Ana Sayfa Blog Sayfa 403

Medyada cinsiyetçilik: Eğer bu fotoğraflar sizi rahatsız ediyorsa, birçok kadının nasıl hissettiğini anlamışsınızdır

Kendini dünyayı olabildiğince dolaşıp fotoğraflamak isteyen bir gezgin olarak tanımlayan bir kadın, Callie Compton.

Bu projeye yazılı reklamlardaki cinsiyet rollerinin gülünçlüğünü göstermek için başladığını söylüyor ve ekliyor: “Daha büyük bir sorunla karşılaşacağımın farkında değildim. Medya ve reklamcılık sektöründe yapılan cinsiyetçilik sorunu oldukça geniş alanlara yayılmış ve tehlikeli. Kadın vücudunu kadının benliğinden ayırmak ve bu parçaları ayrı ayrı cinselleştirmek günümüz toplumunda oldukça yaygın bir davranış.”

Compton, reklamcılığın kendi içinde ve tek başına bir sanat olduğu fikrine saygı duyduğunu da belirtiyor.

Fakat insan vücudunu sanat için kullanmak başka şey, ürün satmak uğruna çıplaklığı kullanarak tüm cinsiyeti istismar edip küçültmek başka şey. Beni yanlış anlamayın: çıplaklıkta hiçbir sorun yok. İnsan bedeni mükemmeldir, ancak bu cinselleştirilmemelidir, aksine övülmelidir. Eğer fotoğraflardaki adamların herhangi biri sizi rahatsız ediyorsa, benim ve birçok başka kadının panolara, dergi ve televizyon reklamlarına ve günümüz medyasının her çeşidine karşı nasıl hissettiğini anlamışsınız demektir.

PETA reklamı

medyada cinsiyetcilik 1

BMW reklamı

medyada cinsiyetcilik 2 bmwCalvin Klein reklamı

medyada cinsiyetcilik 3 calvin clainTom Ford reklamı

medyada cinsiyetcilik 4 tomfordD&G reklamımedyada cinsiyetcilik 5 dgDergi çekimi

medyada cinsiyetcilik 6 dergi cekimi

Keira Knightley ve Natalie Portman’ın rol aldığı Vogue çekimi

 

mdyada cinsiyetcilik 7 vogueYSL reklamı

medyada cinsiyetcilik 8 ysl
Ve Kim Kardashian’ın kapak fotoğrafı olduğu basılı dergi baz alınarak çekilen bu fotoğraf

medyada cinsiyetcilik 9

Görsellerin telif hakkı Callie Compton 2014-2015 ve tüm hakları saklıdır. Bu proje, Memphis Üniversitesi Gazetecilik Departmanı’nı temsilen Yaratıcı Başarı Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

Daha fazla bilgi için: calliecompton.weebly.com

Kaynak: Bored Panda, Callie Campton

Kanada’ya göç eden bir çiftin veda yazısı

Son dönemde Türkiye’den yurtdışına olan “beyin göçü”ne bir yenisi eklendi. Fotoğraf sanatçısı Nora Jartan yaşanan son olayların ardından Türkiye’ye olan umudunu kaybettiğini belirtip Kanada’ya göç etti. Göç etme sebeplerini Facebook hesabından paylaşan Jartan ülkenin içinde bulunduğu şiddet sarmalını, barışa dair umudununu kaybedişini ve ülkenin geleceği hakkındaki karamsarlığını Facebook hesabından paylaştığı gönderi ile takipçilerine anlattı.

Günlük hayatımızın sıradan bir öğesi haline getirilen ötekileştirme, ayrımcılık, şiddet ve terör ortamında ne kendisine, ne ailesine iyi bir gelecek kuracağına inanmadığını belirten sanatçı, “Yeni Türkiye”nin sanatçılara ve sanata değer vermediğini, Türkçe dışında başka hiçbir dilde “entel” sözcüğünün hakaret anlamı taşımadığını belirtmişti.

Ülkede son dönemde yaşanan ve ardı ardına gelen üzücü olaylara daha fazla dayanamadığını, kendisi ve henüz 1 yaşına yeni basmış çocuğu için Türkiye’de bir gelecek göremediğini ifade eden sanatçı, paylaşımında Kanada’da ailesiyle yeni bir yaşam kuracağından da bahsetmişti.

Kanada’daki yerleştikten sonraki yeni yaşamını blogunda anlatmaya devam eden sanatçı, ülkenin içinde bulunduğu şiddet sarmalından kaçmak isteyen milyonlara umut olacak nitelikte. Son paylaşımında Kanada’ya ailesiyle ilk ayak bastıkları anın fotoğrafını paylaşan sanatçı, duygularını şu sözlerle paylaştı:

Kanada topraklarına ayak basalı tam 14 gün olmuş.
 
