedeflerini gerçekleştirmek için tasarladığı politika ve yasaların detaylı analizlerine dayanan bir değerlendirmesini de yapıyor.

Örneğin, Çin’de iklim eylemi uygulaması Ulusal Katkı Beyanı’nın ilerisinde.

Alıntı: BirGün

Bir Alman geleneği: Oktoberfest

Almanya’da Bavyera eyaletinin ünlü festivali Oktoberfest (Ekim Festivali) bu yıl 16 Eylül – 4 Ekim tarihleri arasında 184’üncü kez gerçekleşiyor.

1810 yılından beri düzenlenen festivale her yıl ortalama 6 milyon kişi katılıyor. Ziyaretçilerin büyük çoğunluğu Bavyera’nın geleneksel kıyafetleri olan Dirndl ve deri pantolon giyerek festivale katılıyor. Festival Bavyera eyaletine özgü olsa da, kutlamalar Birleşik Devletler de dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanında yapılıyor. Temelde insanların bir araya gelerek iyi zaman geçirmesini amaçlayan bu 16 günlük festivalde canlı müzik, oyunlar, lunapark, bira çadırları ve ağız sulandıran yiyecekler bulunuyor.

Eğer bunlar uçağa atlayıp Almanya’ya gitmeniz için yeterli değilse, işte Oktoberfest’le ilgili muhtemelen bilmediğiniz 6 gerçek:

1- Aslında evlilik kutlaması olarak başladı

Oktoberfest ilk olarak 1810 yılında Bavyera prensi Ludwig ile prenses Therese von Sachsen-Hildburghausen’in evlilik töreni şerefine düzenlendi. O günden beri de kutlamalar her geçen yıl büyüyerek bugünkü halini aldı.

2- Bir zamanlar alkolsüzdü

Evet, doğru okudunuz, dünyanın en çok bira tüketilen festivalinde bir zamanlar bira servis edilmiyordu. Festivalin ilk yıllarında bira sadece festival dışı alanlarda servis edilirdi, fakat at yarışlarının yerini bira satıcılarına bırakması uzun sürmedi. Günümüzde ise her yıl 7.5 milyon litreden fazla (bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar) bira tüketiliyor.

3- İzinsiz içilmez

Münih Belediye Başkanı Dieter Reiter bu yılki Oktoberfest’i başlatırken

Oktoberfest’te içki içme, Münih Belediye Başkanı’nın ilk bira fıçısına musluğu çakıp “O’ zapft is!” (fıçı açıldı) diye ilan etmesiyle başlıyor. İlk bira Bavyera Eyalet Başbakanı’na takdim ediliyor, fakat sonrasında bardakları tokuşturmakta özgürsünüz.

4- Biraların Münih yapımı olmadığı Oktoberfest, Oktoberfest değildir

Almanya’da festivallerin bile kuralları var. Oktoberfest kurallarına göre festivalde tüketilecek biralar Münih menşeili bu altı bira markasından biri olmalı: Paulaner, Spaten, Hacker-Pschorr, Augustiner, Hofbräu, ve Löwenbräu. Ve tüm diğer Alman içkileri gibi Oktoberfest biraları da 1516’dan beri uygulanan ve biranın kalitesini garantileyen “saflık” testini geçmek zorunda. Söz konusu içki olunca Almanlar gerçekten ince eleyip sık dokuyor!

5- Her şey aşk için

Üzerinde “seni seviyorum”, “çok tatlısın”, “doğum günün kutlu olsun” gibi cümleler yazan kalp şeklindeki dev kurabiyeler (lebkuchen) de festivalin olmazsa olmazı. Schatz’ınız, yani sevgiliniz, boynunda gururla taşıyabilsin diye bu kurabiyelerin ipleri bile var. Bira ve diğer lezzetli yiyeceklerin yanında ihtiyacınız olan iki şey: kurabiye ve aşk!

6-  ‘Bira cesetleri’ne dikkat!

16 gün süren bir bira festivalinde biri(leri)nin içkiyi fazla kaçırması muhtemel. Çok fazla bira içmekten bayılanlara “Bierleichen” yani ‘bira cesedi’ deniyor. Dikkat edin, onlar görünüşe göre her yerde!

Kaynak: Bustle

Uluslararası Bitkisel Beslenme Konferansı’nda neler konuşuldu?

