Ana Sayfa Blog Sayfa 273

Hatay’da yeni bir kirpi türü keşfedildi

0

Hatay dağ ceylanlarının yaşam alanı olan Kırıkhan İlçesi’nin Suriye sınırında bulunan canlı türlerine yenisi eklendi. Bölgedeki yeni türleri keşfetmek için Bülent Ecevit Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Sözen ile Dr. Muhsin Çoğal tarafından Türkiye Tabiatını Koruma Deneği Hatay Şubesi’nin de katılım ve desteğiyle Hatay dağ ceylanlarının yayılış alanlarının belirlenmesi amacıyla 2016 ve 2017 yıllarında yapılan bilimsel çalışmalarda Hatay için yeni bir memeli türü olan Uzunkulaklı çöl kirpisi (Hemiechinus auritus) keşfedildi.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Hatay Şube Başkanı Abdullah Öğünç uzun kulaklı çöl kirpisinin Türkiye’de kayıtları sadece Iğdır’dan ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Kilis ile Ceylanpınar arasında sınıra yakın alanlardan bilindiğini söyledi.

Bölgedeki türler dikkat çekici

Bölgedeki türlerin çok dikkat çekici ve nesli tehdit altında bulunan canlılar olduğunu kaydeden Öğünç şöyle devam etti;

“2016 yılında Hatay İli Kırıkhan İlçesi’nin Suriye sınırı boyunca yapılan çalışmalarda Uzunkulaklı çöl kirpisi Camuzkışlası Köyü yakınlarında fotokapan ile görüntülenmiştir. Tür bu bölgede dağ ceylanı yaşama alanını oluşturan kayalık ve bozkır alanlarda yaşamaktadır. Bu alan aynı zamanda geçen yıl keşfedilen kayalık gerbilinin de (Gerbillus dasyurus) yaşama alanıdır. Bölgeden ayrıca çizgili sırtlan, saz kedisi, yaban kedisi, kaya sansarı, kurt, çakal, tilki, yaban domuzu, oklu kirpi, kuyruksüren, alacasansar gibi pek çok diğer türün de yayılış kayıtları elde edilmiştir. Bölge bu zenginliği Türkiye’de memeli çeşitliği açısından en önemli alanlardan birisi durumundadır. Ayrıca Türkiye’de dağ ceylanının yaşadığı tek bölgedir. Yapılan çalışmaya göre dağ ceylanı bölgede Kırıkhan ilçesine bağlı Kaletepe köyü ile Kumlu ilçesine bağlı Keli köyü arasındaki yaklaşık 29 km’lik bir alanda sınır boyunca yaşamakta ve bu alanı üstte sayılan türlerle paylaşmakta. Bu yönü ile bu alanın sıkı bir şekilde korunması oldukça önemlidir.”

Hatay’daki memeli türü 69’a ulaştı

Uzunkulaklı çöl kirpisiyle birlikte Hatay’da kayıt altına alınan memeli türü sayısının 69’a ulaştığını aktaran Öğünç, şöyle devam etti:

“Uzunkulaklı çöl kirpisi ile birlikte Hatay’dan kaydedilen memeli türü sayısı 69’a yükselmiştir. Hatay bu sayı ile memeli çeşitliliği bakımından Türkiye’nin en zengin illerinden birisi konumundadır. Hatay ili bu zenginliğin değerini bilmelidir ve bir Ekoturizm potansiyeli olarak bu zenginliği değerlendirmelidir. Bunun en etkili yöntemlerinden birisi de bu türlerin çoğunu barındıran bir bölgenin Milli Park ilan edilmesidir. Milli Park için en uygun görünen bölge de Hassa ve Kırıkhan ilçelerinin bir bölümünü kapsayan Leçelik alan ile bu alanın güneyine doğru ilerleyen dağ ceylanı yaşama alanı ve Gölbaşı gölünü kapsayan alandır. Hatay sahip olduğu bu zenginlik ile bunu hak ediyor.”

Kaynak: DHA

Ayahuasca: Şamanın suyu

1

Dimetil Triptamin. Epifiz beziyle aktiveli çalışan ve “Ruh” molekülü olarak da bilinen adıyla DMT. Amazon yerleri tarafından hazırlanan ve şamanlar eşliğinde kullanılan bu güçlü ayrıştırıcıya bir bakalım neler varmış içinde.

Bu sefer konu “yukarısı” değil diyeceğim ama bakalım akış nerelere götürecek. Birçok madde içinde olduğunu söylenir1. Bazılarının içinde daha fazladır ( Mesela Acacia Confusa). Tamam, konu Breaking Bad kafasına doğru gidiyor herhalde. O zaman şöyle bir öpücük vereyim gençlere, dudaktan. Ne o? Homofobik mi sandınız beni yoksa :). Bu olay bir “drug” değil. Çok daha derin, yerliler “Ormanın Ruhu2 der buna.

Tüm psikedelik maddeler, güçlü birer ayrıştırıcı maddedir. Nedir bu ayrıştırıcı dedikleri şey? Ayrışmak, Şamanik bir terimdir. Bedenden ayrışmak, kabirden çıkmak anlamına gelir. Mevlana, “Kabir hayatında yaşıyoruz” demiştir. Bu beden, bizi bazı anlamlarda sınırlar, bir yerden bir yere gitmek “zaman” alır, mesafeler vardır, hareket vardır. Fakat başka başka alemlerde bu mesafeler oldukça değişebilir.

Ne kadar da albenili. İşte ayrım burada başlıyor dostlar. Bu tarz güçlü ayrışma halleri sıkıntılı olabiliyor. Şaman’ın varlığını da en çok burada ihtiyaç vardır sanırım. Ayrışıp geri gelme, gelememe, sıkışıp kalma halinde ne olacak? Kim getirecek sizin şuurunu oradan? Beden burada durur, hayvansal işlerini yapar.

