Bir kadının yazar olması, toplumda ne zaman onaylandı? Onaylanmasına gerek var mıydı? Bu bambaşka bir konu! Fakat Sırpuhi Düsap, döneminin pek çok kadın yazarının örnek aldığı bir isimdi. İmparatorluk İstanbulu’nda, Ermeni bir kadın olarak eserler üretti. Bunun yanı sıra, kadın hakları -eğitim hakkı başta olmak üzere- için mücadele etti. Sırpuhi Düsap’ı tekrar hatırlamak ve hakkını bugün de teslim etmek gerekiyor. Bir kadının sesinin çıkmasının, pek çok kadının sesinin görünür kılınmasına vesile olduğunu da unutmadan…

19’uncu ve 20’nci yüzyıl, Ermeni kadın yazarların adından söz ettirdiği bir dönemdi. O günün koşulları içerisinde, bir kadının yazı yazması ve bunun makbul kabul edilmesi son derece zordu. Aynı durum, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermeni Cemaati için de geçerliydi. O dönemde, Ermeni çevrelerinde de kadının yazıyor olması, ona ahlaksızlık damgasının vurulmasına neden oluyordu. Hatta bu dönem Sibil’in (Zabel Asadur) yazdığı oyun, kadın yazarların toplumda nasıl algılandığına dair iyi bir örnek sunar. Hars (Gelin) adlı oyunda, roman yazarı olan gelin, kayınvalidesi tarafından sürekli eleştirilir. Çünkü kaynana, gelinin yazdıklarının hayalini kurduğunu ve bunları evlilik dışı bir ilişki yaşayarak hayata geçireceğini düşünür.

Yazmak isteyen kadınlar, yazmanın erkek işi olduğunu düşünen, yazan kadının ahlak dışı bir eylemde bulunduğunu varsayan toplumda, Sırpuhi Düsap gibi yazan ve çeşitli faaliyetler yürüten kız kardeşlerini örnek aldırlar. Özellikle 1880 yılından, 1920 başına kadarki dönemde üreten Ermeni kadınlar, yazarlık dışında faaliyetlerde de bulunmuşlardır. Hem Rus hem de Osmanlı toplumundaki toplumsal haksızlıklara ve ekonomik zorluklara karşı çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu dönemde özellikle hayır örgütleri ve Ermeni çocuklar için okullar açılmıştır. Kadınların arasında, siyasi parti üyesi olanlar da vardır.

20’nci yüzyıl başında yazmak isteyen kadınlar, kendilerine bir model aradılar. İlk akla gelen isimlerden biri Sırpuhi Düsap oluyordu. Düsap, kendi döneminin önde gelen kadın yazarlarındandı. Bu sebeple, pek çok kadını hem yazılarıyla hem de fikirleriyle etkiledi.

Sırpuhi Düsap, 1841 yılında İstanbul’da doğdu. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Ailesi, Ortaköy’de yaşıyordu. Babasını, bir yaşındayken kaybetmişti. Bu sebeple, yetiştirilmesinde annesinin etkisi büyüktü. Annesi Nazlı Vahan ise kadınların eğitim hakkının önemli bir savunucusuydu. Bu alanda önemli çalışmalar da yürütmekteydi. 1859 yılında “Surp Hıripsimyonts Kız Okulu“nu, 1864’te ise “Fukaraperver Kadınlar Cemiyetini kurdu. Küçük yaştan itibaren annesinin çalışmalarının içinde olan Sırpuhi Düsap da, benzeri faaliyetlere devam etti.

Sirpuhi Dusap

1869 yılında Fransız müzisyen Paul Düssap ile evlendi. Sonraki yıllarda ise kocasıyla beraber, Ermeni ve Fransız aydınları ağırladıkları düzenli toplantılar gerçekleştirdi. Kendi çocuklarının eğitimine de son derece önem verdi. 1879 yılında “Okulsever Ermeni Kadınlar Cemiyeti”nin aktif bir üyesi oldu, sonrasında da başkanlık yapmaya başladı. Bu cemiyetin amacı, İstanbul dışında bulunan Ermeni Kız okullarında öğretmenlik yapacak kadınlar yetiştirmekti. Sırpuhi Düsap, son romanı olan “Araksiya ya da Mürebbiye’”yi (1877) yayınladıktan sonra, özellikle eğitimle ilgili faaliyetler yürüten, çeşitli hayır kurumlarında çalışmaya başladı.

1889 yılında, sağlık problemleri nedeniyle Paris’e gitmek zorunda kaldı. 1891’de İstanbul’a döndükten sonra, kızı Dorin’i kaybetti. Dorin, on sekiz yaşında vefat etmişti. Kızının ölümünden sonra bir daha roman yazmadı. Lakin günlük tutuyordu ve evindeki toplantılara devam ediyordu.

