Ana Sayfa Blog Sayfa 561

Björk’ten İzlanda’nın doğasını mahvedecek projelere karşı mücadele çağrısı

1

Doğa konusunda duyarlılığı ve aktivistliği ile tanınan İzlandalı müzisyen Björk, ülkesinin eşsiz doğasına ve ekosistemine zarar vereceğini düşündüğü enerji projelerine karşı mücadelesini sürdürüyor. Son yıllarda bu yönde birçok farkındalık yaratma çalışması yürüten Björk, son olarak geçtiğimiz hafta uluslararası basının karşısına çıktığı bir basın toplantısında konuyu gündeme getirdi ve tüm dünyaya İzlanda’daki doğa mücadelesine destek olma çağrısı yaptı.

İzlanda, ülkemizde genelde Zaytungvari esprilere konu olan bir ülke. Gündemin her an değişebildiği Türkiye’den bakılınca nufüsü ve yüzölçümünün yanı sıra refah düzeyinden de yola çıkılarak bu ülke için “İzlanda Haber Ajansı bugün de hiç haber geçemedi” tarzı espriler üretiliyor. Fakat ülkenin gerçek gündemi esasında bu kadar da boş değil tabii ki. Birkaç yıl önce ciddi bir ekonomik krizle neredeyse iflasın eşiğine gelen bu küçük ülke, diğer yandan kişi başına enerji tüketiminin de en çok olduğu ülkelerden biri. Hem bu yönüyle hem de enerji kaynağı potansiyeliyle İzlanda, enerji devleri ve lobilerinin de her daim odağında, hedefinde ve de kıskacında olan bir ülke.

Björk’ten İzlanda’nın doğasını mahvedecek projelere karşı mücadele çağrısı 4

İzlanda’nın dünyada en çok tanınan siması ise hiç kuşkusuz Björk. Müzikal yönünün yanı sıra çevreci ve aktivist yönüyle de bilinen Björk, uzun süredir İzlanda’da doğaya onulmaz yaralar açacağını düşündüğü enerji yatırımlarına karşı muhalefet oluşturmaya çalışıyor. 49 yaşındaki sanatçı geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında, İzlanda hükümetinin enerji devi şirketlerle 50’den fazla projeye imza attığını, tüm bu girişimlerin İzlanda’nın eşsiz tabiatını ve ekosistemini geri dönülmez bir biçimde yok etmekte olduğunu ve önüne geçilmezse yok etmeyi sürdüreceğini savundu.

Björk dünyada da gündem yaratmaya çalışacak

İzlanda’da şu an neo-liberal ve sağ eğilimli bir hükümet işbaşında. Sağ tandanslı hükümetin girişimleriyle yapılan tesisler, enerji yatırımları ve otoyolların ise ciddi bir çevre tahribatına neden olduğu çevreciler tarafından savunuluyor. Ayrıca bu yatırımların birçoğunda Britanya sermayesinin olduğu ve onların kendi çıkarlarına göre ülkeyi mahvettiği eleştirileri dile getiriliyor. Ülkede gündemde olan projelerden biri de okyanus altından bir hatla enerji nakli fikri. Ülkede tüm bu tahribata karşı mücadele eden Gaetum Gardsins adlı hareket oluşturuldu.

Bu hareket, ülkede tabiatı koruyabilecek yasal düzenlemelerin henüz oluşmamasından hareketle yola çıkmış bir oluşum. Basın toplantısında “Bundan sonra bütün enerjimi bu işe harcayacağım ve hem ülkemdeki hem de dünyadaki çevrecileri İzlanda’daki projelere karşı organize edeceğim” diye konuşan Björk, Gaetum Gardsins hareketine de destek çağrısı yaptı.

Hükümetin kararından vazgeçmesinde etkili olmuştu

Björk’ün daha önce ülkesinde gerçekleştirdiği benzer bir farkındalık yaratma çabası somut sonuç vermişti. 2011’de İzlanda’da Björk’in önayak olduğu bir kampanya sonucu oluşan kamuoyu tepkilerine dayanamayan hükümet, ülkenin en büyük enerji firmalarından birini yabancılara satmaktan vazgeçmişti. Kararda İzlandalı ünlü sanatçı Björk’ün başlattığı imza kampanyasının büyük etkisi olduğu belirtilmişti. İzlanda’da yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle ülkenin en büyük üç enerji üreticilerinden biri olan HS Orka isimli firmayı satışa çıkaran hükümet, Kanada merkezli bir alıcı bulunca halkın tepkisine neden olmuştu. Ülkenin doğal enerji kaynaklarının yabancılara satılmasına karşı çıkan İzlandalılar, gerçekleştirdikleri etkili protestolarla hükümeti geri adım atmaya zorlamıştı.

