Ana Sayfa Blog Sayfa 226

Beyoğlu’ndaki mekan sahibinden kadına saldırı

D.O isimli kadın Beyoğlu’nda gittiği bir barda erkek arkadaşı ile birlikte mekan sahibi tarafından demir sopalarla dövüldü. Sokağa çıkarak yardım istediğini söyleyen kadın başka mekan sahipleri tarafından ‘daha fazla dayak yemeden git buradan’ karşılığını aldığını anlattı.

İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Bekar Sokak’ta bulunan U2 İrish isimli bir bara giden D.O. isimli kadın ve erkek arkadaşı mekan sahibinin saldırısına uğradı. D.O’nun gözünde ve vücudunun diğer bölgelerinde morluklar oluşurken, erkek arkadaşının burnu kırıldı.

‘YERE YATIRARAK DÖVMEYE BAŞLADI’

D.O saldırıyı şöyle anlattı:

“U2 İrish isimli bara gittik erkek arkadaşlarımla beraber. Barda iki İrlandalı vardı, sohbet ediyorduk. Mekan sahibi ‘ben sizi sevmiyorum gidin’ gibi cümleler kullanmaya başladı. Biz de ‘biramız bitsin gideceğiz’ dedik. Sonra dışarı çıktı ve elinde metal bir sopayla gelerek bizi yere yatırarak dövmeye başladı. Burası benim daha önce de gittiğim bir yer. Hiç böyle bir şey olmamıştı. Aramızda hiçbir tartışma v.s yaşanmadı.

‘ŞİKAYET EDERSENİZ BİR DAHA DAYAK YERSİNİZ’

Daha sonra ben dışarı çıktım ve sokaktakilere bağırdım; yardım edin diye. Mekan sahiplerinden biri ‘boşuna uğraşmayın bu adamı polise şikayet etmeye kalkarsanız bir daha dayak yersiniz’ dedi. Daha sonra ben polisi aradım. Polisler bizi karakola götürmedi. Tek başımıza hastaneye gitmemizi söylediler. Biz bunu kabul etmeyince de ‘suç duyurusunda bulunmuyoruz’ şeklinde bir kağıt imzalatmak istediler. Polislerden biri saldırgan hakında işlem yapılmayacağına ilişkin de imada bulundu.

SOSYAL MEDYADA ÇİRKİN YORUMLAR

D.O’nun darp edildiğine ilişkin fotoğrafını Twitter hesabından paylaşmasının ardından gönderiye kadını suçlar nitelikte yorumlar yapıldı.

Alıntı: İleri Haber

“Kürdistan’da Ekolojik İnşa” Toplum ve Kuram’da

0

“Türkiye akademisinin Kürtleri ve Kürt meselesini hakkaniyetli ve doğru ele almadığı” eleştirisiyle 2008 yılından bu yana yayın hayatına devam eden Toplum ve Kuram dergisinin 12. sayısı çıktı. Derginin bu sayısının dosya başlığı, “Kürdistan’da Dönüşen Paradigma: Ekolojik İnşanın İzini Sürmek”

Toplum ve Kuram’ın 12. sayısının içeriği ise şöyle:

* Dersim Kutsal Tarihi: Çevre, Toplum ve İnancın Ortaklaştığı Kutsal Coğrafyada Yaşam ve Direnme Hukuku – Dilşa Deniz

* Topraksızlar Hareketi ve Kürt Özgürlük Mücadelesinde Alternatif Yaşam ve Ekoloji: Tartışmalar/Karşılaştırmalar – Özlem Yeniay

* (Yeniden) İnşa Sürecinde Devlet, Kimlik Üretimi ve Türkiye-Kürdistan Bölgesi Kırsalı – Joost Jongerden

* “Toplumun Ekolojik Değerler Üzerinden Yeniden Örgütlenmesi Rojava Devriminin başarısıdır” – Rojava Kooperatif Komitesi ile Söyleşi

* Kadın, Ekoloji ve Emek – Eko-Jin ile Söyleşi

* Vegan Etiğin Kürdistan Kodları – Osman Oğuz

* Dağ’ın Oikos’u – Ulaş Güldiken

* Rojava Kronolojisi II – Şiddet, Örgütlenme ve İsyan: Devrimin Ayak Sesleri (2000-2012) – Serhat Arslan

* Muhtaç Kaynakça

Dergiye Türkiye’nin her yerindeki seçkin kitapçılardan, “pirtukakurdi.com” internet sitesinden veya merkezi Diyarbakır’da bulunan Zan Enstitüsü’nden ulaşılabilir.

