Ana Sayfa Blog Sayfa 269

Koçarlı’da maden faaliyetleri durduruldu

1
Aydın’ın Koçarlı ilçesinde 5 yıldır faaliyet gösteren, yurttaşların tepki gösterdiği kömür ocağı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca faaliyetinin durdurmasına karar verildi.

Koçarlı’ya 30 kilometre mesafedeki kırsal Mersinbelen Mahallesi’nde 5 yıldır faaliyet gösteren kömür ocağındaki çalışmalar nedeniyle yakındaki arazilerinde çatlaklar oluştuğunu, toprak kaymalarının yaşandığını aktaran yurttaşlar, geçen 4 Ağustos’ta maden ocağının önünde toplanarak protesto etti.

Hayvanlarının da kazılan çukurlara düşerek yaşamını yitirdiğini söyleyen mahalleli, yetkililerin önlem almasını istedi. Yurttaşların Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne ve Savcılığa yaptıkları şikayetleri de dikkate alınması üzerine maden işletmesinin faaliyetlerinin gerekli düzenlemeler yapılana kadar durdurulması yönünde karar verildi.

Maden ocağının gerekli izinler alıncaya kadar faaliyetlerinin durdurma kararını öğrenen Mersinbelenliler, sonuçtan memnun olduklarını söyledi.

Bir canın bedeli: Aracıyla köpek ezen sürücüye 1097 lira para cezası

Antalya’da aracını yol kenarında bekleyen köpeklerin üstüne süren, birisinin başının üzerinden geçerek öldürüp kaçan Erhan Kozan’a 1097 lira para cezası kesildi.

Antalya Candost Derneği, Kozan hakkında idari işlem başlatılıp 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu gereği ceza uygulanması için valilik ve Kepez İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne şikayette bulunmuştu.

Şikayet sonuçlandı.

Kozan’a Hayvanları Koruma Kanunu’na muhalefetten 1097 lira idari para cezası kesildi.

Dernek başkanı Arife Yanık, sürücü hakkında adli işlem başlatılması için de ilçe emniyet müdürlüğüne dilekçe verdi.

Alıntı: Diken

Kardeş Türküler’den yeni albüm geliyor: “Yol”

1

Kardeş Türküler, altı yıl aradan sonra “Yol” adlı yeni albümüyle Eylül ayında sevenlerine yeniden merhaba diyecek. Kalan Müzik etiketiyle dinleyicilerle buluşacak olan albümde; Türkçe, Kürtçe, Arapça, Romeika, Ermenice, Çerkesçe ve Boşnakça şarkılar yer alacak.

Kardeş Türküler, çokkültürlü bir coğrafyanın zenginliğini yansıtan yeni bir albümle Eylül ayında müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya ve Balkan coğrafyasından geleneksel şarkıları kendine özgü bir üslupla yorumlayan grubun Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan “Yol” isimli albümünde; Türkçe, Kürtçe, Arapça, Romeika, Ermenice, Çerkesçe, Boşnakça şarkılar yer alacak.

İçinde yer aldığı Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun (BGST) da desteğiyle hazırlanan bu albümle Kardeş Türküler; yola çıkışların, yola gidenin ardından seslenişlerin, yol ağzında bekleyişlerin şarkılarıyla, birlikte yürümeye dair inancı tazeleyerek, bu toprakların çokkültürlülüğüne bir kez daha selam gönderecek.

Kardeş Türküler’in son albümü “Çocuk (H)aklı”, 2011 yılında yayımlanmıştı. Grup, önümüzdeki dönemde düzenleyeceği konserlerle de, “Yol” albümünü daha geniş kitlelerle buluşturmaya hazırlanıyor.

3 ayda 108 çocuk daha cezaevine mahkûm edildi

0

Anneleriyle birlikte demir parmaklıklara mahkum çocuk sayısı üç ayda 560’tan 668’e çıktı. Nisan-Temmuz döneminde 108 çocuk daha anneleriyle birlikte cezaevinde yaşamak zorunda kalırken, bir yaşın altındaki çocuk sayısı da aynı dönemde 114’ten 149’a çıktı.

