Ana Sayfa Blog Sayfa 52

Pandemi deneyimli bir 31. Ankara Uluslararası Film Festivali!

1

Bu yıl 31. kez izleyici karşısına çıkan Ankara Uluslararası Film Festivali’ne kavuşmanın mutluluğunu nihayet yaşayabildik. Malum tüm dünyayı etkisi altına alan ‘Covid-19’ her şeyi etkilediği gibi ilk darbeyi sanat alanına vurmuştu. Haziran’da yapılması planlanan festivale Eylül ayında kavuşarak, sezonun ilk etkinliğinde nefes aldık. Öncelikle festivali düzenleyen Dünya Kitle İletişi ve Araştırma Vakfı’nın ekibine teşekkür etmek gerek, çünkü hakikaten bu şartlarda bir festivali gerçekleştirebilmenin gayretini gösterebilmek bile çok zor.

Festivalin törenleri ve film gösterimleri, pandemiye uygun bir şekilde planlanmış ve düzenlenmişti.  Cermodern’in açık hava alanında sosyal mesafeli gerçekleşen açılış töreni, kısıtlı da olda coşkulu bir şekilde gerçekleşti.  Sanat Çınarı Ödülü verilen usta oyuncu Tamer Levent’in Ankara ve festival hakkında söyledikleri çok önemliydi. Ankara’nın sanat merkezli bir çıkış olduğunun dile getirilmesi önemli, çünkü Ankara’da sanatın ayrı bir değerinin olduğu yadsınamaz. Emek Ödülü verilen usta sanatçı Şerif Sezer’in duygu dolu sözleri de unutulmazdı. Oyunculuğa olan aşkının ve bu heyecanının bitmediğinden söz eden Sezer, festivalin ilk yılında aldığı ödül kadarki heyecanını da izleyenlerle paylaştı.

Festivalin Ulusal yarışma ödül sonuçlarında ise beklenen ödüller ve şaşırtan ödülleri bir aradaydı. Benim de Ulusal seçkideki favori filmim “Bilmemek” En iyi film, yardımcı erkek ve yardımcı kadın oyundu ödüllerini kazandı. Bilmemek’in yarıştığı festivallerde nihayet fark edilmesi mutlu edici. Onur Ünlü’nün diyalogsuz ama jest-mimik ve sinema mucizelerine dayalı filmi “Topal Şükran’ın Maceraları” nın da fark edilmesi mutlu ederken;  Selen Uçer’in “Aşk, Büyü, Vs.” ve Serdar Orçin’in “Uzun Zaman Önce” filmlerindeki büyüleyici ve güçlü performanslarını göz ardı etmeyen jüriye bol alkış!

Uzun bir süredir sinema salonunda film izlemediğimiz için, festivalin filmlerini sinema salonunda takip etme fikri ilk başta çok sıcak gelmemişti. Çünkü virüsün kapalı alanlarda kalabalık bir şekilde olunca yayılma riskinin yüksek olduğu en başından beri söyleniyor. Ancak festival ekibi, tüm önlemlerin adlınmış olduğu bir ortam haline getirmişti Kızılay Büyülü Fener Sinemaları’nı. Her noktada dezenfektan, koltuk aralarına birer boşluk ve girişte yeni maske temini sunuyorlardı. Ayrıca film başlamadan önce bir uzman yardımıyla, sağlıklı bir şekilde film izlemenin önemi için bir video da izleyenlerle paylaşılıyordu. Bu açıdan festivalin bu konuya özen göstererek etkinliğini gerçekleştirmesi, çok kıymetli.

Festivalde hangi filmleri izledim?

Bu yıl Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışan 9 filmi de, daha önceki festivallerde takip ettiğim için festivalde bu yılki tercihlerimi Dünya Sineması’ndan yana kullandım.

Salvador Simo’nun usta yönetmen Bunuel’i andığı animasyon  “Bunuel, Kaplumbağaların Labirentinde” filminde, Luis Bunuel’in ‘Ekmeksiz Toprak’ filmini çektiği 1933 İtalya’sına gidiyoruz. Filmde para bulma çabaları, egolar, istekler, çaresizlikler ve hayatın savurduğu hayaller havada uçuşurken; hayatta tesadüflerin aslında ne denli bir yol çizdiğine de işareti görebiliyoruz. Las Hurdes köyünde ve bu köyün çevresinde yaşanan inanılmaz olaylar, bu olaylarla Bunuel ve ekibinin karşılaşmaları muazzam bir dille anlatılırken; filmden kareler de bu gerçekliklere güzel bir eşlik oluyor. Kimi zaman naifliğin öne çıktığı filmde, egoların fırlamasıyla acıma duygusunun anlık yok oluşuna da şahit oluşumuz çok güzel bir dengeyle sağlanmış. Sanırım filmde en sevdiğim nokta bu oldu. Hayat her bir duygunun varlığıla aslında  bir hayat… Filmde sevdiğim bir nokta da çekim esnasında çocuklarla karşılaşma ve ekibin, o çocukları arabayla bıktırana kadar gezdirmeleriydi…

Yüzündeki Sır ve Transit filmlerini izlerken hayran olduğum ve yönetmenlik başarısını kantılayan bir mertebeye koyduğum yönetmen Christian Petzold’un yeni filmi “Undine” de, başrollerde Petzold’un ‘Transit’ filminde de başrolleri verdiği Paula Beer ve Franz Rogowski yer alıyor. Sevgilisi tarafından terk edilen Undine’nin, bir inanışa göre onu öldürmeli ve kendini çağıran suya geri dönmelidir. Ancak bu sırada karşısına Christoph çıkar ve yeni bir aşk doğar. Her şeyin yolunda gittiği sırada her şey tepetaklak olur ve yeni kararlar gelmek durumunda kalır. Bir ideolojisi olan, anlatım dili kuvvetli ve güçlü oyunculuklara sahip bir film olmuş Undine. Undine karakteri, başkarakter olmayı ve filme adını koymayı sonuna kadar hak eden bir hikâyeyle karşımızda. Su, dalgıç ve aşk üçgeninde oluşan bağı hayranlıkla izlerken; fondaki müziğin muazzam eşliği de filme artı katıyor. Özellikle final sahnesinde Undine’nin inandığı değerden kaçmaması, bunu gerçekleştirmesi ama bunu bir hiç için yaptığını öğrenmemiz hüzünlendirse de senaryoda bu açından kurulan bağa dikkati çekmek gerekli. Paula Beer ve Franz Rogowski yine güçlü oyunculuklarla karşımızdalar… Ancak film bitmesi gereken yerde final yapmıyor ve uzamaya devam ediyor. Asıl hikayesinin bittiği ve senaryoya izleyeni bağladığı noktada final yapması gerekirken, gereksiz bir geleceğe doğru yola çıkıyor ve sona bağlanmakta zorlanıyor.

