Ana Sayfa Blog Sayfa 572

Alplerin tundra yeşilliğini evinize getirecek bir buluş: Yosun Saat

Rotterdam merkezli tasarım stüdyosu Noktutu’nun yosun saati, sıradan saatleri güzel ve canlı bir sanat eseri hâline getiriyor.

Norveç’in özenle seçilmiş ren geyiği yosunu ile kaplı Yosun Saat’in bir kısmı bitki bir kısmı da zaman cihazından oluşuyor. Noktutu “doğayı eve getirmek” için âdeta işlevsel bir sanat eseri yaratmış.

Bu göz alıcı saat Baltık huş kontrplak bir çerçeve içine yerleştirildi. Dört santimetre genişliğindeki kontrplak şerit buharla bükülüp istenen şekle getirildi ve tek bir bağlantı noktası kullanarak birbirine bağlandı. Açık renkli çerçeve ise kullanıcının dikkatini saatin bol yeşilliklerine vermesini, bitkilerin yoğun ve geniş bir alanda görünmesini sağlıyor.

Saatin merkezini dolduran ren geyiği yosunu aslında gerçek bir yosundan değil, Norveç’in arktik bölgelerinde bulunan yerli likenlerden oluşuyor.

Esasında alpin tundra alanlarında bulunan, özellikle teraryumlarda çok değerli olan mercana benzeyen likenler ile canlı renk kontrastı oluşturabilmek için saatin merkezine turuncu renkte akrep ve yelkovan yerleştirildi. Noktutu bu ürünü piyasaya henüz çıkarmış olmasına rağmen, ilgili müşterilerin internet sitesi üzerinden bağlantı kurması onları oldukça cesaretlendiriyor. 

Moss-Clock-by-Noktuku-5-1020x610

Moss-Clock-by-Noktuku-3-1020x610Moss-Clock-by-Noktuku-6-1020x610Moss-Clock-by-Noktuku-2-1020x610Moss-Clock-by-Noktuku-1-1020x610
Kaynak: Inhabitat 

Kan banyosu yapan kontesten gerçek Drakula’ya kadar gerçek hayatın korkutucu figürleri

0

Kurtadamlar, cadılar ve zombiler! Özellikle Cadılar Bayramı’nda karşımıza çıkan bu yaratıklar bazı insanları korkutabiliyor. Fakat bunlar geçmişte insanlara terör estiren gerçek hayatın korkunç karakterleriyle karşılaştırılamaz bile. Kan banyosu yapan kontesten gerçek Drakula’ya kadar gerçek hayatın korkutucu figürlerini derledik.

Kazıklı Voyvoda

Kazıklı Voyvoda

Voyvoda 3. Vlad Tepeş, 15’inci yüzyılda Eflak beyliğinin prensiydi. Vlad’ın babası Osmanlılara yenilince, O’nu rehin olarak vermişti. İkinci Kosova Savaşı sonrasında Eflak’ın başına geçme girişiminde bulunan Vlad, Eflak voyvodası tarafından bozguna uğratıldı ve sürgüne gönderildi. 1456 yılında Osmanlı’nın kuşatmasına karşı savunmaya giderken Vlad’ın emrine bir ordu verildi. Bu durumdan faydalanıp Eflak’a bir sefer düzenledi ve Eflak voyvodasını öldürüp 3’üncü Vlad adıyla yeni Eflak voyvodası oldu.

1456-1462 yılları arasında görevini sürdüren Vlad, rakiplerini çok çeşitli yöntemlerle cezalandırdı. Yöntemlerinin en ünlüsü “kazığa geçirme” ise ölümünden sonra “Kazıklı Voyvoda” şeklinde anılmasına neden oldu. Kazığa geçirilenlerin kanlarını fıçılarda toplatıp şarap içtiğine dair söylentiler daha sonra onun bir vampir olduğu efsanesinin yayılmasına sebep oldu.

Yaklaşık 20 bin kadar insanı cinsiyet ve yaş farkı gözetmeden kazığa geçiren Voyvoda; terk ettiği topraklardaki su kuyularını zehirledi, ekinleri yaktı, tüm hayvanları öldürttü. Hapishanelerdeki cüzzamlı ve vebalıları serbest bıraktı. Bu yöntemi de daha önce başvurulmayan bir taktik olarak tarihe geçti.

Yıllar sonra Bram Stoker, Vlad’dan esinlenerek Drakula adlı romanı kaleme aldı. Bundan dolayı Vlad, meşhur vampir “Kont Drakula” şekline büründü. Bu romanda Drakula, “Yüzü güçlü -çok güçlü- kartal gibiydi. Kaşları gürdü. Tuhaf bir biçimde keskin dişleri vardı…” cümleleri ile betimlendi ve bu betimleme tarihi prototipi itibariyle Vlad’ın görünüşüyle aynıydı. Vlad’dan esinlenerek yapılan filmlerde ise Drakula; güçlü bir vampir, simyacı ve büyücüydü.

Kanlı Kontes

elizabeth bathory 1

3’üncü Vlad, her ne kadar gerçekten kan dondurucu olsa da 16’ıncı yüzyılda yaşayan Kontes Bathory ile eş tutulamaz. Bathory, Kontes Drakula adı ile anılır ancak kesin olmamakla birlikte “en verimli kadın seri katil” şeklinde de bilinir. 600’den fazla kadını öldürüp genital bölgelerini kesen Kontes’in yamyamlığa meylettiği bile söylenir.

Macaristan Krallığı’nın en soylu ailelerinden kabul edilen Bathory ailesinden gelen Kontes Elizabeth Bathory, tarihin en kötü unvanlarına sahip kadınları arasında yer alıyor.

