Turin is a beautiful city. It’s space goes beyond anything that has ever been imagined before“.
Mark Twain

İtalya dediğimizde 3-5 şehirden ötesi gelmez aklımıza. Hep en popüler en sükseli yerleri seçmişizdir hayatımızda. Torino’ya gitmeden önce oldukça önyargılıydım. Nedense bana hep sanayi şehri olarak gelmiştir. Keza hâlâ da otomotivin anavatanı olarak kabul edilir. Lakin İtalya’nın 4. en büyük kenti artık sadece otomotivi ile değil sanatı, mimari öğeleri, meydanları ve kültürel etkinlikleri ile adını tarihe yazdırmıştır.

Kısaca tarihine değinmek istersek de Torino’ya ilk yerleşim Kelt kavmi olan Tauriniler tarafından görülmektedir. Roma dönemi ise İÖ 1. yüzyılda görülmektedir. Bunu ızgara planlı sokaklarından anlayabiliyoruz. Bu hippodamos planı İtalya’da ilk Torino’da uygulanmıştır. Orta çağ döneminde kent Arduin hanedanı ve daha sonra ise Savoy hanedanı tarafından yönetildi. Zaten kent, mimari doruğa ulaşmasını Savoy hanedanı ve Mimar Filippo Juvarra’ya borçludur. 18. yüzyılda açılan Frejus tüneli ile Torino; İtalya ve Fransa arasında köprü görevi gördü. Bu dönemde önemli bir Avrupa kentine dönüşen Torino’da Mısır Müzesi, Mole Antonelliana gibi ikonik simgeler ön plana çıkmaya başladı. 19. yüzyıl başlarında ise kent otomotiv sektörüne adını altın harflerle yazdırmayı başarmıştır. 1899 yılında Fiat1906 yılında ise Lancia araç üretimine geçmiştir. 1950’lerde göçmen işçilerin çalıştırılmasıyla kent hem hızlı nüfus artışı yaşamış hem de Avrupa’nın en önemli sanayi kentlerinin bir kolu olmuştur.

  • Torino 2006 yılında Kış Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yaptı.
  • İstanbul üzerinden direkt uçuş yoktur. Milano-Torino arası 130 km, Floransa-Torino arası 430 km.
  • Toplu ulaşım ağı gelişmiştir. Tren, tramvay, otobüs ve metro kullanarak ulaşımınızı kolaylıkla sağlayabilirsiniz.

Piazza Castello: Şehir merkezinin kalbinde yer alan meydan, 4 ana caddenin buluşma noktasıdır. 12. yüzyıl tarihli meydanın çevresinde; Madame Sarayı, San Giovanni Battista Katedrali, Regio Tiyatrosu, Saint John Baptist Katedrali ve Torino Kraliyet Sarayı yer alır.

Palazzo Reale: Castello meydanı çevresinde konumlanmış görkemli saray 16. yüzyılda inşa edilmiş 17. yüzyılda ise Christine Marie tarafından modernize edilmiştir. Tabii ki saraya en büyük katkıyı sağlayan kişilik ise Barok Mimar Filippo Juvarra’dır. Saray üç yüzyıl boyunca Savoy Hanedanlığına ev sahipliği yaptı. 1946 yılında müzeye dönüştürüldü. Çin ve Japon vazoları, İtalyan altın varak detaylı tavan süslemeleri, mozaik zemin döşemeleri ve İtalyan ressam Anna Caterina Gilli’nin tabloları ile saray UNESCO Dünya Miras Listesine girmeyi çoktan hak etmiştir.

Giriş Ücreti: 12 Euro

Madame Sarayı: UNESCO Dünya Miras Listesine adını yazdıran yapı, Savoy Hanedanının bir parçası olarak tanımlanmaktadır.Y apının tarihi 12. yüzyıla dayanmaktadır. Ama bugünkü görkemine kavuşturan ve emeği geçen kişi Düşes Marie Jeanne’dir. Düşes daha görkemli bir Kraliyet Sarayı haline getirmek için binayı baştan aşağı yeniledi. 1. kat salon süslemeleri için birçok sanatçı davet ederek Barok sanatını en güzel şekilde uygulatmıştır. Meydanın hemen ortasında konumlandırılmış sarayı mutlaka ziyaret edin.

Giriş Ücreti: 10 Euro

Monumento a Emanuele Filiberto heykeli 1. Dünya Savaşında sırasında savaşan komutan Emanuele adına yapılmıştır.

Regio Tiyatrosu: Ekim’den Haziran’a kadar en ünlü operalara ev sahipliği yapan tiyatro binası 1740 yılında Francesco Feo’nun Arsace eseri ile açıldı. 1.500 kişi kapasiteli tiyatro 1792 yılında Kral tarafından kapatıldı ve 1800 ortalarında açılarak gösterimlerine devam etti. Çıkan bir yangın sonucu tahribata uğrayan yapı, Maria Callas’ın muazzam sesi ile kapılarını tekrardan açmıştır. Harika akustik ve ambiyansı ile mutlaka sezonun açılışına denk gelin.

