Ana Sayfa Blog Sayfa 261

“Beyoğlu’nda yüksek vergi artışı istemiyoruz!”

0

Beyoğlu’nda olağanüstü arttırılan emlak vergileri hakkında Beyoğlu Kent Savunması tarafından kamuoyuna ve basına yazılı bir açıklama yapıldı.

2018-2021 yılları arasında geçerli olacak vergi arttırımının en yoğun olduğu yerlerin başında Beyoğlu semtinin geldiği belirtilen açıklama şöyle:

Beyoğlu Kent Savunması’ndan basına ve kamuoyuna:

Beyoğlu’nda yüksek vergi artışı istemiyoruz!

Her 4 yılda bir takdir komisyonları tarafından belirlenen emlak vergi oranları, bu sene bir çok ilçede astronomik artışlarla dikkat çekti. 2018-2021 yılları arasında geçerli olacak, hem mülk sahiplerini, hem de konut ve işyeri kiracılarını, esnafı etkileyecek vergi oranları muhataplar arasında oldukça kaygı yaratmış durumda.

Bu vergi arttırımının en yoğun olduğu yerlerin başında Beyoğlu geliyor.

Son yıllarda yaşadığı niteliksiz ve dayatmacı dönüşüm nedeniyle gündemden düşmeyen Beyoğlu, şimdi de ekonomik durum açısından ciddi kayıplar yaşamasına, değer kaybetmesine rağmen vergi oranlarındaki %700’lere varan artışlarla karşı karşıya.

Beyoğlu’nda yaşayanların itiraz ettiği ve bu itirazı vergi mahkemelerine taşıdığı bu orantısız artışlar, üstelik usulen de hukuksuzluklar taşıyor.

Belediyelerin önemli gelir kalemlerinden olan vergiler, 4 yılda bir takdir komisyonları tarafından  yapılan çalışmalarla belirlenir. Bu çalışmalara büyükşehir ve ilçe belediye temsilcileri, maliye bakanlığı temsilcisi ve muhtarların yanı sıra konunun uzmanları da katılır. Ve ardından yapılan çalışma halka muhtarlar aracılığıyla ilan edilir.

Beyoğlu belediyesi mevcut yönetimi ise bunu yapmak yerine kendi bildiği yöntemlerle, hakkaniyetli bir değerleme çalışması yapmadan binalara değer biçmiş ve ortaya söz konusu orantısız bedeller çıkmıştır. Muhtarlar asla toplantılara çağrılmamıştır. Bu anlamda usulen gayri hukuki davranan belediye, ortaya çıkan oranları muhtarlara zorla imzalatmaya çalışmıştır. Belediye sınırları içerisinde yer alan 45 mahallenin muhtarının neredeyse tamamı hem sürece hem de değer oranlarına itiraz etmiş, önlerine gelen belgeyi imzalamamıştır. Bu muhtarlar arasında iktidarla yakın ilişki içinde olanlar sayıca çoğunluktadır. Uzun süren müzakereler ve yer yer tehditler sonucu imzalar zorla alınmıştır. Kendisine en az oy veren birkaç mahalleye şirin görünmek adına oranlarda indirime gidilerek oralardan onay alınmıştır.

Belgeyi imzalamayarak, mahallelisine karşı vebal altına girmek istemeyen 5 muhtar itirazını sürdürmeye devam etmektedir.

Beyoğlu Kent Savunması olarak belediye yetkililerine soruyoruz:

  1. Vergi oranları belirlenirken yürürlükteki mevzuata uydunuz mu?
  2. Muhtarların itirazını neden görmezden geliyorsunuz?
  3. Beyoğlu’nda yaşanan ekonomik çöküş ortadayken söz konusu oranları hakkaniyetli buluyor musunuz?
  4. Yoksa bu vergi artışı da Beyoğlu’nu çökertme planının bilinçli bir parçası mı?

Özellikle Tarlabaşı projesi, belediyenin mali açıdan belini büken yatırımların başında gelmektedir. Üstelik hedeflenen rakamlara ulaşılamadığı bilinmekte, Tarlabaşı satış ofisinden aldığımız bilgiler bunu doğrulamaktadır.

Bizim, Beyoğlu’na sahip çıkanlar olarak gördüğümüz manzara şudur:

Beyoğlu belediyesi, ciddi anlamda ekonomik kayıp yaşamaktadır. Bunu özellikle son 1-2 ayda eğlence mekanlarına yönelik yapılan zabıta operasyonlarının sıklığından ve esnafa çıkartılan faturaların şişkinliğinden görmekteyiz. Belediye yetkilileri, zar zor ayakta durduğu cümle alemin bildiği Beyoğlu esnafına kan kusturmakta, yaşadığı gelir kaybını esnaf üzerinden telafi etmeye çalışmaktadır.

Dolayısıyla, bu vergi artışıyla, Beyoğlu’nun yerel yönetim tarafından kötü idare edilmesinin faturası yine Beyoğlu halkına, esnafına, kiracısına çıkartılmak isteniyor. Artan vergi oranları, elbette Beyoğlu’nda kira artışlarını da tetikleyecektir. Bu artış da zaten görünür olan Beyoğlu’nu terketme sürecini daha da hızlandıracak, bölgedeki mülklerin büyük sermayedarlara spekülatif yatırımları için satışını tetikleyecek bir rol oynayacaktır.