Henüz 14 yaşındayken hamile kalan Bathory’nin halası lezbiyen bir cadıydı. Amcası şeytana tapan bir simyacı, erkek kardeşi ise birlikte aynı odada kalınmaktan korkulan bir “sapık” olarak tanınıyordu. Bir diğer yandan bebekliğinden beri Elizabeth ile ilgilinen bakıcısının da kara büyüyle uğraşan ve ayinlerinde çocuk kurban etmekten çekinmeyen bir kişiliğe sahip olduğu biliniyordu.

Kontesin en büyük uğraşlarından biri ayna karşısında vakit geçirmekti. Her fırsatta güzelliği ile övünmekten asla geri kalmıyordu. Yaşlanmaya başladığını düşündüğü andan itibaren cildini yenileyebilmek için kendini değişik büyü türleri bulmaya ve uygulamaya verdi.

Bu kısımdan sonra süregelen hikâye ise şöyledir: Kontes 40’lı yaşlarına geldi ve giderek yaşlanacağı fikri aklını ele geçirmekteydi. Bir gün saçlarını tarayan hizmetkarına canının acıttığı gerekçesiyle öyle sert bir tokat attı ki genç kızın yanağından bir damla kan kontesin eline döküldü. Bathory bu kan sayesinde genç kızın güzelliğini ve gençliğini alabileceğini sandı, uşağına emir vererek hizmetkarının bütün kanını bir küvete doldurtarak “kan banyosu” yaptı. Cinayetlerini böylece başlatan Kontes 600’den fazla bakire genç kadını kaçırtıp bu kadınlara tepesinden asılı bir kafeste işkence çektirdi. Kafesten akan kanlarla da duş aldı. Ayrıca kurbanlarını ölesiye dövdürdüğü, açlığa terk ettiği, canlı olarak yaktırdığı, iğnelerle işkence yaptırdığı, kışın dışarıda üzerlerine su dökülerek donmaya bıraktığı; yüzlerini, kollarını ve cinsel organlarını ısırdığı da bilinmekte.

Bathory’nin tüm bu akıl almaz derecede korkunç işkencelerini şatosunda gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Tüm bunlara rağmen Elizabeth’in usta bir seri katil olduğu söylenemez. Asil bir aileye mensup olmanın avantajını sonuna dek kullandı fakat cinayetlerini örtbas etmekte başarılı olamadı. Ailesinden kaynaklı imtiyazı ona mahkemede fayda sağladı. Kraliyet mensubu olduğundan Kontes hakkında yargılanmadan kendi şatosunda müebbet hapis kararı verildi. Şatosunda ölü bulunduğunda O’nu görenler “adeta bir şeytan” benzetmesi yaptılar. Buruşan derisi, upuzun tırnakları, çökmüş haldeki gözleri böyle bir yargıda bulunmalarına sebep oldu.

Rasputin

rasputin 2

Rus tarihinin en ilginç isimlerinden biri kuşkusuz Grigori Rasputin’dir. “Deli Papaz” lakabıyla anılan Rasputin, doğaüstü yetenekleri bulunduğu ve insanları hipnoz ederek etkilediği ile ün saldı.

18 yaşında birkaç kez hırsızlık suçundan yakalanınca üç ayını Verkhoturye Manastırı’nda geçirdi. Oradayken Meryem Ana’nın kendisine göründüğünü iddia ederek kendisini “seçilmiş bir aziz” şeklinde tanıtmaya başladı. Rus Ortodoks Kilisesi’nden kopan bir dini topluluk olan Khlistiler tarikatına katıldı. Bu tarikata göre insan acı çekmeden ve günah işlemeden tanrıya ulaşamazdı. Günah işleyerek günahtan çıkacaklarına inanan bu güruh, evlilik dışı cinsel ilişkiyi teşvik ediyordu. Bu da Rasputin’in kadınlarla yaşadığı dillere destan hikayelerine bir açıklık getiriyor. Şöyle ki St. Peterspurg’daki kadınların yüzde doksanıyla cinsel ilişkiye girdiği biliniyor.

Rasputin, hipnotize yeteneğiyle dilediği herkesi etkisi altına almayı başardı. Çariçe’nin ise kendisine özel bir hayranlığı oluştu. Hasta oğlunu iyileştiren bu adamın aracılığıyla Tanrı’nın kendisiyle konuştuğuna inandı. Ancak yavaşça Çar dahil birçok kişiyi huzursuz etmeye başladı. Çar’ın üzerindeki etkisi saray çevresindekileri özellikle de politikacıları rahatsız etti. Cinsel yaşamındaki aşırılıklar ve bunları hiç sakınmadan yaşaması da bardağı taşıran son damla oldu.

Ortodoks Kilisesi de Rasputin’in dini, kendi istekleri doğrultusunda kullanan bir şeytan olduğunu iddia etmeye başladı. Gazetelerde her gün alay konusu haline gelince artık ilahi güce sahip bir aziz değil de bir şarlatan şekline büründü. Saray hanedanının ve diğer politikacıların Rasputin’den duydukları rahatsızlık had safhaya ulaştı. Artık bu adamın ortadan kaldırılması gerektiğini düşünen hanedan mensubu bir grup, komplo hazırladı. 1916 yılının Aralık gecesi Rasputin bir prens tarafından içki masasına çağrıldı. Ancak içkisine siyanür katıldı. İçkiyi içen Rasputin’e hiçbir şey olmaması prensi dehşete düşürdü. Bunun üzerine prens, ona birkaç el ateş etti. Bundan sonrası daha da inanılmazdı. Rasputin, koşarak kaçmayı başladı. Sarayın bahçesinde koşarken birkaç kez daha vurulan Rasputin yere yığılıp kaldı. Prens ve adamları öldüğünden emin olmak için cesedi Neva Nehri’nin buzlu sularını attı. Ertesi gün Rasputin’in hemen ölmediği, onu bulan balıkçının kulübesinde öldüğü anlaşıldı.

