Ana Sayfa Blog Sayfa 546

Birbirimizin yerine yaşadığımız hayatlar: Annemle Geçen Yaz

0

Sınıfsal çatışmaları anlatan filmlerin genelindeki ortak özellik, üst ile alt sınıflar arasında gerçekleşen soğuk savaşın mutlak bir zaferle sonuçlanmasıdır. Genellikle de ezilen kesimin galip geldiği bu öykülerde pek çok yönetmen, filmlerine didaktik anlatım ve aşırı duygusal sahneler yükleyerek kaçınılmaz bir hataya sürüklenmektedir.

21. Gezici Festival’in üçüncü gününde izleme şansı bulduğumuz Brezilya yapımı Annemle Geçen Yaz filminde ise elindeki öyküyü herhangi bir mesaj kaygısına kapılmadan, duru anlatımlarla aktaran gerçekçi bir varoluş mücadelesine tanık olduk. Özellikle de festivalin ana teması olan “Güvencesiz Hayatlar” kavramıyla bire bir örtüşen film, ilerlettiği her sahnesinde yüzlerimizde oluşan tebessümlerin baş mimarı olmayı başardı.

Filmin yönetmenlik koltuğunda oturan Anna Muylaert’ın ismini ise 2006 yılında çekilen Annemler Tatilde’nin senaryo ekibinde görmemiz mümkün. 1970’lerin askeri yönetimi esaretinde yaşayan Brezilya’sında küçük bir çocuğun siyasi suçlu olarak aranan ebeveynlerini bekleme sürecini anlatan film, sayısız festivalden bolca ödül kazanmıştı. Yine bir çocuk, yetişkin hikâyesi ile karşımıza çıkan Muylaert; bu seferki öyküsüne gerek yönetmenliği, gerek ise farklı bakış açılarından ilerlettiği anlatım biçimi sayesinde fazlaca enerji katabiliyor.

annemle geáen yaz 4

Brezilyalı zengin bir aile ile hizmetçileri Val’ın öyküsünü anlatan Annemle Geçen Yaz, bir şekilde hayatına sistemli bir düzen yerleştiren Val’ın 10 yıldır görmediği, uzakta yaşayan kızının üniversiteye başvurmak için gelmesiyle alt üst olan yaşamıyla devam ediyor. Her ne kadar film ilk bakışta bizlere gerilime sürüklenen tipik bir anne-kız çatışması izlenimi verse de sonra sonra ortaya çıkacak statü doyumsuzluklarının şekillenmesiyle birlikte kendisini izlenilebilir kılmaktadır.

annemle geáen yaz 3

Toplumların bölünmesindeki en büyük pay sahibi olan sınıfsal ötekileştirme politikalarını, duru bir anlatımla aktaran yönetmen, bu sayede de filmini her daim dinç tutmayı başarmış. Tabii bu başarıdaki en büyük pay sahibinin oyunculuğuyla dillere destan bir performans sergileyen Regina Case’nın da olduğunu söyleyebiliriz. Filmdeki her sahnesini bedeni, mimikleri ve oyunculuk ruhuyla en tepelere çıkaran Case; bizlerin kendisine bir oyuncu gibi değil, gerçek bir karaktermiş gibi yaklaşmamızı sağlıyor.

annemle geáen yaz 2

Özetle Sundance ile Berlin gibi kalburüstü film festivallerinden eli boş dönmeyen ve Brezilya’nın Oscar adayı olan Annemle Geçen Yaz; nefret ettirdiği karakterleriyle bile güldürmeyi başaran sağlam bir yapıt. Özellikle de her şeye rağmen mutlu olmak için sağdan soldan sebepler toplayan başarılı karakter betimi sayesinde, uzunca bir süre yüreğinizin sıcak kalmasını sağlayacak.

annemle geáen yaz 1

 

Eko aktivistlerden Paris’te yaratıcı eylem

Paris’te gerçekleşecek İklim Zirvesi’ne bir gün kala şehir oldukça hareketli saatler geçiriyor. Eko aktivistlerin şehirdeki reklam panolarına hazırladığı 600’den fazla sanatsal çalışma, İklim Zirvesi‘nin düzenleyicisi Birleşmiş Milletler’in tartışmalı sponsorlarını eleştiren cinsten. 

