Ana Sayfa Blog Sayfa 255

8 yıl içinde 700 sokak köpeğini kurtaran adamla tanışın

Şans eseri karşılaşmalar sokak hayvanlarının hayatlarını tamamıyla değiştirebilir. Çin‘in Zhengzhou kentindeki Zhou Yusong’la yolları aşan her köpek, gerçeği ilk ağızdan öğrenmiş oldu. Son sekiz yılda Yusong 700’den fazla köpek kurtardı ve hepsi hayvan koruma merkezinde yeni yuvalarına kavuşmuş oldu.

Şu anda şehrinde “Köpeklerin Koruyucusu”olarak anılmak aslında Yusong’un planladığı bir şey değildi. Hayvanları kurtarma macerası, 2008 yılında araba çarpmış bir sokak köpeğini bulduğunda başladı. Köpek gerçekten yardıma fazlasıyla muhtaç haldeydi fakat yoldan geçen insanlar tarafından hala farkedilmemişti. Köpeği orada acı içinde kıvranırken bırakamadı ve evi bir hayvanın yaşaması için çok küçük olduğundan onu alıp en yakındaki barınağa götürdü.

Barınağa gittiğinde sokaktan toplanan yüzlerce köpeği görünce kendini çok kötü hissetti. Barınağa ve köpeklerin aylık yiyecek ve tıbbi masraflarına yardım etmek amacıyla her ay 100 yuan yani 30 dolar bağış yapmaya başladı.

Kısa bir zaman sonra kendini tedaviye, bakıma ve yaşayacak bir eve ihtiyacı olan tüm sokak köpeklerine adadı.

Yusong, Yellow Nehri’nin kıyısına yeni bir hayvan barınağı inşa etmek için arkadaşını 122,000 dolarlık yatırım yapmaya ikna etti. Planı gerçekleşti ve kısa bir sure sonra Yusong işinden ayrılarak tüm zamanını hayvan kurtarmaya adadı.

Şu ana kadar, yardıma ihtiyacı olan 700’den fazla sokak köpeğini kurtardı.

Geçtiğimiz sekiz yılda bir gün bile tatil yapmadı, orada yaşayan tüm hayvanlar için kaliteli yaşam sağlamak amacıyla paha biçilemez çalışmalarını barınakta devam ettirdi. Bağlılığı ve köpeklere olan sevgisi sayesinde, barınağın daimi sakinleri olan köpeklerin artık karınları doyuyor, sağlık bakımları ve tedavileri yapılıyor ve sokakta yaşama tehlikesinden kurtuluyorlar.

Yusong gibi melek kalpli insanlar iyi ki var diyerek insanlığın biraz merhametli olmasının ne kadar önemli olduğunu şu sözlerle tekrar hatırlatalım:

“İnsan ruhunun bir parçası, hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz.”

Kaynak: One Green Planet

Çıtır nohutlu ve “peynir” soslu vegan tatlı patatesler

Baharatlı çıtır nohut ve karnabahardan yapıldığına inanamayacağınız oldukça kremsi vegan “peynir” sosla kaplı fırınlanmış tatlı patatesler. Bu kombinasyon şaşırtıcı bir şekilde enfes ve çok doyurucu. Tatlı patatesler iyi bir magnezyum ve D vitamini deposu olduğu ve yüksek miktarda beta karoten barındırdığı için genelde müthiş yiyecek olarak adlandırılır.

İşte çıtır nohutlu ve [vegan, tahılsız] “peynir” soslu tatlı patatesler için gerekli malzemeler: (4 Kişilik)

Tatlı patatesler için:

• 2 adet tatlı patates

• Bir fiske zeytinyağı

Çıtır nohutlar için:

• 2 adet konserve nohut, durulanmış

• Yarım çay kaşığı zerdeçal

• Yarım çay kaşığı kırmızı biber (arnavut biberi)

• Tuz ve biber

• Bir fiske zeytinyağı

Karnabaharlı “peynir” sosu için:

• 14 adet küçük parça karnabahar (taze veya donmuş)

• 1 çay kaşığı sarımsak tozu

• 3 yemek kaşığı toz maya

• Tuz ve biber

Yapılışı:

Adım 1- Fırını 180 derecede önceden ısıtın ve bir fırın tepsisinin üzerini pişirme kağıdıyla kaplayın.

Adım 2- Patatesleri durulayın ve uzunlamasına ikiye bölün. Patatesleri biraz zeytinyağıyla ovalayın ve pişirme kağıdının üzerine yüz üstü koyun. Daha sonra fırına verin.

Adım 3- Nohutları durulayıp suyunu süzdükten sonra bir fırın tepsisinin üzerine koyun. Üzerine biraz zeytinyağı, tuz, biber, kırmızı biber ve zerdeçal serptikten sonra fırına verin.

