Emek, sözlük anlamıyla; bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü olarak tanımlanmaktadır. Emek ile beraber insanın içinde bulunduğu ekolojik yapıyla ilişkili olarak ürün ortaya çıkarması, üretilen değerlerin toplamı olarak kültürün doğuşuna yol açmıştır.

İnsanın doğadaki diğer formlardan farklılaşmasını sağlayan en temel özellik, içinde yaşadığı doğaya bir şeyler katabilecek düzeyde üretimde bulunması ve buna bağlı olarak ürünler (maddi-­manevi) ortaya çıkartılabilmesidir. Karl Marx; insanı insan yapanın, toplumsallaşmayı yaratanın emek olduğunu söyler. Anne ile çocuk arasındaki ilişki de ilk toplumsal emek olarak görülür. Annenin kendisi dışında bir başka canlı varlığı sahiplenme, koruma, besleme, savunma ve kendi deneyimlerini aktarması gibi hareketleri, toplumsallığa yol açan duygu ve düşüncenin oluşmasını sağlamıştır. İnsan canlı doğanın bir parçası olarak görülüp, doğanın da insan gibi hissedebilen, sevebilen, düşünebilen, sezebilen bir varlık olarak görülmesi, tabiat ana imgesini geliştirir.

Doğa Ana ve Çocuk
İnsan canlı doğanın bir parçası olarak görülüp, doğanın da insan gibi hissedebilen, sevebilen, düşünebilen, sezebilen bir varlık olarak görülmesi, tabiat ana imgesini geliştirir.

Yunanca ev anlamına gelen eko ile yasa anlamına gelen nomos kelimelerinin birleşimiyle birlikte Ekonomos kelimesi ortaya çıkmıştır. Anlamı ise evde yaşayanların ihtiyaçlarını karşılayan yasa demektir. Nomos kelimesi günümüzde “namus” olarak kullanılmaktadır. Geçmişin nomosu erkek egemen sistemde erkeğin meşru bir biçimde sahibi olduğu kadın bedeni ve onun cinselliğidir. Başkasının dokunamayacağı en özel alandır. Dolayısıyla kadından geriye kendisine, varlığına, duygu, düşünce ve bedenine dair bir şey bırakmaz.

Ekonomi politiği veya iktisat bilimi ile ev yasası ve toplumsal üretim birbirinden koparılır. Bundan sonra ev ve toplum yasası olan ekonomi, ekonomi politiğine dönüştürülerek kent yasasına ve devlete dönüştürülür. Ekonominin toplum için olan bir yanı kalmaz. Toplumun iç dengesinde, ekolojik dengesinde yani toplumsal ekolojide büyük, derin bozulmalar ortaya çıkar.

Emek ve Proletarya

Günümüzde yaşanan ahlaki toplumsal çöküntünün (kültürel çöküntü) temelinde emekten yoksun bir toplumun var kılınması yatmaktadır. Mevcut sistemin üretme olayını kendi tekeline alması ve bu faaliyetlere kendi çıkarları ekseninde sınırlar çizmesi, bir anlamda salt maddiyatı esas alan bir üretim tarzıyla yaşamı sınırlaması, milyonlarca insanın üretim gücünü tek bir alana odaklamış ve adeta insanın üretme ve yaratma potansiyelinde tekçilik yaratmıştır. Günümüzdeki insanların neredeyse aynı tarz giyim ve konuşma şekline sahip olmaları kendi öz kültürel değerlerini, kimliklerini ve farklılıklarını sağlayan değerleri ifade eden yaşam tarzlarından uzaklaşmaları emeğin tek düzeleştirilmesinden, yaratanın kalıplara sokulmasından ileri gelmektedir. Bu da sürekli ve kalıcı yaratımlarla kendini var eden kültürde, derin tahribatlara yol açarak kimliksizleşme ve kültürsüzleşmeye yol açmaktadır. Ayrıca üretimi belirli alanlara odaklayan sistem, insanların tamamını üretim­ olayına dahil etmeyip, üretme ve emek potansiyelinden yoksun bir toplum yaratmak ve salt tüketici bir toplumsal gerçeği açığa çıkartmak istemektedir.

Karl Marx’ın yaptığı yabancılaşma tanımlaması sistemin yarattığı kimliksizleştirme ve kültürsüzleştirmeyi eleştirirken, buna karşın kişide ve toplumda yaşanan durumu yabancılaşma olarak ifade eder. Marx’ın, emeği sadece bir sınıfa (proletaryaya) ait görmesi, emeğin bu sınıfla temsil edildiğini dile getirmesi ve toplumsal olan emek ve kültürü bir sınıfa indirgemesi, ideolojisinde, eleştirdiği kapitalist üretimdeki tekçiliğe benzer taraflar yaratmaktadır. Topluma proletaryayı dayatmak, toplumun çok renkli yapısında tekçiliğe yol açacaktır ve bunun sonucu olarak kültürsüzleşme ve kimliksizleşme kaçınılmaz olacaktır.

Kadın Proletarya
Topluma proletaryayı dayatmak, toplumun çok renkli yapısında tekçiliğe yol açacaktır ve bunun sonucu olarak kültürsüzleşme ve kimliksizleşme kaçınılmaz olacaktır. (Görsel Kaynağı: http://www.hollandfamilyhistory.co.uk)

Bir topluluğun bulunduğu alan içerisinde değerler üretmesi, bu değerlerin bilincinde olup sahiplenmesi ve yine bu alanın, kendisinin var olan değerlerine katkısının olması sonucunda gerçekleşen, bilinçli sahiplenme durumu, vatan, yurt bilincini açığa çıkartmıştır. Birey, emeğinin toplumsal yaşam ve kültürden kopuk olmadığının bilincinde olmalıdır. Birey, emeği üzerindeki hakkının onu bir meta gibi satmak değil, tersine onu koruyup, geliştirerek toplumsallığı büyütmek olduğunun farkında olmalıdır ve en önemlisi de emek ve emek bilincinden yoksunluğun “değersizleşmeyi” yaratarak onu kimliksizleştirmeye, kültürsüzleştirmeye götüreceğini kavramalıdır.

Başlık Görseli: Ilo Artwork