Björk’ten İzlanda’nın doğasını mahvedecek projelere karşı mücadele çağrısı 2

Doğanın her türlü suretine duyulan sevgi

Björk’ün çevreci yönü ve doğaya karşı duyarlılığı yazdığı şarkı sözlerinde, metinlerde ve ses kayıtlarında da kendini gösteriyor. iPad üzerinden yayınlanan dünyanın ilk app (uygulama) albümü olma özelliğini taşıyan Biophilia Ekim 2011’de piyasaya çıkmıştı. Björk, bu albümünü anlatırken, resmi sitesinde şu ifadeler yer vermişti:

“Biophilia’ya hoş geldiniz. Doğanın her türlü suretine karşı duyulan sevgiye. En küçük organizmadan, evrenin derinliklerinde seyreden devasa kırmızıya kadar. Biophilia bitmek bilmez bir merak uyandırır, doğa ile buluştuğumuz, ulaşılması güç yerleri araştırma ve keşfetme isteğidir. Renkler ve biçimler, parfümler ve kokular, tuzlu rüzgârın dile dokunuşu ve tadı; doğanın duyularımız üzerinde oyunlar oynadığı yerler. Ancak, doğanın büyük kısmı bizden gizlidir, onu göremeyiz veya ona dokunamayız, aynen günlük hayatımızda bizi her şeyden çok etkilediği söylenilen fenomen olan ses gibi. İnsanlar tarafından kontrol altına alınan sesin cömertçe ve duygularla dağıtılmasına müzik diyoruz.

Björk’ten İzlanda’nın doğasını mahvedecek projelere karşı mücadele çağrısı 3

Müzik olmasaydı şu anda gizli kalmış olacak parçalarımızı ifade etmek için müziği kullandığımıza göre, doğanın gizli dünyasını biraz daha görünür kılmak için teknolojiyi de kullanabiliriz. Biophilia’da bu üçünün nasıl bir araya geldiğini göreceksiniz: Doğa, müzik ve teknoloji. Dinle, öğren ve yarat. Parmağının ucunda yatan evreni dolaş. Üç boyutlu galaksilere dokun, içerisinde yolculuk et. Takımyıldızlarının içine yerleştirilen farklı şarkı uygulamalarını ve bu uygulamaların ek özelliklerini keşfet. Boşlukta kaybolduğunu hissedersen, seni eve götürmesi için her zaman müzikal pusulayı kullanabilirsin. Şimdi, insan bedeninin boyutunu unut. Evrensel ile mikroskobik arasında bir geçit olduğunu hatırla. Varlığının derinliklerini harekete geçiren görülmemiş güçler ve seni ve var olan her şeyi kucaklayan doğa. İnsanları teknolojik yenilikler aracılığıyla doğayla yeniden birleştirecek bir devrimin eşiğindeyiz. Oraya ulaşana kadar, hazırlan, keşfet, Biophilia.”

Kaynak: Wikipedia 

Gerçeküstü portrelerin sıradışı ressamı: Salvador Dali

Salvador Dali, 6 yaşındayken beyin iltihaplanmasından ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. 11 Mayıs 1904′de İspanya’nın Kuzeyinde Piriene dağlarına yakın bir kasaba Figueras’a bağlı bir köyüde doğdu. 1973’de yazdığı yazıda kendisinden şöyle bahsedecekti :

“Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Bütün benliğimle hissettiğim şey şuydu: Beni severken hâlâ onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu… Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.”

Ona verdikleri isim; hayatını kaybetmiş kardeşinin ismiyle aynıydı: Salvador. Ressam bu kardeşine ikizi kadar benziyordu. Anne babasının yatak odasında Velazquez’in Çarmıhta İsa resmiyle birlikte asılı olan kardeşinin resminin yaşayan bir aynasıydı. Sert mizaçlı noter bir baba ile yumuşak mizaçlı bir annenin oğlu olan Salvador Dali, böylece bir küçük despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için yaptığı histeri krizleri ve teatral hareketleri alışılagelmiş şeylerdi. Uzun süre, onu fetheden kızkardeşi Ana Maria’nın dünyaya gelmesi bile onu düzeltmeye yetmedi. Tam tersine vakit geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha dayanılmaz hale geliyordu.