Adım 4- Karnabaharı yumuşayıncaya kadar 10-15 dakika haşlayın. Suyunu süzün ve mayayı, sarımsak tozunu ve biraz da tuz ve biber ekleyin. El blenderı veya mutfak robotu ile pürüzsüz hale gelene kadar karıştırın. Tadına baktıktan sonra gerekirse biraz daha tuz ve biber ekleyebilirsiniz.

Adım 5- Yaklaşık 25 dakika piştikten sonra patatesleri ve nohutları fırından çıkarın.

Adım 6- Her bir patatesin ortasına küçük bir oyuk açın veya bir kaşık ve bıçak yardımıyla ezin. Bu oyuğu çıtır nohutlarla doldurun ve üzerini sosla süsleyin.

Afiyet olsun!

Besin Değerleri*:

(Bir porsiyonda) Kalori: 366 | Karbonhidrat: 58 gr | Yağ: 9 gr | Protein: 15 gr | Sodyum: 739 mg | Şeker: 5gr

*İsteğe göre eklenen tuz ve biber hesaplamaya dahil değildir.

Kaynak: One Green Planet

Middlesex romanında teklik içinde ikilik

1
“Ben iki kez doğdum: İlkinde 1960 yılının Ocak ayında, Detroit için inanılmaz derecede dumansız bir günde kız olarak ve daha sonra tekrar 1974 yılının Ağustos ayında Michigan-Petoskey’de bir acil kliniğinde, ama bu defa ergenlik çağında bir delikanlı olarak.” Caliope (Middlesex)

1960 yılında Detroit’te doğan Yunan asıllı Jeffrey Eugenides 1993 yılında Bakir İntiharlar isimli kitabını çıkarır. Jeffrey Eugenides 2003 yılında ikinci kitabı Middlesex romanıyla Pulitzer Ödülüne değer görülür. Birçok dile çevrilen bu kitap, 5-alfa-reduktoz bozukluğu sendromuyla doğan fakat fark edilmeyerek 14 yaşına kadar kız olarak yetiştirilen Caliope’nin hayat hikâyesi üzerinden pek çok tarihsel olaya dokunan sürükleyici bir kitap.

Akıcı ve samimi diliyle kitabın kalınlığına aldırmayıp Caliope’nin “melez” dünyasına giriyoruz. Sadece fiziki değil kültürel yönüyle de bir hermafrodit olan Caliopenin kadın-erkek, zengin-fakir, etnik-orijin, Yunan-Türk, Amerikalı-Göçmen kavramlarını da kapsayan psikolojik ve tarihsel bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bursa’da bir dağ kasabasında başlayan hikâye Amerika’nın Middlesex kentinde son buluyor. Tarihsel olaylara, ekonomik bunalımlara, savaşlara şahit olan şehirlerin hiçbiri tesadüfi değil. Detroit isyanı, Buhran günleri, Balkan savaşları kitabın tarihsel yüzeyine de birer ayna tutuyor. 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu Yunan bakış acısıyla yeniden yaratılıyor.

Yazar, okurun Smyrna’da Türk-Yunan gerginliğine şahit olmasını sağlarken Detroit’de siyah- beyaz ayrımına dikkat çekiyor. Üç kuşak ve iki kıtaya yayılan bir ailenin dramı Caliope’nin bedeninde canlanıyor. Tarihi olaylar silsilesinin yarattığı ırksal baskılar irdelenmiş. Sadece tarihsel değil mitolojik öykülerde de (Minotor ve labirent hikâyesi, Tiresias, Apollon, Dionysus’un hikâyeleri gibi) ailenin Yunan köklerine değinilmiş. Olaylar kadar şehirler de önemli. Caliope, kendini en çok Berlin şehriyle özdeşleştiriyor. İkiye bölünmüş olan şehir kendi cinsel ve kültürel kimliğinin bir sembolü haline geliyor.

Genel anlamda hikâye erkekler ve onların savaşları üzerine kurgulanmış. Amerika’ya geldiğinde özgürlük anıtının kadın oldugunu görünce “belki burda insanlar her gün öldürülmüyordur”(100) diyen Desdemona’nın dilinden patriyarkal düzen eleştirilmiş.

Olay kurgularında yer yer problemler olsa da karakter analizleri çok iyi yapılmış. Lefty Amerikan rüyasını, Milton asimilasyonu, Peder dindeki ikiyüzlülüğü, Desdemona gecmişi ve günahları sembolize ediyor. Desdemona ve Lefty’nin ensest evlilikleri ve “bozuk” olarak nitelendirilen genin bedenden bedene dolaşıp Caliope’de hayat bulması trajik ve hüzünlü bambaşka bir hikâyeyi doğuruyor.