Normal şartlarda henüz yola çıkmamış olacaktık.
 
Fakat normal namına bir şey kalmadığı için memlekette, apar topar kalktık geldik.
 
Öyle ki, getireceklerimizi hızlıca ayırıp, geri kalan her şeyi öylece bırakarak.
 
Yangından kaçar gibi.
 
Kimseye veda edemeden…
Oğlumun doğum günüydü 20 Temmuz.
 
Oğlumun, ilk doğum günüydü.
 

Çok büyük planlarım yoktu belki, taşınma telaşındaydık, ama en azından bir pasta kesip, iki fotoğraf çekecektim.

moving_to_canada
Nora Jartan Kanada’daki yeni hayatından enstantaneleri blogunda takipçileriyle paylaşıyor.
Meraklı elleriyle saldıracaktı oğlum pastasına. Bir yandan fotoğraflarını çekip, diğer yandan onun o komik hallerini izleyecektim. Gözlerim dolarak…
 
OHAL ilanını izledik televizyondan onun yerine. Tırnaklarımızı kemirerek.
 
Her şeyimiz bu denli hazırken, maddi-manevi yurtdışına taşınmaya bu kadar odaklanmışken, her gün başka bir aksiyona uyanıyorduk vesselam.
 
Yüzüp de kuyruğuna geldiğimiz bu noktada risk alamadık.
 
Eşyası da, evi de sizin olsundu…
 
Biz oğlumuza en güzel hediyeyi giderek verdik.
 
Pastasını da seneye keseriz.
 
peace
 

nora

Şu an Kanada’da mutlu bir hayat yaşadığını ve Kanada’yı yeni yuvası olarak kabul etmeye çalıştığını belirten sanatçı ara ara takipçileriyle Kanada’daki gündelik yaşamından enstantaneler paylaşmaya devam edeceğini belirtti.

Son dönemde Nora gibi binlerce kişi yurtdışına geçici ya da temelli olmak üzere göç etti. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’den yurtdışına “beyin göçü” son yıllarda hızlanarak arttı. Beyin göçünün hızlanmasının sebepleri arasında insan hakları ve basın özgürlüğündeki gerileme, ekonomik sorunlar ve ülkenin geleceğine dair belirsizlikler ön plana çıkıyor. Özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası bu sayının daha da arttığı belirtiliyor.

Kaynak: Nora Was Here, EkşisözlükThe New Young TurkAmerikan’ın Sesi 

Bir Eko-Anarşi okuması: Özgürlüğün Ekolojisi

“On binlerce yıllık muğlak bir toplumsal evrim sonrası, yeniden doğal evrime girmemiz gerekir. Sadece nükleer intihar ve ekolojik felaketler olasılığı karşısında hayatta kalmak için değil, yaşam dünyasında kendi verimliliğimizi geri kazanmak için de… Yeniden ilk atalarımızınki gibi ilkel yaşam biçimlerine dönmemiz gerektiğini ya da etkinliği ve techné’yi pastoral uysallık ve kırsal pasiflik imgesine teslim etmemiz gerektiğini söylemiyorum.

Doğal dünyanın öznelliğinin yanı sıra onun yaratıcılığını, aktifliğini, çabasını ve gelişmesini de inkâr ettiğimizde onu kötülüyoruz demektir. Doğa asla uyuşturulamaz. Doğal evrime yeniden girmemiz, insanlığın doğallaştırılması olduğu kadar doğanın insanlaşmasıdır aynı zamanda.

Özgürlüğün ekolojisi, en nihayetinde, toplumsal özgürlükle doğal özgürlüğün bu ekolojik etkileşimi içinde şekillenecektir. Bu kitabın “Özgürlüğün Ekolojisi” şeklindeki başlığı, doğa ile insan toplumunun yeni bir ekolojik duyarlılık ve yeni bir ekolojik toplum içinde yeniden uzlaşmasını -insanın insanla yeniden uyum içine girmesi yoluyla doğa ile insanlığın yeniden uyum içine girmesini- ifade etmeyi amaçlamıştır.”
(Tanıtım Bülteninden)

Bookchin kimdir?

Murray Bookchin, özgürlükçü sosyalist ve ekolojik düşünsel çizgide bulunan toplumsal ekoloji hareketinin kurucusudur. New York‘ta doğdu ve Marksist ideolojiyle çocukluğunda tanıştı. Komünist gençlik örgütü olan Young Pioneers‘a dokuz yaşında katıldı. Fabrikalarda çalıştı ve Endüstriyel Örgütler Kongresi aracılığı ile çalışanların örgütlenmesinde görev aldı. 1930’ların sonunda, Stalinizmle yollarını ayırdı ve Contemporary Issues adlı yayını çıkaran bir grupla çalışarak Troçkizme yakınlaştı. 1950’lerde New York’ta Özgürlükçüler Birliği‘nin kurulmasına yardım etti  ve Anarşist oldu.

