Ana Sayfa Blog Sayfa 501

Foxconn fabrikasındaki dünyayı şok eden “toplu intihar” eylemini unutma

2011 yılında, elektronik imalat hizmeti sağlayıcısı Foxconn şirketinin Çin’in Wuhan şehrindeki fabrikasında dünyanın en büyük intihar eylemlerinden biri gerçekleştirildi.

150 çalışan binanın çatısına çıkıp, kötü çalışma koşullarını kınamak amacı ile aşağı atlayacaklarını açıkladılar. Bundan bir yıl önce, 18 Foxconn çalışanı ülkenin dört bir yanında fabrika çatılarından atlamış ve 14 çalışan ölmüştü. Olaylardan sonraki yıl şirket, binalarına kötü şöhreti ile bilinen intihar fileleri kurdu.

Ayrıca Foxconn şirketinin, ürünlerini imal etmekle sorumlu olduğu şirketler arasında Sony, Nintendo ve HP gibi büyük elektronik şirketleri de var. 150 çalışanın dâhil olduğu eylem, 600 çalışanın Acer marka bilgisayar kasalarının seri imal hattında görevlendirilmesinden sonra gerçekleştirildi.

Eylem yapan çalışanlardan biri “Bizi hiçbir eğitim olmadan ve azar azar ödeme ile çalışmaya tabi tuttular. Montaj bandı çok hızlı ilerliyordu ve bir sabah hepimizin elleri su toplamış ve kararmıştı. Ayrıca fabrika toz içindeydi ve kimse buna dayanamadı. Başa çıkamadığımız için grev kararı aldık. Sorun para değildi, sadece başka seçeneğimiz kalmamıştı. Yöneticiler, istifa etmek isteyenler bir aylık maaşını alabilecek demişlerdi, ancak sonrasında bu teklifi de geri çektiler. Bu nedenle biz de çatıya çıktık ve şirketi aşağı atlamakla tehdit ettik” dedi.

Sadece Foxconn firması değil Çin’de ucuz işçi gücünden yararlanabilmek için kötü şartlarda işçi çalıştıran birçok firmanın başına benzer olaylar geldi. Bu firmalar çalışanların üstüne geldikçe intihar fileleri gibi çözümler bu tip eylemlere engel olamaz.

Kaynak: Minds

Günlük seçimlerimiz ve kutup ayıları

0

Bir kutup ayısı çöp toplanan bir alan boyunca yiyecek arıyor… Hiç de kutup ayısı gibi ikonik bir hayvanın görülmesi beklenen bir yer değil. Kutup ayıları deyince biz; bozulmamış, el değmemiş geniş arktik tundralar boyunca arkalarında iri yarı izler bırakarak yürürken hayal ederiz. Ne yazık ki, eğer değişimin bir parçası olmazsak, bu görüntüler yavaş yavaş gözden kaybolurken, yerini haberdeki gibi görüntülere bırakacak.

Peki, bu kutup ayısı neden bir çöp toplama alanında karnını doyuracak bir şeyler arıyor? Cevap çok basit. Artık boydan boya kat edeceği ve avlanacağı bir buzul sahası yok. Çünkü biz buzulların erimesine neden olduk. Evet, bu da ayrı bir gerçeklik. İnsan kaynaklı sera gazı emisyonu hem büyük miktarda deniz buzulunun erimesine hem de küresel ısınmaya neden oldu. Sera gazı emisyonu devam ettiği müddetçe, sıcaklıklar daha çok artıyor, denizler daha sıcak oluyor ve daha fazla buzul eriyor.

kutup ayisi

Kutup ayıları yiyecek aramak için yolculuk etmeye zorunlu bırakıldıkları sürece, insan kaynaklı “gelişim” kutup ayılarının bölgelerinin içlerine doğru genişliyor ve bu hayvanlar ayrıca insan atıkları tarafından tehdit ediliyor. En yalın hali ile sera gazı emisyonunu adeta kusuyor ve ayrıca saçma bir biçimde büyük miktarda çöp ve uzun yolculuğu okyanusta sonlanan atıklar üretiyoruz. Her yıl yaklaşık olarak 8,8 ton plastik atık okyanusa bırakılıyor, yani belki de bu kutup ayısı, çöpleri patileri ile karıştırırken şanslıdır, diye düşünmeden geri duramıyoruz.

İklim değişikliği 999

Gerçek olan şu ki, artık günlük hayatımızı etkileyen olayları göz ardı edeceğimiz bir toplumda yaşamıyoruz. Aslında her gün çoğunun küresel ısınmayı etkilediği çeşitli seçeneklerle karşılaşıyoruz. Küresel ısınma ile ilgili acı gerçeklerden biri erimiş olan buzulları tekrar donduramayacağımız, fakat bir başka gerçek de şu ki küresel ısınmanın insanlar ve tıpkı bu kutup ayısı gibi yaban hayat hayvanları üzerindeki etkisini azaltmak için hâlâ geç kalmış değiliz.