Cezaevinde anneleriyle birlikte kalmak zorunda kalan çocuklarla ilgili daha önce de Adalet Bakanlığı’na bilgi edinme kapsamında sorular yönelten ve bir rapor hazırlayan CHP İstanbul milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Gamze İlgezdi’nin üç ay aranın ardından yönelttiği sorulara verilen yanıtlar çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkardı.

Anneleriyle birlikte cezaevinde kalan çocukların sayısı, üç ayda yüzde 20 oranında arttı. Nisan ayında 560 olan cezaevindeki çocuk sayısı, Temmuz ayı itibarıyla 108 çocuğun daha annesiyle birlikte “tutsaklığı” ile 668’e ulaştı. Başka bir deyişle, günde bir çocuk demir parmaklıklar ardında yaşamak zorunda kaldı.

3-ayda-108-cocuk-daha-cezaevine-mahkûm-edildi-336216-1.

1 yaşın altındaki bebek sayısında artış

Annesi Gülistan Diken Akbaba ile birlikte 7 aylıkken girdiği Gebze Kadın Cezaevi’nde geçtiğimiz günlerde “pastasız ilk doğum günü kutlamasıyla” gazete haberlerine konu olan Miraz bebek gibi cezaevindeki bir yaşın altında olan bebek sayısı da Nisan-Temmuz döneminde yüzde 31 oranında arttı. Nisan ayında, cezaevinde kalan 0-12 ay arası çocuk sayısı 114 iken bu sayı Temmuz ayı itibarıyla 149’a ulaştı.

Bakanlığın haberi yokmuş

Adalet Bakanlığı, İlgezdi’nin cezaevlerindeki hamile tutuklu ve hükümlü sayısı ile demir parmaklıklar ardında doğum yapan kadınlarla ilgili sorularını ise “veri yok” diye yanıtlamadı.

İlgezdi’nin bu konuyla ilgili sorusuna “Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan hükümlü tutukluların hamile olup olmadığı, ceza infaz kurumunda doğum yapıp yapmadığı, annesinin yanında kalan çocukların hastalık veya vefat durumuna ilişkin veriler hakkında tespit edilmiş veri bulunmamaktadır” yanıtı verilmesi dikkati çekti.

İlgezdi “Hak ihlalinin itirafı”

Gamze Akkuş İlgezdi, cezaevlerinde revire çıkmak isteyen tutuklu ve hükümlülerin, hangi gerekçelerle talepte bulunduklarının kayıt altına alındığını belirterek, “Şayet mahkumların bu talepleri göz ardı ediliyorsa, bu en hafif ifadeyle görevi ihmaldir. Adalet Bakanlığı, ‘hamile tutuklu ve hükümlülere ilişkin veri bulunmuyor’ diyerek görevini ihmal etmektedir. Çünkü OHAL ile birlikte kapasitesinin üzerinde tutuklu ve hükümlü barındıran cezaevleri, çocuklu ve/veya hamile mahpuslar için çok daha sorunlu mekanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın hayati önem taşıyan bu konuya daha sağlıklı ve ciddi bir şekilde eğilmesini talep ediyoruz. Zira ‘Kayıt tutulmuyor, bilgimiz yok’ denilerek, ciddi anlamda bir insan hakkının da açık şekilde ihlal edildiği, Bakanlık tarafından da kabul edilmiş oluyor” dedi.

Alıntı: BirGün – SEBAHAT KARAKOYUN

Kitle turizmi deniz canlılarını tehdit ediyor

1

Çevre ve hayvan hakları örgütleri, memeli deniz hayvanlarının akvaryumlara ve hayvanat bahçelerine hapsedilmesinin olumsuz etkileriyle ilgili farkındalık yaratmayı başardı; fakat dar alanlarında yaşam mücadelesi veren balinalar ve diğer memeliler şimdi de kitle turizmi tehlikesiyle karşı karşıya.