Arne Körner’in yönettiği “Gasmann” , Alman sanat ve tiyatro dünyasına bir hiciv niteliğinde karşımıza çıkıyor. Daha çnce filmlerde rol almış ve ilk tiyatro başrolü için hazırlanan oyuncu Bernd’in hikayesine odaklanan film, Bernd’ün rolü ile gerçeği arasında kalışının trajikomik hikâyesini işliyor.Bernd karakterine hayat veren Rafael Stachowiak’ın inançlı ve güçlü performansında nefes aldığım filmde; egolar yenide havada kapışıyor. ‘Canlandırdığın rol ile gerçekte yaşadığın ama hayatın dana biçtiği rol arasında nasıl bir sıkışma yaşarsın?’ sorusunda kalan filmde; güçlü oyunculuklar ve şehir-taşra görüntüsünün harmanını başaran bir yönetim öne çıkıyor. Burnu havada o Alman sanatına ve gerçekle ilgisi olmayan tiyatro hicvini izleyenlere hissettiren film, dostluğun kıymetini ve yılların arkadaşları eskitemeyeciğini de gözlere çarpıyor.

1970 yapımı klasiklerinden ve Eric Rohmer anısına gösterilen “Claire’nin Dizi”, Rohmer’in ‘ahlak hikayeleri’ serisinin beşinci fimi olarak karşımıza çıkıyor. Yakın zamanda evlenecek olan Jerome’nin hikayesine odaklanan film; aşk, arkadaşlık ve özlem duyguları arasında sıkışmış ama iyi bir insan olmak için kendini dizginlemenin içsel hesaplaşmasını kaliteli bir dille anlatıyor. Evlilik öncesi bir tatile çıkan Jerome’nin önce Laura ile flörtü, ancak daha sonra kız kardeşi Claire’e olan aşkı anlatılıyor. Ve bu aşka ilham olan şey de çok enteresan, Claire’nin dizine dokuna arzusu… Bu arzu, dizle olan ‘o bir anlık’ yakın temaslar sonrası içte kıpırdanmalara neden oluyor. Tesadüfi buluşmaların oluşturduğu hislerin psikolojisi üzerine güçlü bir anlatım dili görebileceğimiz filmi, ayrıca sinema perdesinde izlemek de zevkliydi. Belki de o dize dokunsa, o his bitecekti. O dize dokunsa içinde aşk kalmayacaktı. O hissi yaşadıktan sonra Jerome mu yenik düşen taraf olacaktı, yoksa başka bir gence aşık olan Claire mi? Jean-Claude Brialy’nin Haranlık bırakacak performansla yer aldığı film, bu sorgulamaları kafamda döndü dolaştırdı film boyunca. Belkide cevap bulamamak filmi sevme nedenim oldu…

Antalya Film Forum’un jürileri belli oldu!

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla gerçekleşecek 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ortak yapım marketi ve proje geliştirme platformu Antalya Film Forum’un jürileri belli oldu!

5 Ekim’de başlayacak Antalya Film Forum kapsamında beş bölümde dokuz projeye toplam 470 bin TL para ödülü verilecek. Jürilerin değerlendirmesi sonucu kazanan projeler, 7 Ekim akşamı gerçekleşecek Ödül Töreni’nde açıklanacak.

Antalya Film Forum’da bu yıl Kurmaca Work in Progress PlatformuBelgesel Work in Progress PlatformuUzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu, Antalya’yı bir film platosuna dönüştürmeyi amaçlayan Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching Platformu ve bu yıl başlatılan Dizi/Kısa Dizi Pitching Platformu gerçekleşecek.

Türkiye’den yapımcı ve yönetmenlere açık olan ve proje aşamasındaki uzun metraj film projelerinin yarışacağı Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’nda bu yıl yarışacak sekiz projeyi; Mubi Yapımlar Başkan Yardımcısı, yapımcı ve dağıtımcı Bobby Allen, Doha Film Enstitüsü ve Hubert Bals Fonu’nda çalışan danışman ve senaryo analisti, Rotterdam Film Festivali’nin programcılarından Delly Shirazi ile farklı kurum ve festivallerde senaryo geliştirme alanında çalışan, senaryo danışmanı Dilara Omur’dan oluşan jüri üyeleri değerlendirecek. Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu kapsamında iki projeye her biri 30 bin TL değerinde para ödülü, bir projeye de Film Standartları Post Prodüksiyon Ödülü verilecek.

Yeni projelerin hayata geçirilmesine fon ve network desteği sağlayan Antalya Film Forum’un Kurmaca Work in Progress Platformu’nun jüri üyeleri, Locarno Film Festivali ve Cinéma du Réel’in seçici kurul üyelerinden, Fransız film eleştirmeni ve festival programcısı Antoine Thirion, “Köprüdekiler”“Hayatboyu” ve “Ansızın” filmleriyle tanıdığımız senarist ve yönetmen Aslı Özge ile uzun yıllar Pablo Larrain’le birlikte çalışan, usta sinemacının “Neruda” filminin yapımcısı Renan Artukmaç’tan oluşuyor. Kurmaca Work in Progress Platformu’na seçilen beş proje içinden bir projeye 80 bin TL, bir projeye de 40 bin TL para ödülü verilecek. Bu bölümde ayrıca 50 bin TL değerinde TRT Ödülü ile Başka Sinema Dağıtım ve Promosyon Ödülü var.

Çekimlerinde sona gelinen ya da post prodüksiyon aşamasındaki belgesel projelerin desteklendiği Belgesel Work in Progress Platformu’nda, IDFA Endüstri Ofisi başkanı ve IDFA Bertha Fund seçici kurul üyesi Adriek van Nieuwenhuyzen, Documentarist İstanbul Belgesel Günleri’nin kurucularından, film eleştirmeni, belgesel sinemacı ve festival programcısı Necati Sönmez ile Kudüs Film Festivali ve Sinematek’i yönetim kurulu üyesi, Cinephil’in kurucusu Philippa Kowarsky’den oluşan jüri seçilen yedi projeyi değerlendirecek. Bu projeler içinden iki belgesele her biri 30 bin TL değerinde ödül verilecek. Belgesel projeler aynı zamanda Postbıyık Ses Post Prodüksiyon Ödülü ve Başka Sinema Dağıtım Ödülü için de yarışacak.