Kitabın dili akıcı ve yazar bazı bölümleri birinci ağızdan bazı bölümleri de üçüncü şahıstan bahseder gibi kasıtlı olarak anlatıyor. Birinci tekil şahıs, karakteri daha iyi anlamamıza yardımcı olurken, “her şeyi bilen yazar anlatıcı” da birinci tekil anlatıcının algı sınırlarını aşarak yazarın özgür kalmasını sağlıyor. Zaman zaman okurun zihninde karmaşa yaratsa da genel anlamda yormuyor. Tek bir cinsiyetin değil iki farklı cinsiyetin gözünden olayları anlatması gibi aynı şekilde dildeki bu çift anlatım biçimi de yine yazarın yaratmak istediği “ikililik” temasına uyum sağlıyor.

“Cinsiyet doğuştan mı gelir yoksa çevresel faktörler cinsel seçimi etkiler mi?” kitap boyunca sorulan sorular arasında. Bu sorular, çarpıcı bir doğum hikâyesi, vaftiz bölümü ve Caliope’nin yaşadığı cinsel tecrübeler ve hazlar bölümlerinde okuyucuya açık ve net şekilde aktarılıyor.

Middlesex, Jeffrey Eugenides’in anlatım biçimi, mekân seçimi, olay örgüsü, yarattığı karakterlerle ahenkli bir dualite oluşturarak sadece Caliope’nin değil bizim ve tüm dünyanın da “teklik içinde çiftlik”le oluşmuş olduğunu hatırlamamızı sağlıyor. Dünyaya hermafrodit olarak bakmanın o eşsiz harmonisine empatiyle yaklaşmamıza yardım ederken, homofobizmle de baş etmemizi sağlıyor.

Uluslararası Film Festivali afişini arıyor!

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen 29. Ankara Uluslararası Film Festivali afişini yarışma ile belirleyecek. Festivalin duyurulması ve tanıtımında önemli katkı sağlayacak afişin sahibine, beş bin lira ödül verilecek.

Bireysel, kurumsal ya da ekip olarak katılıma açık olan “29. Ankara Uluslararası Film Festivali Afiş Yarışmasına” gönderilen eserlerin, daha önce başka yarışmalarda yer almamış veya sergilenmemiş olması gerekiyor. Yarışma koşullarının ve teknik detayların yer aldığı yönetmeliğe ve katılımcıların istedikleri sayıda çalışmayla başvurabilecekleri yarışmanın başvuru adresine www.afis29.filmfestankara.org.tr adresinden ulaşılabilir.

Akademisyenlerden ve festival yöneticilerinden oluşacak bir jüri tarafından değerlendirilecek eserler için son başvuru tarihi 30 Kasım 2017’dir.

Görevini tamamlayan Cassini 13 yıldır üzerinde çalıştığı gezegenin parçası oldu

1

Yeni ufukları dışarıda ve kendimizi bu gezegenin içinde ararken Uzay diye bilinen içsel boşluğumuzu araştırmak ne güzel değil mi? Fraktal geometri ya da holistik evren diyen kuantumcular bize neyi anlatıyor? En küçük parça “bütünün” bilgisini taşır diyor. En büyük? En küçük? Bütün bilgi her yerde. Bu bizim bütünle olan kapımız, anahtarımız, birlik duygusunu hissedip başkalarıyla bağ kurmamızı sağlayan bilgi orada. Şimdi, Cassini’ye bakalım birazcık.

Satürn’ü araştırmakla görevli olan Cassini uydusu, geçtiğimiz hafta sonunda yok olmasına neden olacak rotasına girdi. Hafta başında Satürn’ün uydusu olan Titan’ın 120 bin kilometre çevresinde dolaşan Cassini, uydu ile son defa bir araya gelmesinin ardından “ölüm dalışına” başladı.

13 yıldır Satürn’ü araştırmakla görevli olan Cassini, Titan’ın yerçekiminden faydalanıyordu. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) yetkilileri, Cassini’nin bu son temasına 13 yıldır her ay Titan ile bir araya gelerek “uzun bir ilişki” yaşadığı için “hoşçakal öpücüğü” adını verdi.

Dünya ondan son sinyali cumartesi sabahı 07.55’te (TSİ 13:55) aldı. Cassini artık üzerinde çalıştığı gezegenin bir parçası oldu. Tüm bu bilim için teşekkürler.” NASA, Satürn yolculuğuna 2013 yılında başlayan Cassini uzay aracının sonunu bu duygusal Twitter mesajı ile duyurdu. Uzay aracını yöneten ekip, Cassini’nin infilak etmesine yol açacak “atmosfere girme talimatını” uzay aracına verdi.

Bu talimattan bir dakika sonra uzay aracı Satürn atmosferinde parçalandı. Bu adımla birlikte “tarihteki en başarılı uzay görevi” olarak adlandırılan çalışma tamamlandı. 14 yıl sonra yakıtı biten Cassini’nin başı boş bir şekilde Satürn ve uyduları arasında dolaşması istenmediği için böyle bir final gerçekleştiği açıklandı.

Cassini’nin Satürn atmosferinde yanarak görevini sonlandırmasının nedeni ise bilim insanlarının Cassini’nin gelecekte, üzerinde yaşam ihtimali olan Titan ve Endülüs gibi uydulara çarpma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmak istemesi.

