Ana Sayfa Blog Sayfa 570

Avrupa’da sürekli seyahat etmek “sabah 9 akşam 5” yaşam tarzından daha ucuz

Bir taraftan seyahat etmeyi düşünen bir taraftan da hayatını “makul” standartlar içinde devam ettirmek isteyen insanlar, bunun tam olarak nasıl yapacağı hakkında şüphelere sahip. The Plaid Zebra‘da bu konu hakkında kendi deneyimlerini ve çevresinden edindiği bilgileri derleyen Zoe Melnyk, şüphe dolu zihinleri biraz olsun berraklaştırmaya çalışıyor.

Yurtdışında nasıl çalışılıp gelir elde edilebileceğini defalarca gördük. Ülke dışında öğrenim görmek ve mevsimlik işler yapmak mümkün. Serbest çalışmak ve esas olarak internet üzerinden yapılan tüm meslekleri icra etmek de mümkün.

Fakat konu seyahat giderlerine geldiğinde muhtemelen hâlâ şüphe içinde olan birçok insan var. Pekala, eğer kartları doğru oynarsanız seyahat ederek yaşamanın aslında geleneksel “sabah 9 akşam 5” yaşam tarzında yaşamaktan daha ucuz olduğunun kanıtı burada.

Şimdi, çantalarınızı toplamadan önce sizin için kira, beslenme, ulaşım ve aylık faturaların dökümünü yapayım. Tüm bu rakamlar internetteki güvenilir kaynakların yanı sıra kendi hayatıma dayanıyor.

Kira

Toronto’da kira konusu son derece ciddi, her ay çeki imzaladığımda içimde bir şeyler ölüyor.

Toronto’da kiracılar için hazırlanan bir kira kılavuzuna göre tek yatak odalı bir dairenin ortalama kirası bin 250 dolar, apartman içinse bu fiyat bin 500 dolar. Bu standartlara göre şehir merkezinin hemen dışındaki üç yatak odalı bir dairede bin 950 dolara gayet iyi oturuyorum.

Yani bu Toronto’daki bir öğrenci için aylık 650 dolar demek. Fiyatları 3 bin doların üstünde olan New York City ve yaklaşık 2 bin 300 dolar olan fiyatlara sahip Londra gibi şehirler ise daha da kötü. Öte yandan kira ödemeden seyahat etmek mümkün. Dünya çapında yalnızca iş karşılığında ücretsiz konaklama sunmakla kalmayıp çalışanlara ücret ödeyen hosteller var. Örneğin Central London Hostel. Ücretsiz konaklama ve aylık yaklaşık 185 dolar karşılığında haftada 36 saat çalışabilirsiniz. İş üç güne yayılarak size ek işte veya serbest çalışarak ekstra para kazanmanız için bir sürü zaman bırakıyor.

Seyahat Etmek 44

WWOOF veya HelpX aracılığıyla gönüllülük yaparak ücretsiz konaklama fırsatları yakalayabileceğinizden bahsetmiyorum bile.

Hostelde çalışmak istemeyenleriniz için, hemen hemen her yerde gecesi 25 dolara hostelde kalmak mümkün; bu size aylık ortalama 750 dolara mal olacaktır. Yani benim öğrenci kiramdan biraz daha pahalı fakat ortalama kiracı için hâlen önemli ölçüde düşük. Ayrıca ben muhtemelen Central London Hostel işini alırdım.

Beslenme

Beslenmeme aylık ne kadar harcadığımı bilmek istediğimden emin değilim fakat dürüst olmak gerekirse beslenme alışkanlıklarımın bana aylık kabaca 400 dolara mal olduğunu tahmin ediyorum. Market alışverişi, dışarıda yemek ve alkollü içecekleri de kapsadığını düşünürsek oldukça cömert.

Herkesin beslenme alışkanlığı tamamen farklı olduğu için seyahat esnasında beslenme maliyetinin hesaplanması da neredeyse imkansız. O yüzden beslenmenin göreceli olarak aynı kalacağını varsayalım.

Seyahat YemekSeyahat ederken daha çok dışarıda yemek sizi her ne kadar heyecanlandırsa da bunun kişisel bir karar olduğunu size hatırlatayım. Birçok hostel kendi yemeğinizi pişirmenize olanak sağlıyor, şanslıysanız bedava kahvaltı bile yapabilirsiniz.

Evde kalıyorsanız veya gönüllülük yapıyorsanız çoğu zaman yine aynı kurallar geçerli.

Ulaşım

Öğrenci indirimli bir aylık metro bileti bana 112 dolara mal oluyor ve bu berbat.

New York fiyatları – yaklaşık 116 dolara 30 günlük bilet – hemen hemen aynıyken Londra’nın sistemi tamamen saçmalık: Bir aylık bilet 140 dolar ila 580 dolar arasında olabiliyor.

Ne düşündüğünüzü biliyorum; zorlanacağım konu bu olacak. Avrupa uçuşları o kadar pahalı ki ulaşımın normal ulaşımdan kesinlikle daha pahalı olması gerekiyor. İşte burada yanılıyorsunuz.

Ulaşım Seyahat Etmek Tarihleriniz ve varış yerleriniz esnek olduğu sürece Avrupa uçuşları 200 dolardan ucuz olabiliyor. Şimdi, 300 dolardan aşağısı Toronto, New York ve bazen Londra’dan hâlen daha pahalı. Fakat gideceğiniz yere vardığında gitmeniz gereken her yere yürümenize olanak verecek merkezi konumlu bir hostelde kalabilirsiniz. Bölgenizin dışına seyahat etmek için haftada bir toplu taşımayı tercih edecek olursanız ücret 40 doların altında olacaktır.

Nasıl şehirlerarası yolculuk edebileceğinizi mi soruyorsunuz?

Durumu Avrupa’yla sınırlarsak, Ryan Air ile 20 dolardan ucuza tüm Avrupa’ya giden uçuşlar var. Cidden, bu site size uçak bileti için 50 doların pahalı olduğunu düşündürecek.

Avrupa’ya tek yönlü bilet alırsanız, haftada bir toplu taşıma kullanırsanız, 20 dolarlık uçak bileti ile ayda bir farklı bir yere uçarsanız ve dönüş bileti alırsanız aylık ortalama 94 dolarlık bir rakam elde ediyoruz.