Ozgurlugun ekolojisi

Özgürlüğün Ekolojisi

Bookchin’in en önemli çalışması olan Özgürlüğün Ekolojisi, Birleşik Devletler ve diğer ülkelerde ortaya çıkan ekolojik hareketler üzerinde derin etkilerde bulunmasıyla çağdaş özgürlükçü düşüncenin başyapıtı olarak değerlendirilmektedir.

Ozgurlugun ekolojisi 1

“Bookchin’e göre gezegenimizdeki yoğun ekolojik tahribatın ardında, insanın insan üzerindeki tahakkümünün insanın doğa üzerinde de hakimiyet kurma isteğine yol açtığı ‘tahakküm mirası’ ve bu isteği tam anlamıyla gerçekliğe dönüştüren rekabetçi kapitalizm vardır. Kapitalizmde ‘her türlü kültürel, etik ve psikolojik mesele maddi bir ihtiyaçlar sistemi içinde massedilir.’ Akıl rasyonalizme, etik tekniğe, bilim de ‘niçin’ sorusunu ‘nasıl’  sorusuna kurban eden bilimci bir Kilise ‘ye dönüşmüştür. Ama bunları tarihsel gelişimleri içinde değerlendirmeyip bizzat akla, teknolojiye ve bilime saldırmak ucuz bir gericiliktir sadece.

Bookchin bütün bunlara karşı toplumu ekolojik, akılcı ve sanatsal kaygılarla yeniden yapılandırıp ‘ekolojik bir toplum’ yaratmayı amaçlayan ütopyacı bir alternatif, eko-anarşist bir proje önerir. Bu proje yazarın ‘özgürlük mirası’ adını verdiği, tarihteki çeşitli özgürlük deneyimlerinin akılcılık ve bilimle bütünleştirilmesine dayanır. Bu mirasın köşetaşlarını oluşturan ilkel toplumun ‘indirgenemez asgari’, ‘eşitsizlerin eşitliği’ ve ‘yararlanma hakkı’ ilkeleri; antik Yunanlıların sınır ve denge anlayışlarıyla doğrudan demokrasi pratikleri; Hıristiyanlığın evrensel insanlık vurgusu; ortaçağın konfederasyon ilkesi ve ‘sapkın’ Bilinircilerin (ve Gerçeküstücülerin) arzuya yükledikleri politik anlam, tarihte içine gömülmüş oldukları tahakküm matrisinden arıtılarak yeni bir etik sentez içinde bütünleştirilir. Yazarın ‘tamamlayıcılık etiği’ dediği, bir ‘paradigma’ değil bir ‘zemin’ olarak evrimci doğaya dayanan bu etik, bütünlüğe, akılcı yeniliğe ve yaşam biçimlerinin benzeşmezliğine ve zengin çeşitliliğine değer verir. Bu etiğin hayata geçirileceği ‘ekolojik toplum ’da hiyerarşi çözülüp yerini karşılıklı bağımlılığa bırakacak, özgürlük doğayla, bireysellik topluluk bağlarıyla karşı karşıya konmayacaktır.

Özgürlük imkânları ve önündeki engeller hakkında gerçekten düşünmek isteyenlerin olağanüstü bir heyecanla okuyacakları felsefi, tarihsel, sosyolojik, psikolojik, kısacası ‘hayati’  bir inceleme Özgürlüğün Ekolojisi.”

Bookchin okumalarını, düşünceleriyle eleştirel bir temelde hesaplaşma içine girmeyi, devrimci sınıf mücadelesi açısından bir gereklilik olarak gördüğüm için öneriyorum. Marksizmi aşma(!) yolundaki, insanlığın geleceği için sunduğu eko-anarşist projelerini incelediğimizde kapitalist düzeni meşrulaştırmayı görmemiz çok muhtemel.

Devlet Opera ve Balesi 2016-2017 sanat sezonu açılıyor

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bünyesindeki müdürlüklerin 2016-2017 sanat sezonunda sahneleyeceği eserler belirlendi. Ankara, Antalya, İstanbul, İzmir, Mersin ve Samsun Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri bu yıl da her yaştan izleyicinin beğenisine sunulacak eserleriyle seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüklerinin 2016-2017 sanat sezonu açılış tarihleri şu şekilde:

İstanbul – 29.09.2016 – “Açılış Konseri” (Konser)
Ankara – 01.10.2016 – “La Traviata” (Opera)
Mersin – 01.10.2016 – “Açılış Konseri” (Solistsiz orkestralı senfonik konser)
Samsun – 01.10.2016 – “Nart Ateşi” (Sahne gösterisi ve konser)
İzmir – 06.10.2016 – “Palyaçolar- I Pagliacci” (Opera)
Antalya – 13.10.2016 – “Gala Gecesi” (Sahne gösterisi ve konser)

Devlet opera ve bale 1

2016-2017 Ankara repertuvarında; geçen sezonlardan sahnelenmeye devam edecek eserlere ilave olarak prömiyerleri gerçekleşecek 4 opera, 1 bale ve 1 çocuk oyunu var. “La Boheme”, “IlSignorBruschino” , “Hoffman’ın Masalları” , “Paris Hayatı” operaları ile “Amadeus” balesi.

