Ana Sayfa Blog Sayfa 139

Punk ölmedi! Project Youth’la Punk ve daha fazlası üzerine bir röportaj

0

Bugün sizi Türkiyeli Punkrock grubu Project Youth ile tanıştıracağız, bilenler için ise gruptan son haberler bu röportajda olacak. Özellikle The Adicts, English Dogs meraklılarına tavsiye edeceğimiz Project Youth aynı zamanda yerli punk camiasından önemli isimlere çatı oluyor.

Selamlar, benim de elimde bulunan Middle East albümünden beri neler yaptınız? Yurtiçi ve yutdışı konserleriniz oldu ve sanırım yeni bir EP de geliyor. Bize avrupa turnenizden bahseder misiniz? İzleyici, ortam ve tepkiler nasıldı ?

Burak: Turne çok güzel ve verimli geçti bizim için. Konser sonraları aldığımız tepkiler tatmin ediciydi bizim açımızdan. Ortam ve izleyici kısmına gelecek olursak, şehir şehir farklılıklar gösterdi. Aralarında Dijon en iyisiydi diyebilirim. Hem punk ortamı anlamında hem de seyirci etkileşimi olarak muhteşemdi.

Kadir: Turne kapsamında 7 şehir 3 ülkede konser verdik. Bir ülkeye de takılmak için uğradık, hangi ülke ve şehir olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu konserlerden her şehrin ve ülkenin kendine has bir temas biçimi vardı. En yüksek enerjili temas Fransa’nın Dijon ve Almanya’nın Lübeck şehirlerinde gerçekleşti. Şehirlerin küçük olmalarından mı bilinmez ama büyük şehirlere nazaran insanların sizinle etkileşimleri muhteşemdi. Büyük şehirlerde verdiğimiz konserlerde evet pür dikkat izleyip, dinleyen insanlar mevcut ve kalabalıktı fakat garip bir donukluk hissettim ben açıkçası. Belki de bana öyle gelmiştir.

Geçen albümünüzün Avrupa ve diğer ülkelerdeki yansıması nasıldı?

Can: İlk albümle çıkış yapmış bir gruba göre bu kadar kısa sürede olumlu dönüşler alacağımızı tahmin etmiyorduk. Beklemediğimiz bir anda Dijon, Fransa’da uzun yıllar öncesinden beri gerçekleşen Maloka Fest için teklif aldık. Bu teklif Avrupa turnemizin temellerini attı.

Güney: Middle East, 77 punk rock soundunu içimize sinerek günümüzün elementleriyle süslediğimiz bir albüm oldu. Hem İstanbul’da hem de Avrupa’da güzel tepkiler aldı. Maximum Rock’n Roll The Clash ve Sex Pistols’ın yaptığı müziğin tekrardan doğduğunu ancak İstanbul’dan çıkmış olmasının bir hayli şaşırtıcı olduğunu söylediler. Bence aldığımız en güzel kritikti. Taklit yapmadan veya geçmişte zaten yapılmış bir müziği icra ederek değil, esinlendiğimiz grupların etkilerinin görüldüğü ama özgünlüğümüzden hem müzik hem de lirik olarak ödün vermediğimiz bir çalışma oldu. Haliyle insanlara da bu tutumumuzun geçmesi sevindirici.

taken by Neriman Arslan
Gördüğüm kadarı ile yeni EP’nizin plak versiyonu için yurtdışı bir labelle anlaşmışsınız. Yeni plak şirketi yeni EP ile ilgili hangi kısımlarla ilgilenecek? EP’nin kaset versiyonu gene Wargasm’da, peki CD versiyon da olacak mı?

Burak: Middle East albümü sonrası bizi Fransa’ya davet eden Maloka ile yeni EP miz Social Dump’ın plak basımı için anlaştık. Ocak 2019 gibi elimizde olacağını düşünüyoruz. Kaset versiyonunu Wargasm basıyor olacak zaten. CD için daha bir şey düşünmedik fakat yine Wargasm basabilir diye düşünüyoruz.

Konserleriniz sırasında hem gittiğiniz ülkelerin punk camiası hem de sosyal açıdan tespit ya da izlenimleriniz nelerdir?

Burak: Bize göre çok daha kalabalık ve aktifler. Tüm gruplara değer verdiklerini hissedebiliyorsunuz. Saat kaç olursa olsun gelip sizi izliyor ve merch(grubun materyalleri, cd, shirt vs) alıp desteklemeye çalışıyorlar. En göze çarpan izlenimim bu oldu.

Kadir: Benim için şu ana kadar underground sahnelerini gördüğüm ve çaldığım ülkelerden Yunanistan zirvededir. Kişi sayısı, konserlerdeki enerji ve his bakımından Yunanistan seyircisinin yeri çok ayrı. Bunun ben marjinal düşünce diye tabir edilen düşüncelerin toplumda karşılık bulmasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca özellikle Batı Avrupa ülkelerinin sahneleri oldukça aktif ve neredeyse her gün konser var. Hafta içi ya da hafta sonu önemsemeksizin.

Türkiye punk camiasının şu anki durumu için ne düşünmektesiniz? Sizce camia yeterince punk’mu?

Burak: Son 10 seneye bakarsak çok daha pozitif bir resim çizebilirim. Yeni bir sürü grup, label türüyor ve bu çok sevindirici. Ne kadar kalıcı olabilir hepsi bilemiyorum fakat üretimi görmek şahsen beni çok sevindiriyor. Eskiden aynı gün aynı bölgede iki farklı punk etkinliği düşünemezdik fakat şimdi bu olabiliyor ve seçim yapmak zorunda kalabiliyoruz. Bunlar güzel detaylar.