Ekstra ödemeler

Mümkün olan en ucuz ulaşım seçeneklerini bulmayı başaramasanız da, ekstra ödemelerinizin ortadan kalkması beklenmedik seyahat giderlerinizi açık ara dengeleyecektir.

Elektrik, telefon, ısınma ve su için faturalarıma ayda yaklaşık 250$ harcıyorum. Sürekli olarak seyahat etsem bu faturaları bir daha asla görmeyeceğim. Kimse hostelde elektrik, ısınma veya su parası ödemez, evlerde ve gönüllü çalışmalarda da genellikle görülmeyen bir durum. Cep telefonu ise gereksiz. Telefondan vazgeçip İnternet ihtiyaçlarım için tabletimi ve hostelin kablosuz İnternet bağlantısını kullanırdım.

Genel toplam

  • Toronto, öğrenci kiram doğrultusunda = Bin 412 dolar
  • Toronto, ortalama kira doğrultusunda = 2 bin 12 dolar
  • Avrupa’da seyahat, konaklama için çalışarak = 494 dolar
  • Avrupa’da seyahat, hostellerde kalarak = Bin 244 dolar

İşte böyle. Biraz araştırma yapmaya hevesliyseniz ve seyahat planlarınızda esnek olursanız, yaşamak için seyahat etmenin tamamen mümkün olduğunun kanıtı.

Bazılarınız heyecanlanıp yola çıkmayı planlayabilir, bazılarınız ise hâlâ şüpheli olabilir. Değişim korkusunun gelecek hırslarınızı veya tutkularınızı yok etmesine izin vermeyin. Size sonsuza kadar rakam vermeye devam edebilirim ama günün sonunda seyahat isteği sizin içinizde. Macera için hevesiniz varsa bir yolunu bulursunuz.

Kaynak: The Plaid Zebra

Bir Paris sembolisti: Paul Valery

“Düşünür; yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.”

Fransız şiiri ve Fransız yazını, içine girdikçe derinleşen bir deniz, baktıkça genişleyen bir gökyüzü, dokundukça yeşillenen bir ağaç, içtikçe daha da susanan su gibidir. Louis Aragon’dan, Arthur Rimbaud’ya, Charles Baudelaire’den Gerard de Nerval’e, Paul Eluard’dan Paul Verlaine’e, Victor Hugo’dan Paul Valery‘e asla eskimemiş ve asla eskimeyecek, dünya edebiyat tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip bir edebiyat geleneğidir. 144 sene önce bugün dünyaya gelen Paul Valery ise bu geleneğin temel uğrak noktalarından birisi olarak, oldukça anılmaya değerdir.

Fransa, 1871. 20’nci yüzyılın en önemli yazın insanlarından birisi olan Paul Valery dünyaya geldi. Temel eğitiminden sonra, Montpellier Üniversitesi’nde hukuk eğitimine başladı. Ama ilgisini çeken alanlar çok daha başkaydı. Hayallerinde olan şey, edebiyatla, sanatla, şiirle güzelleştirilmiş bir yaşamdı ve bu hayalinin peşinden, dünya edebiyat tarihinin en önemli merkezlerinden birisi, şiirin ve felsefenin kalbi olan Paris’e gitti.

Zaman zaman edebiyat ve şiir konusunda umutsuzluğa kapılan Valery, matematik ya da tabiat bilimleri gibi gerçekliğe daha yakın disiplinlere yönelse de sanat ve edebiyat aşkı hayatının sonuna kadar onun peşini bırakmayacaktı. 19’uncu yüzyılın sonlarına doğru Savaş Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başlayan Paul Valery, daha sonra bir haber ajansında çalışma hayatını sürdürdü. Daha sonraki yaşamında ise, özellikle 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinden sonra kendisini şiire, sanata ve üretmeye adadı. Hayatının son dönemlerinde College de France’da Şiir Kürsüsü Profesörlüğü ile onurlandırılan Valery, 20 Temmuz 1945’te, her şeyin başladığı yerde, Paris’te yaşama veda etti. Fransa’nın yetiştirdiği en büyük şairlerden ve düşünce insanlarından birisi olan Valery, devlet töreniyle defnedildi.

Paul Valery

Duyuyorum boynuzların, süel boruların
Kalkışına tempo tutuşunu kürelerin;
Boğuyor gürültüyü türküsü tayfaların.

Şanlı burnunda gemilerin, coşkun Tanrılar,
O eski gülüşleriyle dövdüğü denizlerin
Yontuk, dost kollarını bana uzatıyorlar.
(Çeviri: İlhan Berk)

Paul Valery, ölümünden sonra bile şiirin ve düşüncenin en uğrak yerlerinden birisi olmaklığını korudu. Hatta şiirde sembolizm akımının öncülerinden ve en önemli temsilcilerinden birisi olarak kabul edildi. Onun şiirlerinde görülen şey, anlamın okuyucuya direkt olarak verilmediği, okuyucunun hayal etme ve anlama arasındaki süreci yaşamaya teşvik edildiğidir. Valery, tüm sembolist şairlerin yaptığı şeyi daha göze çarpar şekilde yaptı: Anlamı okuyucunun avcuna bırakmayarak, anlamı okuyucunun kendi iç dünyasında aramasını sağladı. Belki de Valery’nin en ünlü şiiri olan Deniz Mezarlığı, Valery’nin şiir hakkındaki bu görüşlerinin en iyi örneklerinden birisiydi:

Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi
Tanrıların sükunu çeker gözlerimizi
Bir düşünceden sonra, ah o ne mükafattır.

Rüzgar çıkıyor… Yaşamaya dadanmak gerekir!
Sonsuz meltem kitabımın sayfalarını çeviriyor.
Toz toz kayalardan fışkırıp durur sular;
Uçun, hadi uçun, göz kamaştıran sayfalar;
Yıkın dalgalar; şenlikli sularınızı akıtın.
Yelkenlerin yemliği şu rahat çatıyı yıkın!
(Çeviri: Sabri Esat Siyavuşgil)

Paul Valéry 04

Son olarak Valery’nin Leonardo Da Vinci‘ye özel ilgisini de vurgulamak gerekir. Valery, onu en ideal insan tipi olarak gösterdi ve Da Vinci’ye olan alakasını Leonardo Da Vinci Yöntemine Giriş isimli eseriyle gösterdi. Da Vinci’nin doğa bilimleriyle ve sanatla iç içe geçmiş yaşamı, Valery için bir ideal oluşturmuş olabilirdi. Belirtmek gerekir ki Valery de tabiat bilimleri ve sanatı yaşamıyla özdeş kılabilen nadir insanlardan birisiydi.

