Norveç Kilisesi piskoposları tarafından yapılan basın açıklamasına göre, kiliselerde eşcinsel evliliklerin gerçekleşmesi onaylandı. Kilise meclisindeki oylama bu hafta gerçekleştirilmişti. Birçok dini organizasyonda olduğu gibi, rahipler ve diğer kilise üyeleri evliliklerde görev alıp almayacaklarına kendileri karar verebilecek.
Eşcinsel evliliklerin onaylanması için mücadele veren organizasyon Åpen folkekirke, konunun tartışılmasını sağlayarak kararda ciddi bir rol üstlenmiş oldu. Organizasyon lideri Sturla Stålsett ise bu gelişmenin tarihi bir önem taşıdığını belirtti.
Norveç 2008 yılında eşcinsel evliliği yasallaştırmış, geçtiğimiz yıl Başbakan Erna Solberg kiliselerdeki evlilikleri desteklediğini belirtmişti. Bu senenin başında ise Norveç hükümeti, çocuklar da dahil olmak üzere, cinsel kimliğin yasal olarak değiştirilebilmesini talep etmişti.
Küçük bir alanda yaşamak çoğu zaman bir bahçeden yoksun olmak anlamına gelebilir. Çıkılabilecek bir arka bahçe veya bazen balkon gibi herhangi bir dış alanın yokluğu meyve ve sebze yetiştirmek gibi bir seçeneğinizin bulunmamasına neden olabilir. Daha büyük evi ve bahçesi olanlar bile neredeyse bahçeciliği imkânsız hâle getiren uzun, kara ve sert kışların sürdüğü yerlerde yaşadıkları için benzer sorunlarla karşılaşabilirler.
Bu problemler Montrealli Bryce Nagels’e, özellikle küçük alanlar için dizayn edilen ve boyu iki metreyi geçen dikey çiftlikler olan “Besin Kulesi”ni geliştirmesi için ilham verdi.
İki metre uzunluğundaki Besin Kulesi, küçük alanlara rahatlıkla sığabiliyor. Bu dikey çiftlikler, minerallerin ve suyun bitki saksılarının altına iletilmesiyle bitkilerin içeride büyümesine olanak sağlıyor. Nagels; marul, pazı, ıspanak ve bol miktarda nane, maydanoz, reyhan ve kekik gibi baharatları sürekli yetiştirebildiğini söylüyor. Hatta domates ve kavun bile yetiştirebiliyor. Besin Kulesi, su ve minerallerin her saksının altından yukarıya doğru pompalandığı hidroponik (toprak kullanmadan su içinde bitki yetiştirme yöntemi) sistemle çalışıyor. Nagels’ininternet sitesine göre, sistemde kule için özel tasarlanan besleyici bir tonik kullanılıyor. Genelde bu karışım bitki temelli kaynaklardan oluşuyor ve tamamı sürdürülebilir kaynaklardan elde ediliyor.
Her yerde kullanıma uygun bu kule, kendi aydınlatma sistemiyle birlikte satılıyor. Sistem, yatay dikim alanının kapladığı alanın sadece onda birini kaplıyor.
Bin 299 dolarlık etiket fiyatı biraz yüksek olsa da en azından hayatınız boyunca ev yapımı salata yapmak için gerekli malzemelerin birçoğuna sahip olacaksınız. Ürün 1 Aralık 2015’te piyasaya sürülecek ve şimdilik sadece ön siparişle alınabilecek.
Şirket, sistemin aynı zamanda eğitim aracıolarak da kullanılacağını umuyor. Besin Kulesi’ni sınıflarının bir parçası gibi kullanmaya ilgi gösteren öğretmenler için şirket ayrıca bir ders planı sunuyor. Bu ders planı çocukların kendi yetiştirdikleri meyve ve sebzelerin tadına varabileceği tohum çimlendirmekten hasata kadar olan süreci kapsıyor. Ayrıca şirket, satılan her 50 “Besin Kulesi” için bir okula ürünü ücretsiz veriyor.
Besin Kulesi’nin yaratıcıları yiyeceklerin nereden geldiği ve kendi yiyeceklerini nasıl yetiştirebilecekleri konusunda başkalarını da eğitmeye önem veriyor. Besin Kulesi sadece uzun vadede kârlı çıkmanızı sağlamaz, aynı zamanda çevre ve bedeniniz için de oldukça faydalı bir üründür.