Şubat Devrimi sırasında cezasını bulmadığı düşünülerek cesedi mezarından çıkarıldı ve yakılarak imha edildi. Ancak Rasputin, gömülmeden önce penisi kesilerek araştırma amaçlı olarak bir kavanozun içinde saklandı. Şu anda o kavanoz, bir müzede sergilenmektedir.

Tanrı’nın Kırbacı Attila

attila 1

Biri “Tanrı’nın Kırbacı” lakabına layık görüldüğünde, anlarsınız ki o kişi kibarlık dalında hiçbir ödül kazanmayacaktır. Hun İmparatoru Attila, ardı arkası kesilmez akınlarla 5’inci yüzyılda Avrupa’da terör estirdi ve Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü hızlandırdı.

Kaos zamanlarında Attila’nın barbarca hareket eden beyliği kana susamışlığı ile öne çıktı. Kontrolünü tamamen kazanmak için öz kardeşini öldürdü. Ayrıca, Avrupa’ya giden yolda karşısına her ne çıkarsa çıksın O’nun gazabından kurtulamadı. Hunlar, geçtiği her yerden arkalarında kanlı çığlıklar bırakarak ayrıldı. O’nun ana silahı terördü.
Attila’nın kanlı hükümdarlığı, 70’in üzerinde kenti yağmaladı ve arkalarında enkazlar ile küller bıraktı. Söylenenlere göre Attila’nın komutasındaki Hun ordusu, 1 milyon insanın ölümüne sebep oldu.

Attila, ölümle gerdek gecesinde buluştu. 16’ıncı yüzyıl kaynaklarına göre; Attila evliliği için düzenlenen şölenden sonra evlendiği kadın tarafından zehirlenmesi nedeniyle burnu ile boğazından kanlar fışkırarak boğuldu.

Bu yaşananlara rağmen halen Attila’nın iyi yanını gösteren kaynaklar, iyi yanını savunan ve O’nu kahraman gören insanlar mevcut. En üst düzeyde acımasız bir savaşçı; halen bazı kesimler için sadakati, dürüstlüğü ve merhameti temsil edebiliyor.

Gilles de Rais

gilles de rais 1

1404 yılında Britanya’da köklü bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Gilles de Rais, 9 yaşındayken babasının ölümü nedeniyle Jean de Crao’nun yanında büyüdü. Gilles kadınlardan uzak bir ortamda yetişti, cinsel duygularını genç yaşta cinsel ilişkiye girdiği kuzeni Roger de Brigueville ile bastırmaya çalıştı. 16 yaşındayken kuzeni Catherine de Thouars ile evlenmesinin ardından büyükbabasının isteği üzerine 1426’daki, Britanya-Fransa savaşı için orduya katıldı. Askerlikteki başarısı sayesinde ünü yayılan Rais’nin hayatında bu savaş bir dönüm noktası halini aldı.

1432’de büyükbabasının ölümüyle büyük bir mal varlığı edinen Rais; kendini zevke, sefaya ve anal ilişkilerin yaşandığı ortamlara adadı. Mali sıkıntıları nedeniyle topraklarının önemli bir bölümünü sattı. Bunu sindiremeyen Rais, kendini kütüphanesine kilitleyerek büyü ve ezoterizm ile ilgili kitaplar okumaya başladı.

Rais’nin kendini kapattığı andan itibaren beş yıl boyunca Fransa’da çocuklar kaybolmaya başladı. Kayıplar devam ederken aynı zamanda cadı avı da baş gösterdi. Çocukların neden ve nasıl kaybolduğu bir türlü açıklanamadı. Çocukların acı çekerek ölmelerini seyretmek Rais’yi delicesine mutlu ediyordu. Yavaş yavaş ölen kurbanlarının enselerini keserek onlara işkence etmek çok hoşuna gidiyordu. Kan kaybeden kurbanı ölene dek onunla cinsel ilişkiye girmek de O’nun ritüellerindendi. Kendini yeterince tatmin ettikten sonra kurbanlarının boğazlarını kesip kafalarını gövdelerinden ayırırdı. İşkenceleri giderek akıl almaz hal almaktaydı.

Şöyle ki işkence çektirerek öldürdüğü çocukların kafalarını yan yana dizerek güzellik yarışması düzenlemek en büyük hobilerinden biri haline geldi. Aileler Rais’den şüphelenmeye başlamıştı ancak tıpkı Bathory gibi Rais de soylu bir aileden geliyordu ve bundan dolayı şüpheler sonuç vermedi. Fakat yine de Rais’yi yakalanma korkusu sardı ve şatosunda bulunan 140’tan fazla cesedi yaktırdı. 1440 yılında kendi mülkünü satın almak isteyen bir papazı hapse attırdı. Bu olay kiliseyi karşısına almasına neden olduğundan Rais hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Rais’yi tutuklamaya gelen okçular, ocağında çok sayıda insan kemikleri ve yatak odasında kanlı çocuk elbiseleri buldu.

Gilles de Rais, 47 farklı suçtan tutuklandı. Yaptıklarının tümünü reddeden Rais, işkence ile konuşturulacağını anlayınca yalvararak şu açıklamayı dile getirdi: “Kutsal İsa adına. Bana düşünmem için biraz zaman verin.” Verilen sürenin ardından tüm suçlamaları kabul eden Rais, 1440 yılının Ekim ayında iki yardımcısıyla birlikte asılarak öldürüldü, ardından cesetleri yakıldı.