Günden güne büyüyen turizm endüstrisi, birçok insanı alışılagelmişin dışında bir deneyim aramaya itiyor. Tekneyle denize açılıp balinaları yüzerken izleme etkinlikleri 1950’lerde Amerika’da başladı ve günümüzde her yıl 13 milyon kişinin katılımıyla yaklaşık 120 ülkede düzenleniyor. Asya ve Latin Amerika ülkelerinin de dahil olmasıyla gittikçe büyüyen bu endüstrinin değerinin 2.1 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Plastik kirliliğinin ve halihazırda var olan diğer tehditlerin yanı sıra, deniz canlıları şimdi de onları yakından görmek ve hatta onlarla yüzmek isteyen turistlerle baş etmek zorunda. Yeni trende göre alçak uçuş yapan uçaklarla balina sürülerinin yeri tespit ediliyor ve söz konusu turistler bu bölgeye getiriliyor. France Nature Environment (FNE) çevre örgütüne göre, insanlarla böylesine yakın ilişkide olmak bu vahşi hayvanları zararlı sonuçlar doğurabilecek değişik davranışlara itiyor. Bu uygulama onların beslenme veya üreme süreçlerini etkilemenin yanı sıra sürünün dağılmasına ve yeni doğan yavruların annelerinden ayrılmasına yol açabiliyor. Tilki gibi vahşi türlerde gözlendiği gibi, balinalar ve yunuslar onları teknelerin yakınına çekmek için verilen yemlere alışıp bağımlı hale gelebiliyor.

Uygulamanın destekçileri ise balinaların teknelere kendilerinin yaklaştığını ve turistler tarafından rahatsız edilmediğini ileri sürüyor. Fransız bir tur şirketi çalışanı Isabelle Frémont, “Çevre örgütleri, hayvanların insanlara ne kadar iyi davrandığını gidip kendi gözleriyle görmeliler” diyerek örgütlerin iddialarını asılsız bulduğunu söylüyor. Aberdeen Üniversitesi Biyoloji ve Çevre Bilimi Fakültesi’nden doktor Lusseau ise artık balıkçılıktan kazanç sağlayamayan yerel halk için bu endüstrinin bir umut ışığı olduğunu söylüyor: “Yerel topluluklar bu endüstri sayesinde ekonomik kazanç sağlıyor, fakat bir denge kurulması şart. Eğer işin içine sömürü girerse ve balinalar uzun süreçte zarar görürse bu endüstri de balıkçılık gibi zamanla çöker.”

Tekneden gözlemlemek yetmiyor, turistler şimdi de balinalarla yüzmek istiyor.

Bazı ülkelerde günlük denize açılabilecek teknelerin sayısını ve hızını düzenleyen kanunlar var; fakat tekneler yüzlerce kilometre açıktayken bu kuralların uygulanıp uygulanmadığını takip etmek zor. WDCS* bu turlara katılmak isteyenlerin öncelikle organizatörlere bulundukları bölgede herhangi bir düzenlemenin olup olmadığını sormalarını tavsiye ediyor. Ayrıca turda balinalarla ve sualtı yaşamla ilgili faydalı bilgiler verebilecek yetkili birinin olması öneriliyor.

Balinaların karadan da izlenebileceğini hatırlatmakta fayda var. Bu hem sizin hem de deniz canlıları için en güvenli seçenek.

* WDCS: The Whale and Dolphin Conservation Society, kendini dünya çapındaki balinaları ve yunusları korumaya adamış bir yardım kuruluşudur.

Kaynak: DW, BBC News

Savaşsız bir hayat mümkün: Çatalhöyük insanları 4 bin yıl boyunca savaşsız yaşadı

1

İngiltereli arkeolog Prof. Dr. Ian Hodder, Dünya Miras Listesi’ndeki yer alan Konya’nın Çumra ilçesindeki Çatalhöyük’te insanlarının, yapılan araştırmalar ve kazılar sonucunda, 4000 yıl boyunca şiddet ve savaş olmadan yaşadığını söyledi.

İngiltereli Arkeolog James Mellaart ve ekibi tarafından 1960’lı yıllarda keşfedilen Çatalhöyük’te, 1993 yılında Stanford Üniversitesinden İngiltereli Arkeolog Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında kazılara yeniden başlandı.

Çatalhöyük’te çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Ian Hodder, Çatalhöyük’te yapılan kazıların bu yıl 25. yılına girdiğini ve bugüne kadar birçok bilginin ortaya çıkarıldığını söyledi.

Çatalhöyük’te beslenme, sosyal ve ticari ilişkiler ile ilgili bulguları ortaya çıkardıklarını belirten Hodder, tarihinin 9.000 yıl öncesine dayanması, geniş bir alanı kapsaması ve ilk kez Ortadoğu’nun dışındaki bir yerde Konya’da yerleşmiş bir hayat bulunduğu için Çatalhöyük’ün oldukça önemli bir yerleşim olduğunu söyledi.