Dergiyle iletişime geçmek içinse @zanenstitu ile @toplumvekuram Twitter adreslerine veya /ToplumVeKuram Facebook hesabına yazılabilir.

Avusturya Mahkemesi eşcinsel evliliği onayladı

0

Avusturya Anayasa Mahkemesi mevcut yasaların adil olmadığına karar vererek eşcinsel evliliğin 2019’dan itibaren yasalaşmasını onayladı.

Bu hamleyle Avusturya; Almanya, Fransa, Britanya ve İspanya gibi Avrupa ülkeleriyle aynı çizgiyi yakalamış oldu.

Avusturya’da eşcinsel çiftlere 2010’dan beri yasal birliktelik tanınmaktaydı fakat evlenmeleri mümkün değildi.

Anayasa Mahkemesi 2009’da bir kadın çiftin evlilik talebinin Viyana’da yetkililerce reddedilmesinin ardından çıkan yasayı inceledi.

Salı günü yayımlanan bir kararla eşcinsel evliliğe getirilen kısıtlamaların, eğer hükümet erkene almazsa, 2018 sonunda kaldırılacağı duyuruldu.

Anayasa Mahkemesi, yasal birlikteliğin yasa değişse bile geçerli olacağını ve heteroseksüel çiftleri de kapsayacağını duyurdu.

Mahkeme açıklamada “bugün evlilik ve yasal birliktelik arasındaki ayrım eşcinsel çiftlere ayrımcılık olmaksızın sürdürülemez. Bu iki tanımı ayrı tutmak eşcinsel bireylerin heteroseksüel bireylerle eşit olmadığı izlenimini uyandırır.” ifadelerine yer verdi.

Şu anda koalisyon görüşmelerinde olan ve evlilik eşitliği karşıtı olan muhafazakar People’s Party (Cumhuriyet Partisi) ve aşırı sağ Freedom Party (Özgürlük Partisi) konu hakkında bir açıklama yapmadı.

Politik alanda eşcinsel görünürlüğü artırmayı amaçlayan HOSI hareketi kararı memnuniyetle karşıladı. HOSI başkanı Christian Hoegl, “Mutluyuz ve bu fırsatı köklü bir evlilik yasası değişikliği adına bir çağrı olarak kullanmak istiyoruz.” açıklamalarında bulundu.

Kaynak: Independent

Devrimci Marx ve 21. yüzyılda iktidar mücadelesi

Kapitalizm kaçınılmaz olarak toplumda yıkıcı sonuçlara yol açmaya devam ediyor. Her ne kadar umudu yaymaktan yana olsak da gelecek hakkındaki umutsuzluk ve korku emperyalist politikalar aracılığıyla yayılmakta. Tam da böyle bir dönemden geçerken, 2012 yılında Erkin Özalp‘in kaleminden Teorisyeniniz Devrimciydi Yordam Kitap tarafından yayınlandı. Kapitalizmin yol açtığı sorunlara ve bu sorunların kalıcı çözümlerine dair tartışmanın döndüğü kitapta yıkıcı toplumsal sonuçları doğuran faktör, kapitalizmin kendi yarattığı bunalımlardır. Bu bunalım döneminden geçerken toplumdaki adaletsizliklere karşı yükselen sesler de azımsanmayacak ölçüde. Kitabın yazarına göre insanlığın elindeki bilimsel ve teknolojik birikimin sağlayabileceği olanaklar, insanların birbirine ve bilgiye ulaşma şekillerinin değişimi, yeni bir aydınlanma çağının haberciliğini yapabilecek hareketlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Özalp’in kitabının yazıldığı tarihte, henüz tüm dünyadaki basının ve ülkelerin dikkatini çeken Gezi Direnişi’nin yaşanmadığını göz önünde bulunduracak olursak, sonrasında Türkiye’de tüm dengelerin değişmesi ve bu değişimin dünyada yarattığı etkileri yazarın işaret ettiği noktalarda haklılık payı olduğunu gösteriyor.