Peki, biraz daha kimyasal olaylara bakalım o zaman. Epifiz bezi, üçüncü göz de denilebilecek bir bez. Bunu temiz tutmamız gerekiyor her şeyden önce. Çünkü arkadaşımız bize küsmüs ve kireçlenmiş. Çünkü, Türkiye’deki sular hâlâ kireçli. Birçok liste var “bu kireci nasıl çözeriz” ile ilgili, hepsini buradan vermek istemiyorum.

S.C.A.T beşlisi var (Şeker, Kafein, Alkol, Tütün), bunlardan uzak durarak başlıyor önce sistem. Belli bir gün veriyorsun kendine, RAW yiyorsun, mümkünse full detoks halde kal, çok az ye, bol bol iç.

Bu tarz tüm psikedelik maddelerden uzak durmak gerektiğini bir daha hatırlatırım dostlar. Neden denemek istiyorsunuz? Zevk için mi, merak mı, orada ne oluyor mu, hayatın anlamı mı, hayatının amacı mı? Bu tarz büyük sorulara böyle ulaşamazsın; bir farkındalık yaşarsın, “gerçeklik” biraz yer değiştirir ki zaten kuantumu biraz bilen kişi, gerçeğin nasıl bir şey olduğunu bilir. Birçok kadim uygarlık bu tarz ayrışmaları doğal olarak yapıyor zaten. Kıymetli olan da bu.

Kendimize ait merak ettiğimiz şeyleri içimizde aramamız lazım; dışarıdan hiçbir şey bulamazsın, sadece teknik alırsın. Yine onu uygularken kendi planından, varlığından, kendinden kendine, kendi dudağından kendi dudağını öpersin. Sonuç bazlı motivelenmeyin kardeşlerim. Boşver sonucu, ince ince. Yukarı alemler zaten senin evin, şimdi bu madde içindesin diye kendini bu madde sanma. Buradan ayrışmanın daha doğal, kendi kendine yolları var. Kadim tarih bunlarla dolu. Aradığın şey başka bir şey olsun. Ayahuasca’yı yapmak da, içmek de kolay. Zor olan şey kendine ait parçaları toplamak.

Bu şamanik bir olaydır. Tabii söylemeden geçemeyeceğim; bu tarz şamanik olaylarda hayvan ruhları oldukça yaygındır. Konuya dönelim; Şaman hazırlar, kime ne vereceğini bilir.

Ne zaman geri getireceğini, ne zaman çıkaracağını bilir. Bunu da çok doğal yapar, ahenk ve uyum içinde ne yaptığını göremezsin bile, sanki her zaman yaptığı işleri yapıyormuş gibidir. Bizim de kültürümüzde şamanik birçok öge vardır. Yukarısının izinde olmak, onu aramak kıymetlidir. Peru’ya gitmedim, önceden randevu alıp şamanla tarih belirlemedim. Kapitalist sistem, ruhani düzeni de metalaştırıyor sağ olsun. Bir bakıma hem gizleniyorlar hem de açılıyorlar herkes işini yapıyor. Sadece Peru’da mı var şaman? Tek orası mı ayrıştırıyor? Hayır.

Hemen hemen birçok kültür bu ve buna benzer birçok şey kullanıyor. Meksika’da Lophophora williamsii, Anadolu’da Peganum harmala, Hawaii’de Argyreia nervosa daha birçok şey sıralayabiliriz. Bizim hiçbir şekilde bu tarz ayrıştırıcılara ihtiyacımız yoktur. Kendi başınıza alan güvenli olmadan kullanıldığında birçok sıkıntı yaratabilir. Daha fazlasını isteyen ve arayan, bunu ihtiyacınızmış gibi hissettiren egonuzu tokatlayın gençler. Odunu verin şuna.

Arayanları bir daha davet ediyorum, Göklerin Akademilerine. Gelin, kendinizi orada arayın, “bulacaksınız”.

Kollarınızın arasından dolana dolana yukarı çıkan kundaliniyi sevin. O pürüzsüzlüğü de hissedin. Anne’nin ateşini çağırın. Başka bir şeyi değil.

YouTube’da Nebuch güzel anlatmıştır tüm bunları. Güzel belgeseller de vardır, batı sever böyle şeyleri. Eğer ben Epifiz bezimi temizlerim diyorsanız buyurun.

Dipnotlar

1 Carbonaro, Theresa M.; Gatch, Michael B. (September 2016). “Neuropharmacology of N,N-dimethyltryptamine”. Brain Research Bulletin.

2 http://www.utne.com/mind-and-body/in-the-spirit-of-nature-zb0z1609zsau

Görsellerin bir kısmı artistherbalist‘den ve sierruh‘tan alınmıştır.

Büyük Set Resifi artık kurtarılamayabilir

0

Küresel ısınmanın etkilerinin en açık biçimde görülebileceği Avustralya kıyılarındaki Büyük Set Resifi (Great Barrier Reef), bir grup uzmanın iddialarına göre “inanılmaz bir hızda” değişen iklimler yüzünden artık geri dönüşü olmayan bir hale geldi. Uzmanlar, UNESCO tarafından Dünya Mirası Sit Alanı olarak kabul edilen resifi kurtarmaya çalışmak yerine resifin ekolojik işlevinin korunması için önlemler alınması gerektiğini söylüyor.

Bir sualtı fotoğrafçısı, Büyük Set Resifi’nin Lizard Adası’nda bulunan ölü mercanları fotoğraflıyor.

Dünya üzerindeki mercanlarda olduğu gibi, 2016 yılında incelenen resiflerin yüzde 95’inde okyanusların ısınması yüzünden beyazlama görüldü. Resif poliplerinin kendi dokularında yaşayan algleri (mercan kayalıklarına renklerini veren su yosunları) dışarı atmasıyla oluşan beyazlama her zaman tehlikeli olmasa da, yapılan bir araştırmaya göre şu ana kadar kaydedilen en büyük toplu mercan ölümü geçen yıl Büyük Set Resifi’nde gerçekleşti. Resif, sekiz-dokuz aylık bir süreçte 700 kilometrelik bir alanda yaşayan sığ su mercanlarının yüzde 67’sini kaybetti.