‘4000 yıl Çatalhöyük insanları savaşsız yaşadı’

Arkeolog Prof. Dr. Hodder, “Çatalhöyük çok istikrarlı bir toplumdu. Savaş ya da çatışma olmaksızın 4.000 yıldır yaşıyorlardı. Barış içinde bir hayat paylaşmayı ve modern toplumlar için çok iyi bir örnek oluşturmayı başardılar. Bir toplumda birlikte yaşamak önemlidir. Bireyselcilik ön plana çıkmamıştı. Onların bir lideri değil ortak bir yaşamları vardı. Akrabalığa dayalı ilişkiler yaygın değildi. Biyolojik aileler birlikte yaşamadı toplumdaki diğer insanlarla yaşıyorlardı. Genetik olarak karışıklardı ve büyük bir aileydiler” dedi.

Alıntı: Siyasihaber3

Dersimliler orman yangınlarını protesto etti: Dört dağ ateş içinde

0

Dersim dernekleri, Alevi örgütleri ile ekoloji aktivistleri, Dersim’deki orman yangınlarını Taksim Tünel Meydanı’nda yaptıkları kitlesel basın açıklamasıyla protesto ettiler. “Ormanlar bizim yakanlar devlettir” sloganını atan kitle, ormanları yakılarak, barajlarla kuşatılarak, köyleri boşaltarak Dersimlilerin terbiye edilmeye çalışıldığını, boyun eğmeyeceklerini vurguladılar

Dersim‘de 10 gündür operasyonlarla birlikte süren orman yangınlarına en büyük tepki Dersim ve Alevi Dernekleri’nden geldi. Taksim Tünel‘de bir araya gelen Dersim dernekleri ve Alevi örgütleri doğa talanına “dur” dedi. Polisin, Tünel‘den GalatasarayMeydanı’na yürümek isteyen kitleye izin vermemesi üzerine basın açıklaması tramvay inşaatının sürdüğü Tünel‘de yapıldı.

Dersim‘deki doğa talanını resmeden fotoğrafların taşındığı eylemde, Türkçe ve Zazaki dilinde, “Dersim dört dağ içinde, dört dağ ateş içinde” yazılı pankartlar ile “Bu zulme karşı kör, sağır, dilsiz olmak ikrarından dönmektir”, “Eli kanlı doğa katili şirketler Dersim’den defol”, “Ranta, talana, kıyıma Hayır” dövizleri açıldı. Dersimliler hep bir ağızdan, “Ormanlar bizim, yakanlar devlettir”, “Dersim yanıyor öfkemiz büyüyor”, “Dersim’de yanan ciğerimizdir”, “Devlet yaktı, medya sustu”, “Doğayı yakanlar, insanlığı yakıyor”, “Dersim’i yakanlar halka hesap verecek” sloganlarını attı.

İstanbul’un dört bir yanında eyleme desteğe gelen yurttaşlar ise alana sığmadı. Tramvay inşaatının diğer tarafında yerlerini alan yurttaşlar eyleme açtıkları “Dersim yanıyor, doğamız, canlılarımız, ciğerlerimiz kül oluyor” yazılı pankart ile yanan ormanların resimlerini taşıyarak destek verdi. Polis ablukası altında gerçekleşen eylemde, Dersim dernekleri ve Alevi örgütleri adına açıklama Ulaş Yeğin tarafından okundu.

Alevi halkı inancından kopartılmak isteniyor

Biz Dersimliler ve Dersim dostlarının yürekleri yanıyor” diyerek sözlerine başlayan Yeğin, “Daha önce defalarca yaşandığı gibi bir kez daha ormanlarımız yakılarak coğrafyamız yaşanılamaz hale getirilmeye çalışılıyor” dedi. Yeğin, geçmişte olduğu gibi ana akım medyanın bu felaketi görmezden geldiğini, devletin ise Dersimlilerin kendi imkânları ile yangınları söndürmesini de engellendiğini vurguladı.