Yaşadığı dönemin üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş olsa da Marx’ın kapitalizme dair ürettiği teoriler halen güncelliğini korumakta. Erkin Özalp bu kitapta 21. yüzyılda, Marx’ın belirttiği gibi kitlelerin eseri olacak devrimlerin yolunun nasıl açılabileceği tartışmasına katkıda bulunuyor. Yazar ayrıca kapitalizmi sorgulayan hareketlerin Marksizm’den faydalanabileceği, Marksizm’in de bu hareketlerden esinlenebileceği üzerinde duruyor. Sekiz bölüme ayırdığı kitabının başında Marx’ın devrimcileşme sürecinden bahsediyor. Yazara göre Marx’ın karakterini belirleyen en büyük etken hukukçu ve filozof olması değil, işçi sınıfı devrimcisi olmasıdır. Marx’ı her şeyden önce bir filozof olarak göstermek isteyenler, Marx’ın devrimci karakteri oluşmadan önceki çalışmalarına vurgu yaparlar. Ancak bunlar Marksist eserler değildir, bize yalnızca Marksizm’in oluşum süreci hakkında fikir verebilirler. Teorisyeniniz Devrimciydi ismi düşünüldüğünde, Erkin Özalp aslında tüm kitapta Marx’ın devrimci kimliğini bize hatırlatmaya çalışıyor.

Dünyadaki sosyal adaletsizliklerden bahsederken bunun sebebinin dünya nüfusunun çok az bir kısmı olan zenginler olduğunu söylüyor. Oysaki aklımıza bile gelemeyecek kadar iyi yaşam standartlarını herkesin ortak yaşam standardı haline getirmemiz mümkün! Marx bunu ispatlamıştı. Günümüzde işçi sınıfının ortadan kalkmakta olduğuna dair iddialara yanıt verirken değişen dünyada kimlerin işçi sınıfını oluşturduğunu yeniden düşündürüyor. Kitapta işçi sınıfının devrimciliğinin sorunsallaştırıldığı kısımda cevabını muhtemelen hepimizin merak ettiği iki ana soru var: “Günümüzdeki toplumsal ilişkiler işçileri sınıf bilincinden uzak tutuyorsa, aynı işçiler toplumsal ilişkileri değiştirmek için gerekli olan bilinç düzeyine nasıl ulaşacak?” ve “İşçi sınıfı, bir siyasal devrim gerçekleştirmek için gerekli olan bilinç düzeyine nasıl ulaşacak? Siyasal devrim, somut olarak nasıl gerçekleştirilecek?

Daha sonra Marx’ın ilk devrim modelini ve Avrupa’daki devrimci mücadele deneyimlerinden yola çıkarak bu modelde yaptığı değişiklikleri somut örneklerle ele alıyor ve 21. yüzyılda devrim mücadelesi yürütenler için dikkate alınması gereken önemli noktaları vurguluyor. Kitabın devamında “bir devrimcinin kapitalizm eleştirisi” olan Kapital’de anlatılanları basit ve anlaşılır bir dille okuyucuya aktarmaya çalışmış, meta üretimi, emek sömürüsü gibi kavramlar üzerinde durup bunlarla birlikte teknolojik gelişmelerin etkisiyle kapitalizmin işçiyi nasıl sömürdüğünü, sermayenin nasıl davrandığını iktisattan yararlanarak anlatıyor. Feodalizm nasıl ki üretici güçlerin önündeki engel olmuşsa, kapitalizm de insanlığın ilerlemesinin önündeki engel olmuş durumda. Toplumsal eşitsizlikler, işsizlik, yoksulluk kapitalizmin yanlış işleyişinden kaynaklanmaz, bu yüzden kapitalizmin ”iyi yanlarını” koruyalım, “kötü yanlarıyla” mücadele edelim düşüncesi yalnızca aynı sonuçların ortaya çıkmasına sebep olur. Kapitalizmi savunanlar, ne kadar kötü olsa da kapitalizmin alternatifsiz olduğunu iddia ediyordu. Ancak 1917 Ekim Devrimi sonrasında bu iddia somut olarak çürütülmüş oldu.

Bugün 100.yılında andığımız Ekim Devrimi ile birlikte görüyoruz ki aslında ne kadar eleştiri alıyor olsa da Sovyetler Birliği’nin dünyada “dosta güven düşmana korku” veren gücüne özlem duyulmakta. Yıkılışından bugüne insanlığın geriye gidişi hızlanmış, gün geçtikçe Sovyetler Birliği gibi bir güce duyulan ihtiyaç bu geriye gidişin hızıyla orantılı bir şekilde artmıştır. Erkin Özalp de çağımızda devrimci mücadele verenlerin Sovyetler Birliği’ne nasıl bakması gerektiğini, yeni olanaklarla birlikte Sovyetler Birliği örneğinin eksiklerinden dersler çıkararak hedeflerin de daha ileri taşınabileceğini vurguluyor.