Beyoğlu için mücadele eden bizler, bu faturanın bize çıkartılmasını kabul etmiyoruz!

Beyoğlu Belediyesi’ne sesleniyoruz:

Halka dayattığın vergi artışından vazgeç!
Bu yüksek vergi artışı, Beyoğlu halkını yerinden etmeye devam edecektir.
Beyoğlu’nun emlak spekülatörlerinin elinde ıssızlaşmasını, insansızlaşmasını ve ruhunu yitirmesini istemiyoruz!

 

BEYOĞLU KENT SAVUNMASI

5 EYLÜL 2017 SALI

Ankara’da ikinci kez çılgınlar gibi bir eğlence: “Burn Sonance Festival”

Geçtiğimiz yıl eğlence ve müzikseverleri bir araya getiren “Burn Sonance Festival”in ikincisi 30 Ağustos 2017 tarihinde Ankara Club Mirador İncek’te düzenlendi. Burn Energy ana sponsorluğunda yaz ayları için alternatif bir etkinlik olması amacıyla yola çıkan festival, dünyaca ünlü birçok sanatçıyı ve müzikseveri bir araya getirerek Ankara’nın uzun zamandır yokluğunu çektiği festival ruhunu bir kez daha hayata geçirdi.

Müzik ve hizmet sektörünün alanında en tecrübeli isimlerini aynı çatı altında birleştiren Burn Sonance Festival yeşillere bürünmüş 6 dönümlük arazinin her karesinde görülmeyi hak eden bir eğlence sunarak bir yandan da sektörün düşüşe geçen trendine bir ivme kazandırmayı hedefliyor.

16 Temmuz’da Burn Sonance’a hazırlık partisi ve ön gösterimi olan “A Taste Of Summer”da büyük organizasyonun daha iyi olacağının seslerini duymuştuk. Bu kez daha çok katılımcı, daha bilinen isimler, daha bol eğlence ve daha çok aktivite eğlence severlerle birlikteydi.

Cocoon Recordings’ten Great Stuff Recordings’e, minimal teknonun “hip” plak şirketlerinden çıkardığı plaklarıyla elektronik müziğin kült isimlerinden biri haline gelen, tekno müziğin üst sıralarındaki isimlerinden Gregor Tresher, şarkılarında karanlık ve esrarengiz mekanlardan ses ile manzaraları sunarak duyarlılığını ve çok yönlülüğünü tasvir eden Blancah, aylardır TOP 100’de 1 numarada kalmakla yetinmeyip ilk iki sırayı da ele geçiren, yılın en iyi çıkış yapan ismi Enrico Sangiuliano, Modern Tekno’da melodik ve duygusal elementlerden esinlenerek ürettikleri şarkılarla Diynamic’in en parlayan isimlerinden birisi UnderCatt, Ten Walls ile Dsknnct, Furkan Kurt, Passone ve UGR gibi isimler Ana Sahne’de havuz keyfinin yanında kesintisiz müzik zevkine ulaştırdı.

Arka bahçede yer alan Chill Sahne’de ise Ankara DJ sahnelerinin yükselen isimleri arasında yer alan Emir Üründül, Azevzir, Jaarmoon, yoga ile müziği birleştirerek şehre yeni bir akım katan Yogatronic, elektronik tabanlı etnik müzik çalışmalarıyla yakından tanıdığımız sevilen ekip Bairam (Live), Kite’ın teknotikcisi Ortaç Genç, Numeric ve Gökay Bilici gibi isimler yer aldı.

Müziğin yanı sıra Tasarım Pazarları, mangal, pamuk şeker, bira ve vodka standları, fotoğraf çekimleri vs gibi geri kalan ihtiyaçlar da festival alanı içerisinde yer aldı.

Bu şahane eğlence sonrası, üçüncü festival için de hazırlıklar ve bekleyişler başlarken, Ankara’nın eğlence dolu gece kulübü KITE’da yeni sezon başlıyor. KITE’da da yeni dönemde birbirinden iddialı isimler sahnede yer alacak!

Burn Sonance Festival:

Facebook | Instagram | Web Sitesi

Burn Sonance Festival’den kareler:

 

Dünyanın en çılgın festivali “Burning Man”den sıra dışı fotoğraflar

1

1986 yılında iki arkadaşın San Francisco sahilinde yaklaşık 2,5 metrelik bir heykeli yakmasıyla başlayan olay, yıllar içinde yaklaşık 30 metrelik bir heykelin yakıldığı festivale dönüştü.

Bu yılki teması “Radikal Ritüel” olan Burning Man, 27 Ağustos – 4 Eylül tarihleri arasında ABD’nin Nevada eyaletindeki Black Rock Çölü’nde 31’inci kez düzenlendi. Kendini “topluluğa, sanata, dışavuruma ve kendi kendine yeterliliğe adanmış geçici bir metropol” olarak tanımlayan festival, yaklaşık 70 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti.

