Ana Sayfa Blog Sayfa 271

Kazdağları ve Kemer’de kundaklama şüphesi, Dersim’de binlerce hektar yok oldu: Ormanlara sahip çıkın!

1

Her yaz olduğu gibi bu yaz da insan ihmalinden ve rant düşkünlüğünden kaynaklı olarak orman yangınlarına sinir oluyoruz. Kazdağları, Dersim, Kemer ve İzmir’de yangınlar var. Doğamız yanıyor, biz yine bakıyoruz. Dünya nereye gidiyor, insanlar ormanları yok edip elde ettikleri kâr ile ne kadar yaşayabileceklerini düşünüyorlar bilinmez ama bu şartlar altında geleceğimizin hiç parlak olmadığını söylemek çok kolay.

Hava kirliliğine çare bulamayan Pekin ve Şanghay sakinleri, tanesi 20 dolara satılan temiz hava şişelerinden alıyor. Kanadalı üreticilere göre 1 litre oksijen 150 kez solumak için yeterli. Birilerinin kârı artacak diye bir gün bizler de temiz havayı satın almak zorunda kalacağız. Aynı şu an aslında en temel hakkımız olan suya para veriyor oluşumuz gibi. Bunlar hayal veya kötülük dolu senaryolar değil, bunlar tam da kötü insanın bizi getirdiği acı ve gerçek sonuçlar. Eğer geç kaldığımız mücadeleye başlamazsak son pişmanlık faydasız olacak.

***

Kazdağları’nda dört ayrı noktada orman yangını çıktı. Kundaklama ihtimali üzerinde duruluyor. Bir ay önce de kundaklanma yaşanmıştı.

Balıkesir’in Edremit İlçesi’ndeki Kazdağları’nın Şahinderesi Kanyonu yakınlarında orman yangını çıktı. Dört ayrı noktadan başlayan yangını söndürme çalışmalarında fırtına nedeniyle sıkıntılar yaşanırken, sabotaj şüphesi ağırlık kazanıyor.

Şahinderesi Kanyonu yakınlarında, orman yangını çıktı. Altınoluk Mahallesi’nin yukarı kısımlarında bulunan Şahinderesi Kanyonu bölgesindeki yangına 2 yangın söndürme uçağı, 4 helikopter, 24 arazöz ve 2 dozer ile müdahale edilmeye başlandı. 4 ayrı noktada aynı anda çıkan ve kundaklama şüphesi bulunan yangını söndürmek için bölgedeki çalışmalar aralıksız sürüyor. Fırtına söndürme çalışmasını güçleştirirken, olayda sabotaj şüphesi ağırlık kazanıyor.

Balıkesir Orman Bölge Müdürü Metin Kırcı, “Altınoluk Mahallesi’nin üst kısımlarında Kazdağları ormanlarının Şahindere Kanyonu Mevkii’nde 4 ayrı noktada orman yangını çıktı. İhbarın ardından hemen harekete geçildi ve ilk müdahaleyi 6 dakika içinde helikopterle yaptık. Bölgeye 2 yangın söndürme uçağı, 4 helikopter, 24 arazöz ve 2 dozer sevk edildi. Çok büyük alanda etkili değil, ancak 4 ayrı noktada olması ve rüzgar işi zorlaştırıyor” dedi. Yangınla ilgili bir kişi gözaltına alındı.

Bir ay önce de kundaklanmıştı

Kazdağları’nın Edremit sınırındaki Avcılar Köyü’nün üst kısmında yer alan bölgede de 30 Haziran da kızılçam ağaçlarının bulunduğu ormanlık bölgede 4 ayrı noktada yangın çıkmıştı. O yangın da kayıtlara kundaklama olarak geçmişti.

Kemer’de de yangın

Antalya’nın Kemer ilçesinde de dün öğleden sonra orman yangını yaşandı.

İzmir’deki yangının nedeni araştırılıyor

İZMİR’in Karşıyaka İlçesi’nde önceki gün 7 hektarlık makilik ve orman alanının zarar görmesine yol açan yangının çıkış sebebi araştırılıyor. Karşıyaka’nın Sancaklı Mahallesi yakınlarında dün akşam saatlerinde makilik alanda yangın çıktı. Bölgeden çıkan alevleri görenler durumu orman ve itfaiye ekiplerine bildirdi. İzmir Orman Bölge Müdürlüğü yangına 35 arazöz, 8 dozer, 3 helikopter, 2 amfibi uçak, 3 iş makinesi ile müdahale ederken, çok sayıda itfaiye ekibi de destek verdi. Yangın bölgedeki ormanlık alana da sıçrarken, havanın kararmasıyla alevlere sadece karadan müdahale edilebildi. Ekiplerin yoğun çalışması sonrasında yangın kontrol altına alınarak söndürüldü. 7 hektarlık makilik ve orman alanın zarar gördüğü yangının çıkış sebebinin belirlenmesi için çalışma başlatıldı. Aynı bölgede daha önce de iki ayrı yangın çıkmıştı.

Dersim’de binlerce hektar yok oldu

DERSİM’de Pülümür, Hozat, Nazmiye ve Ovacık’ta gerçekleştirilen operasyonlar sonrası başlayan yangınlar binlerce hektarı yok etti. Pülümür’de Rabat tepesi, Hozat’ta Boydaş mevkii ve Aliboğazı bölgelerinde bombardıman sonrasında çıkan yangında binlerce hektarlık alan yandı. Merkeze bağlı Sarıtaş köyündeki yangın da hasara yol açtı. HDP milletvekili Alican Önlü yangınları Meclis’e taşıdı.

Sabah erken saatlerde başlayan yangına İl Orman Müdürlüğü “güvenlik” gerekçesiyle müdahale etmezken, yangın rüzgarın etkisiyle hektarlarca büyüklükteki alana yayıldı.

Yangın söndürme ekiplerinin gelmediği bölgede köylülerin kendi çabalarıyla yangını söndürmeye çalıştığı ve yetkililerin “güvenlik” gerekçesiyle yangına müdahale etmediği belirtildi.

