Ana Sayfa Blog Sayfa 146

Mek Mak kitap grubu yeni dönemi başlıyor

Mek Mak, çok değil geçen yıl bu vakitler toplanmaya başlayan bir kitap grubu. Adını bir yapım ekinden alıyor. Amacını, kitapların dünyasına yolculuk yapmayı sevenlerin bir araya gelerek, seçilen kitap üstüne konuşması olarak belirliyor. Özellikle yazmaya ilgi duyanlara çekici gelebilecek konuşmalar bunlar.

Yürütücülüğünü ya da kolaylaştırıcılığını yaptığım Mek Mak’ın bu yıl 2000 sonrası edebiyatına bakacağını da belirtmek isterim.

Neler Olacak?

Bu yıl ilk buluşma, 23 Eylül‘de saat 15.00‘da Karşıyaka Pan Kitabevi’nde gerçekleşecek. Geçen yıl belirlediğimiz “Sahilde Kafka” ve “Murakami” ile başlayacağız.

7 Ekim Aydın Şimşek “Kopuk ve Hiç”
21 Ekim Ursula “Marifetler”
4 Kasım Göksu Baykal “Gökkuşağı”
18 Kasım Cynan Jones “Uzun Kuraklık Kazı”
2 Aralık Orçun Masatçı “Öykülerden Kovulanlar”
16 Aralık David Constantine “Midland Oteli’nde Çay”
24 Aralık Ahmet Büke “Çiğdem Külahı”

2019’a kadar listemiz böyle, listenin devamını katılımcıların fikirlerini aldıktan sonra oluşturmak galiba en doğrusu bu nedenle 2019’un okuma llistesi henüz belirlenmedi. İlk toplantıda bununla ilgili de söyleşeceğiz.

Aynı zamanda buraların edebiyatını aldığımız haftalarda yazarları da bizimle beraber olacak.

Merak Edenler İçin Geçen Yıl Neler Okundu?

Geçen yıl okuma listesi ilk buluşmada en baştan başlayalım fikrinin ağırlıklı olması nedeniyle Gılgamış’la başladı. Türler, ülkeler gezerek bugünlere gelelim dedik ve liste şu şekli aldı: Eşekarıları, İlahi Komedya Manga, Gargantua, Don Quijote (aynı haftaya iki kitap olunca sadece önsöz, demiştik), Hamlet, Edgar Allan Poe Bütün Öyküler (Merak etmeyin iki kalın cildi iki haftada okumayı şart koşmamıştık. Beş öykü belirlemiştik.) Yeraltından Notlar, Dalgalar, Dede Korkut Öykü/Masalları, Aylak Adam, Şato, 1984, Cesur Yeni Dünya, Yabancı, Tezer Özlü-Ferit Edgü Mektuplaşmaları, Aşk ve Öbür Cinler, bir haftada şiirli Pazar yaptık. Katılımcılar okuyacakları şairleri kendisi belirledi. Şiirler okuduk. Güzel bir Pazar etkinliği olmuştu.

Bu Etkinliğe Neden Katılayım?

Kitap okumak yalnız yapılan bir etkinliktir. Paylaşılması kolay değildir. Ne de olsa herkese sunulmuş bir alışkanlık değildir. Gündelik yaşamın hayhuyunda bu alışkanlık da yitebilir. Bir kere kitap okunmasına katkı sağlıyor Mek Mak. Diğer yandan kitaplar üstüne konuşacak kişiler bulmak da zordur. Bir kitap üstüne konuşmak, okunan onca satırın unutuşun sessizliğine ilerlemesine de bir karşı duruş yaratır. Aynı zamanda her birey farklı bir bakış sunduğundan kitabın dünyasına da yeni ve farklı pencereler açılır. En temelinde bunlar var.

Yazıyı buraya kadar okuyanın bu etkinlikle ilgilenebilecek kişiler olduğunu düşünüyorum. O zaman neler olduğuna, nasıl bir grup olduğuna, içinde yer almak isteyip istemediğine karar vermek için belki de en iyisi deneyimlemektir. O zaman, 23 Eylül’de saat üçte Pan Kitabevinde görüşmek üzere diye sözlerimi bağlayayım isterim.

Engelsiz Filmler Festivali minik sinemaseverleri unutmadı

0

Kültür sanat etkinliklerine katılımın önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyerek bu yıl altıncı kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, yeni nesil sinemacılara esin kaynağı olmayı ve onların hayal güçlerini geliştirmeyi amaçladığı “Çocuklar İçin” bölümüyle minik sinemaseverlerle buluşacak.

Düzenlendiği ilk yıldan beri yeni nesil sinemacıların gelişmesini önemseyen Engelsiz Filmler Festivali’nin bu yılki “Çocuklar İçin” seçkisinde çevre ve arkadaşlık üzerine 3 animasyon film yer alıyor. Uluslararası birçok festivalde izleyici ile buluşan filmlerin yer aldığı program, 3 farklı şehirde minik sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Çocuklar İçin bölümünde; ormanda yaşayan canlıların, ormanı yok etmek isteyen Koala Igor’a karşı mücadelesini anlatan Orman Çetesi / Les As de la Jungle; kabilesini kurtarmak için Kral Lord’a meydan okuyan Dug’ın, takım ruhu ve dostluğun önemini öğrendiği Taş Devri Firarda / Early Man ve tek başına kutuplarda kalan Puloi’nin hayatta kalma savaşını anlatan Puloi: Asla Yalnız Uçmayacaksın / Ploey: You Never Fly Alone filmleri yer alıyor.