Bazı Eserleri:

Mösyö Teste ile Bir Akşam
Ruh ve Dans
Genç Parque
Öpalinos ya da Mimar
Benim Faust’um

Kadını toplumun kalbi kabul eden anaerkil kabileler

“Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır.” Kızılderili atasözü

Tarih öncesi çağlardan itibaren, insanların anaerkil toplum yapısında  uzun yıllar yaşadıkları düşünülür. Ancak insan, yaklaşık son 5 bin yıldır insanın insanı köle konumuna getirdiği ve insanın kendisine yabancılaştığı babasoylu düzende yaşamakta. Kadına şiddet, günümüzde çoğu toplum ve birçok insan tarafından görmezden gelinemekte, kadın hakları ihlal edilmekte ve yasalar ne kadar kadının lehine de görünse, bu “sözde” kalmaktan öteye geçemez vaziyettedir.

Anaerkil düzen, aile ve devlet başta olmak üzere toplumsal kurumların idaresinin annenin veya anne soyundan gelen en yaşlı kadında bulunduğu düzendir. Bu düzende erkekler, annelerinin ve kız kardeşlerinin soy grubuna ait kabul edilir. Anaerkil düzenin en temeline bakacak olursak mitler karşımıza çıkar. Yaratılış hikâyelerinin çoğunda, kadın başroldedir.

anasoylu kabileler

Üretim temelli gelişen babasoylu toplum düzeninin getirilerinden kendini soyutlayabilen toplumların birkaçını derledik.

Hopiler

hopiler 1

Kızılderili bir topluluk şeklinde bilinen, yüzyıllardır Kuzeydoğu Arizona’daki köylerde yaşayan ve genellikle çiftçilikle geçinen Hopiler; anaerkil birçok klana bölünür. Her birey doğar doğmaz annesinin klanına dahil edilir ve kişinin hayatında artık bu bağdan başka bir kimliği yoktur. Hopiler her ne kadar klanlara bölünüp boylar oluştursalar da en önemli akrabalık birimi sülalelerdir. Her köyde birkaç tane sülale bulunur. Her sülale, en yaşlı kadın tarafından yönetilir. Hopilerde sülalelerin işlevi, toprağın işleyişini düzenlemektir. Topraklar, toprak sahibi kadınların eşleri tarafından işlenir ve hasat kadına teslim edilir. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere Hopi erkekleri, hayatlarının büyük bir bölümünü eşlerinin sülaleleri için çalışarak geçirir. Hizmetleri karşılığında ise yiyecek ve barınacak yer alırlar. Eğer kadına göre erkek “yetersiz” hale gelirse kadın eşinin eşyalarını kapının önüne koyar ve evliliği bitirir. Kadının, eşyaları kapının önüne koyması boşanmanın gerçekleştiği anlamına gelir.

Minangkabaular

minangkabau 1

Endonezya’nın Bukittingi şehrinde varlıklarını sürdüren Minangkabau kabilesi anaerkil ve tüm bireyleri Müslüman bireylerden oluşan toplumlardan biridir. Yaklaşık nüfusları 5 milyonu bulan Minangkabaularda miras anneden kız çocuğuna geçer. Kadın evlenmek istediğinde erkeğin ailesine “başlık parası” öder. Bu gelenek de kadına, erkeğe ait ne varsa sahiplenme hakkı tanır. Boşanmaları durumunda, erkeğin mülkiyetinde ne varsa kadın hepsini alır. Evlliklerdeki bir diğer özellik de her kadının özel bir yatak odasının bulunmasıdır. Eşi onunla uyuyabilir ancak sabah erkenden kalkıp annesinin evine kahvaltıya gitmek zorundadır. Annelere verilen önem burada da açıkça görülür.
Yönetimde ise hem kadının hem de erkeğin rolü vardır. Şöyle ki kabile şefleri genellikle erkektir ancak bu şefi kadın seçer. Eğer şef başarısız olursa görevden alma hakkı da kadınındır.

Mosuo halkı

mosuo

Çin’in güneyindeki Mosuo halkı da anaerkil toplumlar arasında yer alır. 2 ay boyunca burada yaşayan Arjantinli gazeteci Ricardo Coler’ göre; bu toplumda kadınlar yönetimi devralınca erkekler daha iyi bir hayat sürüyor ve şiddet azalıyor. Erkeklerin hemen hemen hiç sorumluluğu bulunmayan Mosuo’da kadınlar ellerinde bulundurdukları gücü babasoylu toplumların tam tersine huzuru ve mutluluğu sağlamak amacıyla kullanır. Coler gözlemlerine dayanarak şiddetin bu toplumda görülmediğini söylerken bunu kadınların anlaşmazlıkları çözerken kullandıkları yönteme bağlamaktadır.

Tuaregler

tuaregler 1

Tuaregler Afrika çöllerinde yaşayan anaerkil bir topluluk. Tuareg kelimesinin kökeni Arapça’dır ve “Tanrı’nın terk ettiği” anlamına gelir. Bu ismi almalarının sebebi Müslüman olmalarına rağmen dinlerinin buyurduğu katı kuralları uygulamamalarıdır. Bunun en ilginç örneklerinden biri şu ki Tuareglerde, Müslüman toplulukların genelinde görülen kadınların peçe taktığı gelenek alaşağı edilir. Bu toplumda kadınlar değil erkekler peçe takıyor. Erkeklerin buna getirdikleri açıklama ise “Güzel olan kadınlar neden peçe taksınlar?” şeklinde.

Yine anaerkil yapılarının sonucunda çocuklar soy adlarını annelerinden alır. Soy ağacı kadınlar üzerinden ilerler. Evlilik ise kadının rızası ile gerçekleşir. Kadın evlenmek istediği adamdan kendisi için şiir yazmasını ister. Boşanma da aynı şekilde kadının isteği doğrultusunda meydana gelir. Boşanma gerçekleştiğinde erkeğin devesi hariç hiçbir özel mülkiyeti bulunmadığından erkek, devesini alarak çadırı terk etmek zorunda kalır. Ayrıca kadının akrabaları, boşanmayı duyurmak adına bir eğlence düzenlerler.