#1

#2

#3

#4

#5

#6

#7

#8

#9

#10

Kaynak: Bored Panda

Bir organizasyondan daha fazlası: Emmaüs

Cenneti kazanmanın tek bir yolu var, gücümüz yettiğince sevmek, hepsi bu.” – Abbé Pierre

Emmaüs bugün 37 ülkede bulunan, gönüllü katılım sağlayabileceğiniz bir yardım kuruluşu.

Organizasyonun kurucusu olarak bilinen Abbé Pierre, 1912 yılında Fransa’da doğmuş katolik bir rahip. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’ndaki direnişçilerden biri.

İlk emmaüs 1949 yılında Fransa’nın Neuilly-Plaisance şehrinde kuruluyor. Zamanla savaş gazileri, evsizler, yoksul aileler ile emmaüs kuruluşu daha da büyüyor.

1954 yılında Abbé Pierre’in “Dostlarım! Uyanalım! Yeterince adaletsizlik var!” sözleriyle yaptığı yardım çağrısıyla birlikte Fransa hükümeti 12.000 konut inşa ediyor.

2004 yılında yaptığı “fakirliğe karşı manifestoyla” Fransa’da çocukların da dâhil olduğu beş milyon insanın toplum dışına itildiğine dikkat çekiyor.

Tüm bu hareket tek bir fikir üzerine kurulu: kurtarıcı olduğumuz sürece kurtuluruz.” –Abbé Pierre

Nasıl işliyor ?

Bu kuruluş temelde insanların mobilyadan kıyafete, elektronik aletten bibloya bağışladığı çeşitli şeylerin geri dönüşümü ya da emmaüs mağazalarında cüzi bir fiyata satılmasıyla kendi içinde düzeni sağlıyor. Kullanılabilecek durumda olan ürünler mağazalara, kullanılamayacak durumda olanlar geri dönüşüme gidiyor. Onarıma ihtiyacı olan ürünler ise orada onarıldıktan sonra satışa sunuluyor. Yılda birkaç kere de büyük satışlar düzenleniyor. Kuruluş günümüzde devletten para yardımı almıyor. Satılan ürünler ile kendi işleyişini sağlıyor.

Kimler yaşıyor?

Emmaüs evlerinde mülteciler, evsizler, yardıma ihtiyacı olan kişiler kalıyor. Yemek ve barınma ihtiyaçlarını karşılayan insanlar organizasyon içinde çeşitli işlerde görev alıyor. Kimisi mutfakta çalışırken kimi mağazada satış yapıyor.

Mağazada neler bulabiliriz?

Bir emmaüs mağazasında oyuncak, kıyafet, elektronik eşya, mobilya, kitap, mutfak gereçleri gibi pek çok şeyi bulabilirsiniz. Bunların yanı sıra karşınıza çok değerli parçalar da çıkabilir. Örneğin eski pikaplar, klasiklerin ilk basımları, koleksiyon parçaları gibi nadide şeyleri de bulabilme imkânınız var.

Özetlersek emmaüs, ihtiyacı olan kişilere barınma, yemek, çalışma gibi imkânlar sunarken aynı zamanda bağışlanan ürünlerin yeni sahiplerine kavuşmasını sağlayan bir organizasyon.

Gönüllü olmak istiyorum

Siz de gönüllü katılarak organizasyonun bir parçası olabilirsiniz. Tek yapmanız gereken başvuru zamanını takip ederek form göndermek. Üstelik vize alabilmeniz için size davetiye gönderiyorlar. Gönüllü çalışmanız karşılığında barınma ve yemek ihtiyacınızı karşılıyorlar. Gönüllü çalışmanız süresince güzel anılar biriktiyorsunuz.

Gönüllü çalışılan süre boyunca eşyaların onarımında, bağışlanan kıyafetlerin ayrılmasında, depo işlerinde, satış kısmında kimi zamansa çevre düzenlemesinde çeşitli görevler veriliyor. Genelde haftada iki gün çalışmıyorsunuz, böylece gittiğiniz bölgeyi keşfetme şansınız da oluyor. Yetkililer, gönüllüler ve orada yaşayanlar için her hafta etkinlikler düzenliyor. Bu sayede dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla tanışıyor ve ortak bir amaca hizmet etmiş oluyorsunuz.

İşleyişi ve az da olsa ortamı görebileceğiniz bir video: https://www.youtube.com/watch?v=oRncdvHAgpg

Kaynak: Vikidia, Emmaus International, Emmaus Europe

“Wow, hiç inek yok”: İsveçli çiftçi süt üretmek için yulaf kullanıyor!

2

İsveçli içecek şirketi kendi yulaf sütü markasıyla çiftçilere, hayvancılıktan uzaklaşmak ve hayvancılığın iklimsel etkilerini engellemek için yardım ediyor.

Photograph: Tom Levitt for the Guardian

27 yaşındaki Adam Arnesson, bildiğiniz süt üreticilerinden değil. İlk olarak, onun hiç süt ineği yok. İlk fotoğraf çekimimiz kendisinin yulaf tarlalarından birinde.

Geçen seneye kadar bütün bu yulafı ya hayvan yemi olarak sattı ya da İsveç’in merkezinde bulunan, Örerbo’daki organik çiftliğinde yetiştirdiği koyun, inek ve domuzları beslemek için kullandı.