“Çocuklar İçin” bölümü, 8 – 10 Ekim tarihleri arasında İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu’nda (SineBu), 12 – 14 Ekim tarihleri arasında Eskişehir, Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde (Kırmızı Salon), 17 – 21 Ekim tarihleri arasında ise Ankara, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut’te seyircisiyle buluşacak.

Hayal Güçlerini Geliştirecek “Canlandırma Atölyesi”

Çocukların kendi yarattıkları karakterler ve öykülerle, canlandırma film denemeleri yaptıkları atölye çalışması, 9-12 yaş arasındaki işitme engelli sinemaseverleri canlandırma sanatıyla tanıştırıyor. Katılımcıların kendilerini canlandırma sanatı ile ifade etmelerini sağlayacak atölye, canlandırma sanatçısı Işık Dikmen tarafından Eskişehir’de gerçekleştirilecek.

Otizmli Çocuklara Yönelik Gösterim

Festival programında, otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençlerin rahat bir şekilde film izleyebilmelerine imkan veren Otizm Dostu Gösterim de yer alıyor. İlk kez 2015 yılında gerçekleşen bu gösterim kapsamında bu sene Orman Çetesi Les As de la Jungle filmi, loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek.

m Gösterim ve Etkinlikler Ücretsiz 

Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak seyircilere sunuyor.

Tüm filmlerini ve yan etkinliklerini görme ve işitme engelli sinemaseverlerin erişimine uygun altyapıda, erişilebilir mekanlarda gösteren Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

“Çocuklar İçin”  Bölüm Filmleri Hakkında:

Orman Çetesi / Les As de la Jungle, Yönetmen: David Alaux, Süre: 89 Dk

Orman Çetesi ile tanışın! Kaplan gibi çizgili penguen Maurice ve evlatlık oğlu japon balığı Junior… Zeki minik maymun Gilbert ve yumrukbaz goril Miguel. Hepsinin ortak bir amacı var; ormanın kötü karakteri Koala Igor’dan kendilerini ve yaşam alanlarını korumak. Bir zamanlar Kaplan Natacha tarafından bozguna uğratılan Igor, intikam için geri döndü! Şimdi eski topraklar ve Orman Çetesi için güçleri birleştirme zamanı!

Taş Devri Firarda / Early Man, Yönetmen: Nick Park, Süre: 89 dk

Taş Devri kabilesi, sevimli hayvan dostlarıyla vadilerinde mutlu bir yaşam sürmektedir fakat dünyanın değiştiğinden, Bronz Çağı’na geçildiğinden haberleri yoktur. Aç gözlü Kral Lord Nooth, vadilerini hiç zorlanmadan ellerinden alır. Genç mağara adamı Dug ise, kabilesini kurtarmak için Krala meydan okur. Dug, kahraman olma yolunda ilerlerken takım olmanın ve dostluğun önemini öğrenir.

Puloi: Asla Yalnız Uçmayacaksın / Ploey: You Never Fly Alone, Yönetmen: Arni Ásgeirsson, Süre: 84 dk

Çok küçük olduğu için ailesiyle güneye göç edemeyen Puloi, kışın tek başına kutuplarda kalır. Kutuplarda edindiği yeni arkadaşlarla kışı atlatmaya çalışan kahramanımız için hayatta kalmanın bir başka amacı da sevdiği kuşu, kartal Gölge’den korumaktır.

Çizgi romanlarda LGBTİ+: Queer çizgi roman listesi

Lezbiyen, gay, transseksüel, biseksüel ve diğer cinsel yönelimlerden ya da 3. cinsiyetlerden karakterlere, senaryolara, temalara sahip Queer çizgi romanlar, günümüzde sıradan çizgi romanlardan kat kat daha fazla ilgi görüyor. Bu çizgi romanların bazıları aktivist bir duruşa sahip iken, bazıları yalnızca karakter kadrosunda LGBTİ bireylere yer vermiş durumda; bazıları yalnızca erotik olabilirken, bazıları macera, dram, korku gibi başka kategorilere de uzanmakta.

Çizgi roman akımı, uzun bir tarihe sahiptir ve homoseksüelliğin tüm Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın genelinde suç sayılabildiği ilkel kültürel zamanlarda, medya akımlarının çoğu gibi çizgi romanlar için de eşcinsellik, itibarsız ve aşağılayıcı bir sıfat idi. 1954 tarihli çizgi roman yasası, Amerika’daki çizgi romanlarda eşcinsellikten bahsetmeyi yasaklamıştı. Günümüze kadar bu durum kademeli olarak değişse de, bu değişim sürecinde eşcinsellikten bahseden eserlerin bir kısmında erkek şovenizmi ürünü olup fantezi kurgudan ileri gidemeyen lezbiyen hikayelere rastlamak da mümkün. Sizin için hazırladığım 9 adetlik queer çizgi roman listesinde bunlar olmayacak. 🙂

Pride / Joe Glass

Pride, temelde eşcinsel adalet ile ilgili bir yapıt. Harika bir yazar olan Joe Glass’ın eseri. Cinsiyet ve cinsel yönelim yelpazesinden bir çok farklı queer süper kahraman içeriyor.