Satın aldıklarımızdan (ve ne yediğimizden) ulaşım seçimlerimize kadar küresel ısınmanın etkisini azaltmaya yardım edebilecek seçenekler oldukça çeşitli.

Ne yapabiliriz?

İklim değişikliğine etkimizin nelerle ilgili olduğunu bilmek kendimizi kolayca savunmasız hissetmemize ya da pozitif yönde etki etmek için durumu çok büyük bir problem gibi algılamamıza neden olabilir. Kömür ve petrol gibi büyük endüstrilerin karbon emisyonu etkilerinin yeniden düzenlenmesi gerekliliğinin yanı sıra, aslında bireysel olarak kendi karbon ayak izlerimizi azaltmaya başlamak gibi inanılmaz bir imkânımız var.

Et Tüketimi İklim Değişikliği 1

Motorlu taşıt kullanmak yerine yürüyerek ya da bisiklet kullanarak, plastik atıkların geri dönüşümü için atık kumbarası bulmaya çalışarak ve tüketim seçimlerimizin etkisi ile ilgili dikkatli, bilinçli olmaya çalışarak insanlar günlük hayatlarında küçük değişimler yaratabilirler. Yukarıda kabaca sıralanan küçük değişimlerin devamlılığının sağlanmasının yanında, başka bir çözüm yolu daha var ki gezegeni muazzam şekilde pozitif yönde etkileyebilir ve şu ana kadar sıraladıklarımızın belki de en basiti bu olabilir; yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmek.

Her yemeğe oturuşumuzda aslında hepimiz kendi karbon izimizi azaltma şansına sahibiz. Daha az et yemeği ve alternatif, seri üretim ile üretilmemiş, bitki kaynaklı günlük ürünleri tercih ederek, gerçek anlamda kendi karbon izinizi yarıya indirebilirsiniz; evet, yarıya!

Peki neden böyle? Çünkü sera gazı emisyonunun en önemli faktörlerinden biri hayvancılık endüstrisi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) küresel sera gazı emisyonunun yüzde 14,5’ i kadarının besi hayvanı üretiminin bir sonucu olduğunu tahmin ediyor, aynı zamanda Worldwatch Institute gibi başka organizasyonlar ise küresel sera gazı emisyonunun neredeyse yüzde 51 kadarının besi hayvanı üretiminin bir sonucu olduğunu tahmin ediyor. Bu konu hakkında daha fazla öğrenmek isterseniz ONE Green Planet’ ın #EatForThePlanet hareketine bir göz atabilirsiniz.

EatForThePlanet

Ayrıca, gün içinde zekice kararlar alarak ve tek kullanımlık plastiklerden nerede olursa olsun kaçınarak plastik kirliliği ile ilgili problemi büyük ölçüde azaltabiliriz. Hepimiz, gezegenimiz plastik dolu erimiş bir su birikintisine dönüşmeden önce beraberce bu durumu değiştirmek için harekete geçmeliyiz.

Bu haberi paylaşarak ya da etrafındaki insanları bilgilendirip destekleyerek onların da gezegen üzerindeki etkilerini azaltmalarına yardımcı olabilirsin. Belki kendimizi bu karmaşanın içinde unutmuşuzdur, fakat hâlâ zekice kararlar alarak kendimizi ve bizimle bu gezegeni paylaşan diğer hayvanları bu karmaşadan ve kirlilikten kurtarabiliriz.

Hazırlayan: Özge Kanlı

Kaynak: One Green Planet 

İklim değişikliği Dünya Ekonomik Forumu’nun gündeminde

NASA* ve NOAA** geçtiğimiz çarşamba günü, 2015 yılının 1880’den bu yana en sıcak yıl olduğunu, geçtiğimiz aralık ayının ise son 136 yılın en sıcak ayı olduğunu açıkladı. Bunula da kalmayıp 2016’nın daha sıcak bir yıl olabileceğinin altını çizdi.

Bu tarz haberler artık moda gibi algılansa da Dünya’mız ısınıyor ve bu konu Dünya Ekonomik Forumu‘nun da başlıca gündem maddelerinden.

iklim tablo
Kaynak: Dünya Ekonomik Forumu

Uzmanlar, iklim değişikliğinin Dünya’mızın karşı karşıya olduğu en ciddi tehdit olduğu konusunda hemfikirler. İnsanlığın soyu ilk önce tükenirse diğer sorunların bir önemi kalmıyor.

Amerika’da bazı başkan adayları kampanyaları sırasında iklim değişikliğinin endişe edilmemesi gereken bir durum olduğu söylese de; akademi, iş dünyası, sivil toplum ve kamu sektöründen oluşan 750 uzman aynı şeyleri söylemiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun son Küresel Risk Raporunda görülebileceği gibi katılımcılar, iklim değişikliğini önümüzdeki on yıl içinde gezegenimizin karı karşıya olduğu en ciddi tehdit olarak değerlendirdi. Yani kitle imha silahlarından, siber savaştan, devletlerarası çatışmadan hatta terörizmden ve diğer akla gelebilecek herhangi bir tehditten daha ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.