2016-2017 Antalya repertuvarında; geçen sezonlardan sahnelenmeye devam edecek eserlere ilave olarak prömiyerleri gerçekleşecek 1 opera ve 1 klasik bale var. “Iolanta” operası ile “Kuğu Gölü” balesi.

2016-2017 İstanbul repertuvarında; geçen sezonlardan sahnelenmeye devam edecek eserlere ilave olarak prömiyerleri gerçekleşecek 4 opera var. “Ernani”, “TheRake’sProgress”, “La Belle Helene- Güzel Helen” ve “Kaffeekantate” operaları.

2016-2017 İzmir repertuvarında; geçen sezonlardan sahnelenmeye devam edecek eserlere ilave olarak prömiyerleri gerçekleşecek 2 opera ve 1 bale var. “Sevil Berberi” ve “Mefistofele” operaları ile “1001 Gece Masaları” balesi bu sezonun yeni eserleri.

2016-2017 Mersin repertuvarında; geçen sezonlardan sahnelenmeye devam edecek eserlere ilave olarak prömiyerleri gerçekleşecek 2 opera, 1 bale ve 1 müzikal var. “Rita”, “La ServaPadrona” operaları, “Yunus Emre” balesi, “My FairLady” müzikali.

2016-2017 Samsun repertuvarında; geçen sezonlardan sahnelenmeye devam edecek eserlere ilave olarak prömiyerleri gerçekleşecek 2 opera, 1 bale ve 2 müzikal var. “IlTravatore” ve “Rita- Doktor Mucize” operaları, “Kamelyalı Kadın” balesi ve “Seyahatname” ve Deli Dolu” müzikalleri.

Kaynak: haberlerankara.com

Değeri kuruyunca anlaşılan ekosistem: Avlan Gölü

0

Yaklaşık 40 yıl önce tarım alanı elde etmek için devlet işbirliği ile kurutulan Avlan Gölü‘nün son 20 yıldır eski haline dönmesi bekleniyor. Antalya’nın Elmalı ilçesinde bulunan gölün kuruması, ekosistemin dengesini sekteye uğrattı. Elmalı Ovasının en çukur yerinde, yaklaşık bin rakımda bulunan göl, eski halini arattırıyor.

Bilinçli olarak kurutulması sağlandıktan sonra, çevresindeki ormanlar ve mevcut tarım alanlarında anormallikler gözlenmeye başlandı. Gölün bir köşesinden açılan tünel ile suyun dolaylı olarak Akdeniz’e boşalması sağlandı. Sonrasında bölgede artan don olayı ve kuraklık yerel halkı haklı olarak endişelendirmişti. Halkın devlete müracaat etmesiyle geri kalan suyun boşaltımına son verildi.

avlan goluAvlan Gölü olayı kendi başına ders niteliği taşımaktadır. İnsanın, çevreye kısa bir zaman içerisinde ne denli zarar verebileceğini, doğa gözle görülür biçimde anlatmıştır. Göle yapılan suikast, gölün yanında bulunan Çığlıkara Ormanı‘nı da etkiledi. Daha gölün kurutulması affedilemez iken, milli parkımızı da katletmek, insanlığın doğaya karşı işlediği suçu ikiye katlayacaktı.

Bölgedeki halk, kurumadan sonra doğal parametrelerin eskisi gibi olmadığını belirtiyor. Yağışın azalmasına neden olan bu kurutma eyleminden sonra, bölgenin kuraklığa sürüklenmesinin eşiğinden dönüldü. Bugün kalan suyun çevresinde boş araziler mevcut ve hiç de çevrecilerin beğeneceği bir durumda değil. Mangal atıklarından, alkollü içecek şişelerine kadar nice çöpler etrafı sarmış. Ayrıca, gölde fazla avlanmayla birlikte, kuruma sırasında etkilenen bazı türlerin gelişimi halen tehlikede. Son birkaç yıl içerisinde gölün ortasından geçen kara yolunun kaldırılmasıyla, araçların verdiği zarar da azaltılmış durumda. Fakat, gölün çevresinden dolanan yoldan araçlarıyla geçen insanlar, çöplerini araçtan dışarı bırakarak her şekilde çevreyi kirletmeyi başarıyorlar. 

avlan golu 2Göller, tek başlarına bir ekosistemdir. Balık, amfibi, çeşitli kuşlara ve nice canlıya hem yaşama hem de beslenme alanı sağlayan göllerin ekosistemdeki önemi tartışılmazdır. Göller, canlılara yaşama alanı sağlamanın yanında, bulunduğu bölgede diğer canlıların su ihtiyacını karşılama ve çevrenin nem, iklim özelliklerini düzenleme işlevi görür. Ekosistemlerdeki hiçbir unsur önemsiz veya gereksiz değildir. Doğa bu unsurların oluşması için asırlardır uğraşmıştır.