Shirtlifter / Steve MacIsaac

Eşcinsel adam anlamına gelen İngiliz argo tabiri, Shirtlifter, Justin Hall, Steve MacIsaac, Ilya gibi çeşitli yazar ve sanatçıların queer çizgi romanlarını barındırıyor. Ancak her şeyden çok, Steve MacIssac’ın zekasını. Evlilikten güvenli sekse, çevrimiçi randevuya kadar her şeye değinilmiş.

Midnighter and Apollo / Steve Orlando

Midnighter’ı yaratan adam onu yok etmek istiyor ve bu mükemmel savaşçının sadece bir zayıf noktası olduğunu biliyor; sevdiği adam. Eğer Midnighter’ı cehenneme gönderemezse, Midnighter yeraltı dünyasına doğru yürümeye başlayacak… Ruhu, Cehennemin Lordu Neron tarafından çalınmış sevgilisi Apollo’yu kurtarmak için. Superman, Batman, Wonder Women gibi karakterlerin yaratıcısı Steve Orlando’dan harika bir eser daha!

Kim & Kim

Kendisi de transseksüel bir birey olan Mags Visaggio tarafından yaratılan Kim & Kim, uzaydaki iki queer ödül avcısı karakteri konu alır. Kim Quatro, otoriter babasından kaçan bir trans kadındır ve Kim Dantzler biseksüel bir necromancer’dır.

Fun Home / Alison Bechdel

Alison Bechdel tarafından yazılan ve çizilen Fun Home, şimdi aynı zamanda bir Broadway müzikali de oldu. Fun Home, otobiyografik bir grafik roman. Bechdel’in yaşlanmasıyla beraber ortaya çıkan aile draması…

Snapshots of a Girl / Beldan Sezen

Hem Batılı hem de İslam kültürleri içinde yetişmiş bir kadının lezbiyen olarak açılmasını konu alan otobiyografik bir grafik romanı. Snapshots of a Girl (Bir Kızın Ekran Görüntüleri), lezbiyen kültürü, cinsel politika ve aile dramı üzerine tamamen modern bir yaklaşım. Evet, yazarı bir Türk, Beldan Sezen. 🙂

Quantum Teens Are Go / Magdalene Visaggio

Gençler, farklı laboratuarlardan çalınan parçalardan ev yapımı bir zaman makinesi inşa etmeye çalışıyor. Ne yanlış gidebilir? Kim & Kim’in yazarı ve Memeter’in sanatçısı Magdalene Visaggio bizi queer ve trans yoldaşlarının öncülüğünde, punk dolu bilim-kurguya; vahşi bir yolculuğa çıkartıyor.

Memetic / James Tynion

Dünyanın sonu geldi ve her şey bir internet meme’si yüzünden! Aaron adında işitme engelli genç bir eşcinselin konu alındığı Memetic, New York’da geçen bir cyber-fantezi ve bilim kurgu hikayesi. Yazarı, James Tynion, BOOM! Studyoları tarafından basılmış.

Princess Princess Ever After / Katie O’Neill

Oni Press tarafından yayımlanan, Katie O’Neill’in kaleme aldığı Princess Princess Ever After’da karşımızda Sadie ve Amira adında iki farklı prenses var. Bu iki prensesin maceralar yaşamaları, kurtarılmaları ve sonsuza dek mutlu yaşamaları için sadece birbirilerine ihtiyaçları var, büyüleyici bir prense değil.

Kaynak: comicosity, cbr, amazon

Aramızda Bir Cross Dresser Olabilir ve Bu Gayet Normal

Sabah sabah ayıp konulara girelim diye düşündüm. Bazılarımız çoktan ayıp işlerini tamamlayıp, işlerinde çaylarını kahvelerini yudumluyor olabilirler. Türkçesiyle karşı cins kıyafeti diyebiliriz sanırım bu ifade şekline. Crossdresser (kısaca CD), karşı cins ile özdeşleşmiş kıyafetleri giyen kimseye deniliyor.

Kadın ise erkek kıyafetleri, erkek ise kadın kıyafetleri giyen kimsedir. Kavram, kıyafetlerin yanı sıra, karşı cins ile özdeşleşmiş aksesuarları; saç, sakal, bıyık, kaş modellerini ve makyajı da kapsar. Crossdresser kimseler bunu cinsel yönelimlerinin bir sonucu olarak yapabilecekleri gibi; kimliklerini gizlemek, herhangi bir sanat gösterisinde yer almak ya da cinsel bir fetiş olarak da yapabilirler.

Kavram İngilizce cross (karşı) ve dress (giyinmek) sözcüklerinden oluşur. İngilizcede ilk olarak, 1911 yılında, Almanca transvestite kelimesine karşılık olarak oluşturulmuş.

Tarih boyunca insanlar çok çeşitli nedenlerle karşı cinsin kimliğine bürünmüşlerdir. Örneğin Hindistan’ın bazı yörelerinde yeni evlenen çiftler negatif etkilerden korunmak için birbirlerinin kıyafetlerini giyerlermiş. Kadınların sahneye çıkmasına hoş bakılmayan veya dini gerekçelerle izin verilmeyen bazı tutucu toplumlarda erkeklerin kadın rollerini oynamasına veya kadın kılığında dans etmesine sıklıkla rastlanır.