0

24-27 Eylül 2017 tarihlerinde Amerika’da, Kaliforniya’da Uluslararası Bitkisel Beslenme Konferansı yapıldı. Dünyanın dört bir yanından 1000’e yakın sağlık profesyonelinin katıldığı konferansta çeşitli sunumlar yapıldı.

Bu sunumlarda ön plana çıkan başlıklar ise şöyleydi:
  • Vegan ve vejetaryenler, yeterince protein alırlar. Günlük enerji ihtiyacımızı yağlar, işlenmiş yiyecekler, şeker ilaveleriyle doldurmayıp bitkisel beslenmeden karşılıyorsak, yeterince protein alıyoruz (Brenda Davis, R.D.)
  • Kadınların et tüketimi meme kanseri riskini %47 arttırıyor (Delia Garcia, M.D.)
  • Soya ürünleri meme kanserini önlüyor. Tümör oluşumunu önlüyor, tümör hücreleri büyümesini azaltıyor. (Delia Garcia, M.D.)
  • Süt ve süt ürünleri olmadan kalsiyum almanın bitkisel pek çok yolu var (Brenda Davis, R.D.)
  • Amerika’da hayvansalların %99’u çiftlik hayvanlarından geliyor. Tahıllar, hayvan parçaları, antibiyotikler ve diğer ilaçlar ile beslenen hayvanlar ölüme, hastalıklara maruz kalıyor. (Ron Weiss, Md)

Yazar yorumu: Özetle hasta hayvanların etleri ve çıktıları yeniyor.

  • Karışık beslenenlerle karşılaştırıldığında veganlar, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kanser, erken ölümlerde daha düşük risk taşıyor. (Brenda Davis, R.D.)
  • Doymuş yağlardan zengin olan hayvansal beslenme, aşırı bunama riskini arttırıyor. (Ayesha Sherzai, MD &Dean Sherzai MD)

Yazar notu: Sinir hücreleri doymuş yağla tahrip oluyor.

  • Et tüketimi tüm ölüm risklerini arttırıyor. (Garth Davis, MD)

Bu tür konferansların sadece Amerika’da değil Türkiye’de de yapılmasını ümit ediyorum. Eğer vegansanız, sağlık profesyoneliyseniz e-mail yoluyla ([email protected]) bana ulaşabilirsiniz, grubumuza katılmanız için size yardımcı olabilirim.

***

RD: Registered Dietitian (Diyetisyen)
MD: Medicine Doctor (Tıp doktoru)

 

Dünya tahmin edilenden daha sıcak olacak

1

Dünya’nın bize böyle tepkiler vermesine ihtiyacımız var mı modern insanlık olarak? Neden içimizde bir parça ittirilmeyi, felaketi, kırbacı, acıyı anlıyor/tanıyor? Yerimizden kalkmak ve “her şey her şeyle bağlı ” haline gelmek için neden çivili sopaya ihtiyacımız var? Egomuzun üzerine çıkalım dostlar, çünkü aşağıdaki haber bunun olacağını söylüyor.

Birbirinden tamamen bağımsız ve farklı yöntemlerle yapılan, sonuçları “Nature Climate Change” dergisinde yayımlanan 2 farklı araştırma, yüzyılın sonunda Dünya’nın en az 2 derece ısınacağını ortaya koydu.

Washington Üniversitesinde Profesör Adrian Raftery liderliğinde yürütülen araştırma, yüzyılın sonunda Dünya’nın ısısının 2 ila 4,9 derece artma ihtimalini yüzde 95 olarak gösterirken, 1,5 derece veya daha az ısınma olasılığını yüzde 1 olarak verdi.

“Dünya 2100 yılına kadar yaklaşık 2 derece ısınacak”

Raftery, ortalama sıcaklık artışının 3,2 derece olacağı öngörüsünde bulundu.

Max Planck Meteoroloji Enstitüsünden Thorsten Mauritsen’in yürüttüğü, geçmiş yıllardaki sera gazı emisyonlarının ve fosil yakıt kullanımının incelendiği diğer araştırmada, insanların hemen şimdi fosil yakıt kullanmayı kesmesi halinde bile Dünya’nın 2100 yılına kadar yaklaşık 2 derece ısınacağına dikkat çekildi.

Mauritsen, sera gazı emisyonların 15 yıl daha sürmesi durumunda sıcaklık artışının 3 dereceyi bulabileceği tahmininde bulundu.