Brandalism hareketinin düzenlediği aktivizmin reklam, tüketim, fosil yakıt bağımlılığı ve iklim değişikliği arasındaki bağı vurgulamak amaçlı düzenlendiği belirtiliyor.

BBC News‘in haberine göre, yapılan çalışmanın tüm dünyada iklim değişikliğinin durdurulmasını talep eden küresel eylemlerle aynı hedefi güttüğü belirtiliyor.

Hazırlanan afişlerde iklim değişikliği zirvesinin sponsorlarının aslında yaşanan problemlerin ana sebebi olduğu anlatılıyor.

Ayrıca Paris merkezli kaynaklardan edinilen bilgiye göre, IŞİD saldırılarından sonra ilan edilen olağanüstü hâl, en çok aktivistleri ve sol kesimden bireyleri etkiliyor. Yürüyüşlere gitme ihtimali olan yüzlerce kişi evlerine baskın yapılarak gözaltına alınıyor.

Volkswagen ile dalga geçilen posterde geçtiğimiz aylarda ayyuka çıkan emisyon krizine atıfta bulunuluyor. Posterde, "Yakalandığımız için üzgünüz" yazıyor.
Volkswagen ile dalga geçilen posterde geçtiğimiz aylarda ayyuka çıkan emisyon krizine atıfta bulunuluyor. Posterde, “Yakalandığımız için üzgünüz” yazıyor.
Bu afiş çalışmasında Formula 1 kıyafetleri içerisindeki İngiltere Başbakanı David Cameron eleştiriliyor
Bu afiş çalışmasında Formula 1 kıyafetleri içerisindeki İngiltere Başbakanı David Cameron eleştiriliyor.

Ekoaktivizm Paris

Obama'nın petrol ile bağının eleştirildiği afiş çalışması
Obama’nın petrol ile bağının eleştirildiği afiş çalışması
Ekoaktivizm Paris 8
İngiliz Bakan Goerge Osbourne da eleştiri oklarından nasibini alanlardan
Japonya Başbakanı Shinzo Abe de enerji politikaları sebebiyle eleştirilenler arasında
Japonya Başbakanı Shinzo Abe de enerji politikaları sebebiyle eleştirilenler arasında
Ekoaktivizm Paris 6
François Hollande’in eleştirildiği bu afişte Hollande, olağanüstü hal metnini okuyor.
Ekoaktivizm Paris 4
Protestocular, eylemi İklim Zirvesi’nin sponsorlarından olan JC Decaux’un panolarını kullanarak gerçekleştirdi. 

Hazırlayan :Burak Avşar

Halüsinasyonların gerçekliği: Saltanatın Mezarlığı

0

“Başkasını kırdığımızda hemen affedilmeyi bekleriz ama kendimiz kırıldığımızda affetmeyi unuturuz.”

Bu yıl 21’incisi düzenlenen Gezici Film Festivali’nin 3. gününde; Taylandlı Altın Palmiye’li yönetmen Apichatpong Weerasethakul’un Saltanatın Mezarlığı filmi bizlerleydi. Festivalin ikinci gününde de gösterilen film, festival izleyicileri tarafından ilgi gördü. Saltanatın Mezarlığı, Cannes Film Festivali’nde “Belli Bir Bakış”ta da gösterilmişti.

Filmde, bir ev hanımının hayatından bir kesiti bizlere aktarılıyor. Jenjira, bir kocasını kaybetmiş ve yeniden Amerikalı bir askerle evli bir ev hanımıdır. Bir grup asker, gizemli bir hastalığa yakalanmıştır ve bu hastalık yüzünden uyanamamaktadırlar. Bir ilkokulun boş bir bölümüne bu askerler yerleştirilir ve tedaviler yapılmaya başlanır. Jenjira da bu ilkokulda askerlerin tedavilerine yardım etmek için gönüllü olur. Fakat Jenjira, değişik şeyler hissetmeye ve anlamaya başlar; orada tedavisine yardım ettiği Itt’e ilgi duymaya başlar. Daha sonrasında ruhlarla konuştuğunu söyleyen bir kahinle karşılaşır ve onunla ilginç olaylar yaşar.