Kaynak: Live Science, Biyografi

Hayvan özgürlüğü aktivistlerinden Rusya’ya: “Victoria Pavlenko’ya özgürlük”

Geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul Rusya Başkonsolosluğu önünde, Yeryüzüne Özgürlük ve Avrasya Hayvan Hakları Ağı ile ortak düzenlenen eylemde Moskova‘dan hayvan hakları aktivisti Victoria Pavlenko ile dayanışma eylemi düzenlendi. Düzenlenen eylemde şu anda ev hapsinde olan ve altı yıl hapis istemiyle yargılanan Victoria Pavlenko için özgürlük talebinde bulunuldu.

Victoria Pavlenko, bakımını üstlenmek zorunda kaldığı bir köpek nedeniyle ilgili cezalara çarptırılması söz konusu. Pavlenko, Gagarinski Bölge Mahkemesi tarafından verilen karar ile 31 Ekim’e kadar ev hapsinde maruz bırakıldı. Rusya’da devlet barınakları cehennem niteliği taşımakta ve Victoria Pavlenko barınaklardan çıkardığı hayvanlar için özveri ile çalışırken, kendisi hakkında altı yıl hapis istemiyle yargılama süreci başlatıldı. Bölge mahkemesi ve Rus ana akım medyası Victoria’nın ilgili köpeği kör bir kadının elinden zorla aldığı ve bundan dolayı cezalandırılması gerektiğini belirtti. Uydurma bir suç ve hayvanları eşya olarak gören yasalar nedeniyle Victoria hapis cezasına çarptırılmak üzere.

Hayvan hakları aktivisti Victoria Pavlenko ile dayanışma eylemi 1

Yeryüzüne Özgürlük ve Avrasya Hayvan Hakları Ağı’nın basın ve kamuoyuna ortak yayınladığı bildiri;

BASINA ve KAMUOYUNA,
24.10.2015

Hayvanlar için birer cehennemi andıran Rusya’daki devlet barınaklarından çıkardığı hayvanlar için, büyük bir özveri ile çalışırken tutsak edilen Rusyalı hayvan hakları aktivisti dostumuz Victoria Pavlenko, bakımını üstlenmek zorunda kaldığı bir köpek nedeniyle 6 yıl hapis cezası ile karşı karşıya. Kendisi şu anda, Gagarinsky Bölge Mahkemesi tarafından verilen bir karar ile 31 Ekim’e dek ev hapsine maruz bırakılmış durumdadır. Bölge mahkemesi ve Rus ana akım medyası, dostumuz Victoria’yı söz konusu köpeği, görme engelli bir kadının elinden zorla aldığı iddiası ile suçlamaktadır. Kara propaganda ve tamamen uydurma bir suç ile yıllardan beri Moskova’da hayvan hakları mücadelesi veren aktivist dostumuz Victoria, yıllarını demir parmaklıklar ardından geçirme tehdidi ile karşı karşıya.

Her zaman olduğu gibi bir kez daha ifade ediyoruz: Aktivizm ve hayvan korumacılık bir suç değildir!

Hayvanların haklarını yok sayan Rusya devleti ve hükûmeti, hayvan zulmünü teşvik etmekte; dünyadaki kürk endüstri piyasasının çok büyük bir bölümünü elinde tutmakta, hayvanlı sirklerle, yunus parklarıyla, hayvanat bahçeleriyle, hayvanlar için birer ölüm kampı olan barınaklarıyla hayvanların haklarına sistematik bir şekilde tecavüz etmektedir. Diğer ülkelerdeki hayvan işkencehanelerine bizzat köle ve esir tedarik etmektedir. Rusya’da hayvanların hakkını koruyan tek bir yasa dahi bulunmamaktadır.

Bir hayvan tecavüze uğradığında, katledildiğinde ya da hayvanların hakları gasp edildiğinde kılını kıpırdatmayan Rusya devleti, tıpkı Türkiye gibi, “mal çalmak” iddiası ile insanları yıllarca hapse mahkûm edebilmektedir. Bireylerin, canlıların haklarını korumak yerine, mülkiyeti korumayı tercih eden bu ikiyüzlü devlet anlayışını kınıyoruz!

Rus Neo-nazi gruplarının, sadece “esmer” ya da “siyah” oldukları için insanları, kendilerine düşman belledikleri anti-faşist grupları sokak ortasında katletmesini cezasızlıkla mükâfatlandıran Rusya devleti, sadece zor durumdaki bir köpeğe evini açmış olan dostumuz Victoria için altı yıl hapis istemekte hiçbir sakınca görmemektedir. Ne Türkiye’de ne Rusya’da ne de yeryüzünde böyle bir adalet anlayışını kabul ediyoruz.

Dostumuz Victoria Pavlenko’nun cezalandırılma istemi vesilesiyle, hayvan haklarını ayaklar altına aldığı gibi insan haklarını da yok sayan Rusya’yı bir kez daha teşhir ediyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 raporuna bakıldığında, Türkiye ile yarışan Rusya, 2014 senesinde, AİHM’e, hakkında en fazla dava başvurusu yapılan üçüncü ülke olarak Türkiye’yi insan hakları ihlâlleri konusunda sollamıştır. Aynı zamanda yine Rusya, AİHM’in, hakkında en fazla karar açıkladığı ülkedir. AİHM’e, davaya konu olan “insanlık dışı aşağılayıcı muamele” ve “güvenlik ve özgürlük” ile ilgili en çok dava yine Rusya’dan gelmiştir.