Erzurum’daki yangınlar kontrol altına alındı

ERZURUM’un Oltu İlçesi’ne bağlı Yukarıçamlı Mahallesi’ndeki ormanlık alan ile Şenkaya ilçesinin Atyolu Mahallesi’nde çıkan yangınlar kontrol altına alındı. Çıkış nedeni henüz belirlenemeyen yangında rüzgar ve yolun olmaması nedeniyle şimdiye kadar yaklaşık 20 hektarlık alan kül oldu. Oltu ilçe merkezinden vatandaşların da götürüldüğü yangın söndürme çalışmalarına Gürcistan’dan Erzurum, Artvin, Ardahan, Giresun’dan ekipler katıldı. Aralıksız olarak karadan ve havadan sürdürülen söndürme çalışmaları sonucu yangın bu sabah kontrol altına alındı.

Alıntı: BirGün, İleri

Çevrecilerden Hippi Festivaline Tepki: Kelebek Vadisi Kelebeklerindir!

0

Muğla ili, Fethiye ilçesi Ölüdeniz belde sınırları içerisindeki doğal bir hazine olan Kelebekler Vadisi Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nca da yasal koruma (sit) altında. Normal koşullarda yüksek sesle konuşmanın bile uygun görülmediği vadiye, festival sebebiyle bin kişinin gelmesi bekleniyor. Üstelik kurulacak sahnedeki müzik sistemi de cabası.Çevreciler bu festivalin 80’in üzerinde kelebek türünün, ender ve endemik bitkilerin yaşam sürdüğü, 1. derecede doğal sit alanı olan vadiyi tehdit edeceğini söylüyor. Festivalin kelebeklerin kozalarından çıkacağı dönem olan  Ağustos ayına denk gelmesi durumu daha da vahim hale getiriyor. Festivalde sahne alacak olan müzik gruplarına ve festival katılımcılarına çağrıda bulunan çevreciler, “bu yanlış karardan bir an önce geri dönün” çağrısında bulunuyor. Çevrecilerin çağrısına daha önce festivale katılacağı duyurulan Siya SiyaBend grubundan destek geldi. Grup sosyal medya hesaplarında festivale katılmayacaklarını duyurdu.

Vadide bulunan işletmelere kar sağlamak amacıyla düzenlendiği iddia edilen festivalin ilgili kuruldan nasıl izin aldığı merak konusu… Konuyla ilgili Change.org’da başlatılan imza kampanyasına destek vermek için buraya tıklayınız.

Alıntı: Ajanimo

Günlük vegan beslenme planı nasıl yapılmalıdır?

Vücudumuz için gerekli tüm besin ögelerine, yani bitkisellere günlük beslenmemizde nasıl yer vermeliyiz? Neyden ne kadar almalıyız? Bu sorulara cevap vereceğim. Eğer bu konu ile ilgili soru sormak isterseniz yorum kısmına görüşlerinizi bildiriniz.

Günde 3 öğün yemek yediğinizi farzedersek tabağınızı alın, hayali bir çizgiyle bu tabağı ikiye bölün. Herhangi bir yarısını üçe bölün, iki bölmesine sebzeleri, bir bölmesine de meyveleri yerleştirin. Gelelim diğer yarısına… Bunu da 2’ye bölün, bir bölmesine kurubakliyatları yerleştirin, geriye kalan iki bölmeye de tahılları ve tohumluları yerleştirin. Aşağıda bu gruplarla ilgili kısa açıklamaları bulabilirsiniz.

Tahıllar

Buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, pirinç, pilavlar, ekmekler, içine un konmuş tüm çorbalar, yani undan yapılmış her şey bu gruba girer.

Bir ölçüsü ortalama 15 gram şeker, 2 gram protein içerir.

Bir ölçü tahıla giren bazı gıdalar ve miktarları:
  • 2 dolu dolu yemek kaşığı pirinç veya bulgur pilavı, makarna
  • Avucumuzun ayası büyüklüğünde, serçe parmağımız kalınlığında ekmek
  • Çeyrek simit
  • 1 kase çorba
Kurubakliyatlar

Kuru fasulye, kuru nohut, börülce, mercimek bu gruba girer.

Bir ölçüsü ortalama 15 gram şeker, 20 grama kadar protein içerir.

Bu grubun ölçüsü tüm bu gıdaların 4 yemek kaşığı kadarıdır.

Sebzeler

Bir ölçüsü ortalama 6 gram şeker, 1-2 gram protein içerir.

Çiğ sebzeleri rengarek olacak şekilde tüketebildiğiniz kadar tüketebilirsiniz. Pişmiş sebzelerin 4 yemek kaşığı bir ölçüdür.

Meyveler

Ortalama bir yumruk büyüklüğünde meyve bir ölçü meyvedir.

Bir ölçüsü ortalama 15 gram şeker içerir.

  • 4 orta boy kayısı
  • 1 adet küçük boy incir
  • 1 adet Amasya Elması
  • 1 adet Anamur Muz
Tohumlular

Bir ölçüsü ortalama 5 gram yağ içerir.

  • 2 adet ceviz içi
  • 10 adet çiğ fındık
  • 7 adet çiğ badem

Her öğünde eşit miktarlar tüketmek zorunda değilsiniz. Bir öğünde tüketmediğiniz kurubakliyatı diğer öğünlerde tamamlayabilirsiniz. Aşağıdaki miktarları bu nedenle verdim ki denge sağlayalım. Bu arada miktarlar kişiseldir. Yaşa, aktiviteye, cinsiyete ve birçok faktöre göre değişkenlik gösterir.