Cassini Titan ile son buluşmasından edindiği bilgileri ve görüntüleri ise Dünya’ya cumartesi günü gönderildi. Titan uydusuna 2005 yılında Huygens adı verilen küçük bir robot koyan Cassini, Titan’ın turuncu gökyüzünden yağan hidrokarbon yağmurların büyük denizlere karışmasını, sıvı metanın yuvarlak taşları düzleştirmesi gibi görüntüleri elde etmişti.

Büyük Final için çok sayıda bilim insanı buluştu

Adını İtalyan matematikçi ve astronom Giovanni Cassini’den alan proje Amerikan Uzay Araştırmaları Merkezi NASA ile Avrupa Uzay Ajansı ESA’nın ortak çalışması ile gerçekleştirildi.

Büyük Final olarak adlandırılan projenin son gününde, California Teknoloji Enstitüsü‘ndeki kontrol odasında çok sayıda araştırmacı bir araya geldi.

Cornell Üniversitesi’nden Jonathan Lunine, burada yaptığı konuşmada, “Bugün üzüntülüyüm ama aslında tüm hafta böyleydim. Bugünün geleceğini biliyorduk. Ama Cassini tam kendisinden beklendiği gibi bir performans gösterdi” dedi.

Kaynak: BBC

Fotoğraflar: AFP PHOTO / Robyn BeckROBYN BECK/AFP/Getty Images

İyi bir komşu hayvan düşmanı olabilir mi?

15. İstanbul Bienali katılımcılarından Adel Abdessemed, hayvan hakları savunucuları tarafından tüm dünyada protesto edilen fildişi üretimine katkı sağlayan ve hatta bu üretimi yüceltip teşvik eden heykeli nedeni ile protesto edildi.

15. İstanbul Bienal’ine, canlı hayvanların ve hayvan organlarının kullanıldığı eserleri sergi kapsamına alan küratörler Michael Elmgreen ve Ingar Dragset’e, ilgili sanatçılara hayvan hakları savunucularının haklı tepkiler yağıyor.

Sergi alanına kapatılmış bir eşek

İlk tepkiler, açılış gününde Xiao Yu’nun “Zemin” adlı çalışmasında özel gösterime çıkarılan Boncuk isimli eşek için gelmişti.

İstanbul Modern’in girişine bağlanmış eşek. Xiao You’nun “Zemin” adlı çalışması kapsamında. (foto:@snyx)

İKSV ve İstanbul Bienal’inin yaptığı açıklamaya göre, Boncuk Çin’den bakıcılarıyla birlikte getirilmişti. Hayvanseverler, eşeğin Gümüşdere’den getirildiğini öğrenmesi uzun sürmedi, ancak ne fayda! (Bu noktada Bienal’in hayvanın, Çin’den getirildiğini söylemeyi sürdürmesi anlaşılamaz bir saçmalık olmayı sürdürüyor) Eşek, İstanbul Modern’in girişinde hazırlanmış bir kapalı ortamda tutuluyor ve sergileniyordu.

İKSV ve Bienal yönetimi, giderek artan tepkilerden çekinmiş olsa gerek ki, daha uzun süre “sergilenmesi” planlanan Boncuk, alandan çıkarıldı.

Hayvan hakları savunucuları, İstanbul Bienaline tepkilerini yazılı yollardan ve sosyal medya aracılığıyla ilettiler. Bienal’deki işlerin hayvan özgürlüğü ve yaşam hakkı açısından neden sorunlu olduğunu toplu halde ifade ettikleri yazılar da medyada yer almıştı.

İstanbul Bienali ve küratörler tepkilere karşı kayıtsız kalmayı sürdürü. Üstelik, 15. İstanbul Bienalindeki hayvan istismarı skandalları Boncuk’la sınırlı kalmıyordu.

Bienal’de bir cinayet abidesi

Hayvan öldürerek sanat icra ettiği çalışmalarıyla daha önce de hayvan hakları siyasetinin uzun süredir tepkisini çekmekte olan Adel Abdessemed’in de 15. İstanbul Bienalinde fildişinden yapılma heykeli yer alıyordu.  

Abdessemed’in fildişinden yapılma Vietnamlı kız heykeli “Feryat” sergi kataloğunda şu şekilde tanıtılıyor: “Daha yakından bakıldığında bir filin dişlerinden yapılmış olması nedeniyle heykelin yüzeyinde küçük kabartılar görülür. Bu da heykele bir maddi tarih katmanı ekler. Feryat, heykel formundan başvurulan fotoğraf ve kullanılan malzemeye kadar her şeyiyle, bize evini, huzurunu, onurunu ve yaşamını yitirmenin ne demek olduğunu anlatır; acı ve şiddetin trajik zaman dışılığını gösterir.

Strafor yiyerek ölen solucanlar mı iyi komşuluğu anlatacak?