Iklim degisikligi Dunya Ekonomik Forumu’nun gundeminde 3

Bunu bir sebebi iklim değişikliğinin diğer sorunlara sebep olabileceğidir. Zürih Sigorta Baş Risk Görevlisi Cecilia Reyes’e göre “İklim değişikliği, su krizi, gıda kıtlığı, kısıtlı ekonomik büyüme, zayıf toplumsal kaynaşma ve artan güvenlik risklerinden daha fazla riski şiddetlendiriyor.

Dünya Ekonomi Forumu’nun risk analizi raporunda çevre sorunu 11 yılda ilk kez zirveye yerleşti. Önümüzdeki 10 yılın en önemli sorunları olarak kitle imha silahları, su krizinden sonra ikinci önemli sorun olarak oylandı. Bir sonraki yılın en önemli riski oylandığında iklim değişikli ve ekstrem hava olayları büyük ölçekli istemsiz göçten sonra (şu an dünya üzerinde 122 kişinden biri göç etmek zorunda bırakılmış) en önemli sorun olarak belirlendi.

Raporda sıcaklığın nasıl arttığı ve ekstrem hava olaylarının tarımsal verimliği ve gıda tedarik zincirlerini nasıl bozabileceği gösteriliyor. Örneğin, mevcut eğilimler göz önüne alındığında, mısır üretiminde Sahra-altı Afrika ülkelerinde mevcut alanlarda 2030 yılında yüzde 40 kayıp olacağı belirtiliyor. Bu durum iklim dirençli bitkilere yönelmeye (büyümek için daha az su isteyen mısır) ya da çiftçilerin zarar etmesini engelleyecek ekonomik koşulların sağlanması gibi sonuçlar doğuruyor.

Trajik olan bir diğer gelişme de üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zarar (karbon ayak izi) inanılmaz ölçeklerde iklim değişikliğine sebep oluyor. Uzmanlara göre atmosferdeki karbondioksit (CO2) emisyonu seviyesi gelecek buzul çağının oluşumunu bastırdı yani gezenin bir sonraki buzul çağına uğraması iki kat daha uzun süre sonunda meydana gelecek.

Bu uzun vadede iklim değişikliğinin insanlığın başına gelebilecek bir felaketi ötelediği gibi algılanabilir ama Dünya’nın ne kadar ısındığını, bu ısınmanın beraberinde getireceği kuraklığı, su sıkıntısını ve bunların başka felaketlere sebep olacağını gözler önüne sermektedir.

*Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi
**Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi

Kaynak: Science Alert, Fast Company, El Pais, Wikipedia 1/2/3

Kapak Görseli: NASA

Dünya Kucaklaşma ve Sarılma Günümüz kutlu olsun

Hayatı böylesine dümdüz yaşarken hiç birine sımsıkı sarıldığınızı hatırladınız mı? Sebepsiz yere birine hiç kucak açtınız mı? Eğer yapmadıysanız, bu hayatta eksik bir şeyleriniz var demektir; sevginin en saf hali ve onu gösterme şekli. 21 Ocak Dünya Kucaklaşma Günü‘ydü. Bugünün anlamı; hiçbir kelimenin ya da kavramın ayrımı yapılmadan birbirimize sarılmak. Neden aramadan, herkese sevgiyi ve şefkati gösterme günü. Aslında sadece bir gün yapılması gereken bir şey değil; savaşların, kavgaların ve silahların içinde her gün yapılması gereken bir şeydir sarılmak.

Bu günün ilk hareketi; Michigan şehrinde 21 Ocak 1986’da gerçekleşti ve o zamandan beri ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya, Almanya ve Polonya’da her yıl kutlanmaktadır. Fikrin sahibi Kevin Zaborney; ABD’nin Clio şehrinde sıradan biriydi ve bu fikri yayan da bir papazdı. Bu fikri bulduğunda henüz 24 yaşındaydı. Tabii ki bu fikri bulduğunda dünyaca tanınacak ve benimsenecek bir fikir olduğunu bilmiyordu. Ama aynı zamanda, popülariteye göre bu gün, bir sürpriz niteliğinde oldu.

Kevin Zaborney; “İnsanlarla her zaman pozitif bir etkileşim gerekir, bu durumu da en iyi kucaklaşma açıklar” dedi.

Michigan Üniversitesi‘nde Psikoloji bölümü okurken, “Böyle bir fikir düşünmüştüm ve kucaklaşmanın insan üzerindeki olumlu etkilerini gözlemlemek için bu günde bir gözlem yapmaya karar vermiştim” diyen Zaborney için, daha sonra, Chase’in Yıllık Özel Günler takviminde bu günün yayınlanması büyük bir sürpriz oldu.