21. yüzyıl ayıp kavramının içlerini ve dışlarını çarptığı için konuyu biraz daha işlevsel hale getirelim diyorum. Konu cinsel enerjinin ya da yaşam enerjisinin harcanma şekli olduğundan oldukça dikkatli olmak gerekiyor. Yaşamsal canlılık için belli bir limit içindeyiz, haz almayalım demiyorum sadece orantılı olsak iyi olur. Budistlerin kafası da böyle çalışıyor. 70 yaşına kadar bir erkek 8-10 şişe sperm üretiyormuş ve bunun içindeki yaratım potansiyelini boşa kullanmayın, hazzınız için kullanmayın diyorlar. Babalarda gizli bir teknik var tabii ki bu enerjiyi yukarı çıkaracak. Tantra, içsel simya, Neidan ya da Kundalini gibi uzak doğu sistemleri bu işlerin pirleri. Sonrasında konu dejenere oluyor ve hazza gömülüyor. Tao’da bu sistem oldukça değişik anlatıyor mesela. Neyse şimdiki konu bu değil, konuyu CD. Dönelim bebeğim.

Sosyal medya bize bir nefeslik aralık verdi. Ufak bir kapı aralığından tatmine açılan bir kapı gibi. Tabii ki oyun havuzları ve odacıkları da sonrasında lazım geldi. Zenginlerin yaramaz oyunları artık bizim. Şahane! Yılbaşında dağın tepesinde kiralanan villa/dağ evlerinde işler değişik haller aldı. Dominant ve itaatkar insanların da bir araya gelip buluştuğu bu tarz munchlar ve toplulukların olması hepimizin yaşamsal gerekliliği olabiliyor. Kimisi kara baloya gidiyor kimi başka başka yerlere.

Evet, oldukça normal bir şekilde gelişen bu ifade şeklinin Fetiş dünyasındaki yeri de buradaki sınırlar çerçevesinde bu kadar. Arayan tabii ki daha da derine inebilir yeter ki ufak bir ışık olsun.

Herkesin Marquis De Sade gibi  ya da Leopold Von Sacher-Masoch olmasına gerek yok. Pet, Sub, Dom, Daddy Dom gibi sıfatlara da ihtiyaç yok. Enerjiyi dengeli ve düzgün bir şekilde yaşayalım yoksa karmaşık duygusal bağlar, varlıksal gelişimi hızlandırmıyor.

Yazıdaki bazı alıntılar ve tanımlar için wikipedia’dan yararlanılmıştır.

6. Engelsiz Filmler Festivali, seyircilerini “Otizm Dostu Gösterim”lerine davet ediyor

0

Bu yıl sinemaseverler ile altıncı kez buluşacak olan Engelsiz Filmler Festivali’nin programında, otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençlerin rahat bir şekilde film izleyebilmelerine imkan veren Otizm Dostu Gösterim de yer alıyor.

İlk kez 2015 yılında gerçekleşen bu gösterim kapsamında bu sene Orman Çetesi Les As de la Jungle adlı film seyircilerle buluşacak. Ormanda yaşayan canlıların, ormanı yok etmek isteyen Koala Igor’a karşı mücadelesini anlatan film, loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek. Herhangi bir tanıtım filmi ya da reklamın gösterilmeyeceği seansta, seyirciler gösterim sırasında salonda yiyecek ve içecek bulundurabilecek ve diledikleri gibi hareket edebilecekler. Böylece öğrenme güçlüğü ya da duyusal problemler yaşayan çocuklar ve yakınları bu gösterim sırasında birlikte film izleyebilecekler.

Festival Programında Otizmle İlgili Sanal Gerçeklik Deneyimi

Her sene daha kapsayıcı olmaya yönelik arayışlarını sürdüren Engelsiz Filmler Festivali’nin geçtiğimiz yıl ilkini gerçekleştirdiği Sanal Gerçeklik programında bu sene otizm temalı bir deneyim de bulunuyor. Otizmli genç bir kız olan Layla’nın hayatına odaklanan ve otizmin hayatını nasıl etkilediğini anlatan The Party adlı sanal gerçeklik deneyimi, festival boyunca gösterim mekanlarının fuayelerinde, sanal gerçeklik gözlüğüyle deneyimlenebilecek.

Sinemaseverler Festival’i 8 – 10 Ekim tarihleri arasında İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu’nda (SineBu), 12 – 14 Ekim tarihleri arasında Eskişehir, Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde (Kırmızı Salon), 17 – 21 Ekim tarihleri arasında ise Ankara, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut’te takip edebilecekler.

m Gösterim ve Etkinlikler Ücretsiz 

Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak seyircilere sunuyor.

Tüm filmlerini ve yan etkinliklerini görme ve işitme engelli sinemaseverlerin erişimine uygun altyapıda, erişilebilir mekanlarda gösteren Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram, Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Milli Çöp Meselesi’ne Bergama’dan destek

Prof. Dr. Selçuk Şirin’in bir davranışı değiştirmek üzerine yaptığı çağrı ile Türkiye’nin farklı yerlerinden birçok kişi kolları sıvadı, eldivenleri takıp çöp toplamaya başladı. #milliçöpmeselesi kampanya adıyla etkisi artarak yayılan çağrıya İzmir’in Bergama ilçesi de kayıtsız kalmadı. Güzel İşler Derneği Bergama Temsilciliği’nin düzenlediği ve Bergama Belediyesi’nin destek verdiği etkinlikte farklı grup ve dernekler bir araya gelerek daha temiz bir Türkiye için bir adım attı.

