Ana Sayfa Blog Sayfa 152

Faşizm geliyorsa nasıl yaşamalı? Yale Üniversitesi’den Prof. Timothy D. Snyder’in öğütleri

Faşizm geliyorsa nasıl yaşamalı? Yale Üniversitesi’den Prof. Timothy D. Snyder’in öğütleri…

Timothy D. Snyder’den Öğütler Yale’de Holokost çalışmalarında Profesör Timothy Snyder’den uyarlanmıştır.

(Çeviren/Derleyen: Prof. Zeynep Direk – İstanbul Üniversitesi)

1. Öğüt

Otoriterliğin gücünün büyük bir kısmı bizim ona kazandırdığımız bir güçtür: Şimdilerde yaşadığımıza benzer zamanlarda, baskıcı bir hükümetin uygulamaları yüzünden zarar görmekten çekinen insanlar o hükümetin kendilerinden daha neler isteyebileceğini düşünürler. Hükümet bunları talep etmeyi henüz aklına getirmemiş olabileceği veya göze alamadığı halde, insanlar kendilerine uygulanacağını hayal ettikleri baskıya göre hareket etmeye başlarlar.

Öngörüye bağlı itaat, hükümete halka daha fazla ne yapılabileceğini işaret eder ve özgürlüğün kaybını hızlandırır.

Bunu şimdiye kadar yapmış olabilirsiniz, bundan sonra yapmamaya dikkat edin.

2. Öğüt

Elde kalan kurumları savun. Savunulacak kurum bir gazete, bir okul, bir üniversite, bir sivil toplum örgütü, bir dergi, bir sanat kurumu, bir dernek olabilir. O kurumlarda etkin olmaya çalış, hiç olmazsa varlığını hissettir. Bir davayı takip et. Bir gazeteyi satın alarak yaşat. Biz kurumları sahiplenmezsek, onlar için ve onlar adına harekete geçmezsek kurumlar hiçbir zaman bizim olmazlar. Kurumlar kendi kendilerini savunamazlar. Baştan beri sahiplenilip savunulmazlarsa faşizm geldiğinde kurumlar domino taşları gibi düşerler.

Ek: Başkalarıyla mutlu hayat ancak adil kurumlar varsa mümkündür diyor Paul Ricoeur. Kendi hayatına çekilmek, kendini toplumsal olayların akışına teslim etmek sana mutluluk getirmez, çünkü kurumsal adaletin olmadığı yerde mutluluk da yoktur. Mutluluk içte yaşanan bireysel bir ruh haline indirgenemez.

3. Öğüt

“Faşizm koşullarında en büyük devrimcilik, işini iyi yapmaktır.” (W. Benjamin)

Faşist rejimlerde devlet liderleri kötü örnek oluştururlar: Onların muktedir kıldığı bazı kişilerin artık yasaya uymama özgürlüğü vardır. Bazı kişilere, gruplara rant, talan, yalan özgürlüğü verilmiştir; zayıflara da sadece yalanlara inanma, katledilme, tecavüz edilme özgürlüğü kalmıştır.

Böyle zamanlarda, normal halde işler düzgün yürüdüğü için kullanılması pek gerekmeyen meslek ahlakı dilinizi hatırlayın. Meslek ahlakı, adil pratiği savunmaya yarar. Avukatlar işini iyi yaparsa, yargıçlar işini iyi yaparsa bir hukuk devletini yıkmak zorlaşır. Bu diğer kurumlar için de geçerli. Kurumlar insanlar sayesinde vardır. Meslek ahlakı, muktedirin sizden yapmanızı talep ettiği yanlış işleri niye yapamayacağınızı gerekçelendirmeye yarar.

4. Öğüt

Politikacıları dinlerken bazı kelimeleri nasıl kullandıklarına dikkat edin. Bu kelimeleri sorgulamayı öğrenin. “Terörist”, “vatan haini” gibi kelimeler çok geniş bir anlamda kullanılmaktadır. “Olağanüstü hal”, “aciliyet” gibi çok önemli kavramları duyduğunuzda uyumayın.

Olağanüstü halde hükümet yetkililerine göre terör, devletin bekasına karşı olduğuna hükmettikleri tutumların bütünüdür. Küçük bir çocuğun yaptığı yaramazlık, mini etekli bir kadın, öpüşen eşcinsel bir çift, bir popstarın bir mitinge katılma davetini geri çevirmesi, facebook’ta bir haber sitesinde çıkmış bir haberi paylaşmak, barış için verilen bir imza, bir gazeteyi okumak, sembolik dayanışma eylemleri terör ile yan yana getirilebilir. Terör unsuru olarak algılanan şeyler yeri geldiğinde taş, sopa, flama veya bir baret dahi olabilir.

Peki, gerçekte terör nedir? Terörist diye kime denir? Teröristlerin amacı veya hedefi nedir?Terör kelime anlamıyla herhangi bir amaç uğruna, konu ile ilgisi olmayan bireylere yöneltilmiş şiddet eylemlerinin bütünüdür. Terörist siyasal davasını kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak davranışlarda bulunan, eylemler yapan kimsedir. Politikacılar, gazeteciler, yazarlar terörist değildirler.

Yurtsever dil kullanılarak şiddete başvurmayan insanların “terörist” olarak adlandırılıp dışlanmasına veya cezalandırılmasına öfkelenin, öfkenizi uygun bir dille ifade edin.

5. Öğüt

Akıl almaz şeylerle karşılaştığında, örneğin ülkede bir yerde bir canlı bomba patlayıp yüz kişi öldüğünde veya başka bir terör eylemi gerçekleştiğinde sakin ol ve şunu hatırla: tüm otoriter rejimler, iktidarlarını daha da sağlamlaştırmak için böyle saldırılara gerek duyarlar, sivillerin zarar gördüğü böyle olaylara göz yumar, kışkırtır, hatta planlar ve gerçekleştirirler. Bu olaylara tanık olan insanlar korkacak, endişeyle yaşayacak, hayatlarını daraltacak, özgürlüklerini daha az talep edecek, kendiliğinden hareket etme güçlerini, bir araya gelme isteklerini kaybedeceklerdir. Bu duygulara kapılan bir halkın, güvenlik gerekçesiyle özgürlükleri elinden alınsa bile güçlü bir lideri destekleme eğilimi artar. Reichstag yangınını düşün. Hitler bu olayı bahane ederek güçler ayrımını ve dengesini ortadan kaldırmış, çok partili siyasal hayatı sona erdirmiştir. Bu eski bir oyundur, bu oyuna gelme.