SALTANATIN MEZARLIGI 4

Filmde aslında evli fakat başkasına ilgi duyan bir kadının; aldatma olarak nitelendirildiği bu davranış, farklı bir şekilde sunuluyor. Jenjira’nın Itt’e olan ilgisi, bana göre bir annenin çocuğuna olan sevgisi gibiydi. Bir annenin çocuğunu kaybetme korkusu ve onu geri getirme çabaları gibi görünüyordu. Fakat Itt’in bir sahnede Jenjira’nın kocası hakkında oldukça detaylı soru sorması da Itt’in Jenjira’ya bağlanmasını anlatıyordu. Salgın bir hastalığa dönüşen uyku probleminden muzdarip bu insanların, halüsinasyonu ve gerçeği birbirine karıştırmasını anlatıyor.

Saltanatın Mezarlığı, bir kendini kanıtlama çabası içermiyor. Gayet mütevazi bir biçimde aslında Tayland hakkında bir kültürün ve anlayışın bilgi dağarcığını içeriyor. Tayland halkının ne gibi dini inançlara sahip olduğu ve nelere, ne kadar değer verdiğini anlatıyor. Jenjira’nın Tapınak Prensesleri’ni görmesi ve onların anlattığı kralların mezarlığı hikayesine inanması da bu inançlardan sadece birisi diyebiliriz. Askerlerin uyanamamasının nedenini, prenseslerin anlattığı hikayeyle bağdaştırması ve buna inanması; Tayland halkının ve onların dini inançlarının çok içsel ve ruhlara olan saygının bir göstergesi olduğu gözler önüne seriliyor.

SALTANATIN MEZARLIGI 3

Itt’in değişik parolalar şeklinde yazdığı notları çözmeye çalışan Jenjira, aynı zamanda kendi içinde de bir çatışma yaşıyor. Dış güzelliğe ve bunun önemine fazlaca kafa yoran Jenjira, cildinin kırışmasından ve güzelliğinin yok olmasından korkuyor. Filmde, bu durum Jenjira’nın kauçuktan yapılan bir cilt kremini alması ve o anlarda duyulan diyaloglar, bu durumun daha iyi açıklanmasını sağlıyor.

Film; Tayland ve oranın kültürü hakkında bilgi verirken, bir yandan da gidişatı ve çekim özellikleriyle yüreğin içine fotoğraf kareleri koyabilmeyi başarıyor. Hayalgücü ve betimleme sahneleri, filme oldukça farklı bir yan koyuyor. Çok fazla hareket bulunmayan filmde, daha çok genel çekim yapılmış ve neredeyse hiç detay çekim oluşturulmamış. Fakat bu çekimler yapılırken, benim açımdan, kompozisyon oluşturulduğu ve hikayeler yazıldığı söylenebilir.

SALTANATIN MEZARLIGI 2

Duran bir genel karede, sadece belli nesnelerin oynaması, o kareye gerçeküstü ve fotoğrafik bir havayı yansıtıyor. Askerlerin yanı başında bulunan, renk değiştiren lambaların bir sahnede şehre yansıtılması, askerlerin iyileşme çabalarını ve hayatta olduklarını anlatıyor. Sadece bir iki sahne dışında kamerayı  kaydırmaya gitmeyip, her şeyi durağan çekmeyi tercih eden yönetmen; Tayland sinemasının bağımsız yapısını bize sunuyor.

 

Fransız polisinden iklim değişikliği yürüyüşüne müdahale: En az 100 gözaltı

0

Fransız polisi, Paris İklim Zirvesi’ne bir gün kala Republique Meydanı’nda iklim değişikliği göstericilerinin eylemine müdahale etti. İlk belirlemelere göre en az 100 gözaltı yaşandı.

Fransa’da erken saatlerde başlayan iklim değişikliği yürüyüşüne polis gaz bombalarıyla karşılık verdi. Fransa’da yaşanan IŞİD eylemlerinden sonra yürüyüşlerin yasaklandığı ülkede, iklim değişikliği eylemcileri yürüyüş yapma kararı aldı.

Sputnik News’in Le Figaro’ya dayandırdığı habere göre, Paris’in Republique Meydanı’nda yürüyüş yapmak isteyen göstericilere polis yoğun bir gaz bombası müdahalesi ile karşılık verdi.