Dersim coğrafyasının, “güvenlik” bahanesi ile yapılan ve yapılması planlanan baraj, HES projelerinin tehdidi yetmezmiş gibi bir de artık sistematikleşen orman yangınlarıyla yok edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Yeğin, “Devlet ve rantçı sermaye elbirliği halinde Dersim’i öldürüyorlar. Bu yangınlarla Dersim sadece insanlar için yaşanılamaz hale getirilmekle kalmıyor, Alevi inancı için kutsal sayılan doğası yakıp yıkılarak halk inancından koparılmaya çalışıyor. Bunun yanında hayvanların yaşam alanı ve hakları yok edilerek pek çok endemik bitki türü de zayi ediliyor” diye konuştu.

Dersim halkı kimliğine de dağasına da sahip çıkacak

Yeğin, bu kapsamda Pülümür ilçesinde bulunan Meçi, Rabat Tepesi karşısındaki Mezra Köyü, Uzun Evler Mahallesi ve Kaymaz Tepe, Dere Boyu köyü civarı, Hozat’ın Boydaş mevkii ve Ali Boğazı bölgeleri, Dersim’in Nazimiye ilçelerinde ve merkeze bağlı Sarıtaş, Doğantaş mevkileri, keza Ovacık ilçesi ve Elazığ Karakoçan’da çıkartılan bu sistematik orman yangınlarıyla çok yönlü bir felaket yaşandığını vurguladı.

Geçmişten günümüze bölgede yaşanan her çatışmanın ya da sürdürülen operasyonların ardından orman yangınları kasten çıkarılarak “terörle mücadele” edildiği ileri sürüldüğüne işaret eden Yeğin, “Dersim halkı, ormanları yakılarak, barajlarla kuşatılarak, siyanürlü altın faaliyetleri geliştirilerek ve köyleri boşaltılarak terbiye edilmek isteniyor. Böylece istiyorlar ki, Dersim yaşanılmaz hale gelsin, insansızlaşsın, çaresizlikten Dersim’de yaşamaya devam edenler de kimliğine, haklarına, doğasına sahip çıkmak yerine boyun eğsin! Ancak boşuna! Dersim halkı hakları yanı sıra doğasını da koruma seferberliğini sürdürecektir. Üstelik sadece kendi doğasını değil, rantçı sermayenin gerçekleştirdiği diğer yağmalara ve tahribatlara karşı da bütün bir Türkiye’nin de doğasını savunacaktır” dedi.

Açıklamanın ardından oturma eylemi yapan kitle hep bir ağızdan, “Dersim dört dağ içinde”, “Dayê Dayê”, “Dersimde doğan güneş” türkülerini seslendirdiler. 14 Ağustos günü saat 16.00‘da, İstanbul‘dan Dersim’e otobüs kaldıracak olan Dersim dernekleri ve Alevi örgütleri, katılım çağrısı yaptı.

dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335563-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335564-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335565-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335566-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335567-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335568-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335569-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335570-1.dersimliler-orman-yanginlarini-protesto-etti-dort-dag-ates-icinde-335571-1.

Alıntı: BirGün – Zeynep Kuray

Tahribat şimdiden vahim: Carettepe’de “bir doğa katliamının başındayız”

0

Artvin’in Kafkasör Yaylası Cerattepe Mevkisi’nde maden sahasının yol açtığı tahribat görüntülendi. Durum şimdiden vahim.

Cengiz Holding’e ait Eti Bakır A.Ş.’nin madencilik faaliyeti, doğa savunmacaları ve yöre halkının şiddetle karşı çıkmasına rağmen son olarak Danıştay tarafından onanmıştı.

Yeşil Artvin Derneği ve İstanbul Artvinliler Derneği, Cerattepe’deki maden sahasına basın gezisi düzenledi. İstanbul’dan gelen ve aralarında gazeteci ve belgesel yapımcılarının da yer aldığı 30 kişilik grup bölgede incelemelerde bulundu.

Cerattepe maden sahasına ait kuzey ve güney galerilerin altında yer alan mahallelerdeki tarım arazilerine ulaşan sulama kanallarında oluşan kirliliği görüntülendi.

Basın mensupları vatandaşlarla da görüştü.

Tarım ve arıcılık da tehlikede

Taşlıca köyünde yaşayan 79 yaşındaki Mevlüt Altuntaş kanallardaki kirlenme nedeniyle ektikleri sebzelerin veriminin düştüğünü anlattı.