6. Öğüt

Dile özen göster. Herkesin kullandığı cümleleri kullanmaktan kaçın. Herkesin söylediği bir şeyi söyleyeceksen bile onu nasıl söyleyeceğine kafa yor. Sadece ne dediğin önemli değil, nasıl dediğin de çok önemlidir. Faşizme karşı mücadele faşistlerin kullandığı dili kullanarak yapılamaz. Düşünen, kavramaya çalışan, kavramsallaştıran, sorgulayan, şüphe eden, ötekini dinleyen, duyan, hisseden, hatta konuşturan bir söyleme biçimi edinmeye çalış. Toplumsal olaylar karşısında kitlelerin kapıldığı heyecan, hiçbir ‘şok’ seni bu dilden vazgeçiremesin. Tepki dilini o anda kuramıyorsan tepki verme, daha sonra konuş.

Küfretme: küfrün kadın nefreti, cinsiyet temelli nefret söylemi, erkek iktidarını güçlendiren bir dil olduğunu aklında tut. Küfür, öfkesinin sebeblerini açıklayacak kadar düşünmeye ve konuşmaya vakti olmayanların çaresizliğidir. Lümpen faşistler böyle konuşur. Öfke dilini kullan, öfkeni ifade et, fakat bunu yaparken düşünmeyi bırakma.
Yatmadan önce internete girme. Elektronik aletlerini yatak odası dışında bir yerde şarj et ve oku. Bunun sebebi şu: Sadece sosyal medya okumamalısın. Düşünce dilini inceltmek, geliştirmek için kitap okumalısın. Yaşadıklarımızı daha iyi düşünmek için ne okumalı? Belki Václav Havel’in Güçsüzlerin Gücü’nü, George Orwell’in 1984’ünü, Czesław Milosz’un Tutsak Edilmiş Akıl’ını, Albert Camus’nün Başkaldıran İnsan’ını, Hannah Arendt’ın Totalitarizmin Kaynakları’nı ya da Peter Pomerantsev’in Hiçbir Şey Doğru Değil ve Herşey Mümkün’ünü.

7. Öğüt

İtiraz et. Birileri etmeli. Doğruyu söyle. Birileri doğruyu söylemeyi göze almalı. Bu senin karakterin için de önemli. Ne fazla gözü kara ol ne de çok korkak biri: Cesaret söyleyeceklerini doğru zamanda, uygun bir dille söyleyerek iki uçtan kaçınıp ortayı düşünerek bulmaya denir. Elbette hiçbirimiz kendimizi kolayca ele vermemeli, hapse girmemeye çalışmalıyız. Ama biz bile konuştuğumuz için hapse giriyorsak dışarısı içerisinden çok daha kötü hale gelmiş demektir. İnsan cesurca konuşa konuşa cesur biri olur. Bunu yapamazsak, yavaş yavaş yalanların içinde kendimizi de kaybederiz. Zamanla bizden eser kalmaz. En büyük kayıp hakikatin kaybı, kendiliğin kaybıdır.

Sözde ve davranışta etrafa uyum sağlayarak, sürüden biri gibi davranmaktan vazgeç. Çoğumuza çocukken öne çıkmamayı, göze batmamayı, böylece daha az zarar göreceğimizi öğretmişlerdir. Şimdi farklı bir şey yapmak ya da söylemek insana kendisini garip hissettirebilir. Çoğunluk susarken konuşmak seni tedirgin edebilir. Fakat zaten artık herkes tedirgin değil mi? Tedirginlikle yaşamayı başarıyorsak biraz daha tedirgin olmayı göze alabiliriz.

Aslında içinde bulunduğumuz şartlarda, bu huzursuzluk olmadan özgürlük mümkün değil. Sen bir örnek oluşturduğunda, sessiz çoğunluktan olmanın efsunu ortadan kalkar, korku eşiği daha kolay aşılır, diğerleri de seni takip edip itiraz etmeye başlayacaktır.

8. Öğüt

Doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilebileceğine, gerçeği bulabileceğimize ve doğruyu söyleyebileceğimize inan.

Gerçeğe ulaşma çabanda seni yoran, umutsuzluğa kaptıran, hakikat arayışından vazgeçmene sebep olabilecek bir bilgi kirliliği, siyasi çarpıtma, algı operasyonu, savaş propagandası var. Ülkede medya iktidarın söyleminin dışına çıkamıyor. Farklı düşünen gazetecilerin çoğu hapiste. Gerçeğe savaş açılmış sanki.

Medyaya bakarak savaş bölgelerinde ne olduğuna karar vermek zor. O bölgede çıkarları olan veya bilfiil savaşan devletler kendi amaçları doğrultusunda açıklamalar yapmaktalar. Sivil halktan kişiler kendi deneyimlerini aktarmaya çalıştıklarında onlar da, terörist olmakla suçlanıyor. Sosyal medyada muktedirlerin binlerce trolü dolaşıyor, sırf söyleme aykırı deneyimlerin bize iletilmesini engellesinler, biz gerçeğe ulaşamayalım diye.

Faşizmde yalanın toplumsal olarak örgütlendiğine tanıklık ederiz. Halkın bir kısmının bunu fark ettiğini, kabul ettiğini ve artık hakikatle, gerçekle, olgularla ilgilenmemeye başladığını hissederiz. Normal zamanlarda ahlaksızlık olarak görülen edimler artık kanıksanmaktadır. Muktedirin topluma söyledikleri yalanların, çelişkilerin, tutarsızlıkların, saçmalıkların artık önemi yoktur. Kitleler güçten yana olmayı varoluşunun koşulu gibi görmektedir.

Bu durumda sana da çeşitli söylemler arasında dolaşmak, farklı söylemleri, sözleri, yazıları birbiriyle karşılaştırarak hakikate ulaşmaya çabalamak kalmıştır. Her okuduğuna inanmaman, bağlamı gözden kaçırmaman, satır aralarını okuman, safsataları ayırt etmen, yapılan konuşmaların performatif boyutunu gözden kaçırmaman gerekir.
Dil gerçekliği şekillendiriyor elbette ve bunu yapmaya aday birden fazla dil var. Gerçeğe ulaşma çabanda başkalarının somut deneyimlerine, yaşananın diline öncelik vermeyi ilke edin. Tanıklıkları dinle.