Bir günde tüketilmesi gereken ölçüler:
  • 3 ve 3 ölçüden fazla meyve
  • 5 ve 5 ölçüden fazla sebze
  • 3 ve 3 ölçüden fazla tahıl
  • 3 ve 3 ölçüden fazla kurubakliyat
  • 2 ve 2 ölçüden fazla tohumlular

Bazı öneriler

  • 1 günde en az 3 ölçü bakliyat tüketin, 50 yaşın üzerindeyseniz 4 porsiyona çıkabilirsiniz.
  • Sebze ve meyveleri toplamda 8 ölçüden fazla tüketebilirsiniz, meyve konusunda sınırlama yapmamakla beraber özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler olmak üzere sebzeleri daha fazla önemseyin. Gökkuşağı şeklinde beslenin, her renk taze sebze ve meyvede farklı tür antioksidan var, bu antioksidanlar hücreyi paslanmadan korur.
  • Tam tahıllıları rafine olanlardan fazla önemseyin, filizlenmiş tahılları da tüketebilirsiniz.
  • Yağ içeriği yüksek bitkisel besinleri ölçüsünde tüketin. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, keten tohumunu ihmal etmeyin. Sadece tavsiyem, keten tohumu yedikten sonra bolca su içmeniz.
  • Yeterince kalsiyum aldığınızdan emin olun. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, kalsiyum eklenmiş tofu, soya fasulyesi, tempe, zenginleştirilmiş bitkisel süt ve yoğurtlar, tahin, kuru incir, badem kalsiyum için iyi kaynaklardır.
  • Doğal bir ortamda yaşamıyorsanız ve çeşitlendirilmiş ürünler tüketmiyorsanız B12 vitamini takviyesi almaktan çekinmeyin. Denizde yetişen yosunlar ve fermente gıdalar B12 vitamini açısından güvenilir değildir.
  • Saç dökülmesi gibi şikayetler yaşıyorsanız günlük beslenmenize 2 yemek kaşığı kabak çekirdeği ekleyebilirsiniz.
  • Vegan beslenmeyle beraber düzenli fiziksel aktivite yapın. Düzenli fiziksel aktivite haftada en az 3 gün yapılan, her yapıldığında en az 45 dakika süren aktivitedir. Bu aktivite nefes nefese kaldığınız, terlediğiniz, tempolu bir aktivite olmalıdır. Kalp hastasıysanız ve herhangi bir hastalığınız varsa aktivite hakkında hekiminize danışınız.
NOT: Öneriler genel vegan beslenme önerileridir. Kişisel önerilerin yerini tutmaz. Kişisel öneriler için beslenme ve diyet uzmanına danışınız.

 Vegan Diyetisyen

Balkonunuzda meyve sebze yetiştirmenin püf noktaları

0

Limondan patlıcana, çilekten domatese, taze, lezzetli ve el emeği göz nuru meyve sebzelere özlem duyanlar, kentte bile olsalar artık kendi bahçelerini balkonlarında oluşturuyor. Bu işin tabii ki bazı püf noktaları var.

Eli toprağa değsin, dalından kopardığı meyve ve sebzeleri sofrasına konuk etsin isteyenler için, son dönemin en keyifli trendlerinden biri de balkon bahçeciliği. Yemek.com, bu rüzgara kapılmak isteyenlere yol gösterecek ipuçlarını ve önerilerini derlemiş, biz de sizlere aktaralım.

İlk bilmeniz gereken: Saksı ve toprak seçimi

İlk adım, doğru saksı ve doğru toprağı seçmek. En az 40 santimetre genişliğinde bir saksı almaya, saksının altında deliklerin mutlaka bulunmasına ve saksının konulabileceği yüksek bir yer olmasına özen göstermek gerekiyor. Saksının plastik olması hem hafifliği hem de nemi daha uzun süre tutması sayesinde bahçecilerin işini kolaylaştırır. Toprak seçerken de, poşetlenerek satılan ve sebze yetiştirmeye uygun özel topraklardan tercih etmek gerekir.

Domatesler salkım salkım

Domatesin içindeki çekirdekleri nemli bir bezde bir gün kadar bekletin. Aldığınız toprağı saksıya koyun, üzerine organik bir toprak türü olan torf ekleyin ve çekirdekleri gelişigüzel serpiştirin. Üzerine yeniden torf ekleyin ve sulayın. Çabuk çimlenmesi için üzerini siyah bir poşetle kapatabilirsiniz. Çimlendikten sonra saksıya her gün düzenli olarak su verin ve güneş ışığına doğrudan maruz kalmayan ama aydınlık bir alanda domateslerinizin yetişmesini bekleyin.

Çekirdek biriktirmek ya da tohum aramak zor geliyorsa, domatesleri yuvarlak dilimler haline getirip doğrudan toprağa koyabilir ve üzerine yine bir miktar organik toprak ekleyebilirsiniz.

Şıkır şıkır biberler

Biber tohumlarını da tıpkı domates çekirdekleri gibi toprağa ekebilirsiniz. Daha hızlı bir çimlenme yakalamak istiyorsanız ekim sırasında toprağınızın soğuk değil, ılık hatta sıcak olmasına da özen gösterin. Çimlenme sonrasında ise kesinlikle güneşin doğrudan etkisi altında olmayan bir yerde tutmalısınız.

Saksıda süslü çilekler

Tohum ya da fide olarak bulabileceğimiz çilekleri saksılara tıpkı diğer ekimlerdeki gibi ekin. Toprağın sürekli nemli olmasına, ancak çürümemesi için altında fazla su birikmemesine dikkat edin. Güneşini de esirgemeyince misler gibi çilekleriniz dallardan sarkmaya, kıpkırmızı olmaya başlayacak.

Mutfağın olmazsa olmazı soğan ve sarımsak

Taze sarımsak ve soğanları alıp filizlendirerek ya da doğrudan filizlenmiş hallerini kullanarak bu lezzetleri evde yetiştirebilirsiniz. Toprağa ektikten sonra suyunu eksik etmemeyi ve güneş gören ama çok da sıcak olmayan ortamlarda tutmanız gerektiğini unutmayın, yeter.