Kaynak: Listelist, Tarihi Kronikler, Milliyet

Sorulacak hesap varken unutmak ne demek?

0

Bazen düşünüyorum da Anadolu ve Trakya toprakları tarihi eserleriyle, yiyecekleriyle, kültürüyle ünlü olması gerekirken katliamlarıyla, cinayetleriyle ve acılarıyla ünlü olmaya başladı ve biz her şeyi unutan, hesap sormayan insanlar olduk.

Acılarımızı sokaklarda haykırıyor, evde gözyaşları ile anıyoruz. Mutluluk diye bir duygu yok oldu bu topraklardan. Anlık gülücükler bile kayboluyor insanların yüzünde. Ama “hesap soracağız” diyoruz, bazen sokaklarda haykırarak, bazense kendi kendimize gözyaşımızda söylüyoruz bu kelimeleri.

Peki, hatırlıyor muyuz? Katliamlarıyla ünlü Anadolu ve Trakya topraklarının acısını unuttuk mu? Neye hesap soracağız?

Elbette liste yazmakla bitmiyor, tükenmiyor, ama yakın geçmişte bile o kadar çok acı var ki, biz acıya alışıyoruz. Susuyoruz. Oysa unutmamalıyız, alışmamalıyız. Bugün bu topraklarda yaşananlar, başka topraklarda; örneğin İskandinavya’da, Güney Avrupa’da, Asya’da, Amerika kıtasının her yerinde yaşansaydı, bütün bunların her birine tek tek kitaplar yazılır, şarkılar söylenirdi. En önemlisi bu büyük acıların sorumluluğunu yaşayan yetkililer teker teker görevlerinden ayrılırdı. Ama burası acıların sadece duvarlara yazıldığı topraklar.

Acınızı, öfkenizi, yasınızı unutmayın, unutturmayın. Bütün bunları unutturmamak için Ankara Özgür Haber Platformu, birçok görsel ve #UnuttunMu hashtagi ile bir kampanya başlattı. Daha önce de dediğim gibi bu toprakların tarihinde katliam listesi yazmakla bitmez. Ama yakın tarihin haberlerinden oluşan derleme şöyle:

  • 31 Mayıs 2011: Dönemin Başbakanı Erdoğan’ı protesto ederken polisin yoğun gaz bombaları ve tazyikli su ile uyguladığı orantısız güç sonucunda öğretmen Metin Lokumcu, kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

12197016_10153941085563268_537239216_o

  • 28 Aralık 2011: Roboski (Uludere)’de çoğu çocuk 34 kişi uçakla bombalanarak katledildi. Olayın arkasındakiler cezalandırılmadı.

12185928_10153941085603268_1977309252_o

  • 01 Haziran 2013: Gezi Direnişi sırasında, Ahmet Şahbaz’ın ateş açması sonucu, Ethem Sarısülük hayatını kaybetti. Daha sonra Şahbaz’ın cezası hukuksal bir oyunla affedildi (Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan ve uzun süre komada kalan Ethem, 15 Haziran’da yaşam mücadelesini kaybetti).

12185610_10153941085448268_1210732679_o

  • 04 Haziran 2013: Gezi direnişi sırasında Ali İsmail, polis ve esnaf tarafından dövülerek öldürüldü. Daha sonra dönemin başbakanı esnafları güvenlik sorumlusu ilan etti. (Öldüresiye dövüldükten sonra hastaneye kaldırılan ve komaya giren Ali İsmail, yaşam mücadelesini 10 Temmuz tarihine kadar sürdürebildi).

12194089_10153941085613268_1101256924_o

  • 13 Mayıs 2014: 301 kişinin öldüğü Soma Katliamı sonrasında tepkisini gösteren vatandaşa dönemin başbakanlık müşaviri Yusuf Yerkel tekmeyle saldırdı.

12193234_10153941085438268_1061909609_o

  • 07 Kasım 2014: Yırca Köyü’nde termik santral yapmak amacıyla, köylünün sahip olduğu 6 bin zeytin ağacı bir gecede imha edildi.

12193120_10153941085458268_920262053_o

  • 04 Haziran 2015: Erzurum’da faşist bir grup, HDP seçim aracını içindeki şoförle birlikte yakmak istedi. Araç yanarken, içindeki şoför, neyse ki kurtuldu.

12190594_10153941085423268_698198216_o

  • 11 Temmuz 2015: Rize’de Yeşil Yol isimli doğa katliamına “dur” diyen köylüye jandarma saldırdı. Olayda ön plana çıkan Havva Nine, daha sonra Cumhurbaşkanı tarafından terörist ilan edildi.

12185897_10153941085618268_1614670701_o

  • 20 Temmuz 2015: Kobane’ye oyuncak götürmek için Suruç’ta toplanan sosyalist gençler, Başbakan’ın “bir grup öfkeli genç” dediği IŞİD bombacısı tarafından katledildi.

12190564_10153941085468268_1779034819_o

  • 12 Ağustos 2015: Ağrı Diyadin’de fırıncıda çalışan 2 çocuk Özel Harekat tarafından katledildi. Sonrasında çocuklara gerilla kıyafeti giydirmeye çalışan özel harekat polislerine direnen mahalleli, polis tarafından darp edilerek tutuklandı.

12197297_10153941112948268_1038321160_o

  • 20 Ağustos 2015: Erzurum’daki cenazede tepkisini gösteren asker yakınına, “Cumhurbaşkanına hakaretten” dava açıldı.

12193232_10153941085433268_1606269748_o

  • 08 Eylül 2015: Kırşehir’de AKP ve MHP’li oldukları ortaya çıkan kişiler tarafından bir kitapçı ve HDP binası, içeride insanlar olmasına rağmen ateşe verildi.

12197240_10153941085533268_1561651163_o

  • 08 Eylül 2015: Cizre’de sokağa çıkma yasağı sırasında öldürülen kişilerin cenazesini kadınlar, yine sokağa çıkma yasağı nedeniyle ancak “beyaz bayrakla” defnedebildi.