Bir bilim insanı, Büyük Set Resifi’nin Orpheus Adası yakınlarındaki bölümünde oluşan mercan beyazlamasını inceliyor.

Resifin mevcut durumunu iyileştirmek üzere Avustralya hükümeti tarafından kurulan komisyondaki uzmanlar, resifin hızla kötüye giden ekolojik işlevinin korunması için önlemler alınması gerektiğini söylüyor. Komisyon geçtiğimiz günlerde yayınladığı açıklamada resifin karşı karşıya olduğu durumun ciddiyetinde uzmanların hemfikir olduğunu ve 2016’dan beri devam eden beyazlamanın resifi temelden değiştirdiğini söylüyor: “Resifin ve sayesinde var olan toplulukların ve iş kollarının geleceğiyle ilgili büyük endişe içindeyiz; fakat onun ekolojik işlevini korumaya dair hala umudumuz var. Bu da resif ekosisteminin yaşamına bir bütün olarak devam etmesi için gerekli olan ekolojik süreçleri dengelemek anlamına geliyor.”

Uzmanların söylediğine göre, Büyük Set Resifi’nin azımsanamayacak bir bölümü ve çevresindeki ekosistemler acil bir önlem alınmadığı takdirde geri dönüşü olmayan zararlar görebilir. Bunu önlemek için ise sera gazı salınımının olabildiğince azaltılması ve resifin direncinin artırılması için çalışmalar yapılması tavsiye ediliyor. Açıklamanın devamında “Sera gazı salınımının azaltılmasının yanı sıra Büyük Set Resifi’ni oluşturan mercanların ve diğer ekosistemlerin direncinin artırılması için büyük çaba harcamalıyız. En önemli hedefimiz ise resifin sağladığı yararların korunup devam ettirilmesi olmalıdır” deniyor.

Kaynak: The Independent

Açık Stüdyo Günleri’nin dördüncüsü gerçekleşiyor

Bu sene dördüncüsü gerçekleştirilecek olan Açık Stüdyo Günleri‘nde sanatçılar, kendi atölye, ev ve alanlarında eserlerini meraklı bir ziyaretçi kitlesi ile paylaşma fırsatı buluyor olacak. Deniz Beşer ve Juliane Saupe‘nin sponsor desteği olmaksızın koordine ettiği organizasyonda sanatçı başvuruları için son tarih 6 Eylül 2017.

ASG 2017’da resim, heykel, seramik, enstalasyon, fotoğraf, video ve performans gibi disiplinler üzerine çalışmalar gerçekleştiren görsel sanatçılar, Taksim, Beyoğlu, Cihangir, Galata, Karaköy,Tophane, Teşvikiye, Balat, Büyükada ve Kadıköy bölgelerinde bulunan ev ve atölyelerini ziyaretçilere açıyorlar.

6-8 Ekim 2017 tarihlerinde düzenlenecek etkinlikte ziyaretçiler, harita aracılığıyla bir atölyeden diğerine ulaşarak normalde ziyarete açık olmayan, sanatçıların çalışma ortamlarına misafir olacak.

Sanatı sergilemek ve günümüz sanat piyasasının önemli unsurlardan biri olan ”ağ oluşturma” için bağımsız bir yapı mantalitesi güden Açık Stüdyo Günleri, aynı zamanda sanatın herkese erişimine olanak sağlamayı amaçlıyor. Bu bağlamda ASG 2016’da 48 katılımcının 32 atölye ve evi 3 gün boyunca birçok sanatsever tarafından ziyaret edildi.

Kimler başvurabilir?

Taksim, Beyoğlu, Cihangir, Galata, Karaköy,Tophane, Teşvikiye, Balat, Büyükada ve Kadıköy bölgelerinde ev, atölye ve alanları bulunan resim, heykel, seramik, fotoğraf, enstalasyon, video ve performans gibi disiplinler üzerine çalışmalar gerçekleştiren tüm görsel sanatçı ve bağımsız sanat mekanları başvuru yapabilir.

Nasıl başvurulur?

Bu adreste bulunan ASG başvuru formunu doldurduktan sonra 5 farklı eser-projenizi ve 3 adet atölye fotoğrafını ekleyerek 6 Eylül 2017‘ye dek [email protected]’a göndermeniz yeterli.

ASG’ye dair güncel gelişmelerden haberdar olmak için lütfen ASG web sitesi, etkinlik ve Facebook sayfasını takip ediniz.

Organik beslenmenin bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları

Organik gıda sektörü, son zamanlarda hızla gelişmekte olan bir sektör haline geldi. Whole Foods’un Amazon’a bir hayli fazla miktarda doğal gıda satmasıyla birlikte ise bu sektörün yakın gelecekte daha da büyümesi bekleniyor. 2016’da yapılan bir ankete göre bazı insanlar çevre açısından daha iyi olduğunu düşündükleri için organik gıdalar tüketirken, bazıları da sağlık ile ilgili nedenlerden dolayı tüketiyor.

Peki, organik gıdaların sağlığa yararları nelerdir? Bu sorunun cevabı sorduğunuz kişiye ve başvurduğunuz çalışmalara göre değişir. Fakat nasıl ve ne ölçütte organik beslenirseniz beslenin sonucunu hemen görebileceğiniz, bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları mevcut.