Bienal kapsamında sergilenen, hayvan hakları açısından skandal olan bir başka iş de, Aude Pariset’in Pera Müzesi’nin orta yerine konumlandırdığı bebek beşiği içinde “performans” sergileyen solucanlar!

Yüzlerce solucanın, beşiğe gerilmiş beyaz straforu yiyerek hayatta kalmaya çalıştığı bu işin, bizlere “iyi bir komşuluk” adına ne anlatmasını bekliyoruz?

Hayvan hakları savunucuları, sanatta canlı hayvan kullanımının ve hayvanların öldürülerek sanata malzeme edilmesinin nihayet biraz olsun aşıldığı bir çağda, Türkiye gibi hayvan hakları mücadelesinin son derece zorlu koşullarda yürütüldüğü bir ülkede, etik ve politik olarak son derece sorunlu, şiddetin estetiğini doğrudan icra eden muhafazakar bir sanatın yerinin olmadığını dile getiriyor. 

İyi bir komşu hayvan düşmanı olamaz!

Bugün de bu tepkiler Dört Ayaklı Şehir ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) tarafından resmi makamlara ulaştırıldı.

Adel Abdessemed’in fildişi heykeli önünde gerçekleştirilen protestoda kullanılan dövizlerde “İyi bir komşu hayvan düşmanı olamaz!” ifadesi kullanıldı. İstanbul Valiliği ve İl Orman Su İşlerine ulaştırılan resmi dilekçede, 15. İstanbul Bienali kapsamında canlı hayvan kullanımının, gerekse fildişi gibi canlı hayvandan elde edilen malzemelerin kullanılması gibi, izne tâbi olan haksız fiillerin tartışılarak ulusal mevzuatımıza göre gereğinin yapılmasını, hem ulusal hem de uluslararası mevzuat gereği haksız fiillerin soruşturularak Bienal düzenleyecilerinin, küratörlerin ve ilgili sanatçıların cezalandırılması talep edildi.

Canlı hayvan kullanılan ya da hayvanların öldürülerek dahil edildiği işler kaldırılsın

Protestonun ardından basına ve kamuoyuna iletilen açıklamada da, Dört Ayaklı Şehir ve HAKİM sözcüleri “İstanbul Bienali yönetiminden, küratörler Michael Elmgreen ve  Ingar Dragset’ten, söz konusu eserlerle ilişkili sanatçılardan özür ve açıklama bekliyor, daha da önemlisi canlı hayvan ve hayvan organı kullanımı içeren tüm eserlerin sergiden derhal kaldırmalarını talep ediyoruz,” ifadelerine yer verildi.

Alıntı: Kırmızı Tilki

Işığı çok az yansıtan siyah bir gezegen keşfedildi

1

NASA’nın Hubble teleskobu, daha önce keşfi yapılan bir dış gezegenin neredeyse tamamıyla siyah olduğunu tespit etti. Gezegen üzerine düşen ışığın %94’ünü absorbe ediyor. Bilim insanları bunun çok sıra dışı bir olay olduğunu söylüyorlar.
Samanyolu galaksisinin dışında bulunan siyah gezegen dünyadan yaklaşık olarak 1,400 ışık yılı uzakta bulunuyor. WASP-12b ismiyle adlandırılan gezegen, Jüpiter’in sıcak hali olarak düşünülebilir. Devasa boyutlardaki gezegen yıldızına inanılmaz derecede yakın ve neredeyse tamamı gazdan oluşuyor.

Gezegende gündüz sıcaklıklarının yaklaşık olarak 2 bin 500 santigrat derece olduğu düşünülüyor.

Geceler de bu sıcaklığın yarısı kadar. Kanada’nın McGill Üniversitesi liderliğindeki bir grup bilim insanı, gezegenin sadece 0.064’lük bir albedo veya yansıma eğilimi olduğunu keşfetti. Bu bildiğimiz asfalttan daha koyu bir renk ve 0.12’lik bir albedo’ya sahip olan aydan iki kat daha az yansıtıcı.WASP-12b, Auriga takımyıldızı yönünde Güneş benzeri yıldızının etrafında dolaşıyor. Gezegen aslında 2008 yılında keşfedildi. O zamandan beri defalarca incelenen gezegenin gerçekte neye benzediği henüz bilim tarafından yeni kavranıyor. McGill Üniversitesi’nden baş araştırmacı Taylor Bell ve Kanada, Quebec’teki Montreal’deki Exoplanets Araştırmaları Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, “Böyle karanlık bir ekstraflak bulmayı ummuyorduk” denildi. “WASP-12b” benzeri gezegenlerin çoğu, yıldızının ışığının %40’ını yansıtıyor.”Gezegenin yıldıza sadece bir tarafı dönük kalıyor.