Paris İklim Gösteri 1
(Fotoğraf: Karl Mathiesen)

Paris İklim Görüşmesi

Fransa’da çevreci eylemler gün geçtikçe büyüyor. Daha öncesinde Sivens Ormanı’nı yok edecek baraj projesine karşı gelen ZAD aktivistleri ile polisin arasında yaşanan çatışmada, Remi Fraisse polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesiyle yaşamını yitirmişti. 

Hazırlayan :Burak Avşar

Paris İklim görüşmeleri yarın başlıyor

2015 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı 30 Kasım – 11 Aralık tarihleri arasında Paris’te gerçekleşecek. Bu konferans, evrensel yeni bir iklim anlaşması için harekete geçmek isteyen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni (UNFCCC) kabul etmiş 195 ülkenin taraf olduğu, her yıl düzenli olarak yapılan bir toplantı. 

Ülkelerin belirlediği temel amaç küresel ısınmayı 2°C’nin altında tutmak

1992 yılından bu yana iklim değişikliği için ülkeler bir arada hareket ediyorlar. 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü, uluslararası  mücadeleyi sağlamaya yönelik olması açısından çok önemli. Çünkü, bu protokol ile yıllar içerisinde birçok hedef ortaya konmuş, gelişmiş ülkeler iklim değişikliğine yönelik çeşitli politikalar belirlemiş ve uygulamaya geçirmişlerdir.

Bu yıl 7 Ekim’de OECD ve Climate Policy Initiative adlı bir düşünce kuruluşu tarafından iklim finansmanı raporu yayınlandı. Bu rapora göre 2014 yılında gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere, iklim değişikliğiyle başa çıkmak için sağladığı yardım 62 milyon dolar artmış. Bu haber, gelişmiş ülkelerin Kopenhag’ta 2009’da aldığı “2020 yılına kadar her yıl 100 milyon dolar artırmak” taahhütünün ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.

Paris iklim görüşmeleri bugün başlıyor 1

Finansal konulara ek olarak, diğer dikkat edilmesi gereken rapor ise 30 ekimde ulusal katkılarla ortaya çıkan UNFCCC sentez raporudur. Sentez rapora dahil olan 195 ülkenin 1 Ekim’e kadar sera gazı (SG) emisyonlarını azaltma politikaları için nasıl bir yol izleyeceklerini yayınlamaları gerekiyordu. Ancak bu ülkelerden 146’sı bu katılımı gerçekleştirdi. Şu ana kadar yayınlanan katılımlara göre, planlanan küresel SG salımının sıcaklığı 2030 yılına kadar yaklaşık 3°C artıracağı, bu yüzyılın sonuna kadar ise artışın 2,7°C – 3,5°C olacağı öngörülüyor. Çin’in tek başına çok daha fazla emisyona sebep olduğunun tartışıldığı bu günlerde, aslında bu öngörülerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bilim adamlarına göre bugüne kadar kabul edilen en kötü senaryo ise, emisyonlar halihazırdaki gibi seyrederse, artışın 4,5 °C hatta 6 °C olacağı yönünde. Ancak iyimser verilere göre bu durumun gerçekleşme olasılığı daha az: 2100 yılına kadar 2°C artış hedefine ulaşılabilir.

Neden 2°C artış?

Hükümetler arası iklim değişikliği paneline göre (IPCC), 2°C’nin üzerindeki küresel ısınmanın, ekstrem iklim olaylarının artışı gibi çok ciddi sonuçları olacak. 2009 yılında Kopenhag’da, ülkeler, küresel ısımayı 2009 ve 2100 yılları arasında 2°C olarak sınırlandırmak için kararlılıklarını ortaya koymuşlardı. Bu hedefe ulaşmak için iklim uzmanları, küresel sera gazları emisyonlarının 2050 itibariyle yüzde 40-70 azaltılmış olmasını ve sıfır karbon emisyonu hedefine en geç yüzyılın sonuna kadar varılmasını bekliyor.

Paris iklim görüşmeleri bugün başlıyor 4

Türkiye iklim değişikliğinin neresinde?

Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin ve Kyoto Protokülünün tarafları olan ülkeler arasında yer alıyor. Henüz gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için mevcut sera gazı emisyonlarımız gelişmiş ülkelere göre düşük seyretmektedir. Ancak 2030 yılına kadar ekonomik büyüme öngörülerine göre sera gazı emisyonları çok ciddi miktarda artış eğilimindedir. Bu konuda mücadele eden ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltacağını düşünürsek, Türkiye ekonomik gelişmeler ile sera gazları salımı arasında en uygun yolu aramalıdır ve ekonomik gelişmeler bir bahane olmamalıdır.

Kaynak: COP 21, Cumhuriyet

Vegan Haftası yarın Koç Üniversitesi’nde başlıyor

0

Koç Üniversitesi Ekual Kulübü’nün düzenlediği ve Türkiye’den kendi alanlarında uzman olan katılımcıların bulunduğu Vegan Haftası etkinlikleri yarın başlıyor. 

30 Kasım – 4 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek etkinliğin ilk gününde Dr. Murat Kınıkoğlu ve Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu, “Vegan Beslenmenin Yararları ve Vegan Beslenmede Dikkat Edilecek Hususlar” konuşmasıyla yer alacaklar.

Vegan gazeteci Zülal Kalkandelen
Vegan gazeteci Zülal Kalkandelen

1 Aralık tarihinde vegan gazeteci Zülal Kalkandelen, “Etik Veganizm” hakkındaki konuşmasıyla yer alacak. 2 Aralık tarihinde Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Güray Tezcan, “Irkçılık ve İnsanmerkezcilik: Topyekün Özgürleşme Mümkün Mü?” konuşmasıyla yer alacakken, 3 Aralık günü Vegan Öğrenci Olmak isimli bir forum düzenlenecek. Etkinliğin son günü “Vegan Yemekler” bloguyla da tanınan Yeliz Utku Konca ile “Vegan Olmayan Bir Dünyada Vegan Olmak” başlıklı konuda soru-cevap yapılacak.

Vegan Haftası 2 Hazırlayan :Burak Avşar

Ailenin önemini fark edeceğiniz film: Gündelik Yaşantımız

Bu sene 21’incisi düzenlenen Gezici Festival’in ikinci gününde Saraybosnalı Ines Tanović’in Gündelik Yaşantımız (Nasa Svakodnevna Prica / Our Everyday Life) filmi ile baş başaydık. Tanović’in bu filmi 2015 senesinin Bosna-Hersek Oscar adayı olmuştu.

Savaş filmi olmamasına rağmen her saniyesinde savaşın izlerini iliklerimize kadar hissedebileceğimiz “Gündelik Yaşantımız”; ekonomik, siyasi ve “gündelik” sorunların gölgesi altında yaşam savaşına devam eden Bosnalıların durumunu tipik bir Bosna ailesi üzerinden izleyicilere aktarıyor.

Baba Muhamed ve oğul Sasha arasındaki tartışmaların ortasında kalan anne Maria, birgün hasta olduğunu öğrenir. Savaşın da izlerinden birisi olduğunu fark ettiğimiz aile içerisindeki bu çatışma, alınan bu haberle beraber, yerini aile içerisinde derin bir kenetlenmeye bırakır.

Savaştan çıkmış bir toplumun yaralarını aradan geçen 20 senenin bile saramadığını seyirciye hissettirmeyi başaran Tanović; 40’lı yaşlarına gelmesine rağmen hâlâ çocuksu davranışlarıyla ön plana çıkan Sasha’yı belki de savaşın mirasını temsil eden bir metafor olarak bizlere sunuyor. Baba Muhamed’in 40 senelik emeğini bir kutuya sığdıran yönetmen, filmde yer yer yozlaşmayı ve kapitalizmi de eleştiriyor.

Tanović bu film ile hayatın her zaman, zorluklara rağmen gündelik yaşantının devam ettiğini ve ailenin önemini vurguluyor.