Olgular çıplak değilse bile olgular yoksa özgürlük de yoktur. Eğer hiçbir şey doğru değilse iktidarı da kimse eleştiremez, çünkü eleştirinin bir zemini yoktur. Hiçbir şey gerçek değilse, herşey gösteriden ibarettir. Parası olan düdüğü çalıyor demektir.

9. Öğüt

Vatansever ol. Muktedirler vatansever bir söylem tutturabilirler fakat gerçekte vatansever olmayabilirler. Vatanseverler öncelikle hem gelecek kuşaklara hem de tüm canlılara yaşanabilecek bir doğa bırakmaya çabalayan kişilerdir. Vatanseverler kentleri kapitalist yağmaya karşı savunanlardır. Doğayı satılacak bir enerji kaynağı olarak gören, kenti zenginlere pazarlayan, kamu tesislerini ve fabrikalarını yabancı şirketlere satan, ahlaki ve siyasi yozlaşmayı önemsemeyen yöneticiler vatansever olamazlar.

Vatansever insanlar ülkede nasıl yeniden bir üretim ekonomisi kurulabileceğini düşünen, kurumları batırmaya çalışmak yerine yaşatmaya çalışan, ülke ekonomisinin batmasından herkesin, en çok da yoksulların zarar göreceğini bilen kişilerdir.

Eğitim çok kötü bir hale gelmiş, üniversiteler yozlaşmış olabilir: Yine de bu kurumları düzeltmek için elimizden geleni yapmalı, mücadele etmeye devam etmeliyiz. Ekonomi krize girmiş olabilir ama bankaların batmasını dilemek bir vatansevere yakışmaz. Halihazırdaki iktidar hepimize zarar veriyor ama zarar gördüğümüz için öfkelenip yaşadığımız yerin yok olmasını dilemek insanın kişisel olarak acılaşmasıdır.

Vatansever olmak evrensel etik değerleri sahiplenmeyi gerektirir. Yabancı düşmanlığını, batı düşmanlığını vatanseverlikle karıştırmamak gerek. Hangi kültürden gelirse gelsin eğer bir davranış doğruysa benimsenmeye değerdir. Hangi kültürde bulunursa bulunsun eğer bir davranış yanlışsa ondan vazgeçmek gerekir. Başkasından öğrenmek ayıp değil bir meziyettir. Gerçek vatanseverlik şovenizmi aşmayı gerektirir.

10. Öğüt

Dışarıya çık, gerçek dünyada siyasete katıl. Toplumsal bir meseleyle ilgili iktidarın benimsediği bir tavıra, şiddet içermeyen bir biçimde tepki gösterilmeye çalışıldığında, buna sadece sanal dünyadan destek verme; fiziken, bedeninle de katılmaya, orada olmaya gayret et.

Siyasi, sanatsal, kültürel olaylar etrafında tanımadığın insanlarla bir araya gel. Bu topluluklara katılmak sana kendini daha güçlü hissettirecek. İnsanlar birbirinden güç alır, bir araya geldikçe daha umutlu olur.

Toplumsal bağlarını sadece sanal dünyada kurma. İktidar, sandalyene çakılı kalmanı, duygularının ekrandan emilip kaybolmasını ister. Sanal dünyanın hayatımızda daha çok yer kaplamasıyla otoriterliğin artması arasında bir ilişki var.

Dışarı çık. Alışık olmadığın yerlerde daha önce tanımadığın kişilerle ol. Yeni arkadaşlar edin, ne düşündüklerini sor, onların deneyimlerini dinle, onlarla yürü.

11. Öğüt

Tek parti devletini engelle. Faşizme geçişin özelliği, çok partili siyasi hayatı ortadan kaldırmak veya demokratik rejimi değiştirmek isteyen bir partinin ortaya çıkmasıdır. Aslında bu parti de demokratik yollarla iktidara gelmiş, bir zamanlar demokrasinin usullerini kabul etmişti.

Demokrasinin paradokslarından biri de, bir siyasi partinin demokrasinin kurallarına göre oynayarak demokrasinin sonunu getirebilmesidir.

Söz konusu parti iktidardayken, tarihsel bir andan faydalanarak demokrasiyi güvence altına alan kurumları yıkmış, ardından da rakiplerinin siyasi varlıklarını ortadan kaldırmıştır.

Önerilen yeni rejim “demokrasi” olarak adlandırılsa bile aslında demokrasi değildir. Güçler ayrılığı, çok partili sistem, demokratik işleyen kurumlar olmadan ve azınlık hakları korunmadan demokrasi olmaz. Faşizmin yolunu çoğunluk demokrasisi açar.

Halkın tek parti devletini onaylaması için referandum yapıldığında oyunu tek parti devletine hayır demek için mutlaka kullan.

12. Öğüt

Bir özel hayatın olsun. Herkese her konuda açıklama yapmak zorunda değilsin. Otoriter rejimlerde muktedirler sana istediklerini yaptırmak veya seni susturmak için açıklarını bulmaya çalışırlar. İş dünyasında isen, cezalarla, kişisel yaşamında ise başka türlü tehdit ve şantajlarla sana boyun eğdirmeyi denerler. Özel hayatının sınırlarını çiz, onu sadece çok güvendiğin arkadaşlarınla paylaş. Sisteme sana karşı kullanacağı malzemeyi vermemeye çalış.

Yine de açık verebilirsin: Kendi yaşamın üzerine düşünür ve savunabileceğin gibi yaşarsan otoriter sistemin senin üzerinde kurmaya çalıştığı baskı da boşa çıkacaktır.

Sosyal medya paylaşımlarında kullandığın dile dikkat et. Söylemek istediğin şeyi söyle fakat sana dava açabilecekleri bir dil kullanma.
Düşündüklerini herkesin anlayacağı bir dille, evrensel değere müracaat ederek ve argümanlar kullanarak savun.

Bilgisayarını kötü yazılımlardan, virüslerden temizle. Hacklenmemek için gerekli dikkati göster. E-postalarının gökyüzüne yazı yazmak olduğunu bil. E-postalarının dikkatli yaz veya mümkün olduğunca az kullan. Önemli konuları yüz yüze konuşarak hallet.

Tüm hukuki sorunlarını çözmeye gayret et. Otoriter rejimler hukuk devleti değil şantaj devletidir. Hukuku bir silah gibi kullanmak için seni takacakları kancayı ararlar. Çok fazla kanca bırakma ortada.