Şili’deki Atacama Çölü dünyanın polar olmayan en kuru çölü. Ancak bu durum, görünürde çorak olan bu çölün doğru şartlar bir araya geldiğinde hayat dolup taşmasına engel değil. Eğer güney yarım küre bahar aylarında (Ekim, Kasım), yoğun yağış altında kalırsa, yer altında kış uykusuna yatmış çiçekler aniden yüzeye çıkar ve çiçeklenir. Yağmurun avantajlarından yararlanmak istercesine yer altından patlayarak çıkan çiçekler, çölü renkleriyle doldurur.
Bu yıl gerçekleşen ve toprak kaymasına sebep olan en güçlü kasırgalardan Patricia Kasırgası, çiçek tohumlarını da beraberinde getirdi ve bu renk cümbüşünün aynı yıl içerisinde ikinci kez yaşanmasına sebep oldu. Ulusal Turizm Servisi yöneticisi Daniel Diaz‘in EFE haber ajansına yaptığı açıklamaya göre “Bu yılki çiçek yoğunluğunun başka bir örneği yoktu ve gerçek şu ki bu olayın aynı yıl iki kere gerçekleşmesi ülke tarihinde görülmemiş bir şeydi. Bizim için çok büyük bir sürprizdi” şeklinde açıklıyor.
Diaz bu olağandışı durumu iklim değişikliğineatfetse de yöre halkı bu sayede artan turizm getirisi açısından oldukça mutlu. 20 bin’den fazla turistin bu olağan dışı çiçeklenmeyi görmek için bölgeye gelmesi bekleniyor. Bu arada dünyada, yoğun yağış sonrası çiçeklenen tek çöl burası değil, Utah’da da benzer bir fenomen yaşanmakta.
Amerika’nın biyoteknoloji devlerinden Monsanto’nun ürünlerinin ana içeriklerinden biri ve en popüler “ot öldüren kimyasal” şeklinde bilinen glyphosate, aslında sanıldığından çok daha zararlı bir içerik olarak karşımıza çıkıyor.
Dünya Sağlık Örgütü kanser araştırma bölümünün Arjantin La Plata Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ile birlikte yürüttüğü ön çalışmalarının sonucunda, Glyphosate yani yabancı otların öldürülmesi için kullanılan bitki öldürücü ilacın temel maddesinin, pamuklu hijyen ürünlerinin yüzde 85’inin içerisindebulunduğu ve kansere yol açtığı öğrenildi.
Örneklerin yüzde 62’si, glyphosatenin türevlerinden olan AMPA (aminomethylphosphonic asit) için pozitif sonuç gösterdi.
Revolution News’e göre; La Plata bölgesinde bulunan yerel süpermarketlerden ya da eczanelerden alınan gazlı bezler, temizleme bezleri ve kadın bakım ürünleri (tampon ya da ped gibi) örnek olarak kullanıldı.
Buenos Aires’te üçüncü kez düzenlenen Tütsülenmiş Şehir Doktorları(Doctors of Fumigated Towns) ulusal kongresinde sonuçlar geçtiğimiz hafta sunuldu.
Araştırmacıların başındaki doktor Damian Marino, Télam haber ajansına (RTaracılığıyla) örneklerin yüzde 85’inin glyphosate, yüzde 62’sinin ise AMPA için pozitif sonuç gösterirken pamuk ve steril pamuklu gazlı bezlerde rakamların yüzde 100’ü gösterdiğini söyledi. Télam raporunu (İspanyolca)buradanokuyabilirsiniz.
Bu aslında, kadın bakım ürünlerinin mercek altına ilk defa alındığı bir olay değil. Dünya İçin Kadınların Sesi (Women’s Voices for the Earth) tarafından hazırlanan raporda, kadın bakımı endüstrisinde kontrolsüz ve muhtemel zararlı kimyasallar içeren, aynı zamanda prezervatif, parfüm, saç boyasının da dahil olduğu ürünlerin satıldığı belirtilmişti.
Alice Averdissian, kendini takım elbise içinde hiçbir zaman rahat hissetmedi. İşte bu yüzden en iyi arkadaşı ile yatırım bankacılığındaki işini takas ederek Güney Amerika’da altı ay sürecek sörf seyahatine çıktı.