Hayvan hakları aktivisti Victoria Pavlenko ile dayanışma eylemi 3

Ülkesinde LGBTİ onur yürüyüşlerini yasaklayan, eşcinsellikle alakalı sitelere yasak getiren Rusya hükûmeti ve devleti, homofobik tavrıyla dünyaca ün yapmıştır. Rusya’da eşcinselliğe yönelik bilgi verilmesi, gökkuşağı bayraklarının kullanılması gibi fiiller yasadışı propoganda sayılarak cezalandırılmaktadır. Yine Rusya, yabancı sivil toplum kuruluşlarının ülkesindeki faaliyetlerine de ciddi sınırlamalar getirmiş; birçok sivil toplum kuruluşunu “kara liste”ye almış ve Rusya’da STK mensupları casuslukla suçlanmaktadır. Medya özgürlüğünden bahsedemeyeceğimiz Rusya’da birçok gazeteci tehdit edilmekte, öldürülmekte, bu cinayetlerin çoğu cezasız bırakılmaktadır.

İfade özgürlüğünün bulunmadığı Rusya’da, son derece kötü durumdaki hapishaneler, en temel haklarını kullanmak isteyen insanlarla dolup taşmaktadır. Adaletsizliği karakteristik hâle getiren, bu yönde dünyada nam salan ve ülkesindeki toplumsal şiddeti, nefreti, ırkçılığı ve faşizmi bizzat körükleyen ve Kafkasya’da çatışma ortamını tırmandıran Rusya devleti ve hükûmetine, âdeta kendisi ile yarışan ve her fırsatta eleştirdiğimiz Türkiye’den sesleniyoruz:

Saçmalamayı bırakın, Victoria’yı serbest bırakın! “Hırsızlık” gibi uydurma bir suçla, yıllardır hayvan hakları mücadelesi veren dostumuz üzerindeki tüm suçlamaları düşürün ve Victoria için derhal beraat kararı verin.

Bu eylemimiz ile Rusya’da ve tüm dünyada, hayvanlar ve onların hakları için mücadele verirken devletlerin tutsak ettiği tüm aktivistlere selam gönderiyor; aktivizmi suç sayıp en doğal hakları bile yok sayan tüm devletleri lanetliyoruz!

Victoria Pavlenko yalnız değildir! Bu davada beraat kararı verilene dek davanın takipçisi olacağımızı, Rusya’nın hakları gasp eden bu tavrını teşhir etmeye devam edeceğimizi de kamuoyuna duyuruyoruz.

Yaşasın hayvan özgürlüğü ve trans-nasyonel dayanışma!

Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Avrasya Hayvan Hakları Ağı

Bitkisel yağ ile çalışan bir kamyonetin sırtındaki eko evleriyle doğayı keşfe çıktılar

Jerud ve Ching, 19 metrekarelik taşınabilir evleriyle ve iki köpek dostlarıyla Kuzey Pasifik’i keşfetmek için yola çıkmış.

İpotek borçları, faturalar ve ofise bağlı geçen bir yaşam insanları serbest çalışmaya ve yenilenebilir teknolojilerin maddi olanaklarına yönlendirmeye devam ediyor. Bu kararı verdikten sonra ise sizinle yollara düşen bir eviniz ve keşfedilmeye hazır bir rotanız oluyor. Yaşam alanınızı küçültmeye gitmek yaşam standartlarınızı genişletmenin bir yolu, Jerud ve Ching de Kuzey Carolina’daki mahallelerini terk ederek 99 model bir Ford’un arkasına bağladıkları römork ile birçoğumuzun cesaret edemediğini yapmak için yola çıkanlardan.

Kamyonetleri mazot yerine bitkisel atık yağ (WVO) ile çalıştıran çift, restoranlardan yakıt elde edebiliyor. Kamyonet, yalnızca motorun çalışması, ısınması ve motor durmadan önce atık yağın temizlenmesi için düşük miktarda dizel kullanıyor. Böylece ülkenin öbür ucuna giderken neredeyse hiç yakıt masrafları olmuyor. Yaşam şekilleri aynı zamanda tutkun oldukları doğayı koruma sorumluluğunu üstlendiklerini de gösteriyor.

jerudandching1

Çift, yaklaşık bir yıl önce köpekleriyle birlikte yola çıkmış. Birkaç ay süreceğini tahmin ettikleri tamir ve montaj işlemleri ise neredeyse bir yıl almış ve 30 bin dolara mâl olmuş. Yaklaşık 19 metre karelik yaşam alanlarında güneş enerjisi ile çalışan bir duş, mutfak ve buzdolabı bulunuyor. Sudan tasarruf etmelerine yarayan ayak pedallı musluk ve katı atıkları doğal gübreye çeviren kompost bir tuvalet kullanıyorlar.

jerudandching2

İhtiyaçlarına bağlı olarak sezonluk işlerde ya da internet üzerinden çalışan çift, çatıya yerleştirdikleri güneş panelleriyle masrafları olabildiğince düşük tutmaya çalışıyor. Harcamalar bu kadar az olunca, yolculuğa devam etmek için cesaretleri de artıyor.

jerudandching4jerudandching5jerudandching3jerudandching6jerudandching7jerudandching8jerudandching10jerudandching11jerudandching9jerudandching14jerudandching12jerudandching13

Kaynak: The Plaid Zebra 

Geleceğe övgü: 2000 yılını hayal eden 19’uncu yüzyıl çizimleri

Gelecekteki teknolojilerin nasıl olacağını merak edip, çeşitli fikirler üretiriz ve bazen bu teknolojiler, o zamanlara gelindiğinde bile ortaya çıkmaz. Gelecekte hangi teknolojilerin bizi karşılayacağını çoğumuz merak eder; bunun üzerine kimimiz düşüncelerimizi kâğıtlara ve filmlere aktarır.