Güney: Konserler dolu geçiyor. 2011’den beri farklı yıllarda farklı gruplarla konserler verdim ancak grup arkadaşlarım benden daha tecrübeliler. Onlardan bildiğim ve gözlemlediğim kadarıyla şu an underground sahne gayet iyi, eskiden konserler dolmazken şimdi farklı konserler çakışabiliyor ve insanlar seçmek zorunda kalıyor. Umut verici bir gelişme. Kitlenin yeterince punk olup olmadığı konusu sanırım bizim değerlendirebileceğimiz bir konu değil. Herkes bu müziğe farklı bir anlam yüklüyor, bazen protesto bazen eğlenmenin farklı bir yolu, bazen kendini ifade etme biçimi. Ancak kitle müziği sevdiği için geliyor bence değerli olan bu.

Şarkılarınızda sosyal ve politik konulardan bahsediyorsunuz. Punk için gayet beklenebilir fakat tabii ki gördüğümüz kadarı ile yerel konularla da sos ekliyorsunuz. Yeni albümde liriksel olarak bizleri neler bekliyor?

Kadir: Şarkılarda yerel ve global problemleri işliyoruz evet. Punk bu coğrafya için aslında bulunmaz bir nimet. Çünkü konu bakımından anlatabileceğiniz çok fazla şey var. Ben de özellikle bu coğrafyanın temel problemlerinden de bahsetmek için çaba gösteriyorum. Yeni kısa çalardaki şarkıların üçü global kronik problemlerle alakalı, sosyal medya bağımlılığı, tüketim bağımlılığı ve toplumun birey üzerindeki baskısını ele alıyor. Bunların dışında da son yılların en temel problemlerinden biri olan hem Avrupa hem de bizim toplumumuzu fazlasıyla ilgilendiren mülteci konusundan bahsediyorum. Bu konu herkesin konuştuğu ama mültecilere sorulmadığı bir konu ve bunu irdelemeye çalıştık.

Yeni albümün kayıtları nasıl geçti? Sound olarak eskisi ile aynı mı yoksa daha farklı bir sound mu bizi bekliyor?

Burak: Social Dump EP kayıtları gayet iyi geçti. Kayıtları Stüdyo Mayday’de Alper Ekiz ve Barış Ergün ile beraber yaptık. Mix ve Mastering Wargasm Records tarafından yapıldı. Plak basımı için final versiyonunu yakın zamanda gönderdik. Müzikal olarak Middle East’ten çok kopmadık. Tabii yine de farklı şeyler de denedik. Sound olarak ilk albüme göre biraz daha “cilalı” diyebiliriz.

Can: Müziğimiz belli biri döneme ait birkaç gruptan besleniyor. İcra ettiğimiz klasik punk rock/oi etkileşimlerinin yanı sıra dinleyiciler bu yeni EP’de çok az da olsa new wave/punk etkilerini de hissedebilirler.

Yerli konserleriniz ve yurtdışı konserlerinizi karşılaştırdığınızda nasıl bir fark görmektesiniz?

Burak: Çok değişken bir durum bu. Bazı yerli konserlerimiz yurtdışından daha kalabalık ve çok daha enerjik olabiliyor. Ya da tam tersi durumlar da yaşayabiliyoruz. Bundan dolayı tam bir kıyaslama yapmak mümkün olmuyor.

Sizi izlemek isteyenler için önümüzdeki konserler nelerdir? 

Can: En yakın konserimiz 10 Kasım Wargasm Fest. KargART’da gerçekleşecek. 2018’in son konseri ise 1 Aralık’da Peyote Nevizade’de İtalyan punk rock grubu Idol Lips ve lokal sahneden Reptilians From Andromeda ve Kozmik Yıkım eşliğinde olacak.

taken by Neriman Arslan
Grubun ilerleyen planları nelerdir?

Burak: Şu an yoğunlaştığımız yeni EP ve konserlerimiz var. Yeni EP için klip çekmeyi düşünüyoruz. Bunun dışında ileride gelecek uzun çalarımız için yeni şarkıları inşa etmeye başladık.

Türkiye de metal ve punk gibi müzik türleri icra ederek hayatı idame ettirmek imkansız. Sizlerin bu anlamda yaşadığı zorluklar nelerdir?

Burak: Metalciler iyi kazanıyor diye biliyoruz ama 🙂 Şaka bir yana müzikten para kazanmayı bırakın, konser gelirleri prova paramıza anca yetiyor diyelim. Hatta bazen cebimizden verdiğimiz de oluyor. Tabii sadece prova ile bitmiyor. Kayıt, ekipman masrafları vs vs uzuyor bu liste. Genelde zorluklar maddi yönde oluyor.

Kadir: Açıkçası para her alan için sorun. Kendi kendini devam ettirecek kadar kazansa biz bunu yeterli görüyoruz. Bunun dışında grupları anlamak istemeyen insanlardan biraz müzdaribiz. Ben, “sizler nasıl punksınız tişörtlerinizi neden para ile satıyorsunuz?” diyen dahi gördüm. Yani stüdyoların, kaydın, turnenin, tişört baskısının, kaset ve plak baskılarının ücretsiz olduğu gün, söz veriyoruz biz de bütün merchlerimizi bedava dağıtıp, konserlerimizi de ücret almadan yapacağız. Gerçi ücret almadan çıktığımız sayısını hatırlamadığım birçok konser olmasına rağmen.

Bu Hafta Ne Dinlesek?

0

Müslüm Gürses filmi gösterime girerken yeni bir cover daha. Charlie XCX’den 1999 güzellemesi. Project Youth, yeni EP ile geldi. Tuna Kiremitçi’den bu sefer de Gözde Öney ile düet. Mozaik’ten unutulmaz bir şarkı.