13. Öğüt

Başka ülkelerde yaşayan insanlarla arkadaş ol ve onlardan öğren. Onların deneyimlerinin öğretici olmasının sebebi, tarihsel aktörler farklı olduğu halde, etkisi altında olduğumuz güçlerin benzer olmasıdır. Coğrafyalar bambaşka olsa ve toplumsal yaşam kültürel olarak çok farklı olsa bile, faşizme özgü mantık tek ve tarihsel olarak tanıdıktır. Anti-faşist mücadelenin esasları, uluslararası, kimlikler üstü bir direniş kültüründe ortaklaşmayı gerektirir.

Şu anda yaşadığımız problemler tek bir ülkeye özgü şeyler değil. Genel bir küresel trendin sonuçları. Hiçbir ülke buna tek başına bir çözüm bulamaz.

Şimdiden kendin ve tüm ailen için geçerli pasaport edinmeye çalış. İkinci dünya savaşında başka ülkelerin verdiği geçerli pasaportlara sahip Yahudiler ölümden kurtuldular. Para ve değerli eşyalar insanların hayatını kurtarmaya yetmedi.

Sonuna kadar mücadele etmek çok önemli, fakat hayatta kalmak için ne zaman gideceğini de bilmek lazım.

Alıntı: Siyasi Haber

Likya Yolu: Kızıl kumların içinde yürümek

Yazın nerede kamp atalım, nereleri yürüyelim diye düşünürken ortaya çıkan Likya Yolunda yaşadıklarımı paylaşmak için hazırladım bu yazıyı. Ortalıkta birçok bilgi karışıklığı var, ne yedik ne içtik, nerelerde kaldık, yazın bu işler nasıl oluyor/olacak derseniz buyurunuz hikayeye.

Fethiye’den başlayan yol Antalya’da bitiyor. 1992 yılında çalışmalarına başlanılan Likya yolu 1999 yılında Kate Clow tarafından hizmete açılmış. Türkiye‘nin ilk uzun mesafeli yürüyüş rotası olarak da biliniyor. Likya yolunu her yıl yaklaşık 30 bin kişi yürüyormuş, zaten yol üzerinde açık olan işletmeleri bizi görünce bayağı bir şaşırıyorlardı, “Bu sıcakta Likya” diye başlıyordu cümleler. Genelde yabancıların ağırlıkta olduğu bu rotayı son yıllarda bizimkiler de keşfetmiş. Yürüyüş mevsimi sonbahar ve ilkbahar aylar. Yazın birkaç yürüyüşçü ile karşılaştık yolda. Kaş – Adrasan arasında planladığımız yürüyüşümüz yaklaşık 110 kilometreydi ve bir hafta sürdü.

Bölüm bölüm tam bir yolculuk rehberine girip sıkmadan birkaç püf nokta ile devam etmek istiyorum. Zaten gün gün neler yapılacağı yazılan listeler de mevcut. İlk önce Likya Yolu kitabı almanızı tavsiye ederim. Günlük rotaların yiyecek ve su hakkında bilgilendirme yapıyor. Yazın yürüyüş yapacaksanız su çok önemli bir konu. Günlük rotanızda hiç su alacağınız bir yer olmayabiliyor ve siz 18 km sıcakta yürümek durumda kalabiliyorsunuz. Yazın günde en az 3.5 litre su tüketiyorsunuz ki o bile yetmiyor. Yanınıza soda alın derim, terlemekten dolayı çok fazla tuz kaybediyorsunuz. Ayrıca günün sonunda fark edeceksiniz ki, terlemekten vücudunuz idrar bile üretmemiş. Su ve yiyecek ihtiyacınızı bir önceki yerleşim yerinden yaptığınız için sizin için ekstradan 5 kg demek bu. Çantanız 15 kg olduğunda, yol boyunca 20kg çanta taşımak epey zor. Yolculuk keyif olmaktan çıkabiliyor. Manyetik alanı toparlamak için sık sık dinlenmek durumda kalıyorsunuz.

http://turistdegilgezgin.com

Arpenaz 3 F&B çadır ile gitmiştik ve sırf bir saat daha uyumak için çadırın üzerindeki örtüyü taşımak zorunda olduğumu fark ettim. Sizde de varsa bu çadır taşımayın derim. Üzerindeki örtüsü 1.2kilogram ağırlığında ve sabah 6’da değil de 7’de uyanıyorsunuz sıcaktan. Taşıyacağım diyorsanız siz bilirsiniz tabii ki. Eğer Myra’dan sonra dağlara çıkmak istemiyorsanız uyku tulumuna da gerek yok çünkü kendileri 0.8 kilo. Kıyafet olarak ben uzun kollu ile yürüyüş yaptım, vücudu sıcaktan korumak için, güneş kremi denilen kavramla aramız iyi değil. İlk gün kısa kollu ile dolaşınca bayağı bir yandı, Ufak Dere’de dinlenme sırasında bulduğum Aloe veralardan sürdüm ve bir günde kol kendine geldi. Konu sadece güneşten korunmak değil, solar pleksus artan vücut sıcaklığını dengeleyemediği için çok fazla enerji kaybediyor ve manyetik alanınız 2-3 saat içinde ciddi biçimde boşalıyor.

İstanbul’dan yanıma 5-6 paket kuruyemiş aldım ve çok azını yiyebildim çünkü 100 gramı 600 kalori gibi olsa da doyurmuyor ve bir saat sonra acıkıyorsunuz. Olay barbunya/kuru fasülye gibi konservelerde. Sabah sıcak çorba da iyi geliyor başlangıç için. Çabuk çorba ekstra sağlıksız olsa da yaban ellerinde prodigy’nin fire starter etkisi yapacak başka bir şey yok.

Yol sizin tüm amaçlarınıza hizmet ediyor. Manzarası harika, ufak bir Hobbit yolculuğuna ya da arketipsel kahramanın yolcuğuna dönüştürebilirsiniz. Bu olası, zaten yazın yolda kimse yok. Ortalık fena halde sessiz ve sakin. Doğa, sizi dua haline getiriyor eğer adımlarınızı sakin ve dengeli atarsanız. Yolda fazla kirlilik yoktu, yanınıza çöp poşeti yine de alın. Çoban Plajında çöpler bir yere toplanmış o birazcık sıkıntılı, sahil güvenliği ya da belediyenin çöp gemisinin gelip alması gerekiyor. Karadan başka bir ulaşım yok plaja.