12190336_10153941085578268_2063334179_o

  • 18 Eylül 2015: Edirne’de Avrupa’ya geçmek isteyen mülteciler, polis barikatıyla engellendi, yardım etmek isteyen kişiler ve bazı mülteciler gözaltına alındı.

12197188_10153941085593268_149225909_o

  • 01 Ekim 2015: Ankara’nın Cebeci semtinde Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir otobüs, durağa girerek onlarca kişiyi öldürdü, daha fazlası yaralandı.

12185696_10153941085453268_315007138_o

  • 03 Ekim 2015: Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde 75 yaşındaki bir kişi polislerin ateş açmasıyla, evinin kapısının önünde katledildi.

12197213_10153941085443268_515397267_o

  • 03 Ekim 2015: Şırnak’ta bir kişinin cenazesi akrep isimli araç arkasına bağlanarak sürüklendi. Daha sonra polislerin faşizan sözlerinin de olduğu kayıt ortaya çıktı.

12190191_10153941305198268_1898316221_o

  • 04 Ekim 2015: Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde sokağa çıkma yasağını bahane gösteren polis, bir gazetecinin kafasına silah dayadı.

12193051_10153941085418268_1864188124_o

  • 10 Ekim 2015: Ankara Garı önünde, Başbakan’ın “birkaç öfkeli genç” dediği IŞİD tarafından patlatılan bombayla, 100’den fazla barış isteyen insan hayatını kaybetti, çok daha fazlası yaralandı.

12190225_10153941085463268_5671225_o

  • 18 Ekim 2015: İstanbul’da polislerin evine yaptığı baskında galoş giymeleri için polisleri uyaran Dilek Doğan, polis kurşunuyla katledildi. (Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Dilek, 25 Ekim 2015’te yaşam mücadelesini kaybetti).

12190137_10153941085588268_36182159_o

  • Halen Yaşanıyor: Devlet sansürü ile haber siteleri kapandı, basın mensuplarına davalar açıldı ve kaçırılarak korkutulmak istendi. Gazete ve dergiler toplatıldı, okurları terörist ilan edildi.

12185672_10153941085598268_440913734_o

#1Kasım bütün bunlara hesap sormak için iyi bir tarih olabilir. Ama en önemlisi biz acılarımızı sokaklara, zihnimize, kalbimize ve her yere yazmaya devam etmeliyiz. Unutmayın, unutturmayın.
 

Jemima kodunu kırmak: Tek çözüm

Toni-Tipton Martin, Amerikan mutfağındaki zengin Afro-Amerikan yemek mirasını gözler önüne koyan 300’ü aşkın nadir bulunur yemek kitabını bir araya getirdi.

Yüz yılı aşkın bir süredir Jemima Hala Afro-Amerikan mutfağının ikonik bir simgesi olarak tanınıyor. Hangi markete girerseniz girin, unlu mamüller reyonunun bir köşesinde mutlaka onun o kocaman gülümseyen resmini görürsünüz. Aslında o bir reklam markasından daha fazlası… Üzerine çizilen karikatürler Afro-Amerikan mutfağı üzerine tehlikeli sterotipleri beslemekten başka bir işe yaramadı bugüne dek ve oluşturulan bu algı daha çok onun tamamen sezgisel ve sanatsallıktan uzak olduğu ve hatta tarihsel olarak Afro-Amerikan aşçıların vasıfsız işçilerden sadece bir tık daha önde oldukları yönünde. İşte tam da “Jemima Kodu” dolayısıyla, erken dönem Amerikan mutfağında yemek pişirme pratiğinin büyük bir çoğunluğunu gerçekleştiren Afro-Amerikan kadınların katkıları değersizleştirilmiş, hatta zaman zaman görmezden gelinmiştir.

Bu yerleşik “kodu” sökmeye çalışanlardan biri, tarih yazımı dışında kalan Afro-Amerikan yemeklerini bulmak için yola koyulan ve 300’ü aşkın tarif kitabını bir araya getiren Toni-Tipton Martin. Yapmış olduğu geniş çaplı araştırma da yeni kitabı “The Jemima Code”a kaynak olmuş.

Toni-Tipton Martin
Toni-Tipton Martin

Kitap, Afro-Amerikalı aşçı, şef ve yazarlar tarafından yazılmış 150’yi aşkın yemek kitabından oluşan bir koleksiyonu gözler önüne seriyor. “Bu proje benim daha öncelerde kendi komünümde gözlemlediklerimi doğrulamama imkan sağladı; ki daha önceki gözlemlerim bu kadınların entelektüel olduğu ve edindikleri yemek bilgisini de tıpkı bir şef gibi icra ettikleri yönündeydi” diyor Tipton-Martin, Women in the World’le yaptığı bir telefon röportajında. Şöyle devam ediyor, “Kendi deneyimlerimden bildiklerimi kanıtlamanın bir yolunu arıyordum, derken bütün bu yemek kitapları karşıma çıktı…”

The Jemima Code kitabında öne çıkarılan yemek kitapları Afro-Amerikan mutfağına dair zenginlikleri, çeşitlilikleri ve geleneksel soul” (kölelik zamanlarından kalan siyahi mutfağı) mutfağının ötesine geçen ayrı bir yemek kültürünü tanıtıyor bizlere. Yiyecek bilimi ve tarıma dair bilgilerden alışveriş tüyoları ve alternatif tıp önerilerine kadar (bkz. kocakarı ilaçları) birçok alanda bilgiye ulaşmak mümkün. Tarifler çoğunlukla tarladan-sofraya usülü taze ve tam tahıllı besinler kullanmayı gerektiriyor. “Bu konudaki bilgi birikimlerini müthiş bir yiyecek zenginliği üzerine inşa ediyorlar” diyor Tipton-Martin. “Tabii burada yoksulluk zamanlarında üretilmiş ‘soul’ yemeklerin kabul görmeye, korunmaya ya da itibar görmeye değer olmadıklarını söylemiyorum; fakat gerçek şu ki bunların Afro-Amerikan pişirme deneyiminin tamamını oluşturduğu da söylenemez.” 