Can Gox – Senden Vazgeçmem

Can Gox, bir Müslüm klasiği kendi tarzında yorumlamış.

Charlie XCX – 1999

90’lı yılların sonuna bir nostalji videosu. Tanıdık çok klip ve isim bulacaksınız.

Project Youth – Homo Sapiens

Gaia’dan da tanıdığımız sevgili dostumuz Kadir’in de olduğu Project Youth, yeni EP’sini yayınladı. Onun şerefine bu yazdan bir konserlerinden izleyelim.

Tuna Kiremitçi & Gözde Öney –  Görmüyorsun

Tuna Kiremitçi’nin projesi son sürat devam ediyor. Bu ay, şimdiye kadarki düetlerin belki de en iyilerinden biri geldi.

Mozaik – Bir Adam Öldü

Türkiye’de müziğin efsane gruplarından Mozaik, geçtiğimiz günlerde tüm ekip toplanıp tekrar bir konser verdiler. Mozaik’in unutulmaz şarkılarından biri. Victor Jara’ya saygıyla.

Bıyıklı babamın tanıştırdığı bıyıklı şair: Hasan Hüseyin Korkmazgil

Babam Hasan Atay Anısına

04.03.1927 günü Gürün ilçesinde gözlerini açtığında Hasan Hüseyin Korkmazgil için söyleyeceği çokça şey olduğu hayat başlamıştır. Kendisi daha sonra bizi şair, yazar, öğretmen, işçi, oyun yazarı, ressam, yayın sahibi, siyaset adamı olarak selamlayacaktır. Hadi biraz yakınlaşalım hayatına selam verelim bizde..

Döneminde birçok ailenin çocuğu gibi yoksullukla birlikte eğitim hayatını, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden 1950 tarihinde Edebiyat Bölümünden mezun olarak tamamlamıştır. Kendisine uygun bir eğitim hayatıdır zira edebiyatla iç içedir ve elinde yayımlanmayan yazıları vardır. Hasan Hüseyin artık bir öğretmen olarak karşımızdadır. Kahramanmaraş’a çıkan tayini sonrası, henüz bir yılı dolmadan siyasi faaliyetlerde bulunması nedeniyle başka bir ilçeye sürgün edilmiştir. Sonrasında ise 1951 yılında ünlü 141. ve 142. maddelerden tutuklanmıştır. Hapishanede 7 ay 25 gün geçiren genç öğretmenimiz özgürlüğüne kavuştuğunda tabii ki mesleği elinden alınmıştı. Verilen hapis cezası yeterli görülmemiş, yanında meslekten men cezası da verilmişti. Hapishane ve askerlik sonrası 1961 yılına kadar arzuhalcilik, tabela ve portre ressamlığı, inşaat işçiliği, okuma yazma bilmeyenlere mektup yazarak hayatını kazanmaya çalıştı. 1956 yılında radyoya yolladığı iki oyunu mikrofona uygulanmıştır. 1959 yılına geldiğimizde ise ilk şiiri Dost dergisinde yayımlanmıştır. Hoş geldin Hasan Hüseyin Korkmazgil… 1961 yılında çalışmaya başladığı Metin Toker’in yayınladığı haftalık Akis dergisine 1967 yılına kadar devam etmiştir.

Sene 1963’e geldiğinde şairimiz canım Şükran Kurdakul’un önayak oluşuyla, ilk doğumunu gerçekleştirmiştir. İlk kitap ‘‘Kavel’’ yeryüzüne inmiştir. Kitabın ismini nereden geldiğini sordunuz mu? Sordunuz sordunuz… Yıl 1963… Bugünkü gibi işçilerin çalışma şartları ağır, aldıkları ücretler düşük. İstanbul’da Kavel Kablo Fabrikası’nda patron ikramiyeleri eksiltmek ister. İşçiler buna razı olmak istemez, patronla görüşmesi için temsilciler gönderilir. Patron gönderilen dört temsilciyi işten çıkarır ve işçilere sendikadan çıkmaları konusunda baskı yapar. İşçiler bunun üzerine 5 gün süren oturma eylemi başlatırlar. Daha sonra patron 10 işçiyi daha işten çıkarır. Kavel işçilerinin direnişi başlar. Grev… İş bırakılır çadırlar kurulur. Ama göğüs göğüse savaşılarak direnilir deyim yerindeyse… Neden mi? Çünkü anayasada düzenlenmediği için işçilerin böyle bir hakkı yoktu. Grev yasaktı. Verilen mücadele sonucunda o zamana kadar yasak olan grev, Kavel işçilerinin mücadelesi sonunda yasal bir hak haline gelir… Hasan Hüseyin Korkmazgil’i heyecanlandıran direnişle şu dizlerin bulunduğu şiir taşmıştır içinden… Kavel şiiri… Kitabın ismi aslında bir direniş öyküsüdür.

‘‘Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada,
Güneşe karışmadıkça etim
Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim.’’