Çekimlerinin en az üçte ikisi Antalya kentinde gerçekleştirilerek, filmin son kurgusunda aynı oranda Antalya sahneleri yer alması şartıyla ulusal uzun metraj bir filme 150 bin TL maddi destek sağlayacak Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching Platformu için bu yıl üç proje yarışacak. Bu projeleri değerlendirecek jüri üyeleri ise; film eleştirmeni, gazeteci, yazar ve senarist Burak Göral“Nergis Hanım” ve “Biz Böyleyiz” filmlerinin uygulayıcı yapımcısı, “Radiogram” ve geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan “Bina” filminin ortak yapımcısı Müge Özen“Sonbahar”“Denizden Gelen”“Rüzgârın Hatıraları”nda izlediğimiz ve bol ödüllü ilk filmi “Daha” ile yönetmenliğe adım atan oyuncu ve yönetmen Onur SaylakSümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching Platformu Ödülü’nü alan filme Fono Film tarafından ayrıca Post Prodüksiyon Ödülü verilecek.

Antalya Film Forum’un, dizilerin endüstrideki rolünün ve öneminin artışı nedeniyle; yeni yetenekleri saptamak, ulusal ve uluslararası destek sağlayarak özgün ve yaratıcı içerik geliştirmeye katkıda bulunmak ve yapımcıları desteklemek amacıyla bu yıl programına eklediği Dizi/Kısa Dizi Pitching Platformu için altı proje yarışacak. Bu projeleri, bir dönem Forum des Images başkanlığı yapan, on yıl önce kurduğu Séries Mania’da çalışmalarına devam eden Laurence Herszberg, son iki yıldır BluTv’nin dramalar departmanını yöneten Sarp Kalfaoğlu ve Beta Film Doğu Avrupa, Türkiye ve Yunanistan bölgesinin uluslararası satış ve satın almadan sorumlu başkan yardımcısı Veronika Kovacova’dan oluşan jüri değerlendirecek. Yarışacak projelerden birine pilot bölümün prodüksiyonunda kullanılmak üzere 30 bin TL tutarındaki BluTv Ödülü, bir projeye de Color Up Renk Düzenleme Ödülü verilecek.

Antalya Film Forum Ödülleri7 Ekim akşamı düzenlenecek Ödül Töreni’nde sahiplerini bulacak.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in başkanlığını yaptığı 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin İdari Direktörlüğünü Cansel Çevikol Tuncer, yönetmenliğini Ahmet Boyacıoğlu, sanat yönetmenliğini Başak Emre üstleniyor.

Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü, kampüste kedi beslenmesini yasakladı!

0

Galatasaray Üniversitesi Sokak Hayvanlarını Koruma Kulübü, üniversite yönetimi tarafından alınan karar ile kampüsteki kedilerin beslenmesinin yasaklandığını açıkladı. Karara sosyal medyadan birçok hayvansever tepki gösterdi.

GSÜ Sokak Hayvanlarını Koruma Kulubü tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, rektörlük tarafından alınan karar ile kampüste kedilerin beslenmesinin yasaklandığı ve kararın hafta sonu uygulanmaya başlanması nedeniyle kedilerin 3 gün boyunca kampüs içerisinde aç ve susuz bırakıldığı ifade edildi. 

Galatasaray Üniversitesi Sokak Hayvanlarını Koruma Kulübü, üniversite yönetimi tarafından alınan karar ile kampüsteki kedilerin beslenmesinin yasaklandığını açıkladı. Karara sosyal medyadan birçok hayvansever tepki gösterdi.

Kediler için yapılan yuvaların da kırılarak çöpe atıldığı ifade edilen açıklamada tüm hayvanseverler dayanışmaya davet edildi.

Açıklamada şöyle denildi:

“Pandemi döneminde zorluk çekmemeleri için harçlıklarımızla depolu mama ve su kapları aldık. Gönüllü arkadaşlarımız canlarını ortaya koyarak okula besleme yapmaya gittiler. Fakat kimsenin okulda olmadığı bu dönemde şimdi çok büyük bir zorlukla karşı karşıyayız! Rektörlük tarafından alınan gerekçesiz ve ani kararla sahil kampüste kedilerin beslenmesi yasaklandı. Kedilerin en büyük ve sevdikleri yuvası kırılarak çöpe atıldı. Diğerleri ise erişemeyecekleri Yiğit Okur kampüsüne taşındı.

Tüm bunlar özellikle kampüse erişimin yasak olduğu hafta sonu gerçekleştirilerek kedilerimiz 3 gün boyunca aç ve susuz bırakıldı.Yıllardır düzeni kurulu olanların, ürkeklerin, anne ve yavru kedilerin arka tarafa taşınması mümkün değildir. Taşımak denense bile bütün düzenleri bozulacak bu sebeple Çırağan caddesinden geçmeye başlayacaklardır. Bu onlar için ölüm demek. Bu sebeple 6199 sayılı kanun gereği kamusal alanda hayvanların beslenmesinin engellenmesini, aç ve susuz bırakılmasını reddediyor, sizi de bizlere destek olmaya çağırıyoruz.”

Alıntı: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/galatasaray-universitesi-rektorlugu-kampuste-kedi-beslenmesini-yasakladi-1766488

57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden İki Başarılı Afiş!

57’ncisi bu yıl 3-10 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin beklenen afişleri yayınlandı. Bu yıl iki tane afişi olan festivalin ilk afişinin başrolde Fatma Girik, diğerinde ise salgın sürecinde, cephesi olmayan bir savaşın kahramanları olan sağlık çalışanları var.

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla 3 – 10 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin tüm film gösterimleri açık hava sinemalarında gerçekleştirilecek.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in ev sahipliğinde gerçekleşecek Festival, bu yıl sinemamızda ayrı bir yeri olan, unutulmaz ve benzersiz Fatma Girik’i afişine taşıyor, bunun yanı sıra festival tarihinde bir ilke imza atarak özel bir afiş ile, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 2020 Yılının Gerçek Kahramanları olan sağlık çalışanlarını onurlandırıyor.

Festival Altın Portakal Ödülü‘nü, büyük risk altında, görülmeyen bir düşmanla özveriyle ve hayatlarını ortaya koyarak mücadele eden sağlık emekçilerine adıyor. Altın Portakal Heykelini büyük bir gurur ile havaya kaldıran genç bir sağlık çalışanının tasvir edildiği illustrasyon afiş çalışması ile tüm sağlık emekçilerine sonsuz bir teşekkür ediyor ve onlara bu zor dönemde moral vermeyi amaçlıyor.

