Ana Sayfa Blog Sayfa 573

Yesenin’den Sylvia’ya: 20’nci yüzyılın hüzünlü intihar çiçekleri

Bir savaş yüzyılı olarak 20’nci yüzyıl, bir edebiyat yüzyılı olarak 20’nci yüzyıl, bir bilim yüzyılı olarak 20’nci yüzyıl, bir kaos yüzyılı olarak 20’nci yüzyıl ve elbette bir intihar yüzyılı olarak 20’nci yüzyıl.

Sergey Yesenin’den Stefan Zweig’a, Virginia Woolf’ten Sylvia Plath’e, Paul Celan’dan Otto Weininger’ya birçok şair-yazar, birçok filozof, düşünce insanı, sanatçı ve entelektüelin intiharına tanık olan tuhaf yüzyıl.

Varoluş sancısıyla, endişeyle ya da entelektüel kaygıyla dolup taşan absürt yüzyıl. Pratik felsefenin, absürt edebiyatın, Tanrı’ya başkaldırışın ve daha bir yığın dinamiğin bir yüzyıla sığmasının yanında, bu peş peşe intiharları nasıl kaldırdı 20’nci yüzyıl?

Ona biraz daha yakından bakacak olursak:

OttoWeiningerspring1903

Yüzyılın henüz başları. Tarih 4 Ekim 1903. 1880 doğumlu filozof Viyana’da intihar etmişti. Kendisi, felsefe tarihinde pek de bilinir bir simâ değildir aslında. En azından Türkiye için bu böyle. Ama belirtmekte yarar vardır ki, onun felsefi dehâsı 20’nci yüzyıl felsefesine oldukça derin bir etki yapmıştı. Tek eseri olan Cinsiyet ve Karakter, aslında ağır bir kadınlık ve Yahudilik eleştirisi içeriyordu ama elbette kitap buna indirgenemeyecek kadar ağırdı.

Geniş bir perspektifle bakıldığında, felsefenin her alanına dokunacak bir düşünce sistemi olduğu vurgulanabilir. Her ne kadar, kendisi asistem bir filozof olsa da. Bu önemli eseri verdikten sonra Otto Weininger, Viyana’da, Beethoven’ın öldüğü odada hayatına istemli olarak vedâ etti. Weininger’nın intiharında, kendisinde Yahudilik ve kadınlık gibi iki şeytani yönün de mevcut olduğuna dair inancının etkisi olduğu görüşü yaygın bir görüştür.

Kalorifer-Borusuna-Kendini-Asarak-İntihar-Eden-Sergey-Yesenin

Bu intiharın üzerinden çok geçmemişti ki, 28 Kasım 1925 tarihinde, Rus şair Sergey Yesenin‘in intiharı, bir başka genç dehâyı bizden ayırmıştı. 1895 doğumlu şairin Rus edebiyatının en önemli şairlerinden birisi olduğu yönündeki ortak kanıya katılmamak mümkün değildir. Henüz 30 yaşındayken hayata istemli olarak vedâ eden Yesenin’in intiharına dair belki de en önemli ayrıntı, kendisi gibi önemli bir şair olan, dostu Mayakovski’ye bıraktığı vedâ şiiridir. Yesenin bu şiiri bileklerinden akan kanla yazmıştır:

Hoşçakal, dostum benim, hoşçakal artık,
Can dostum, seninle dolu göğsüm –
Çok önceden belirlenen bu ayrılık
Buluşmayı vaadediyor ilerde bir gün

Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, konuşmadan,
Hüzünlenme ve eğme kaşlarını, mutsuz;
Yeni bir şey değil ölüp gitmek bu yaşamdan,
Ama yaşamak da daha yeni değil kuşkusuz.
(Çeviren: Azer Yaran)

Portrait of British writer Virginia Woolf, 1900s

20’nci yüzyılın ortalarına gelindiğinde, varoluşsal sancı ve 20’nci yüzyılın derin buhranı kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. 28 Mart 1941 tarihinde Virginia Woolf, içinde bulunduğu depresyona bir son vererek intihar yolunu seçen bir başka yazar oldu. 1882 senesinde doğan ve edebiyat tarihinin en önemli kadın yazarlarından birisi sayılan Woolf, ceplerine taşlar doldurarak kendisini Ouse nehrine bıraktı. Geride bıraktığı eserlerden Kendine Ait Bir Oda, feminist hareketin simgelerinden birisi oldu. Çok sevdiği eşi Leonard Woolf’e bıraktığı son mektup ise, oldukça vurucuydu:

“Sevgilim,

Yeniden delirmekte olduğumdan şüphem yok: Böyle korkunç bir dönemi bir kez daha kaldıramayacağımızı hissediyorum. Aynı zamanda, bu kez toparlanmayı başaramayacağımı da seziyorum. Yeniden sesler işitmeye başladım ve dikkatimi toplayamıyorum.

Bu durumda bana en doğru görünen şeyi yapıyorum. Bana olabilecek en büyük mutluluğu yaşattın. Benim için başka kimsenin olamayacağı insan oldun. İki varlığın bu korkunç hastalık gelene kadar olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Daha fazla mücadele edemeyeceğim. Senin hayatını da ziyan ettiğimi biliyorum. Ben olmasam çalışabilirdin. Çalışacaksın da, biliyorum.

Görüyorsun, doğru dürüst yazmayı bile başaramıyorum. Okuyamıyorum. Söylemek istediğim, hayattaki tüm mutluluğumu sana borçlu olduğum. Bana karşı her zaman tam bir sabır timsali oldun ve inanılmaz iyiydin. Sana bunları söylememe gerek yok — herkes biliyor zaten.

