Ana Sayfa Blog Sayfa 374

NASA öneriyor: Evinizin havasını “bitkiler” ile temizleyin

Günümüzün büyük bir kısmını kapalı alanlarda geçiriyoruz; bu sebeple ortam havasının kaliteli olması sağlığımız, rahatımız ve verimliliğimiz açısından büyük önem teşkil ediyor. Evlerimiz, ofislerimiz gaz, toz, buhar salımı yapan iç hava ortam kirleticileri ile dolu. Bunların başında, uçucu organik bileşen adı verilen gazlar yayan sentetik halı ve perdeler, laminantlar, temizlik malzemeleri, iç mekân kokuları, kokulu mumlar, plastikler ve mobilyalar var. Ayrıca kapalı alanlarda içilen sigara da sağlığımızı tehdit eden diğer bir unsur.

Teknolojinin gelişmesiyle beraber elektromanyetik dalgalar yayan bir sürü cihaz evlerimizin vazgeçilmez birer unsuru haline geldi. Modemler, bilgisayarlar, cep telefonları, şarj cihazları… Tüm bunlar da bulunduğumuz ortamın havasını kirletmektedir.

Dünyada her yıl hava kirliliğinden yaklaşık 3 milyon insan ölmektedir; bu değer dünyadaki ölüm vakalarının yüzde 5’ini oluşturmaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında “iç ortam hava kalitesi”nin önemi daha da artmaktadır.

NASA’nın yaptığı bir araştırmaya göre sağlıklı bir hava için bazı bitkilerden yararlanabiliriz. Bu bitkiler ortamdaki benzen, formaldehit, trikloretilen, ksilen, amonyak gibi kimyasalları temizleyerek daha sağlıklı bir hava solumamıza yardımcı olurlar. Bu kimyasalların insan sağlığına olan etkileri ise cilt ve gözlerde tahriş, halsizlik, sinirlilik, baş ağrısı, solunum problemleri, astım, burun ve boğaz mukoza zarının tahrişi, kanser hastalıkları olarak sıralanabilir.

NASA kapalı ortamlarda her 10 m² için bir bitkinin bulunmasını tavsiye ediyor. NASA’nın listesinde bulunan ve kimyasalları absorbe etme yeteneği bulunan bitkiler ise şu şekilde:

Cüce hurma palmiyesi

cuce-hurma-palmiyesiHer mevsim nem isteyen cüce hurma palmiyesi, güneşli veya yarı gölgeli bir yerde yetiştirilebilir. Yüksek derecede formaldehit ve ksilen emme özelliğine sahiptir.

Aşk merdiveni

ask-merdiveniDirekt güneş ışığına maruz kalmamalıdır; fakat hızlı büyüyebilmesi için aydınlık yerlere ihtiyaç duyar. Havadaki formaldehit ve ksileni absorbe eder.

Kurdele çiçeği

kurdele-cicegiHer türlü yetiştirme şartına yatkın bu bitki havadaki formaldehiti, ksileni ve karbonmonoksiti temizler.

Çin herdemyeşili

cin-herdem-yesiliYüksek düzeyde nem isteyen bu bitki yarı gölge veya gölge yerlerden hoşlanır. Havadaki formaldehiti ve benzeni temizler.

Bambu palmiyesi

bambu-palmiyesiYarı gölge, gölge ortamları seven bu bitki, ortamdaki formaldehiti ve ksileni emer. Aynı zamanda bulunduğu ortamın nemini artırır.

Benjamin

benjamin-cicegi

Bu bitki bol ışığı sever, az ışıkta kaldığı zaman yeteri kadar beslenemez. Formaldehit ve ksileni absorbe etme özelliği ile bilinir.

Şeytan sarmaşığı

seytan-sarmasigiHavadaki formaldehiti, benzeni ve ksileni emer. Fakat evinde kedisi olanların bu bitkiyi tercih etmemesi gerekir; kediler bu bitkiyi yediği takdirde ağız çevresinde iltihaplanma, kusma gibi şikâyetler meydana gelebilir.

Flamingo çiçeği (Antoryum)

flamingo-cicegi-antoryumSabahtan öğleye kadar pencere tülünden filtrelenerek gelen güneş, bol nemlilik ve havadarlık en sevdiği ortamdır. Havadaki amonyağı temizlemek konusunda çok başarılıdır. Aynı zamanda, formaldehiti ve ksileni de absorbe eder.

Çim zambağı

cim-zambagiKısmi gölge veya tam gölge ister. Kuraklığa karşı dayanıklıdır. Trikloretilen, amonyak ve ksilen emme özelliğine sahiptir.

Salon palmiyesi

salon-palmiyesiDoğrudan güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır. Özellikle de yazın direkt öğle güneşine maruz kalmaması gerekir. Havadaki formaldehiti, ksileni ve amonyağı absorbe eder.

Gerbera (Barberton papatya)

gerbera-barberton-papatyaTrikloretileni, ksileni ve formaldehiti hızlı bir şekilde emer. Sigara içilen ortamlar için son derece uygundur.

Massengena (Yukka) çiçeği

massengena-yukka-cicegiGüzel bir şekilde büyümek için normal bir bitkiden daha fazla güneş ışığına ihtiyaç duyar. Gün ışığı aldığı yöne doğru eğilim gösterebilir. Havadaki trikloretileni, formaldehiti ve benzeni temizler.

Duvar sarmaşığı

Tavandan asma saksılarda yetiştirilebilir. Trikloretileni, formaldehiti, benzeni ve ksileni absorbe etme konusunda çok başarılıdır.

Paşa kılıcı bitkisi

pasa-kilici-bitkisiGenelde dekoratif amaçlı kullanılan, hem gölge hem güneş uyumlu, susuzluğa dayanıklı bir bitkidir. Havadaki trikloretileni, formaldehiti, benzeni ve ksileni absorbe eder.