Rahatsız çocuk, 10 yaşında yaptığı ilk kendi portresinin ismiydi. Bir süre sonra ilk resim kursuna başladı. Öğretmeni Juan Núñez iyi bir ressamdı; ondan karakalem çalışmayı öğrendi. Daha sonra Katalan* empresyonist ve realistlerini tanıdı. Daha sonra Kübizm’i keşfetti.

The Temptation of St. Anthony

20′li yılların başında Madrid’de bulunan San Fernando Akademisine başladı. Ancak anarşist hareketleri nedeniyle okuldan atıldı ve bir süre Girona’da tutuklu kaldı. (1923) Daha sonra tekrar okula kabul edilse bile 1926′da tamamen atıldı. Bunu takip eden yıl Paris’te Picasso’yla tanıştı. 10 yıl sonra Londra’da Stefan Zweig onu Sigmund Freud’a tanıttı. 1923′te Madrid’de Luis Bunuel ve Garcia Lorca ile tanıştı.

Salvador_Dali_01

Dali böylece değişti. Görünümüyle de. Başlangıçtaki uzun saçları ve ağzından hiç düşmeyen piposu daha sonra kısacık briyantinli saçlı, spor kıyafetli, asık suratlı birine dönüştü. Günlük yaşamı; entelektüel bir söylemin ve lüks bir yaşamın çevresinde dönüyordu. Bunuel’le “Bir Endülüs Köpeği” filmini sahneye konmasına yardımcı oldu. Ama Bunuel’i dinsizlikle suçlayarak ikinci bir filmden uzak durdu. Buna karşın Garcia Lorca’yla çok yakın bir arkadaşlığı oldu. 1925-36 yılları arasında uyumlu bir dostlukları oldu. Kadınlar pek ilgisini çekmiyordu. Onlar sadece erotik fantezileri için gerekliydiler.

Dali’nin fikrini değiştiren olay 1926′da Gala’yla tanışmasıyla gerçekleşti. Gala; bir Rus avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard’ın eşiydi. İlk önce, İspanya İç Savaşı’ndan daha sonra Dünya Savaşından kaçmak için tüm dünyayı gezdiler. Dali şöyle açıklar düşüncesini: “Her zaman anarşist ve aynı zamanda da monarşisttim. Her zaman burjuvaziye karşıydım ve hâlâ da öyleyim. Gerçek kültürel devrim monarşist prensiplerin restoresiyle mümkündür.”

Ama 1934′te beş yıllık aktif bir işbirliğinden sonra artık eski sürrealist arkadaşlarından ayrılmış ve küçük burjuvaya dönüşmekle suçlanır olmuştu. Çünkü politikadan kaçıyordu: “Benim için ne marksizim ne de sosyalizm bir şeye benziyordu. Politika bir kansere benziyordu.”

Newyork’a yerleşti, ama arada sırada geri dönüyordu. Örneğin faşistler arkadaşı Garcia Lorca’yı öldürdükten ya da Nazilerin istilasından sonra. Mamafi, Kuzey Amerikalılar tarafından aranılan, sevilen, iyi ücret ödenen biriydi.

Takvimler 1963 yılını gösterdiğinde o güne kadar yaptığı en sıradışı yağlı boya tablolarından birini “Bayan Ann W. Green ve oğlu Jonathan” portresi daha gerçekleştirdi. Floridalı bir anne ile oğlunun portresiydi bu. Salvador Dali’nin en ünlü tablolarından biri olacak olan bu tablo, değişik şartlar altında yaratılmış, bir gerçeküstü şaheserdir.

salvadordali05

1966′da Newyork modern sanatlar müzesinde 1966′de ona bir retrospektif adadılar. Beuborg’daki bir diğer sergi için 1979′a kadar beklemesi gerekti. 3 sene sonra 1982′de Gala öldü. O zamandan sonra nerdeyse resim yapmayı bıraktı. Dali, Gala’nın mezarının olduğu Pubol’e yerleşti ve son eserlerini verdi.