Bu nedenle diğer yüzü sürekli karanlık. Gökbilimciler tarafından gezegenin rengi yıldızın arkasından geçerken izlenerek çıkarıldı. Bu da gün ışığı alan bölümünün ne kadar ışığı yansıttığının anlaşılmasını sağladı. Ancak bilim insanlarının gözlemleri sonucu gezegende yansıyan bir ışık olmadığı görüldü. Gezegenin gündüz tarafı ona gelen tüm ışığı emiyor. Bunun sebebinin bulutların gezegenin gündüz tarafında oluşmamasından kaynaklı olduğu düşünülüyor. Gezegen aşırı derecede sıcak, bu da hidrojen moleküllerinin atomik olarak ayrışmasına sebebiyet veriyor. Yaşanan bu ayrışma gelen ışığın çoğunu absorbe ediyor.

WASP-12b yıldızının yörüngesinden sadece 2 milyon mil uzakta , yıldızın çevresinde dönüyor ve bir günde bir yörüngeyi tamamlıyor. Yıldıza yakın olması onu son derece sıcak hale getirmekle kalmıyor, aynı zamanda gezegen yumurta şekline sahip. Gezegeni yakından görme şansı olsaydı, yüksek sıcaklıktan ötürü parlayan kırmızı bir metal görünümü gözlenirdi.

Kaynak: Iflscience

Adana Film Festivali’nde 11 film uluslararası yarışmada yarışacak

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve ülkemizin en önemli uluslararası sinema festivallerinden olan Adana Film Festivali bu yıl 24. kez düzenleniyor. Adana Film Festivali, ulusal yarışmadaki geleneğini sürdürürken uluslararası alanda da Dünya festivalleri standardında bir festival olma yolunda ilerliyor. Bu sebeple bu yıl ilk kez Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması düzenleniyor.

Yarışma filmleri, 7-8 A-listesi uluslararası film festivalinin (Cannes, Berlin, Venedik, Karlovy Vary, Sundance, Rotterdam, Locarno ve San Sebastian) ana yarışmasına girmiş ve Türkiye prömiyerlerini yapacak filmlerden seçiliyor. Yarışma şartnamesine göre bir Türk yönetmenin filmi de Dünya prömiyeri yapması koşuluyla seçkiye dahil edilebiliyor.

Andrey Zvyagintsev’den Yorgos Lanthimos’a, Ruben Östlund’dan Sebastian Lelio’ya, Martin McDonagh’dan Sergei Loznitsa’ya geçtiğimiz 10-15 senede yükselişe geçen yönetmenler birbirleriyle yarışacak. Cannes, Venedik, Rotterdam, Berlin, Karlovy Vary’den ödüllü filmler festivallerin ‘şampiyonlar ligi’ni karşımıza çıkaracak. 11 filmin yarışacağı Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışmasında iki Altın Koza Ödülü, 30 Eylül 2017 akşamı yapılacak Büyük Ödül Töreni’nde sahiplerini bulacak.

Uluslararası uzun metraj film yarışması ödülleri 

En İyi Film Ödülü: Altın Koza Heykeli ve 50.000 TL
Jüri Özel Ödülü: Altın Koza Heykeli ve 25.000 TL

Uluslararası uzun metraj film yarışması jürisi

Guillermo Arriaga (Meksikalı Senarist-Yazar-Yönetmen)-Jüri Başkanı
Carmen Gray (Yeni Zelandalı Sinema Yazarı-Festival Programcısı)
Farah Zeynep Abdullah (Oyuncu)
Nathan Silver (Amerikalı Yönetmen)
Pierre-Henri Deleau (Fransız Yapımcı-Festivalci)

Uluslararası uzun metraj yarışma filmleri

  • Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok (Türkiye)/Yönetmen: Onur Ünlü – Dünya prömiyeri
  • Daha (Türkiye)/Yönetmen: Onur Saylak – 2017 Karlovy Vary Film Festivali ana yarışma filmi
  • Kare/The Square (İsveç)/Yönetmen: Ruben Östlund – 2017 Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü
  • Kutsal Geyiğin Ölümü/The Killing of a Sacred Deer (İngiltere)/Yönetmen: Yorgos Lanthimos – 2017 Cannes Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü
  • Küçük Hacı/ Krizacek/Little Crusader (Çekya)/Yönetmen: Vaclav Kadrnka – 2017 Karlovy Vary Film Festivali Kristal Küre Ödülü
  • Muhteşem Kadın/ Una Mujer Fantastica/Fantastic Woman (Şili)/Yönetmen: Sebastian Lelio – 2017 Berlin Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü
  • Patti Cakes (ABD)/Yönetmen: Geremy Jasper – 2017 Sundance Film Festivali ana yarışma filmi
  • Rey (Şili)/Yönetmen: Niles Atallah – 2017 Rotterdam Film Festivali Jüri Özel Ödülü
  • Sevgisiz/ Nelyubov/Loveless (Rusya)/Yönetmen: Andrey Zvyagintsev – 2017 Cannes Film Festivali Jüri Özel Ödülü
  • Uysal Bir Ruh/ Krotkaya/A Gentle Creature (Fransa)/Yönetmen: Sergei Loznitsa – 2017 Cannes Film Festivali ana yarışma filmi
  • Üç Bilboard Ebbing Çıkışı, Missouri /Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri/ (ABD-İngiltere)/ Yönetmen: Martin McDonagh – 2017 Venedik Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü

Çocuklarınızın plastiksiz bir yaşam sürmesine nasıl yardımcı olabilirsiniz?