Daha az pestisit ve ağır metal

Organik meyveler, sebzeler ve tahıllar; pestisit ve suni gübreler kullanılmadan yetiştirilmektedir. Bu tür kimyasallar, geleneksel tarımda güvenli miktarda kullanılırken sağlık uzmanları bu duruma tekrar tekrar maruz kalmanın sağlığımız için tehlikeli olduğunu söylüyor. Örneğin, yabani ot öldürücü ilaç olarak bilinen Roundup, kanserojen madde olarak sınıflandırılmıştır. Böcek ilacı Chlorpyifos ise bebeklerdeki gelişimi geciktiren bir maddedir.

Yapılan çalışmalar, Amerika’daki çocukların idrarında yüksek miktarda rastlanan pestisitin ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive Bozukluğu) yaşama sıklığını artırabileceği ve erkeklerin sperm kalitesini azaltacağını ortaya koymuştur.

British Journal of Nutrition’da yapılan 2014 meta-analizi; organik olarak yetiştirilen mahsullerin daha az pestisit barındırmalarının yanı sıra farklı yöntemlerle gübrelenmeleri nedeniyle karaciğerde ve böbreklerde biriken ağır bir metal olan kadmiyum seviyesi bakımından %48 oranında daha azdır.

Bazı durumlarda daha fazla antioksidan içeriyorlar

Journal of Agricultural and Food Chemistry‘de yayınlanan 6 yıllık bir çalışmada, araştırmacılar organik olarak üretilen soğanların geleneksel olarak üretilenlerden yüzde 20 daha fazla antioksidan içeriğine sahip olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca geleneksel antioksidan düzeyleri ile organik antioksidan düzeyleri arasında hiçbir fark bulamamış olan önceki analizlerin çok kısa çalışma periyotları ve hava durumu gibi değişkenlerle bertaraf edilmiş olabileceğini üzerine de teoriler öne sürmüşlerdir.

Harvard Chan School of Public Health’daki beslenme asistan profesörü Guy Crosby, araştırmanın çok iyi yürütüldüğünü söylüyor fakat özellikle vurguladığı önemli bir nokta var: “Bu spesifik çalışma “fitokimyasalların (bitki kökenli kimyasal) yalnızca bir yönünü ele almakta ve bu, bu durumu organik koşullar altında iyileştirilebileceğimizi gösteriyor”. Organik gıdaların gerçekten daha besleyici olup olmadığı sorusunun hala tartışmalı olduğunu belirterek, araştırmacıların farklı bir vitamin veya mineral ölçümü seçtikleri için farklı bir sonuç bulmuş olabileceklerini söylüyor.

Kısacası;

Organik ürünler, geleneksel ürünlere kıyasla daha pahalıdır ama ekstra maliyete değer olup olmadıkları kesinlikle bir seçim meselesidir. Diyetisyen Cynthia Sass, bu konu hakkında “Her gıdanın organik olanını karşılayabiliyorsanız harika, ama bu birçok insan için pek mümkün olmuyor. Eğer organik gıdaların hepsini alamıyorsanız, almanız gereken en önemli organik gruplar, bence, günlük olarak tükettiğiniz ve en yüksek pestisit kalıntılarına sahip olan şeyler. Bunlar, Dirty Dozen listesinde var.” diyor.

Rolf Halden, hassas grup olarak adlandırılan yani hamileleri, bebekleri, yaşlıları ve alerjisi olan insanları içeren grubun organik gıdalar tüketmeyi seçerlerse daha iyi olacakları belirtiliyor. Bunun yanı sıra, aşırı organik beslenmenin de sağlıksız olabileceğine dikkat çekiyor. “Çok fazla şeker tüketip çok az sebze (organik olsun ya da olmasın) tüketmek çok riskli bir beslenme şekli.” diyor.

Ayrıca, organik beslenmek isteyen ya da buna karar veren tüketicilerin bu konuda biraz bilgi edinmesi de gerekiyor. Pestisit kalıntılarına maruz kalmayı azaltmaya çalışıyorsanız, organik gıdalar iyi bir seçim. Ama eğer onları daha besleyici oldukları için satın alıyorsanız, kanıtlar pek de böyle söylemiyor diye belirtiyor.

Kaynak: Time

Interview with Hanne Blank on women and taboos

“The taboos are definitely part of an attempt to control sexuality.”

You examine taboos with your studies which are Unruly Appetites, Shameless: Women’s Intimate Erotica, Best Transgender Erotica… Taboos which are evolving under the influence of different cultures, religions, science and systems caused the myth of the “witch woman” and the categorization of the “bad woman”. What do you think about the purposes of forming taboos?

As far as historians can tell, taboos are older than written history.  What historians, sociologists, anthropologists, and other academics have observed to be true is that taboos are part of how societies exert control over their members in order to try to ensure that people do not act in ways the society sees as bad or negative or hurtful.

Some taboos have a clearer purpose than others. The anthropologist Mary Douglas’ classic analysis of taboos around dirt, Purity and Danger, does a very good job of assessing the ways in which taboos about physical dirtiness are both protective in literal ways and also protective in psychological and social ways.

When it comes to taboos about sexuality in general and women’s sexuality in specific, what we can say for certain is that they are part of an effort to control who engages in what kinds of sexual behavior(s) and with what other person or people they do so.

There may be a broad variety of reasons for those taboos. But the taboos are definitely part of an attempt to control sexuality.

As a historian, what do you want to share about matriarchal social order?

I have little to share about matriarchal social order because there is very little historical evidence for them in the West (and I am a historian who works on the West). There are some anthropological studies that discuss more contemporary matriarchies in various places around the world, for instance the Mosuo culture of the rural mountain regions of Yunnan and Sichuan provinces in China.

Some historical thinkers believe that there may have been a “golden age of matriarchies” in the prehistorical period. They may be correct, but I have not yet seen evidence that solidly establishes this to have been the case.

How do you evaluate the relationship between nudity shame which is evolved with the development of civilization and virginity perceptions?