Yolda müzik dinleyebilirsiniz bazı anlarda sizi içeriye alabiliyor. Telefonların şarjları problem. Yolu takip edecek işaretlemeler olsa da arada sapıyorsunuz ve birkaç rotada kaybolma ihtimaliniz var. En güzel GPS kullanmak, wikiloc diye bir uygulama var, daha önceden yürüyüşçülerin rotalarını takip ediyorsunuz. İnternet varken offline haritayı indir, başlat daha sonra telefonu uçak moduna al ve yürü. Hassasiyeti oldukça fazla 1-2 metre çıkınca hemen alarm veriyor ve sen rotaya geri dönüyorsun. Program yıllık 26tl, güzel özelliklerinden birisi de, ki bunu Andreke kampingteki bir yürüyüşçü arkadaşımız söylemişti, bulunduğun alandaki rotaları da görebiliyorsun. Birisine tıkla ve rotayı takip et dedikten sonra iş bitti.

Yürüyüş sırasında geçtiğiniz yerleşimler yardımsever. Yörük Ramazan’a selamlar olsun buradan. Purple Housetaki ciks abimiz selam almayınca en son 3 km daha yürüyüp bize mekanında kabul etti. Çadır parası da almadı “Allahın toprağından ben nasıl para alayım” diyordu. Değişik bir sistem kurmuş Yörük, yeni yardımcısıyla birlikte çeviriyorlar mekanı.

Doğa, dönüştürücü etkisiyle alabildiğine açık halde. Yoga, meditasyon ve tai chi gibi çalışmalar için şahane mekanlar var. Bedeni daha hızlı toparlıyorsunuz. Yazın yanıp geldiğim bu rotadan daha da bahsedilecek çok şey var. İlk akışta gelenler bunlar.

Kadınlar için en tehlikeli ülkeler

Kadınlar için en tehlikeli 10 ülkenin sıralandığı listede şaşırtıcı bölgeler de var.

Yakın zamanda Thompson Reuters Vakfı, kadın konusuna yoğunlaşmış olan 550 küresel uzmanın dahil olduğu araştırmasını yayınladı. Uzmanlar araştırmayı yaparken kadına şiddetin yüksek oranlara ulaştığı, ekonomik kaynaklara ve sağlık hizmetlerine erişimin yok denecek kadar az olduğu ve geleneksel olarak katı cinsiyet normlarının kabul gördüğü ülkeleri hesaba kattı.

Listenin başında Hindistan var. Şu anda kadınlar için en tehlikeli ülke konumunda. Son on yılda cinsel şiddet olaylarında hızlı bir artış gözlenmiş ve buna 2012’de Delhi’de kalabalık bir çetenin üyeleri tarafından tecavüze uğrayan 23 yaşındaki kadının olayı da dahil edilmiş. Daha yakın zamandan örnek vermek gerekirse de 2018 Nisan ayında, 8 yaşında bir kız çocuğu çete üyeleri tarafından tecavüze uğradıktan sonra öldürüldü ve uzun süre Hindistan’ın gündemindeydi.

Reuters’e göre Hindistan’ın liste başında olmasının 3 temel sebebi var. Birinci sebep, kadınların cinsel şiddet ve taciz vakalarından dolayı risk altında olmaları. İkincisi kültürel ve geleneksel pratikler. Üçüncü olarak da insan kaçakçılığı ki buna seks işçiliği, kölelik ve zorla çalıştırma da dahildir.

Batılı ülkelerden sadece ABD listeye dahil olmuş hem de 10. Sıradan. Reuters’a göre ABD’nin dahil olmuş olmasının sebebi kadınlara karşı sınırlandırılamayan, şahlanmış cinsel istismar olaylarının varlığıdır. Cinsel taciz, tecavüz, sekse zorlama ve cinsel istismar vakalarının sonucunda adalete erişimin-ulaşımın zorluğu ABD’nin listeye dahil olmasına neden olan başlıca sebeplerden.

Bu anket Me Too Hareketinin ABD’de viral hale gelmesiyle başlatılmış.

Hindistan’dan sonra sırayla Afganistan, Suriye, Somali, Suudi Arabistan geliyor. 7. Sırada Demokratik Kongo Cumhuriyeti yer alıyor ve 9. Sırada ise Nijerya var. Reuters araştırma sonucuna dair bir parantez açıyor ve özellikle Suriye, Afganistan Somali gibi ülkelerde hala devam eden savaşların sonucu etkileyen önemli bir faktör olduğunu ekliyor.

Listenin tamamı şöyle:

1. Hindistan
2. Afganistan
3. Suriye
4. Somali
5. Suudi Arabistan
6. Pakistan
7. Demokratik Kongo Cumhuriyeti
8. Yemen
9. Nijerya
10. Amerika Birleşik Devletleri

Kaynak: Huffington Post

Instagram’da takip edebileceğiniz psikoloji hesapları

0

Konu sosyal medyada psikoloji paylaşımları yapmaya gelince değinmemiz gereken belli kavramlar var: Etik, bilgi ve bilimsellik.

Sosyal medyada yalnızca özlü sözler paylaşarak bir nevi size hayatınızı nasıl yaşamanız gerektiğini söyleyen “psikologlar” var. Çoğu zaman bilimsellikten uzak tavsiyeler veriyorlar. Psikologluğu “yaşam koçu” başlığına indirgeyerek aslında etikten ve bilimsellikten koparıyorlar.

Türk Psikologlar Derneği’nin etik prensiplerine göre, psikologlar sosyal medyada da doğru ve bilimsel bilgiler vermek, eğitimleri ve yeterlilikleri konusunda yalan söylememek, ve dürüst davranmak zorundalar. Aynı zamanda yönlendirici, yargılayıcı, ayrımcı ve cinsiyetçi yorumlardan kaçınmalılar. Eğer bir psikolog sosyal medyada sizi ve geçmişinizi bilmeden tanı koyuyorsa, kesin yorumlarda bulunuyorsa ve sizi yönlendiriyorsa o kişi etik prensipleri yoksayıyor olabilir.

Bilimsel bilgiler veren, özlü sözlerden ibaret olmayan ve etik prensiplere bağlı gözüken bazı hesapları aşağıda derledim. Hesaplardan biri aynı zamanda meslektaşım olan arkadaşım ile beraber ortak hesabımız. Etik, bilimsel ve ilgi çekici paylaşımlar yapmaya çabalıyoruz.