Geleceğimizi biz nasıl merak ediyorsak, 18’inci yüzyıl da o kadar merak etmiş. İşte Fransız sanatçı Jean-Marc Côté ve arkadaşları, 2000 yılının nasıl görüneceğine dair tahminlerde bulunup, bu tahminleri resmettiler. 2000 yılında Fransa’nın nasıl görüneceğini, hangi teknolojilerin olacağını ve insanlığın nasıl yaşayacağını bu füturistik resimlerle kartpostallara işlediler. Daha sonra bu kartpostallar 1899, 1900 ve 1901 yılları arasında yayınlandı; 1910 senesinde de sigara ve puro kutularına basıldı.

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.1

Uçan Postacı

Çizimler, günümüze kadar ulaştı ve bazı çizimlerde şimdiki dünyaya benzer betimlemeler gerçeklikten çok da uzakta değil gibi görülüyor. Giysi imalatı, mekan temizleme ve tarla sürmeyi anlatan çizimler, tıpkı günümüzde hayatımızı kolaylaştıran teknolojilere benziyor. Bunların yanı sıra posta teslimatı ve itfiyeciler, havada görevlerini gerçekleştiriyor ve hatta elektrikli patenler ve yürüyen evler bile dahi düşünülmüş.

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.2

Balina Otobüs

Bu resim dizisi, ilk olarak 1900 yılında Paris’te bir dünya sergisi için hayata geçirildi. İçerisinde 87 adet kartpostal bulunuyor. Mali kısıtlar nedeniyle 19’uncu yüzyılda yaygın bir hale gelemedi fakat uzun yıllardan sonra yeniden gün ışığına çıkmayı başardı. Ayrıca bilimkurgu yazarı Isaac Asimov, bu kartpostal dizisini bir kitap haline getirerek yayımladı. Futuredays: A Nineteenth Century Vision of the Year 2000 (Gelecekteki Günler: 2000 yılına 19’uncu Yüzyıl Bakışı) adlı kitap, 1986 yılında basıldı fakat Türkçe baskısı bulunmamaktadır.

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.3

Okul

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.4

Yürüyen Ev

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.5

Son moda dikim

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.6

Elektrikli Patenler

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.7

Kümes Yemleyici

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.8

Dublaj Makinesi

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.9

Havacı İtfaiyeciler

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.10

Berber

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.11

Elektrikli Temizleyici

Geleceğe-övgü-2000yılı-19.yy.12

Çiftçilik

Kaynak: My Modern Met 

Yeni bulunan şeffaf kaplama, güneş hücrelerini soğutuyor ve verimliliği arttırıyor

0

“Güneş ışınlarından daha verimli nasıl faydalanır?” sorusu zihinleri kurcalarken pembe anten teknolojisi gibi yeni fikirler bu konuda umut veriyor. Stanford Üniversitesi’nden üç mühendis güneş panellerinin performansını arttıran yeni bir teknoloji geliştirdi. Bu buluş güneş altında, güneş hücresi tarafından üretilen ısıyı uzaklaştırıyor ve soğutuyor; böylece hücrelerin daha fazla fotonu elektriğe çevirmesine izin veriyor.

Elektrik elektronik mühendisliği Profesörü Dr. Shanhui Fan’ın, araştırmacı Dr. Aaswath P. Raman’ın ve doktora öğrencisi Linxiao Zhu’nun çalışması “Proceedings of the National Academy of Sciences” bilimsel dergisinin son sayısında yayınlandı. Araştırmacılar buluşlarını Standford Üniversitesi çatısında test ettiler ve güneş endüstrisini uzun süredir yoran bir sorunu ele aldılar: “Fotonların kullanışlı elektriğe çevrilmesinde en çok ısınan güneş hücrelerinin verimsiz olması durumunu.”

Yeni bulunan üeffaf kaplama gÅneü hÅcrelerini soßutuyor ve verimlilißi arttçrçyor (2)

Araştırmacıların çözümü; ince silika malzemenin geleneksel fotovoltaik güneş hücrelerinin üzerini kaplamasına dayanıyor. Bu malzeme şeffaf; güneş hücrelerini çalıştıran görünen güneş ışığını geçiriyor ve yakalıyor, ancak infrared ışınlardan gelen termal ışımayı ve ısıyı uzaklaştırıyor.

“Isı, verimlilik için zararlı olsa da güneş panellerinin çalışması için, panellerin güneşe dönük olması gerekiyor” diyor Prof. Fan. “Bizim termal kaplamamız güneş ışığını geçiriyor, hatta güneş ışığının soğurulmasını artırıyor, ama aynı zamanda ısıyı dışarı vererek güneş hücrelerini soğutuyor ve güneş hücrelerinin verimliliğini de arttırıyor” diye de ekliyor.

2014 yılında aynı ekip, infrared ısıyı atmosferi ısıtmadan direk uzaya yollayan aşırı ince bir malzeme geliştirmişti. “Nature” bilimsel dergisinde yayınlanan bu çalışma “ışınımsal soğutma” olarak tanımlanmıştı. Yeni yayımlanan bu yayınlarında ise, araştırmacılar önceki çalışmalarını güneş paneli dizilerinin performansını arttırmak için kullandılar.
Ekip, teknolojilerini elektrik üretmeden güneş hücrelerini taklit eden özel hazırlanmış güneş soğurucuya sahip bir cihazda test etti. Deneyler kaplayıcı malzemenin, görünen ışığın güneş hücrelerinden geçmesine izin verdiğini, aynı zamanda soğurucunun da (-5 C’a kadar) soğutulduğunu gösterdiler. Yüzde 20 verimle tipik bir kristal silisyum güneş hücresi, -5 C’a soğutma ile hücre verimini yüzde 1 arttırıyor.