Giriş Ücreti:8 Euro

Mole Antonelliana Kulesi: Alessandro Antonelli’nin adını taşıyan ve 168 metre uzunluğu ile İtalya’nın Eyfel’i olarak adlandırılan yapının temeline 1863 yılında başlanıldı. Başlangıçta bir Sinagog olarak tasarlanmış daha sonra ise dünyanın en uzun müzesi olarak kalmıştır. Ayrıca yapı dünyanın en yüksek desteksiz tuğla binasıdır. 1953 yılında yaşanan bir kasırga çatısını yıkmış, 1960’larda ise çatı tekrardan onarılmıştır. Yapıda ayrıca 2000 yılından bu yana kullanılan Ulusal Sinema Müzesi bulunmaktadır. Yapının silueti birçok şampiyonaların tanıtımında ve 2 sent paralarının arkasında görülmektedir. Cam asansörü kullanarak en tepesine çıkın ve enfes Torino manzarasını gözlemleyin.

Giriş Ücreti: 10 Euro

Museo Egizio (Mısır Müzesi) : İtalyan İşi filminin bir kısmının çekildiği müze Torino’nun en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. 1800 başlarına tarihlenen müzenin içerisine 1.200’den fazla parça eklenmiş ve 1900’lerde ise koleksiyonun tamamı doldurulmuştur.Mısır arkeolojisine ve antropolojisine merakınız var ise bu müze sizleri oldukça tatmin edecektir.Müze içerisindeki en önemli koleksiyonlar:

  • Papyrus Koleksiyon Odası
  • İsis Tableti
  • Kha ve Merit Mezarı

Giriş Ücreti: 13 Euro

Otomobil Müzesi: 8 ülkeyi temsil eden 80 farklı dünya markasından 200 farklı modelin sergilendiği yer. 1960 yılında açılan müzenin koleksiyonunda ilk İtalyan otomobilleri olan 1899 Fiat ve 1914 Ferrari, Alfa Romeo yarış arabaları sergilenmektedir. Müze içerisinde ayrıca Dokümantasyon Merkezi, Kütüphane ve konser salonu yer almaktadır. Otomotivin başkentinde böyle bir müzenin olmaması düşünülemezdi zaten. Mutlaka programınızın içine dahil edin.

Giriş Ücreti: 12 Euro

St. John Baptist Katedrali: 1491’de Settignano’nun tasarımı ile inşaatına başlanan ve 7 yıl içinde tamamlanan yapı kentteki tek Roma Katolik katedrali konumundadır. Ağırlıklı olarak Barok mimari detayını sunan katedral içerisinde ayrıca Torino Kefeni olarak adlandırılan, İsa’ya ait olduğu inanılan keten bir bez de bulunmaktadır. Sadece belli tarihlerde halka gösterilmektedir.

Carignano Sarayı: Şu an Risorgimento Müzesi olarak kullanılan yapı, Carignano ailesinin resmi konutu olarak inşa edildi. Prens, Guarino Guarini’den Barok tarzda, eliptik ana cepheli bir yapı yapmasını istedi. 1679 yılında temeli atılan saray 6 senede tamamlandı.İtalya’nın ilk kralı olan Victor Emmanuel’de bu sarayda doğmuştur. 1800’lerde saray kısa bir süreliğine meclis olarak kullanıldı.

Giriş Ücreti: 10 Euro

Market Porta Palazzo: Avrupa’nın en büyük açık hava pazarı Po caddesi üzerinde kuruluyor. Meyve ve sebzeler, giysi ve takılar, elektronik ve mutfak eşyalar gibi çeşitlilik sunan pazarda dilediğiniz her şeyi bulmak oldukça kolay.

Juventus Stadyumu (Allianz): 155 milyon Euro’ya mal olan 41.000 kişi kapasiteli çevre dostu stadyumda Juventus’un maçlarına denk gelebilir ve bu deneyimi yaşayabilirsiniz.

Garibaldi Caddesi: Adını İtalya’nın en büyük kahramanlarından alan cadde karşılıklı olarak sıralanmış dünya devi İtalyan mağazalarına ev sahipliği yapmaktadır. Sadece moda sektörüne değil kozmetik dünyasından spor dünyasına da kapılarını açan caddede turlayabilir ya da alışveriş yapabilirsiniz.

Sadece bir kültür başkenti değil Torino ayrıca sporun, doğanın, modanın ve ilklerin kenti. İlk başta önyargı ile yaklaştığım Torino’ya bu denli sempati duyacağım aklıma gelmezdi. Bir tarafta karlı dağları arkanıza alırken diğer taraftan Po nehrinin akışına bırakıyorsunuz kendinizi…

Biraz durağan biraz sessiz oldukça disiplinli. Izgara plan kent planlamacılığı ve ulaşım ağı oldukça düzenli ve sistematik. Kış turizmin cazibe merkezine ve futbol dünyasına da adını yazdıran Torino’da dört mevsim yapacak bir şey bulmanız oldukça kolay.

Yapmadan Dönmeyin:
  • Teatro Regio’da bir etkinliğe rezervasyon yaptırın.
  • Ev yapımı Agnolotti’nin tadına bakın. Conterno şaraplarını test edin.
  • Eataly’de İtalyan mutfağına yönelik zengin çeşitlere göz atın.
  • Garibaldi caddesi üzerindeki Juventus Store uğrayın.
  • Mısır Müzesi ve Mole Antonelliana Kulesini ziyaret edin.
  • Po nehri kıyısında yürüyüşe çıkın.