1964 yılının Haziran ayına geldiğimizde Hasan Hüseyin Korkmazgil artık aşık ve evli bir adamdır. Zira ölümüne kadar yanında olacak Azime’siyledir artık. ‘‘Azimeli Temmuz Bildiri 1’’ şiirinin bir kısmı özetler belki tüm hissedileni…
‘‘yolumun üstünde bir top temmuz – sen ne çok sevilgensin
ey tutsak kırmızım benim, emzikli dalım, kavgabayrağım ey
anamın toprak ağırlığı, yaramın dişikurdu, sabahım
sen ne çok temmuzsun ey tükenmiyen – ey benim köprülü suyum
diri yanım, susuzluğum, mapusanem, zincirim, kızgın arafem benim’’

1965 yılına geldiğimizde içinde Azimeli Temmuz Bildirisi 1 şiirinin de olduğu Temmuz Bildirisi kitabı selamlar bizi… ne selam…

“bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter

bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlayacak”

Sıkılı bir yumruk gibi heyecan sarar sanki okurken içinizi… Temmuz Bildirisi ardından 1965 yılı Ağustos ayının başında Hasan Hüseyin Korkmazgil, Azime’siyle bir erkek evlat sahibi olur… Temmuz dünyaya gelir… Hoş geldin Temmuz…

Ve 1966 yılında bir solukta okunan Kızılırmak selamlar bizi… Kızılırmak kitabından dolayı Hasan Hüseyin Korkmazgil hakkında şiirinde suç unsuru bulunması nedeniyle 142. Maddeden dava açılır. Tutuklanır… 40 gün hapis yatar… Dava 3 yıl sürer ve Kızılırmak’ın tutsaklığı 1 Ekim 1969 yılında son bulur.

‘‘Sen ne cömert topraklarsın ey Ortadoğu
Sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyorsun’’

Kızılırmak demişken bıyıklı babam, canım babam, ablamın ve benim doğum günlerimizde kitap hediye ederdi. Babam Temmuz doğumlu ablama Kızılırmak kitabını hediye ettiğinde bıyıklı şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’le tanışacaktık. Babamın hediyesi 1997 yılı ve ben 14 yaşındayım, Hasan Hüseyin Korkmazgil göçmüş. Babamın bıyıklarının altından dökülünce zaman içinde Kızılırmak, sanki ete kemiğe bürünürdü. Yani Kızılırmak’ın dizeleri sanki babamın bıyıklarından sallanarak düşmüştür benim kulağıma… Babam beni 97 temmuzunda oğlunun adı Temmuz olan bıyıklı şairle tanıştırdı… 2018 Temmuzda babamı uğurladım. Tek tek sallandırdım gözyaşlarımla dizeleri, kulağımda babamın bıyıkları altından dökülen sesinde…

‘‘ve işte türkiyeliyiz
hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz
hamsiyiz karadeniz’de
çukurova’da pamuk
uzunyayla’da buğdayız
ege’de tütün
sınırboylarında gözükara kaçakçılarız
istanbul’da kadillaklı karaborsacı
ve doğu dağlarında koçero’larız
eşsiz bir güzellikle çarpılmış gibi
uyumuşuz yoksulluğun körmemelerinde
çalışkanız
filozofuz
dostuz
bütün sömürülenler gibi ezik’’

1968 yılında Hasan Hüseyin Korkmazgil etkinliğini giderek kaybetmeye başlayan Forum dergisinin sanat sayfalarını satın alarak yönetimine geçti. Fakat istediği yükselişi yakalayamayarak 1970 yılında dergi kapatıldı. 1970’ten itibaren Yenigün gazetesi, Barış gazetesi, Toplum dergisi, Ankara Ekspress gazetesi, Devrimci Belediyeler dergisi gibi gazete ve dergilerde yazılar yazdı.

1983 yılında evinde çalışırken beyin kanaması geçirdi. Altı ay hastanede altı ay evde olmak üzere, bir yıl bitkisel hayatta kaldı. 26.02.1984 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ardında okurken havayı baruta çeviren dizeleri bıraktı. Yazarken heyecanı hiç eksilmedi, yorulmadı, hep üretti. Kızılırmak kitabının ardından on iki şiir kitabı çıkarmıştır. Bununla birlikte üç mizah kitabı ve yedi gezi kitabı vardır.

Tabii ki bu kadar güçlü eserler karşında durmak zordu. Birçok şiiri bestelenmiştir. Kulağınıza çalınmış olabilir mi ucundan şurada burada… Acılara Tutunmak, Amenna, Haziranda Ölmek Zor, Uçun Kuşlar, Güzel Günler, Halay Havası, Haramiler, Şiddet, Ortadoğu, Acıyı Bal Eyledik, Öyle Bir Yerdeyim Ki, İçerde gibi parçaları örnek verebiliriz.

Şu an bu iki bıyıklı değerli insanı anarken ‘‘Acılara Tutunmak’’ parçasını dinliyorum. Gözlerim yukarıda selamlıyorum ikisini de…

The Role Of Motherhood In Sylvia Plath’s “The Bell Jar” – 2

Esther’s mother struggles with financial difficulties as well. “My own mother wasn’t much help. My mother had taught shorthand and typing to support us ever since my father died, and secretly she hated it and hated him for dying and leaving no money because he didn’t trust life insurance salesmen. She was always on to me to learn shorthand after college, so I’d have a practical skill as well as a college degree.” (Plath, 40-41). It is a high possibility that Sylvia Plath unconsciously criticizes Esther’s mother and grandmother of being in a more protective attitude which is caused by their economic conditions. Considering that the period is the 1950s, it is difficult for a woman to find a high waged job. Hence, the economy of the household is a matter of survival for women. Esther is the new generation who barely witness the difficulties of WWII and she is not mature enough to empathize with neither her mother nor her grandmother. As a result, she blames the elder women of her family as being stingy or angry. Without apprehending the economic struggle of women, especially in an age where women still don’t have the equal rights in work life, it is impossible for a young woman to comprehend those elder women’s tough attitudes causality.

Hence, Mrs. Willard, Esther’s mother, and grandmother become a symbol of maternity, a trait Esther tries to get rid of. She feels disconnected to the elders and her sadness expands.