Taşlıca Köyü Kooperatif Başkanı Hasan Yaşar, bölgede arıcılık faaliyetinin de yapıldığını belirterek şunları söyledi: “Tarım Bakanlığı’ndan destekli 2 bin 200 kovanda bal üretimi yapıyoruz. Bölgede 25 bin koloni arının yaşayacağı kadar nektar var. Hatila Vadisi’nde hayat sürdüğü sürece arıcılık projesi yılda 4 milyon lira ülke ekonomisine katma değer sağlar. Ama burada madencilik projesi yapılırsa arıcılık yoğun bir şekilde etkilenecek.”

Hatila Vadisi’ndeki Gavut Deresi mevkisine giden basın heyeti Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan’la görüşerek bilgi aldı. Karahan, daha önce derenin berrak aktığını, ancak madencilik faaliyeti sonrası suyun kirlendiğini belirterek “Konuyu yetkili tüm kurumlara bildirdik. Suç duyurusunda bulunduk. Bize ‘Hiçbir sorun yok, her şey yolunda’ cevabı geldi” diye konuştu.

Güney galeriye giriş yasağı

Grup maden sahasının güney galerisine alınmadı. Kuzey galeriye ise sınırlı biçimde inceleyebildi. Su kaynaklarının kirlendiği ve tünelden çıkan hafriyatların çevreye yayıldığı gözlendi.

Galeri için ağaç kesilerek açılan orman alanları ve çıkarılacak madenin taşınacağı teleferiğin orman içine kurulan ayakları fotoğraflandı.

‘Bir doğa katliamının başandayız’

Cerattepe gezisindeki heyette yer alan belgesel yapımcısı Coşkun Aral, doğaya saygı gösterilmesinin önemine değinerek şöyle konuştu: “Bakır madenine ilişkin tünel kazımasında bile, buranın muhteşem coğrafyasında var olan nehirlere derelere akıtılan kimyasal atıklar bölgenin tüm yaşamını etkileyecek. Bir doğa katliamının başındayız.”

‘Bariz olumsuz etkiler görülmeye başladı’

İstanbul Artvinliler Vakfı Başkanı Mustafa Melek, grubun henüz hazırlık aşamasında olan madenin doğaya verdiği zararları gözleriyle görme imkanı bulduğunu ifade etti. Melek, “Hummalı bir çalışma var. Ancak çalışmanın bu aşamada dahi bariz bir şekilde olumsuz etkileri görülmeye başladı” dedi.

Ne olmuştu?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan aldığı ‘ÇED Olumlu’ kararı Rize İdare Mahkemesi tarafından iptal edilen maden şirketi, 2 Haziran 2015’te bakanlıktan yeniden ‘ÇED Olumlu’ kararı almıştı. Bunun üzerine harekete geçen Yeşil Artvin Derneği öncülüğündeki 751 kişi ve 61 avukat, 8 Temmuz 2015’te Rize İdare Mahkemesi’nde, ikinci raporun yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle davası açmıştı.

Yeşil Artvin Derneği avukatları ve uzmanlarının görüşlerinin ardından Cengiz Holding’in avukatı söz alarak davanın reddini talep etmiş; bunun üzerine Yeşil Artvin Derneği avukatı Bedrettin Kalın, reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Rize İdari Mahkemesi’nin verdiği açıklamalı kararda projenin devlet ormanı alanda yapılmasında mevzuata aykırı bir durum olmadığı belirtilirken, “Devlet ormanlarında gerekli iznin alınmasıyla madencilik faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinin mümkündür. Dava konusu madencilik projesi için gerekli izinler alınmıştır” denmişti.

Danıştay, Artvin’in Kafkasör Yaylası Cerattepe Mevkii’nde Cengiz Holding’e ait Eti Bakır A.Ş.’nin madencilik faaliyeti yürütebileceğine dair idare mahkemesinin kararını geçen ay onamıştı.

Alıntı: Diken

Aşk olsun

0

HDP’nin tutuklu eş genel başkanı Selahattin Demirtaş BirGün gazetesinin pazar ekine Aşk konulu bir yazı yazdı. 