İsveçli içecek firması Oatly’nin de yardımıyla, şimdi hepsi yulaf sütü üretmek için kullanılıyor – ülke etrafında gittikçe büyüyen süt ürünü alternatifi piyasasına katkı sağlıyor-.

Arnesson’un ailesi ile işlettiği 80 hektarlık çiftliğin en büyük gelir kaynağı hâlâ hayvancılık. Ama o, bunu değiştirmek istiyor.

Bizim için doğal olan şey besi hayvanı sayılarımızı arttırmamız, ama ben bir fabrika istemiyorum; hayvanların sayısı duygusal olarak doğru olmalıdır öyle ki hepsini tek tek tanıyabileyim.”

Bunun yerine, Arnesson daha fazla protein bitkisi üretmek istiyor ve bunları et ve süt üretimi için yetiştirilen hayvanlara yem yapmak yerine beşeri tüketim için satmak istiyor.

Günümüzde yükselen et tüketimiyle artan hayvancılık nedeniyle üretilen sera gazı dünyadaki toplam sera gazının yüzde 14,5’ini oluşturuyor. Hayvan yemi yapmak üzere bitki ekilebilsin diye kesilen ağaçlar yüzünden oluşan ormansızlaşmanın yanı sıra, hayvancılık sektörü insan kaynaklı en büyük metan ve azot oksit kaynağı.

Eğer böyle devam ederse 2050’ye kadar kendimiz için ürettiğimizden daha fazla ekini hayvanlarımız için üreteceğiz. Ne var ki, insan ve hayvan tarım ürünü tüketim miktarları arasındaki küçük bir değişim bile kullanılabilir besin miktarında büyük bir artışa yol açıyor.

Bu problemi çözmek için en çok uğraşan şirketlerden biri de Oatly. Hayvancılık sektörü ve onun iklimsel etkileri hakkındaki yaptığı sözlü saldırılarla geçtiğimiz yıllarda tartışmalara yol açmış hatta İsveç Hayvancılık Ticaret Grubu’nun hukuksal saldırılarının hedefi olmuştur.

İnekleri bırakın, yulaf sütü için ve dünyayı kurtarın” mesajıyla yola çıkan şirketin, promosyon videosunda CEO Toni Petersson’u bir yulaf tarlasında “Wow, no cow” şarkısını söylerken bulabilirsiniz.

Petersson’a göre şirket insanlara “bilimin de dediği gibi daha fazla bitkisel ürün tüketmemiz gerektiğini” söylüyor.

Photograph: Tom Levitt for the Guardian

İsveç Yemek Ajansı – hayvan yetiştirmenin ülkede zengin bir tarım profili geliştirmek için önemini savunurken – aynı zamanda insanları iklim dengesine etkileri nedeniyle çok fazla süt ürünü tüketmek konusunda uyarıyor.

Bununla birlikte Arnesson’a göre İsveç’teki birçok çiftçi Oatly’nin sütçülüğe zarar verdiğini düşünüyor.

2015 yılında çiftçileri hayvancılıktan uzaklaştırmaya yardım edebilirler mi diye şirketle iletişim kurmaya karar veren Arnesson “Sosyal medyada birçok çiftçiyle tartışma fırsatı buldum, çünkü Oatly’nin yaptığı şeyin sektörümüze birçok yeni fırsat getireceğini düşündüm” dedi.

Oatly içinse zamanlama harikaydı. Yulaflarını kendileri yetiştirecek kadar büyük bir firma olmadıkları için yulafları toptan satın alsalar da Arnesson’u çiftçileri nasıl hayvancılıktan uzaklaştırabileceklerini göstermek için güzel bir fırsat olarak gördüler.

2016’nın sonuna doğru Arnesson’un kendi sınırlı sayıda Oatly marka yulaf sütü ve ulusal bir kampanya videosu olmuştu.

Oatly’nin İletişim bölümü başkanı Cecilia Sjöholm ise şöyle dedi;Birçok çiftçinin bizim için kötü düşüncüleri vardı, hatta bizden nefret ettikleri bile söylenebilir ama biz aslında elimizden geldiğince çiftçilerin yanındayız.” Petersson ise “Biz sadece bir geçiş firması olmak istiyoruz. Biz çiftçilerin hayvancılıktan tarıma geçmelerine yardımcı olabiliriz” diyerek Sjöholm’u destekledi.

Arnesson’un dediğine göre Oatly ile iş birliği yaptığı için komşu çiftçilerden bir miktar düşmanlığa maruz kalmış. “Diğer çiftçilerin dükkanıma gelip yulaf sütümü beğenmeleri benim için gerçekten şaşırtıcıydı. Biri geldi ve hem inek sütünü hem de yulaf sütünü sevdiğini söyledi. E tabii yulaf yemek bir İsveç geleneğidir. Gerçek hayatta karşılaştığım nefret Facebook’da olduğu kadar kötü değil.”

İlk yılki yulaf üretiminden sonra, İsveç Ziraat Bilimleri Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalar sonucunda anlaşıldı ki Arnesson’un çiftliği hektar başına insan kullanımı için üretilen kalori miktarını iki katına çıkarmakla kalmadı, kalori başına iklim değişikliğine olan etkileri de yarıya indirdi.