Şimdilerde ise Dünya Kucaklaşma Günü, bütün dünyada kutlanıyor. ABD, bu günü bütün dünyada kutlamak için patentini de almış bulunmakta. İnsanların sebepsiz yere, birbirlerine kucak açtığı bu gün; tanımadığınız insanlarla kucaklaşarak etkileşmenizi sağlıyor. Sadece bir gün değil, her gün kucaklaşmak ve sevgiyi yaymak umuduyla…

kucaklasma 3

kucaklasma 1

kucaklasma 2

kucaklasma 4

Kaynak: Christian Post, Wikipedia, Tatlı Takvim

Sanatçıların birer sanat eseri niteliğindeki resimli mektupları

Teknolojinin esiri haline geldiğimiz son yıllarda insanlık için oldukça değerli olan mektup olgusunu kaybediyoruz. Mektubun artık geçmişte kalan bir iletişim aracı olduğu düşünülse de bir mektubu elimize aldığımızdaki sıcaklığı yadsımak imkânsızdır. Sanatın en kişiselleştirilmiş formu olarak nitelendirebileceğimiz mektupların her biri kendine özgü bir karaktere sahiptir.

Ressam Walter Kuhn, “Sözcüklerin gücünün sınırlı olduğunu asla unutmamalıyız” sözüyle görsellerin çoğu zaman sözcüklerin aktaramadığı hissiyatları ve düşünceleri aktarabildiğini belirtiyor. Mektubu yazan kişi en derin duygularını ortaya dökebilmek için çeşitli çizimler yapar, en sevdiği parfümün kokusunu ekler, sonuna bir öpücük iliştirir ve böylece mektup eşsiz bir değere sahip olur.

Kaynak: The Plaid Zebra

Photoshop ile renklendirilmiş gibi görünen 15 renkli hayvan

Photoshop ne kadar harika bir şey değil mi? Her şeye bir renk katıp olduğundan daha güzel gösteriyor. Aşağıdaki 15 hayvanın fotoğraflarına baktığınız zaman photoshop ile renklendirilmiş olduklarını düşünebilirsiniz ancak yanılırsınız. Doğa, teknolojinin yardımı olmadan güzel ve şaşaalı renkler yaratabiliyor. Muhteşem, değil mi?

1. Mor sırtlı Çekirgekuşu

mor sirtli cekirgekusu

2. Cadılar Bayramı desenli Yengeç

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

3. Pembe Çekirge

pembe cekirge

4. Mandalina balığı

mandalinabaligi

5. Mavi Istakoz

maviistakoz

6. Bukalemun

bukalemun

7. Renkli Larva

renklilarva

 

8. Pembe Narbülbülü

pembenarbulbulu

9. İri Kurbağa

irikurbaga

10. Mor Yengeç

moryengec

11. Halka Boyunlu Kral Yılanı

halkaboyunlukralyilani

12. Pembe orkide rengi peygamber devesi

pembeorkiderenklipeygamberdevesi

13. Kobalt mavisi örümcek

kobalt mavi orumcek

14. Kırmızı sümüklüböcek

kirmizisumuklubocek

15. Peygamber devesi görünümlü karides

peygamberdevesigorunumlukarides

Kaynak: 4 Amazing Things

Genç tiyatrocular ile sanat üzerine söyleşi

0

Gelecekte nasıl bir tiyatro anlayışına sahip olacağız? Bunun hakkında biraz fikir edinmek için genç tiyatrocularla bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Umut Kolburan, Yeditepe Üniversitesi’nden Utku Arslan ve Mimar Sinan Üniversitesi’nden Tuğra Can Bıçak ile sanatı, Türkiye’deki durumunu ve geleceğini konuştuk.

Umut Kolburan ile gerçekleştirdiğim söyleşide bir nevi devrim yatıyor. Tiyatronun geleceğine ilişkin bazı noktalara değinirken diğer taraftan ise eksik noktaları tamamlamaya çalıştık. Dokuz Eylül Üniversitesi ikinci sınıf öğrencisi olan Umut Kolburan’a göre gelecekte nasıl bir sanat anlayışı seziliyor? İzini süreceğimiz güzel bir söyleşi.

Ülkemizde büyük ölçüde yazar sıkıntısı hissediliyor bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?

Aslında bunun hissedilmesinin sebebi bizleriz… Baktığımız zaman büyük ustalar, büyük yazarlar var. Ancak milletimizin yabancı oyunlara ve yazarlara tutkusu büyük çünkü kendimizi birçok konuda aşağıda görüyoruz. Bu birçok alanda böyle. Temel sorun kendi milletimizi, kendi yazarlarımızı, ustalarımızı çok fazla tanımamamızdan kaynaklı. Bunun içinde insanların, yabancı eserlerden önce kendi eserlerini araştırmaları okumaları ve fikir sahibi olmaları gerekir diye düşünüyorum. Yani kısacası özümüzü iyi bilmiyoruz. Özümüze erişebildiğimiz zaman bizden olan metinlere daha çok yaklaşırız, bu topraklarda nice hikâyeler var ama neredeyse hiçbirini bilmiyoruz ya da bunun önünü tıkayan engelleri ortadan kaldıramıyoruz.