 

transparent-coating-cools-solar-cells

Araştırmacılar yeni şeffaf termal kaplamaların en iyi; kuru, temiz ortamlarda çalıştığını ve büyük güneş paneli serileri için tercih edildiğini ifade ediyorlar. Ekip teknolojinin ticarileşebileceğini ve endüstriyelleşmesinin olası olduğunu da ekliyor.

Araştırmacılardan Zhu “Bu teknolojinin, açık havada kullanılan ve hem çeşitli sebeplerle güneş ışınınlarının görünür kısmını muhafaza eden, hem de soğutulma ihtiyacı duyan araç ve sistemlerde büyük bir potansiyele sahip olduğunu” ifade ediyor. Ayrıca “Pasif soğutma sağlayan bu sistemin, örnek olarak; araçlarda kullanılabileceğini.” 

Güneş ışınlarından daha fazla faydalanabilmenin daha verimli yolları aranırken, malzeme bilimindeki gelişmelerin de bu konudaki katkıları her geçen gün kendini göstermeye devam ediyor.

Kaynak: Phys, Kurzweil, Science Newsline

NASA’nın yeni uzay aracı galaksi boyunca otostop çekmeyi amaçlıyor

0

Uzayda uzak mesafelere seyahat etmek çok fazla zaman ve çok fazla yakıt gerektiriyor. Bu nedenle NASA’nın yeni uzay aracı konsepti farklı bir yaklaşıma sahip: Galaksiler etrafında seyahat ederken geçen kuyruklu yıldızlara otostop çekmek. Geçtiğimiz ay Amerikan Havacılık ve Uzay Enstitüsü’nün Uzay Konferansı’nda değerlendirmeye sunulan yeni Kuyrukluyıldız Otostopçusu’nun arkasında daha parlak bir fikir var.

İtki için kuyruklu yıldız ve meteorları kullanan Kuyruklu Yıldız Otostopçusu ciddi uzay keşiflerine başlamak için yeterli olan en az 35,405 km/saat (22,000 mil/saat) hızına ulaşabilecek. Aslında, uzay aracının arkasındaki düşünce uzayın derinliklerindeki bu kayalara iniş yapıp inceleme yapmayı kolaylaştırarak bütün planlama sürecini bilim insanları için Philae Uzay Aracı’ndan daha basit hale getirmekti.

(Görsel: NASA)
(Görsel: NASA)

Her görevde 5-10 kuyruklu yıldız

NASA’nın Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuvarı’nda baş araştırmacı ve proje lideri görevindeki Masahiro Ono diyor ki: “Göksel bir kütle olarak otostop çekmek başparmağınızı kaldırmak kadar basit değil, çünkü astronomik bir hızda uçuyorlar ve sizi almak için durmuyorlar. Bizim düşüncemiz başparmak yerine zıpkın ve ip kullanmak.” Bu ip sistemi yeniden kullanabilir olacak ve iniş ve kalkış aşamaları için itici yakıt gerektirmeyecek.

Teknik, fiilen balıkçıların kullandığı tekniğe benziyor. Otostopçu, kuyruklu yıldıza yaklaştığında kayaya yapışmak için ip ve zıpkın kullanarak onunla birlikte çekilecek. Ve zıpkını yavaşça bırakacak (tıpkı oltayı kullandığımız gibi orta gerilimde tutarak). Uzay aracı durduğunda enerji alınmış olacak. Daha sonra iki hız birbiriyle eşleşmeye başladığında yavaşça kuyruklu yıldıza doğru dönecek.

İniş sürecinden elde edilen enerji daha sonra uzay aracını bir sonraki limana; uzay boşluğunda ilerleyen bir sonraki kalıntıya fırlatmak için kullanılabilecek. Kuyruklu Yıldız Otostopçusu’nun arkasındaki mühendislik ekibi her görevde bu şekilde beş ila on arası kuyruklu yıldız “yakalanabileceğine” inanıyorlar. Gerçek hayattaki otostopta olduğu gibi uzay aracının kuyrukluyıldızın nereye gittiğinden emin olması gerekiyor.

Galaksi Otostop 1

NASA’daki bilim insanları Kuyruklu Yıldız Otostopçusu’nun etkileyici bir hızla yaklaşık altı yılda Plüton’a ulaşabileceğini ve yine de enerjisi kalabileceğini düşünüyorlar: Bu noktada diğer uzay araçları için bir yakıt ikmal noktası görevi görebilecek.

Bunun gerçekleşmesi için mühendislerin henüz var olmayan son derece dayanıklı ekipmanlara –saymak gerekirse 100 km uzunluğunda karbon nanotüp ipe ve elmastan imal edilmiş bir zıpkına– ihtiyacı var. Fakat önümüzdeki yıllarda ilerleme kaydedileceği yönünde umutlular. Bir sonraki aşama, konseptin NASA laboratuvarlarında küçük ölçekli ve sanal olarak test edilmesi.