İnternet sitesinde verdiği bilgilere göre; grup, bu süre zarfında altı ülkeye seyahat etti, yöresel yiyecekleri tattı, volkanlara tırmandı ve dünyanın en büyük dalgasının izini sürdü. Bu dalgayı en sonunda, Peru, Chicama’da buldular.
Avedissian’ın hayali, dünyadaki atıkları azaltarak oyun alanlarımızın -dağlar, nehirler, okyanuslar- sürdürülebilirliğini sağlarken tüm açık hava tutkunlarını da mutlu etmek.
Böylece Avedissian ve erkek kardeşi Aric 2012’de, eski reklam panolarını arazi doldurmada kullanılarak bertaraf edilmesine bir son vererek onlardan sörf çantaları ve aksesuarları üretmeyi amaçlayan Santa-Monica merkezli RAREFORM şirketini kurdular.
Yakın dönemde RAREFORM, ülkenin en büyük reklam panosu şirketi olan Lamar Reklam ile ortaklık kurarak #ArtLives-an Artist Series adıyla ürünlerini satışa sunmaya başladı. Bu sürdürülebilirlik kampanyası ticari sanat çalışmalarına ikini bir hayat vermeyi amaçlıyor. Yeni ortak Lamar, aylık 10 bin poundluk reklam panosu bağışlayarak kampanyaya katkı koydu.
#ArtLives’in ilk adımı olarak, RAREFORM ve Lamar, dünyaca ünlü grafik sanatçısı Milton Glaser’i işe almış. Glaser ikonik “I heart NY” logosu ve Mad Men reklamları ile biliniyor. Lamar seriyi tetiklemek için Glaser’in “It’s Not Warming. It’s Dying” kampanyasını kullanmış. Bu reklam panosu ekim ayı sonunda teşhir edilecek ve kullanım süresi dolduğunda sınırlı sayıda sırt çantası ve aksesuar olarak yeniden tasarlanacak.
Kasım ayı sonunda RAREFORM, Los Angeles’ta bir galeride #ArtLives’e dair videolar, fotoğraflar ve ürünlerin yanısıra Glaser’in en ünlü çalışmalarının da sergilendiği bir etkinliğe ev sahipliği yapacak.
RAREFORM satışlarının yüzde 1’i doğal alanların korunması ve restorasyonu çalışmalarına aktarılmaktadır. İnternet sitelerinde ifade edilene göre “Tüm açıkhava tutkunlarına problemlerin çözümünde aktif rol oynama fırsatı veriyoruz. Bu amaç bizim DNA’mızda var. Dünyaya pozitif etki eden bir şirketiz.”
Her dinlediğimizde içimizde hüzün ve mutluluğu birlikte hissetmemize neden olan Bohemian Raphsody, kimi zaman gözlerimizi dolduruyor kimi zaman ise mücadele hırsı veriyor.
31 Ekim 1975 tarihinde bu efsane şarkıFreddie Mercury tarafından yazılarakQueen‘in efsanelerinden biri oldu. Aradan onca yıla rağmen tüm zamanların en iyi şarkıları arasında yer alıyor.
Bugüne kadar dünya çapında 6,5 milyonu aşkın kopya ile Bohmemian Rhapsody dünyanın en çok sevilen şarkılarından biri.
Bu olağanüstü şarkı birçok ünlü isim tarafından yeniden yorumlandı. Süresi nedeniyle parçanın başarıya ulaşamayacağı düşünülse de 1977’de parça, 25 yılın en iyisi seçildi.
2000 yılında ise İngiliz Televizyon kanalı Channel 4 tarafından yapılan oylamada bir numaraya yükseldi.
40’ıncı yıldönüme özel BBC’ye konuşan Queen’in gitaristi Brian May, “Hiçbir demo yoktu. Tüm her şey Freddie’nin kafasındaydı ve notlar aldığı küçük kağıtları vardı. (…) Hâlâ bu şarkıyı dinlemekten keyif alıyorum. Eğer radyoda çalıyorsa, açıyorum ve dinliyorum ama hayali gitar yok tabii! Bunun için artık çok yaşlandım” dedi.
♥ Şarkı tam olarak 05:55, yaklaşık 6 dakika uzunluğunda.
♥ BR, MTV Müzik Ödülü’nü kazanan tek Queen şarkısı.
♥ Muppet Show’un BR uyarlaması Youtube’da 47 milyondan fazla izlendi.