Şimdiyse Arnesson, süt üretmek için yulaf yetiştirmenin sadece Oatly gibi bir şirketin piyasa desteğini alarak uygulanabilir olduğunu itiraf etti. Ama sektörün büyümesiyle bunun değişeceğine de emin (2016’da 28 milyon litre üretilen yulaf sütünün 2020’ye kadar 100 milyon litre üretilmesi planlanıyor.)

Arnesson’un dediklerine göre “Bir traktöre sahip olup 10 ton buğday yetiştirmekten gurur duymuyorum. Ama dünyayı doğru beslemek ve onu korumak! Bir çiftçi olarak en çok yapmak istediğim şeylerden biri bu: Değişime katkı sağlamak

Oatly, hayvancılıktan tarıma geçmenin çevresel etkilerini göstermek için üç tane daha çiftlikle çalışmayı planlıyor. Arnesson ise böyle bir şeyin olabilmesi için çiftçilerin daha fazla devlet desteği alması gerektiğini düşünüyor.

Arnesson “Yulaf üretimine geçmek herkes için uygun olmayacaktır özellikle büyük çiftlikler için. Ama artık çiftçiliğe başka bir şekilde bakmaya başlamamız gerekiyor. Sadece sorunları hakkında değil yarattığı fırsatlarını da konuşmamız gerekiyor.” dedi.

Kaynak: The Guardian

Game of Thrones karakterleri Tim Burton’ın elinden çıksaydı…

Game of Thrones geçtiğimiz günlerde 7. sezon sezon finalini yaparak ekranlara 2 yıllığına veda etti. Dizinin yokluğunda yaşanan boşluk hissinin her zamankinden daha uzun sürecek olması hayranların kendi çalışmalarını yayması için bir fırsat belki de.

Popüler karakterleri Tim Burton tarzıyla çizmesiyle bilinen Rus sanatçı Andrew Tarusov, yeni çalışmasını Game of Thrones dünyasına ithaf etmeye karar verdi. Çizdiği illüstrasyonlar arasında dizinin hayranlarının favori çifti Brianne of Tarth ve Tormund, hüzünlü bakışlarıyla Jon Snow ve daha pek çok isim bulunuyor. Peki ya siz Game of Thrones’u bir Tim Burton filmi olarak izlemek ister miydiniz?

Kaynak: Bored Panda 

Turistlerin mahvettiği 7 popüler destinasyon

0

Sosyal medya ağları günümüzde turizm acentelerinin yerini aldı ve ziyaret edeceğimiz yerlere karar vermemizde büyük rol oynuyor.

Bir dahaki sefere Instagram’daki nefes kesici manzara fotoğraflarına imrenerek bakarken, kendinizi o heyecan verici manzaranın arkasında en az bir avuç dolusu insanın selfie çubuklarıyla büyülü pozlar yakalamaya çalıştığını düşünerek teselli edin. Instagram ve diğer sosyal medya ağlarının getirdiği şöhret yerli ekonominin canlanmasını ve turistlerin aksi takdirde keşfedemeyecekleri yerleri ziyaret etmesini sağladı. Fakat aynı zamanda da turist akınıyla baş edebilecek imkânları olmayan ülkeler ve şehirler için sorunlar yarattı.

Instagram’ı kasıp kavuran bu inanılmaz yerlerden bazılarına göz atalım:

İzlanda

Kaynak

Bu kuzey adasını ziyaret eden turistlerin sayısında son yıllarda inanılmaz bir artış görüldü. Bunun nedenlerinden biri de sözde “’Game of Thrones’ etkisi”, çünkü birçok turist bu televizyon dizisinde görülen etkileyici manzaralarda çekildikleri fotoğrafları Instagram’da paylaşmak istiyor. Uygun fiyatlı uçak biletleri ve başarılı pazarlama kampanyaları da eklenince, İzlanda son yılların en popüler turistik yerlerinden biri haline geldi.

Bazı verilere göre önceden 566.000 olan turist sayısı 2011 ve 2015 yılları arasında ikiye katlanarak 1 milyonu aştı. 2016’da ülkeyi ziyaret eden Amerikalıların sayısı İzlanda nüfusunu bile geçti.

Kısa süre önce İzlandalı bir siyasetçi ülkeyi Disneyland’e benzeterek ülkenin turistlerle dolup taşmasından şikayet etti. Bu turist akını ülkedeki ekonomik durgunluğa uzun süredir ihtiyaç duyduğu bir canlılık getirse de fiyatların artmasına sebep oldu ve altyapı öğelerine baskı uyguladı. Yereller turistlerin özellikle hassas ekosistemi tahrip etmesinden ve dokunulmamış bölgelerde arkalarında çöp bırakmasından şikayetçi.

Küba

Kaynak

Küba Turizm Bakanlığı verilerine göre 2016’da ülkeyi ziyaret eden turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 13 artarak 4 milyona ulaştı. New York Times’ın Aralık 2016 tarihli haberine göre bu turizm patlaması ülkede yaşayanlar için bazı sonuçları doğurdu.