Yönetim birimlerinin, doğal değerlerimize yüklenmeden önce politika geliştirerek çözüm araması en uygun olanıdır. Alınacak kararlarda uzmanların görüşleri, benzeri kayıpların yaşanmaması adına önemlidir.

Fotoğraflar: Mehmet Semih Karakoç

Bunu da gördük: Van Gölü “kavşak” için dolduruluyor

1

Van Gölü, devlet yetkililerin gözleri önünde yıllardır kirletiliyordu. Şimdi ise hukuka aykırı olmasına rağmen göl dolduruluyor. Kıyı kanununu hiçe sayan devlet gölde ve çevrede yaşayan yüzlerce canlıyı da görmezden geliyor. Devletin Van Gölü’nün benzersiz eko sisteminin bozulmadan korunmasını sağlaması gerekir; fakat devlet doğayı korumak yerine bir kez daha elleriyle doğa tahribine sebep oluyor. “Köprülü Kavşak adı altında yapılan bu doğa tahribatına mahkemenin “ret” kararına rağmen devam edilmesi devlet yetkililerinin doğamıza verdiği önemi de ne yazık ki gözler önüne seriyor! 

23 Ekim 2011 günü Türkiye saati ile 13.41’de Van’da meydana gelen ve 25 saniye süren deprem, Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu’da meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçmiş ve yaşanan bu acı deprem sebebiyle toplam 2262 bina yıkılmıştı. Bunlardan biri de Karayolları hizmet binası ile lojmanlarıydı. Yeni yapılacak hizmet binası ve lojmanları için gözünü Van Gölü manzaralı Edremit ilçesine diken Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü Van Gölü kıyısından geçen Van-Gevaş arasındaki anayola bağlantı sağlamak üzere köprülü kavşak yapımına başladı.

Bölgedeki konut sahipleri çalışmaların durdurulması için Van 3. İdare Mahkemesi‘ne dava açtı ve dava Ağustos 2015’de sonuçlandı. Van 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin oy birliği ile aldığı kararda; dava konusu projenin mevzuat hükümlerine uygun hazırlanmadığı ve mülkiyet hakkının özünü doğrudan etkileyeceği belirtilse de Karayolları hukuku hiçe sayıp keyfi davranarak mahkemenin ret kararına rağmen yol çalışmasına devam etti ve göl 53 metre dolduruldu! Gölde yaşayan yüzlerce canlının zarar görecek olmasının yanı sıra göl için arıtma görevi yapan sazlıklar da dolum çalışması yüzünden yok edildi.

Edremit’te yaşayan bölge halkı da personellerin kullandığı ve birçok insanın işinin bile düşmediği bir kurumun kendisine köprülü kavşak yapmak istemesine anlam veremediğini ifade ederek söz konusu uygulamanın doğru olmadığını ifade etti.

Öte yandan Mimarlar Odası, Edremit Belediyesi, Van Büyükşehir Belediyesi ve birçok bilirkişi de söz konusu uygulamanın doğru olmadığı yönünde açıklamalarda bulundu.

Kaynak: Sanal Basın 

Birbirinden sevimli hayvanlardan yoga pozisyonları

Yoga” kelimesi; birlik, bütünlük ve bir olmak kelimeleriyle, neredeyse eşanlamlıdır. Bu derin anlam; bedenin ve zihnin birliği, bireyin ve evrenin birliği, bireyin ve yaratıcının birliği, ruhun ve bedenin birliği veya nefesin ve zihnin birliği şeklinde de yorumlanabilir. İkiliklerin olmadığı ve her şeyin bir olduğu yer yogadır.”

Yoganın insan bedeni üzerindeki iyileştirici gücü tartışılamaz. Ancak yogayı sadece  “insan bedeni”ne indirgemek bazı yoga pozisyonlarını insanlardan daha başarılı şekilde gerçekleştirebilen hayvan dostlarımıza haksızlık olacaktır. İnanmıyorsanız; Bored Panda’nın bizler için derlemiş olduğu, birbirinden sevimli hayvan yogilere göz atalım. Hayvanlardan, birçok konuda olduğu gibi yoga konusunda da, pek çok şey öğrenmemiz mümkün. Eğer iyi bir yoga öğreticisine ihtiyaç duyuyorsanız, gözlerinizi hayvan dostlarınıza çevirmeyi sakın ihmal etmeyin.