Kütür kütür salatalık

Çeşit çeşit salatalıklar evde kök salmaya başlayınca, ister turşu yapın ister kütür kütür yiyin, seçim sizin. Tohumlarını toprağa koyduktan sonra üzerlerini eşit olacak şekilde ince bir toprak tabakası ile kapatın. Sulamasını yağmurlama şeklinde yapın.

Saksıda karpuz bile olur

Yazın evin her köşesinden fırlayan karpuz çekirdeklerini toprakla buluşturun. Karpuzun bol su istediğini unutmayın. Biraz büyükçe bir saksı tercih ettiğinizde, karpuzlarınız büyüyüp serpilecektir. Fakat sonuçta saksıda olduğu için dışarıdan aldıklarınız kadar kocaman olmasını da beklemeyin. Yine de leziz ve yaza yaraşacak tazelikte!

Yemeye kıyamayacağınız limonlar

Hiçbir limon evde kendi yetiştirdiğiniz gibi olmaz. Limon çekirdeklerini çıkarıp nemli pamukta tıpkı çocukluğumuzda fasulyelere yaptığımız gibi filizlendirin. Ardından filizlenen limon çekirdeklerini saksıya taşıyın. Saksının yerini çok değiştirmeyip suyunu da toprak hep nemli kalacak şekilde vermeyi unutmayın.

Patlıcanlar balkondan

Patlıcan tohumlarını alıp toprağa ektikten sonra 10 gün kadar oda sıcaklığında bekletin. Çimlendiğini gördükten sonra saksıyı daha aydınlık ve serin bir yere taşıyın. Arada toprağını havalandırın ve suyunu düzenli olarak verin. Patlıcanlarınız yakın zamanda yemek olmaya hazır hale gelecektir.

İnsanı insan olarak görebilmek 1: Irkçılık

Asırlardır insanları ten renkleri, doğdukları coğrafya yüzünden birbirinden ayıran, insanları ötekileştiren; farklı fiziksel özelliklere sahip olanların bir diğerine üstünlük kurabileceğine inanış, bu sebeplerden doğan şiddet, nefret, savaşlar… “Sorun” ırkçılık, çözüm ise oldukça basit; insanı insan olarak görebilmek.

Sorun bile denilemeyecek bir sorun ırkçılık. Köklü, çözüme ulaştıramadığımız, koca bir sorun. Irkçılık her yerde; günlük hayatımızda, televizyonlarda, havaalanı kontrollerinde, vize başvurularında en kötüsü de kafamızın içinde. İnsanı insan olarak görmek yerine onu ten rengine göre, doğduğu topraklara göre ayırıp bu insanları çizgilerin içine hapsediyoruz.

İnsani özellikleri belirleyen neydi? Düşünceler, davranışlar, hisler mi? Ten rengi, saç tipi, doğdukları yerler mi? Irkçılık sorununun hâlâ devam ettiğini göz önünde bulundurursak bu sorunun cevabı olması gereken değil. İnsanı tanımak için çaba sarf etmek zor (!) olsa gerek ki önyargılardan vazgeçemiyor, kalıplardan sıyrılamıyoruz.

Irkçı düşünce yapısının ne kadar derin olduğunu fark etmiyoruz, insanlık duygularını, sevgiyi çaldığını görmüyoruz. Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor ve ilk tepki “kim öldü“, “bombayı patlatan kim?” oluyor. Polis birine aşırı güç uyguluyor ve sorulan soru “o insan siyah mı beyaz mı?” oluyor.

İnsanlar ölüyor. İnsanlar bombalar yüzünden ölüyor. Birileri vahşi müdahalelere maruz kalıyor. İnsanların canı acıyor. Ortada aklın sınırlarını zorlayan bir şiddet var ve sorun şiddetin kendisi değil kimin öldüğü. Kimin öldüğü mü belirliyor senin tepkini? Onlardan biri mi yoksa bizden biri mi? Şiddete maruz kalan siyah bir insansa başka bir tepki beyaz bir insansa başka bir tepki… Irkçılık insanı öylesine körleştiriyor ki sesimizi çıkarmamız gereken asıl konuları görmez oluyoruz. Bomba patladı. Kim öldü? Biz öldük. Şiddete maruz kalan kim? İnsanlık. Siyahıyla, kızılıyla, beyazıyla, Türk, Kürt, Alman, Afrikalı, Fransız, Suriyelisiyle… Ölen insanlık. Gözlerinizi açıp bakın, hissedin. Sadece birileri ölmüyor, çok daha fazlası ellerimizin arasından kayıp giden.

Çok fazla rengimiz var, bunları birini diğerinden ayırıp ötekileştirmek için kullanmak yerine gökkuşağı renkleri gibi farklılıklarıyla bir bütün olup, her bir rengin gücünü kullanarak güzelliği, sevgiyi sakladığımız derin kuyulardan çıkarmak için kullanmalıyız. Yoksa bir gün gri, kasvetli, sevgiyi unutmuş bir dünyaya uyanacağız.

Divân edebiyatının Kürt şairi Sırrı Rahile Hanım

0

Sırrı Rahile Hanım, Diyarbakır eşraf ailelerinden birinin kızıdır. Babası Ahmet Bey ve annesi Fatma Hanım, Diyarbakır’ın Şeyhzadeler olarak bildiği bir ailedendir.

1814 yılında Diyarbakır’da doğdu ve ikiz kardeşi vardır. İkiz kardeşi İffet Hatice’dir. Sırrı Rahile gibi, ikiz kardeşi de şairdir. Sırrı Rahile ve kardeşi; Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe dersler aldıktan sonra şiire merak salmışlardır. Yetişkin çağa geldiğinde ise Diyarbakırlı Tahir Ağazade Bekir Bey ile evlenmiştir. Muhamed Emin, Rifat ve Nihal adlarında çocukları olmuştur. Rifat, sekiz yaşında vefat eder. Rifat’ın vefatı Sırrı Hanım’ı son derece üzüntüye sevk eder. Bu üzüntü ona sonradan çok meşhur olacak bir mersiye yazdırır.