Kaynak: Science Alert

Çocukken dayatılan algılara karşı veganlık ve sağlıklı beslenme

Veganizm, temelinde hayvansal gıdaları tüketmemeyi bulunduran bir anlayış. Bununla birlikte hayvanların kozmetik, sanayi, bilim gibi konularda da kullanılmaması gerektiğini, her canlının yaşama hakkının korunması inancıyla savunan bir ahlak felsefesi aslında. İçeriğine baktığımızda etik, doğa dostu, sağlıklı beslenme amaçlı veganlık şeklinde üç türü barındırıyor.

Toplumda çocukluktan dayatılan omnivor anlayışla kendimizi tüketim toplumunun tam ortasında buluyoruz. Veganizm bütün kolları ile buna karşı duruyor.

Veganlar ile omnivor beslenenlerin karşılaştırıldığı bir çalışmada veganların doymuş yağ, işlenmiş gıda, yüksek glisemik indeksli karbonhidrat tüketiminin omnivor beslenenlere göre daha az, çoklu doymamış yağ tüketiminin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlarla kötü kolesterol görülme riskinin veganlarda daha düşük olduğu açıklanmıştır.

raw_vegan_lunch

Vegan beslenenlerde düzenli alınan kurubaklagiller, meyve ve sebzeler, yulaf gibi tahıllardan alınan, kan kolesterol düzeyinin düşük olmasında etkili olmuştur. Bir başka çalışmada da vegan beslenenlerin açlık lipidleri, glikoz konsantrasyonları daha düşük bulunmuştur. Ayrıca, çağımızın hastalıklarından biri olan insülin direnci oluşum riskinin veganlarda daha düşük olduğu saptanmış ve pankreasın insülin üreten kısmı olan beta hücrelerin korunumu omnivorlara göre daha iyi bulunmuştur. Vegan beslenenlerde B12 vitamini eksikliği hariç eksiklik saptanmamıştır, ancak bu eksikliğin yanlış beslenme sebebiyle bütün beslenme tiplerinde ortaya çıkacağı bilinmektedir. Aynı çalışmada bu beslenme şeklinin çocuk ve gebe kadınlarda uygulanmasının sakıncalı olabileceği de tartışma konusu olmuştur.

Vegangraphic

Tüm bu verilerden şu sonuçları çıkarabiliriz: Vegan beslenme modeli ile kan kolesterol seviyelerini olumsuz yönde etkileyen birçok faktör ortadan kaldırıp kalp damar hastalıkları riskinden korunmaktadır. Metabolik hastalıklar, koroner hastalıklar, arteriyal hipertansiyon, özellikle kolon kanseri, divertiküler kolon hastalıkları, böbrek ve safra taşları oluşumu riski azalmaktadır.

Kalp krizi riskini önlemek için vegan beslenmeyi öneren doktorlar da vardır. Arterioskleroz, kalp hastalıkları tedavisinde vegan beslenme Amerika’da kullanılan bir beslenme tedavisi şeklidir.

Kaynak: Food and Nutrition, Biomed Central, NCBI / 2

Seksin objeleştirilmesini eleştiren şahane Marion Fayolle illüstrasyonları

Fransız sanatçı Marion Fayolle’ün “Les Coquins” (Oynaklar) isimli illüstrasyon serisi, sürreal seks davranışları ile uygunsuz seks oyuncakları kullanan çiftlerin görüntülerini gözler önüne sererken cinselliğin objeleştirilmesini eleştiriyor.

Fayolle’ün muazzam mizah anlayışı ve olağandışı sürrealizmi; yapıtlarını aşk, tutku, arzu ve aynı zamanda duygusuzlukla dolu bir dünyada harmanlamasını sağlıyor.

Çizimlerindeki sadelik ile vermek istediği mesajı tam olarak iletebilen Fayolle, çiftlerin günlük yaşamdaki saçma davranışlarını oldukça başarılı bir şekilde betimliyor.

Sanatçının diğer çalışmalarına bakmak için buraya tıklayınız.

Marion Fayolle 9Marion Fayolle 2Marion Fayolle 7Marion Fayolle 8Marion Fayolle 5Marion Fayolle 6Marion Fayolle 4Marion Fayolle 3

Kaynak: Art Sheep 

Hazırlayan: Burak Avşar

25 yılını toplumdan uzak bir şekilde mağarada geçiren sanatçının yarattığı büyük şaheser

Meksika’nın çöllerinde bir sanatçı. Kendisine sanatçı denmesini sevmeyen bir sanatçı, sanat kavramının da üstüne çıkmış ve yaptıklarıyla büyük bir miras bırakmış Ra Paulette. Son 25 yılını toplumdan uzak bir şekilde, bir mağarada köpek dostu ile geçirmiş Ra Paulette, zamanını duvar oyarak geçirmiş. Ortaya çıkan sonuç ise tam anlamıyla bir şaheser. 

Kendisine mağara oymayla ilgili bir takıntısı olup olmadığı sorulduğunda Paulette şöyle cevap veriyor:

“Bir çocuk oyun oynamaya takıntılı mıdır?”

Projeyi yapma sebebini insanların ruhsal benliğini fark etmesine ve huzurlu olduklarını hissetmesine aracı olmak diyerek açıklayan Paulette, mağaranın tamamen bitmesinden sonra burayı sanat odaklı aktiviteler ve sergilerin düzenlendiği bir alana dönüştürecek.

İlginç bir şekilde Ra, kendini bir sanatçı olarak görmüyor, merak algısını tutkulu bir biçimde betimleyen biri olarak görüyor. 

Ra Paulette 1

 

Ra Paulette 3

Ra Paulette 5Ra Paulette 4Ra Paulette 6Ra Paulette 7Ra Paulette 8

Video üzerinden Ra Paulette’in elleriyle işlediği bu insanüstü mağaraya göz atabilirsiniz.

Hazırlayan: Burak Avşar