I don’t. I do not know that nudity taboos or nudity shame evolved with the development of civilization or at the same time as ideas about virginity. It may have done so, but if so, it did so during a prehistorical period and thus we have no real records to tell us about it or what the relationships are or might have been.

Lucas Cranach, The Elder, Adam and Eve, 1526

Not every culture has the same kinds of body shame and nudity taboos. Many cultures around the world permit nude communal bathing, for instance.  Japanese culture and Finnish culture are two examples of cultures where social nudity is very permissible in bathing/sauna contexts. But Japanese culture and Finnish culture are otherwise very different from each other. They don’t share a culture, and they certainly don’t share a culture of social nudity, even though both cultures permit social nudity in similar contexts.

Likewise, not every culture has the same kinds of virginity taboos. Cultures heavily influenced by the Abrahamic religions (Judaism, Christianity, and Islam) tend to have a particular type of virginity taboos. Cultures that are not or historically were not influenced by these religions may regard virginity quite differently.

The real solution to these problems is that men have to be convinced and taught to change what they do, how they act, and who they are.

In the first six months of 2017, men have killed 149 women and girls. They have raped 45 women and have harassed 101 women. Also, 192 girls were sexually abused. Finally, men have used violence against 184 women. Patriarchal society is a global problem. This problem dominates the labor, sexuality, production and the whole life of women, girls and LGBTİ+ people. What is the solution?

Feminism. Egalitarianism. But the real solution to these problems is that men have to be convinced and taught to change what they do, how they act, and who they are. Women being feminists and working toward egalitarianism in their cultures and lives is wonderful and very important. But challenging the patriarchy and all the things it does to harm women ultimately means challenging men to change. One meaningful aspect of this is creating and implementing laws to punish violence against women and exploitation of women, and ensuring that these laws are thoroughly and fairly enforced.

In addition to being a woman, women are also faced with many discriminations, such as having a different ethnic identity, being homosexual, belonging to the lower class, and being out of the society’s perception of beauty. Is there something you want to tell women?

Everyone has multiple identities and has multiple factors that contribute to who they are. The brilliant Black American feminist and critical race scholar Kimberlé Crenshaw came up with a term to describe how these many layered identities affect our lives: intersectionality. Understanding intersectionality helps us understand both what connects women’s experiences and what makes them different, and why any two different women may have dramatically different experiences of the world.

What I would tell women is to go and watch Dr. Crenshaw’s TED talk about intersectionality, and learn how it applies to your life and to the lives of the women around you. It will make you better able to speak up for yourself and better able to help other women.

Hanne Blank ile kadınlar ve tabular üzerine söyleşi

Tabu dediğimiz şey kesinlikle cinselliği kontrol etme çabasının bir parçasıdır.

Bekaretin El Değmemiş Tarihi, Söz Dinlemez Arzular, Utanmaz: Kadınlara Özel Erotika, En İyi Transseksüel Erotikası… Çalışmalarınızla tabulaştırılmış olanların üstüne gittiniz. Yüzyıllarca bu tabular farklı kültürlerin, dinlerin, bilimlerin ve sistemlerin etkisinde “cadı kadın” mitine, “kötü kadın” yaftasına zemin buldu… Sizce bütün bu tabuların çıkışı nasıl bir amaçtan besleniyor?

Tarihçilerin söylediğine göre, tabular yazılı tarihten daha eskidir. Tarihçilerin, sosyologların, antropolog ve akademisyenlerin gerçek olduklarını gözlemledikleri şey ise; tabuların, bireylerin toplumun negatif veya zararlı gördüğü yönde hareket etmelerini engellemek için kullanılan yöntemlerden biri olmasıdır.

Bazı tabuların diğerlerinden daha net bir amacı vardır. Antropolog Mary Douglas Saflık ve Tehlike isimli eserinde, fiziksel kirlilikle ilgili tabuların hem gerçek hem de psikolojik ve toplumsal anlamda koruyucu olmasını değerlendirirken oldukça iyi bir iş ortaya çıkarıyor.

Konu cinselliğe, özellikle de kadın cinselliğiyle ilgili tabulara geldiğinde ise, kesin olarak söyleyebileceğimiz şey şu ki; tabular kimin ne tür cinsel davranışlarda bulunduğunu ve diğer insanların neler yaptığını kontrol etme çabasının bir parçasıdır.

Bu tabular için çeşitli sayıda nedenler olabilir, ancak tabu dediğimiz şey kesinlikle cinselliği kontrol etme çabasının bir parçasıdır.

Bir tarihçi olarak, anaerkil toplum düzeniyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Anaerkil toplum düzeni hakkında paylaşacak çok az şeyim var çünkü Batı’da bu konuyla ilgili oldukça az tarihsel kanıt var [ki ben de Batı’da çalışan bir tarihçiyim]. Ancak dünyanın çeşitli bölgelerindeki daha modern anaerkiyi çalışan antropologlar var. Örneğin; Yunnan dağlık kırsal bölgelerindeki Mosuo kültürü ve Çin’in Sichuan bölgeleri gibi.

Bazı tarihsel düşünürlere göre ise, tarih öncesi çağlarda “anaerkinin altın çağı” yaşanmış olabilir. Haklı olabilirler ancak bu durumu doğrulayan bir kanıtla henüz karşılaşmadım.

Uygarlıkla birlikte gelişen çıplaklık utancı ile “bekaret öğretisi”nin ilişkisini ne boyutta değerlendiriyorsunuz?

Çıplaklık tabusunun veya utancının, medeniyetle ya da aynı zamanda bekaret hakkındaki düşüncelerle birlikte geliştiğini bilmiyorum. Bu şekilde gerçekleşmiş de olabilir. Ama eğer öyleyse, tarih öncesi bir zaman diliminde gerçekleşmiştir ve bu konu hakkında bizi aydınlatacak veya ikisi arasındaki ilişkinin ne olabileceğiyle ilgili yanıt verecek bir kayıt elimizde yok.