21.yüzyılda devrim için mücadele edenler için mevcut yeni olanakları somut örneklerle açıklayıp değerlendirmelerde bulunuyor. Bill Gates’in Microsoft’u ve özgür yazılım hareketinin parçası olan GDN/Linux işletim sistemi arasındaki farklılıklara örnekler vererek şirketlerin ücretsiz internet kullanımı üzerine koyduğu engellere değiniyor. Teknolojinin gelişmesiyle artan internet kullanımı hızlı bilgi edinmenin ve haberleşmenin yolunu açmıştır. Özalp internetten yararlanarak ortaya çıkan hareketlere “Wall Street’i İşgal Et” hareketini örnek olarak veriyor. “İşgal” hareketinin ortaya çıkışı dünya kapitalizminin güncel bunalımlarının doğurduğu toplumsal tepkiler sonucu olmuştur. Yazının başında bahsedildiği üzere Gezi Direnişi yaşanmadan yayımlanan kitabın bu tartışma konusuna Gezi Direnişi de örnek verilebilir. Hatırlarsak, basının müthiş bir şekilde yayınlamaktan kaçındığı ya da ancak gerçekliğinden saptırarak yayınladığı bu direniş, internetle haşır neşir olan 90 kuşağının özellikle Twitter üzerinden haberleşme sağlamasıyla yayılmıştı. Böylelikle doğru habercilik anlayışının eksikliği fark edilmiş, halka internet üzerinden gerçek bilgi aktarımı yapma amacıyla kurulmuş birçok haber kanalı açılmıştı.

Son olarak, kitabın tümünde değerlendirilen deneyimler ve 21. yüzyılın sahip olduğu olanaklar birlikte düşünüldüğünde kapitalizmi yıkmak isteyenlerin iktidara nasıl gelebileceği üzerinde bir tartışma yürütülüyor. Birbirinden çok farklı talepleri olan insanları bir araya getirmek gerektiği söyleniyor; ancak taleplerin farklılığı, birliktelikten çok ayrılığa sebep olabiliyor! Burada solun yapması gereken, farklı taleplerin ortak sebebinden yola çıkarak tek bir siyasal iktidar mücadelesi oluşturmaktır. Siyasal açıdan güçlü bir sol, diğer siyasi odakları daha mücadeleci bir çizgiye çekebilir ve kitleleri peşinden sürükleyip ileriye taşıma olanağına sahip olabilir. Bunun için gerekli olan gerçek bir iktidar alternatifi yaratmanın yollarını bulmak, bulmak için mücadele etmektir.

Künye: Teorisyeniniz Devrimciydi, Erkin Özalp, Yordam Kitap, Ocak 2012, 192 sayfa

Taştan bir ördeğin karnını deştiler / Liman Matruşka Park’ta

0

Parasız, evsiz, göbekli, içkiye düşkün, 46 yaşında bir adam olan Osman Kağıt, bir gece annesiyle yaşadığı evden ayrılıyor. Aklında “o akşam” olarak yer eden akşamdan sonra senaryo yazmak için Çıralı’ya gidiyor. Senaryosunu yazarken, etrafında olup bitenleri ve geçmişini görüyoruz.

Yazar Uğur Sencer, Osman’ı Osman’ın ağzından şu şekilde tanıtmış:

Osman Kağıt, 46 yaşında, boyu bir metre altmış altı, yaşlandığında boyu giderek kısalmaya başladı, şişman görünmüyor ama kilosu 90 civarı, tartıda yüz on kiloyu görmüşlüğü var, sol gözü karanlık, soğukta donar, içince kan toplar, bekar, hiç evlenmemiş, hiç hapse girmemiş ama beş altı kez nezarete düşmüş, bir çocuk öldürmüş ama kimsenin haberi yok, yirmi altı yaşında yazarlığa başlamış, yazarlıktan ilk parasını otuz iki yaşında kazanmış, o günden beri başka iş yapmamış, son dört senedir eski işlerinin eften püften telifleri dışında hiç geliri yok, iki yıldır annesiyle yaşıyordu, “o akşam” o da kapandı.