Kırmızı şans bambusu

kirmizi-sans-bambusuŞans bambusunun gerçek bambu ile bir ilgisi yoktur; “dracaena” bitkisinin türlerindendir. Trikloretileni, formaldehiti, benzeni ve ksileni absorbe etme konusunda başarılıdır.

Barış çiçeği

baris-cicegiParlak yaprakları, zarif beyaz çiçekleri olan ve dekoratif amaçlı sıklıkla tercih edilen bir bitkidir. Havada bulunan beş kimyasalı da (benzen, formaldehit, trikloretilen, ksilen, amonyak) temizleme konusunda ciddi etkileri vardır.

Kasımpatı

kasimpati-cicegiEve renk katabilecek en güzel çiçeklerden biridir. Aynı zamanda, havada bulunan beş kimyasalı da (benzen, formaldehit, trikloretilen, ksilen, amonyak) temizleme konusunda başarılıdır.

Not: Bu bitkiler ortamdaki havayı temizlemelerine karşın, bir kısmı hayvanlar üzerinde olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Eğer bir evcil hayvanınız varsa, bahsi geçen bitkileri almadan önce hayvanlar üzerindeki etkileri bir bilene danışmalısınız.

Kaynak: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10

Logosya’dan Mitosya’ya açılan bir kapı: Hayalbazlar Geçidi

1
Sonsuz sulardan çıkıp, Ülgen’e yaratma ilhamını veren ve tekrar sulara dönen tanrıça Ak Ana şöyle seslenir:
“De ki ‘Yaptım oldu’ Başka bir şey söyleme… ‘Yaptım olmadı’ deme…”

Hayalbazlar Geçidi’nin yazarı Dilge Güney, okuyucularını daha ilk sayfalardan Türk Mitolojisi’nin motifleri ile bezediği sözlerle, masal içinde masalların, öykülerin içine davet ediyor. Görünenin ardındaki büyüleyici dünyasına çağırıyor. Kitabın kapağını bir kez açmakla Logosya’dan Mitosya’ya geçiş yapmış oluyorsunuz. Roman bittiğinde hissedilen ise aynen şöyle, keşke bitmese

Benim için bu roman, Logosya’dan Mitosya’ya açılan bir kapı ve o kapıyı aralayıp başınızı şöyle bir uzattığınızda, Dilge Güney’in hayal gücü ile yarattığı fantastik dünyanın güzelliği ile büyüleniyorsunuz.

Fantastik sözcüğünü şöyle tanımlayabiliriz: Gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, hayali. Fantastik edebiyat, etrafına sınırlar çizilmesi zor bir alan. Dilge Güney, sınırları olmayan hayal gücü ile bambaşka bir dünya yaratarak Türk Mitolojisi’nin unsurlarını romana başarılı bir şekilde yerleştiriyor, bu kavramları romanla bütünleştiriyor. Okurların pek çoğu, Türk Mitolojisi’ne ait İye, Ak Ana, Şürele, Yarımtık gibi kavramları ilk kez duyacak. Bize ait olmayan yabancı mitolojilerdeki yaratıkları, tanrıları biliriz de, Ülgen’e yaratma ilhamını veren Ak Ana’yı bilmeyiz. Bu açıdan Dilge Güney, okurlarını sıkmadan ve didaktik olmadan amacına ulaşmayı başarmış. Çocukları mitolojimizle tanıştırmış, kaybolan kültürel değerleri hatırlatmış.

Hayalbazlar Geçidi, Ravi adındaki ana karakterin, başına buyruk bir narı okul kütüphanesinde bulması ve bu narın etrafına ışıklar saçması ile başlıyor. İşte bundan sonra Ravi, Ak Ana’nın kendisine bilmece gibi gelen, De ki ‘Yaptım oldu’ Başka bir şey söyleme… ‘Yaptım olmadı’ deme…” sözlerinin ardından, öğretmeni ve arkadaşı Nev Fırat ile birlikte, unutulan Mitosya’nın peşine düşüyor.

Mitosya’nın unutulması demek, hayallerin ve umutların kaybolması demek. Kitabın ana karakteri Ravi, roman boyunca heyecanlı maceralar yaşayarak unutulan Mitosya’yı kurtarmaya çalışıyor. Burada yazarın, okuyucusuna seslendiğini görmemek mümkün değil. Hayallerinizden vazgeçmeyin ve umudunuzu asla yitirmeyin!

hayalbazlar-gecidi-kitapDilge Güney’in dilini, sevgi dolu, tatlı ve akıcı olarak nitelendirmek hiç de yanlış olmaz. Romanın sonunda, yazarın hayal gücü ile kurduğu dünyanın, o dünyada var olan kuralların bir kılavuzu da var. Roman boyunca, arada bu kılavuzun okuyucunun yardımına koşması, romanın akıcı ve merak duygusunu hiç kaybettirmeyen dili, okuyucunun kendisini hayaller peşinde Mitosya’yı kurtarırken bulmasını sağlıyor. Okur, son sayfa çevrilinceye kadar kitabın içinde yaşıyor. İnsiler ile insanlar arasında da nihayetinde barışın hüküm sürmesi, barış içinde yaşanacak bir dünya özlemini vurguluyor.

Kılavuzda dediği gibi, “Kozmos’ta yaşayan tüm türler eşittir. Hiçbir tür bir diğerinden üstün değildir. Herkese yetecek kadar yerimiz ve her kalbi dolduracak sevgimiz var.”

Hazırlayan: Güzin Öztürk

Saksı çiçeklerinden iç mekân tasarımına nakış: Sarah K. Benning

1

Sanatçı Sarah K. Benning, nakış tekniğini kendi kendine öğrenmesine rağmen, güzel sanatlar alanındaki birikimini, yarattığı her eserine yansıtıyor.