Bütün akımları tanıyıp olası bütün etkilerden geçtikten, tüm çılgınlığıyla o devasa eseri “Babil Kulesi”ni oluşturduktan sonra; Salvador Dali sanatı boyunca uzayıp giden bir ipi farketti. Bu ip görünmez bir şekilde daha Breton’la bile değilken gerçekleştirdiği ilk sürrealist eseriyle gerçek anlamdaki sürrealist eserlerini birbirine bağlıyordu.

Freud’un içten ve ve fanatik olarak tanımladığı Dali’nin gözleri, hep büyüleyici bir dünyayı keşfediyordu. Dali hiçbir zaman taptığı esin perisi Gala’dan ayrılmadı, eve kendine duyduğu ihtiyaçtan daha fazla bir ihtiyaçla ona bağlıydı.

Pubol Şatosundaki yangından kurtulduktan sonra 23 Şubat 1989′da Figueras hastanesinde, 84 yaşında öldü. Cesedi ilaçlandı ve Figueras’daki müzesine hâkim olan dev kubbenin altına gömüldü.

*İspanyanın Kuzey doğusunda yaşayan Katalanca adında İspanyolcadan farklı bir dil konuşan insanlara verilen isim.

70 metrelik bu devasa org, dalgaların ritimlerini gerçek bir müziğe dönüştürüyor

0

Ödüllü mimar Nikola Bašić’in 2005 yılında tasarladığı 70 metrelik devasa org, dalgaların ritmlerini gerçek bir müziğe dönüştürüyor.

Zadar kıyılarına uzanan basamakların altında bulunan dar oluklar, farklı akortlara sahip 35 adet org borusunu birbirine bağlıyor. Dalgalar basamaklara çarptıkça havayı oluklara itiyor, rüzgâr haznesinden geçen hava nihayet dalgaların sesini kulağımıza ulaştırıyor. Seslerin her biri yaşadığınız an kadar eşsiz.

Bašić’in, Antik Yunanlar tarafından kullanılan hydraulis adlı enstrümandan ya da 80’lerde inşa edilen San Francisco’daki Wave Organ’dan ilham aldığı şüphesiz. Morske Orgulje adı verilen Deniz Orgu, dünyanın en eski şehirlerinden Zadar’ın dingin ruhunu yansıtırken tarihi bir durak olmaya da aday. İkinci Dünya Savaşı sırasında neredeyse tamamen yok edilen 3 bin yıllık şehir, tarihi zenginliklerinin çoğunu kaybetmişti.

Hırvatistan Org 2Org Hırvatistan 1

parasail Zadar Poluotok panorama letenje avion morske orgulje

Kaynak: Up Worthy

Zehirli gaz üretimi için kullanılan Japonya’daki ada şimdi bir tavşan cenneti

Japonların İkinci Dünya Savaşı sırasında zehirli gaz üretimi için kullandıkları Okunoshima Adası, şimdi arkadaş canlısı tavşanlar için bir cennet.

Japonya’nın İç Deniz ve Doğu Denizi yakınlarında yer alan bu küçük ada; ormanlarda ve yollarda gezinen, turistleri kovalayan, viral videolarda görünen ve genelde etrafta yayılarak yatan yüzlerce tavşan tarafından işgal edilmiş durumda. Bu sevimli tavşanların ayrıca İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın kimyasal silah üretim yeri olarak kullanılan adanın karanlık tarihiyle de bağlantılı oldukları düşünülüyor.

Tabii ki Japonya Kawaii’nin –sevimli olan her şeye kültürel hayranlık duyma- doğduğu yer olduğu için arkadaş canlısı tavşanlar Zehirli Gaz Müzesi‘nden çok daha fazla ilgi görüyor. Tavşanların kaynağı hâlâ bir gizem olsa da, bu adanın sevimli sakinlerinin kökenleri kimyasal silah üreticilerinin tarihi ile iç içe olabilir.

1929-1945 yılları arasında Japon ordusu, kapalı konumundan ve sivil halka mesafesinden dolayı seçilen Okunoshima’da gizlice 6 bin tona yakın zehirli gaz üretti. O zaman diliminde, talihsiz bir tavşan kolonisi de zehirli gazların etkisini test etmek amacı ile adaya getirildi.