“Ferağet gelmişem fani cihanden hasmım canandır
Ne bilsün Mihribanlık resmin ol kim aslı nadandır
Felek dil-hahım üzre dönmedi ber geşte devrandır
Nihal-i nazeninimden cüda, halim perişandır
Benim gönlüm kızıl gül-ğoncesi veş dopdolu kandır
Açılmak ihtiyar etmez eger yüz bin bahar olsa…” 

(Nasıl açılır ki o kızıl gül goncası gönül, zira evlat acısı gibi bir acıyı tatmıştır, değil bir bahar yüz bin bahar olsa yine de açılmaz…)

Evliya ziyaretleri için Bağdat’a gider. Üç yıl kadar Bağdat’ta kalır. Bağdat valisi Mithat Paşa’ya bir kasidesini sunar. Oğlu Mehmet Emin İstanbul’da bir sancakta göreve başlar. İstanbul’a dönmek zorunda kalırlar. Mithat Paşa aracılığıyla dönemin padişahı Abdulaziz’in sadrazamı Yusuf Kamil Paşa ile irtibatı olur. Yusuf Kamil Paşa bir şiirini okur ve beğenir. Sarayına davet eder. Sarayda eşi Zeynep Hanım ile tanışır ve dost olurlar. Uzun süre İstanbul’da divânlarda şiirleri okunur, konuşulur. Şiirlerini küçük bir divânda toplar.

Sırrı Hanım’ın şiirlerini topladığı divân.

1863 yılında vefat eder. İstanbul Edirne kapıdaki Otağcılar semtindeki Kâdirî tarikatı dergâhına defnedilir. Vefatından sonra divânı 1969 yılında Şevket Beysanoğlu tarafından basılmıştır. 2005 yılında ise günümüz Türkçesine çevrilip basılmıştır.

Kaynak: Dergi Park, ÖzDiyarbakır Gazetesi

Kapak görseli: Rudolph Ernst

Mesleklerde cinsiyet ayrımı yapılması hepimize zarar verir

0

Araştırmalar ve medyada paylaşılanlar, kadın liderlerin aleyhine olan cinsiyet stereotipi örnekleriyle doludur. Bir kadın yönetici, onun için çalışan insanlar tarafından “muhtemelen” daha az ciddiye alınır. Erkekler başkalarını yönettiğinde ise genelde iddialı ve becerikli oldukları addedilir. Ancak kadınlar başkalarını yönettiğinde genelde sevilmezler, sert ya da patronvari olarak nitelendirilirler.

Yeni çalışmamız, bu rivayete yeni bir ışık tutuyor. Cinsiyet stereotipleri sadece kadınlara değil, aynı zamanda erkeklere de zarar vermektedir. Neden mi? Çünkü sadece kadınları ve erkekleri değil, meslekleri de stereotipleştiriyoruz.

İtfaiyeciler ve hemşireler

Çoğu meslekte cinsiyet stereotipi vardır. Hemşirelik bir kadın mesleği olarak düşünülürken itfaiyecilik bir erkek mesleği olarak düşünülür. Önceki çalışmalar gösteriyor ki bir erkeğin mi yoksa bir kadının mı işe daha “uygun” olduğuna dair beklentilerimizi şekillendiren bu stereotipler, istihdam etmede ön yargı olabileceğinden güçlü olgulardır.

Örneğin, bir erkeğin ya da kadının o işe başvurmasını, işe erkeğin mi yoksa kadının mı alınacağını, her birinin alacağı maaşı ve hatta terfileri belirleyen performans değerlendirmelerini de etkiler.

Ancak her şeyden önce, bu cinsiyet stereotiplerinin mesleklerle ilişkilendirilmesi ne kadar hızlı gelişti? Bu stereotipler kişinin otorite seviyesini ve mesleği yapan erkek ya da kadına gösterilen saygıyı ne dereceye kadar etkileyebilir?

Bir meslek nasıl stereotipleşir?

Bu sorulara cevap vermek için cinsiyeti belirsiz olan bir mesleği inceledik: Orta Amerika’da mikrofinans kredi müdürü.

Bu bölgede mikrofinans kredi müdürlüğü yeni bir meslek ve meslekte cinsiyet dengesi var. Çoktan cinsiyet stereotipine sokulmuş meslekler olan itfaiyeciliğin ve hemşireliğin aksine, çalışma yürüttüğümüz mikrofinans bankasındaki kredi müdürlerinin yaklaşık yüzde 50’si erkek, yüzde 50’si de kadın.

Ticari mikrofinansın doğası, yöneticilerin pozisyonlarını daha çok cinsiyet belirsizliğine sokar. Mikrofinans, bilindiği üzere “maskülen” olan finans endüstrisiyle ilişkilendirilir ancak aynı zamanda “feminen” olarak görülen sosyal hizmet ve yoksulluğun giderilmesi çalışmalarının mirasına da sahiptir.

Ayrıca incelediğimiz bağlamda, kredi yönetimi mesleği 10 yıldan daha az bir süredir var ve yeni olması, müşterilerin bahsedilen mesleğin bir “erkek işi” mi yoksa “kadın işi” mi olduğuna dair güçlü bir ön yargıya sahip olma ihtimallerini azaltmıştır.

Bankada incelediğimiz kredi müdürlerinin ilgilendikleri müşteriler sık sık değiştirildi. Bu değişim, kredi alanların geri ödeme şekillerinin erkek ya da kadın kredi müdürleriyle eşleştirildiklerinde nasıl farklı olduğunu gözlemlememizi sağladı. Örneğin kredi alan kişi, ilk olarak erkek bir müdürle eşleştirilebilir ve sonra bir kadın müdüre transfer edilebilir. Bu değişim süreci, değişen tek şey müdürlerinin cinsiyeti olduğu zaman müşterilerin geri ödeme oranlarının nasıl farklılık gösterdiğini incelememize katkı sağladı.