Fatma Girik, 1965’te düzenlenen ikinci Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Keşanlı Ali Destanı” filmindeki performansı ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü‘nü aldı, 1967 yılında “Sürtüğün Kızı” adlı filmiyle bir kez daha aynı ödüle layık görüldü.

Beyazperdede 180’in üzerinde yapımda rol alan Fatma Girik; Atıf Yılmaz ve Memduh Ün başta olmak üzere Metin Erksan, Şerif Gören, Osman Seden, Halit Refiğ ve Ertem Eğilmez gibi usta yönetmenlerle çalışarak Zilha, Şöför Nebahat, Irazca, Kanlı Nigar, Ezo Gelin ve Kadın Hamlet başta olmak üzere, birbirinden farklı performanslara imza attı.

Beyazperdede en son 2005 yılında Tunç Başaran imzalı “Sinema Bir Mucizedir” ile izlediğimiz ve 2000’li yıllarda televizyon dizilerinde karşımıza çıkan sinemamızın yıldızı Fatma Girik, bu kez 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali afişiyle sinemaseverlerle buluşacak.

31. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin Ödülleri Belirlendi!

0

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin kazananları belli oldu. Festivalde ulusal uzun, belgesel ve kısa film kategorilerinde gerçekleşen yarışmaların birincileri bu gece Büyülü Fener Sineması’nda düzenlenenen ve pandemi önlemleri nedeniyle seyirciye kapalı gerçekleşen gecede belli oldu. Ulusal Uzun Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü Leyla Yılmaz’ın “Bilmemek” filmine verilirken; En İyi Yönetmen Ödülü “Topal Şükran’ın Maceraları” filmiyle Onur Ünlü’ye, Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü ise Cihan Sağlam’ın yazıp yönettiği “Uzun Zaman Önce” filmine verildi. Yarışmada Ayten Başer Yetimoğlu’nun “İçimdeki Küller” adlı filmi en iyi belgesel, Yılmaz Özdil’in yönettiği “Barê Giran” (Ağır Yük) da en iyi kısa film seçildi. Festivalin Ankara temalı kısa ve belgesel film üretimini teşvik etmek amacıyla bu yıl ilkini verdiği VEKAM Özel Ödülü, Yasin Semiz’in Asfaltın Altında Dereler Var!” adlı belgesel filmine gitti.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle ve Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin kazananları bu gece (10 Eylül) belli oldu. Küresel pandemi önlemleri nedeniyle seyirciye kapalı olarak Büyülü Fener Sineması’nda gerçekleşen ve sunuculuğunu Ünsal Ünlü’nün yaptığı gecede ulusal uzun, belgesel ve kısa film dallarında ödüller sahiplerini buldu.

“Festival yapmak çölde lale yetiştirmek gibi bir şeydir”

Festival adına kapanış konuşmasını Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı İrfan Demirkol yaptı ve şunları söyledi: “Covid-19 salgını nedeniyle, sinemaların kapanması, festivallerin ertelenmesiyle ilgili olarak, hep ‘ne yapabiliriz’in yanıtını bulmaya çalıştık. Ne zaman? Nasıl? Nerede? Niçin? Tüm sorulara en sağlıklı, en güvenli, en mantıklı yanıtları bulmalıydık. Festival ekibimizle, danışmanlarımızla ve bilim insanlarıyla toplantılar yaptık. Pandemi koşullarında, en yüksek güvenli ve sağlıklı önlemleri alarak, gerçek anlamda festivalimizi yapmaya karar verdik. Gençlerin ustalarla buluştuğu, filmler üzerine tartışmaların olduğu, festival havasının korunduğu, hasretin giderildiği bir festival olsun istedik. Bilime inanmayı, sorumluluk almayı ve mücadele etmeyi seviyoruz herhalde… Festivalimizin kurucusu Mahmut Tali Öngören, “Festival yapmak çölde lale yetiştirmek gibi bir şeydir” dememiş miydi zaten. Bu zorlu süreçte bizlerle olan ve desteklerini esirgemeyen, siz sanatçı dostlarımıza, sevgili jüri üyelerimize, sinema yazarlarımıza, sinema seyircilerimize, sponsorlarımıza ve tüm festival ekibine yürekten teşekkür ederiz.”

En İyi Film “Bilmemek”

Ulusal Uzun Film Yarışması’nda bu yıl 10 film yarıştı. Başkanlığını yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun yaptığı ve kurgucu Aylin Zoi Tinel, oyuncu Berkay Ateş, oyuncu Tuğçe Altuğ ve sinema yazarı Uğur Vardan’dan oluşan Ulusal Uzun Film Yarışması Jürisi, “Bencil, sıkışmış dünyalarından çıkamayan bireylerin, büyümekte olan bir çocuğu anlamadaki acizliklerini çok etkileyici bir dille anlatabilme becerisi ve toplumsal çürümeye yaptığı vurgudan dolayı” “Bilmemek” filmini En İyi Film seçti.

Leyla Yılmaz’ın yönettiği “Bilmemek”,50 bin TL değerindeki En İyi Film Ödülü’nün yanı sıra; En İyi Yardımcı Rolde Kadın Oyuncu (Senan Kara) ve En İyi Yardımcı Rolde Kadın Oyuncu (Emir Özden) dallarında da ödüllerin sahibi oldu.

‘En İyi Yönetmen’ Onur Ünlü

En İyi Yönetmen Ödülü ise “Topal Şükran’ın Maceraları” filmiyle Onur Ünlü’ye verildi. Emel Erden de aynı filmdeki çalışmasıyla En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı.

‘Uzun Zaman Önce’ye 3 ödül

Festivalin kurucusu Mahmut Tali Öngören adına verilen En İyi İlk Film Ödülü’nü bu yıl, Cihan Sağlam’ın yazıp yönettiği “Uzun Zaman Önce” adlı filmi kazandı. Jüri kararında, “Erkek egemen dünyanın yozlaşmış iktidar ilişkileri içinde insanın kendisi gibi olabilme halinin elinden alınmışlığını ve sevebilmenin imkansızlığını güçlü karakterler ve tutarlı atmosferle anlatabilmesinden dolayı” denirken; filmdeki performansıyla Serdar Orçin’e En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, Uygur Yiğit’e de En İyi Özgün Müzik Ödülü verildi.