Although Esther is pursuing a writing career she never feels integrated into New York’s fashionable atmosphere for “decent” women and criticizes the artificial world of cover girls. Still, during daily life, she wears a mask and takes on her social roles. Her effort to embrace the role of a sophisticated woman as a guest editor in a renowned fashion magazine doubles her struggles. She believes neither her mother nor her grandmother is a role model for her. Esther is a woman who wants to be independent of men and all the “feminine” expectations of the society. But it is not an easy way for a lower/middle-class woman to find a path when even your mother does not trust your writing skill and recommend you learn shorthand so you can find a job as a secretary. That’s why, though she is critical to those high-class New Yorker women, she is still looking for Jay Cee’s –the editor of Ladies’ Magazine, a higher class woman- compassion to show her a way. “I sat quietly in my swivel chair for a few minutes and thought about Jay Cee. I tried to imagine what it would be like if I were Ee Gee, the famous editor, in an office full of potted rubber plants and African violets my secretary had to water each morning. I wished I had a mother like Jay Cee. Then I’d know what to do” (Plath, 40).

Spending a lifetime with women like her mother and grandmother who are devoted to survival, Philomena Guinea is like a fresh breath for Esther. To overcome her mental struggles which are caused by both environmental factors and her effort to build up herself as a writer her guardian angel comes with a telegram: “Mrs. Guinea had telegrammed, “Is there a boy in the case?”

If there was a boy in the case, Mrs. Guinea couldn’t, of course, have anything to do with it.

But my mother had telegrammed back, “No, it is Esther’s writing. She thinks she will never write again.”” (Plath, 196). Mrs. Guinea is the character who shows the path to exit from depression since she is a writer who had been in an asylum as well. She is like the future self of Esther.

Esther’s disappointment about women ends up when she meets Dr. Nolan. Her words give the hint of future relief: “I didn’t think they had woman psychiatrists. This woman was a cross between Myrna Loy and my mother” (Plath, 197). The resemblance of Dr. Nolan to her mother is the first clue of a way out from the bell jar.

Her critical approach to women eases up as Joan, her friend at the asylum and Buddy’s ex-girlfriend before Esther, opens her heart to Esther. She consults to whom she trusts, to Dr. Nolan, at the dawn of a possible sisterhood: “”I don’t see what women see in other women,” I’d told Doctor Nolan in my interview that noon. “What does a woman see in a woman that she can’t see in a man?”

Doctor Nolan paused. Then she said, “Tenderness.”

That shut me up.” (Plath, 231)

Her point of view of maternity is in contradiction with her depression. She is the one who needs to be taking care of that’s why she is alienated to babies.

“How easy having babies seemed to the women around me! Why was I so unmaternal and apart?

If I had to wait on a baby all day, I would go mad” (Plath, 234).

Considering the time “The Bell Jar” was written, there is not enough discourse developed for the problems of women as a class. Since Esther is depressed, she feels like a stillborn in a jar and she is not aware of many other women are struggling the same issues. The society is not ready for women like Esther yet and it is a thread with its critical approach to the women. That’s why, she is in search of a mother, the only safe space she knew. After the process in the asylum, she is being reborn with a mother-like character’s (Dr. Nolan’s) hand on her shoulder. As an infant, maternity is not an option for Esther. All her creative energy is needed in her own recreation and probably future writing. Maternity and pursuing a career is still a problematic topic in the contemporary world. That’s why Esther’s naive rebellion against patriarchy is beyond history and still has a strong influence on women all over the world.

WORKS CITED

“The Problem That Has No Name.” American Journal of Public Health, vol. 100, no. 9, 2010, pp. 1582–1584., doi:10.2105/ajph.100.9.1582.

Plath, Sylvia. The Bell Jar. Faber and Faber, 1966.

 

 

 

Kök ile yeni çıkardıkları “Sanki” singleını konuştuk

Nekropsi’den Cem Ömeroğlu, Nekropsi ve Kurban’dan bildiğiniz Kerem Tüzün, Siddartha’dan tanıdığımız Kaan Sezyum’dan oluşan Kök, bu sene 11 yaşına giriyor. Bu vesileyle de yeni albümün ve parçaların öncüsü olan bir kayıtla karşımıza çıkıyor. Fırsatı bulmuşken grup ile Sanki’yi konuştuk.

Sanki’nin kapağını Burak Şentürk oluşturmuş. Şentürk yurt dışında Green Day, Nike ve Star Wars gibi projelerde de çalışmış bir isim. Sanki’nin kapak çalışmasında da birçok detay bulabilmek mümkün.

S: Selamlar, sanki bir an gibi yaşatıyorsunuz bizi. Single nasıl oluştu biraz bahsedebilir misiniz lütfen?

Kerem: 40 senelik müzikal geçmişin yaratıcı bir anlık screenshotu alınarak oluştu.

S: Sanki’yi ilk dinlediğimde hemen Children of Bodom’a gittim. Bu soru sanırım Cem’e gidiyor J Neler yaparsın, kimleri dinlersin, vakit nasıl geçer?

Kaan: Cem’in işler karışık.

Kerem: Bu soru gitmiş Cem’e.

Cem: Sanki’den Children of Bodom’a gitar tonu ve aksanlarından giden bir yol varmış, öğrendik bu şekilde. Metal pek dinlediğim söylenemez ama geçmişte yeterince dinlemiş ve çalmış olduğumuz ortada. Vakit müzisyen perspektifinde geçmiyor uzun zamandır, ötesi magazini pas geçiyorum.

S: Kök nasıl oluştu? 11 senedir bir arada olmak grup için zor olsa gerek. Neler yaşadınız en kötü, buraya kadar dediğiniz neydi ve sonrasında ne oldu?