1

Tek kullanımlık plastikler dünyamızdaki en büyük kirlilik kaynaklarından biri. Her yıl yaklaşık 50 milyar plastik şişe çöpe atılıyor. Birçok büyük şehir ise plastiğin çevreye hasarını engellemek için plastik torbaları yasaklamaya başladı. Plastik çözündükçe, ki bu 1000 yıla kadar sürebilen bir işlem, deniz üstünde yüzen küçük parçacıklara ayrılır ve deniz yaşamını tehlikeye atar. Bu parçacıklar sadece deniz yaşamına zarar vermekle kalmıyor, balıkların içinde kalıp, sofralarımıza kadar gelebilen toksinler de salabilirler.

Gezegenimize verdiğimiz hasarı düzeltmek ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak için yetişkinler harekete geçmiş olsalar da, bu harekete çocukların da dahil olması oldukça önemli. Çocuklara plastikten vazgeçip yeni alternatifler aramayı öğretmek onlara hayatları boyunca kullanacakları bir sürü çevre dostu alışkanlıklar kazandıracaktır. Peki neler yapabiliriz?

Çocuklarımızı plastik sorunumuz hakkında bilgilendirmek

Çocuklarımızın çevre kirliliği probleminin büyüklüğünü anlaması ve buna karşı harekete geçmeleri biraz zor olabilir. Ev içinde plastik kullanımını azaltmak için bilinçli bir çaba göstererek ve onları da pratik aktivitelere dahil ederek bu bilincin kazanılması sağlanabilir.

-Eğer göl veya deniz kenarında yaşıyorsanız bir sahil temizleme etkinliği düzenleyebilir; böylece plastik atıkların çevreye olan etkilerini ve vahşi hayata nasıl zarar verdiğini görebilirler.

-Çocuklarınızı geri dönüşüm çabalarına dahil etmek, ne kadar fazla çöp ürettiğimizi göstermek için güzel bir fırsat olabilir.

-Market alışverişlerinize çocuğunuzu da götürüp onlara daha az paketi olan ürünleri seçmenin önemini anlatabilirsiniz. (Size plastik içermeyen ürünler bulmalarında yardım etmelerini isteyerek alışverişi onlar için eğlenceli bir hale getirebilirsiniz)

-Bir geri dönüşüm firmasına sınıf gezisi düzenleyebilir veya sınıfta plastik kirliliği hakkında sunumlar yapabilirsiniz.

-Yeni oyuncak veya okul eşyası almak yerine, eskilerin kullanılması teşvik edilerek “Tekrar kullanımın” önemi gösterilebilir.

Okul için çevre dostu yemekler hazırlamak

Çocuklarınıza okulda yemeleri için hazırladığınız yemekler genelde plastik poşete sarılmış sandviçler, hazır paketlenmiş atıştırmalıklar ve karton kutuda meyve sularından oluşur. Bu paketler ne yazık ki geri dönüştürülemez ve gittikçe büyüyen çöp problemimize katkıda bulunur. Bunun yerine tekrar kullanılabilir paketler kullanabilirsiniz, fiyatları tek kullanımlıklara göre daha fazla olsa da, uzun vadede para tasarruf etmenizi sağlayarak kâr etmenizi sağlayacaktır. Bu çok yönlü kaplar ayrıca yolculuklarda ve kamplarda da kullanılabilir.

-Tekrar kullanılabilir kumaşlar sandviç veya atıştırmalık saklamak için oldukça kullanışlı. Ayrıca katlanabilir veya fermuarlı olmak üzere bir sürü farklı şekilde bulabilirsiniz.

-Paslanmaz çelik kutularsa bir diğer harika alternatif. Hafif olmaları ve birçok farklı boyda bulunabilir olmaları sandviç veya salata gibi birçok yiyecek için oldukça avantajlı.

-Paslanmaz çelik mataralar yine içecek ihtiyacımızı karşılamak için kullanılabilir.

Plastiksiz doğum günü partileri düzenlemek

İkram poşetlerinden dekorasyona, doğum günü partilerinin plastik kirliliğine oldukça büyük katkıları vardır. Mağaza vitrinlerinde ucuz ve eğlenceli gözüken bir sürü farklı parti teması olsa da siz bu ürünleri, renkli dekorlarınızı ve eğlenceli aktivitelerinizi feda etmeden, çevre dostu alternatiflerle değiştirebilirsiniz.