Lucas Cranach, The Elder, Adam and Eve, 1526

Her kültürün çıplaklık  ve utanç tabuları aynı değildir. Dünya üzerindeki pek çok kültürde çıplak ortak banyoya izin veriliyor. Örneğin Japonya ve Finlandiya kültürleri, banyo ve sauna gibi alanlarla toplumsal çıplaklığın izin verilebilir olduğu kültürler arasında. Ancak bu iki kültür aynı zamanda birbirinden farklı. Bir kültürü paylaşmıyorlar, her iki kültür de benzer bağlamlarda toplumsal çıplaklığa izin verse de toplumsal çıplaklık kültürünü paylaşmazlar.

Benzer olarak, her kültür aynı bekaret tabusuna da sahip değildir. Musevilik, Hristiyanlık, İslam gibi İbrahimi dinlerden etkilenen kültürler, bekaret tabusuna daha çok eğilimlidir. İnanç olarak bu dinleri benimsememiş veya tarihsel süreçte bu dinlerden etkilenmemiş toplumlar ise bekarete oldukça farklı bir şekilde yaklaşabilirler.

Ataerkiye ve ataerkinin kadına zarar vermek adına yaptığı her şeye meydan okumak demek, eninde sonunda erkekleri değiştirmek için meydan okumak anlamı taşır.

Türkiye’de 2017’nin ilk altı ayında erkekler 149 kadın ve kız çocuğunu öldürdü, 45 kadına tecavüz etti, 101 kadını taciz etti, 192 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 184 kadına şiddet uyguladı1. Kültürler farklı olsa da evrensel bir sorun olan ataerkil toplum; kadınların, LGBTİ+ bireylerin bedeni, emeği, cinselliği, üretimi bütün bir yaşamı üstünde tahakküm kuruyor. Kurtuluşu nerede görüyorsunuz?

Feminizm ve eşitçilik. Ancak bu problemin gerçek çözümü erkeklere ne yapmalarını, nasıl davranmalarını, kim olduklarını öğretmekten ve onları ikna etmekten geçer. Kadınların feminist olması, yaşamlarında ve kültürlerinde eşitliğe giden yolda çalışmaları harika ve oldukça önemli. Ancak, ataerkiye ve ataerkinin kadına zarar vermek adına yaptığı her şeye meydan okumak demek, eninde sonunda erkekleri değiştirmek için meydan okumak anlamı taşır. Bunu sağlamanın anlamlı ve işe yarar bir yönü de, kadına yönelik şiddet ve kadının sömürülmesine karşı ceza uygulayacak yasalar yapmak ve bu yasaların doğru, etkili bir şekilde uygulandığından emin olmaktır.

Kadınlar, sadece kadın olmanın yanında egemen kimlikten farklı etnik kimliğe sahip olma, eşcinsel olma, alt sınıfa ait olma, toplumun güzellik algısının dışında olma gibi birçok ayrımcılıkla da karşı karşıya kalıyor. Kadınlara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Herkesin birden fazla kimliği ve kim olduklarına katkı sağlayan birden fazla faktörü var. Harika bir siyahi Amerikan Feminist ve aynı zamanda eleştirel ırk uzmanı Kimberlé Crenshaw, bu katmanlı kimliklerin hayatımızı nasıl etkilediğini açıklayan bir terimle karşımıza çıkıyor: Kesişimsellik2. Kesişimselliği anlamak, hem kadın deneyimlerini birbirine bağlayan ve birbirinden ayıran şeyin ne olduğunu hem de iki farklı kadının çarpıcı derecede farklı tecrübelere sahip olmasının nedenini anlamamıza yardımcı olur.

Kadınlara önerim, Dr. Crenshaw‘ın kesişimsellik ile ilgili TED konuşmasını dinlemeleri ve hem kendi hayatlarına hem de çevrelerindeki kadınların hayatlarına nasıl etki ettiğini öğrenmeleridir. Bu, kadınların kendi adlarına ve başka kadınlar adına seslerini yükseltmesine ve yardımcı olabilmesine yarayacaktır.

1 Bianet

2 Kesişimsellik: Kadınların sosyal konumlarının cinsiyetleri dışında sınıf ve etnik kökenleri tarafından da etkilendiğini savunan görüş.

Yumurtanın bitkisel alternatifleri

Yumurtanın yerine bitkisel alternatif aramak sadece veganların değil herkesin işi olmalı. “Her gün bir tane yemek iyi değil mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Şimdi gelin, yumurtayı masaya yatıralım.

Lif içermez

Sağlık bağırsaklardan geliyor, kolon kanserinden korunmak, bağışıklığın %70-80’ini oluşturan bağırsakların sağlığı için diyet posası oldukça önemlidir. Hiçbir hayvansal, lif içermez. Dolayısıyla yumurta da içermez.

Verdiği enerjinin %66’sı yağdan oluşur

Hayvansal yağlar, vücuttaki depo yağı arttırır. Obeziteden ve obeziteden kaynaklı hastalıkların oluşmasına zemin oluşturur.

Yüksek miktarda kolesterol içerir (Bir yumurta, 215 mg kolestrol içerir.)

Yumurta ve prostat kanseri ilişkisi yumurtanın içeriğindeki yüksek kolesterolle de açıklanabilir1. Bunun yanında yumurta, kalp damar hastalıkları, kalp krizi ve ölüm riskini de etkilemiş olur.

Yüksek miktarda kolin içerir

47,896 erkek bireyin katıldığı bir çalışma, kolin alımının prostat kanseri riskini %70 arttırdığı ortaya konmuştur1. Haftada 0.5 adet yumurta yiyen erkeklerle haftada 2.5 adet ve daha fazla yumurta yiyen erkekler karşılaştırılmış ve haftada 2.5 ve daha fazla yumurta yiyen erkeklerin prostat kanseri riski %81 artmıştır. Kötü huylu tümörler, sağlıklı hücrelerden daha fazla kolin içeriyor. Sadece yumurta değil et, süt de kolini yüksek oranda içerir.