♥ Kasım 1991’de, Freddie Mercury’nin ölümünden hemen sonra Queen, AIDS’e karşı mücadelede para toplamak için Bohemian Rhapsody yeniden yayınlandı ve ikinci kez bir numara oldu. 16 yıl sonra orijinali yayınlandı. İlk defa bir şarkı listelerin üst sıralarında iki kere çıktı.
♥ BR, Queen’in Amerika’daki ilk top 10 listesine girişiydi. İngiltere’de 9 hafta boyunca birinci sırada yer alarak bir rekor kırdı.
♥ “A Night At The Opera” yapılan en pahalı albümdü. Queen bu parçayı kaydetmek için altı farklı stüdyo kullandı.
♥ İroniktir ki BR, 1 numarada yer alan Abba’nın “Mamma Mia” şarkısını aşağı çekip, üst sıraya geçti. “Oh mamma mia, mamma mia, mamma mia let me go.”
♥ 2000 yılında Guiness World Records’da son 50 yılın en iyi rock şarkısı ödülünü aldı
Wayne’s World filmindeki efsane Bohemian Rhapsody sahnesi!
Isabelle Chapuis ve Alexis Pchot isimli sanatçıların, bir duman bombası patlattıklarında ortaya çıkan renkli bulutuyok olmadan önce fotoğraflamak için sadece bir -şanslılarsa iki- dakikaları var. “The Blossom Project (Çiçek Projesi)”için bir moda fotoğrafçısı ve bir ressamdan oluşan Isabelle ve Alexis, Fransa’dan Türkiye’ye, Amerika’ya, İspanya’ya, Norveç’e ve Belçika’dan Fas’a, Meksika’ya ve Guatemala’ya gidip, renkli dumanlar patlatarak fotoğraflar çekti.
The Blossom Project 2012 başlarında, Paris sokaklarında, pembe bir dumanın fotoğrafıyla başladı. Paris, I love you(Paris, seni seviyorum) adlı yarışmada ikinci geldikten sonra bu fikir tohumu büyüdü ve bugünkü hâline filizlendi. Fotoğraflar, Chapuis’nin nüans ve boşluklu zeminler uzmanlığını ile Pichot’un mimari ve boyutlar uzmanlığı birleştirilerek ortak bir çalışma şeklinde üretiliyor. İkili bu iş birliğinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.
En temel seviyede, duman iki sanatçı için de yaratıcı iç güdünün görsel bir manifestosunu temsil ediyor; sınırlı bir zamanda fotoğraf çekmenin yarattığı adrenalin, sönen dumanın tesadüfen keşfedilmiş figürlerinde karşılığını buluyor. Sanatçılar duman bombasını insan göz ve ellerinin erişemeyeceği yerlerde patlatmayı seviyorlar, bunu da Nikon’un yardımıyla uzaktan kumandalı araçlar kullanarak yerden yüksekte yapıyorlar.
The Blossom Project, dünya ve dünyanın yaratıcı potansiyelinin, bereketli manzaralarının ve eşi bulunmaz çiçeklenmelerinin kutlandığı bir proje. Ancak Chapuis ve Pichot, dünyanın hassasiyetinin farkındalar. Vahşi manzaraları çekerken şehir arazilerini de yakalıyorlar ve böylece insan müdahalesini ortaya çıkarıyorlar. Dumanın ise insan yapımı ile organiğin iki arada kalmış sınırı olduğunu iddia ediyorlar. Bu sebepten dumanın coşku ve ifşa ya da endişe ile önsezi olarak görülebileceğini söylüyorlar.
Yaklaşık 10 yıl önce Hindistan’ın Chennai bölgesinde yaşanan tsunami felaketinden sonra Sekar isimli kamera tamircisi evinin yakınlarında yuvasız kalmış yeşil muhabbet kuşlarınıfark etti. Bu sorunun farkına varan Sekar, her gün hazırladığı pirinç ile onları beslemeye başladı. Yavaş yavaş bölgeye yerleşen kuşlar, belli bir süre sonra hızla çoğalmaya başladı.
62 yaşındaki Sekar şu anda evinin yakınında 4 bin muhabbet kuşuna bakıyor, gelirinin yaklaşık yüzde 40’ını onlar için harcıyor. Her sabah saat 4’te uyanan Sekar, büyük kazanlarda pirinç yemeği hazırlayarak evinin çatısına hazırladığı yemleme alanında kuşlara büyük bir ziyafet çektiriyor.