Kaan: En kötü olarak bir gün itlik ve serserilikten uyuyakalıp provayı kaçırdım. Ama yıllar önceydi. Onun dışında bence çok iyi anlaşan ender gruplardan biriyiz. Zaten gruptan önce bir organizma gibiyiz.

Kerem: Gerçek anlamda kötü bir şey yaşamayan bir ekibiz.  Bu işte bir yanlışlık olmalı…

S:  Albüm kapağı başlı başına bir çalışma olmuş. Uzaylı yaratıklar bizi ele geçirmeden önce bir şarkı dinleyecek vakit bırakıyor bize. Burak ile nasıl başladı kapak çalışmaları?

Kaan: Burak Şentürk çok eski bir arkadaşımız. Hatta arada ‘Gelse de bize vokal yapsa, gitar çalsa’ bile diyoruz. Geçmişte yollarımız çok kez keşişti kendisiyle. Sanki için de ‘Abi bize bir kapak yapar mısın?’ dedik ve gerisini ona bıraktık. Umarız ileride de kendisiyle çalışacağız.

Kerem: 90’ların kritik karakterleri hala karanlık köşelerinde aktifler ve enerji yaymaya devam ediyorlar.  Burak manav listesi yapsa gene onu albüm kapağı yapardım ben olsam…

S:  Siddartha’dan Kök’e davul baya değişmiş gibi geldi… Bu konuda ne demek istersin Kaan, sanki senin için nasıl oluştu?

Kaan: Davul değil de davulcu değişti sanki. Bu arada Siddartha’daki davulların bazılarını şimdi kayda girsem çalamam gibi geliyor. Zamanın ruhu herhalde. O albümün davul kayıtları toplanda 12 saat sürmüştü. Biraz aceleye gelmiş gibi görünse de parçalardaki hissi özetleyerek vermek istiyordum. Yeni parçalarda daha da acayip davullar, hatta olmayan davullar bile olabilir. Cem Karaca anısına kaydettiğimiz Bindik Bir Alamete parçasındaki vurmalı / davul bölümleri örneğinde bakarsak gelecekte neler gelecek görebiliriz.

S: Şarkı sözleri bize zaman ve yaşananlarla ilgili değişik bir bakış açısı veriyor. Bir emin olamama hali midir sizin için sanki? Sözler hakkında neler söylemek istersin Cem?

Cem: Sözler hakkında konuşmak pek hoşuma gitmiyor, meali vs. Geçenlerde şuna benzer bir şey çarptı gözüme;

“…İnsanların bir çoğu hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ve yine bir çoğu hiç yaşamamış gibi ölürler…”

Bu parçanın sözlerinin bir özeti olabilir aslında. Emin olamama haline katılmasam da, sözlerin parça içinde yarattığı etkinin her kulakta ve algıda farklı olma halleri beni daha çok ilgilendiriyor. Siz öyle algılamışsınız ve odur.

S: Yaşadığımız sıkıntılı zamanlarda müzisyen olarak bir şeyler yapabilmek oldukça zor olsa gerek. Siz neler yaşıyorsunuz zorluk olarak neler söylemek istersiniz

Kaan: Valla benim tek sıkıntım gece provadan sonra eve dönüş ve evde duruş. Çünkü prova sonrası el ayak titriyor, insan heyecandan uyuyamıyor. Bir de herkes çok yoğun olduğundan istediğimiz sıklıkta bir araya gelemiyoruz.

Kerem:  Müziğe yeterince zaman ayıramamak ve bir potansiyelin uçlarını bilmeden kenarında gezinmek kırıcı olabiliyor.  Ama ona da şükür.

S: Son olarak da konserlerden bahsedelim. Bu yıl konserlere katılacak mı KöK?  Bir de İstanbul’da sahne aldığınız bir yer var mıdır?

Kaan: Açtım ellerimi dilenci gibi çok görme ne olur, çevirme geri… Dilerim tanrıdan ki bol konser yaparız. Zeytinli çok güzel geçti, umarım diğerleri de çok güzel geçer.

Kerem:  Bu yılki konserlerin telefon ve maillerini alabilirsem alçılayacağım hepsini.

Grupla ilgili linkleri de aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz.

| Facebook Sayfaları | Spotify Üzerinden Dinlemek İçin |

Ayrıca albüm bilgileri de burada

Gitar & Vokal: Cem Ömeroğlu
Bas Gitar: Kerem Tüzün
Davul: Kaan Sezyum

Müzik: Kök – 2014
Söz: Cem Ömeroğlu
Kayıt: Murat Gülbay & Kök
Mix: Kök
Mastering: Pieter Snapper – 2016

Plak şirketi: Lin Records

Bu kahvaltının feminizm ile bir alakası olmalı

Kadın Savunması’nın “Bu kahvaltının feminizm ile bir alakası olmalı” çağrısıyla kadınlar Ankara’nın güzel yağmurlu bu sonbahar pazarında AltıÜstü’nde bir araya geldi.

Geldiğimizde kahvaltı hazırdı. Yeşil mercimekli böreğin tadı hala damağımda 🙂 Şen şakrak şahane kahvaltının ardından tanışmak için bir oyun oynadık. Masanın etrafına yan yana dizilen kadınlar bir ip yumağını isimlerini söyleyerek birbirlerine attılar. Şiddete, kadın düşmanlığına, erkek zihniyetine inat yaşamlarımızı savunma sözü verdik, ağlarımızı ördük!

Ardından eğlenceli bir oyun daha oynadık, kazanan kadınları sürpriz hediyeler bekliyordu. Kadınlar, kadınlarla ilgili klişeleri emojilerle ifade etmiş bize de ne olduğunu bulmak kaldı. Bazıları; kadınlar bir çiçektir, bir kadın olarak sus, at avrat silah!