‘En İyi Kadın Oyuncu’ Selen Uçer

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, “Aşk, Büyü Vs.”deki performansıyla Selen Uçer’e verildi. Filmin yönetmeni ve yazarı Ümit Ünal da Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı.

Yarışmada ayrıca, En İyi Görüntü Yönetmeni “Şair” filmi ile Hakan Körezli seçilirken, Maryna Er Gorbach ve Aziz İmamoğlu da Omar ve Biz” ile En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi oldular.

SİYAD Ödülü Topal Şükran’ın Maceraları”na

Hasan Nadir Derin, Kerem Akça ve Kurtuluş Özyazıcı’dan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülü de, “Sinemamızda benzerine pek rastlamadığımız bir anlatım tarzını kullanarak toplumumuzda kadının sessizleştirilmesini zekice vurguladığı için” Onur Ünlü’nün Topal Şükran’ın Maceraları” filmine verildi.

‘İçimdeki Küller’ En İyi Belgesel

11 filmin yarıştığı ve akademisyen Nihan Gider Işıkman, yönetmen, senarist ve yapımcı Rena Lusin Bitmez ile yönetmen ve belgesel yapımcısı Zeynep Gülru Keçeciler’in jürliğinde yapılan Ulusal Belgesel Film Yarışması’nın birincisi ise Ayten Başer Yetimoğlu’nun “İçimdeki Küller oldu. 20 bin TL değerinde En İyi Belgesel Film Ödülü’nün sahibi olan ve 31 Ocak 2008 tarihinde Zeytinburnu’ndaki Davutpaşa Emek İş Hanı’nda yaşanan patlamayı konu alan “İçimdeki Küllerin ödül gerekçesinde, “Samimi ve güçlü karakter kuruluşu, konunun detaylandırılmasında başvurulan araştırma ve arşiv çalışmasının yeterliliği ve önemli bir bellek çalışması olması nedeniyle” denildi.

Yılın kısa filmi ‘Barê Giran’

Ulusal Kısa Film Yarışması’nda bu yıl 14 film yarıştı ve akademisyen Andreas Treske, yapımcı Bulut Reyhanoğlu ve oyuncu Şenay Gürler’den oluşan Ulusal Kısa Film Yarışması Jürisi, Yılmaz Özdil’in “Barê Giran (Ağır Yük)” adlı filmine 10 bin TL değerindeki En İyi Kısa Film Ödülü’nü verdi. Jüri kararında ise şunlar söylendi:“‘Barê Giran’ kadrajdan oyuncu seçimine, ses tasarımından kamera kullanımına, yalın anlatım dili, oyuncu yönetimi, mekânları konuyu desteklemek için en iyi şekilde kullanması, görüntülerin sinematografik etkileyiciliği ve diyalogların gerçeklik ve sadelikle verilmesi ile ön plana çıkıyor. Detay çalışmalarıyla Robert Bresson’un ‘Balthazar’ filmini hatırlatması ve sinema sanatına uyumlu olması ile dramaturjinin kusursuzluğu ve kısa film için uygun anlatım formatının olması jüriyi etkilemiştir. Sonuç olarak; anlattığı konunun derinlikli ve evrensel olmasıyla En İyi Kısa Film Ödülü’ne layık görülmüştür.”

VEKAM’dan Ankara filmine ödül

Ankara Uluslararası Film Festivali’nin Koç Üniversitesi’nin Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (VEKAM) ile ortaklaşa düzenlediği ve Ankara temalı kısa ve belgesel film üretimini teşvik etmek amacıyla bu yıl ilkini verdiği 10 bin TL değerindeki VEKAM Özel Ödülü’nü ise, Yasin Semiz’in “Asfaltın Altında Dereler Var!” adlı filmi kazandı. Akademisyen İpek A. Çelik Rappas, belgesel yönetmeni Kerime Senyücel ile akademisyen Seçil Büker’den oluşan jüri, kararında şunları söyledi: “Belgesel, Ankara’da yapılaşma ve çarpık kentleşmenin çevre ve insan üzerinde etkileri gibi güncel ve önem arz eden bir konuya beklenmedik bir bakış açısıyla, Ankara’nın dereleri ve su kaynakları üzerinden, yaklaşarak jüri üyelerinin dikkatini çekmiş ve beğenisini kazanmıştır. Güncel bir probleme tarihi yaklaşımı ile derinlik kazandırmış bu çalışma, arşiv ve bilir kişiler üzerinden yapılan araştırmalara dayanarak kurgulanmış ve bu niteliği ile yarışma duyurusunda belirtilen kriterlere riayet etmiştir. Belgesel ayrıca ilgili kent sakinleri ve şehir planlamacılardan sahne sanatçılarına uzanan geniş yelpazede Ankaralılara mikrofon uzatarak çevre sorununu kişilere etkisi ve kişilerin sorunlara yaklaşımları üzerinden aktarma başarısını göstermektedir. Tüm bunların yanında özellikle giriş ve son plandaki müzik ve animasyon kullanımı görselliğe estetik katmaktadır.” “Asfaltın Altında Dereler Var!” ayrıca, VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi’ne girmeye de hak kazandı.

Yerli ve genç sinemaya destek

Ankara Uluslararası Film Festivali’nin Türkiye sinemasının yeni yaratıcılarına ve yenilikçi projelerine destek olmak amacıyla düzenlediği Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği Yarışması’nın kazananı Murat Uğurlu’nun “Hak Edilmiş Bir Öpücük” adlı projesi olmuş ve 30 bin TL tutarında para destekli ödül festivalin Açılış Töreni’nde verilmişti.

Cepte İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar

Eğer her yazının bir ana fikri olmalı diye düşünüyorsak yazıya bunun telaffuzuyla başlamak istiyorum. İnsanlığın yıldızının ne zaman, nerede, nasıl parladığı; barındırdığı gizemle, adına yaşam dediğimiz şu sınırları belli parodide bize sunulmuş bir armağandır. Bir armağandır çünkü potansiyeli ve şaşırma hissini bize yeniden bağışlar. Bu şaşırma hissinin tarihsel gerçeklik içindeki yansımalarına bakmak içinse bir kitap önerim var: İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar.