  1. Ddpsikoloji

https://www.instagram.com/ddpsikoloji/

Psikolog Dilan Özcan (ben) ve Psikolog Duygu Bakır’ın hesabı. Dilan Özcan psikoloji lisansını Kadir Has Üniversitesinde burslu okudu ve yüksek onur derecesiyle mezun olarak bitirdi. Bilgi Üniversitesinde burslu klinik psikoloji yüksek lisansına eylül ayında başlayacak. Duygu Bakır psikoloji lisansını İstanbul Ticaret Üniversitesinde burslu okudu ve yüksek onur derecesiyle bitirdi. Aynı üniversitede aile danışmanlığı yüksek lisansı tez döneminde.

Ddpsikoloji’de, göze hoş gözüken görseller ve açıklayıcı bilgileri bir arada bulabilirsiniz. Depresyon, anksiyete, beden algısı, özbakım, özşefkat, önyargı, ayrımcılık, bağımlılık, çift ilişkileri, rüya analizi, cesaret, kabullenme, iletişim, baş etme becerileri gibi birçok konuda paylaşım var.

  1. Zeynep Selvili Çarmıklı

https://www.instagram.com/z.zeynepselvilicarmikli/

Psikolog Zeynep Selvili Çarmıklı genelde özşefkat (self-compassion) ve bilinçli farkındalık (mindfulness) üzerine paylaşımlar yapıyor. Birçok faydalı bilgi ve teknik hakkında yazıyor. Psikoloji lisansını Miami Üniversitesinde, uygulamalı psikoloji yüksek lisansını New York Üniversitesinde psikolojik danışmanlık ve sağlık uzmanlığı alarak bitirdi. Yakın zamanda Pembe Fili Düşünme isimli kitabı çıktı.

  1. İpek Gökozan

https://www.instagram.com/psikologipekgokozan/

İpek Gökozan psikoloji lisansını Koç Üniversitesinde bitirdi. Klinik Psikoloji yüksek lisansını ise yüksek onur derecesi ile Doğuş Üniversitesinde tamamladı. Çocuk ve ergen psikolojisi, duygular, düşünceler ve davranışlar üzerine hoş görseller ve yazılar paylaşıyor.

118 yıl önce bulunan 2000 yıllık bilgisayar: Antikythera Düzeneği

1

1900 yılının Nisan ayında bir grup Yunan sünger dalgıcı Antikytera adası yakında dalış yaptılar. Bu dalgıç gurubunun üyelerinden, Elias Stadiatos Yunanistan‘da Antikythera adlı küçük bir adanın yakınlarında, eski çağlardan kalma bir batık keşfetti. Bu yaklaşık MÖ 87 yılında batmış bir yük gemisiydi. Denizin dibinde, batığın çevresine saçılmış heykeller, süngerciyi çok etkilemişti. Geminin taşıdığı yükler arasında, mücevherler, çömlekler, mobilyalar, bronz eşyalar ve amforalar dolusu şarap vardı.

MÖ 1. yüzyılda yaşayan insanlar için lüks tüketim malları taşıyan bir gemiydi bu. Batıktan çıkarılanlar arasındaki en değerli bulgu, içinde tuzlu suyun etkisiyle bozunmuş, ezilerek iç içe geçmiş çarklar bulunan tahta bir kutucuktu. Yaklaşık bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki bu kutunun içinde, bir tür mekanik düzenek bulunuyordu. Batığın bulunduğu yıllarda, ahşap buluntuları korumaya yarayan yöntemler henüz olmadığından, kutu çıkarıldıktan kısa bir süre sonra bozularak yok oldu.

1959 yılında, Yale Üniversitesi‘nden Derek J. De Solla Price adlı bir bilim tarihçisi, bu düzeneği anlatan bir bilimsel makale kaleme aldı. Bu makalede, düzeneğin işleyişiyle ilgili çizimlere de yer verdi. O sıralarda, Yunan arkeologlar, gama ışınları yardımıyla düzeneği incelemeye başlamışlardı. Solla Price, aygıtın, Eski Yunan gökbilimci Rodoslu Geminus tarafından yapılmış olduğunu öne sürdü. Bu tezi, dönemin öteki uzmanlarınca kabul edilmedi. Çünkü, o dönemin uzmanlarına göre, Eski Yunanlar böyle bir düzeneği yapmak için gerekli kuramsal bilgilere sahip olsalar dahi düzeneği tasarlayacak ve çarkları yapacak teknolojiye sahip değillerdi.

Price’a göre bu düzenek bir bilgisayarı andırıyor. Bu mekanizma çok harika yapılmış bir astronomik saat veya modern çağın analog bilgisayarı. Mekanizmanın üzerinde Zodyağın 12 simgesini görebiliyor ve astronomik hesaplamalar yapabiliyordunuz. Ayrıca mekanizma 365 günü gösterebiliyordu. Ay takvimine sahip bir yapısı vardı.

Uzmanlara göre Antikythera Düzeneği, yalnızca gökcisimlerinin konumunu göstermekle kalmıyor, çeşitli olayların yıl dönümlerini hesaplamada da kullanılıyordu. Ancak, öncekiler gibi bu yeni düzeneğin de aslına ne kadar uygun olduğu belki de hiçbir zaman bilinemeyecek. Yine de, düzeneğin bu son hâli, kimi eski yazarların Eski Yunan dünyasına ilişkin anlattıklarıyla da tutarlılık gösteriyor. Örneğin, MÖ 1. yüzyılda Cicero, Poseidoneus adlı arkadaşının yaptığı bir aygıttan söz ediyordu. Bu aygıt, Güneş’in, Ay’ın ve beş gezegenin gökyüzündeki konumlarını gösteriyordu. Mekanizma üstünde inci büyüklüğünde bir top size ayı gösteriyordu.

Antikythera Düzeneği, Eski Yunanlar’ın karmaşık mekanik düzenekler yapmaya yarayan teknolojiye sahip olduklarını gösteriyor. Kimi uzmanlara göre bu teknoloji, daha sonra Arap dünyasına geçmiş, oradan da Avrupa’ya taşınmıştır. Bugün, Antikythera Düzeneğinin aslı, Yunanistan’ın Atina kentindeki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Yanında da, uzmanlar tarafından yapılmış çalışır bir kopyası bulunuyor. Düzeneğin bir başka kopyasıysa, ABD’de, Montana’daki Amerikan Bilgisayar Müzesi’nde sergileniyor.