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Kadın kadını dinler, anlar dedik Ankara’da kadınlar tanışıp konuşmak için kahvaltıda toplandık 💃

Kadın Savunması (@kadinsavunmasi)’in paylaştığı bir gönderi ()

 

Etkinliğin sonunda atölyelerde yeniden buluşmak üzere sözleştik. Emeği geçenlere teşekkürler, çok güzel bir pazardı…

Engelsiz yarışma ödülleri sahiplerini buldu

0

Kültürel hayata eşit katılımın yaygınlaşması amacıyla hayata geçen ve bu yıl altıncısı düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali’nin Engelsiz Yarışma bölümünde yarışan filmlerin ödülleri, 20 Ekim Cumartesi günü Goethe-Institut Ankara’da gerçekleşen Ödül Töreni’nde sahiplerini buldu.

Sunuculuğunu gazeteci-yazar Sevim Gözay’ın üstlendiği Ödül Töreni’ne programda yer alan film ekipleri, festival destekçileri, Klappe AUF! Kısa Film Festivali temsilcilerinin yanı sıra birçok davetli isim ve basın mensubu katıldı.

Sesli betimleme ve işaret dili çevirisiyle gerçekleşen törende ilk olarak 3 farklı şehirde sinemaseverlerle buluşan Festival’in altıncı yılında neler yaşandığına dair tanıtım filmi izlendi.  Tören, oyuncu Nursel Köse, yönetmen Ramin Matin ve sinema yazarı Murat Özer ile seyircinin belirlediği Engelsiz Yarışma ödüllerinin açıklanmasıyla devam etti.

Seyirci Özel Ödülü: İşe Yarar Bir Şey

Törende Engelsiz Yarışma Ödülü’nün ilk sahibi 696 izleyici oyu ile Seyirci Özel Ödülü’ne layık görülen, yönetmenliğini Pelin Esmer’İn üstlendiği “İşe Yarar Birşey” filmi oldu. Festivalin yakın takipçilerinden Esra Güleç’in takdim ettiği ödülü Pelin Esmer adına, filmin senaryo yazım sürecine de tanıklık eden İrfan Altıntaş aldı. Altıntaş teşekkür konuşmasında, Seyirci Özel Ödülü’nün filmin senaristleri Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı için özel bir anlam ifade ettiğini dile getirerek seyirciye teşekkürlerini iletti.

En İyi Senaryo Ödülü: Sofra Sırları

Bir diğer Engelsiz Yarışma Ödülü olan En İyi Senaryo, yönetmen ve senaristliğini Ümit Ünal’ın üstlendiği “Sofra Sırları” filminin oldu. Engelsiz Filmler Festivali Yönetmeni Emrah Kalan’ın açıkladığı ödülü, filmin yapımcısı Sinan Yabgu Ünal aldı. Ünal, teşekkür konuşmasında ilk olarak  filmleri evrensel hale getiren ve filmlerini kendilerinin ulaşamayacakları kitleye ulaştıran Engelsiz Filmler Festivali’ne ve Festival’e katılan seyircilere teşekkürlerini iletti.

En İyi Yönetmen Ödülü: Tayfun Pirselimoğlu

Yarışmada En İyi Yönetmen Ödülü ise “Yol Kenarı” filmiyle Tayfun Pirselimoğlu’nun oldu. Klappe Auf! Kısa Film Festivali Yönetmeni Andreas Grützner’ın takdim ettiği ödülü, filmin yapımcısı Vildan Erşen aldı. Erşen konuşmasında, Tayfun Pirselimoğlu’nun Engelsiz Filmler Festivali’ne sonuna kadar destek olduğundan bahsederek Festival’in bir lütuf değil bir hak teslimi olduğunun altını çizdi ve Festival ekibine kendi adına teşekkürlerini iletti.

En İyi Film Ödülü: “Kar”

Engelsiz Yarışma Ödülleri’nden En İyi Film ödülünün sahibi ise yönetmenliğini Emre Erdoğdu’nun üstlendiği “Kar“ filminin oldu. Klappe Auf! Kısa Film Festivali Yardımcı Yönetmeni Katrin Mersman’ın takdim ettiği ödülü ise filmin yönetmeni Emre Erdoğdu aldı. Erdoğdu konuşmasında Sorrentino’nun Youth filminden alıntı yaparak “Hislerimiz sahip olduğumuz tek şey.” dedi ve  “Sinema; yapan için de, izleyen için de hissiyat işidir” diyerek filmini En İyi Film ödülüne ödüle layık gördükleri için jüriye teşekkürlerini iletti.

Programında yer alan tüm film ve yan etkinlikleri görme ve işitme engelli bireylerin erişimine uygun olarak sunan Engelsiz  Filmler Festival’in bu yılki destekçilerine teşekkür edildiği törenin sonunda davetliler, Joost Lieuwma ve Daan Velsink’in yönetmenliğini üstlendiği Panik! adlı kısa filmi sesli betimlemeyle izlediler.

Engelsiz Filmler Festivali, Ankara’daki son gününde (21 Ekim Pazar) Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde sinemaseverlerle buluşamaya devam edecek.

19. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali başlıyor!

Kültür Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Buca Belediyesi ve Konak Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlenen Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, 19. kez kısa film tutkunlarıyla buluşmaya hazırlanıyor! 19. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali bu yıl, 30 Ekim – 4 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek.

Festivalde her sene olduğu gibi bu sene de ulusal ve uluslararası dallarda animasyon, belgesel, deneysel ve kurmaca kategorileri yer alırken; festivale 104 ülkeden 2 bin 400 film başvurusu alındığı belirtildi.