Zweing’in Sunusu

Bir şeyi bir şeye katan derin anlamın yanında belki de sıradanın perdesini aralayan sevinçli şaşırma hissinin yansımalarının bulunduğu denemelerden oluşan İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar: On Dört Tarihsel Minyatür kitabının sunusu yapan Zweing, kitabı şöyle anlatıyor:

“Günün yirmi dört saati boyunca yaratıcı olan hiçbir sanatçı yoktur; onun yarattığı en büyük ve en kalıcı yapıtlar, yalnızca ve yalnızca ilham perisinin geldiği o pek ender rastlanan anlarda oluşmuştur. Aynı şekilde, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük şairi ve yaratıcısı olarak kendisine hayranlık beslediğimiz tarih de sürekli yaratıcı olmamıştır. Goethe’nin “Tanrı’nın gizemli atölyesi” diye adlandırdığı tarih içinde de günlük ve önemsiz olaylar pek çoktur. Tarihte de, sanatın her türünde ve günlük yaşamda olduğu gibi çok görkemli ve unutulmaz anlara ender rastlanır. Tarih, çoğu kez bir kronik hazırlayıcısı gibi titiz bir çalışmayla gerçek olayları halkalar gibi art arda ekleyip binlerce yılı saran dev bir zincir oluşturur; her türlü heyecan ve gerilim için bir hazırlık dönemi, her gerçek olay için de bir oluşum süreci gereklidir. Bir ulusun içinden bir dâhinin çıkabilmesi için milyonlarca insanın dünyaya gelmesi gerekli olmuş, gerçek bir tarihsel olayın, yani yıldızın parladığı anların oluşması için de milyonlarca saat beklemek zorunda kalınmıştır.”

Ve devam ediyor

“Ancak sanat dünyasında bir dâhi ortaya çıkınca, çağlar boyu kendisinden söz ettirir; böyle bir an, bir dünya anı ortaya çıkarsa, bu, gelecekteki on yılların ve yüzyıllarında belirleyicisi olur. Nasıl ki atmosferdeki bütün elektrik akımı bir paratonerin ucunda bulunuyorsa, en küçük bir zaman dilimine bile inanılmaz sayıda tarihsel olay sığdırılmıştır. Başka zamanlarda kendi halinde, peş peşe ve yan yana gelişen olaylar, her şeyi belirleyen ve her şeye karar veren o bir tek anlık zaman dilimi içine sıkışıverir: Tek bir evet, tek bir hayır, bir anlık erken davranma ya da bir anlık geç harekete geçme, bu ânı, yüzlerce kuşak da geçse, asla geri getiremez ve bu yitirilen an, bireyin ve ulusların yaşamını ve hatta bütün bir insanlığın yazgısını belirler.”
Çağları aşan bir kararın bir tek takvime, bir tek saate ve çoğu kez de yalnızca bir tek dakikaya sıkıştırıldığı böylesine trajik ve yazgıyı belirleyici anlara, bireylerin yaşamında ve tarihin akışı içinde çok ender rastlanır. Ben böyle anları, insanlığın yıldızının parladığı anlar diye adlandırdım; çünkü onlar, tıpkı yıldızlar gibi hiç değişmeden geçmişin karanlığına ışık tutmaktadır. İşte bu kitabımla, değişik zamanlara ve değişik bölgelere ait kimi önemli anları, yıldızın parladığı anları anımsatmaya çalıştım. Yapıtta yer alan tarihsel olayları anlatırken gerçekleri hiçbir biçimde değiştirmedim. Çünkü tarih, kusursuzluğa ulaştığı böylesine eşsiz anlarda, kendisine yardım için uzanan ellere gereksinim duymaz. Tarih, bir şair, bir dram yazarı olarak işlevini gerçek anlamda yerine getiriyorsa, hiçbir şair onu aşmayı denememeli.”

On Dört Minyetürde Neler Bulacaksınız?

Kitaptan bahsetmenin en iyi yolunun ne olacağını düşünürken Zweing’in eserini anlattığı yukarıdaki paragrafları aşmanın mümkün olmadığını anlıyorum. Bu nedenle sadece konu seyrini sunacağım. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Bu On Dört Minyatür’de: Dünyadaki her iki okyanusu da tarihte ilk defa gören Nunez de Balboa’nın serüvenini, Bizans’ın fethini, Georg Friedrich Handel’in dirilişini, Marseillaise’nin yanında bestecisi Rouget’in ünsüzlüğünü, Napoleon’u ve Grouchy’in gecikmesini, Goethe’yi, Eldorado’nun keşfini, telgrafın okyanusu aşmasını, Toltsoy’un yarım kalmış dramını, kutbun keşfinin canla ödenmiş serüveni, Lenin’ini devrime götüren treni ve Cicero’yu bulacaksınız. Zweing’in anlatım ustalığıyla örülmüş metinler umarım size de keyif verecektir.

Cepte Kitap

Kitabı Can Yayınları’nın cep kitaplarından okumuştum. Kitaplar söz konusu olduğunda özel tasarımlar her zaman ilgi çekicidir ama bu kadar işlevsel bir tasarım kolay bulunmaz kanısındayım. Hem kolay okunuyor hem de estetiği tatmin eden bir şıklığı var. İncecik kağıdı çevirmesi bile ayrı bir tat, ben bu seriyi seviyorum. Belki dört kibrit kutusu büyüklüğünde, dünyanın on dört şaşırtıcı denemesi, umarım okuruna iyi gelecektir. Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.

57. Altın Portakal’ın Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Filmleri Açıklandı!

0

3 Ekim‘de başlayacak olan ve bu yıl 57. si düzenlenecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması‘nda yer alacak filmler belli oldu. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek‘in başkanlığında düzenlenen festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması‘na bu yıl 47 film başvurdu.

Festival danışmanı, akademisyen ve sinema yazarı Ahmet Gürata ile sinema yazarları Sevin Okyay ve Mehmet Açar‘dan oluşan seçici kurulun değerlendirmeleri sonucunda belirlenen 12 film Antalya’da yarışacak. Fikret Reyhan‘ın “Çatlak“, Tankut Kılınç‘ın “Dersaadet Apartmanı“, Nesimi Yetik‘in “Dirlik Düzenlik“, Derviş Zaim‘in “Flaşbellek“, Orçun Benli‘nin “Gelincik“, Erdem Tepegöz‘ün “Gölgeler İçinde“, Azra Deniz Okyay‘ın “Hayaletler“, Tunç Şahin‘in “İnsanlar İkiye Ayrılır“, Atalay Taşdiken‘in “Kar Kırmızı“, Barış Gördağ ve Yasin Çetin‘in “Koku“, Ferit Karol‘un “Kumbara” ve Reis Çelik‘in “Ölü Ekmeği” adlı filmleri Altın Portakal ödülleri için heyecan yaşayacak.