İnes tanovic
Ines Tanovic

“Gündelik Yaşantımız, Saraybosnalı tipik bir ailenin günlük dertleriyle ilgili bir film. Ana karakter Sasha zafer yerine statükonun sürmesine neden olan savaş nedeniyle kendini aldatılmış hissedenlerden birisidir. 2000’ler; şimdilerde Bosna Hersek’te 40’lı yaşlarını süren ve gençlikleri savaşta heba olmuş koca bir kuşağa, ne özgürlük ne başarılı bir iş hayatı ne de ilerleme sağlamıştır. Hayat onlar için “askıya alınmış” gibidir. Filmin karakterleri, daha iyi bir hayat, rahatlık ve güvenlik peşinde olan sıradan insanlardır. Statik kamera, dramatik bir ışık, yumuşak renkli kostüm ve dekor; yoğun bir duygusal atmosfer, mizah ve insanlık dramı etkisi yaratıyor. Parçalanan bir aile, farklı kültürlerin anlayabileceği evrensel bir konu. Hiçbir gelecek sağlamayan bir ülkede yaşamak genç bir insan için çok zordur.” -Ines Tanović

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ile beraber “Doğu Bloku” diye adlandırılan ülkelerin de çözülmesi uzun sürmez. Yugoslavya’da batılı devletlerin de teşvik etmesi sonucu ilk önce Hırvatistan ve Slovenya; daha sonrasında da Bosna-Hersek ve Makedonya bağımsızlığını ilan eder. Ve bu süreç, BM’nin de üç maymunu oynadığı, çok kanlı çatışmalara gebe olur. 1992-1995 arasında devam eden Bosna Savaşı ile Boşnaklara karşı özellikle de Sırplar tarafından sistematik olarak soykırım uygulanır.

Bilim insanları bitkilerle çalışan bir ışık kaynağı tasarladı

2

Yağmur ormanlarında yaşayan insanların yüzde 42’sinden fazlası elektrik olmadan yaşıyor. Bu nedenle Peru Mühendislik ve Teknoloji Üniversitesi’nden (UTEC) araştırmacılar bölgede en bol bulunan şeylerle yani bitkiler ve toprakla evleri aydınlatmanın bir yolunu buldu.

Mühendisler, önceki çalışmaların ilkelerinden ve dünyanın her yerinden araştırmacıların bulgularından yararlanarak kendi temiz enerji modellerini geliştirdiler.

plant-lamb 2

UTEC ailesinden Elmer, ürettikleri sistemi ”Her bitki besin üretir ve bu besinler yeryüzünde geobacter denen organizmalarla temas halinde oksitlenerek ortaya serbest elektronlar çıkarır, bunlar elektrotlar yardımı ile yakalanır. Elektrotlar ızgaraya benzer bir iletim şebekesinde bulunur. Lambayı yakmak için elde edilen enerji sıradan bir pilde depolanabilir” şeklinde açıkladı.

Buluşa verilen isimle 10 adet plant-lamb Peru’da Nuevo Saposoa ve Pucallpa yağmur ormanı köylerinde yaşayan ailelere verildi. Köylerin şebekeleri vardı ancak mart ayında yaşanan bir sel felaketi yüzünden zarar gördü. O günden beri elektriğe erişim yoktu. Öğrenciler gazyağıyla çalışan lambalarla çalışmak zorunda kaldı ancak bu durum evin içini dumanla doldurmakla kalmayıp gözlere ve ciğerlere zarar veriyordu. Anneler de hava karardıktan sonra çocuklarla ilgilenmekte sıkıntı çekiyordu.

plant-lamb 5

 

plant-lamb 4

Köyün sakinlerinden biri “Bir bitkinin bizim için elektrik üretebileceğini bilmiyorduk. Elektrik biz ve çocuklar için hayat demek” diyerek memnuniyetini dile getirdi.

Plant-lamb içinde bir ızgara, üzerinde bir bitkiyle dikdörtgen LED elektrik lambası olan tahta bir kutuya benziyor. Araştırmacılar buluşun gelecekte daha da çok aileye fayda sağlamasını umut ediyor.

Kaynak: Slate, Ecorazzi

Eşcinsel hakları kahramanı: Harvey Bernard Milk

0

Amerikalı politikacı ve LGBT aktivisti Harvey Bernard Milk, Kaliforniya Eyaleti’nde cinsel yönelimini açıklayarak belediye meclisine seçilen ilk eşcinsel politikacı oldu.

Eşcinselliğini uzun yıllar saklamak zorunda hisseden Milk, bu kararını 1960’ların karşı kültür hareketinde yer aldıktan sonra değiştirdi.