Osman’ın yaşadığı hayat ölümlere yol açıyor, ama Osman yaşamak istiyor. Sevilmese de her sabah uyanabilmeyi istiyor, yok olmayı ve toprağın altında çürümeyi istemiyor, yaşlanmak istiyor. Her boktan yazar gibi onun da kumda oynarken çekilmiş çocukluk fotoğrafları var. Diyor ki, “Bu kadar bokun içinde yüzen adam iyi yazar, hiç olmazsa içinde yüzdüğü boku yazar, ve bu boku iyi yazar.”

Bir yandan sevimliliğine ve anlattıklarına güleceğimiz, bir yandan okuyucuyu rahatsız edecek Osman’ı okurken her zaman hayret edeceksiniz. İthaki Yayınları tarafından basılan Matruşka Park, Uğur Sencer’in ilk romanı olarak epey bir dikkat çekiyor. Hem Osman’ın kendisini eleştirmesi, çevresindekiler hakkında düşünceleri, geçmişi üzerine söyledikleri okumaya değer, çok keyifli, kimi zaman da düşündürücü. Daha önce Hayatın Peşinde isimli öykü kitabı çıkan Uğur Sencer’in gelecekteki çalışmalarını merakla bekliyoruz. İyi okumalar.

23. Gezici Festival Sinop’ta

0

1 Aralık’ta Ankara’da yolculuğuna başlayan 23. Gezici Festival, 8-11 Aralık tarihlerinde Sinop Belediyesi ve Telvin Sanat Akademi’nin katkılarıyla rotasını Sinop’a çeviriyor. Sinop Halk Eğitim Merkezi’nde yapılacak tüm gösterimler ücretsiz olacak.

Pelin Esmer’in, senaryosunu yazar Barış Bıçakçı’yla birlikte kaleme aldığı İşe Yarar Bir Şey filmi ile açılacak festivalin açılış törenine Pelin Esmer, Başak Köklükaya, Yiğit Özşener ve Dilde Mahalli katılacak.

Hakan Günday’ın aynı adlı romanından uyarlanan, Onur Saylak’ın yönettiği Daha, Ege’nin bir kıyı kasabasında baskıcı babasının etkisi altındaki 14 yaşındaki bir gencin, kendi kimliğini bulma çabasını anlatırken, arka planda göçmen kaçakçılığı ve insani değerler hakkında yakıcı sorular soruyor. Venedik Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda ilk gösterimi yapılan, Adana Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, Ulusal Yarışma’da da En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Emre Yeksan’ın yönettiği Körfez, otuzlu yaşlarda bir adamın boşandıktan sonra İzmir’deki aile evine dönüşüyle başlayan olaylarda, bireyin bunalımından, toplumun bunalımına uzanıyor. Filmin gösterimine Emre Yeksan ve yapımcısı Anna Maria Aslanoğlu katılacak. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü dahil dört ödül alan ve Moskova Film Festivali’nde Fikret Reyhan’a En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Sarı Sıcak, geleneksel tarımla geçimlerini sağlamaya çalışan bir aile ve sıkıldığı hayattan kurtulma çabası içindeki ailenin küçük oğlu İbrahim üzerinden Türkiye’de radikal bir dönüşüm geçiren tarımsal üretim ilişkilerini anlatıyor. Fikret Reyhan filmden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

Yerli yapımlar dışında izleyiciyi dünya sinemasıyla da buluşturacak filmler de 23. Gezici Festival kapsamında Sinop’a geliyor. Kuzey Fransa’da Calais kentinde büyük bir malikânede yaşayan Laurent ailesi üzerinden “burjuva kültürü”ne alaycı bir bakış atan usta yönetmen Michael Haneke’nin son filmi Mutlu Son (Happy End), Filistin’de bir geleneğe uygun olarak düğün davetiyelerini elden teslim etmesi gereken bir baba-oğulun kent içerisindeki yolculuklarını anlatan Filistin’in Oscar adayı Düğün Davetiyesi (Wajib) ve adli tıp uzmanı Dr. Nariman’ın, otomobiliyle çarpıp yaralanmasına neden olduğu küçük çocuğun ölmesiyle içine düştüğü vicdani ikilemi anlatan Tarihsiz, İmzasız (No Date, No Signature) bu yılın önemli filmleri.