Ulusal Yarışma’da Türkiye ve Dünya Prömiyerleri Yılı!

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması‘na bu yıl getirilen “Türkiye’de ilk gösterim” koşulu ile, yarışmaya seçilen tüm filmler Türkiye’de izleyiciyle ilk kez Antalya’da buluşacak. Yarışmadaki dokuz film ise (“Çatlak”, “Dersaadet Apartmanı”, “Dirlik Düzenlik”, “Flaşbellek”, “Gelincik”, “İnsanlar İkiye Ayrılır”, “Kar Kırmızı”, “Koku” ve “Kumbara”) aynı zamanda dünya prömiyerlerini Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde yapacaklar.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden sinemamıza 770 bin TL destek!

57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin sinema sanatına desteği geçen yıl olduğu gibi devam ediyor. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması‘na seçilen filmler300 bin TL tutarındaki En İyi Film Ödülü‘nün yanı sıra, her biri 100 bin TL değerindeki Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ve Behlül Dal En İyi İlk Film Ödülü de dahil olmak üzere 16 kategoride yarışacaklar. Sinema sektöründeki kadın emeğinin görünürlüğüne dikkat çekmek için geçen yıl ilk kez verilen 50 bin TL değerindeki Cahide Sonku Ödülü de bu yıl yine yarışmadaki filmlerden birinde kamera arkası ya da önü fark etmeksizin çalışmış bir kadın sinemacıya verilmeye devam edecek. Önümüzdeki günlerde açıklanacak Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisi, toplam 770 bin TL tutarındaki ödüllerin sahiplerini belirleyecek. Geçen yıl olduğu gibi Film Yönetmenleri Derneği jürisi Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü‘nü, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi de SİYAD En İyi Film Ödülü‘nün sahibini belirleyecek. Ödüller 10 Ekim akşamı düzenlenecek Kapanış ve Ödül Töreni‘nde sahiplerini bulacak.

Gözlerimin Esir Aldığı Bilincim

Bencil Bakışlar

Öylesine benim ki sen olmanın nasıl bir şey olduğunu bilemem. Öylesine benim ki başkaları hakkında fikir beyan edemem. Kendimle öyle çok yürüdüm ki senin adımlarına ayak uyduramam. İnsanın gözleri renkleri öyle aynı tondan görüyor ki gördüğümüz arasında büyük farklılıklar var. Böyle bir görüntünün içinde empati nasıl mümkün olabilir? Bizler boğulma refleksine sahip insanlarız. Mevzu bahis hayatta kalmak olunca yapamayacağımız hiçbir şey yok. Yalnızca varoluşumuz esas olan. Bu yüzden varlığımız etrafında şekilleniyor hayat. Her şey bizim çevremizde meydana geliyor, bilime saygı duymasak dünyanın ve güneşin yalnızca bizim etrafımızda döndüğüne dair şiddetli fikirler beyan ederdik. Neyse ki bilim bu işi çoktan çözdü. Bizler tekil yaratıklarız. Çoğul öznelerin içinde bile beni arama uğraşındayız. Bu gayet tabi bir durum. Yıllar boyunca tek bir gözden görmüş bizler onlara kanun gibi güvenir. Bu yüzden bencil olmak benmerkezci fikirlere kapılmak olması gerekendir.

Varlığımız, kıymetlimiz

Tüm bu fikirlerin eşliğinde diğer insanları anlama isteğinden vazgeçtim. Çünkü anlayamam. Fikirlerim, kendi süzgecimden geçerek oluşuyor. Bu da onların bozulmasına yol açıyor. Onları kendi zihnimin boyunduruğu altına alıyor. Bu yüzden karşımızdaki insanı ne kadar anlamaya çalışırsak çalışalım hep eksik bir taraf kalacaktır. Varoluşumuz bizim hazinemizdir. Ona hep en büyük değeri veririz. Hiç kıyamayız, üzülmesine dayanamayız. Çocuklukta her şey etrafımızda dönüyormuş hissine kapılırız. Zaman geçtikçe bu dönüş yavaşlar. Ve bizler etrafımızda olup bitenin farkına varmaya başlarız. Yalnız olmadığımızı, gözlerimizi kapattığımız zamanlarda dünyanın dönmeye devam ettiğini anlarız. Bu kanaatimce insanı üzer. Biricik olmadığını kavramak, dünyanın yalnızca kendi adına düzenlenmemiş olduğunu anlamak ruhumuzda ihtilal yaratır. Tüm bu yıkıma rağmen değişmeyen, değişime direnen şeyler vardır. Gözlerimiz gibi… Onlar hala bizim dünyanın lideri olduğumuzu düşünmeye devam eder. Bu yüzden kendi dışında gördüğü her şeye kendinden biraz karıştırır.

Gözlerimizin Tahakkümü Altındaki Bilinç

Gözler en büyük veri kaynağımız. Bazen, belki de çoğu zaman, dış dünya hakkında yanılgıya düştüğümüz olur. İç sesimiz o kadar çok bağırır ki kulakları sağır eder bu ses. Bu yüzden gerçekler, ne kadar gerçek olursa olsun bilincimize ulaşmakta zorluk çeker. Sonra elimizdeki tek veri kaynağı olan gözlerimiz ve iç sesimize kulak veririz. Ki zannımca bu normal olandır. Esen hafif bir meltem gemiyi oradan oraya sürükleseydi hiçbir limana varamazdık. Sanırım bu yüzden gözlerimiz, iç sesimiz; tüm duyularımız yanlış olsa da bizi limana ulaştırma uğraşındadır. Haddimi aşmış olabilirim yazarken, fakat kendimle o kadar çok ilgiliyim ki bu fikirlerin dünyanın en doğru fikri olduğu kanaatindeyim.

Anima Belgesel Film Projesi: Anlatmanın gücüne inananlar toplaşın

Medya ile ilgili yapılan çalışmalarda medyanın dönüştüren, pekiştiren ve inşa eden etkisi tartışılan konular arasında yer alıyor. Bu etkiler bireysel hayatlarımızda dahi sık sık karşımıza çıkabiliyor. Öyle ki bir sinema filmi ya da sıradan bir reklam bile bazen sorgulamaya haliyle değişime vesile olabiliyor. O yüzden herkes için eşit ve özgür bir dünya hayali kuranların çektiği filmler, diziler, belgeseller gerçekten çok kıymetli. Şimdi size, bu kıymetli çalışmalardan biri olan, henüz seyirciyle buluşmayan Anima’dan bahsedeceğim ve sizi bu kıymetli projeye desteğe çağıracağım. Çünkü anlatmak, her şeye rağmen değiştirmek için bir sihir hala…

Anima Belgesel Film Projesi ile bu sabah tesadüfen karşılaştım. Ortaya çıkış öyküsü ve amacı öyle değerli ki hemen heyecanlandım. Filmin seyirciyle buluşması için geri sayım başlarken biz de çorbaya bir tutam tuz atıp bu güzel projeye destek olabiliriz.