Düsap, “Kadının Kurtuluşu Sorunu” üzerine çalıştı. Bununla alakalı üç makale yazdı. “Kadınların Eğitimi”, “Kadınların Çalışma İlkesi” ve “Kadınların Çalışmamasına Dair Birkaç Söz” adlı yazılar oldukça tartışıldı. Makalelerin konusu, kadınların eğitimi ve çalışma hayatlarına dairdi. Bu temaları, romanlarında da bol bol işledi.

Mayda romanı, ilk romanıydı ve 1883 yılında yayınlandı. Romanda, kadının erkeğe ekonomik bağımlılığı tartışılıyordu. Bu bağımlılığın, hem psikolojik hem de toplumsal etkileri üzerinde durdu. Bu düzenin değişmesine dair, çeşitli çözümler sundu. Roman, erkeğin doğal bir üstünlüğü olduğu yanılsamasına karşı çıkıyordu. Kadınlara layık görülen, ikinci olma konumundan ise derhal kurtulunması gerektiğini savunuyordu. Kadınların akılcı ve entelektüel tarafları kabul edilmeliydi. Ayrıca bu yetenekleri kullanacakları, istihdam olanakları sağlanmalıydı.

Mayda bir Ermeni kadını tarafından yazılan ilk roman olma özelliğini taşır. Feminist içeriği sebebiyle, dikkatleri üzerine topladı. Kimi çevrelerden övgüler alırken, kimi çevrelerden de ciddi yergiler aldı. Eleştirenlerin başında ise Krikor Zohrab gelmekteydi. Sonraki romanları Siranuş ve Araksiya ya da Mürebbiye’de, kadın sorununa dair daha problemleri, daha kapsamlı bir biçimde ele aldı.

Düsap’ın romanlarında, daha çok İstanbul’un kentli yaşamının örneklerini buluruz. Kişiler, orta-üst sınıfa mensup kişilerdir. Onun romanlarındaki kentli kişiler, kimi eleştireler almasına neden olmuştur. Dönemin edebiyat eleştirmeni Arpiar Arpiaryan, Ermeni kadınının davasını savunmak isteyenlerin, onlarla birlikte yaşamasını söyler. Burada işaret edilen, ülkenin diğer yerlerinden yaşayan, özellikle kırsal kesimde yaşayan Ermeni kadınlarıdır. Kadın haklarını savunmak için deneyimin içinden konuşmak gerektiğini işaret eden Arpiaryan’ın, bir kadına bunu söylemesi enteresan olmuştur. Bu kentlilik hali, belki romanların okuyucu sayısını daraltmış olabilir. Fakat romanların ne kadar etkili olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bunun örneklerinden birini, Zabel Yesayan’ın otobiyografisinde görürüz. Yesayan, arkadaşlarıyla beraber Düsap’ın romanlarını okuduklarından söz eder. Bu romanlarda, kadın sorununa dair çözümler aradıklarını belirtir.

İster kentli olsun ister kırsal bölgede yaşasın, Ermeni kadınlarının yaşadığı birtakım ortak problem vardı. Bunlar görücü usulü ile evlenme, ekonomik eşitsizlikler ve aile baskısıydı. Düsap romanlarında, bu konuların üzerinde durmaktaydı. Onun gerçekleştirdiği en önemli etkiyse, erkeklerin hâkim olduğu Ermeni Edebiyatı’na etkili bir kadın sesi getirmesiydi. Kadın sorunlarını görünür kıldı. Ve kadın sorunlarını, kadınların tartışmasını sağladı. Diğer önemli bir etkisi ise yazar olmak isteyen Ermeni kadınlara cesaret vermesi ve yardım etmesi oldu. Sibil, kendisi ile görüştükten sonra onun etkisinde kalmıştı. Kendisinin ikinci bir Sırpuhi Düsap olmak istediğini söylemişti. Zabel Yesayan ise görüşmelerinden şu sahneyi bizlere aktarır:

“Bayan Düsap, edebiyat dünyasına atılmaya aday olduğumu duyduğunda, bu yolda kadınları defne yapraklı taçların değil, dikenlerin beklediği konusunda beni uyardı. Bizim gerçekliğimizde, bir kadının ortaya çıkıp kendisine bir yer edinmek istemesine tahammül edilmediğini, bunu aşabilmek için, vasatın çok üzerine çıkmak gerektiğini söyledi. Ve ekledi: Bir erkek vasat bir yazar olabilir ama bir kadın asla!”

Başlık Görseli: Haik Aleksanyan