Her bir eser, öncelikle, Ortaçağ tasarımının, iç mekân tasarım trendlerinin estetiğinden esinlenilerek ve genellikle kendi evinde yetiştirdiği bitki koleksiyonuna referans olan bir illüstrasyon olarak başlıyor. Benning, ana fikri daha iyi yakalamak için, çağdaş tasarımı daha iyi temsil eden cesur ve doğaçlanmış yöntemlerden yararlanmak adına, geleneksel nakış tekniklerinden ve dikişlerinden kaçınıyor.

sarah-k-benning-1Benning, 2013‘te Chicago Sanat Enstitüsü Okulu‘ndan Fiber ve Malzeme Araştırmaları Bölümü‘nden mezun oldu ve şimdi zamanını, Baltimore ve İspanya arasında geçiriyor. Instagram ve Facebook sayfalarını sıklıkla güncelliyor ve online mağazasında yeni eserleri bulabilirsiniz. Ayrıca orijinal tasarımlarını Etsy aracılığıyla satıyor.

sarah-k-benning-2sarah-k-benning-9sarah-k-benning-8sarah-k-benning-7sarah-k-benning-6sarah-k-benning-5sarah-k-benning-4Kaynak: Colossal

Arınma gecesi 3: Bir sınıf savaşı filmi

1

Sınıf, kişinin sahip oldukları ile sıralandığı ekonomik ölçek aralığıdır. Bu ayrım dünyanın büyük bölümünde geçerlidir. Çünkü dünyanın büyük bölümünde kapitalizm geçerlidir. Kapitalizmde ne kadar paran ve gücün var ise o kadar değerlisindir.

İsmi sosyalist olan ama dünya ekonomisine tabi olan ülkeleri bunun dışında bırakamayız, onlar da bu sistemin önemli çarkları arasındadır. Sınıflar dinine, mezhebine, ırkına, cinsiyetine, eğilimine göre ayrılmazlar. Sınıfları ayıran en önemli özellik ekonomik güçleridir. Bu açıdan bakacak olursak, sınıfsal ayrımların varlığı kapitalizm için gerekli olmakla birlikte sınıfsal ayrımlardan kaynaklı olumsuzlukların gerçek sebeplerinin hissedilmesi büyük bir sorundur.

Çünkü sınıf “kapitalizm piramidinde” üstten aşağı doğru ilerledikçe genişler. Yani piramidin üstünde olanların (sınıfın) sayısı az iken aşağıda olanların sayısı onun milyonlarca kat fazlasıdır. Fakat işin ilginç yanı piramidin üstündekiler altındakileri mükemmele yakın biçimde kontrol edebilmektedir. Bunu okullar, dini binalar, medya, tarih bilimi, kitaplar, akademisyenler, aydınlar, polisler, askeriye, din, ahlak, hapishane, yargı, para-militer güçler aracılığı ile yapar. Eğer bir gün fakirler sınıfsal bir birliğe ulaşır ve zengin ve iktidar olan (kendilerini kontrol eden) üst sınıfı alaşağı etmek ya da onlarla eşit olmak isterlerse  bu zenginler için büyük felaket olacaktır. Hem ellerindeki gücü ve parayı hem de belki canlarını kaybedeceklerdir.

Bu yüzden sürekli olarak toplumu kontrol etmek ve sınıfsal olmayan, sanal ayrımlarla onları bölüp birbirine düşman etmektedir. Bu şekilde birbirilerine düşmanlık yapmaktan, sınıfsal ayrımdan doğan olumsuzlukları hissetmeye fırsat kalmayacaktır. Alevi – Suni, Kürt – Türk, Müslüman – Gayr-i Müslim, Müslüman – Laik çatışmaları sürekli olarak gündemde tutulur ki aynı sınıfta olan insanlar birbirine düşman olsun ve asla sınıfsal bir birlik sağlanmasın. Sınıfsal birliğin sağlanmasında ne olacağını bildikleri için sınıfları kendi içinde sürekli çatıştırmak zorundadırlar. Bu şekilde dönecektir devran.

arinma-gecesi-film-onerisi-1Geçtiğimiz günlerde izlediğim film de bu konuyu inceliyordu. Filmin mantığını biliyorsunuz; yılda bir gün “arınma gecesi” ilan ediliyor ve bu gecede tüm suçlar serbest oluyor. Bu aslında Hristiyanlığın kara çağını yaşayan Avrupa’da geçmişte kutlanan deliler bayramını anımsattı bana. Kiliselerin diktatörlüğünden bıkan insanların birikmiş nefretini boşaltmak için yapılan tek günlük bir çılgınlıktı. O gün tanrıya ve kiliseye küfür etmek ve istediğin gibi giyinmek serbestti. İşte bu filmde bunun cinnet halini görmek mümkün.

Filmin önceki bölümlerinde, zenginler ve güçlüler arınma gecesinde her zaman avantajlı durumdadır ve bürokratları, devlet yetkililerini öldürmek ve onlara zarar vermek yasaktır. Bu Arınma Gecesi’nde ise durumlar çok karışık. Daha önce bir arınma gecesinde ailesinin gözleri önünde öldürülmesine şahit olan bir kadın arınma gecesinin yalnızca alt sınıfa zarar verdiği sloganı ile siyasete atılıp büyük bir başarı kazanıyor. Öyle ki başkanlık seçimlerini kazanacak potansiyele ulaşıyor ve en büyük vaadi de arınma gecesine son vermek. Mevcut iktidar arınma gecesinden çok karlı çıktığı için bunu istemiyor ve arınma gecesinde siyasetçilere yönelik ayrıcalığı kaldırıp yeni başkan adayını yok etmek istiyor. Bu arada arınma gecesine karşı mücadele eden bir örgüt te işlerin içine giriyor. Filme bu açıdan bakacak olursak bilim-kurgu gene yapıyor yapacağını ve en faşist rejimlerde bile buna direnen bir yer altı ağının olduğunu göstererek umut vermeye çalışıyor. Tabii bunlar filmlerde oluyor, gerçek dünyada böyle bir umut yok. İzleyin.