Turist sayısındaki artış yiyecek kıtlığına yol açtı ve temel besin ögeleri yereller için tamamen ulaşılmaz hale geldi. Otellerin ve restoranların yiyecekleri toptan satın alması fiyatları arttırdı ve yerel halka az miktarda ulaşılabilir yiyecek bıraktı. Durumu kabul eden Küba hükümeti fiyatlara üst sınır getirdi; fakat bu da satıcıların ürünleri kara borsada satmasına sebep oldu.

Yeni Zelanda

Kaynak

Yeni Zelanda da İzlanda gibi efsanevi ve el değmemiş doğasıyla dikkat çekiyor. Ülkenin güzelliği Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit gibi filmlerin yanı sıra, “%100 Saf Yeni Zelanda” adlı turizm reklam kampanyasıyla da tüm dünyaya tanıtıldı.

Yeni Zelanda ekonomisinin çok önemli bir parçası olan turizm, her yıl gayri safi yurtiçi hasılaya 9.7 milyar dolar kazandırıyor ve iş gücünün  yüzde 7.5’ine istihdam sağlıyor.

Yerliler istedikleri yerde kamp yapan turistlerin çevreye saygı göstermemesinden şikâyetçi. Ülkenin turistlerin ardında bıraktığı çöp ve atıklarla baş edebilecek altyapısı da mevcut değil. Bloomberg’in haberine göre ülkede otel, otopark ve halka açık tuvaletlerin sayısı da hayli yetersiz. Turizm Yeni Zelanda ve Turizm Endüstrisi Aotearoa’nın Mart 2017’de 500 yerliyle yaptığı ankete göre katılımcıların yüzde 35’i turizmin ülkeye çok fazla yük olduğunu söylüyor.

Tulum, Meksika

Kaynak

Instagram kullanıcılarının ve blog yazarlarının Tulum’a gidip de el değmemiş beyaz kumsallarda güneşlenmesi ve eko-otellerde kalması kaçınılmazdı. Bu küçük sahil kasabası sessiz bir yoga cennetinden ünlülerin akın ettiği bir cazibe merkezi haline geldi.

Newsweek’in yaptığı bir araştırmaya göre, yerel oteller lağımlarını yakınlardaki nehirlere boşaltarak ekosistemi kirletiyor. Yerli bir aktivist bu durumu saatli bombaya benzeterek vahşi doğanın ortasına bırakılan çöplerle başa çıkabilecek etkili bir yöntem olmadığını söylüyor.

Machu Picchu, Peru

Kaynak

UNESCO ve Peru hükümeti, Machu Picchu’yu bir günde en fazla 2.500 kişinin ziyaret etmesine izin veriyor. Fakat Peru Dış Ticaret ve Turizm Bakanlığı verilerine göre bu sayı 2011’den beri gittikçe arttı ve ziyaretçi sayısı sadece 2015’te yaklaşık 1.3 milyondu. Aşırı kalabalıklaşma bu antik harabelere zarar verdi ve hükümet şimdilerde ziyaretçi sayısını azaltmak için bir plan üzerinde çalışıyor.

2019’a kadar uygulamaya konması beklenen plana göre turistlerin rehber eşliğinde belirli güzergahlarda ve zaman içerisinde bölgeyi gezmesine izin verilecek.

Santorini, Yunanistan

Kaynak

Denize tepeden bakan mavi çatılı beyaz evleriyle ünlü olan Santorini de Instagram kullanıcılarının ve blog yazarlarının ideal destinasyonu haline geldi.

2015’in yaz aylarında ada günlük 10.000 ziyaretçi ağırlayarak yeni bir rekora imza attı. Yerel yetkililer adayı bu yaz günlük en fazla 8.000 kişinin ziyaret etmesine izin veriyor.

Domuz Plajı, Bahamalar

Kaynak

Bir grup yüzebilen domuzun yaşadığı bu ada son zamanlardaki en büyük cazibe merkezi haline geldi. Domuzlar, ABD başkanı Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr’ın Instagram hesabında bile yer aldı.

Şubat 2017’de yedi domuz ölü bulunmasından sonra yapılan ilk incelemelere göre domuzlara ziyaretçiler tarafından alkol ve yiyecek verildiği tespit edildi. National Geographic daha sonra yaptığı açıklamada domuzların kum yedikleri için öldüğünü, fakat turistlerin de tamamen suçsuz olmadığını söyledi. Bahamalar İnsani Örgütü’nden bir denetimcinin söylediğine göre domuzlar insanların verdiği atıştırmalıklara o kadar çok alıştı ki, bu onların hayatını çoktan değiştirdi bile.

Kaynak: TIME

Cingöz Recai geliyor!

1

Kimdir bu Cingöz Recai diye sormadan önce hemen şunu belirteyim. Peyami Safa’nın 1950’lerde aslında çağı düşünürsek risk alarak yazdığı kibar, soğukkanlı, akıllı ve çok yardımsever bir hırsızın maceraları içeren bir seridir. Hırsızın sevimlisi mi olur demeyin. Eğer bu hırsız zenginden ama haram lokma yemiş, birilerine kazık atmış zenginden alıp hak eden fakirlere veriyorsa tabiri caizse “robin hood”dan hallice bir hayat felsefesi varsa sevimli de oluyor kurnaz da.