Umut Kolburan
Umut Kolburan

Türkiye’de tiyatro sanatına verilen değeri ne ile ölçerdiniz?

Sanıyorum nabız ölçerle ölçerdim. Çünkü şöyle bir düşünüyorum da, neredeyse ülkemizin nabzı atmıyor. Bunun en temel nedeni de tabii ki yasaklar. Sanat ile insanlar arasına aşılamayacak duvarlar örmeye çalışıyorlar. Ama bu ülkenin bilinçli sanatçıları olduğu sürece asla bunun önüne geçilemeyecektir. Varsayalım bütün kurumlar kapatıldı, en kısa sürede sanatsız, tiyatrosuz bir toplum olamayacağı anlaşılacaktır. Bana kalırsa, sanat; insanlık için, toplum için ekmek ve su niteliğindedir. Bu yüzden sanatsız bir toplum asla olmaz ve olmamalıdır. Yani kısacası nabız ölçerle ölçerdim ama bunu yaparken de ellerim titrerdi herhalde, çünkü gerçekten çıkacak sonuç büyük bir hüsran olurdu diye düşünüyorum.

Sanatı yetkin kılmak için neler yapılabilir?

Yaşadığım yerde güzel sanatlar lisesi olduğunu öğrendim ve aradım. Fakat tiyatro bölümü olmadığını söylediler. Bu benim için büyük bir hüsran olmuştu. Ülkemizin birçok yerinde durum bu kadar vahim. Bu yüzden eğitimle diyorum. Eminim benim gibi birçok insan bu konuda mağdurdur. Ben sadece tiyatro bölümünden bahsediyorum. Birçok bölümle ilgili insanlar mağdur oluyorlar. Bunun önüne geçilmeli ve sanat eğitimiyle ilgili büyük projeler başlatılmalı diye düşünüyorum. Ayrıca ülkemizin ulaşılmamış birçok yeri var ve insanların sanatın varlığından haberleri dahi olmadığı yerler. Bu yüzden sanatla ilgili birçok proje başlatılıp sanatın ülkemizin en ücra köşelerine kadar yayılması gerektiği görüşündeyim. İnşallah yakında böyle bir tablo görebiliriz ve sanat yetkin bir hale gelir.

Umut Kobulan, ''Atatürk'' oyunundan
Umut Kobulan, ”Atatürk” oyunundan

Özel tiyatroların bilet ücretleri hakkında ne düşünüyorsunuz ve ülkemizin yüzde kaçı tiyatro oyunlarından haberdar?

Genelde şöyle bir tablo oluyor.
-Yeni bir oyun gelmiş gidelim mi? Hem bak şunlar şunlar oynuyor ?
+Bilet ne kadar mış?
-40 Tl miş
-Çok pahalıymış gitmeyelim.

Benim istisnalar dışında şöyle bir eleştirim var. Tahmin üzerine söylüyorum, ülkenin aşağı yukarı yüzde 80’i sigara içiyordur. Bunun içinde zengini ve fakiri de dâhil. İnsanlar kendilerini zehirlemek için sigaraya 400-500 lira para harcıyorlar, ancak faydalarına olan, onları besleyecek olan şeye 30-40 lira vermeye kıyamıyorlar. İnsanları anlayamıyorum. Kendilerini zehirlemek için olabildiğince pahalı ürünleri tüketiyorlar. Ancak iş sanata gelince kendilerini olabildiğince sanattan soyutluyorlar. Ben bunu anlamsız ve üzücü buluyorum. Ayrıca biletlere pahalı diyorlar ama herkes o gösteri için verilen emekten bihaber… Tüm bunları göz önüne alarak biletlerin çok pahalı olduğunu düşünmüyorum. Birçok insan (istisnalar dışında) ayda 1 ya da 2 kez kolaylıkla özel tiyatro izleyebilir… Tahminim üzerine herhalde yüzde 30’dan fazla değildir diye düşünüyorum. Bunun sebebiyse hem yapılan reklamların az olması hem de görülen reklamların birçok insan tarafından çok fazla umursanmamasıdır diyorum.

Mimar Sinan Üniversitesi güzel sanatlar fakültesi öğrencisi Tuğra Can Bıçak ile söyleşimize devam ediyoruz.

Şehir tiyatrosu genel sanat yönetmeni olsanız değiştireceğiniz ilk olgu ne olurdu?