Mirabel Kardeşler ve 25 Kasım’ın kanlı tarihi: Sokakları boş bırakmıyoruz

1

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün, Dominik Cumhuriyeti’nden bize ulaşan kanlı bir tarihi var. Bu tarih, bir diktatöre karşı yapılan onurlu bir mücadeleyi bizlere anlatıyor. Her 25 Kasım’da, sokağa inip “Kadına Karşı Yapılan Her Türlü Şiddete Hayır” demeden önce, şiddet ve kanla beslenen bir diktatörü deviren, demokrasi ve özgürlük savunucusu üç kızkardeşin mücadelesini okumamız bugünkü mücadelemiz açısından da önemli olacaktır.

Rafael Trujillo adlı diktatör, 1930’da askeri darbe yaparak Dominik Cumhuriyeti iktidarını ele geçirdi. Bu diktatör, ülkeyi tam 31 yıl boyunca baskı ve zulümle yönetti. Diktatör Trujillo, ABD’nin, kendisine yakın kişilerin ve burjuva kesiminin desteğiyle iktidarda kalmayı uzun yıllar boyunca başardı. Ancak ülkede onun bu dikta rejiminden hoşlanmayanlar da vardı. Baskının olduğu yerde direnişin de her zaman olduğu bir gerçekti. Ülkede zaman zaman özgürlük ve hak talep eden hareketler, ayaklanmalar kendini var ediyordu. Ona ve rejimine karşı koyan hareketlerden biri de Clandestina adlı hareketti. Hareket, Patria, Minerva ve Maria adlı 3 kızkardeşten oluşuyordu. Bu kardeşler Mirabel Kardeşler olarak biliniyorlardı. Kocaları da onlara destek oluyor, rejime ve Trujillo’ya karşı birlikte direniyorlardı. Trujillo’nun kendisine ve yönetimine karşı gelenlerden kurtulma yolu ise oldukça acımasızdı. Onları ya hapse attırıyor ya da öldürtüyordu.

mirabelMirabel Kardeşler’in demokrasi ve insan hakları talepleri, onların Trujillo tarafından pek çok kez hapse gönderilmelerine neden oldu. Diktatör Trujillo onları hapse göndermekle kalmadı. Tüm mülklerine de el koydu ve yaptığı bir halk konuşmasında şöyle dedi; “Ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve Mirabel kardeşlerdir.” Böylece diktatör, Mirabel Kardeşleri vatan haini ilan ediyor ve kendisini dinlemeye gelen yandaşlarına yapmaları gerekeni açık ve net bir biçimde söylüyordu. Mesajı alan diktatör yandaşları, Trujillo’nun bu konuşmasından sadece 23 gün sonra, 25 Kasım 1960’da kocalarını hapishanede ziyaret etmekten dönen Mirabel kardeşlerin arabasını yolda durdurdular. Arabadan indirdikleri Mirabel kardeşlere önce tecavüz ettiler sonra da sopalarla döverek öldürdüler. Trujillo’nun yandaşları, Mirabel Kardeşler’in cesetlerini bir uçurumdan aşağıya attı. Devlet ve medya ise bu olayın bir trafik kazası olduğunu söyledi.

Mirabel Kardeşler’in ölümüyle bir zafer kazanacağını sanan Trujillo’nun başı ise daha çok derde girdi. Ülkede ayaklanmalar daha çok arttı. ABD verdiği desteği geri çekti.

Mirabel Kardeşler’in ölümünden 6 ay sonra 30 Mayıs 1961’de ise Trujillo bir suikast sonucu öldürüldü. Trujillo’nun öldürülmesinden yaklaşık iki sene sonra, Şubat 1963’de de Dominik Cumhuriyeti demokratik bir şekilde oy kullanarak hükûmetini seçti. Böylece Dominik Cumhuriyeti acımasız diktatöründen kurtulmuştu ancak bunun bedelini ödenebilecek en ağır şekilde, yaşamlarını feda ederek Mirabel Kardeşler ödemişti.

kadına şiddetMirabel Kardeşler’in bir vakfı ve müzesi kuruldu. Ayrıca Dominikli şair Pedro Mir, Kelebeklerin Amini şiirinde, Mirabel Kardeşlerin katledilmesini kınayıp anlattı. Julia Alvarez de, Kelebekler Zamanı kitabında Mirabel Kardeşlerin hayatını ve mücadelesini anlattı. Kelebekler Zamanı kitabı aynı isimle sinemaya da uyarlandı. Böylece tüm bu eserlerle birlikte Mirabel Kardeşler ölümsüzleşmiş oldu.

Mirabel Kardeşler’in öldürülmesinden yıllar sonra, 1981 yılında, Dominik Cumhuriyeti’nde Latin Amerika Kadın Kurultayı toplandı ve 25 Kasım’ı Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü olarak ilan etti. Birleşmiş Milletler (BM) ise daha geç bir tarihte, 1999 yılında 25 Kasım’ı Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ilan etti. Böylece 25 Kasım, Mirabel Kardeşler’in ölümlerini ve onurlu mücadelelerini anma ve kadına yönelik yapılan her türlü şiddetle mücadele etme günü oldu.