1. Bunu mu yapmaya çalışıyordun canım?

Birbirinden sevimli hayvanlardan yoga pozisyonlari_ 1

Hafif ve retro-modern kamp karavanı fark yaratıyor

Muhteşem yaz havasının kendini iyice hissettirdiği şu günlerde çoğumuzun aklında doğayla iç içe olup sessizliğin tadını çıkarabilmek için toparlanıp ormanlık alanlara gitmek var. Çadır kampı çok eğlenceli bir seçenek olsa da bazıları çekme karavanların sağladığı ek konforu tercih edebilir. Ancak arabası küçük olan ve başka bir araç almaya para harcamak istemeyenler için büyük çekme karavanları kullanmak maalesef mümkün değil.

Daha küçük hacimli ve hafif çekme karavanlar da var elbette. Bu retro tarzı sevimli çekme karavanı, Los Angeles merkezli Happier Camper adlı şirket üretiyor; yalnızca 450 kg olması da orta büyüklükteki veya steyşın vagon tarzı arabalarla rahatlıkla çekilmesini sağlıyor.

Happier Camper CH1; fiberglas dış cephesi (kimyasal duyarlılığa sahip diğer cephe malzemelerine ek olarak) sayesinde hafif olmasının yanında, farklı durumlarda kullanmak üzere ayarlanabilen 6,5 metre karelik iç hacme sahip. İçerisinde bulunan ve farklı düzenlemelere olanak sağlayan küp modüller sayesinde çok amaçlı kullanıma uygun.

Bu küpler, sağlam, hafif ve hava koşullarına dayanıklı bir malzemeden yapılmış ve gömme zemin sayesinde yere sabitlenebilir. Böylece LEGO parçaları gibi de ayarlanabilen bir iç mekân yaratılabilir. İç kısma mutfak ve bir çift kişilik bir de tek kişilik yatak; mutfak ve yemek masası, bir de kraliçe yatak; ofis ya da beş kişilik “kocaman bir yatak” sığdırabilirsiniz. Üstelik devasa arka bagaj kapısı sayesinde, yan tarafına bir tezgâh ekleyerek karavanı ticari faaliyetlerinizde (örneğin yemek kamyonu olarak) kullanabilir veya modülleri tamamen dışarı çıkararak motosikletinizi ya da kayığınızı taşıyabileceğiniz bir alana sahip olabilirsiniz.

retro karavan 1“Boondocking” adı verilen taşra kampıyla tüm şebekelerden bağımsız bir eğlence deneyimi yaşamak isteyenler içinse birçok seçenek mevcut: HC1 kamp karavanının yanında kavisli 100 watt güneş paneli ve AGM Derin Döngülü akü, Zamp Güneş enerjisi inverteri ya da bir susuz klozete de sahip olabilirsiniz.

retro karavan 3Bu marifetli kamp karavanı elbette ucuz değil; 16 bin Dolar’dan başlayan fiyatlarla satılıyor. Bu hafif ve retro-modern karavanın en güçlü özelliği ise, diğer kamp karavanlarından farklı olarak içindeki modüllerin o anki ihtiyaca göre içeride veya dışarıda kullanılmasına ya da tümüyle dışarı çıkarılarak karavanın taşıma amacıyla kullanılmasına olanak sağlayan benzersiz ve geniş iç mekânıdır. Happier Camper web sitesinden ya da Tumblr hesabından ürünle ilgili ayrıntılı bilgiye ve fotoğraflara ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Tree Hugger  

Küçük buzdolabını sanat eserine dönüştürmek için 300 saat

Glenn Ellul, kendisini alaylı olarak tanımlayan bir illüstratör. Yaratıcı sürreal çalışmaları için iyi kalemler kullandığını belirten sanatçı, küçük bir buzdolabını sanat eserine dönüştürmeye karar vermiş. Ve bu proje sanatçının tamı tamına 300 saatini almış.

“Metal, üzerinde çalışmak için ilginç bir malzeme ancak aynı zamanda çok zorlayıcı da bir malzeme.”

Çalışmaya başlamadan önce bu karmaşık projenin gerçekleşme aşamasını belgelemeye karar vermiş sanatçı.

Bu aşamayı siz de hızlandırılmış şekilde bu yazının sonundaki videoda bulabilirsiniz. Eser, belirsiz gelecek zamanda Japonya’da geçebilecek devasa bir savaşın hikâyesini konu alıyor.