22 Mayıs 1930 yılında New York’ta dünyaya gelen Harvey Milk, 27 Kasım 1978 tarihinde San Fransisco’da suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi.

Harvey Milk’in yaşamında dönüm noktası 1972 yılında, New York’tan San Fransisko’ya taşınmasıyla gerçekleşti. 1970’li yıllarda San Fransisko’nun Castro Bölgesi’ne eşcinsel erkeklerin göçünün öncülerinden biri haline geldi. Cinsel yönelim ayrımcılığını duyurmak için politikaya atılmaya karar verdi. Oldukça geniş bir çevrenin politik ve ekonomik gücünü kullanmasına rağmen seçimlerde üç kez başarısız oldu. Teatral kampanyaları sayesinde popülaritesi yükseldi ve 1977 yılında şehir denetçisi olarak seçildi. İlk eşcinsel politikacı Harvey Milk, cinsel yönelim ayrımcılığının sona erdirilebileceği ve eşcinsellerin hayatın her kademesinde, cinsel kimliklerini saklamaya gerek duymadan yer alabilecekleri konularında umut oldu. Seçilmesi aynı zamanda şehirdeki sosyal değişikliklerin habercisiydi.

Milk, sadece 11 ay boyunca bulunduğu görevinde San Fransisko’daki eşcinsel haklarının geliştirilmesiyle ilgilendi.

Harvey Milk

27 Kasım 1978’de Milk ve belediye başkanı George Moscone, bir süre önce istifa etmiş fakat görevini geri isteyen bir diğer meclis üyesi Dan White‘ın suikastine uğrayarak yaşamlarını kaybettiler.

Harvey Bernard Milk 6

Milk’in seçilmesine sebep olan liberal eğilimlerin yaşadığı anlaşmazlıklar ve eyaletteki bu değişikliklere karşı olan muhafazakar direnç, suikast ve onu takip eden olaylarda tamamen açığa çıktı. Harvey Milk ve George Moscone’nin hayatına son veren Dan White, beş yıl hapis cezası aldı. Cezasını tamamladıktan sonra San Fransisco’ya dönen White, iki yıl sonra yaşamına son verdi.

Harvey Bernard Milk 3

San Fransisko Üniversitesi profesörlerinden Peter Novak‘a göre politikadaki kısa kariyerine rağmen, Milk, San Fransisko’da bir ikon ve “eşcinsel hakları kahramanı” olmayı başardı. 2002 yılında, Milk, Birleşik Devletler’de seçilmiş en ünlü ve açık bir şekilde bilinen LGBT politikacı ilan edildi.

Harvey Bernard Milk 4Harvey Milk’in ölümünün altıncı yılında çekilen The Times of Harvey Milk belgeseli 1984 yılında en iyi belgesel dalında Oscar ödülü kazandı.

Harvey Milk’i geniş kitlelere tanıtan yapım ise 2008 yılında gösterime girmiş sinema filmidir. Senaryosunu Dustin Lance Black’in yazdığı, Gus Von Sant’ın yönettiği ve Sean Penn’in başrolde oynadığı Milk filmi iki tane akademi ödülü kazanandı. Film, belgeler ve gerçek olaylar örgüsü ile Harvey Milk’in yaşam öyküsünü milyonlara anlatmış oldu.

2014 yılının nisan ayında Harvey Milk için özel pullar hazırlandı. Böylece Amerikan tarihinde ilk kez eşcinsel olduğu bilinen birinin yüzü mektup pulları üzerinde kullanıldı. Bu pullar ilk kez Milk’in doğum günü olan 22 Mayıs’ta kutlanan Harvey Milk Günü‘nde kullanılmaya başlandı. Son kampanyasının yöneticisi Anne Kronenberg hakkında “Harvey’i sizden ya da ben ayıran en önemli özelliği hayal gücüydü. Kafasında olması gereken doğru bir dünya düşledi ve sonra onu, hepimiz için gerçekte yaratabilmek için çalıştı” dedi.

