“Gıda demokrasisi oluşturmak için mevcut gıda sistemini işgal etmeliyiz.” Vandana Shiva

Makineleşmiş ve dış kaynaklara bağlı gıda üretimi, doğal kaynakların hiç sonu gelmeyecekmiş gibi gıda üretimi ve dağıtımı için kullanılması ve “kusursuz” ürünü elde etmek için yüzyıllardır var olmaya devam eden besin ürünlerinin modifiye edilmesi… Bu ve benzeri konular Yeşil Tarım Devrimi’nin bir sonucu olarak çiftçilerin ve kaçınılmaz olarak biz tüketicilerin hayatına girmiş durumdadır. Geleneksel tarım yöntemlerinin terk edilmesi ve tarımın makineleşmesi tüm diğer yerel çiftçilerle birlikte Hindistanlı çiftçilerin hayatını da pek çok anlamda olumsuz yönde etkiledi. Bu acı gerçeği ortaya koymak ve tüketicilerin tüketim alışkanlıklarını sorgulamalarını sağlamak için Vandana Shiva’nın “Çalınmış Hasat” adlı eseri, sürdürülebilir tarıma merak duyan okuyuculara pek çok bilgi sunar.

Shiva’nın dile getirdiği üzere mevcut gıda sistemi; yerel çiftçilerin emeklerini, yıllarca birbirlerine aktardıkları geleneksel tarım bilgilerini ve hasatlarını çalmaktadır. Bu gerçeğin tam aksine tarım şirketlerinin sözde fikri mülkiyet haklarından habersiz olan çiftçiler, şirketlerin patentli tohumlarını izinsiz kullanmakla ve çalmakla suçlanmaktadır.

(Fotoğraf: AP Photo/Deepak Sharma)
(Fotoğraf: AP Photo/Deepak Sharma)

Toprak anaya ait olan, nesilden nesle aktarılan atalık tohumlar, tarım devlerinin patentli ürünü haline gelmiştir ve patentli bu hibrit tohumlar ürün verdikten sonra kendi kendilerini yok ettikleri için aynı zamanda terminatör tohumlar olarak da bilinmektedir. Dolayısıyla çiftçilerin her sene yeni tohum almaktan başka seçenekleri kalmadı.

Sonuç olarak tarım şirketlerine bağımlı hale gelen, borçlarını ödeyemeyen, makineleşmeyle birlikte yerel kaynaklarına el konulan ve üretimde verimi arttırmak adına geleneksel gıda üretim tekniklerine müdahale edilen çiftçiler, kısa süreliğine kâr elde etse de sürdürülebilirlik adına birçok şey kaybettiler: Endüstriyel tarım teknikleri yüzünden harap olan topraklarını, geleneksel tarım bilgilerini, gıda güvenliklerini, yerel ekonomilerinin gücünü, bağımsızlıklarını ve en önemlisi de doğal kaynaklarını. Kısa süreliğine maksimum verim elde etmek için ödenen tüm bu bedeller Hindistanlı çiftçileri çaresiz bıraktı. Ne yazık ki birçoğu da intiharı tek kaçış yolu olarak gördü. Çalınmış Hasat adlı eserde Vandana Shiva’nın paylaştığı bilgilere göre 1997’de neredeyse 400 pamuk üreticisi tüm bu sorunlarla baş edemedikleri ve hasat elde edemedikleri için intihar etmeyi seçti.

Hindistanlı çiftçilerin Çalınmış Hasatı 1

Modern insanın sınırsız istekleri doğrultusunda yerel çiftçilerin yerel yiyecekleri değer kaybederken çiftçiler, Yeşil Tarım Devrimi ile birlikte gittikçe büyüyen tarım şirketlerinin ekonomik kazanç elde edebileceği ürünler yetiştirmeye başladı. Sonuç olarak, alım gücü olan tüketiciler her mevsim istediklerini tüketirken üçüncü dünya ülkelerindeki yoksul halk, kendi topraklarına ve doğal kaynaklarına talep gören yiyecekleri yetiştirmek üzere endüstriyel tarım tekniklerini kullanarak zarar vermeye başladı.

Shiva’nın belirttiği üzere balıkçılıkla ve karides avlayarak geçimini sağlayan Hindistanlı çiftçilerin kullandıkları “tarak ağlı balıkçı tekneleri” avlanmak istenilen canlıların yanı sıra diğer deniz canlılarına da zarar vererek deniz ekosisteminin dengesini bozuyordu. Shiva dünya çapında neredeyse 16 milyon tona yakın su canlısının her yıl bu şekilde zarar gördüğünü belirtiyor. Hindistanlı çiftçilerin kıyıları, denizleri bu tarz avlanmayla zarar görürken ve çiftçiler kendi yakaladıklarını tüketemezken diğer ülkelerdeki insanlar karides tüketmenin keyfini çıkartıyorlardı. Böylece Hindistanlı çiftçilerin hasadını sadece dev tarım şirketleri değil, her mevsimde istediği her şeyi yeme hakkına sahip olduklarını düşünen modern çağın doyumsuz insanları da çalmış oluyordu.

Hindistanlı çiftçilerin Çalınmış Hasatı 2

Tüm bu gerçeklerden ötürü günümüzde etik bir tüketim alışkanlığına sahip olmak oldukça önemlidir. Doğa için, yerel kültürler ve çiftçiler için ödenen gerçek bedel göz önüne alındığında beslenmek sadece fiziksel bir ihtiyaçtan daha fazlası haline geliyor. Tüketiciler olarak ise bizlere düşen tüm bu gerçeklerin ve etkileşimlerin farkında olup gıda üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek ne yediğimizi bilme özgürlüğüne sahip çıkmak ve çevre dostu seçimler yapmak olacaktır. Gıda sisteminin işgali farkındalıkla, paylaşımla ve mevcut yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemizle gerçekleşecektir. Toplum olarak yerel üreticiye verdiğimiz değer arttıkça hem yerel ekonomi hem de tarımda sürdürülebilirlik gerçekleşebilecektir. Unutmayalım ki en büyük yolculuklar küçük bir adımla başlar. O küçük adımı atıp, gıda devrimini isteyen topluluklara karışıp birlikteliğin gücüyle büyük adımlar atmaya var mısınız?

Kaynak: Vandan Shiva, Stolen Harvest / Gary Paul Nabhan, Where Our Foods Come From