Kaynak: 1,

2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi: Türkiye 157. sırada

Robert Ménard, Rony Brauman ve gazeteci Jean-Claude Guillebaud tarafından 1985 yılında Paris’te kurulan basın özgürlüğünü savunucusu uluslararası sivil toplum kuruluşu olan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), 2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni yayınladı. Türkiye, 180 ülkelik listede geçen senekine göre 2 sıra daha gerileyerek 157. sırada yer alıyor. İlaveten, Türkiye 2015’ten 2016’ya geçerken 2 sıra ve 2016’dan 2017’ye geçerken ise 4 sıra daha gerileme yaşamış. Mevcut hükûmet AKP’nin başa geçtiği 2002 yılında ise Türkiye, endekste 99. sırada yer alıyordu.

RFS’nin basın özgürlüğü haritası: iyi (beyaz), oldukça iyi (sarı), sorunlu (turuncu), kötü (kırmızı) ve çok kötü (siyah)

2018 Dünya Basın Özgürlük Endeksi’nindeki ilk 10 ülke:

  1. Norveç
  2. İsveç
  3. Hollanda
  4. Finlandiya
  5. İsviçre
  6. Jamaika
  7. Belçika
  8. Yeni Zelanda
  9. Danimarka
  10. Kosta Rika

Türkiye’ye komşu ülkelerin endeksteki sıralaması:

  • 61. Gürcistan
  • 74. Yunanistan
  • 80. Ermenistan
  • 111. Bulgaristan
  • 160. Irak
  • 163. Azerbaycan
  • 164. İran
  • 177. Suriye

Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) tarafından hazırlanan Aralık 2017 tarihli rapora göre, Türkiye (art arda olmaklaberaber ikinci kez) en fazla gazetecinin cezaevinde olduğu ülke ünvanını koruyor.

Kaynak: RSF

İki İyi Çocuk, 24 Ağustos’ta sinemalarda!

Yönetmenliğini Mehmet Demir Yılmaz’ın üstlendiği ve görüntü yönetmenliğini ise Argyris Theos’un gerçekleştirdiği İki İyi Çocuk, 24 Ağustos’ta sinemalarda izleyicisiyle buluşacak.

Zihinsel yetersizlik yaşayan ve kendini polis zanneden bir genç ile ona kol kanat geren ve ağabeylik yapan gerçek bir polisin dostluk hikayesini konu alan filmde başlıca rolleri Sarp Levendoğlu, Kazım Karakadıoğlu, Sevcan Yaşar, Devrim Özder Akın ve Mehmet Ulusoy gibi isimler paylaşırken Murat Serezli, Hamdi Alkan ve Günay Karacaoğlu gibi isimler de konuk oyuncu olarak yer alıyor.

Koz Yapım tarafından çekilen filmin dağıtımı da CVG Mars Dağıtım tarafından gerçekleştirilecek. Filmin özgün müzikleri ve özgün şarkısı ise Yeni Türkü grubunun kurucusu Derya Köroğlu tarafından yapıldı.

Zihinsel engelli genç kuralları koyar, bütün şehir bu kurallara uyar

Zihinsel yetersizlik yaşayan Ercan, çocukken babasını trafik kazasında kaybetmiştir. Derin acılar yaşamış, bundan çıkış yolunu da kendini polis ilan etmekte bulmuştur. Antakya’da annesiyle birlikte yaşayan özel dünyasına tüm şehir saygı duymakta ve kendisine sevgi göstermektedir.

Ercan’ın hayali bir polis üniformasına sahip olmaktır. Şehre yeni atanan baş komiser Serdar ile Ercan arasında çok özel bir bağ oluşur. Ercan, hiçbir planı tutmayan beceriksiz definecilerin kaçakçılık planlarına dahil edilince işler karışır. Komiser Serdar, bir yandan âşık olduğu Defne’nin peşinde koşacak bir yandan Ercan’ı tehlikelerden uzak tutmaya çalışacaktır.

İKİ İYİ ÇOCUK
FACEBOOK | TWITTER | INSTAGRAM

KÜNYE
Yapım: KOZ YAPIM
Yönetmen: Mehmet Demir YILMAZ
Senaryo: M. Demir YILMAZ – Sertaç YAŞAR
Yapımcı: Murat Doğu YILMAZ
Müzik: Derya KÖROĞLU
Görüntü Yönetmeni: Argyris THEOS

Oyuncular:
Sarp LEVENDOĞLU
Kazım KARAKADIOĞLU
Sevcan YAŞAR
Murat SEREZLİ
Devrim Özder AKIN
Bülent YILDIRAN
Hamdi ALKAN
Günay KARACAOĞLU
Mehmet ULUSOY
Hakan GÜVEN
Şeyda TERZİOĞLU
Mesut KURT

Bülbülün Dili: İran-Anadolu Müziği ve Şiiri Gecesi

Türkiye ve yakın coğrafyasındaki sanatçıları buluşturan ve ilk projelerini İranlı sanatçılarla gerçekleştiren mezopArt, “mezopArt Müzik” etkinlikleri kapsamındaki konserleri “Bülbülün Dili: İran-Anadolu Müziği ve Şiiri Gecesi” ile 11 Ağustos Cumartesi günü saat 20:30’da Moda Sahnesi’nde.
6/8/2018, İstanbul– Bülbülün Dili, İran ve Anadolu’nun ortak köklerini, müzik, şiir ve beraber üretme kültürü yoluyla tanıtmayı hayal eden bir davet. mezopArt, Ansoo Music Journeys ve Neyistan-Dinlemenin Hikmeti işbirliğiyle gerçekleşecek konserde, İran’dan Hossein Vali ve Türkiye’den Seda Seyrek, bu ortak geleneği kendi sazları ve müzik anlayışları ile aktaracaklar. Ayrıca bu etkinlikten hemen önce yapılacak olan 5 günlük “Birliğin Müziği” atölyesinin açtığı kolektif üretim alanı gecenin icralarına ilham verecek.

Konser: mezopArt Müzik “Bülbülün Dili”
Yer: Moda Sahnesi
Tarih: 11 Ağustos Cumartesi 20:30

Kahve endüstrisinde güzel şeyler de oluyor: Telveyi geri dönüştürmek

Kahve, dünyada en çok tüketilen içeceklerden biridir ve her gün tonlarca kahve telvesi çöpe gidiyor. İçtiğimiz kahvelerin telvelerini yeniden kullanmak ise mümkün. Kahve telvesi doğal gübre veya kozmetik ürün bileşeni olarak kullanılıyor hatta kahveden biyoyakıt elde edilebiliyor.