Kalp damar hastalıkları riskini arttırır

Buna hem yüksek yağ hem de kolesterol içeriğiyle neden olur. Bunların yanında kolinin çevriminden oluşan maddeler, damarların tıkanmasına neden olur.

Şeker hastalığı riskini arttırır

320.778 kişinin takip edildiği bir metaanaliz çalışmasında, haftada 4 yumurta yemenin şeker hastalığını %29 artırdığı ortaya konulmuştur2.

Günde bir yumurta yemenin sanıldığı kadar faydalı olmadığını yapılan çalışmalarla çok daha net görüyoruz. Yumurta, belirli besin maddeleri açısından zengin olsa da zararı yararından fazladır. Protein içeriğinden bahsettiğinizi duyar gibiyim, insanın büyüme dönemi dışında proteine sanıldığı kadar ihtiyacı yok. Aslında, sağlıklı beslenmek için yumurtaya ihtiyacımız da yoktur. Tüm bitkisel gıdaları ihtiyacımız kadarıyla aldığımızda sağlıklı olmamız oldukça mümkündür.

Gelelim, yumurta alternatiflerine…

Envai çeşit bitkisel yumurta alternatifi var, ben uygulayıp başarılı olduklarımı paylaşacağım.

  1. Sirke+Kabartma tozu: Kekleri kabartmak için annelerimizin kullandığı sirkeyi kabartma tozuyla karıştırdığımızda kek çok iyi kabarıyor.
  2. Olgun muz: Siyaha çalan muzu çatalla iyice ezin ya da karıştırıcıdan geçirin. Bence tüm meyvelerin püresi yumurta alternatifi olarak kullanılabilir. (Tümünü denemedim, bunu deneyip, bana yazabilirsiniz.)
  3. Nohut unu: Biraz su ile karıştırın. Nohut unundan genelde nohut unlu omlet yapıyorum.

Tariflerde yumurta yerine dilediğiniz alternatifi kullanabilirsiniz.

Kaynaklar 

1 Richman E, Kenfield S, Stampfer M, Giovannucci E, Zeisel S, Willett W, Chan J, Choline intake and risk of lethal prostate cancer: incidence and survival, Am J Clin Nutr., 2012, 96(4): 855-63.

2 Li Y, Zhou C, Zhou X, Egg consumption and risk of cardiovascular diseases and diabetes: a meta-analysis, Atherosclerosis, 2013;229(2): 524-30.

Bogota’nın kitapsever çöp toplayıcısı

0

Kolombiya’nın başkenti Bogota’da yaşayan ilkokul mezunu bir çöp toplayıcısı, çöplerden topladığı 20 binden fazla kitap ile bir kütüphane kurdu.

Jose Alberto Gutierrez, Rus yazar Leo Tolstoy’un klasik romanı Anna Karenina’yı Bogota’nın Bolivia mahallesinde gördüğü ilk anı 20 yıl önce olmasına rağmen hala hatırlıyor. Jose o gün kamyonunu topladığı çöplerle doldurmuş, fakat kitabı evine götürmüş. Böylelikle de kurtarılmış kitaplardan oluşan küçük bir imparatorluğun temellerini atmış.

55 yaşındaki Jose ve ailesinin yaşadığı iki katlı mütevazı ev, dışarıdan bakıldığında dikkat çekmese de aslında İspanyolca’da Kelimelerin Gücü anlamına gelen La Fuerza de las Palabras halk kütüphanesini içinde barındırıyor. Aile yaşadıkları binanın giriş katını eskiden kiraya veriyormuş; fakat şimdilerde kitaplar orayı öylesine işgal etmiş ki odalar arasında geçişi sağlayan daracık bir yol hariç boş yer bulmak mümkün değil.

La Fuerza de las Palabras, tüm Kolombiya’da bugüne kadar toplam 235 okula, kuruma ve halk kütüphanesine kitap bağışlamış. Jose, eğitimin fakirlik döngüsünü kıracağına inanıyor ve ekliyor: “Yaptığımız en önemli şey çocukların okuma alışkanlığı kazanmasını sağlamak.”

Bogota, halk kütüphanelerinin güzelliğiyle ünlü olsa da bu kütüphaneler şehrin genelde kuzey kısmında bulunuyor. Bu da güneydeki daha fakir bölgelerin kütüphanelerden mahrum kalması anlamına geliyor. Örneğin, La Nueva Gloria mahallesinde bulunan ilk bağış yaptıkları okullardan birinin o güne kadar bir kütüphanesi yokmuş.

“La Nueva Gloria mahallesi eskiden perişan bir haldeydi. Ben burada büyüdüm ve burada ötekileştirme ve sefalet alanında doktora derecesi kazandığımı söyleyebilirim. Buradaki çocukların ders çalışabilecekleri bir yer yok, o yüzden erken yaşta çalışmak zorunda kalıyorlar” diyor Jose.

Koleksiyonda antika ve nadir eserlerin yanı sıra önemli tarihi olayların haberlerinin yer aldığı gazete küpürleri de bulunuyor.

Jose, son 20 yılda atık yönetimi hizmeti veren dört farklı kamu kurumuyla ve özel kurumla çalışmış ve bu sayede tüm Bogota’yı gezme fırsatı yakalamış. Genellikle zengin ve refah düzeyi yüksek mahallelerdeki çöplerde ciltli ve nadir basımlar bulurken, güneydeki daha fakir mahallerde kağıt kalitesi düşük olan kitaplar bulduğunu söylüyor.