Çevreciler, her iki çalışmanın ABD’nin Donald Trump başkanlığında Paris Antlaşması’ndan çekilmesinden önce yapıldığına işaret etti.

Paris Anlaşması, küresel ortalama sıcaklık artış limitinin yüzyılın sonuna kadar 1,5 ila 2 derece arasında sınırlandırılmasını hedefleniyor.

Haber Kaynağı: cevrecitv.com
Kapak Görseli 

Roboski utancında 69’uncu ay!

0

Roboski katliamının üzerinden 69 ay geçti. Ne yargılama süreci ne idari soruşturma ne de meclis komisyonu tarafından yürütülen raporlama çalışmasında ciddiye alınmaya değer bir ilerleme söz konusu.

İnsan hayatının bu denli değersiz görüldüğü bir ülkede barıştan, birlikte yaşamaktan söz etmek son derece zor. 34 sivil yetişkin ve çocuğun katledilişi karşısında siyasi kararlılık, toplumsal duyarlılık sergilenemiyorsa ne zaman ve hangi durumda bu sorumla hareket edeceğiz.

Bizler biliyoruz ki Türkiye 34 kişinin göz göre göre katledilebildiği bir ülke haline geldi. Yine öyle inanıyoruz ki, Roboski’nin sorumlularından hesap sorulmadıkça benzer cinayetler aydınlatılamayacak, yeni suikast ve katliamların işlenmesinin önüne geçilemeyecektir.

Roboski yargılamasını sıradan bir adli vaka gibi zamana yayma,  konuyu kamuoyu gündeminden uzak tutmaya çalışma ve hesap vermekten kaçma eğilimi asla kabul edilemez. Roboski katliamını bir dönüm noktası olarak görüyor ve Roboski’yi unutmayacağımızı, unutturmayacağımızı ifade etmek için burada buluşuyoruz.

Her ayın 28. günü bu katliamı gündeme taşımak üzere buluşmaya devam edeceğiz. Vicdanı körelmemiş, adalet arayışından vazgeçmemiş herkes davetli…

28 Eylül 2017

Perşembe 18.30

Ankara

Meşrutiyet Cad. No: 38 Kızılay (İHD Ankara Şb. Önü)

Başka Bi’Kitap deneyimi için yola çıkıyorlar

1

Son dönemde okuma deneyimini zenginleştirmek isteyen okurlara yönelik hizmet ve servislerde artış gözleniyor. Bunlardan en yenisi ise Başka Bi’Kitap. Başka Bi’Kitap abonelik sistemiyle fark yaratmayı hedefliyor.

Başka Bi’Kitap deneyimi için yola çıkıyorlar

Başka Bi’Kitap, okuma deneyimini zenginleştirmek isteyen okurlara abonelik sistemiyle hizmet veren bir kitap servisi olarak faaliyet göstermek için yola çıkıyor. Başka okuma deneyimleri sunmanın yanı sıra okuduğunuz ve okuyacağınız kitaplarda farklı pencereler açacak yan okumaları da sağlamayı amaçlayan proje, önümüzdeki günlerde hayata geçecek.

Bu yeni serviste, her ay bir başka yazarın/sanatçının seçtiği en az üç kitap, abone olduğunuz Başka Bi’Kitap sayesinde evinize, üstelik her ay sabit bir fiyata gelecek. Bunun için Başka Bi’Kitap’a abone olmak yetecek. Her ay evinize gelecek paketlerde sizi sürpriz hediyeler de verilmesi planlanıyor.

Başka Bi’Kitap deneyimi için yola çıkıyorlar

Projeyi hayata geçiren ekipten Merve Kırman, şunları söyledi: Başka Bi’Kitap, bireysel okuma deneyimlerinizi paylaşabileceğiniz etkinlikler düzenleyerek topluluğun diğer üyeleriyle ve yazarlarla tanışabileceğiniz, okuduğunuz kitaplar üzerine sohbet edebileceğiniz platformlar ve etkinlikler de sunacak. Ayrıca abonelikleriniz sayesinde köy okullarına da destek olacaksınız. Başka Bi’Kitap’a abone olarak köy okullarına bu kitapların gönderilmesini sağlayabilirsiniz.”

Başka Bi’Kitap aylık abonelik ücreti olarak 49.90 TL gibi sabit bir ücret sunuyor. Kasım ayının kitapları ise Murat Gülsoy tarafından seçildi.