Bütün bu yemek kitapları aynı zamanda Afro-Amerikalı kadınların içinde yer aldıkları mutfaklara getirdikleri entelektüel birikim ve uzmanlığı da gösteriyor. “Bizler bugünkü şefleri evde yaptıkları yemekler için değil, işte pişirdikleri için alkışlıyoruz, fakat mesele şu ki Afro-Amerikalıların işte pişirdikleri bizim sadece beyazlar için pişirdiklerimizdir” diyor.

jemima-code-book-cover

Uzun  süredir ünlü şef Paula Deen’in yanında çalışan aşçısı Dora Charles’ın söylemleri de beyaz şeflerle onların Güneydeki Afro-Amerikan çalışanları arasındaki karmaşık ilişkiyi hatırlatıcı nitelikte… Charles, -sonunda reddedilen- ırk ayrımcılığına ilişkin suçlamalarından sonra Paula Deen’in mutfağındaki işiyle ilgili detayları kamuoyuna duyurdu ve  yakın zamanda “Gerçek Güney Mutfağı: Savannah Mutfağında” isimli kendi yemek kitabını çıkardı.

Tipton-Martin, “Jemima” sterotipinin Afro-Amerikan mutfağının estetiğini yok ettiği için etnik kökeni ne olursa olsun bütün aşçılar için tekinsiz, rahatsızlık verici bulunduğunun altını çiziyor. “Onlar siyahileri Güney mutfağından tecrit etmeye karar verdiklerinde, siyahiler bu işin en zahmetli yanlarında sıkışıp kaldılar” diyor Tipton. Mutfakta köleleştirmek gibi kavramlar insanları mutfağa girip nasıl pişireceğini öğrenmekten alıkoydu. Bizler bu işin yaratıcılık barındırdığı gerçeğini unuttuk… Sizler köle olanın işini salt işçiliğe indirgediğinizde, aşçılık sanatının bütün dokusu elbet kaybolup gider…”

Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız

Fotoğrafçı Tanja Brandt‘ın baykuş dostu belli ki fırtınalı havaları çok seven bir canlı değil, fakat hava yağmurlu ya da güneşli olsun, bu inanılmaz baykuş bir kameraya nasıl poz vermesi gerektiğini çok iyi biliyor.

Sanatçının dış çekimlerinden birinde, yağmur atıştırmaya başladı ve sevgili 1,5 yaşındaki baykuş Poldi turunca bir mantarın altına girerek kendini koruma altına aldı. Tam o anda, Brandt kamerası ile hazırdı ve bu samimi anı yakaladı. 

Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 2

Altı kız kardeşinin yanında bu fotojenik kuş; Uschi adında bir kar baykuşu, Poldi ile sokulup yatmayı seven bir köpek, Gandalf isminde beyaz yüzlü bir baykuş ve Phönix isminde bir harris şahini ile beraber takılıyor.

Brandt dostlarına duyduğu sevgiyi böyle açıklıyor: “Kameram ve hayvan dostlarım ile birlikte daima dışarıdayım. Birlikte yürüyoruz, eğleniyoruz, macera yaşıyoruz… Bazı fotoğraflar çekiyoruz ve dostlarım oynadıktan sonra işlerimize devam ediyoruz. Hayvan dostlarımı çok iyi tanıyorum ve onların ruh hallerini anlayabiliyorum. Dostlarımdan sadece biri ile dışarı çıkarsam, diğerleri de sabırsızlanıyorlar ve bizimle birlikte olmak istiyorlar. Birlikte çok eğleniyoruz. Hayvanların güzelliklerini, güçlerini, sadakatlerini, cesaretlerini ve dostluklarını seviyorum.”

Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 1Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 7Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 8Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 5Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 6Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 9Yağmur bastırınca mantarı şemsiye niyetine kullanan bu baykuşa bayılacaksınız 4baykuş

Kaynak: My Modern Met

İğneada’ya nükleer yapılır ve patlarsa: ÇMO’dan Risk Etki Haritası

Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO), radyasyon parçacıklı dağılımı modelleme çalışması yaparak İğneada’ya yapılmak istenen nükleer santralin patlaması hâlinde İstanbul dahil pek çok yerin nasıl etkileneceğine dair rapor hazırladı.

İğneada’da yapılması planlanan nükleer santralde bir kaza olması durumunda; İstanbul’un yanı sıra, Trakya’nın tamamı ile Kuzey Ege’nin büyük tehdit altında kalacağını ifade eden ÇMO Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Başkanı Baran Bozoğlu, Marmara’nın da Batı Karadeniz, Kıyı Ege ve Kıyı Akdeniz’de oluşacak radyasyon bulutundan etkileneceğini belirtti.

Japonya’da 2011 yılında Fukuşima’da gerçekleşen felakete de değinen Bozoğlu, yaşanan felaket sonucu oluşan nükleer riskin bölgede hâlâ sürdüğünü belirtti. 

Fukuşima ya da Çernobil benzeri bir kazanın İğneada’da yaşanması durumunda bölgenin nasıl bir risk altında kalacağını belirlemek için oda bünyesinde yapılan bu çalışmada; ABD-NOAA kurumu tarafından geliştirilen HYSPLIT (Tek Parçacık Entegre Yörünge Modeli) kullanılmış ve İğneada’dan olacak bir radyoaktif serpintinin izleyeceği yollar hesaplanmış. 2014 yılının herhangi bir gününde İğneada’dan atmosfere salınan parçacıkların 4 günlük (96 saat) güzergâhlarının belirlendiği çalışma, 2014 yılına ait tüm günler için tekrarlanmış ve aşağıdaki sonuçlar elde edilmiş:

1

Balkanlardan bu kez radyoaktif parçacıklar gelecek…

Son dönemde dile getirilen İğneada; yaklaşık 20 milyon kişinin yaşadığı ve nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu bölgede bulunması ve Türkiye’yi en fazla etkileyen hava kütlelerinin yolları üzerinde bulunması nedeniyle en riskli alanlardan birisi olacaktır. Her akşam hava durumunu düzenli takip eden sıradan bir vatandaş bile yağışların genellikle Balkanlar üzerinden ülkemize geldiğini bilmektedir.