Sanatçı, bu çalışma sayesinde teknolojinin, hayatımızın önemli bir kısmını ele geçirmeye çalıştığı bir dönemde kaybolmaya yüz tutan el işçiliğinin önemini vurgulamak istediğini belirtiyor.

“İşlerimi ürettiğim bu süreç sabrın ve çevremizi saran aceleciliğe karşı isyanın bir ürünüdür.”

Kaynak: Bored Panda

Kış geliyor: Mevsim geçişlerinde yenilenmek için çözümler

Kadın ve doğa birbirinin aynısıdır. Kadınlar gibi doğa da rutin olarak yenilenir. Mevsim geçişlerinde ise doğa bize birçok koruyucu ürün sunar. Yaz ayı da kışa hazırlık için doğanın zenginliğinin en büyük göstergesidir.

Doğadaki birçok canlı, kışın çetin geçeceğini bildiği için yaz boyu çalışıp kışlık gıdalarını hazırlar ve kışı sağ salim geçirmeyi hedefler. Yaz ayında ve bahar ayında doğa da hayvanlar da uyanık, canlı ve hareketlidir. Bu mevsimlerde hiçbir canlının kışın olduğu gibi (kış uykusu), yaz veya bahar uykusuna yattığını görmeyiz. Ben de sizlere verimli, canlı olan yazın son ayında ve bahar boyunca kışa dertsiz, tasasız, sağlıklı nasıl hazırlanabileceğimizi anlatacağım.

Sağlık açısından en önemli unsur tedavi olmaktansa tedavi edilecek hastalığı önlemektir yani koruyucu hekimliktir. Bu da öncelikli olarak bağışıklık (immün) sistemi sayesinde gerçekleşebilir. İmmün sistemini güçlendirmek özellikle sıcak mevsimden soğuk bir döneme geçerken oldukça önem taşımakta. Çünkü vücudumuz soğuk mevsimde daha fazla direnç göstermektedir.

İmmün (bağışıklık) sistem nedir?

Bağışıklık sistemi “mikrop” diye tanımlanan, vücudumuzda enfeksiyona yol açan virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı kişiyi koruyan, savunma sistemimizdir. Bağışıklık sistemi hücreler ve organlar-dokulardan oluşur. Bu hücreler; nötrofil, monosit, lenfosit, dendritik hücre olarak adlandırılır. Organ-dokular; lenf bezleri, timus bezi, kemik iliği, dalak, lenf sistemi, barsak-solunum sistemi ve derideki lenfoid yapılar olarak sayılabilir. Bağışıklık sistemini oluşturan bu hücre ve organlar birlikte muhteşem bir işbirliği içinde çalışmaktadırlar.

Bağışıklık (İmmün) sisteminin çalışma mekanizması

İmmün sistemi 2 çeşit çalışma mekanizmasına sahiptir

1. Doğal bağışıklık sistemi (doğal direnç): Enfeksiyonlara yol açan mikropları, vücuda ilk girişte karşılayıp tanıyan ve daha sonra ortadan kaldırmak için çalışan, doğal olarak organizmada hazır bulunan bağışıklık sistemidir. 

2. Edinsel bağışıklık sistemi (kazanılmış direnç): Bu sistem, vücuda zarar veren bir mikropla karşılaşmayı takiben, günlerle belirtilen bir hazırlık süresi sonucunda harekete geçer.

Doğal ve edinsel bağışıklık sistemi ayrı ayrı olarak ele alınsa da, karşılıklı etkileşim içinde, işbirliği ile vücudumuzu zarar veren etkenlere karşı korumaktadırlar.

İmmün sistemin serüveni

Ceninin ve hatta doğumdan sonra belli bir süre yavrunun bağışıklık sistemi ile anneninki eşgüdümlü gider. O nedenle cenin ve bebek anne antikorları ile korunur. Korunma işlemi anne rahminde bebeğin eşi olan plesanta ile sağlandıktan sonra bebeklik döneminde de anne sütü ile sağlanır. Zamanla anne sütü, ışık, hava ve su ile temas eden bebeğin kendi savunma sistemi yani bağışıklık sistemi gelişir. Aslında bağışıklık sistemi ile insanın öz savunma sistemi eşgüdümlü ilerler. Bu iki savunma da yaşamdaki tehlikelere karşı koruyucudur. Bağışıklık sistemi de tıpkı insanın öz savunmasını yapmak için uyguladığı teknikler gibi ebediyen aynı şekilde ilerlemez. Psikolojik ve fizyolojik travmalarla, sağlıksız beslenme ve yaşam tarzı ile düşüş gösterirken yaşlanmanın doğası gereği de bağışıklıkta yavaşlamalar görülür. Bir yandan genel olarak tüm organ sistemlerinde hastalıklar oluşabilir, diğer yandan ise immün sisteminin kendisinde bile fizyolojik problemler oluşabilir ki bu tip hastalıklar başta kanser sebeplerindendir.