Zamanında ödeme yapmak, borçlunun müdürü “otoritesi geçerli ve direktifleri izlenmesi gereken biri” olarak gördüğünün işaretidir. Buna karşın, ödemeyi geciktirmek borçlunun “erkek ya da kadın müdüre sorumluluklarını daha rahat şekilde kabul ettirebileceğini hissettiğinin” işaretidir. Borçlular ödemelerini geciktirirse bu, müdürün itaat sağlama yeteneğinden yoksun olduğunu, bu yüzden de otoriteden yoksun olduğunu gösterir.

Müşterilerin bu işe bir cinsiyet biçmesi ve bu roldeki (kadın ya da erkek) herhangi birine cinsiyet stereotipine göre davranması için sadece bir etkileşim yetti. (Ki bu, kredi müdürlüğü pozisyonu “kadın mesleği” olarak görüldüğünde daha az otorite anlamına geliyordu.)

Yani, müşterinin ilk müdürü kadın olunca, daha sonra erkek bir müdüre transfer edilseler bile ilk önce erkek bir müdürle eşleştirilen birine kıyasla borçlarını geciktirmeye daha eğilimlilerdi. Bu etkiler, gelir ve borç büyüklüğü gibi ödemeyi etkileyebilecek diğer faktörleri hesaba kattığımızda bile devamlılık gösterdi.

Müşterileri işi bir “kadın işi” olarak algılamış olan erkek müdürler, müşterileri işi bir “erkek işi” olarak algılamış erkek müdürlere kıyasla büyük bir dezavantaj yaşadı.

Erkekler en başta başka erkek kredi müdürüyle çalışmış bir müşteriyle işi yürüttüğünde, müşteri onun direktiflerine karşı oldukça itaakârdı. Ancak en başta kadın kredi müdürüyle çalışmış bir müşteriyle işini yürüttüğünde müşteri onları çok daha az otoriter buldu.

Cinsiyetleştirilmiş meslekler hepimize zarar verir

Cinsiyet stereotipleri mesleklerle ilişkilendirildiğinde, bu durum insanların o pozisyonda iş başına gelen erkek ya da kadına yüklediği otoriteyi etkiler. Bu yüzden erkekler, başkalarının kadınlarla ilişkilendirdiği pozisyonlarda çalışırken olumsuz ön yargılarla karşılaşırlar.

Bulgularımız, erkek ve erkek stereotipiyle ilişkilendirdiği yönetim işlerinde çalıştıklarında erkeklerin müşteriler üzerinde yeterli miktarda otorite kurabildiklerini göstermektedir. Ancak aynı yönetim işleri bir kadınla ilişkilendirildiğinde, o pozisyonda çalışan erkeklerin otoritesinin ciddi derecede daha az geçerli olduğu gözlenmiştir.

Diğer bir deyişle, araştırmamız, kadınlara erkeklerden daha az otorite veren toplumsal ön yargının ve bir mesleği “kadın işi” olarak kalıplaştırmanın hepimize zarar verdiğini gösteriyor.

Yeteneklerimize en uygun işi yaptığımız ve otoriter pozisyondaki bir bireyin cinsiyetine bakılmaksızın aynı saygıyı gördüğü bir dünyada yaşamak istiyoruz. Eğer hepimiz cinsiyeti olmayan rollerde çalışan erkekleri ve kadınları destekleyebilirsek, belki de keyfi ve demode cinsiyet kalıplarına göre bazı çalışanların değerini daha az düşürür hale gelebiliriz.

Kaynak: World Economic Forum

İstanbul Modern Eylül Programı

İstanbul Modern – Eylül 2017

KOLEKSİYON SERGİSİ: SANATÇI VE ZAMANI

İstanbul Modern’in koleksiyon sergisi Sanatçı ve Zamanı”, Türkiye’nin mihenktaşı düşünür ve edebiyatçılarından Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” sözlerini de bir çıkış noktası olarak belirliyor. Tanpınar’ın görüşleri etrafında farklı coğrafyalardan sanatçıların geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki hesaplaşmalarına dair bir görünürlük sunuyor. Sergi, Tanpınar’ın tüm çalışmalarına merkez oluşturan zaman kavramı üzerinden sanatçıların zamanlararası varoluş serüvenlerine dair bir yol haritası sunuyor. Aynı zamanda farklı zamanları hayal edebildiğimiz bir çağda, Tanpınar’ın görüşlerinin kuşatıcı zenginliğini de hatırlatmak istiyor. Müze koleksiyonundan 109 sanatçının 193 çalışmasına yer veren sergi, sanatçının zamanı ile toplumun, kültürün, doğanın ve evrenin zamanı arasında kurulan bağa ve hesaplaşmaya dair bir düşünce alanı öneriyor ve geçmişten geleceğe farklı zamanları, belirli ortak temalar çerçevesinde bir araya getiriyor.

15. İSTANBUL BİENALİ “İYİ BİR KOMŞU”

16 Eylül-12 Kasım 2017

15. İstanbul Bienali sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset küratörlüğünde, “iyi bir komşu” başlığı altında, ev ve mahalle kavramlarını ele alıyor. Küratörler tarafından geliştirilen 40 soru etrafında şekillenen 15. İstanbul Bienali, birbirine yürüme mesafesinde altı komşu mekânda ziyaretçilerini ağırlıyor. Bienal bu yıl İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Pera Müzesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi daha önce de İstanbul bienallerine ev sahipliği yapan mekânların yanı sıra, Cihangir’deki ARK Kültür ile Asmalımescit’te yer alan sanatçı stüdyosu gibi konut özelliği taşıyan mekânlarda yer alıyor.

15. İstanbul Bienali, 32 ülkeden 55 sanatçının evmahalle ve aidiyet kavramlarını tartışmaya açan çalışmalarını sergiliyor. Farklı ülkelerden pek çok sanatçının yerleştirmesine ev sahipliği yapacak İstanbul Modern’de, büyük ölçekli heykellerin yanı sıra “ev” ve “mahalle” kavramlarına eğilen tarihi çalışmalar da yer alıyor. Bienalle işbirliği uzun yıllara dayanan İstanbul Modern, serginin devamlılığını, deneyimini ve uzmanlığını işaret ediyor.