25 Kasım’ın Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ilan edilmesinden sonra kadına yönelik şiddet elbette ki durmadı. Ancak bu günün kadınların kendi tarihlerine sahip çıkmaları, Mirabel Kardeşler’in gücünü kendilerinde hissetmeleri ve birlikte örgütlenip kadına yönelik her türlü şiddetin büyük bir insan hakkı ihlali ile ayıbı olduğunu haykırmaları açısından son derece önemli bir gün oldu. Dünya’da ve Türkiye’de her 25 Kasım’da kadın örgütleri çeşitli komiteler kurup, eylem planları hazırlıyorlar ve özellikle kadınlara yasaklanmaya çalışılan sokaklarda kendilerine yöneltilen erkek şiddetini protesto ediyorlar.

Mirabel Kardeşler gibi bizim için bedel ödemiş cesur ve onurlu kadınları anmak ve kazandığımız hakları kaybetmemek adına ne kadar kararlı olduğumuzu göstermek için 25 Kasım’da sokakları boş bırakmıyoruz.

Başlık görseli

Türbülans uyarısı yapacak uydu fırlatıldı

1

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), pilotlara türbülans hakkında önceden haber verecek yeni bir uydunun fırlatıldığını duyurdu. Yapılan açıklamaya göre, daha hızlı türbülans alarmı vermesi beklenen uydu, bulut dalgalarının daha net görüntülerini yayınlayacak.

Açıklamada, GOES-R (Sabit Harekât Çevre Uydusu) adlı uydunun, kasırga, hortum, sel, volkanik kül bulutu, yangın, gök gürültülü sağanak ve güneş patlamasını daha hızlı tespit ettiği, dünyanın en gelişmiş hava durumu uydusu olarak oluşturulduğu belirtildi.

NOAA, uydunun yapımında ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) ile ortak çalışma yürüttü.

Uydu yaklaşık iki hafta içerisinde 22 bin 300 millik (35.900 km) bir yörüngeye ulaşacak ve bir yıl içinde faaliyete geçecek.

NOAA’ya göre, 1 milyar dolar değerinde olan uydu gökyüzünü önceki sürümlerden beş kat daha hızlı ve dört kat daha fazla görüntü çözünürlüğü ile tarayacak.

27 yıldır pilot olan Landells, yıldırım fırtınalarının neden olduğu türbülansın daha öngörülebilir olduğunu ancak diğer türlerin daha zor olduğunu söyledi.

Bulut dalgaları

Havayolu şirketleri için geliştirilmiş veri ve görüntüleme sistemi pilotların tehlikeli koşullardan kaçınmak için yollarını planlamasına yardımcı olacak. Ayrıca bulut aydınlatma, rüzgâr hızları ve sis modellerini daha doğru ölçmek için tasarlandığı belirtildi.

Uydunun, her 15 dakikada bir kuzey yarımkürenin, her 5 dakikada bir de Amerika kıtasının tam görselini sağlaması hedefleniyor. Ayrıca özel fırtına bölgeleri her 30 saniyede bir güncellenecek.

Havayolları yetkilileri ve pilotlar, 2017’nin ikinci yarısında faaliyete geçecek olan uydudan faydalanabilecek.

Kaynak: BBC, BirGün 

Baskı, zulüm ve diktatörlüğün olmadığı bir dünya istiyoruz

1
“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz”
Maria Teresa Mirabel, 1936
 “Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü”
Minerva Argentina Mirabel, 1926
 “Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da”
Patria Mercedes Mirabel, 1924

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü. Yani toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ırkçılığa, ataerkil toplumsal şiddete ve kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı mücadele etme, birlik olma günü.

25 Kasım seçilmesinin nedeni ise, diktatörlük rejimine karşı mücadele veren ve direnişin sembolü haline gelen Mirabel isimli üç kız kardeşin, 25 Kasım’da diktatörler tarafından, cinsel istismara uğrayarak öldürülmesidir. Düşüncelerini özgürce ifade etmeleri en temel hakları olmasına karşın Mirabel Kardeşlerin, 56 yıl önce bugün maruz bırakıldıkları şiddet ne yazık ki ne ilkti ne de son oldu.

mirabel
Mirabel Kardeşler

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yayınlamış olduğu kadın cinayetleri raporlarına göre; 2015 yılında 303 , 2014’te 294 ve 2013’te 237 kadın kardeşimiz, kadın olduğu için öldürülmüştür.

Dünya geneline baktığımızda ise, ortaya konulan raporlar her 4 kadından birinin aile içi şiddete, her üç kadından birinin de cinsel tacize uğradığını söylüyor. ABD’de her 5 kadından biri, tecavüz girişimine maruz kalıyor. Afrika’da ise her yıl on binlerce kadın, vahşice sünnet olmaya zorlanıyor.

Yani kadınlar olarak, sadece ülkemizde değil, Dünya’nın her yerinde şiddete, tacize ve tecavüze uğruyoruz. Bu nedenle, kadına yönelik şiddet, “küresel bir sorun” bağlamında değerlendirilmektedir.

Bu noktada ise şiddet olaylarının önüne geçebilmek adına, kadına yönelik şiddetin artma nedenleri üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Bu konudaki en büyük sorumlular; eril dil kullanan medya ile sürekli kadın karşıtı söylemlerde bulunan iktidardır.

25-kasim-3

Medya cinsiyetçilikle mücadele alanına dönüşmeli

İlk olarak; Türkiye medyasını ele alacak olursak, çoğu zaman haberlerde cinsiyetçi ve ayrımcı bir dilin kullanıldığını ve erkek egemen söylemler ile medyanın şiddeti olağanlaştırdığını görüyoruz. Şiddete maruz kalan kadınları birer kurban” gibi gösteren habercilik anlayışı, tüm kadınlara “bir gün sıra sana da gelecek” mesajı verirken, kadına yönelik şiddet; sosyoekonomik analizden ziyade, cinsiyet boyutu ile sınırlı kalıyor. Bu da, cinsiyete dayalı şiddet konusunda, toplumsal düzen ile bağ kurulamamasına yol açıyor.