8 Eylül’de tarihi Kızıl Avlu önünde toplanan grup bir saat boyunca belirlenen bölgedeki çöpleri topladı.Güzel İşler Derneği Başkanı Sercan Duygan etkinlik konuşmasında, Selçuk Şirin’in çağrısı için, ‘Milli çöp meselesi sadece bir atık toplama olarak görülmemeli. Bu, kapımızın önündeki, hayatımızın içindeki, kendi alanımızdaki bir şeylere kendimizin dokunması ile ilgili bir çalışma’ dedi. Sivil toplum kuruluşlarının bir yerel kentte birleşmesinin önemine vurgu yapan Duygan ‘Biz bu kentte bir arada yaşıyoruz ve birbirimiz ile olan etkileşimlere imkan vermemiz gerekiyor, umuyorum bu etkinlik buna da aracı olur’ ifadelerini kullandı.

Aralarında Eğitim Sen, Eğitim İş, Öğrenci Veli Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Aktif Bisikletçiler, Bisikletliler derneklerinin Bergama temsilcilikleri ve Bergama Güven Gençlik ve Spor Derneği’nin bulunduğu topluluk Bergama Belediyesi’nin temin ettiği eldiven, maske ve çöp poşetlerini kullanarak örnek bir davranış sergiledi.

Evlerimiz temizken sokaklar neden kirli?

Hürriyet yazısında sorunun kültür ya da eğitim olmadığına dikkat çeken Selçuk Şirin, ‘Türkiye evini barkını en temiz tutan ülkelerden biri. Öyle olduğu için mikrobik hastalıklar bizde kendi gelir grubumuzdaki ülkelere göre çok düşük. Onlarca ülkeyi gezmiş biri olarak ben de şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye’deki kadar temiz ev ortamı olan çok az ülke gördüm. O halde sorun kültür ya da bilgi sorunu değil. İstesek, ülkemizin her karış toprağını evimizin içi gibi tertemiz yapabiliriz’ ifadelerini kullandı.

Şirin, evler bu kadar temiz olurken ülkenin sokaklarının bu kadar pis olmasını evimizin dışında olup biteni kendi derdimiz saymamamıza bağladı. Her şeyi devletten bekleyerek çözüme ulaşamayacağımızı belirtti ve sorumluluğun hepimize düştüğüne dikkat çekti.

Geri dönüşüme gereken önem verilmiyor

Sokaklarda yerlerde gördüğümüz çöplerin neredeyse hepsinin geri dönüştürülebilir olması, geri dönüşüm konusunda da oldukça geride olduğumuzu ortaya koyuyor.

Belediyelerin geri dönüşüm kutularına önem verdiği noktalar olduğunu göz ardı edemeyiz fakat yeterli olduğu da söylenemez. Geri dönüşüm kutuları koymak tek başına işe yaramaz, onu doğru kullanacak bilince sahip bir topluluk da gerekiyor. Milli çöp meselesi bu konudaki farkındalığımızı arttırmak ve ülkemizi temizlemek için etkili bir adım.

Tarihi Kızkalesi’nin sinemayla ilk buluşması: “1. Kızkalesi Film Festivali”

Her yılın Eylül ayını, son yıllarda daha isteyerek ve severek bekliyorum. Çünkü Eylül ayında yepyeni filmler sinema salonlarına misafir oluyor, ayrıca film festivalleri de yeni sezonlarına merhaba diyor. Bu yıl yine yoğun olan festival takvimimi hazırlarken, geçen yıl gitmediğim ve ilk kez düzenlenecek olan festivallere daha yer açmayı düşündüm. Bu esnada karşıma “1. Kızkalesi Film Festivali” çıktı. İlk kez bu yıl düzenlenen festival, kısa film ve belgeselleri bir araya getirdi.

Benim kadrajımdan “Kızkalesi”

Festival nasıl geçti?

1. Kızkalesi Film Festivali, Erdemli Belediyesi ve Mersin Sinema Derneği (MERSİNEMA) ortaklığında düzenlendi. 306 gibi ilk yılına rağmen oldukça yüksek sayıda filmin başvuru yaptığı festivalde üç farklı kategoride toplam 30 film yarıştı. Uçakla Adana’da sımsıcak bir havayla karşılaşır karşılaşmaz, yaklaşık 1,5 saat süren Mersin-Kızkalesi’ne doğru güzel bir yolculuk başladı. Bu yolculuğu bilmesine rağmen kısa film yönetmenlerinin ve katılımcıların festivale yoğun ilgisi çok hoşuma gitti. Mersin’in tarihi Kızkalesi manzaralı bir yerde konaklamamız, gece gündüz onu her ışıklı haliyle görmemiz oldukça keyifliydi. Kaleyi de gezdim, tarihi dokusu muazzamdı. Sahilinin berrak kumuna bayılırken, masmavi deniz suyu da pamuk rahatlığına hayran kaldım.

Aslında ilk kez düzenlenen festivallerin bazı eksikliklerinin olması kaçınılmaz olabiliyor, ama bunları kimi zaman mazur görmek de gerekiyor. Fakat bu konulardan bahsetmemiz; bu festivallerin gelecek yıllarda çok daha iyi olup, bir öncekinin daha da üstüne koymasını da sağlayabiliyor. Otele geldiğimizde herkesin ikili kalacağını orada öğrenmesi, ufak bir krize yol açtı. Belki bu daha önce söylenseydi, daha sıkıntısız çözülebilirdi. Festival katılımcıları için festivale dair eşantiyonları içeren ufak bir festival çantası hazırlanabilirdi. Ayrıca festival filmlerini ve festivale dair bilgileri içeren bir katalog da yoktu, bunun olması bir festival için de çok önemli. Her bir katılımcıya, üzerlerinde herkesin isminin ve görevinin yazacağı bir festival kimliğinin olması da güzel bir fikir.