Hayat bir yapbozun parçalarını birer birer yerine yerleştirmeye benziyor. Kimi daha ilk parçayı bile yerine koyacak imkânı bulamaz; kimi birkaç parçayı hızlıca yerleştirdikten sonra geri kalanların yerini bir türlü bulamaz; kimi yarısını tamamladıktan sonra ağırdan alır ve bir daha tamamlamaya fırsat bulamaz; kimisi tamamladıktan sonra yaşadığı anlık bir mutlulukla birlikte tarifsiz bir boşluk hisseder.

Ama en kötüsü, tüm parçaları yerleştirdikten sonra bir parçanın eksik olduğunu fark etmektir. Koca yapboz tamamlansa da, orta yerde duran bir parçalık boşluk, resmin geri kalanından daha dikkat çekicidir. Kırılmış bir ön dişin, gülerken ağızda bıraktığı tarifsiz boşluğa benzer. 

Parçayı bulmak için evin altını üstüne getirirsiniz, ama buhar olup uçmuştur adeta. Kayıp tek bir parçanın yarattığı huzursuzluk, doğru bir şekilde yerleştirilmiş yüzlerce parçanın verdiği mutluluğu siler süpürür. Onun yerine koyabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Evdeki hiçbir eşyanız, sahip olduğunuz hiçbir şey o boşluğu dolduramaz.

Aşk da böyledir işte. Hayatınızda aşk eksikse, geri kalan kısımlar çok da bir anlam ifade etmiyor. Aşkın yerine koyabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Hayatın her anını, her parçasını aşkla yaşamak gerekir o yüzden. Yaptığımız her neyse aşkla yapabilmektir önemli olan. Yapbozun her parçasını eksik olan parçaymış gibi, aşkmış gibi düşünerek yerli yerine koyabilmek, hayatı aşkla örmek…

İnandığınız bir Tanrı varsa, O’nu kandırmaya çalışmayın, aşkla sevin O’nu. Hayallerinizin esiri olmayın, aşkla gerçekleştirmeye çalışın. Devrime yürüyecekseniz eğer, bahane aramayın aşkla isyan edin. Ne yapacaksanız yapın, ama vıcık vıcık bir yavşamayla yapmayın, aşkla yapın. Aşkı yitirmişseniz eğer, onun yerine başka bir şey koymaya da kalkmayın, çok sırıtıyor ve çirkin duruyor emin olun.

Mevcut iktidar sahiplerine bir de bu gözle bakın isterseniz. Kaybettikleri aşkların yerine köprü koyuyorlar olmuyor, tünel koyuyorlar olmuyor; rant koyuyorlar, duble tehdit koyuyorlar olmuyor; korku koyuyorlar, zulüm koyuyorlar, öfke, kin, hakaret koyuyorlar olmuyor. 

Olmuyor, çünkü aşkın yerine hiçbir şey konulamıyor. Olmuyor, çünkü aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban. Zulmü büyük olan değil, aşkı büyük olan tamamlar yapbozu. Aşkla kalın…

Alıntı: BirGün

Her şeyi bırakıp hemen gitmek isteyeceğiniz 5 harika ekoköy

0

Kalabalık ortamlardayken, bir başka anlamsız telefon konuşması yaparken “Yeter, bıktım. Hayatta bundan başka bir şeyler olmalı” dediğimiz o anı hepimiz yaşamışızdır.

Fakat bir sonraki adımı atabildiniz mi? Daha ileriye gidebildiniz mi? Neyse, en azından bu cümleyi kurmak da bir adım sayılabilir. Nereye gideceksiniz? Ne yapacaksınız? Nasıl geçineceksiniz? Bunlara benzer pek çok soru var. Cevapları ya da hayalinizi paylaşan insanları bulmakta zorlanıyor olabilirsiniz.

Bu an, çoğumuzun bu zorlukla karşı karşıya kaldığı, bir sonraki adımımızı atıp konfor bölgemizden çıktığımızda neler olabileceğini hayal ederek masamızda oturup düşünüp durduğumuz andır.

Ancak dünya genelinde birçok insan bunu yapıyor. Küresel Ekoköyler Ağı’nın yıllık olarak düzenlediği konferans vb. etkinliklerde her yıl daha fazla sayıda bir araya gelen insanlar, ekoköylerin daha mutlu ve daha sağlıklı bir yaşama giden yol olduğunu keşfediyor. Ekoköyler sadece insanlar için değil, gezegenimiz için de iyidir.

