Organik tarım Türkiye’de yüzde 1’in altına inerken, bilim insanları 50 yıl sonra cesetlerimizin mezarlarımızda çürümeyeceğini açıklıyor. İnsanlık hızla yapay tüketime geçerken bu tüketime karşı çıkan, ardında bıraktığı 40 yılın ardından toprakla buluşan, toprağın farkına varan bir kadın; Şükran Başdoğan. Hayatın kendisinden götürdükleriyle mücadele ederken Toprak ana ile tanışan Başdoğan, evinin bahçesinde solucan çobanlığı yapıyor; yani kompost solucan gübresi üreterek organik tarıma el uzatıyor.

Dört çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan Başdoğan, eğitimini ortaöğretimde bırakıp evlenerek Kayseri’nin bir ilçesi olan Yeşilyurt’a yerleşiyor. Hayatı ev ve onun çevresinde akarken eşinin büyük bir maddi kayıp yaşamasıyla birlikte hayatı değişiyor. Toprağın altına girmek isterken, toprağın üstünü tercih ettiklerini aktaran Başdoğan, tüm zorluklara rağmen eşiyle el ele verip çiftçiliğe başlıyor. Bu durumu ise şöyle aktarıyor: “Orada bir ana vardı onun adı toprak anaydı ve bizi kabul etti. Bizim bütün nazımızı çekti. Bize her şeyi öğretti, öğretiyor da. Bir ananın şefkati nasıl ise toprak ananın şefkati de öyleydi. Bizim için olan ne varsa hepsini bize karşılıksız verdi.

Çiftçiliğe bilinçsiz bir şekilde başladığını ifade eden Başdoğan, sonrasında çiftçiliğin yalnızca ekme ve biçme faaliyetinden ibaret olmadığını, bunun farkına vardığını söylüyor. Topraktan ürettiklerimizin yanında üretimi sağlayan toprağa çok şey borçlu olduğumuzu ifade eden Şükran Başdoğan, toprakla gerçekten ilk defa tanışmasını köy muhtarından öğrendiği “Kadın Çiftçiler Vermikompost Üretiyor” projesine borçlu olduğunu belirtiyor. “Bu projeyle başladım solucan gübresi üretimine. 2015 Mart ayında yedi gün 24 saat süren 40 kadın çiftçinin katıldığı program devam etti. Biz bu eğitimi aldık ve eğitimlerde başarılı olan dokuz kadın çiftçi Avrupa’ya gitme hakkı kazandı” diyerek solucan çobanlığına başlama serüvenini anlatan Şükran Başdoğan, Avrupa’daki gezisinde üretimine katkı sağlayacak olan birçok şeyi oradaki solucan çiftliklerinden öğrendiğini belirtti.

Aldığı eğitimlerle kimyasal kullanmadan zararlı maddelerden kurtulma yollarını öğrenen Başdoğan, bu durumun onda büyük bir bilinç uyandırdığını söyle ifade ediyor: “Türkiye’deki organik toprak oranının yüzde birin altına düştüğünü öğrendim. Bu da çok kötü bir durumdu. Çünkü toprakta cesedimiz bile iyi çürümeyecekti artık. Bunun için binlerce liralar harcayarak aldığımız gübreleri bir yana bırakıp organik toprağa dönüş yapmamız gerekliydi.

“Solucan toprağın hemen altında mucizevi bir fabrikadır”

Kırmızı Kaliforniya kültür solucanı olarak bilinen solucanların bir tank içinde evsel atıklar (domates kabuğu, çürümüş marul, sebze artıkları) ile beslenerek kendi boyutları kadar beslenerek ürettikleri gübreleme sistemi Solucan Vermikompost sistemidir. Bu sistem ile ilgili Başdoğan “Solucan toprağın hemen altında mucizevi bir fabrikadır. Bir günde kendi ağırlıkları kadar bir besin tüketiyorlar ve tam organik olarak size geri veriyorlar. Gerçek bir alim olursak toprağın ne dediğini dinlersek toprak bize çok şey anlatıyor yeter ki dinlemesini bilelim” diyerek bu sistemin çiftçiye de büyük miktarda kazanç sağlayacağını, gübre tüketiminin yerini gübre üretimi aldığında maddi anlamda çiftçilerin rahatlayacağını belirtiyor.

solucan gubresi

Solucan gübresi üretimine başlarken karşılaştığı zorlukları ise şöyle aktarıyor Başdoğan; “Bana ottan çöpten ne çıkacak dediler. Ben bugün kendime meslek edindim mesleğimin adını da utanmadan, gururla söylüyorum solucan çobanlığı. Evime gelmeyeceklerini, elimden bir şey yemeyeceklerini söyleyenlere siz bilirsiniz dedim. Ben işimi seviyorum. Solucanlarım onlar benim çocuklarım gibi.” Başdoğan çevresinden aldığı tüm tepkilere rağmen mesleğini idame ettirmeye devam ediyor. Bu üretimde eşinin ve kızının da büyük desteğini alan Başdoğan, bu şekilde daha güçlü kalabildiğini aktarıyor.

Günümüzde organik tarımın yalnızca dilden dile dolaşan bir popüler kültür kalıbı olduğuna değinen Başdoğan, bunun hayata geçirebilmesi için bireysel azmin önemine değiniyor. “Herkes evinin bir köşesinde solucan gübresi yetiştirebilir. Şimdi her yerde duyuyoruz organik besleniyorum organik beslenmek istiyorsan üretime bir katkın olsun. Sen üret, tüketme. Daha çok mutlu olduğunu görüceksin” diyen Şükran Başdoğan, toprağın yalnızca maddesel katkılarının olmadığını aynı zamanda ruhsal olarak iyileşme sağladığını belirtiyor.

“Toprak bize her şeyi gereği kadar anlatacaktır”

Yaptığı işle gurur duyduğunu sık sık dile getiren Başdoğan, toprağa dönmenin hayatında birçok şeyi değiştirdiğini şu şekilde aktarıyor: “Bugüne kadar hep es geçtiğim eğitimimin çok mühim olduğunu gördüm ve açık öğretim lisesine müracaat ettim. Okumakla ne olur diyenlere cevaben okuyanların çok şey olacağını gördüm. Bilgili bir anne, bilgi bir eş en önemlisi de bilgili bir vatandaş olacağım. Umarım çocuğum da benim çobanlık bayrağımı devralacak ve bu alanda kendini geliştirecek.” İnsanların toprağı dinlemeleri gerektiğini belirten Başdoğan sözlerine, “Bu topraklar, bizim topraklarımız çok kıymetli ve önemli. Kimyasallardan vazgeçelim doğala dönelim. Toprak bize her şeyi gereği kadar anlatacaktır” diyerek son veriyor.