 

Ayrıntılı bilgi için: http://bienal.iksv.org/tr

TÜRKİYE SİNEMASINDA USTALAR: LÜTFİ AKAD

İstanbul Modern, Türkiye sinemasına odaklanarak arşiv özelliği taşıyan sergiler düzenlemeyi sürdürüyor. Sinemamızın 100. yılında gerçekleştirdiği “Yüzyıllık Aşk: Türkiye’de Sinema ve Seyirci İlişkisi” başlıklı araştırma sergisiyle bir ilke imza atan İstanbul Modern, şimdi de sinemamızın kurucu yönetmenlerine odaklandığı bir sergi sunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle gerçekleşen “Türkiye Sinemasında Ustalar” projesinin ilk konuğu usta yönetmen Lütfi Akad oluyor. Sergi, Türkiye sinema tarihine adını “ustasız usta” olarak yazdırarak kendisinden sonra gelen yönetmenlere de geliştirdiği sinema diliyle öncülük eden Lütfi Akad’ın sinemasına ışık tutarken, yönetmenin filmografisinden bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış set fotoğrafları, film kareleri, orijinal senaryolar ve afişler gibi 100 parçalık arşiv malzemesini bir araya getiriyor.

Danışman: Burçak Evren

Küratör: Müge Turan

EĞİTİM

  • Müze Çantam
  • BASF KIDS Lab 21-22-23-24 2017
  • Haftasonu ücretli çocuk ve aile atölyeleri
  • 15. İstanbul Bienali’ne paralel haftaiçi okul gruplarına yönelik eğitim programı

Şişelenmiş temiz hava endüstrisi giderek büyüyor

2

Bazı girişimciler büyük şehirlerdeki hava kirliliğine karşılık şişelenmiş temiz hava satıyor. Birçoğu ise yakaladıkları başarıdan dolayı şaşkın.

Max Planck Kimya Enstitüsü’nün verilerine göre, Çin’de her yıl bir milyondan fazla insan hava kirliliği yüzünden hayatını kaybediyor. Verimsiz tarım ürünleri, iptal olan uçuşlar ve trafik yasakları da hava kirliliğinin diğer önemli sonuçları arasında.

Hava kirliliğine çare bulamayan Pekin ve Şanghay sakinleri, tanesi 20 dolara satılan temiz hava şişelerinden alıyor. Kanadalı üreticilere göre 1 litre oksijen 150 kez solumak için yeterli.

Kanada menşeili Vitality Air adlı şirketin kurucularından Moses Lam, şirketinin yakaladığı başarıya kendisi bile şaşırmış. Lam, CVC adlı televizyon kanalına verdiği röportajda bu işe eğlence amacıyla başladığını; fakat üretilen ilk 100 şişenin dört günde tükenmesinden sonra bunu profesyonel bir işe dönüştürdüğünü söylüyor.

Vitality Air Çin’in yanı sıra Hindistan’a, Kore’ye ve Vietnam’a da şişelenmiş temiz hava satıyor. Şirkete bağlı yirmi çalışan, iki haftada bir Kanada’da bulunan Rocky Sıradağları’na giderek yüzbinlerce litre temiz hava topluyor. “Kanada’da türünün ilk örneği olan Banff Ulusal Parkı’ndan toplanan temiz hava en çok satan ürünümüz” diyor Lam. Havanın sadece yüzde 20’si saf oksijenden oluştuğu için toplanan havanın sıkıştırılıp saflaştırılması gerekiyor. Lam, bu değerli ürünün raf ömrünün de çok sınırlı olduğunu ve şişelerdeki temiz havanın bir veya iki yıl içinde tüketilmesi gerektiğini söylüyor.

Banff Ulusal Parkı, Kanada

Sidney menşeili Green & Clean adlı şirket, şişelerini Kasım 2015’ten beri Mavi Dağlar’dan veya Gold Coast’tan topladığı Avustralya havasıyla dolduruyor. Şirket en az 4 bin şişe ve üzeri siparişleri kabul ederek yüzbinlerce dolar değerinde satış yapmayı garantiye alıyor. Şirketin başlıca müşterileri Asya ülkeleri olsa da, Almanya da potansiyel pazar olarak görülüyor. Son zamanlarda yaşanan dizel kriziyle kanıtlandığı üzere Alman araba üreticilerinin, şehirlerin ve yerel belediye meclislerinin hava kirliliğini azaltma çabaları pek de etkili olmuş gibi görünmüyor.

Araştırmacılar bir süredir, havadaki oksijen miktarının nefes almamız için gerekli olan miktarın altına düşmesi durumunda kullanılmak üzere alternatifler bulmaya çalışıyor. Berlin Max Delbrück Moleküler Tıp Merkezi (MDC)’nin elde ettiği bulgulara dayanarak oksijen tüketiminin sınırlandırılması fikri üzerinde duruluyor. Bilim insanları çıplak kör farelerin havasız yeraltı yuvalarında uzun süre yaşayabildiğini keşfetti. Yapılan deneylerde bu farelerin dakikadaki nabızlarını 200’den 50’ye düşürerek ve bitki köklerindeki fruktozları emerek beş saat boyunca hayatta kalabildikleri bulundu. Bilim insanları şimdi bunun insanlar için de mümkün olup olamayacağını araştırıyor.

Kaynak: DW

Kuzey Ormanları Savunması’ndan “Hafriyat Kamyonu Terörü” basın açıklaması

Kuzey Ormanları Savunması, “Hafriyat Kamyonu Terörü“ne karşı bir basın açıklaması yaptı.

Açıklamaya, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Ayşe Yıkıcı, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve İnşaat Bölümü Bölüm Başkanlığı yapmış olan ulaşım uzmanı Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar, İBB Meclis Üyesi Tarık Balyalı, ve Kadıköy’de bir hafriyat kamyonun ezdiği Şule İdil Dere’nin annesi Nesrin Aslan katıldı.