Bazıları, şimdi orada yaşayan tavşanların, test için getirilmiş olan ve savaş sonunda işçiler tarafından serbest bırakılan tavşanlarla akraba olduklarını iddia ederken diğerleri bu düşünceyi desteklemiyor. Fabrikanın üretimi durduğunda bütün tavşanların öldürülmüş olduğunu belirten bir rapor olduğunu söylüyorlar. Bir diğer teoriye göre de 1971 yılında sekiz adet tavşan ilkokul çocukları tarafından adaya getirildi ve daha sonrasında üreyerek şimdiki nüfuslarına ulaştılar –ki bu da muhtemelen binlerce tavşan demek. Adaya köpek ve kediler dahil olmak üzere herhangi bir yırtıcının girmesi yasak olduğu için eğer tavşan nüfusu henüz binleri bulmadıysa da, bulmasının yakın olduğu düşünülüyor.

Anakaradan kısa bir feribot yolculuğu mesafesindeki ada; küçük bir golf kursu, kamp alanları ve harika sahiliyle popüler bir turizm beldesi olmuş durumda. Ayrıca adayı ziyaret edenler tavşanlar için yemek alıp onları besleye de biliyorlar.

okunoshima-rabbit-island-8

Okunoshima Adası 3okunoshima-rabbit-island-5okunoshima-rabbit-island-6okunoshima-rabbit-island-1okunoshima-rabbit-island-3okunoshima-rabbit-island-4Kaynak: Conoce Japon, The Guardian, Wikipedia

Açlıktan daha fazla insan öldüren gerçek: Gıda zehirlenmesi

Ülkemizde gıda zehirlenmesi sebebiyle ölenlerin sayısının, açlıktan ölen insan sayısından kat be kat fazla olduğunu biliyor muydunuz?

Ölüm en kötüsü ve en zoru fakat gıda zehirlenmeleri sadece öldürmüyor. Türkiye’de yılda ortalama 15 milyon kişi gıda zehirlenmesine maruz kalıyor. Bu kişiler gece gece en yakın hastaneye genellikle de taksiler aracılıyla gidiyor. Yediği gıda sebebiyle zehirlenen kişiyi o hastanede hali hazırda bekleyen doktorlar, doktorlara yardımcı hasta bakıcıları, hemşireler ve diğer onca kamu görevlisi hastanede çalışmakta. Neden, çünkü yeterli gıda denetimi yapmıyoruz. Türkiye genelinde her gün yüzlerce vaka yaşandığını biliyoruz. İlaç maliyetleri, doktor mesaileri de hesaba katılınca fatura memleketimiz için epeyce kabarık hale geliyor. Oysa harcanan bu parayı hem istihdam sağlayıp hem de daha sağlıklı yaşamak için kullanabiliriz.

gıda mühendisliği

Nasıl mı? Gıda mühendislerinin çözüm önerilerini dikkate alarak.

2013 yılının verilerine göre 633 bin 020 gıda işletmesinin sadece 514 bin 253‘ü denetlenmiş. Oysa tüm işletmeler defalarca denetleniyor olması gerekir. Bu denetimi yapanların çoğu kurs görmüş zabıtalar. 4 bin 973 gıda denetim personelinin sadece 937‘si Gıda Mühendisi.

Gıda mühendisi istihdam etmek yerine hastanelerde doktor, hemşire çalıştırıyoruz. Revirlerde ilaç depolarına ve hastaya müdahale için gereli teçhizata çuval dolusu para ödüyoruz. Hastalandıktan sonra işe gidemediğimizden iş gücü kaybına uğruyoruz ve sayamadığımız birçok zararı önlem almadığımız için ödemek zorunda kalıyoruz. Oysa hasta olmadan önce tedbir almak daha mantıklı değil mi?

Gıda mühendisi olmayan fakat kurs görmüş herhangi biri, işletmelere servis edilecek yiyeceklerin nasıl ambalajlanacağını yeteri kadar iyi bilebilir mi?

Gıdada rastlanabilecek mikroorganizmaları (Gıda Mikrobiyolojisi) belirleyebilir mi?

gıda zehirlenmesi3

Bu mikroorganizmaları in aktive edecek üretim sıcaklıkları, gıdanın asitliği gibi konularda hesaplar yapabilir mi? Bu kurallara göre o ürünü üretebilir mi?