Dijital fotoğrafçılığın atası ayaklandı: Paul Alsop ve Rubylith projesi

0

Fotoğrafçılık ve bu işle ilgili yaratıcı işler üretmek için değişik mekânlara ve farklı ezgiler içeren havalara ihtiyaç duyulur. Genelde bu iş için ne kadar ilginç mekân varsa çözülür ve oralarda çekimler yapılır. Ne kadar farklı havası olan mekân varsa hepsi keşfedilir. Peki, hep hareket halinde olsaydınız ve değişik mekânlar ayağınıza gelseydi, nasıl olurdu?

Fotoğrafçı Paul Alsop, Yeni Zelanda’da yaşıyor ve yeni şeyler bulmak için çabalıyor. Wet Plate (Islak Levha) tekniğini kullanarak fotoğraflar çeken fotoğrafçı, hiçbir internet alışverişi yapmadan el işi ve becerisiyle malzemelerini kendisi üretti. Alsop, fotoğrafçılık konusunda hep yaratıcı fikirler bulmaya çalıştı.

Alsop’un tek problemi, bu teknikle çekilen fotoğrafları karanlık oda adı verilen fotoğraf odalarında basmasıydı. Karanlık odayı oluşturmak için başta evinin garajını kullanan fotoğrafçı; daha sonrasında evini satınca, kendisine bir karavan edinip arabayla yoluna devam etmek istedi. Fakat bu sefer, Wet Plate tekniğini bir kenara koymak zorunda kaldı.

Fotoğrafçılığın harika yanlarından biri de makineyi her yere götürüp nefes kesen anları durdurmak ve saklamaktır; fakat Wet Plate tekniğinde bu durum söz konusu değildir. Bu teknik; fotoğrafı ıslak bir zemine işler ve o zemine yapıştırır. Islak levhayı hemen karanlık odaya alıp fotoğrafı kurutmak gerekir. Eğer karanlık oda olmazsa ıslak levha fazla ışık alarak fotoğrafı yok eder. Fakat Alsop, buna bir çözüm buldu ve mobil bir karanlık oda oluşturdu.

paul-alsop-rubylith1

Paul Alsop, 1970’lerden kalma bir karavan bulup içini karanlık oda olacak şekilde modifiye etti. Bu karavanı edinmeden önce de hidroponik bir çadır kullandı fakat bu çadır, bu teknik için oldukça küçük kaldı. Şimdi ise gittiği her yere kendisiyle gelen bir karanlık odası mevcut.

Alsop, beş hafta süren çalışmalarından sonra, karanlık odayı oluşturmak için kasalara yerleştirdiği ışıklara kırmızı filtre taktı. Bu projenin ismi Rubylith oldu ve bu isim aynı zamanda karavana da ismini verdi.

paul-alsop-rubylith3

Wet Plate tekniği, yapılması ve işlenmesi bakımından hiç de kolay bir teknik değildir. 1851 yılında icat edilen bu teknik, fotoğrafçılık tekniklerinin üçüncü formudur ve dijital fotoğrafçılık tekniklerinden çok çok uzakta ve eski bir tekniktir. Islak bir plaka üzerine işlenen fotoğraf, klavuzuna göre adım adım ilerler; önce kolodyum çözeltisi ilave edilir ve ardından çözünebilir iyodür cam plakaya dökülür. Fotoğraf ışıkta çekildikten hemen sonra, cam plaka gümüş nitrata batırılır. Fotoğraf yuvasından çıkarılır ve özel bir geliştirici olan malzemeyle kaplanır. Tüm bu sürecin ise 15 dakika gibi kısa bir süre içerisinde gerçekleşmesi gerekir.

paul-alsop-rubylith4

Alsop, dijital fotoğrafçılığın hızlı ve erişilebilir olmasından dolayı; daha az tercih edilen ve daha kıymetli olan bu yöntemi seçmiş. Fotoğrafçı, kendi sitesinde ise şöyle demektedir: “Her yerde birçok görüntüyü kolay bir şekilde yakalayabildiğimiz dünyada; ıslak levha sizi yavaşlatır, kontrol kısıtlamaları ise sizi serbest bırakır ve fotoğraf size ‘fiziksel ve nesnel’ bir dokunuş sunar.”

paul-alsop-rubylith5

 

paul-alsop-rubylith6

paul-alsop-rubylith7

Kaynak: The Plaid Zebra