Kahve atıklarını geri dönüştürmenin bir diğer yolu da Almanya’da hayata geçirildi: Telveden fincan üretmek!

KaffeForm isimli firma kahve atıklarından, kahve fincanı üretiyor. Her şey, ürün tasarımcısı Julian Lechner, İtalya’daki eğitimi sırasında kahve tüketiminden oluşan organik atıkların nasıl değerlendirilebileceği ve bu atıklardan yeni bir ürün üretilip üretilemeyeceği üzerine düşünmesi ile başlamış. Bilim insanları ile 3 yıl süren deneyler 2015’te ilk meyvesini veriyor telveden kahve fincanı üretiliyor. Berlin’deki kahve dükkânlarından toplanan telveler önce kurutuluyor daha sonra ağaç yongası ile karıştırılarak kalıplara dökülüp fincan elde ediliyor.

– Çevre dostu kompozit fincanlar, ağaç yongası, doğal reçine ve kahve telvesinden oluşuyor ve %100 doğada ayrışabiliyor.

-Altı bardak telveden bir espresso fincanı ve altlığı ele edilebiliyor.

-KaffeeForm fincanlar yıkanıp tekrar kullanılabiliyor.

-Petrol bazlı bağlayıcılar, plastik ya da plastik kaynaklı zararlı maddeleri içermiyor.

-Mermeri hatırlatan görünümü ile oldukça şık olan fincanlar, hafif ve dayanıklı.

-Kahve atıklarından elde edilen bu fincanların kendisi de geri dönüştürülebilir. Örneğin, bu fincanlardan 3D yazıcı filamenti elde edilebilir ya da kompost merkezlerinde ayrıştırılabilir veya karbon nötr olarak yakılabilir.

 

Görsel Kaynağı:https://www.kaffeeform.com/de/webshop/

Daha çok atık kahvenin geri dönüştürülebilmesini ve Berlin’de yaygınlaşan bu fincanların her yere yayılmasını dileriz.

Kaynak: Inhabitat, Positivr, KaffeForm, ContemporaryFoodLab

 

Zamanı kaybolan insanlık üzerine düşünceler

Zaman Tutulması

İnsanın kolundaki saat hangi zamanı gösterir? Bu sorgulama benliğimi keşfettiğim yeni çağdan bu yana süregelmekte. Bizler kimleriz? İçimiz hep aynı kalır mı? Ve dışarısı, mevsimler, hükumetler, popülist kavramlar… Aynı mıdır? Bu soruyu cevaptaki kesinliği vurgulamak için sordum. Cevap kendisini tarihin içinde gösteriyordu zaten. Hiçbir olgu dünya üzerinde aynı kalamaz- Belirli kaideler dışında- Bizler bu kaideye dahil olmayanlardanız. Biz hiç aynı kalamayız. Toplumlar hatta toplumlardan önce insanlık, medeniyet, uluslar, kabileler, topluluklar, aileler… Aynı kalmazlar. Bütün bunların aynı kalmamasını anlayabilirim ama bireylerin aynı kalamaması kulağa biraz abes geliyor. Nasıl? Aynada her gün yüzüne baktığınız insan yarın nasıl oluyor da başka bir yüze bürünebiliyor? Bu cümlede ismi geçen başkalık fiziksel manada değil, salt ya da büyük oranda bilişsel bir başkalık… Dediğim insanın ruhundaki metamorfoz. Kozalak, tırtıl ve kelebeklik… Sakın bu üç kavramla sınırlamayın önermeyi, içine akla gelebilecek bütün dönüşümleri koyabiliriz. Burada anahtar kelime dönüşüm…

İnsan tek bir zaman değildir. Peki o halde takvimlerin hep aynı günü gösteriyor olması hatalı bir durum değil midir? Yılları hareket etmeyen birisi için yeni yılın kutlanıyor olması abesle iştigal değil midir? Aklı hep yarına uyanan birine şimdiyi sormak anlamsız gelmez midir?

Zamanı Karışık İnsanlar

İnsanlar arası uçurumlar belki de ortak bir zamanın olmayışından kaynaklanıyordur. Birilerinin konuştuğu dil başka birilerince tarihe gömülmüştür. Birilerinin en sevdiği başka birilerine sıkıcı görünüyor olabilir. Nüfus arttı, teknoloji gelişti, bir farkla; her yer aynı hızla aynı derecede gelişmedi. Kimi henüz ilk çağı yaşıyor yurdunda, kimi yakın çağda, kimi yazıyı bile sökemedi, kimileriyse uzaya açıldı… Bu olan ve olmayan eylemlerin tamamı zaman farkından kaynaklanıyor. Maalesef takvimlerden koparılan yapraklar aynı hızla yere düşmüyor.

Anlatmaya çalıştığım şeyse şuydu; insan tek bir zaman değildir… İnsandan öte bireyler kendi benliklerinde tek bir birey değildir. Bireyler kendi içinde ‘bireycikler’ barındırır. Zamanın etkisiyle bireycikler farklılaşır, gelişir, değişir; yenilgiler görür, savaşlar atlatır. Çağlar kapatır, okyanuslar keşfeder, batıl inançlar geliştirir… Tıpkı kurbağalar gibi başkalaşır. Şimdi geçmişe bakıyorum da sanki eski ben, ben değilmiş gibi. İçtiğim suyun damağımda bıraktığı tat aynı değilmiş gibi. Bu farklılık yılların etkisiyle mi yoksa suların eskisi kadar temiz olmayışından mı kaynaklanıyor? Teorime göre yıllar bu işin sorumlusudur.

      Bizler farklı insanlara evriliyoruz. Bu yüzden uzun vadeli sözler vermek hiç akıllıca bir hareket değil. Bu yazıyı salt benliğimden yola çıkarak karaladım. Bütün insanlara yordayarak bir metin haline getirdim. Belki de söylenen sözler gerçeklere hiç uymuyordur. Elimden bir şey gelmezdi çünkü saatimde bu zaman vardı. Tarihim bu cümlelerle bezenmişti. Tümevarımsal bir bakıştı bu sadece. ‘Ben insandım, zamanlarım çok farklıydı; o halde tüm insanların da zamanı farklıydı’ önermesini kullanarak yazdım.