Jose’nin koleksiyonu büyüdükçe ünü de artmış. Bölgedeki diğer çöp toplayıcıları eskiden onun deli olduğunu düşünseler de şimdilerde çöpte buldukları kitapları toplayarak Jose’ye yardım ediyorlar. Yerel gazete haberlerinde Kitapların Efendisi olarak anılan Jose, hikayesini paylaşmak üzere Latin Amerika’da türünün en büyüğü olan Guadalajara Uluslararası Kitap Fuarı da dahil olmak üzere yurt içi ve yurt dışında birçok etkinliğe davet edilmiş.

Jose şimdilerde kendi deneyimlerini anlatacağı bir kitap yazmaya hazırlanıyor. Fakat alışılagelmiş bir otobiyografiden ziyade, Jose’nin hikayesi kendi hayatını değiştirdiğini düşündüğü 60 kitap etrafında şekillenecek. Hayatında birçok şey değişmesine rağmen kitap toplamaya başladığı zamanları hala hatırlıyor.

“Birçok insan benimle dalga geçmişti. Projemi duyduklarında bana gülmüşlerdi. Ama şimdi, 20 yıl sonra, başardıklarıma hayranlar. Hayalim çöp topladığım kamyonu kitaplarla dolu bir kamyonla takas etmek ve tüm ülkeyi dolaşmak.”

Kaynak: Al Jazeera

Suriye’nin savaş mağduru hayvanları

0

Suriye’de yaşanan iç savaşta etkilenen milyonlarca insanın yanı sıra, bedelini ağır bir şekilde ödeyen ve kimsenin ölüm çığlıklarını duymadığı hayvanlar da var.

Suriye’de ağır bir şekilde bombalanmaya maruz kalan Halep yakınlarındaki Magic World isimli eğlence parkının sahibi, yıllar önce savaş sebebiyle ülkeden ayrılıp hayvanları kafeslerinde ölüme terk etmiş. Ama yine de birkaç hayvanat bahçesi çalışanı, tehlikeye rağmen hayvanlarla ilgilenmek için kalmışlar. Hatta bu süreçte, hayvanat bahçesi çalışanlarından biri bölgedeki hayvanlara yemek bulmaya çalışırken hayatını kaybetmiş.

Avusturya merkezli haber kaynağı ABC’nin haberine göre, Four Paws isimli hayvan hakları derneğinden Jereon van Kernebeek, çalışanlarının bu durumda takdir edilmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Hayattalar ve bu noktada kahraman ve merhametli yerli Suriyeli insanlara teşekkür etmeliyiz. Çünkü gerçekten bu hayvanları hayatta tutanlar, hayvanat bahçesi çalışanlarıdır.”

Hayvanların sağlık durumlarına gelirsek de, bu süreçte yetersiz beslendikleri ve tıbbi olarak tedavi veya destek alamadıkları için şu anda cilt hastalıkları, böbrek yetmezliği, katarakt ve diş sorunları gibi sağlık problemleriyle karşı karşıyalar. Sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda ruhsal olarak da çok yara almışlar. Yine ABC’nin haberine göre, Van Kernebeek hayvanlarda davranış bozuklukları gözlemlendiğini ve şu anda bir travma yaşadıklarını aktardı.

Four Paws isimli Avusturya merkezli uluslararası hayvan hakları derneği, haftalar süren çalışmaları sonucunda duruma müdahale edip 24 Temmuz 2017 günü Halep’teki eğlence parkındaki hayvanları kurtardılar. İlk etapta 2 ayı, 3 aslan, 2 sırtlan ve 2 kaplan 24 saat süren yolculuk sonrası Bursa’ya getirildi. Hemen 1 hafta sonra, 29 Haziran’da, parkta kalan son 4 hayvan da (2 köpek ve 2 aslan) kurtarıldı ve böylece parkta hiç hayvan kalmadı.

Kurtarılan hayvanlar; Four Paws öncülüğünde, HAÇİKO’nun, Orman Su İşleri Müdürlüğü’nün ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, uluslararası birkaç hayvan hakları aktivistinin ve veterinerin ortak çalışmasıyla Bursa’ya getirildi. Şimdi Bursa’da Bursa Karacabey Ova Korusu Ayı Barınağı ve Celal Acar Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi‘nde tutulan hayvanların tedavisine devam ediliyor. İyileştikleri zaman Hollanda ve Ürdün’de bulunan “sanctuary” adı verilen, koruma altında olacakları merkezlere kalıcı olarak yerleştirilecekler. Four Paws sivil toplum kuruluşunun koordinatörü Khalil, verimli bir tedavi sürecinden sonra hayvanların durumlarının düzeleceğini umduklarını söylüyor.

Bu hayvanlar, hayvanat bahçesi koşullarına en acı şekilde maruz kalmış hayvanlardan birkaçı. Savaşın da bedelini ödediler. Umarım ki en kısa zamanda sağlıklarına kavuşup koruma altında olacakları yeni evlerine kavuşurlar.

Four Paws, aynı zamanda Şubat 2017’de Musul’daki bir savaş bölgesindeki hayvanat bahçesinden de hayvanları kurtardı. Four Paws’ın diğer çalışmalarına buradan bakabilirsiniz.

Hayvanat bahçelerindeki, sirkteki veya eğlence parklarındaki hayvanlar mutlu değil. Çocukların ve yetişkinlerin 2 saatlik hafta sonu eğlencesi, masum hayvanların bütün hayatı. Afrika’dan, Asya’dan annelerinin altından alınmış; yasa dışı yollarla getirilmiş; vurularak, avcılardan satın alınan, doğalarından koparılarak getirilen hayvanlar, özgür olmaları gerekirken kafeslerin arkasında travmalar yaşayan hayvanlar bunlar. Lütfen artık hayvanat bahçelerine gitmeyin, suça ortak olmayın.

Hayvanat bahçesi gerçekleri belgeselini izlemek için tıklayınız.

Kaynak: National Post, ABC, Vier Pfoten