Festivalin “Ercan Kesal: Adalet ve Vicdan” bölümünde yer alan, Sidney Lumet’in yönettiği 12 Kızgın Adam, bir gencin babasını bıçaklamasıyla ilgili davada, jürinin karar alma sürecini anlatıyor.

Ercan Kesal sinemanın, adalet ve vicdan meselesiyle kurduğu bağlantının örneği olarak belirlediği filmin gösterimi sırasında gerçekleştirilecek söyleşi için Sinop’a gelecek.

Bu filmler dışında Denis Villenevue seçkisinden bir film de Sinop seyircisiyle buluşuyor. İki öğrencinin perspektifinden, Montreal kentinde 1989 yılında gerçekten yaşanan bir katliamın anlatıldığı Politeknik (Polytechnique, 2009), olayı hayatta kalanlarda bıraktığı psikolojik etkilerle birlikte veriyor.

Sinema tarihinin önemli sessiz filmleri, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da ABD ve Hollanda Büyükelçilikleri’nin katkılarıyla Gezici Festival’in özel bölümlerinden birini oluşturuyor. Hollanda EYE Film Müzesi sessiz film küratörlerinden Elif Rongen-Kaynakçı’nın katkılarıyla hazırlanan bu özel bölümde, 1924 Amerikan yapımı İspanyol Dansçı, Baba Zula’nın canlı müziği eşliğinde Sinoplu sinemaseverlere sunulacak.

Film ekiplerinin yanı sıra yönetmen Zeki Demirkubuz da Sinop’ta festivalin konuğu olacak.

“Fobik psikolog istemiyoruz”

0

Haber Türk kanalında 26 Kasım 2017 tarihinde Oylum Talu’nun sunuculuğunu yaptığı Burası Haftasonu adlı programda “uzman” psikolog konuk olarak çıkarılan Aslı Karasaç Özkaya adlı şahıs, çocukların cinsel kimliklerini oluşturmaları konusunda ebeveynlere tavsiye verdiği iddiasıyla LGBTİ+ fobik söylemlerde bulunmuştur. Çocukların cinsiyet kimliklerinin ailenin yönlendirmesiyle değişebileceğini iddia eden Özkaya, ebeveynlere çocukların atanmış cinsiyetlerine uygun olarak giyinmeye zorlamayı, onları ödüllerle yönlendirerek “düzeltmenin” mümkün olacağını söyleyerek trans/ interseks çocuklara fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamayı olumlamıştır.

Aslı Karasaç Özkaya program sırasında “norm dışında” kalan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerine yönelik ayrımcı söylemlerde bulunmuş ve bu kişilere yönelik nefreti desteklemiştir. Program sunucusu Oylum Talu konuğunun nefret içerikli söylemlerine engel olmadığı gibi kendisi de bu söylemleri desteklemiştir.

Uzman Psikolog sıfatıyla programa konuk olan şahsın verdiği “bilgiler” bilimsellikten uzak, heteronormatif ve cisseksist yargılardan oluşan ifadelerden ibarettir. Programda konuşulan konular modern psikolojik yaklaşımlardan uzak olduğu gibi halkı bilgilendirmeyi amaçlayan bir programın yanlış ve basmakalıp bilgilerle dolu oluşu yayıncılık ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır.

Aslı Karasaç Özkaya’nın psikolog kimliğiyle televizyon kanalına çıkarılması, onu toplum nezdinde sözü dinlenebilir bir kişi yapmıştır. Dolayısıyla söylediği bu cinsiyetçi, transfobik, interfobik sözlerle başta ebeveynleri ve nihayetinde toplumu çocuk şiddetine yönlendirmiştir. Son yıllarda hızla artan kadına ve çocuğa yönelik şiddete karşı mücadele eden bizler, Özkaya ve benzer zihniyetteki insanların bu tarz programlarda söz sahibi olmasının bu nefreti körüklediğini biliyoruz. Yapılan LGBTİ+ fobik bu yayından dolayı Haber Türk kanalından, programın sunucusu Oylum Talu’dan ve konuğu Aslı Karasaç Özkaya’dan gerekli açıklamayı yapmalarını ve kamuoyundan özür dilemelerini bekliyoruz.