En önemli üç longozdan birine Nükleer santral

Ayrıca, Nükleer Santralin kurulması düşünülen yerin dünyanın en önemli 3 longoz ormanlarından biri olduğu ve 2007 yılında Milli Park olarak tescillenmesi göz ardı edilmemelidir. Bu alandaki Longoz ormanları, Güney Amerika’da bulunan Amazon ve Afrika’da bulunan Kongo subasar ormanları ile birlikte, dünyanın en önemli üç subasar ormanından biridir. Bünyesinde, nadir görülen kuşları, balıkları, bitkileri barındıran ve çeşitli uluslararası sözleşmeler ile korunan türleri ihtiva etmektedir.

İğneada Nükleer Enerji 2

Zeytinlikler de risk altında

Sonuç olarak; İğneada’da meydana gelecek bir radyoaktif sızıntının, İstanbul’un yanı sıra,nüfus yoğunluğunun çok fazla olduğu Türkiye’nin batı bölgelerini etkileyeceği görülmektedir. Tarım alanlarının, zeytinliklerin ve turizm merkezlerinin önemli ölçüde risk altında kalacağı bilinmelidir.

Tüm bu nedenlerle, Enerji Bakanlığı tarafından 5-10 yıllık periyodu kapsayan ve doz hesaplamalarını da içeren daha kapsamlı bir çalışma yapılarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Böylesine kritik bir kararda, bilimsel gerçekleri dikkate almadan çok aceleci davranan, bu konuda yıllardır görüş üreten sivil toplum örgütleri ve meslek odaları ile iletişime geçmeden halkımızın geleceğini belirsizliğe sürükleyen, iktidar gücü bile olmayan bir seçim hükümetinin böylesine riskli bir kararı alması ahlaki değildir.”

23

“Yetişkinler için boyama kitapları” modasına teslim olmak için 5 sebep

Son zamanlarda tüm kitapçılarda gördüğümüz ve birçoğumuzun bayılarak edindiği, birçoğumuzun “Bunu ben de yapabilirim” diyerek kendi kitabını çizdiği, birçoğumuzun da her yerde görmekten bıktığı “yetişkinler için boyama kitapları” modasından bahsedeceğim. Bu kadar çok rağbet görmelerinin sebebi ne olabilir? Herhâlde çocukluğa duyulan bir özlem değil… İşte boyamanın bu denli moda olmasının, insanların boyama harekâtına teslim oluşunun sebepleri:

1. Boyama rahatlamaya yardımcı olur

Yetişkinler için boyama kitapları modasına teslim olmak için 5 sebep 2

Şunu kabul edelim ki günlük yaşantımız; uzun çalışma saatleri, teslimler, bunaltıcı sosyal ilişkiler ve benzeri zorunluluklar ile dopdolu ve haliyle stres doludur. Araştırmalar, yoğun bir günün ardından boyama yaptığımız zaman bunun bizi rahatlattığını ve düşüncelerimizi tek noktaya odaklayarak zihnimizi boşaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Oturun ve tüm dikkatinizi üzerinizde müthiş bir etki bırakacak sakin bir aktivitede toplayın. Ardından nasıl iyi bir uyku çektiğinizi görecek, ruhunuzdaki ve enerji seviyenizdeki değişimleri fark edeceksiniz.

2. Boyama beynin sağ tarafını uyarır ve daha net bir şekilde düşünmeye yardımcı olur

Yetişkinler için boyama kitapları modasına teslim olmak için 5 sebep 3

Gün içinde hayal gücünüzü yeterince beslemiyorsanız, boyama yapmak size eğlenceli ve yapıcı bir şekilde yaratıcılığınızı ifade etmenize yardımcı olacaktır. Yapılan araştırmalar, insanın sahip olduğu en iyi fikirlerin çoğunlukla sağ beyni uyarıldığı zaman meydana gelenler olduğunu ortaya çıkarmıştır. Boyama yapmak çizgiler içinde kalmaya çalışırken kalıpların dışında düşünmeye yardımcı olur.

3. Boyama arkadaşlarınızla keyifli vakit geçirmenizi sağlar

Yetişkinler için boyama kitapları modasına teslim olmak için 5 sebep 4

Boyama, mutlaka tek başına yapılacak sessiz bir etkinlik değildir. Arkadaşlarınızla bir araya gelip boyama yapmaya karar verdiğinizde, belki de çocukluğunuzdan beri renklerle bu kadar çok haşır neşir olmadığınızı fark edecek, vaktin ne kadar çabuk geçtiğini bile anlamayacaksınız. Ardında ise renkli bir anı bırakmış olmanın zevkini yaşayacaksınız.

4. Boyama yaratıcılığın dışa aktarımıdır

Yetişkinler için boyama kitapları modasına teslim olmak için 5 sebep 5

Sanatsal yeteneğiniz ne olursa olsun, hatta hiç olmasın; renklendirmede doğru ya da yanlış yoktur. Ne ağaçlar yeşil olmak zorunda, ne de gökyüzü mavi olmak zorundadır. Bu sizin dünyanız, çizgilerin içinde ne isterseniz o olacaktır.

5. Boyama kitapları mükemmel bir hediyedir

Yetişkinler için boyama kitapları modasına teslim olmak için 5 sebep 6

Hiç “Boyama yapmak berbat bir şey” diyen birine rastladınız mı? Biz de rastlamadık. Boyama kitapları, içinde her şeyin bulunabileceği harika bir doğum günü hediyesi olabilir. Gün içinde aldığınız en büyük karar bir sonraki boşluğu hangi renkle dolduracak olmanız olduğunda, boyama kitapları basit zamanlara saygı duymayı öğreten son derece ince düşünülmüş bir hediye olacaktır.

Fotoğraflar: Bir Buket Kozmetik
Kaynak: Mind Body Green

Organ nakli için yeni umut: 3 boyutlu yazıcılarla organ üretilecek

0

Üç boyutlu yazıcılar, inşaattan yemek yapımına kadar geniş alanlarda kullanılırken medikal sahada da bir çığır açtılar: Prostetik eller, diş implantları, işitme cihazları gibi kişiye özelleştirilerek üretilen cihazlardan sonra, şimdi de çalışabilir organlar yolda.

Günümüzde kalp nakli için binlerce insan sıra beklerken, birçok başarıya imza atan Carnegie Mellon Üniversitesi (CMU) güzel bir haberle umut kaynağı oldu. Yapılan yeni çalışmayla, CMU önümüzdeki yıllarda hasarlı organlar için gereken organ nakli ihtiyacını ortadan kaldırabilecek bir işe imza attı. Science Advances bilimsel dergisinin 23 Ekim sayısında yayınlanan çalışmaya göre, yakında 3 boyutlu (3B) yazıcılar; çalışabilen kalp, beyin, atar damar ve kemik üretebilecekler.