Bu nedenle medya çalışanları, kadın haberlerini yaparken, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmesi gerektiğini, cinsiyetçi söylemlerin “Gazetecilik Meslek İlkeleri”ni ihlal ettiğini unutmamalıdır. Medya sahip olduğu gücü, cinsiyetçiliği yeniden üreten bir araç olarak kullanmak yerine, cinsiyetçilikle mücadele alanı ve aracına dönüştürürse, kadına yönelik şiddetin artmasında değil, azalmasında rol oynayabilecektir.

25-kasim-2

AKP’nin 14 yıllık iktidarı boyunca kadınlar, hiçbir dönem yaşamadıkları kadar baskı ve şiddet altına alındı

Şiddetin her geçen gün artmasında en büyük sorumlu olan devlete gelecek olursak, şunun altını çizmek gerekir: AKP’nin 14 yıllık iktidarı boyunca kadınlar, hiçbir dönem yaşamadıkları kadar baskı ve şiddet altına alınmıştır. 2009 yılında mecliste verilen bir soru önergesine, Adalet Bakanı’nın verdiği yanıtla, 2002’den 2009’a kadar geçen sürede kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 arttığı gerçeği ortaya konmuştur. Bu da ilk cümlenin aslında kanıtı niteliğindedir.

AKP iktidarı, her seferinde “şiddete sıfır tolerans” dese de “sıfır tolerans” gösterdiği tek şeyin, hak arayan kadınlar olduğu çok net bir şekilde ortadadır. Bu “sıfır tolerans”ın sebebini ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 2010 yılında STK’ların kadın temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda söylediği “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” sözlerinde görmek mümkündür. Devlet bu şiddete ortak olmak yerine, bir an önce bu sorunun ortadan kaldırılması için, tüm sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliği yaparak, gerekli  sosyal politikaları yaşama geçirmelidir.

Çünkü iktidar bilmelidir ki; kadınlar olarak, eşitsizliğin hem nedeni hem de sonucu olan şiddete karşı mücadele etmekten, eşitlik ve özgürlük talebimizden vazgeçmeyeceğiz.

Biz kadınlar, baskı ve zulmün olmadığı bir dünya istiyoruz. Biz kadınlar, artık her güne şiddet haberi ile uyanmak istemiyoruz. Asıl önemlisi iktidara inat biz kadınlar, “Susmuyoruz! Korkmuyoruz! İtaat Etmiyoruz!”

Ocak’ta Ankara sıcacık olacak: Pembe Hayat KuirFest bu yıl ücretsiz!

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin düzenlediği Pembe Hayat KuirFest, seyircileriyle buluşmak için geri sayıma başladı.

Altıncı kez gerçekleşecek olan KuirFest, 12-19 Ocak tarihleri arasında Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Alman Kültür Merkezi’nde, 27-29 Ocak tarihleri arasında ise İstanbul’da Pera Müzesi’nde takipçileriyle bir araya gelecek.

zekimurenBu yıl festivalin takipçilerine sürprizi ise tüm gösterimlerin ücretsiz gerçekleşecek olması. KuirFest, kuir kültürü yaygınlaştırmak ve toplumsal dayanışmayı genişletmek adına festival film ve etkinliklerini seyircisiyle ücretsiz olarak buluşturacak!

Pembe Hayat KuirFest, altıncı yılında da başta sinema olmak üzere, edebiyat, müzik performans ve video gibi pek çok türü bir araya getiriyor. Festival programında dünyanın dört bir yanından kuir yapımlar yer alıyor. Festival’in değişmeyen bölümlerinden Gökkuşağının Altında dünyanın farklı ülkelerinden kurmaca uzun metrajlara yer verirken, Kuir Belgeseller bölümünde ise yine geçtiğimiz yıl öne çıkan belgeseller bulunuyor.

Festival programına geçen yıl dâhil olan Kuir Kısalar Yarışması 6. KuirFest’te de büyüyerek devam ediyor. Programda ayrıca kuir sinema tarihinden kült yapımlar, Türkiye’den güncel örnekler ve tematik kısa seçkileri yer almaya devam edecek.

KuirFest, etkinlikleriyle Ocak ayını ısındırmayı hedefliyor ve takipçilerine dopdolu bir festival deneyimi vadediyor. Festival programı ve ayrıntılar çok yakında! 

Terminatör’den yeni video klip: Et yemeyi bırakın

1

Terminatör olarak da tanıdığımız Arnold Schwarzenegger’ın daha önce yönetmen James Cameron’la birlikte tüm dünyaya mesaj vermek için çektikleri video klip yayınlandı.

Klibin ön-açıklaması olarak “İnsanlar bana sürekli olarak çevre kirliliği ve dünyanın yok oluşu ile ilgili ne yapabilirim diye soruyor; en kolay çözüm: Et yemeyi bırak. Yakın zamanda et yemeyi bıraktım. Sizin de yapabileceğinizi biliyorum” diyen Terminatör şöyle devam ediyor:

Yıkıcı iklim değişikliği etkilerinden kurtulmak için:

Ulaşım şeklimizi değiştirmeliyiz. (petrolün zararları)

Enerji üretme şeklimizi geliştirmeli ve zararsız bir enerji üretim sistemine geçmeliyiz.

Ve yediklerimiz hakkında düşünmeliyiz, et üretimi en az %15’lik bir sera gazı salınımına neden oluyor, ayrıca kalp sağlığı için çok zararlı ve obezitenin ve diğer kalp rahatsızlıklarının en büyük nedenleri arasında.

Dünyanın, çocuklarımızın geleceği ve kendi sağlığınız için et yemek hakkında tekrar düşünün.

Et yok, hayat var. Yapabilirsiniz.