İşletmelerde her bir porsiyonun miktarı, ne kadar hammadde ile ne kadar ürün üretileceğini belirleyebilir mi? (Kütle ve Enerji Denklikleri)

Her besinin en az masrafla en kaliteli şekilde üretilmesini sağlayabilir mi?
Hazırlanan besinlerin depolanmasını,
Depolanan ürünlerin nasıl servis edileceğini
Ve benzeri tüm durumlar, gıda mühendisi yerine gıda mühendisliği eğitimi almamış birilerine bırakılabilir mi?

Gıda terörü

Gıda Mühendislerinin entelektüel birikimi kullanılarak artık gıda terörüne karşı bir oto kontrol sistemi kurulmak zorundadır fakat tam tersine 2010 yılında yürürlüğe giren 5996 sayılı kanun ile 30 beygir gücü altındaki ve 10 kişiden daha az personel çalıştıran işletmelerin Gıda Mühendisi çalıştırma zorunluluğu kaldırılmıştır. Peki, bu 10 personelin altında çalışanı olan gıda işletmelerinin topluma sunduğu yiyeceklerin güvenilirliğini kim denetliyor? Yılda bir kere yapılan ve önceden haberdar olunan denetimlerle gıda terörü ile savaşılabilir mi?

Hepimiz çalıştığımız şirketlerde öğlen aralarında mecburen dışarıdan beslenmek zorunda değil miyiz?

Denetimi yapılmamış, gıda mühendisi çalıştırmayan lokantalardan yediklerimizin bize ne kadar zarar verdiğini bilmiyor olmamız, bu duruma sessiz kalmamıza neden oluyor.

Farkındalık yaratmak zorundayız, hem de hepimiz.

Kaynak: Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu

Yeni bir araştırmaya göre kadınların çoğu biseksüel ya da eşcinsel yönelime sahip

0

Yeni yapılan bir araştırmaya göre, kadınların çoğu biseksüel ya da eşcinsel yönelime sahip.

Essex Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde araştırmalar yürüten Dr. Gerulf Rieger’in yeni çalışması cinsel yönelim hakkında oldukça ilginç detaylara ulaştı. 345 kadının katıldığı araştırmanın sonuçlarına göre, kadınların yüzde 80’den fazlası biseksüel ve eşcinsel yönelimler gösteriyor.

Katılımcılara çıplak erkek ve kadın videolarının izletildiği araştırmada, lezbiyen bireylerin kadın videolarına gösterdiği reaksiyonlar daha fazla olmasına rağmen heteroseksüel olduğunu belirten kadınların yüzde 80’den fazlasının her iki videodan da etkilendiği sonucu ortaya çıktı.

Araştırmanın sonuçları hakkında yorum yapan Dr. Rieger, “Pek çok kadının kendisini heteroseksüel olarak nitelendirmesine rağmen, yaptığımız araştırma, onların biseksüel ya da lezbiyen olduğunu açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Biseksüel Kadın 2

 

Aynı zamanda lezbiyenler üzerinde de yoğunlaşan araştırmanın diğer sonuçlarına göre, daha eril giyinen lezbiyenlerin aynı seviyede eril davranışlara sahip olamayabileceği belirtiliyor.

Lezbiyen Kadın 1

Bu konu hakkında da bir yorum yapan Dr. Rieger, “Araştırmadaki bazı lezbiyenler cinsel tercihlerinde daha erildi, diğerleri ise bu yönelimi davranışlarında göstermekteydi, ancak bu iki lezbiyen grubunun aynı kişilerden oluştuğunu söylemek mümkün değil. Bunun sonucu olarak anlamamız gereken şey, bir kadının toplum içerisindeki dış görünüşünden onun cinsel yöneliminin tahmin edilmesinin mümkün olmadığıdır” dedi.

Kaynak: The Telegraph, Pink News 

Hazırlayan :Burak Avşar

Bir fotoğrafçının keşfi: Vivian Maier’in Peşinde

Çoğu fotoğrafçı bir kaygıyı “iletmek” için çeker. Bu kaygı sanatsal, toplumsal, çevresel vebenzeri olabilir. Ama sonuçta bir kaygı ve fotoğrafçının onu iletmek istediği bir kitle vardır. Fotoğrafçı bu süreçte izleyicisinde bazı duygular uyandırmak ve farkındalık yaratmak ister. Fotoğraflamanın temeli görsel ile anlatım isteğidir. Şimdi düşünelim. Neden bir fotoğrafçı çektiği 150 bin fotoğrafı kimseye göstermeden bu dünyadan ayrılır? Peki, bir fotoğrafçı neden bebek bakar? Ya da bir fotoğrafçı öldükten sonra nasıl bu kadar ünlü olur? Sorularımızın cevabı Vivian Maier’in hayat hikâyesinde gizli elbette.