İlginizi çekti mi? İşte yerleşmek isteyeceğiniz 5 harika ekoköy!

Matavenero

Fotoğraf: Kevin Faingnaert

Kuzey İspanya’nın puslu dağlarında bulunan Matavenero, gerçekten kendine has, apayrı bir dünya. Burada yaşayan topluluk, terk edilmiş bir köyün kalıntılarındaki bir avuç dolusu insan olarak otuz yıldan uzun bir süredir kendi yaptıkları evleri ve rahat karavanlarıyla gelişmiş durumda. Bu ekoköyde ücretsiz bir okul, fırın, bar bulunuyor; doğa ve birbiriyle uyum içinde yaşamanın gerçekten ne demek olduğunu keşfetmek isteyen insanları sıcak bir şekilde karşılıyor.

Ängsbacka

Fotoğraf: Ängsbacka Facebook sayfası

Kartpostallık mükemmel karlı kış günleri, uzun ve serin yaz geceleri… İsveç’in Ängsbacka cennetini sevmek için çok sebep var. Bir İskandinav masalından fırlamış gibi görünen sihirli köy, sadece yirmi kişinin yaşadığı bir yer olabilir; ancak bu yirmi kişi, topluluğun sanatsal olarak halka açılmasını sağlamış.

Her yıl tantra, meditasyon, dans arasında değişen çeşitli festivaller ve atölyeler ile dünyanın dört bir yanından binlerce kişiye kapılarını açıyorlar. Ayrıca bu yıl, Avrupa’daki ekoköylere ve ekoköy meraklılarına da kapılarını açıyorlar. Odak noktaları; kişisel gelişim, dürüst iletişim ve yaşama saygı.

Damanhur

Gizli yeraltı şapelleri, neşe üzerine kurulu bir topluluk, kendi anayasası ve para birimi olan gizli bir dağ evi… Fantastik bir film gibi görünebilir ancak Damanhur’da yaşayan yaklaşık 600 köy sakini, bu gerçekliği gece-gündüz yaşıyor. İtalya Alpleri‘nin eteklerindeki bu inanç ve insanlık mucizesi, gelişen bir merkez haline gelmek için büyük zorlukların üstesinden gelmiş.

Sunseed

Fotoğraf: Sunseed Facebook sayfası

Eğer gerçekten her şeyden kaçıp uzaklaşmak istiyorsanız, Sunseed’den daha iyi bir yer bulamazsınız. İspanya’nın güneyindeki çöllerde terk edilmiş muhteşem bir köydeki bu küçük ama mükemmel biçimde oluşturulmuş proje tamamen su, rüzgâr ve güneş enerjisi üretiyor.

Köy sakinleri permakültür bahçelerinde, doğal mutfaklarında, alternatif teknoloji atölyesinde ve eko-inşaat bölümünde çalışmaya başlamadan önce, ortak bir oyunla günlerine başlayıp dağlarına ardından yükselen muhteşem gündoğumlarının keyfini çıkarırlar. Günleri, vahanın doğal havuzunda yüzen kaplumbağalar ile birlikte yaptıkları dalışla sonlanır.

Tamera

Ekoköy hareketinin en önemli referans noktalarından biri olan Portekiz’in Tamera topluluğu, toplumda daha sevgi dolu bir yaşam tarzı arayanlara 20 yılı aşkın bir süredir ilham kaynağı olmuştur. Ekolojik hayallerimizi nasıl gerçekleştireceğimizi öğrenmek için “Gerçekçi Ütopya İçin Okul ve Araştırma İstasyonu” olarak adlandırılan bu yerden daha iyi neresi olabilir ki?

Güneş köyünden Aşk Okulu’na ve Küresel Barış Enstitüsü’ne varıncaya kadar sunulan hem ilginç hem de harika projeler ve yenilikler, köy sakinlerinin kendilerini daha güzel ve sürdürülebilir bir dünya yaratmaya adamış olduklarının kanıtı. Araziyi kurak çölden yeşil bir permakültür vahasına dönüştürmek için ilginç bir çalışma da yapmışlar.

Kaynak: The Plaid Zebra