Gezici Festival’in 22’nci yolculuğu yarın başlıyor

1

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Gezici Festival, 22’inci yolculuğuna yarın başlıyor.

Her yıl olduğu gibi, başkent Ankara’dan yola çıkan Gezici Festival, 25 Kasım – 1 Aralık’ta Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Alman Kültür Merkezi’ndeki gösterimlerinin ardından, 2-4 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, 5 – 7 Aralık’ta Kastamonu’da tamamlayacak.

Yarın Ankara’da başlayacak festivalin 25 Kasım Cuma ilk gün programında Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Zeki Demirkubuz’un son filmi Kor, Reha Erdem Seçkisi’nden Ox-Bow Olayı, Dünya Sineması’ndan Hayvanat, yönetmen Rıza Sönmez’in de katılımıyla “Orhan Pamuk’a Söylemeyin, Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var” ve yine Dünya Sineması’ndan Maren Ade’nin filmi Toni Erdmann. Alman Kültür Merkezi’ndeki gösterimler ise 26 Kasım Cumartesi günü başlıyor.15.30’da Çocuk Filmleri ile başlayan film gösterimleri 18.00’da konuk sanatçımız Zeyno Pekünlü’nün de katılımıyla gerçekleşecek “Yeşilçam’dan YouTube’a Erkeklik Halleri” gösterimleri olacak.

Barışa giden yollar: Padraig O’Malley Ankara’ya geliyor

James Demo’nun Arabulucu (The Peacemaker) belgeselinin gösterileceği bölüm kapsamında, filmin kahramanı Padraig O’Malley Ankara’da olacak. Kuzey İrlanda, Kosova, Nijerya gibi ülkelerde barış müzakerelerinde bulunan O’Malley, ABD Büyükelçiliği ve Sivil Düşün’ün katkılarıyla gerçekleştirilecek film gösteriminin ardından Türkiye ve Ortadoğu’yla ilgili görüşlerini izleyicilerle paylaşacak.

padraig-omalley

Reha Erdem’le sinemanın altın çağı

Gezici Festival, bu yıl, Reha Erdem’in seçtikleriyle sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Erdem’in seçkisinde, geçmişten günümüze ayna tutan beş klasik yer alıyor: Tehlikeli Fısıltı (Children’s Hour; William Wyler, 1961), Sessizlik (The Silence; Ingmar Bergman, 1963), Ox-Bow Olayı (The Ox-Bow Incident; William Wellman, 1943), Yankesici (Pickpocket; Robert Bresson, 1959), Stromboli (Roberto Rosselini, 1950).

sessizlik-reha-erdemReha Erdem, bu filmler aracılığıyla sinemanın aslında eskimediğini ve bize yeni ufuklar açmaya devam ettiğini hatırlatıyor. Kendi ifadesiyle, “Filmlerin zihin açıcı ustalıklarını, verecekleri benzersiz hazları, duyuracakları heyecanları hatırlatma arzusuyla oluşmuş bir öneri bu seçki.” Reha Erdem, sinemanın altın çağı ve sinemada yenilenmenin tek umudu olarak gördüğü bu filmleri seçme nedenlerini festival sırasında izleyicilerle paylaşacak.

Osmanlı, Gezici Festival’de “peçesini açıyor”

Gezici Festival, 22’nci yılında sinemaseverleri asırlık bir yolculuğa çıkararak, uluslararası arşivlerden henüz gün yüzüne çıkmamış bir Osmanlı İmparatorluğu ile de tanıştıracak. Osmanlı topraklarını ziyaret eden yabancılar tarafından 1918-1926 yılları arasında çekilmiş bu filmler, Çanakkale Savaşı’ndan İstanbul sokaklarında gördükleri kamerayı, peçelerini açarak selamlayan Osmanlı kadınlarına varıncaya kadar, görünmeyen Osmanlı’yı beyazperdeye yansıtacak.

gezici-osmanli-3Hollanda Büyükelçiliği’nin katkıları ve EYE Film Enstitüsü işbirliğiyle izleyici karşısına çıkacak ve festivalin 20. yılında gerçekleştirilen “Osmanlı’dan Manzaralar”ın devamı niteliğindeki bu bölüm, Osmanlı İmparatorluğu’na farklı bir ayna tutacak. Gösterim sırasında, Nezih Erdoğan sunumu, Çiğdem Borucu da piyanosuyla bu sessiz görüntülere eşlik edecek.

Gezici Festival, ilk gösterimler

Dünya sinemasının ses getiren en yeni filmlerini Türkiye’deki sinemaseverler ile buluşturmayı gelenek haline getiren Gezici Festival, 22’nci yolculuğunda da uluslararası yankı bulan filmlerin, festivalin kentlerindeki “ilk” gösterimleri ile izleyicisinin karşısına çıkacak.

Bu bölümde gösterilecek filmler: Ivan I. Tverdovsky’nin Karlovy Vary başta olmak üzere pek çok uluslararası festivalden ödüllerle dönen filmi Hayvanat (Zoologiya), Thomas Bidegain’in, evden kaçan kızını arayan bir ailenin yaşadıklarını anlattığı filmi Kovboylar (Les Cowboys), usta yönetmen Jim Jarmusch’un Cannes Film Festivali’nde gösterilen son yapıtı Paterson, yılın sinema olayı olarak değerlendirilen Maren Ade’nin Cannes’da ilk gösterimini yapan filmi Toni Erdmann, İsveçli yönetmen Mans Mansson’un Berlin ve Göteborg film festivallerinde ilgiyle karşılanan ve ödülle dönen filmi Yarden, Brezilyalı yönetmen Kleber Mendonça Filho’nun Cannes Film Festivali’nde yarışan filmi Aquarius, Mısır’ın Oscar adayı Mohamed Diab’ın son filmi Çatışma (Clash), festivalin animasyon ve zombi öyküleri sevenlere bu yılki hediyesi Koreli yönetmen Sang-ho Yeon’un filmi Seul İstasyonu (Seoul Station).