Vivian Maier

Hikâye, bir müzayede de tarihçi John Maloof’un tesadüfen bir koli fotoğrafı alması ile başlıyor. Vivian’ın gün yüzüne çıkma serüveninin başlangıç noktası da işte tam burası. Tarihte adı olmayan, kimsenin tanımadığı ve sanatsal olarak oldukça etkileyici fotoğraflar çekmiş bu insan kimdi? Maloof’un Vivian Maier isminin peşine düşmesi bu soru ile başlıyor.

Vivian Maier ismini araştıran ve onu tanıyan insanları bulup Vivian’ın hayatında daha derinlere inen Maloof bizlere bir portre yaratıyor. Bir fotoğrafçının iç dünyasını ve tutkularını adım adım izliyoruz. Karakterini ve fotoğraf tutkusunu onunla yaşayan insanlardan dinliyoruz. Daha önce çalıştığı işten bebek bakıcılığı yapmasına, dünya seyahatinden ölümüne kadar Maloof ile birlikte adım adım Vivian’ı keşfediyoruz. Fransa’ya ve annesine uzanan hikâyesine tanıklık ediyoruz. Vivian’ın çektiği portre fotoğraflarını ise hayranlıkla izliyoruz belgesel boyu.

Vivian Maier2

Maloof fotoğrafçılık tarihine Vivian Maier ismini kazandırırken bizlere de izleyecek güzel bir hikâye bırakıyor. İyi seyirler.

September 24, 1959, New York, NY
September 24, 1959, New York, NY
May 16, 1957. Chicago, IL
May 16, 1957. Chicago, IL

Vivian Maier4Vivian Maier6

Undated, New York, NY
Undated, New York, NY

Gezici Festival’in bu yılki sanatçı konuğu Işıl Eğrikavuk

Gezici Festival, 21’inci yolculuğuna hazırlanıyor. 26 Kasım – 2 Aralık’ta Çankaya Belediyesi’nin katkılarıyla Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek başkent gösterimlerinin ardından, 4-7 Aralık tarihleri arasında Nilüfer Belediyesi’nin katkılarıyla Bursa’ya konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, 9 – 10 Aralık’ta Kastamonu’da tamamlayacak.

ihtilaf_sanati_004
İhtilaf Sanatı

Türkiye’de güncel sanat ile sinema arasında bir köprü oluşturmayı hedefleyen Gezici Festival’in bu yılki sanatçı konuğu Işıl Eğrikavuk. Video ve performanslarında, medyanın yaratmayı hedeflediği gösteri toplumu ile gündelik yaşam gerçekleri arasındaki tezatları vurgulayan Eğrikavuk’un çalışmaları bugüne kadar pek çok uluslararası sergide yer aldı. Gezici Festival programında, sanatçının sahte-belgesel formuna yakın beş işine yer veriyor. İhtilaf Sanatı bölümünde yer alan; Karanlık Kütüphane (2006), Gül (2007), Röportaj (2008), Anı Müzesi (2010) ve Ters Köşe (2013), toplumsal sorunları absürd bir dille sorguluyor. Video çalışmalarının yanı sıra performanslarından parçaların ve fotoğrafların da yer alacağı gösterim esnasında Eğrikavuk, işlerinin üretim sürecini anlatacak ve izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

karanlik kutuphane
Karanlık Kütüphane

Sanatçı ayrıca Gezici Festival ve SALT Ulus işbirliğiyle 28 Kasım ve 5 Aralık tarihlerinde, Ankaralı katılımcılarla iki ayrı performans gerçekleştirecek. 28 Kasım’daki ilk performansın ardından, performans sırasında çekilen fotoğraf ve görüntüler de SALT Ulus’ta hafta boyunca sergilenecek. 5 Aralık’ta yine SALT Ulus’ta gerçekleştirilecek ikinci performansla sergi sona erecek.