Hem Anima hem de belgesele destek olabilme fikri beni heyecanlandırırken Anima ile ilgili şunlar yazıyor destek olabileceğimiz site üzerinde;

“Ezgi Selin Ülkü ve Cemre Yılmaz’ın yapımcı, Ferhat Akbaba’nın grafik tasarımcı olarak projeye dahil olmalarıyla 2018 yılında çekimlerine başladığım Anima filmi için Dersim, Konya ve İzmir’de bu güç ilişkilerine örnek olabileceğini düşündüğüm ortamlar ve etkinliklerde bulunarak çekimler yaptım ve insanların hayvanlarla ve doğayla kurduğu ilişkilere dair gözlemsel çekimler yaptım.

[…]

Projemizi, toplumdaki hayvan algısına ve bu algının toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki etkisine dair bir farkındalık yaratma güdüsüyle geliştirirken aynı zamanda biçimsel olarak sinema sanatının öğelerinden yararlanarak sanatsal değeri yüksek bir proje üretmeyi hedefledik.”

Tamamını okumak ve desteklemek için: https://fongogo.com/Project/anima-belgesel-film-projesi-2

Cesur Yeni Dünya – INDRA Yok Olurken

0

Aldous Huxley’ın aynı isimli romanından uyarlanan, distopik televizyon dizisi “Cesur Yeni Dünya” birinci sezonuyla karşınızda.

Aslında abimiz boş değil. Parapsikoloji ve mistizmle ilgilenmiş. Hızlı yoldan kafa açıcılara da başvurmuş. Beklemeye ne gerek var? Yirmi yıl bir mantra ile ömür mü geçer? Ver “Soma”yı, olsun bitsin.

Roman/dizi kıyamet sonrası bir ortamda geçiyor. Ancak kıyametin oluşmasıyla ilgili pek bilgimiz yok. Yıkım sonrası kurulan medeniyetin içinde açıyoruz gözlerimizi.

Sınıflı toplum mevcut. Zeka yapılarına göre sınıflandırmalar yapılmış. Alfa, Beta, Gema, Delta, Epsilon şeklinde gidiyor. Bunların artıları, eksileri de var. Alfa plus, Beta plus gibi. Doğan çocukları da hangi sınıftalarsa ona göre “şartlandırmaya” tabi tutuyorlar ve öğretilen şekilde davranmalarını ön görüyorlar toplumda. Şartlandırma konusu ilham verebiliyor. Daha çok hayvansal bedeni şartlandırıyorlar, elektrik kullanıyorlar gibi.

Epsilonlar en alttaki işleri yapan birim. Alfalar yönetici, Betalar araştırmacı bilim insanı gibi diğerleri de toplumun yapılacak fiziki iş kısmını yapıyorlar. Yumurta/sperm DNA ayarlanıyor ve direk o ayarda doğuyorsun. Sonra şartlandırmada, doğum izine göre şartlanıyorsun. Şartlandırmanın dışında bir şey olursa, sinirsel gerilimler gibi, bunları bastırmak için de “Soma” kullanıyorsun. O zaman dengelenmiş oluyorsun.

Brave New World Peacock

Toplumda Soma kullanımı çok yaygın kimse duygusal bedenlerini hissetmek istemiyor. Mental ve fiziksel, devam. Hayat haz üzerine kuruluyor. Ölen birisi hatırlanmıyor mesela. INDRA işini yapıyor. Diziyi çok detaylı incelemek mümkün. Birçok açıdan detaylandırılabilir. Soma, haz, sınıflı toplum, INDRA gibi başlıklar mesela.

Indra insan zekaları arasında yaşayan bir yapay zeka. Herkesin indra’ya bağlı olması şart. Ancak ara ara sistemden çıkabiliyorsunuz. Sizden gelen verilere göre de indra kendini güncelliyor. Organik verilerle gelişen bir yapay zeka, idealize edilmiş fikirler onun aracılığıyla yine toplumdaki bireylerle paylaşılıyor. Bireylerden gelen deneyimler ile de plan güncelleniyor. Bu haliyle dinamik ve canlı bir sistem.

INDRA ve Soma kelimelerinin de ayrı anlamları var vedik kültürde. Soma bir çeşit ritüel içeceği. Indra’da tanrıların kralı, yıldırım tanrısı gibi anlamları var. Bu anlamlarıyla da dizi bir yere bağlanıyor.

Brave New World İzle - Brave New World Dizisi - Tüm Bölümler, 1080p izle

Toplumsal açıdan ihtiyaçlarımızın göz önünde bulundurulduğunda başka bir hale geldik. Birçok ideal yaşam biçimleri denendi? Komünizm, feodalizm, oligarşi, monarşi, demokrasi ancak şu ancak insanların ihtiyacı başka?

Bizim, birbirimizin ihtiyaçlarını düşündüğümüz ve birbirimizin ihtiyaçları için çalıştığımız bir sisteme ihtiyacımız var. Ben kendimi düşünmek istemiyorum. kendi kiram için, kıyafetim, gıda masraflarım için çalışmak istemiyorum. Bu insan varlığı açısından oldukça düşük bir seviye. Eğitim metotlarımız değiştirdiğimizde, eğitim amacımız kendisiyle ahenkli insanlar, toplumlar yaratmayı hedeflediğimiz, doğan arkadaşlarımızın içindeki potansiyele göre eğitimeye başladığımızda toplumumuzdaki iş anlayışının başka hale geleceğini biliyorum. Vicdan gelişiyor, kalp açılıyor ve sevgi realitesi bizleri yakınlaştırıyor. Geleceğe yardım edelim.

Her ne kadar korku, panik ve endişe var gibi gözükse de gelişiyoruz. Anlayış olarak artık daha bağlıyız ve başka şeyleri istiyoruz. Arayalım dostlar, başka türlüsünü arayalım. Başka türlü bir hayat için insanlar çoktandır bir araya geldi.

|imbd linki için lütfen tıklayınız|