İmmün sistemini zayıflatan faktörler

Doğal faktörlerden biri olan yaşlanma süreci immün sistemi zayıflatır. Bunun dışında aşağıdaki sebeplerden dolayı da immün sistemi ve vücut zayıflayıp hastalanma süreci kolaylaşabilir.

  • Işık yetersizliği
  • Temiz hava yoksunluğu
  • Yeterli ve sağlıklı su tüketmemek
  • Uzun ve kronik bir hastalık dönemi geçirmek
  • Kemoterapi görmek
  • Organ nakli ve İmmün (bağışıklık) sistemi baskılayıcı ilaç tüketmek
  • Düzenli nikotin, alkol, uyuşturucu ve uyarıcı tüketimi
  • Aşırı soğuğa maruz kalma, üşüme
  • Yetersiz beslenme, dolayısıyla vitamin, mineral ve esansiyel elementlerin eksikliği
  • Ekolojik talan ve kıyım
  • Işın ve radyasyona maruz kalma
  • Psikolojik faktörler
  • Sürekli stres durumu
  • Yetersiz uyku
  • Yetersiz hareket

İmmün sistemini güçlendirici önlemler ve tarifler

Güçlü bir immün sistem sayesinde hastalıklara karşı korunur canlı ve dirençli oluruz. Bu sayede mevcut hastalıkların tedavisi ve daha kısa bir nekahet dönemi için de immün sisteminin güçlenmesi önemlidir.

Sağlıklı bir yaşam için gerekli faktörlerin doğal tıp felsefesinin de başında yer alan temiz hava, su, toprak ve ışık ile beraber düzenli hareket de immün sistem güçlülüğü için şarttır.

Sağlıklı beslenme ile de immün sistemini güçlendirmek mümkündür. Bunu yapabilmek için yeterli protein-yağ-karbonhidrat ve vitamin alımının sağlanması oldukça önemlidir. Demir- çinko- selenyum- magnezyum ve kalsiyum gibi gerekli minerallerin ve tuzların yeterli alınması vücudun savunma sürecinde çok önemlidir.

Şu mevsim için tüketilecek ve bağışıklığı güçlendirecek en değerli gıdalar: İncir, elma, üzüm, çiğ üzüm koruğu, kabuklu şeftali, semiz otu, sumak, biber, ısırgan otu, zeytin ve zeytin yağı. Tabii bunların yanında probiyotik almayı da unutmamak gerekir. Başlıca probiyotik alabileceğiniz gıdalar; turşu mayalı badem sütü, Doğal ev yapımı şarap ve bira (1 bardağı geçmemsi tavsiye edilir) ve benzeri.

Yeterli uyuyup ve stresten uzak durmak da immün sistemin güçlenmesi için gereklidir.

İmmün sistemi güçlendirici tarif

Besin Değerleri Tablosu

  • Potasyum, Fosfor, Kalsiyum
  • B1 (tiyamin)B2 (G vitamini, riboflavin)
  • B5 (Pantotenik asit)
  • B6 (Pridoksin, Pridoksamin)
  • C (Askorbik asit)
  • E Vitaminleri
  • Pektin
  • Lif
  • Badem Sütü- Mürdüm Eriği- Kırmızı Elma
  • 150 ml Badem Sütü
  • 1 ortalama 120 gr küçük kırmızı elma
  • 25 gr Mürdüm eriği orta boy

Badem Sütü Tarifi

Malzemeler:

  • 1 bardak çiğ badem

  • 3,5 bardak su

Yapılışı

Bademleri 8 saat suda bekletin.
Sudan çıkardığınız bademleri durulayın ve 250 ml. su ile birlikte bir dakika boyunca blenderdan geçirin. 
500 ml. daha su ekleyin ve 1 dakika kadar daha blenderdan geçirin.
 Sütü ince bir kevgir ya da tülbentten geçirin.


Malzemelerin suyunu Cold Press makine ile yapmanız besinlerin kalitesini korumanızı sağlayacaktır. 
Cold press makineniz yoksa blender da bu işlemi yapabilirsiniz.


Bütün malzemeleri Cold Press makinenizden geçirip soğuk olarak tüketiniz Cold Press makineniz yoksa meyvelerinizi sıktıktan sonra iyice karıştırıp soğuk tüketiniz.

Pektin gibi kompleks karbonhidratlar daha yavaş absorbe olurlar, kana daha tutarlı ve sürekli şeker salımı sağlanır. Bu da kan şekeri düzeylerinin dengede olmasına sebep olur. Pektin aynı zaman da kalp hastalıklarına ve tansiyona karşı koruyucudur. Soğuk algınlığına engel olur ve ödem attırıcıdır.

Kaynak