Meksika Yüksek Mahkemesi, esrar kullanımının insan hakkı olduğuna karar verdi

0

Meksika Yüksek Mahkemesi, esrar kullanımının temel insan hakkı olduğunu açıkladı. Mahkemenin bu kararı, kenevirin ülke çapında yasallaşmasına zemin hazırlıyor.

Mahkeme üyeleri dörde bir oy çokluğuyla esrar yasağına karşı karar vermiş oldu. Mahkeme, aynı zamanda kişilerin kenevir ekmesinin de aynı şekilde insan hakkı olduğuna kanaat getirdi. Yüksek Mahkeme esrar yasağının “kişinin özgür kişilik gelişimi hakkına zarar verdiğini” özellikle belirtti.

mexico-marijuana1

Geçtiğimiz Çarşamba günü Uyuşturucu Politikaları Kurumu, bir basın açıklamasıyla kararı “Meksika’nın Yüksek Mahkemesi tarafından verilen bu karar, iki sebepten ötürü olağanüstü: konunun insan hakları yönünden tartışılması ve ‘uyuşturucuyla savaş’tan en çok zarar görmüş ülkelerden birinden çıkması” şeklinde yorumladı.

Kurumun Amerika politikaları sorumlularından Hannah Hetzer’in açıklamalarına göre “Uruguay esrarı yasallaştıran ilk ülke oldu, Kanada’nın bunu takip etmesi bekleniyor, tedavi amaçlı esrar kullanımı Latin Amerika ve Karayipler’de giderek artıyor ve ABD’nin birkaç eyaletinde esrar yasal. Şimdi de Meksika’dan çıkan dönüm noktası niteliğindeki bu kararla görülüyor ki, Amerika kıtası açıkça dünyadaki kenevir reformuna öncülük etmekte.”

Meksika Yüksek Mahkemesi, marijuana kullanımının insan hakkı olduğuna karar verdi 3

Geçtiğimiz aylarda, Meksika tıbbi esrarın Lennox-Gastaut Sendromu* geçirmekte olan bir hastanın ebeveynlerinin başvurusu üzerine kullanımına özel olarak izin vermişti.

Meksika yıllardır esrar ve diğer uyuşturucuların yasadışı olması nedeniyle yeraltı pazarına itilmesi sonucu güçlenen çete ve kartellerin istilası altında. Birçok insan esrarı serbest bırakmanın kartellerin kazancını düşürerek buna bağlı suç oranları düşüreceği konusunda hemfikir

*Lennox-Gastaut Sendromu: Kişinin karışık nöbetler geçirdiği, tedavisi oldukça zor bir epilepsi türü.

Kaynak: Counter Current News

Avustralya’da nadir görülen bir bulut formu görenleri etkiledi

0

Başlık fotoğrafındaki olağanüstü görüntü Avustralya’nın Doğu Victoria Eyaleti’nde yakalandı. Gökkuşağı ile kaplı bulut adeta başka bir boyuta açılan kapı gibi ancak “fallstreak hole” olarak bilinen bu büyüleyici bulutun bilimsel bir açıklaması var. Bu süreç aşırı soğuma ile başlıyor. 

Aşırı soğuma, sıvının sıcaklığı donma seviyesinin altına düştüğü hâlde katı olmama durumudur. Bu süreçte partiküller “aşı kristali” denilen kristallere dönüşüyor ve Bergeron Prosesi aktif hâle geliyor.

Bergeron Prosesi, çevredeki sular hızla buharlaşırken, aşırı soğumuş su ve buz karışımı içeren karışık fazdaki bir bulutun merkezde kristalleşerek büyümesine denir. İşte gökyüzünün ortasında görünen bu muazzam görüntünün sebebi budur.

Tek bir partikülün donmasıyla bu süreç domino etkisiyle yayılıyor. Yani, bu koşullar ile bulut üzerinden uçan bir uçak bu ilginç oluşumu başlatabilir.

Aynı zamanda “skypunch” ya da “hole punch clouds” olarak da bilinen bu doğa olayı nadir görülen ve her seferinde UFO zannedilen bulutlardandır.

Fallstreak hole 2Fallstreak hole 1Fallstreak hole 3Fallstreak hole 5Fallstreak hole 6Fallstreak hole 4
Başlık Fotoğrafı: Reddit
Kaynak: My Modern Met