Bu yıl Altın Kedi Ödülleri için Ön jüri değerlendirmesi sonunda finalist olarak yarışacak filmler, başkanlığını ödüllü yönetmen Emin Alper‘in yapacağı jüri tarafından değerlendirilecek.

Uluslararası jüri başkanı ise Avrupa’da birçok kısa film festivalinin programcısı ve Brest Avrupa Kısa Film Festivali artistik direktörü Massimiliano Nardulli olacak. Uluslararası filmler için oluşturulan jüride “Sibirya” filminde Keanu Reeves ile başrolü paylaşan oyuncu Ana Ularu da yer alıyor. Romanya asıllı oyuncu tiyatro, sinema ve özellikle Hollywood deneyimlerini, düzenlenecek olan bir söyleşiyle İzmirli oyuncu adayları ile paylaşacak.

Festivalde yer alan film gösterimleri ve söyleşileri ise; ana gösterim salonu Fransız Kültür Merkezi olmak üzere, İzmir Sanat, NHKM Konak Sineması, Buca Belediyesi Tarık Akan Gençlik Merkezi’nde gerçekleşecek.

Politik Felsefe Günleri 3: Politik felsefe nedir?

İstanbul Felsefe’nin önemli buluşmalarından biri olan Politik Felsefe Günleri’nin üçüncüsü 23 Ekim 2018 Salı günü “Politik Felsefe Nedir?” temasıyla toplanıyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kurul Odası’nda gerçekleştirilecek etkinlikte alanlarında uzman akademisyenler, katılımcıları “Politik Felsefe” kavramı etrafında sorgulayıcı bir yolculuğa çıkarmaya hazırlanıyor.

Dışarıdan katılımın da mümkün olduğu etkinliğin programını aşağıda sizlere sunuyor ve tüm ilgilileri davet ediyoruz.

Politik Felsefe Günleri 3: Politik Felsefe Nedir?
23 Ekim 2018 Salı (Edebiyat Fakültesi Kurul Odası)

AÇILIŞ KONUŞMASI: Prof. Dr. Hayati Develi (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı)
I. OTURUM (10:00 – 13:00)
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Cengiz Çakmak
1. Dr. Cengiz Çevik:”Antik Yunan’da Felsefe ya da Politik Felsefe”
2. Doç. Dr. Funda Günsoy:” Teolojik-Politik Problem ve Politik(a) Felsefe(si)”
3. Doç. Dr. Armağan Öztürk:”Demokratik rasyonellik temelli politik felsefe”
4. Dr. Tacettin Ertuğrul: “Politik Felsefe ve Teknik”

II. OTURUM (14:00- 17:00)
5. Doç. Dr. M. Ertan Kardeş:Politik Felsefe Nedir? Ayrımlar ve Farklar
6. Doç. Dr. Ateş Uslu:”Politik Felsefe ve Diyalektik”
7. Doç. Dr. Kurtul Gülenç: “Politik Felsefe ve Normativite”
8. Prof. Dr. Cengiz Çakmak: “Politik Yargı olarak Politik Felsefe”

Adres ve İletişim Bilgileri

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kurul Odası
Ordu Caddesi No: 6 PK: 34134 Laleli / İstanbul

Politik Felsefe Okumaları Facebook Sayfası

politik.felsefe.istanbul

Derya Alabora ile Deniz Çakır aynı sahnede: “Beyaz” 23-24 Ekim’de Ankara’da

Derya Alabora ve Deniz Çakır’ı aynı sahnede bir araya getiren “Beyaz”, 23 Ekim Salı ve 24 Ekim Çarşamba akşamları saat 20.00’de Yenimahalle Belediyesi Dört Mevsim Tiyatro Salonu’nda Ankaralı tiyatroseverlerle buluşuyor. Ezop Sahne prodüksiyonu “Beyaz”, yıllar sonra bir araya gelen ve ölüm döşeğindeki annelerinin başında bekleyen iki kız kardeşin bir ömürlük hesaplaşmasını duygusal bir anlatımla sahneye taşıyor.

Fransız yazar Emmanuelle Marie’nin kaleme aldığı, Zeynep Utku’nun dilimize kazandırdığı “Beyaz”ın yönetmen koltuğunda Özen Yula oturuyor. Dekor tasarımını ve styling çalışmasını Tomris Kuzu’nun, ışık tasarımını Yakup Çartık’ın yaptığı oyunun müzikleri Çiğdem Erken’in, fotoğrafları ise Muhsin Akgün’ün imzasını taşıyor.

İki başarılı oyuncuyu, Derya Alabora ve Deniz Çakır’ı aynı sahnede buluşturan “Beyaz”; kocasıyla mutsuz evliliğini sürükleyen, hayallerini gerçekleştiremeyen kız kardeş ile hayatını kendi isteğine göre yaşayan, uzun zaman sonra eski kasabasına dönen ablasının, geçmişleriyle ve kendileriyle yüzleşmelerine odaklanıyor. Yıllar sonra annelerinin rahatsızlığı nedeniyle tekrar bir araya gelen iki kız kardeş, geçmişin muhasebesini yaparken, ertelenmiş duygular da birer birer su yüzüne çıkar.

Ezop Sahne prodüksiyonu tek perdelik “Beyaz” oyunu; 23 Ekim 2018 Salı ve 24 Ekim 2018 Çarşamba akşamları Ankara’da Yenimahalle Belediyesi Dört Mevsim Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek. Başlama saati 20 olan oyunların biletleri, Biletix’ten ve salonun gişesinden temin edilebilir.