Tiyatro anlamında ilerde bir mekân açarsam, ki uzun vadede planlıyorum böyle bir olguyu, lakin günümüzdeki sanat anlayış ile değil yani şöyle; Resim hocası gidip tiyatro eğitimi veremez ama piyasaya bakınca, herkes tiyatro eğitimi verebilecek düzeyde hissediyor kendini oysa herkes kendi branşında eğitim verirse, işte o zaman daha kaliteli bir nesil yükselir yukarıya… Bu bağlamda Şehir tiyatrosu sorusuna gelecek olursak şehir tiyatrosunun başına geçmek ile hiçbir şey değiştiremezsiniz ama ülkenin başına geçerseniz işte o zaman değişebilir! Günümüz şehir tiyatrosu direkt olarak makamlara ve mevkilere bağlı, bu da doğal olarak yasakları doğuruyor. Tiyatro bunu kaldıramaz ve gelişim süreci aksamış olur.

Tuğra Can Bıçak
Tuğra Can Bıçak

Sanatın içerisindeki en temel unsur nedir ve ne olmalıdır?

Her şeyden önce istek olması gerekir, istek olmadan sanat icra edilemez, diye düşünüyorum. Çok klişe bir deyim vardır tiyatro camiasında ama bir o kadar da doğru ve yerinde bir deyimdir; “İki kalas bir hevestir tiyatro“. Şu an biz seninle bu kafede bir doğaçlamaya başlasak herkes bizi izler. Her yıl Türkiye’de bine yakın mezun çıkıyor diye tahmin ediyorum, peki nerede bu kadar insan? Kaçı iş yapabiliyor? İstihdam noktasında neden sıkıntılar var? Tam da bu noktada devletimize iş düşüyor…

Geleneksel tiyatro anlayışımız günden güne yok mu oluyor?

Çok doğru bir noktaya değindin. Türk tiyatrosunda Melih Cevdet Anday gibi bir cevher vardı. Oyunlarına baktığımız zaman, inanılmaz metinler olduğu görülüyor; İçerdekiler, Mikadonun çöpleri. Bunun gibi nice eserler var. Mesela, içerdekiler oyununa bakacak olursak; psikolojik bir metin, alt yapısı son derece sağlam ve sistemi eleştiren metinler ama günümüzdeki gibi kör göze parmak sokarak değil tam tersi estetik bir açıdan yaklaşılıyor metne.

Geleneksel tiyatro anlayışımız baltalanıyor, bunu da bizzat kendi elimizle yapıyoruz çünkü batı metinlerine hayranlığımız günden güne artıyor. Ama şu açıdan bakınca da onlar haklı çıkıyor; onların dizileri, tiyatro oyunları, prodüksiyonları ve oyunculukları gerçekten iyi, bu da doğal olarak onlara özenmemize yol açıyor. Eskiden deve kuşu kabare vardı, oradaki oyunlar orta oyunudur ama günümüze bakıyoruz orta oyunu oynanmıyor. Benim bildiğim birkaç tane ekip var bu işi sahiplenen. Oyun Dükkânı isimli bir ekip orta oyunu üzerine çok başarılı işler yapıyor ve içlerinde benim de yakından tanıdığım hocalarım var bu işi üstlenmek için var güçleri ile çalışıyorlar. Geleneksel Türk tiyatromuza sahip çıkmamız gerekiyor. Şu an can çekişiyor ama ölmesi yakındır, kanısındayım.

Gelecekten beklentiniz nedir?

İleriki yıllarda donanımlı hoca bulma konusunda sıkıntı yaşanacağını düşünüyorum. Efsane isimler geldi geçti, bizim nesil onların bilgileri ile yol alıyor da denilebilir; Cüneyt Gökçer, Müşfik Kenter gibi ve niceleri. İleriye dönük baktığımda, bundan 5-10 sene sonra bu bayrak taşıma işi bizim nesle devredilecek ve bunun hakkı ile yapılması taraftarıyım. Bizim nesilde şöyle bir sıkıntı seziyorum; herkes televizyonda oynamak istiyor, peki tiyatro ne olacak? Tiyatroyu ikinci plana atıyorlar bu durum beni karamsarlığa sürüklüyor. Ben bu bayrağı devralmak için çaba sarf ediyorum, çünkü alttan gelecek kuşaklara ihtiyacımız var yoksa tiyatro çarkları durur. İstihdam noktasında da çok sıkıntı var, mesela ben devlet üniversitesinde okuyorum ama mezun olduğum zaman devlet tiyatrosuna girebileceğimin kesinliği yok.

Söyleşimize Yeditepe Üniversitesi konservatuar, tiyatro bölümü öğrencisi Utku Arslan ile devam ediyoruz.

On sene sonra Türk tiyatrosunu nerede görüyorsunuz? 