Festival filmlerinin gösterildiği “Erdemli Kültür Merkezi” oldukça güzel hazırlanmıştı. Duyduğuma göre yeni de olan bu kültür merkezinin, bir kısa film festivaline ev sahipliği yapması kadar muhteşem bir şey olamaz. Fakat salonlarda Erdemli halkını görememek üzücü. Festival salonları, daha çok davetlilerin ilgisiyle doluydu. Bu konuda hem festivale hem de belediyeye halk duyurusu anlamında büyük bir görev düşüyor. Film gösterimleri sonrası festival tarafından her yönetmene bir plaket verilmesi fikri de çok hoş. Fakat yönetmenlere filmleri hakkında bir söyleşi planlamasının yapılmamış olması üzücü. Film gösterimlerinin hemen aka bininde bir moderatörle filme dair sohbet yapılıp, soru cevap bölümü de olması çok iyi olabilirdi. Bazı filmler için bu durum anlık oluştu, ancak her film için sağlanabilir.

Ufak eksikliklere rağmen festival ekibi, davetlileri memnun edebilmek için uğraş içerisindeydi. Hele kapanış ve ödül töreninin hatasız ve çok uzamadan ilerlemesi büyük bir başarı. Ödül töreninin hemen ardından belediye başkanı Mükerrem Tollu’nun “Biz hangi filmleri en iyi seçtik, bir izleyelim mi?” demesi ve Açıkhavada “En İyi” ödülünü alan 3 kısa filmin izlenmesi o kadar iyi planlanmış ki… İyi ağırlandık, birkaç yeri gezdik ve bahsedilen eksiklikler festival ekibi tarafından not edildi. Dilerim ki “Kızkalesi Film Festivali”, kısa filmciler için güzel bir alan olmaya devam eder, hatta ilerledikçe uzun metrajlı filmleri de içine katarak uluslararası çapta kendini kanıtlayabilir.

Festivalde izlediğim “Kısa Filmler”

Bu yıl 18. İzmir Kısa Film Festivali’ni takip etmiş ve ROFİFE’de jüri üyeliği yaptığım için, aslında birçok kısa filmi izlemiştim, birçoğundan da haberim vardı. Anıl Güldoğan’ın “Hikayeci”si, daha önce büyük bir keyifle izlediğim ve hikayesine kapılık gittiğim muazzam bir iş. Üçüncülük ödülü alması sevindirici. Alkım Özmen’in daha önce birçok festivalde denk gelip bir türlü izleyemediğim “Bir İş Görüşmesi Hikayesi” filmi, oldukça vurucu ve günümüzün büyük sorunlarından olan işsizlik oranının artışına ve işsiz olan kesimin artık sabrının taştığına büyük bir vurgu. Nuri Cihan Özdoğan’a birincilik ödülü getiren “Sirayet” ise, oldukça kuvvetli senaryosuyla izleyicisine ters köşe yapmayı başarıyor. Güvercin filmindeki büyüleyici performansıyla kendine hayran kaldığım Kemal Burak Alper, Sirayet’te adeta şaha kalkıyor. Gökhan Kaya’nın yeni filmi “Ah Bir Ataş Ver” ise gerçek bir hikâyeyi kısa filme uyarlarken, gerçeklikten kaçınmadan neşesini de hüznünü de olukça düzeyli bir kalibrede izleyene sunuyor.

Burada izlediğim kısa belgesellerde dikkatimi çeken şey ise, sadece röportaj tekniğine ve tek bir hikâyeye bağlı kalmayıp ana hikâyeye bağlı diğer hikayelere de yer verilmesi. “Kurbağa Avcıları” bu anlamda başarısını belli ediyor. Merak ettiren hikayelere girdiğimiz belgeselde, merak ettiğimiz sorular da cevap buluyor. Bir diğer dikkatimi çeken şey, görüntü yönetimine dikkat edilmesi. Bu konuda “Saksak: Bir Tütün Belgeseli” de oldukça başarılı. Tabi belgeselin temel hikayesi de başarılı işleniyor. Deneysel kategorinin en iyisi olan “Rüyamda Ölü Gördüm” ise merak unsurunu zirvede tutan ve zihinleri düğümleyen bir yapım. İşin ilginci ise bu enteresanlığın hoşuma gitmiş olması. Filmin kendi içinde yer alan ‘Rüyamda ölü gördüm, uyanınca öldüm’ cümlesinin senaryosal anlamda hakkını vermesi, bu hoşnutluğun nedeni.

Festivalde bazı yönetmenlerle de “6. SEANS” bölümleri çekme şansımız oldu. “Ah Bir Ataş Ver” filminin yönetmen Gökhan Kaya ile görüntü yönetmeni Oğuzhan Kaya, “Kurbağa Avcıları” belgeselinin yönetmeni Batuhan Kurt ve “Noradrenalin” filminin yönetmeni Şükrü Özçevik ile sohbetlerimizi buradan izleyebilirsiniz:

Engelsiz Filmler Festivali 6. kez sinemaseverlerle buluşuyor

0

Kültürel hayata eşit katılımın yaygınlaşması amacıyla hayata geçen ve bu yıl altıncısı düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul, Eskişehir ve Ankara olmak üzere 3 şehirde gerçekleşecek.

