İnsan bir müzikle gelir dünyaya, evren bir nota ritmiyle akmaya devam eder. Bu akış bazen kuşun ötüşü, ağaç dallarının çıkardığı hışırtı, kalbimizdeki ritim, aldığımız nefes, yağan yağmur olarak yansır var olan her şeye. Sağır ve dilsizler dahi bu tınıyı bilirler çünkü aldıkları nefes, dokundukları nesneler ses olarak, müzik olarak yansır koca bir bedene ve ruha…

Yaşam ise bir müzikle boyut değiştirerek hatırda hep bir tını bırakır. Bu kadar büyük bir yere sahip müzik, doğal tıp açısından da şifa kaynağıdır. İnsan vücudundaki tüm organların kan akışının bir frekansı ve müziği vardır. Genel olarak insanların yağmur, dalga, akarsu, cıvıldayan börtü böcek ve kuş sesinde huzur bulması tamamıyla doğal müziğin dinliği ve şifasıdır. Tarihin her döneminde müzik insanların sevinçli günlerinde, hastalıklarında, doğumlarında ve ölümlerinde ağıt olarak yer bulmuştur. İnsanlar müzikle sevinçlerini paylaşıp ölüm gibi olaylarda güçlenme hali olarak ağıt yakıp anahata (Kalp Çakrası) çakrasını uyararak bedenlerine ve ruhlarına güç katarlar.

Yaşamın şu ana kadar getirdiğimiz şekliyle kendine ait bir iç ritminin varlığından bahsettik. Bunun yanında fast-food mağazalarında çalan hızlı pop müzik hızlı yemek kültürünü ve kapital satışı geliştirirken, hastanelerde ve restoranlarda çalan klasik dingin müzik o sıra panik durumunu aşmayı ve dingilleşmeyi sağlar. Bunların hepsi aslında müziğin davranışlarımıza, hislerimize nasıl hizmet ettiğine işarettir. Bu doğrultuda bakınca ritmin, iyileştirmeyi hızlandırmada etkisi olabileceği yadsınamaz. Müzik hayatımızın içinde bu kadar varken, müziği tedaviden ve koruyucu hekimlikten uzak tutmak da doğru olmaz…

muzik

Müzik, şifanın ses ile vücuda ve organlara nüfus etmesidir. Müzik tarihin birçok döneminde arp, kopuz gibi mitolojik enstrümanlarla tedavilere yardımcı olarak kullanılsa da modern zamanda ilk müzik ile tedavi uygulaması, 1947’de Michigan Devlet Hastanesi’nde tedavi programları içinde yer almıştır. 1949 yılından beri de Fransa’da müzik terapi çalışmaları yapılmaktadır. II. Dünya Savaşı sonrası İsveç’in Stockholm şehrinde bir müzik terapi enstitüsü kurulmuştur.

1977’de Amerika müzikle terapiyi bir bilim dalı olarak kabul etmiştir. Müzik terapisi psikiyatri, kardiyo vasküler, nörolojik ve onkolojik temelli hastalıklarda 1950’lerden bu yana etkin olarak kullanılmaktadır. Bugün dünyada Amerika ve diğer ülkelerin pek çok kliniğinde, araştırma merkezinde, sanat merkezinde, hastanelerde, kreşlerde ve bağımsız alanlarda müzik terapi uygulamaları yapılmaktadır. Yalnızca tedavi amaçlı değil doğadaki seslerle bütünleşmek ve doğru sesleri dinlemek başta psikolojik ve dolaşım bazlı hastalıklar için önleyici niteliktedir.

muzik 2

Müzik ile terapi birçok şifa yönteminde olduğu gibi ülkemizde en çok kapitalizme hizmet eder. İnsanlar cd’lere çekilmiş klasik müzikle, Türk sanat müziği ile şifa adı altında sermaye tarafından sömürülmeye çalışılıyor. Oysa müzik başta doğanın tüm canlılığa bahşettiği bir enerjidir ve bu enerjiyi sömürü için kullanmakta doğru değildir.