Öyle ki, Peyami Safa “Server Bedi” lakabını kullanarak dönemin insanının aslında gizliden arzuladığı bu durumu kendini göstermeden yine insanlara sunmuşsa bu da bir nevi “Cingöz Recai” olmaz mı? Tek fark ortada suç yok. Gerçi kitap serisinde ve filmlerinde işlenen karakter de suç işlediğini düşünmez, hatta “hücum edilmez bir vücudun içinde ölmez bir ruhum var” diyerek biraz havalı biraz da kural tanımaz oluşunu ortaya koymuştur.

Kitap, polisiye roman tarzının öncüsü olmayı başarmış, öyle çok sevilmiş ki, 1954’de Turan Seyfioğlu Cingöz Recai rolünde beyaz perdeye gelmiş. Tabii şöyle düşünün. 1954’te yaşıyorsunuz, haliniz tavrınız, hitabınız daha saygılı ve kibar günümüze göre. Bundandır ki, oyunculuklarda da kurnazlık yerine nezaket ağır basmakta. Tabii bu film sevilince hemen yenisi çekilir. Bu sefer 1969’da bizim haşin hırsızımız Ayhan Işık’tan başkası değildir. Dönemin en parlak oyuncusu olmasının yanında insanları özellikle kadınları etkileme konusunda inanılmaz bir yeteneği vardır. Bu da role yansır ve Cingöz Recai daha kurnaz ve etkileyici bir hale bürünür. İnsanlar, sinemaya gider Ayhan Işık’ı görmek için. Çapkın bakışlarıyla ve muhteşem oyunculuğuyla insanları cezbeder. İnce bıyığının altında çapkın gülüşüyle, tehditkar bakışlarıyla belki de ondan iyisi yoktu o dönemde. Zaten ondan sonra da uzunca bir süre yeni film çekilmez.

Cingöz Recai karakteri polisiye roman tarzında birçok kitaba öncülük eder. Artık Türk romanlarında daha serbest karakterler işlenir ve günümüzde bile belki bu kadar iyi işlenen polisiye roman karakteri bulmak güçken Peyami Safa o zamanlar zoru başarmıştır.

Gel zaman git zaman uzun bir aradan sonra 2017’de Kenan İmirzalıoğlu, modern dünyamızın aslında yadırgamadığı Cingöz Recai rolü için geliyor. Epey vakit geçtikten sonra iddialı gelen bu film aynı başarıyı yakalar mı bilinmez ama bize bu karakteri tekrar hatırlatacak ve 15 Ekim’de sevenleriyle buluşacak.

Temennim bu karaktere yeni bir şeyler kapmasıdır çünkü zaman değişiyor ve akılda kalıcı bir yer edinmesidir.Başarılı olmasını umduğum ve beklentimin yüksek olduğu bir filmdir kendisi.

İyi seyirler!

 

KısaKes Ünivizyon’un yarışma filmleri açıklandı!

Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen uluslararası üniversiteler arası kısa film yarışması Ünivizyon’a bu sene de başvurular rekor kırdı. Amerika, Hindistan, Birleşik Krallık ve İran gibi ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından başvuran 1415 film arasından finale kalan filmler belli oldu! 25-30 Eylül tarihleri arasından Ortaköy Feriye Sineması’nda gerçekleşecek festivalde katılımcılar farklı ülkelerden katılan başarılı sinemacıların filmlerini izleme şansı bulacaklar ve festival boyunca oy kullanarak kazananların belirlenmesinde rol oynayacaklar.

Ayrıca festival katılımcıları bu sene Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek ve önde gelen film festivallerinden Cannes Film Festivali’nde son iki senedir büyük ses getiren Pierre Lapeyrade ile VR üzerine yapılacak atölyelerle düşündüğümüzden daha yakın olan geleceğin teknolojisi ve sinema ilişkisini inceleyecekler. Festivalde yer alacak özel VR köşesinde yine uluslararası bir çok farklı VR filmi izleme ve deneyimleme şansı yakalayacaklar!

Festival akreditasyonlarına ve programın tamamına www.kisakes.org adresinden ulaşılabilir!

100 Farklı ülkeden katılan 1415 film arasından finale kalan filmler ve ülkeleri:

Kurmaca Finalistleri

• 128 / Onur Atalay Şenol | Türkiye
• Cheers / Shirin Hooshmandi | Avusturya

• Fingermen / Ivan Shokha | Ukrayna
• Obolus / Marvin Sprengel | Almanya
• The Pit / Vojta Komárek | Çek Cumhuriyeti
• Water Level Unkown / Tomáš Lipský | Çek Cumhuriyeti

Animasyon Finalistleri

• Call of Cutesness / Brenda Lien | Almanya
• Gone Astray / Mabel Ye | Amerika Birleşik Devletleri
• Hunted / Yen-Hsun Chen | Tayvan
• Lucy and Fer / Mireya Olvera | Meksika
• On Board! / Charline Parisot | Fransa
• Retouch / Yi-shan, Wang – Yu-ru, Lin – Yi-Hsuan, Lee – Xiao-Han – Ya-Yuan,Hsu | Tayvan
• Yin and Yang / Jing Yuan (Mavis) Huang | Amerika Birleşik Devletleri