On sene sonra Türk tiyatrosunun geleceğini çok karanlık görmüyorum. Lakin genç oyuncu, yazar ve yönetmen adayların kendilerini daha fazla geliştirip daha fazla cesaret göstermedikleri sürece olduğumuz yerde sayıklıyor olabiliriz. Kendimden ve diğer arkadaşlarımın çoğunda gördüğüm en büyük acı gerçek belki de dönem koşullarımızla da çok alakalı bir durum, hazıra o kadar alıştık ki her şeyin ayağımıza gelmesini bekliyoruz. Tabi bu durum sanatla uğraşan herkes için çok da iç açıcı bir durum değil. Klasik bir söz vardır ”askeriye, disiplinini tiyatrodan almıştır” diye, ben buna gerçekten yürekten inanıyorum. Bir şey yaparsan dönüp dolaşır o seni bulur, yeter ki bir şey yapalım. Bu disiplini kurmak için tiyatro eğitimini veya eğitmenlerini gözden geçirmemiz gerekir. Yetkin insanlardan bu eğitimi almalıyız aksi takdirde kötüye giden her şey gibi oyunculuğumuz da kötüye gidecektir. Disiplinden yoksun bir kumpanya düşünülemez.

Utku Arslan
Utku Arslan

Sizce estetik kaygı taşıyan metinler ülkemizde rağbet görüyor mu?

Estetik kaygı bence göreceli bir kavram. Çünkü tiyatro seyircisinin algısı ve ilgisi sürekli değişiyor. Bu yüzden bir oyun seçerken seyirci karşısına çıkmadan önce doğru bir tespit yapmak gerekir. Sadece seyirciyi biraz olsun dinlemek gerekebilir. Ne seyirci için bir şey yapmak ne de kendi dünyanızda sıkışan bir dünya sunmak seyirciye, orta kararı bulmak en doğrusu sanırım. Estetiğin güzelde var olduğunu varsayıyoruz oysa estetik bakan kişi ile alakalıdır, çirkin olan bir dekor da güzel olabilir, gücünü çirkinlikten almıştır o dekor, çünkü çirkin bir dünyayı betimliyordur sahnedeki oyun ama estetikten yoksun gözler bunu algılayamaz, doğal olarak estetikten yoksun bir dekor ve yoksun bir oyun diye adlandırılır. Her güzelin içinde çirkin her çirkinin içerisinde güzel vardır, bunu yadsıyamayız. Mesela şu duvar kir içinde diye çirkindir diyebiliriz ama yıkamaya cesaret ederseniz onun da ne kadar güzel şeyler barındırdığını anlarsınız.

Doyum Eşiği oyunundan
Doyum Eşiği oyunundan

Sanat özgür mü? Değilse nasıl özgürleşebilir?

Sanatın özgürleşmesi için öncelikle bir ekonomik özgürlüğün olması gerekir. Sanat biraz da deneme yanılma yoluyla bulunan bir oluşum olduğu için öncelikle bu imkânın sağlanması önemli bir unsurdur. Politik bir baskının olması elbette özgür düşünceyi kısıtlar, bunun da olumsuz sonuçlarını görebiliriz. Ama şu durumda da her kısıtlama farklı bir görüşün doğmasına fayda sağlayabilir. Verebileceğim en basit örnek; çok yakında yaşadığımız gezi olayları sırasındaki siyasilerin takındıkları tutumlar ve baskı farklı bir sonuç doğurmuştur. Özgürleşmek için birlikte olup daha güzel çiçeklerin açabileceği bir dünya için daha çok üretmeliyiz ve kendimizi geliştirmeyi hiç bırakmamalıyız.

Sibirya kurtlarının ölümden kurtardığı kedi, onların en iyi arkadaşı oldu

Altı ay kadar önce, küçük kedicik Rosie’nin yaşayıp yaşamayacağından kimse emin değildi. Ancak Sibirya kurdu Lilo sayesinde, Rosie inanılmaz bir iyileşme sürecinden geçti ve artık o da bu ailenin mutlu bir üyesi.

Bu şefkatli kurtların ve kedinin ailesi “Kaliforniya’da yaşayan üç kız kardeşiz ve küçüklüğümüzden beri hayvanlara aşığız. O zamanlardan beri, sokakta bulduğumuz hayvanları evimize alıyor ve onları besliyoruz! Köpek papyonları ve bandanaları satarak para kazanıyoruz ve sokak kedilerini evlat edinmeleri için projeler düzenliyoruz. Bunlarla ilgili duyuruları Instagram adresimizden takip edebilirsiniz. Lilo ve Rosie hakkında yazdığımız çocuk kitabımızdan bir alıntı ile bitirelim, ‘Sevgi gözle görülemez, onu kalple görmek gerekir.’ “ diyor.

3 Sibirya Kurdu ve Kedi 6 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 7 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 8 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 9 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 10 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 11 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 3 Sibirya Kurdu ve Kedi3 3 Sibirya Kurdu ve Kedi4 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 2 3 Sibirya Kurdu ve Kedi 5

Kaynak: Bored Panda

Çocuklar için barış hemen şimdi girişiminden devlete çocuk hakları karnesi

Çocuklar İçin Barış Hemen Şimdi Girişimi, Ankara Mithatpaşa Postanesi önünde basın açıklaması yaptı. Karne günü olan bugün pek çok çocuğun karnesini alamadığını hatırlatan girişim hazırladığı çocuk hakları karnelerini açıklamanın ardından sahiplerine postaladı.