Bayrakdar, “İstanbul toptan şantiye oldu, inşaatlarda denetim yok” dedi.

Basın toplantısında, Kuzey Ormanları ve İstanbul’un, inşaat piyasası altındaki hafriyat kamyonu ve beton mikserleri tarafından tarumar edildiği veriler ile anlatıldı. Onlarca canlıyı ezerek aramızdan alan, yüzlercesini sakat bırakan bu terörün, kesilip ve kaldırılan ormanın toprağı üzerine tonlarca beton döktüğünü, inşaat atıkları ile ormanı çöplüğe çevirdiği, içerisindeki gölleri kuruttuğu aktarıldı.

Şule İdil Dere’nin annesi Nesrin Aslan, “Parkta yürüyen çocuğu hafriyat kamyonu nasıl ezer? Kızım bebekliğinden beri oynadığı parkta ezildi… Tüm belediye ve devlet sorumludur, bu cinayetten. Yaptıklarını anlatırken 30 kişiyi öldürdük de desinler” diye ifade etti.

Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar, “İstanbul toptan şantiye oldu, inşaatlarda denetim yok” diyerek özetledi.

İBB Meclis Üyesi Tarık Balyalı, “2013 yılından bu yana Arnavutköy, Eyüp, Silivri, Şile, Beykoz, Çekmeköy ve Sarıyer ilçelerimizde milyonlarca metrekarelik bir alan ‘Hafriyat Alanı’ haline gelmiştir. Hafriyat alanları sadece karada değil, yapılan dolgular vasıtasıyla denizde de oluşturulmuştur.

Yenikapı ve Maltepe miting alanlarından sonra Pendik’in açıklarına yapılacak “yapay adalar” projesi de yeni bir hafriyat alanı olarak karşımıza çıkmaktadır” şeklinde giriş yaparken, bu ilçelerde 15.794.775,27 metrekarelik alanın “hafriyat alanı” olarak kullanıma açıldığından bahsetti. 

Balyalı, “Bu hafriyatın bir kısmı 3. Havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolundan getirilmekle birlikte, diğer kısmı da İstanbul içerisinde devam eden imar ve inşaat çalışmalarından gelmektedir. Bu kadar büyük bir hafriyatın atılabilmesi için hafriyat kamyonlarının İstanbul içerisine milyonlarca sefer yapması gerekmektedir. Bir kamyon ortalama olarak 13 metreküp hafriyat atığı aldığına göre İstanbul’un çeşitli noktalarından hafriyat alanlarına son 4 yılda en az 11.500.000 hafriyat kamyonu seferi yapılmış olmaktadır. Yine bu alanlara atılacak hafriyat atığından oluşan rantsa en az 2 milyar liradır. Bu kadar büyük bir pastadan pay kapmak isteyenlerde kanun kural tanımadan, insan hayatını hiçe sayarak çalışmaya devam etmektedirler” diye ifade ederken; İBB Meclisi’ne taşıdıklarını ancak cevap alamadıklarını söyledi. Hatta sektörün temsicileri bile kendi soruları ve sorunlarıyla alakalı, İBB Yönetimi’nin yeterli görüşme imkanları bulamadıklarını anlattı. 

Kuzey Ormanları Savunması’ndan “Hafriyat Kamyonu Terörü”

“Rüşvet veren şirket yetkilileri başta olmak üzere tüm sorumlular yargılanmalı”

Son bir yılda hafriyat kamyonlarının neden olduğu kazalarda hayatını kaybedenlerinin sayısının 25 olduğu belirtildi. Kuzey Ormanları Savunması‘nın yaptığı açıklamalarda şunlara değinildi:

  • “Rüşvet veren şirket yetkilileri başta olmak üzere tüm sorumlular yargılanmalıdır.
  • Sorunun ana kaynaklarından biri olan ve şoförleri potansiyel katil haline getiren sefer başına ücretlendirme sistemine son verilmelidir. Günlük toplam hafriyat tonajının sınırlandırılmasına dayalı olarak yeniden planlanmalıdır.  
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yönetmelikler halk sağlığı ve can güvenliği gözetilerek yeniden düzenlenmelidir. Çevre kirliliğinin önlemesine yönelik önlemlerin sürekli kontrolü sağlanmalıdır.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlamakla yükümlü olduğu “hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıkları ile doğal afet atıklarının toplanması, geçici biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması ve bertarafı ile ilgili yönetim planı”  kamuya açık olarak yayınlanmalıdır.
  • Kamyonların üzerine branda örtülmesi gibi basit önlemlerin dahi alınmadığı ortada iken mevcut yönetmelik ve kurallara uyulmasının etkin denetimi sağlanmalıdır.
  • Kamyonların yasak olan güzergâhlarda ve saatlerde çalışması engellenmelidir. 2007 yılında alınan UKOME kararı ile “Araç Takip Sistemi”nin zorunlu hale getirilmesine karar verilmiş olmasına karşın bir halen bir takip sistemi kurulmamıştır.  Etkin denetimin sağlanabilmesi için Elektronik Araç Takip Sistemi kurulmalıdır.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, kamu yararına olan acil iş ve proje kapsamında 24 saat izin verilen projelerin listesi kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Kamu denetiminin sağlanabilmesi için UKOME kararları ile belirlenen güzergâhlar ile yasaklanan güzergâhlara ilişkin haritalar kamuoyuyla paylaşılmalı, yollara uyarıcı tabelalar koyulmalıdır.
  • Yaşlı, engelli ve çocukların bulunduğu kent içi yollarda, görüş açısı kısıtlı ağır tonajlı araçların kontrolsüz hareketleri kazaların ana sebebidir. Sokaklara ağır tonajlı araçların girmesi kesinlikle yasaklanmalıdır. Kent içi yollarda araçların şantiye giriş ve çıkışlarında kontrol sağlanmalı ve yaya ile karşılaşması muhtemel güzergah boyunca eskort eşliğinde hareket etmeleri sağlanmalıdır.”