Müzik terapisinin etkinliğini sınamak için uygulanan EEG çalışmaları sonucunda; üzüntü, endişe, korku, mutluluk gibi duyguların farklı dalgalar yarattığı ve bunun dinlenen müziğin oluşturduğu etkiyle paralellik gösterdiği izlenmiştir. Terapötik müzik endorfin salgısını ve olumlu duyguları artırıp, korkuyu ve kaygıyı azaltır, solunum hızını ve kalp ritmini düzenler, kan basıncını düşürür, kasları gevşetir, bağışık sistemini güçlendirir, bağımlılık seviyesini düşürür ve hiperaktiviteyi sakinleştirir. Bununla beraber, hareket reflekslerimizi uyararak özgür ve sağlıklı hareket etmemizi sağlar.

muzik cocuk

Slovakya’da özel bir hastanede yeni doğan bebeklere, Mozart‘ın “Eine Kleine NachtMusik” adlı eseri, doğum stresini azaltmak için uygulanıyor. Aynı zamanda müzik doğal doğum sürecinde de annenin daha rahat ve sancısız doğum yapmasını ve konsantrasyonunu arttırmasını sağlıyor. Buradan müziğin aslında bebeklikten hatta anne karnındayken bile faydalı olduğunu anlayabiliriz. Kulak oluşumu gebeliğin 18. haftasında tamamlar ve bunun beyin gelişimi için çok büyük bir etkisi vardır. Sinir sisteminin oluşumunda, akustik belirleyiciler rol oynar. Kulağın oluşumuyla beraber çocuğun dinleme arzusu oluşur ve anne sesi onun için duygusal bir besin kaynağı ve yaşam enerjisi durumuna gelir. Bu sebeple hamilelik döneminde annenin yumuşak sesle konuşması bebeği huzurlu ve güvende hissettirir.

Yapılan araştırmalar sonucunda müzik ile ilgilenen, sağlıklı tınıları yakalayan bireylerin şiddetten uzak durduğu açıklanmıştır. Aşkın, barışın her zaman dingin ve bağlayıcı bir frekansı vardır. Bu frekansın özü de müzikle ruhu enjekte edilen sevgidir.

Müziğin ritmik ve duygusal uyarımı çocuğun duygularını ifade etmesini, iletişim yeteneğini ve ritmik hareketlerini geliştirir. Aynı zamanda, konuşma ve dil becerilerinin beynin her iki yarı lobunda da uyarılmasıyla iyileştirilebileceğine dair bazı kanıtlar da mevcuttur. Tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi, duruma uygun olarak seçilen müzik stres, anksiyete ve ağrıyı azaltır. Hastane ortamında hastalara, ameliyata hazırlanan ya da ameliyat sonrası iyileşen kişilere müzik terapisi uygulamak uygun ve yararlıdır. Çocuklar aynı zamanda, başarılı olmalarına olanak sağlayan müzikal aktiviteler yoluyla özsaygı da kazanabilirler.

Rembrandt Harmenszoon van Rijn- Musical Allegory (Müzik Dersi)
Rembrandt Harmenszoon van Rijn- Musical Allegory (Müzik Dersi)

Yeni doğanlar bile müzikten çok fazla yararlanabilir. Prematüre bebekler, müzikle henüz tanışmamış olan akranlarına oranla daha çabuk kilo almakta ve hastaneden daha çabuk tahliye olmaktadır. Aynı zamanda, prematüre bebeklerin müzik dinlemekten dolayı bilişsel fonksiyonlarında düzelmeler olduğunu gösteren anekdotsal kanıtlar da mevcuttur.

Yaşlı nüfus, özellikle de huzurevlerinde kalan kişiler anksiyete, depresyona, Alzheimer vedemansa yatkındır. Kronik ağrılara da en çok yaşlılık döneminde rastlanır. (Eklemlerdeki deformasyon ve vücuttaki dehidrasyon vs kaynaklı) Müzik neşe, rahatlama, ağrıdan kurtulma ve sosyalleşme imkânı ve kişi için özel olan müzikler yoluyla da anıların tazelenmesini sağlar. Alzheimer hastalığı olan kişiler üzerinde, hatta bazen onlara bir anlığına odaklanma ve duyarlı olma imkânı vererek çarpıcı bir etkisi vardır. Müziğin aynı zamanda bu hastalıkta epey yaygın olan ajitasyonu azalttığı gözlemlenmiştir. Yapılan bir çalışma, bir müzik aleti çalan yaşlı kimselerin fiziksel ve duygusal olarak, müzikle ilgilenmeyen akranlarına göre daha sağlıklı olduğunu ortaya koymuştur.

Yaşamınızı bir müzik sağladı, sizin de isteğinizle bir müzik değiştirecek…

Not: Tedavinin; müzik, farmakolojik ve fitoterapik ilaçlar ve benzeri hiçbir yöntemi hastanın psikolojik ve tıbbi öz geçmişi alınmadan, görülmeden reçete edilemez.