Ahtamara LGBTİ WAN
Buca Kent Konseyi Eşitlik Meclisi
Çanakkale LGBTİ+ İnisiyatifi
Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu
DEÜ Eşit Şerit Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Topluluğu
Genç LGBTİ+ Derneği
Herkes İçin Ruh Sağlığı Derneği
Hevi LGBTİ Derneği
İnterseks Türkiye
İstanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği
Kaos GL Derneği
KeSKeSoR Amed Oluşumu
Kuir Kıbrıs Derneği
LADEG+ (LGBTIQ+ Aileleri ve Yakınları Destek Grubu)
Lambda İstanbul
LeGeBİT Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Araştırmaları Dayanışma Topluluğu
LISTAG – LGBTI+ Aileleri ve Yakınları Grubu
Mersin LGBT 7 Renk Derneği
ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması
Özgür Renkler Derneği
Pembe Hayat
Pembe Hayat KuirFest
Pozitif Yaşam Derneği
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği
SPoD
Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP)

Yılın en beğenilen tweet’i ırkçılık karşıtı tweet oldu

0

Hem Twitter hem Spotify 2017 yılının “en”lerini açıkladı. Spotify verilerine göre yıla Ed Sheeran damgasını vurdu. Twitter’ın verilerine göre ise Barack Obama’nın ırkçılık karşıtı tweet’i yılın en beğenilen tweet’i oldu. Türkiye’de ise Twitter’da futbol yine çok konuşuldu, Beşiktaş ise Come To Beşiktaş akımıyla en çok konuşulan takım olmayı başardı. 

Twitter, 2017’nin en’lerini #ThisHappened emojisiyle birlikte dünyayla paylaştı. 2017’de Twitter’da en çok beğenilen tweet, eski Amerika başkanı Barack Obama’nın Ağustos’ta attığı ırkçılık karşıtı Tweeti oldu. ABD’nin aşırı sağcı lideri Donald Trump Twitter’da en çok konuşulan lider olurken, Cristiano Ronaldo ise 2017’de Twitter’da dünyanın en çok konuştuğu sporcu oldu.

Türkiye’de ise;  Twitter’da Türkiye’de 2017 yılında da ünlüler dünyasında en çok konuşulan isim skandallarıyla ünlü, genç şarkıcı Justin Bieber oldu. Kanadalı şarkıcı Justin Bieber, hem en çok konuşulan hesap hem de en çok konuşulan hashtag oldu. Şarkıcıyı, en son Ateşböceği dizisinde rol alan ünlü oyuncu Seçkin Özdemir izledi. AHBAP girişimiyle dikkat çeken ve ihtiyaç sahiplerine yardım sağlayan Haluk Levent bu ikiliyi takip eden isim oldu.

2017’de Beşiktaş Twitter’ı konuşturdu

Beşiktaş gerek Türkiye Süper Ligi’nde üst üste ikinci şampiyonluğunu kazanmasıyla gerekse de Şampiyonlar Ligi’nde ikinci tura lider olarak yükselen ilk Türk takımı olmayı başarmasıyla Twitter’da en çok konuşulan futbol takımı olmayı başardı. Beşiktaş’ın Pepe, Medel ve Negredo gibi kariyerli oyuncuları transfer ederken başlattığı “Come To Beşiktaş” akımı da videolarla birlikte dünya ve Türkiye’de milyonlarca insana ulaşıp gündem oldu.

Dünyada Ed Sheeran, Türkiye’de Sezen Aksu

Spotify, müzikseverler için 2017 yılını unutulmaz kılan top sanatçıları, albümleri ve trendleri gösteren Yılın Müzik Listeleri’ni açıkladı.

Spotify verilerine göre Ed Sheeran, 2017 yılında dünya genelinde en çok dinlenen sanatçı oldu ve aylık 45 milyon dinlenme oranı ile Spotify’da bugüne kadar en çok dinlenen sanatçı olarak kayıtlara geçti. Ed Shreeran’nın ÷ (Divide) adlı albümü dünya genelinde 3,1 milyar dinlenme oranı ile yılın albümü olurken, ‘Shape of You’ da 1,4 milyarı aşkın dinlenme oranı ile Spotify’da bugüne kadar en çok dinlenen şarkı unvanını kazandı.