Her yıl Türkiye ve dünya sinemasının en iyi örneklerinden 40’a yakın filmi, görme ve işitme engelli sinemaseverlerin erişimine uygun olarak gösteren Engelsiz Filmler Festivali, film gösterimlerinin yanı sıra tüm yan etkinliklerini de görme ve işitme engelli bireylerin erişimine uygun olarak sunarken, ortopedik engelli sinemaseverlere uygun, erişilebilir mekanları tercih ediyor.

Festival bu yıl, 8 – 10 Ekim tarihleri arasında İstanbul, 12 – 14 Ekim tarihleri arasında Eskişehir, 17 – 21 Ekim tarihleri arasında ise Ankara’da sinemaseverlerle buluşacak.

Festival’in bu yılki program başlıkları;

Festival’in film programı; 2017 yılının ses getiren yerli yapımlarından derlenen Engelsiz Yarışma, Türkiye sinemasının öne çıkan filmlerinin izlenebileceği Türkiye Sineması, dünya sinemasının son dönemdeki ödüllü filmlerinin yer aldığı Dünyadan, engellilik hakkındaki algılarımız üzerine düşünmemizi teşvik eden Engel Tanımayan Filmler, Türkiye ve dünya sinemasının klasiklerini bir araya getiren Sinema Tarihinden, yeni nesil sinemacılara esin kaynağı olmayı ve hayal kurdurmayı amaçlayan Çocuklar İçin ve kısa filmseverlerin takip edeceği Uzun Lafın Kısası olmak üzere toplam 7 bölümden oluşuyor.

Etkinlik programında; bu yılki seçkilerde yer alan filmlerin konuklarıyla film sonrası söyleşilerin yanı sıra 9-12 yaş çocuklar için Canlandırma Atölyesi, otizm spektrum bozukluğu bulunan çocuk ve gençler için Otizm Dostu Gösterim ve geçtiğimiz yıl ilki gerçekleşen Sanal Gerçeklik Deneyimi yer alıyor.

Festival’deki tüm filmler göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için ise işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile gösteriliyor. Filmlerin erişilebilirlik uygulamaları Sesli Betimleme Derneği tarafından hazırlanıyor.

Tüm Gösterim ve Etkinlikler Ücretsiz

Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak seyircilere sunuyor.

Puruli Kültür Sanat tarafından düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali’nin ana destekçisi Açık Toplum Vakfı. Festival’in diğer destekçileri arasında ise Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, ABD Büyükelçiliği, Avusturya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, British Council, Fransa Büyükelçiliği, Goethe-Institut Ankara ve İrlanda Büyükelçiliği bulunuyor.

 

Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram, Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Bu hafta ne dinlesek?

0

İki büyük efsane geri döndü. Tuna Kiremitçi, arkadaşlar projesine devam ediyor. Bandista yine devrimci coşkuyu veriyor. Ah!Kosmos’tan harika klip. İşte bu haftaki önerilerimiz.

Tuna Kiremitçi & Eda Baba – Senden Kalan Her Şey

Tuna Kiremitçi, geçen yıl çok ses getiren projesini yeniden canlandırıyor. Yeni düet zincirinin ilk halkası ile Eda Baba ile.

Paul McCartney – Fuh You

Yaşayan iki Beatles’tan biri. Yaşayan efsane tanımının diğer adı, Paul McCartney yeni albümü “Egypt Station” ile karşımızda.

Paul Simon – One Man’s Celling is Another’s Floor

Yaşayan diğer bir efsane, Paul’lerden diğer kıymetlimiz olan Paul Simon da yeni albümünü yayınladı.

Ah! Kosmos – Wide

Ah! Kosmos’un yeni albümü 5 Ekim’de yayınlanacak, albümün ismi de Beautiful Swamp. Albümün ilk teklisi ise bir Özgür Yılmaz düeti olan “Wide”. Klip de Türkiye standartlarının üstü bir video klip olmuş.

Bandista – Güzel Günler

Bandista, yine internetten ücretsiz olarak dinlemeye ve indirmeye açık albümünü yayınladı.  Şarkıda dediği evet gülmeyi, şarkı söylemeyi, sevişmeyi hiç bu kadar unutmamıştık. Unutmayalım.

Büyük Ev Ablukada’nın son klibi ya da ilk klibi “Hepsine Ne Fena” içinde sözcüklerle gezmek

Büyük Ev Abluka’danın sosyal medyada son ve ilk klip diye paylaştığı “Hepsine Ne Fena,” üstüne bir iki şey söylemek için belki de en uygun zaman. Ne de olsa klip, bir kara tahta önünde açılıyor.

Klipte grubun solisti Bartu Küçükçağlayan’ın yüzünü görüyoruz. Bu da grubun bir klip çekmesi kadar farklı bir gelişme. Bartu Küçükçağlayan daha önceki kendisi klip olarak düşünülebilecek kayıtlarında müziklerinin duygu/düşün evrenine benzer bir hal içinde yüzünü şapkasının arkasında bırakırdı. Oysa “Hepsine Ne Fena”da hem daha canlı hem de hareketli bir imge var.