Eşit ve yeşil yaşam düşünün peşinden gidenler – 1: Petra Kelly

1
“Erkeklerin yel değirmenleri inşa ederken kadınların sessizce söz dinledikleri, ekmek pişirip kilim dokudukları bir ekolojik toplum istemiyoruz”

Başka bir dünyanın, yeşil bir hayatın hayalini kurarken nasıl’ı her daim aklı kurcalayan bir soru olarak duruyor. Ve tabii bu soruya verilen pek çok benzer cevap. Elbet yeşili düşleyenin adaletsizliğe göz yumması beklenmez fakat eşitlik düşünü, yeşil düşe katanlar var. Kadının erkeğe göre konumlandırılması ve aynı rollerin kıskacına alınmasının önüne geçmek için çabalanıyor. Kadını, sadece anne olarak ya da belli işlerde yetkin gösteren sistemin tekrarı bir toplum değil, sömürünün herkes açısından ortadan kalktığı, cinsiyet rollerinin yıkıldığı bir yaşam düşleniyor. Bu düşün sahipleri ise fikirleri, çalışmaları ile ölümsüzleşiyor.

Petra Kelly de mücadelesi ile ölümsüzleşen isimlerden biri. Gerek politik alandaki çalışmalarıyla gerek dile getirdiği düşünceleriyle hem yol aydınlatıcı hem de kulağa küpe edilesi bir yaşama sahip.

Kelly, 29 Kasım 1947 yılında doğdu. Eğitim hayatı da yaşamı gibi hareketli geçti. Doğduğu kent Günzburg’da ilk eğitimine başladı. Ailesinin taşınması ile okulları değişti ama bu başarısını olumsuz etkilemedi. Çoğu kaynağa göre bazı tanıklıklar nedeniyle Amerika’da bulundukları sırada siyasal açıdan sahip olduğu bakış açısı şekillendi.

Washington Amerikan Üniversitesi Uluslararası Hizmet Okulu’nda siyaset okudu. Daha sonra Avrupa’ya dönen Petra Kelly, Avrupa Topluluğu ve özellikle de Avrupa ülkelerinin siyasi entegrasyonu üzerine çalışmaya başladı. Çalışmaları çeşitli statülerde yer almasının önünü açtı. Ardından Brüksel’de hayatında yeni gelişmeler oldu. Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nde 1973’te asistan, 1974’te yönetici olarak çalışmaya başladı. İdealist bir yapıya sahip olan Petra Kelly her anını yoğun mücadeleyle geçirdi. İlkeli duruşu her yerde kendini gösteriyordu. Öyle ki parti içerisinde kadın ağı oluşturduğu ve uzun yıllar içerisinde yer aldığı Sosyal Demokrat Parti’den çevre kirliliği ile ilgili yeterli görmediği ve eleştirdiği tavırdan dolayı ayrıldı.

Şiddetin acımasızlığını gözlemlediği her an dünya barışı için daha fazla çaba sarf etmeye başladı. Nükleer enerjinin sivil ve askeri kullanımı ve karşılıklı silahsızlanma karşıtı mücadelesi 1970’li yıllarda yaptığı politik çalışmaların odağı oldu. Mücadelesi ayrıca erkek egemen bir alan haline getirilen politikaya ve ataerkil yapılara karşıydı.

Kelly, Mart 1979’da Yeşiller’in kuruluşunda yer aldı. Bu, daha öncesinde de mücadele içerisinde olan Petra Kelly’i daha geniş kitlelere tanıttı. Siyasal alanda kazanılan başarılar, hareketi daha fazla yaydı. Bütün dünya onun ülkesiydi, nükleere, savaşa karşı mücadele ederken dünyanın farklı noktalarındaki sorunlarla da iç içe oldu. Sorunların olduğu yerleri ziyaret ediyor, çözüm üretmeye çalışıyordu.

Petra Kelly’nin üniversite yılları ile birlikte başlayan aktivistliği, 1992 yılının Ekim ayında vurulması sonucu yaşamını yitirene kadar devam etti. Kadının ve doğanın aynı sistem tarafından ezilişini gören, bunu mücadelesinin odak noktasına alan Kelly, eşit ve yeşil bir dünya için çalıştı. Yaşamı boyunca sürdürdüğü, dünya barışı, silahsızlanmanın ve nükleerin ortadan kalkması çalışmaları, ataerkil tarih istemese de onu, tarihin unutulmaz isimlerinden biri yaptı.

Kaynak:

  • Sara Parkin, The Life and Death of Petra Kelly. London: HarperCollins, 1994.
  • Josh Kamrar, Petra Kelly.

Spot: Petra Kelly’nin üniversite yılları ile birlikte başlayan aktivistliği, 1992 yılının Ekim ayında vurulması sonucu yaşamını yitirene kadar devam etti.  Kadının ve doğanın aynı sistem tarafından ezilişini gören, bunu mücadelesinin odak noktasına alan Kelly, eşit ve yeşil bir dünya için çalıştı.

Fotoğraflar:

1 https://www.boell.de/sites/default/files/phpRP0UIv (kapak görseli bu linkteki resim olabilir)

2

3