Bu olayın haberini alan Aravind Kumar, Sekar’ın evine giderek “Birdman of Chennai” (Chennai’nin Kuşçusu) isimli videoyu hazırlayarak yaşanan bu mükemmel olayı bizlere ulaştırıyor.
Sanallaşmaya karşı “kısa” bir adım atıldı: Fransa’da yapılan yeni bir çalışmayla insanlar boş zamanlarını bir makine tarafından ufak kağıtlara basılan kısa öyküleri okuyarak geçirebilecek.
Fransa’nın, Alpler’e olan yakınlığı sebebiyle Alpler’in başkenti diye isimlendirilen Grenoble şehri; son günlerde “yeni” bir deneyimle karşı karşıya. İlk bakışta bir otopark veya banka sırası fişi verecekmiş gibi duran bir makine, ilgili kent sakinleri için çeşitli hikayeler basıp dağıtıyor. Bu basılı yazılar, akıllı telefonlardan ve tabletlerden e-kitap okumaya alışkın günümüz insanı için belki de büyük bir devrim!
Short Edition şirketi ve Yeşil Partili Grenoble Belediye Başkanı Eric Piolle arasındaki ortak bir çalışmayla ortaya çıkan bu proje ile şehir merkezine yayılmış toplam 8 tane “kısa öykü dağıtma makinesi” kurulacak.
Okuyucunun boş zamanına bağlı olarak çeşitli uzunluklarda öyküler sunan makine; üç dakikalık bir öykü isteği için yaklaşık 8×60 cm boyutlarında bir kağıt veriyor.
Bir arkadaşa kahve otomatından kahve ısmarlamaktansa, “kısa öykü dağıtma makinesi”nden öykü ısmarlamak daha orijinal olabilir. Üstelik bu makinelerden öykü almak da ücretsiz!
Son olarak, günümüzde birçok insan için, boş vakitler akıllı telefonlara hapsolmuş bir şekilde geçiyor. Hatta bir cafede oturan bir arkadaş grubu bile, birbirlerinin yüzüne bakmak yerine, telefonlarını kurcalayabiliyor. İnsanlar artık neredeyse Black Mirror dizisindeki (White Bear) gibi, dış dünyada olan biten her şeye telefonun kamerası ile bakıyor. Bu ve buna benzer projeler ile insanlar belki de bir nebze olsun sanallaşmaktan kurtulur. En azından dileğimiz bu.
İrlanda’da 5 ay önce halk oylamasıyla “evet” oyu alan eşcinsel evlilik hakkı, 29 Ekim itibarıyla yasallaştırıldı. İlk evliliklerin iki hafta içinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Geçtiğimiz mayıs ayında İrlanda’da halk oylamasına sunulan eşcinsel evlilik, yüzde 38 hayır oyuna karşın yüzde 62 evet oyu ile onaylanmıştı. İrlanda bu oylamayla eşcinsel evliliği referandum sonucu kabul eden ilk ülke olarak tarihe geçmişti.
İrlanda hükümeti,Evlilik Eşitliği Yasasıgereğince eşcinsel evliliğin en kısa zamanda yürürlüğe gireceğini belirtirken, Parlamento karara dair resmi yürütmelerin süreci uzatabileceğinin altını çizdi. İrlanda Senatosu’nun kanun teklifini kabul etmesinin ardından adalet bakanının da onayıyla önümüzdeki iki hafta içinde ilk evliliklerin gerçekleşmesi bekleniyor, 2015 yılının sonuna kadar yasa ülke genelinde geçerli olacak.
Senatör Katherine Zappone ise bu kararı onaylayarak tarihi bir ilke imza atmış oldu: “Bunca çabanın ardından sonuca ulaşmak bizler için derin anlamlar ifade ediyor. Bu zafer hepimizin.”
LGBTİ aktivistlerinden Evelyne Paradis de memnuniyetini şu sözlerle ifade etti: “İrlanda’daki tüm siyasetçiler övgüyü hak ediyor, farklı düşüncelere rağmen kazanan eşitlik oldu.” İrlanda hükümeti eylül ayında da trans bireylerin yasa önünde tanınmasını sağlayan Cinsiyet Tanınma Yasası’nı (Gender Recognition Act) kabul etmişti.