Kiarostami, “Yarım Kalan Sözler” ile anılacak

Gezici Festival, 4 Temmuz 2016’da hayata gözlerini yuman, dünyaca ünlü İranlı yönetmen, senarist ve yapımcı Abbas Kiarostami’yi anmak için “Yarım Kalan Sözler” isimli özel bir bölüm hazırladı. Film, Kiarostami’nin çalışma ortağı ve yakın arkadaşı, görüntü yönetmeni Seyfullah Samadian imzalı Abbas Kiarostami ile 76 dakika ve 15 saniye (76 Minutes and 15 seconds with Abbas Kiarostami).

abbas-kiarostami“Türkiye 2016”da, yönetmenlerle tanışma fırsatı

Gezici Festival, “Türkiye 2016” bölümü ile Türkiye sinemasının en yeni örneklerini, filmlerin yönetmenleriyle birlikte izleme olanağı sunuyor. Sinemaseverler, bu bölümde, sadece en yeni, bol ödüllü Türkiye filmleriyle değil, yönetmenleri ile de buluşacak. Filmleri, seyirciyle izleyecek olan Türkiye’nin usta yönetmenleri Reha Erdem, Kıvanç Sezer, Zeki Demirkubuz, Mehmet Can Mertoğlu, Soner Can, Barış Kaya ve Rıza Sönmez, gösterimlerden sonra izleyicilerle filmleri hakkında söyleşi yapacak.

orhan-pamuka-soylemeyin-1“Türkiye 2016” bölümünde, beyazperdeye yansıyacak filmler; Mehmet Can Mertoğlu’nun Cannes Film Festivali’nden ödülle dönen filmi Albüm, katıldığı festivallerde çok sayıda ödül alan Kıvanç Sezer’in Babamın Kanatları, Venedik Film Festivali’nden ödüllerle dönen Reha Erdem’in son filmi Koca Dünya, yeni kurgusuyla Zeki Demirkubuz’un son filmi Kor, Rıza Sönmez’in seyircileri kısa bir Kars gezintisine davet ettiği filmi Orhan Pamuk’a Söylemeyin, Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var, ilk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan ve katıldığı festivallerden 18 ödülle dönen Soner Caner ve Barış Kaya’nın yönetmenliğini yaptığı Rauf.

Yeşilçam’dan YouTube’a “Erkeklik Halleri”

Son yıllarda, sinemasever izleyicisini güncel sanat ile buluşturma hedefiyle, Köken Ergun, Canan, Işıl Eğrikavuk gösterim ve sergileri gerçekleştiren Gezici Festival’in bu yılki sanatçı konuğu Zeyno Pekünlü. Pekünlü’nün videoları Yeşilçam melodramlarından, YouTube’dan toplanan “How to..?” klipleriyle oluşturulmuş kolajlarına uzanıyor. Bölüm kapsamında Zapata İstanbul’da, Hep O Şarkı, Erkek Erkeğe, Sus Kimseler Duymasın!, Kendine Ait Bir Banyo ve Bir Kadına Ürkütmeden Nasıl Dokunursunuz? adlı filmler gösterilecek.

Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi SALT işbirliğiyle düzenlenecek Zeyno Pekünlü sergisi, 18 Kasım’da kapılarını açarak festivalin habercisi oldu. Sanatçının festivalde yer almayan işleri SALT Ulus’ta 7 Ocak’a kadar sergileniyor.

zeyno-pekunluZeyno Pekünlü ile dijital hikâye anlatımı atölyesi

Bugün internet, bireysel, kolektif ya da interaktif olarak üretilen ve tüketilen, dijital teknolojilerden faydalanan bireysel, toplumsal, tarihsel anlatılarla dolu. Bu atölye çalışması, hikâye anlatıcılığının tarihini ve bugününü tartışmayı, dijital hikâye anlatımının siyaset, reklamcılık, aktivizm, oyun, eğitim, sanat alanlarındaki olanaklarına bir giriş yapmayı, film, canlandırma, imaj, yazı, hypertext, ses, blogging, radyo, sosyal medya gibi medyumlardaki farklı örnekleri incelemeyi ve bireysel ya da grup projeleri fikirlerini tartışmayı amaçlıyor.

Sükût Altındır: Buster Keaton

Gezici Festival, “Sessiz Filmleri” de unutmadı. Sessiz sinemanın en üç büyük isminden biri olan Buster Keaton’ın ölümünün 50. yılında, ABD Büyükelçiliği’nin katkılarıyla, en önemli dört kısa filmi, Bir Hafta (One Week ) (1920, 25’), Günah Keçisi (The Goat) (1921, 23’), Tiyatro Salonu (The Playhouse) (1921, 22’) ve Aynasızlar (Cops) (1922, 33’) Hakan Ali Toker’in piyanosu eşliğinde gösteriliyor.

gunah-kecisi-buster-keaton-geziciKısa İyidir ve Çocuk Filmleri

Gezici Festival’in kısa film meraklıları için klasikleşmiş bölümü Kısa İyidir, bu yıl da Alman Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak izleyiciyle buluşacak. Çocukları bu yıl da unutmayan Festival’in seçkisi bu kez Çekya’dan. Ücretsiz olarak küçük izleyicilerin beğenisine sunulacak filmlere büyükler de davetli. Çocuklara bir armağan da Avusturya Büyükelçiliği’nin katkılarıyla gerçekleştirilecek Canlandırma Atölyesi. Roland Schütz’ün ücretsiz olarak düzenleyeceği atölye Altındağ Belediyesi, Piri Reis Gençlik Merkezi’nde düzenlenecek.

gezici-bir-kafa-kaybolur