-İkram poşetlerini oyuncaklarla doldurmak yerine, renkli tebeşir, boyama kalemi, ev yapımı oyun hamuru veya kurabiye gibi plastik içermeyen ikramlar kullanabilirsiniz.

Plastik ikram çantalarını geri dönüştürülmüş kâğıttan yapılmış ve renkli çizimlerle dekore edilmiş çevre dostu poşetlerle değiştirebilirsiniz. Kumaş veya renkli kağıtlarsa diğer alternatifleriniz. Eğlenceli bir aktivite olarak çocukların kendi çantalarını kendileri boyamalarına izin verebilirsiniz.

Plastik bayraklardan vazgeçip kumaş veya geri dönüştürülmüş kâğıttan kendi bayraklarınızı kendiniz yapabilirsiniz.

-Latex ve Mylar balonlar (‘’Doğada Çözünen’’ olarak etiketlenmiş olanlar bile) hayvanlar tarafında yutulma riski nedeniyle doğal hayata bir tehdit oluştururlar. Bu balonları kâğıt dekorasyonlarla değiştirmeye ne dersiniz?

-Yemek takımları için ise biyolojik olarak bozulabilen(gübrelenebilen) pipet, tabak ve bardakları tercih edebilirsiniz.

 

Hep beraber çalışarak, gelecek nesillere temiz ve yaşanılabilir bir dünya bırakabiliriz.

Kaynak: One Green Planet

Bürokrasi dediğimiz şey…

Bir giysi, bir forma, birtakım işaretler ne kadar çok anlam ifade edebilir? Formayla giysi arasındaki farkı yaratan mesele nedir? Giysilerimiz formaya dönüşürken, bizdeki dönüşüm nasıl gelişir? Ve nasıl olur da bir kıyafet biçimi bizim önümüze geçebilir?

Sokakta gördüğümüz bir çocuğun giysilerinden o çocuğun ve hatta ailesinin hakkında bile kolayca fikir yürütebiliriz. Fakat madde temelli fikirlerimizin doğruluğundan asla emin olamayız. Ancak yine bir çocuğu tüm renklerini, farklarını kapatırcasına giydirilen okul formasıyla gördüğümüzde onun hakkında oluşan fikirlerimiz neredeyse gerçeğe yakındır. Çünkü onun neler yapabildiğini, neyi sevdiğini, nelere ilgisi olduğunu düşünmeksizin diğer tüm arkadaşları gibi okula giden bir çocuk olduğu beliriverir zihnimizde. Forması üstüne geçirildiği zaman itibarıyla her çocuk bu kervana katılır. Eğitim dönemi yıllarca uyguladığı bu tektipleştirme rütbesini iş hayatına devreder ve bu hayatımız boyunca böyle devam eder. Şayet eğer fark edersek sıyrılabilir, giysileri sadece amacına uygun kullanabiliriz.

Birçok farklı açıdan tanımlar yapabileceğimiz belki bazen şikâyetlendiğimiz bu mesele “bürokrasi”den başka hiçbir şey değil. Yetenekleri, becerileri, ilgi alanlarını, istekleri, talepleri ve en önemlisi “kişi”yi gözardı edebilen bürokrasi kavramı, barındırdığı tüm koltuklara, konumlara kişileri bastırır, formalarını muhattap alır. Senelerce bitmek bilmeyen kişisel gelişim sertifikalı eğitimler de dâhil tüm eğitim dönemi de zaten tam olarak buna hazırlamaktadır.

Soru sormaya bir hayli mesafeli yetişen bir sürü nesil aslında tam istenilen kıvamlı sistem elemanlarına dönüşüveriyor. Kendi içine aldıklarıyla hız kesmeden dönen bu çember, bize hissettirmeden kendimizi, benliğimizi unutturmayı başararak bizim de formalarımızla gurur duymamızı sağlıyor. Biz bürokrasi düzeni içinde kişiliğimizi sindiredururken, sistemin iktidarı bizi “kullanılabilir beden/ docile body” olarak görüyor. Durum bu noktaya vardığında ise anlıyoruz ki ne işe girerken başvuru formlarında satırlarca bahsettiğimiz hobilerimizin ne de edindiğimiz becerilerin pek de bir anlamı yok. Zira o koltuktan bir beden gider diğeri gelir. Öyle ki sistem için yapılacak iş, alınacak verim ve olay örgüsü katiyen değişmeyecektir.

Sanıyorum artık bürokrasiden türeyen hiçbir kelimenin de duyduğumuzda ağır gelen bir yanı olmayacak; “bürokrat”lar gibi… Hatta belki severek yaptığımız bir işin içerisindeysek kendilerine üzülme ihtimalimiz bile var. Son soruya dönecek olursam; “Nasıl olur da bir kıyafet biçimi bizim önümüze geçebilir?”, şayet teslimiyetimiz temsiliyetimize dönüşürse ve biz de buna müsaade edersek basitçe bir kumaşa tamah ederiz

Kendimizi kullanılabilir bedene sıkıştırmayacağımız günlere…