Carnegie Mellon Üniversitesi, Malzeme Bilimi ve Mühendisliği ve Biyomedikal Mühendisliği öğretim üyesi olan Doç. Dr. Adam Feinberg “Koroner arteritlerin MRI fotoğraflarını ve embriyonik kalplerin 3B fotoğraflarını çekebiliyor ve kolajen, aljinat ve fibrin gibi oldukça yumuşak malzemelerle, çözünürlüğü ve kalitesi eşsiz 3B biyobaskılar yapabiliyoruz” diyor. Bu işlem sayesinde gelecekte organ oluşturmak için, içinde yaşayan dokuların büyüyebildiği 3B yumuşak implantlar oluşturulabilecek. CMU Mühendislik Fakültesi Dekanı Jim Garrett, “3B biyobaskıyı, medikal uygulamalarda artarak kullanılacak önemli bir araç olarak görmeyi beklemeliyiz” diyor.

Üç boyutlu yazıcılarla organ basımı yolda

Geleneksel 3B yazıcılar, plastik ya da metalden nesneleri 3B olarak üretebiliyorlar. Bu işlem sırasında her bir katmanın basılması sırasında, bir alttaki katmandan güçlü destek ihtiyacı doğuyor. Dolayısıyla, jel gibi yumuşak malzeme ile yapılabilecekler daha limitliydi. CMU Biyomedikal mühendisliği doktora öğrencisi TJ Hinton, “Doku mühendisliğinde daha önce farklı malzemelerin 3B baskısı denendiyse de, kimse kolojen ya da fibrin gibi tipik doku mühendisliği jellerini kullanmak için bir metot geliştirmedi” diyor.

Yumuşak malzemelerle 3B baskının zorluğunu anlatan Feinberg, “Yumuşak malzemeleri yenilen jöleye benzetiyor, 3B baskı sırasında bu malzeme kendi ağırlığı altında eziliyor” diyor ve bu engeli aşmak için geliştirdikleri metodu şöyle anlatıyor: “Bu engeli aşmak için bir baskı metodu geliştirdik; yumuşak malzemeyi kendine destek olacak jelatin tozu içeren dayanacağı bir malzeme içinde baskı aldık. İşin aslı, biz bir jeli diğer jelin içinde oluşturduk. Bu da yumuşak malzemenin doğru şekilde yerleşmesi ve katman katman basılmasını sağlıyor.”

3 boyutlu organ 2

Araştırmacıların kullandığı yeni teknik kısa adıyla FRESH (Freeform Reversible Embedding of Suspended Hydrogels), 3B baskının etrafındaki destek jel yapının vücut ısısı sıcaklığında kolayca erimesini ve ortadan kalkmasını sağlıyor. Bu sıcaklık hassas biyolojik moleküllere ya da yaşayan hücrelere zarar vermiyor.

3B biyoyazıcılar 100 bin ABD dolarından daha fazla olan yüksek fiyatlarıyla dikkatleri çekse ve kullanımları özel uzmanlık gerektirse de, ekibin çalıştığı teknik için kullanılan cihaz açık kaynak yazılım ve donanım kullanması sebebiyle bin dolardan daha az bir fiyatla çok daha ucuza mâl oluyor. Açık kaynak yazılım kullanmak sadece fiyatı düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda baskı parametrelerini daha iyi ayarlayarak, üretilen organın kalitesini de en iyi hale getiriyor.

Bir sonraki adım için ekip, 3B doku yapılarının baskılarına, kasılabilir özelliği olan kaslar için bir platform sağlayacak şekilde, gerçek kalp hücrelerini dahil etmenin yolunu arıyor. Bu kadar ilginç ve heyecan verici bir haberi sizlerle paylaşmanın mutluluğunu taşırken, bu haberin “yakın zamanda organ nakli için kuyrukta bekleyen kimse kalmayacağının ayak sesleri” olmasını ümit ediyorum.

Adam Feinberg 3-B Biyobasım işlemi

  

Kaynak: Science Newsline, Science Daily, IB Times

Sovyetler Birliği döneminde hazırlanmış alkol karşıtı 21 afiş

Sovyetler Birliği’nde 1980’lerin başında alkol problemi; işe devamsızlık, düşük iş gücü ve ölüm gibi sorunların başlıca nedenlerinden biri olarak görülmekteydi. Dönem hükümeti tarafından hazırlattırılan bu 21 afiş, alkol problemiyle başa çıkmak için düşünülmüş bir kampanyanın eserleri. Türkçe karşılıklarını üzerlerindeki açıklamalardan okuyabilirsiniz.

Geç olmadan bırak!

Sovyet Alkol 2

Bir tek içtim, iki oldu…Sovyet Alkol 6
Aileye, sağlığa ve verimliliğe zarar verir.

Sovyet Alkol 3
Ayyaşlık probleminin üstesinden geleceğiz!
Sovyet Alkol 5Alkol

Sovyet Alkol 7Değiş tokuş

Sovyet Alkol 1

Vodka buna neden olur

Sovyet Alkol 4

Hatırla evlat, hatasızlık önemlidir.
Sovyet Alkol 11

Ayyaşlığı bırak!

Sovyet Alkol 9

Aynı zamanda bu olur.
Sovyet Alkol 10

AlkolizmSovyet Alkol 8

İçerdeki zengin içerikSovyet Alkol 12

RaporluSovyet Alkol 13

Doğmamış çocukları öldürme!Sovyet Alkol 16

Kötü alışkanlıkların esiri olmSovyet Alkol 18

Alkol suçun etkili bir dostudurSovyet Alkol 14

Sebep: AyyaşlıkSovyet Alkol 17

Sağlığa!Sovyet Alkol 15

Alkol: Verimliğin düşmanıSovyet Alkol 19

Güvenilmez satıcı en büyük düşmandırSovyet Alkol 20

Alkol: Aklın en büyük düşmanıSovyet Alkol 21

Kaynak: Art Sheep 

Hazırlayan :Burak Avşar