Bu canlılık kara tahtanın önünde başlıyor. Karşımızda bir öğretmen mi var? Galiba öyle ama bu öğretmen aslında hep asi ruhlu bir öğrenci olarak kalabilecekken kendini sanki birden tahtanın önünde bulmuş. Bu bir öğretmense klipteki rolünde belki de bize doğruluğundan emin olduğu bir şeyi gösteriyor olabilir: Dans edin, dans, dans, dans…

Altı Çizili Olan Sözcük

Klibin ilk kısmı boyunca mekan içinde dans ederek gezecek olan Bartu Küçükçağlaya’nın, ikinci durağı yine bir tahta önüdür. Bu sefer, bir sözcüğün altını çizer.

Kandırıyorum.

Aslında sanatın özü de kabaca bir kandırmadır. Yaratılan bir illüzyon vardır. Ve bu illüzyona önce kendisi ikna olan birey elbette herkesi bu illüzyonun içine çekiyordur. Yani kandırıyordur.

İzleyici de bu kandırmaya uyarak mekanın içinde şarkı söyleyerek dans eden Bartu Küçükçağlayan’ı izlemeye devam eder. O da nesi? Nefeste bir mavilik.

Mavi, Büyük Ev Abluka’danın tanımlanması zor müziklerine uygun bir renktir. Ne de olsa özgürlüğü çağrıştırır. Bu nefesle söylenen müzik dinleyenine sınırlarıyla gelmez.

Buradan bakıldığında klibin bohem, terkedilmiş atmosferindeki ortam renklerini de genel haleti ruhiyeden okumak mümkündür. Bartu Küçükçağalayan’ın kolundaki saatse sarıdır. Tıpkı sarı renk gibi saatin de alengirli bir yapısı vardır. Sonuçta bir dizi tiktakla gerçekliğe bağlayan ölçü birimidir. Geçiciliğiyle beyhudeliği işaret ederken, çabanın ölçütü olarak da zincirin bir parçasını gösterir.

Peki cebinde taşıdığı mavi yazmaya ne demeli! Üstüne serbest çağrışım yapılabilecek bu aksesuar, Bartu Küçükçağlayan’ın dansını ve hareketlerini destekleyen bir enstrüman olarak klibi süsler. Hiçbir anlamı olmayabileceği gibi lirik bir temsili de olabilir. Ne de olsa grubun adı bile Turgut Uyar’ın Büyük Ev Ablukada şiirinden gelmektedir.

Klibin 56. saniyesinde görülen ve yanından geçilecek duvarda:

“Bir şeyi içten geldiği gibi ve hiçbir beklentiye kapılmadan yaparsanız onu kimsenin takdir etmesini, yermesini hatta kabul edip etmemesini bile umursamazsınız.” yazar. Belki bu yazıdan alınan güçle belki de edebiyatla kurdukları ilişkinin bir yansıması olarak ya da hiçbir anlam ifade etmeyerek mekanda gidilebilecek yerlerden biri olduğundan klibin kahramanı tuvalete gider. Bu sahneyi, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adamı’ında, roman kahramanlarının hiç tuvalete gitmemesine serzeniş etmesi ve sonra aynı romanda kahramanı Bay C.’yi tuvalete yollamasına benzeterek izlemeyi tercih ederim. Orada burnuna pis kokular gelen Bartu Küçükçağlayan’ın, elini yüzünü yıkayıp açılması gerekir. Bu esnada şarkı tekrarlar: Kandırıyorum. Bir bakılır. Pisuvarların orada yüzünü yıkamadan önce olmayan biri yüzünü yıkadıktan sonra artık oradadır.

Klibin kahramanı ve onu takip eden kamera en kalabalık sahneye ilerler. Hemen hepsi kadın olan dans edenlerin arasından geçer. Bu anların kimileri için bir damla su bulunmayan bir çölde vahaya uyanmak gibi bir hal olabileceği klibinin kahramanın mimiklerinden okunur.

Tüm Bunlar Olurken Büyük Ev Ablukada ‘nın Gitaristi

Grubun solistti, klibin kahramanı Bartu Küçükçağlayan dans ederek binada dolaşırken birçok yerde kadraja bir başkası da girer.. Ve gitarist, klibin neresinde görünürse görünsün, cool bir havada gitarını çalmaya devam etmektedir.

Çizgi Dünya Geçiş

Dans edip, dolaşan kahramanımız, üst kata çıkıp, bir masaya oturduğunda yüz ifadesinden anlaşılır ki asıl ulaşmak istediği yer burasıdır. Kısacık bir anda sunulan bu net anlatımın kaynağı Bartu Küçükçağlayan’ın aynı zamanda oyuncu olmasından beslenmiş olsa gerek. Ulaşılmak istenen yere varılmasıyla, klibin ara finali de gelmiştir. Gerçek dünyadan animasyon dünyasına geçiş başlar.

Varlığını artık çizgi olarak sürdüren kahramanın bu yeni dünyasında renkler daha canlıdır. Anime Bartu Küçükçağlayan, Alice Harikalar Diyarı kuyusundan düşer gibi renklerin içinden düşer. Kayar ve dans etmeye devam eder. Ta ki bir sahne spotunu temsil eden bir hüzmenin altında bir noktaya dönüşen varlığı kayboluncaya dek.

Kliple ilgilenenler için bir de dipnot vereyim.Yönetmeni Fatih Yılmaz olan klibin kamera arkası röportajına bigumigu.com’dan ulaşalabiliyor.