Sezen Aksu, 2017 yılında Spotify üzerinden hem en çok dinlenen sanatçı hem de en çok dinlenen kadın sanatçı oldu. Yeni albümü Biraz Pop Biraz Sezen ise Türkiye’de yılın albümü olarak kayıtlara geçti. 2017 yılında albüm çıkaran bir diğer isim Tarkan, Ed Sheeran’dan sonra Türkiye’de en çok dinlenen erkek sanatçı olarak listenin ikinci sırasında yer aldı.

2017 yılının asıl sürprizi ise Latin müzik oldu. Spotify’da ilk kez birinci sıraya yükselen iki Latin şarkı ‘Despacito’ ve ‘Mi Gente’nin yanı sıra, Spotify Global Top 50 listesinde yer alan 10 Latin şarkı ile Latin müziğin dinlenme oranı 2017 yılında yüzde 110 arttı.

2017 yılının en’lerine ve müzik trendlerine göz atmak için aşağıdaki listelere bakabilir, 2017’nin çalma listeleri, yılın en çok dinlenen çalma listeleri, videolar ve daha fazlası için spotify.com/2017 adresini ziyaret edebilirsiniz.

Barselona at arabalarını yasakladı

Barselona Şehir Konseyi, gelecek haziran ayından başlamak üzere at arabalarını şehir genelinde yasakladı. Bu karar geçen ay Ekoloji, Şehir Planlama ve Hareketlilik Komitesi ile yapılan toplantıda alındı.

Toplantı sonrası belediye başkan yardımcısı Janet Sans Twitter üzerinden “Barselona hayvanların arkadaşıdır.” yazılı bir mesaj gönderdi.

At arabaları Barselona’da uzun yıllardır oldukça popüler. Buna rağmen çoğu kimsenin umursamadığı hayvanların bakım ve yaşam şartları gerçeği mevcut. At arabalarında kullanılan atlar bitkinlik, sıcaklık hatta arabalar ile çarpışma tehlikeleri gibi zorluklarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Fakat bu zorlu günler Barselona’daki at arabalarında kullanılan atlar için gelecek haziran ayından itibaren geride kalacak.

Katalunya Bölgesi’nin hayvanlara olan olumlu tutumu 2011 yılında boğa güreşlerini bölgesel olarak yasaklamaları ile başlıyor. Katalunya böylece boğa güreşlerini İspanya sınırları içerisinde yasaklayan ilk bölge olmuşlardı. 20 bin kişilik boğa güreşi arenası şu an dönüşüm ile alışveriş merkezi ve turist merkezi olarak kullanılıyor.

Ülkemizde de Adalar’da kullanılan at arabalarının yasaklanması için uzun yıllardır mücadele veriyoruz. Adalar’da kullanılan atların kötü yaşam koşulları, sömürüleri ve fazla kullanımlarından ötürü bitkinlik ve de maalesef ölümleri kaçınılmaz olarak gün be gün karşımıza çıkıyor. Adalar yönetimi Barselona’dan ilham alarak en yakında zamanda ülkemizde de at arabalarını yasaklama yoluna gider.

Alıntı: TVD

DJ Moby hayvan hakları kuruluşlarına 250.000 dolar bağışladı

1965 yılında New York’da doğan ve ”Moby” takma adını amcası Herman Melville’in yazdığı ”Moby Dick” adlı eserinden alan efsanevi yapımcı Richard Melville Hall 2015’in Kasım ayında Los Angeles’ta ”Little Pine” isimli bir restoran açtı. Restoran açıldıktan sonra iki yıl içinde Moby’nin çeşitli hayvan hakları kuruluşlarına 250.000 dolar bağışta bulunduğu açıklandı.

Moby son 30 yıldır bir vegan, hayvanların güvenliği ve hakları konusunda da mücadele eden oldukça yardımsever biri. Üstelik kendisi vegan festivali Circle V’yi kurdu ve buradan kazanılan paranın da tamamı yine bir hayvan hakları kuruluşuna (hayvanlar için merhamet) gidiyor.

Bu bağıştan yararlanacak olan kuruluşlar arasında; Hayvanlar İçin Merhamet, Amerika İnsancıl Topluluğu, İnsancıl Dernekler, Sorumlu Hekimlik için Doktorlar Komitesi, Hayvanlara Etik Muamele Topluluğu (PETA), Hayvan Eşitliği ve diğerleri de yer alıyor.

Bu katkının sayısız hayatı kurtaracağı ve hayvan hakları aktivizmi konularında da farkındalık yaratacağı kesin.

Kaynak: Youredm