Çocuklar İçin Barış Hemen Şimdi Girişimi‘nin basın açıklamasında Türkiye Cumhuriyeti’nin 1990 yılında imzaladığı BM Çocuk Haklar Sözleşmesi’ne imza atarak çocukların haklarını güvence altına alacağını beyan ettiği ancak 26 Temmuz-21 Ocak zaman aralığında çocuk hakları konusunda sınıfta kaldığı belirtildi. 

baris icin 1

Basın açıklamasında yer alan istatistiklere göre:

  • Diyarbakır’da 756, Mardin’de 238, Şırnak’ta 172, Hakkâri’de 163, Batman’da 105, Elazığ’da 33 ve Muş’ta 89, toplam bin 556 okul boşaltıldı.
  • Diyarbakır’da 4951, Mardin’de 1764, Şırnak’ta 2252, Hakkari’de 673, Batman’da 328, Elazığ’da 166, Muş’ta 365 yani toplamda 10 bin 499 derslik boş kaldı.
  • Diyarbakır’da 190 bin 559, Mardin’de 57 bin 165, Şırnak’ta 80 bin 255, Hakkari’de 33 bin, Batman’da 6 bin 900, Elazığ’da 3 bin 829, Muş’ta 7 bin 804 yani, 379 bin 512 öğrenci okula gidemedi.
  • 16 bin 097 öğretmen okulunu terk etti.
  • Diyarbakır’da 24, Mardin’de 3, Şırnak’ta 35 ve Hakkari’de 7 kesin olmak üzere en az 70 çocuk hayatını kaybetti

baris icin ilk

Çocuk İçin barış Hemen Şimdi Girişimi’nin hazırladığı karne ise şu şekilde:

  • Çocukların yaşama hakkının güvence altına alınması ↓
  • Çocukların yüksek yararının gözetilmesi ↓
  • Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tabi tutulmaması ↓
  • Çocukların sağlığa erişiminin sağlanması ↓
  • Bebek ve çocuk ölüm oranlarının düşürülmesi ↓
  • Çocukların sağlıklı beslenme hakkının sağlanması ↓
  • Anneye doğum öncesi ve doğum sonrası gerekli bakımın sağlanması ↓
  • Çocukların özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale edilmemesi ↓
  • Çocukların yasadışı veya keyfi bir biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmaması ↓
  • Silahlı çatışmadan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlanması, çocukların saygınlığının korunması ↓
  • Çocukların eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılmaması ↓
  • Devletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alması ↓

baris icin 2

Basın açıklamasının ardından karneler postaneden ilgili kişilere postalandı.

karne 2karne

karne 2

 

Fotoğraflar: Seyr-i Sokak

Hiroşima’dan sağ çıkan 390 yaşındaki ağaç

1

1976 yılında, bonsai ustası Masaru Yamaki, Washington’daki Birleşmiş Milletler Milli Botanik Parkı’na bir küçük beyaz bonsai çamı bağışladı. Bu ağaç, Nippon Bonsai Derneği’nin Birleşmiş Milletlere iki yüzüncü yıldönümü için verilen 53 bonsaiden biriydi.

Milli Bonsai ve Penjing Müzesinin girişindeki ağaç neredeyse hiç dikkat çekmeden 25 yıldır orada duruyor fakat dikkat etmeden yanından geçip gittiğimiz birçok şey gibi bu ağacın da bir geçmişi var… Hem de bu, dikkate değer bir geçmiş.

Hirosimadan sag çikan 390 yaşindaki agac 2

2001 yılında Yamaki’nin iki torunu, önceden ailelerinde olan ağacı aramak için botanik parkına gelir. Torunlar, Japon bir tercüman aracılığıyla dünyadaki ilk atom bombasının dedelerinin evinin sadece iki mil ötesine düştüğünün hikâyesini anlatır. Evin camlarının patlamayla dağıldığını, uçan cam parçalarının Yamaki’yi yaraladığını… Olayla şehrin yüzde 90’ı yerle bir olmuş, 180 bin insan hayatını kaybetmiştir. Ama Yamaki’nin sevgili bonsaileri, fidanlığı çevreleyen yüksek bir duvar tarafından korunmuş ve mucizevî bir şekilde hayatta kalmış. Ağaç, en az altı kuşaktır ailedeymiş.

Ailenin yaşadıklarından sonra, birini bağışlamak bile yeterince özel bir hareketken, bu ağacı bağışlamak çok daha özel bir anlam taşıyor,” diyor Bonsai ve Penjing Müzesi’nin küratörü Jack Sustic.

Gelecek yılki müzede yeni Japon Fuarı* açıldığında, Yamaki Çamı girişin yanında eski bilindik yerini alacak. Hiroshima Patlamasının bu 70’nci yıldönümünde ağaç, Birleşmiş Milletler ve Japonya arasında süren barışın bir hatırlatıcısı niteliği taşıyor.

* Japanese Pavilion

Kaynak: Treehugger, Smith Sonian Mag