Beni kurtarabilecek biri olsaydı, o sen olurdun. Hiçbir şeyden senin iyiliğinden olduğu kadar emin olmadım. Hayatını ziyan etmeye daha fazla devam edemem. Kimselerin bizden daha mutlu olabileceğini sanmıyorum.

V.”

Zweig-Lotte

Virginia Woolf’ün intiharının üzerinden bir yıl geçmişti ki, dünyayı kaplayan umutsuzluk ve kaygı, yazar vicdanının ve hassasiyetinin sembolü hâline gelen Stefan Zweig‘ı intihara sürekledi. Tarih 22 Şubat 1942 idi. Stefan Zweig ve eşi Lotte, Hitler’in kurduğu dünya düzeninin kalıcı olacağı düşüncesine inanarak, bu endişe ile hayatlarına yan yana son vermişlerdi. Satranç, Tehlikeli Merhamet, Acımak gibi birçok güzel eseri gerisinde bırakan Zweig ve can yoldaşı Lotte, son fotoğraflarında bize tuhaf bir huzur vermişlerdi.

Syvlia

Ve elbette Sylvia Plath. 11 Şubat 1963, Londra. 20’nci yüzyılın ve hatta dünya tarihinin en iyi kadın şairlerinden birisi hayata istemli vedâ etti. 30 yaşındaydı ve iki çocuğu vardı. Çocuklarının odasına, sabah içmeleri ve yemeleri için süt ve kurabiye bıraktı. Odalarının kapısını ise içeri gaz girmeyecek şekilde kapattı. Ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti. Güzelliği, gizemi, şiirleri ve anneliği ile Sylvia Plath hâfızamızda öyle bir yer edindi ki, onu unutmak artık insanlık için pek de mümkün değildi.

Bak, gene yaptım işte.
Her on yılda bir
Nasılsa buluyorum bir yolunu

Bir çeşit yürüyen mucize, derim
Bir Nazi abajuru kadar parlak,
Sağ ayağım

Bir kağıt baskısı,
Yüzüm, şekilsiz, ince
Yahudiden bir çarşaf.

Sıyır örtüyü
Ey benim düşmanım.
Nasıl, ürkütüyor muyum?
(Çeviren: Cevap Çapan)

OZKOK_1963_Paul_Celan

Son olarak ise Paul Celan. 20 Nisan 1970 tarihinde kendisini Seine nehrine bırakarak yaşama istemli vedâ etti. 20’nci yüzyılın en önemli şairlerinden birisi olan Rumen şair, 50 yaşındaydı. İkinci Dünya Savaşı’nı deneyimleyen, 18 ay toplama kampında tutulan şair, bu bunalımı üzerinden atamamıştı ve savaştan çok sonra bile olsa o derin kaygıyla yaşamı arasında bir bağ kuramadı ve Celan, ardında ne güzel şiirler bırakmıştı:

Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy’in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.
(Çevirenler: Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy)

Sonuç söylemi mi? Ne diyorsunuz, insan hüzünleniyor.

Bu tekerlekli sandalye, basamaklardan otomatik olarak inip çıkabiliyor

Basamaklar ve engebeli zeminler tekerlekli sandalye kullanan bireyler için büyük sorun teşkil ediyor. Rampalar her ne kadar erişimi artırıyor olsa da uygulama açısından oldukça maliyetli ve mevcut bina yapılarına uyum sağlamaları da her zaman kolay olmuyor.

Neyse ki İsviçreli öğrenciler bu soruna sandalyeyi merdivenden yukarı hareket ettirebilen, tanklardakine benzer bir dişli ile basamakları doğrudan çıkabilmeye olanak sağlayan elektrikli tekerlekli sandalye “Scalevo” ile çözüm bulmuş.

ETZ Zürih ve Zürih Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri tarafından tasarlanan Scalevo, tekerlekli sandalye düz zemindeyken kendi kendine dengede durmasını sağlayan bir teknolojiye sahip. Kullanıcı merdivene yaklaştığında ise tekerlekli sandalye geri dönüyor ve palet zinciri ile basamakları geri geri çıkıyor.

Tekerlekli sandalyenin çerçevesinin ve destek sisteminin hazırlanmasına yardımcı olan Miro Voellmy, “En güzeli de bu tekerlekli sandalyedeki her şeyin otomatik olması. Merdivenden çıkmak istiyorsam ona doğru ilerliyorum, arkama dönüyorum, tek bir düğmeye basıyorum ve tek yapmam gereken gitmek istediğim hızı kontrol etmek oluyor” şeklinde ifade ediyor.

Kendi kendine dengede durabilen tekerlekli sandalye basamaklardan otomatik olarak inip çıkabiliyor

Scalevo düz zeminlerde saatte 10 kilometreye varan hızla hareket edebiliyor ve spiral merdivenler de dahil olmak üzere merdivenlerde saniyede maksimum bir basamak hızda yükselebiliyor – ki bu yukarıda gösterilen videoda gördüğünüzden dört kat daha hızlı. Bu yıl, engelli katılımcıların gelişmiş destek cihazları kullanarak yarıştığı Cybathlon Turnuvası’na dahil oldu.

Voellmy, “Paletler bu kullanım için mükemmel çünkü kapladığı alan oldukça geniş, bu da eğilmesini neredeyse imkansız kılıyor. Ayrıca düz olduklarından ve merdiven profiline uyum sağladıklarından dolayı merdiven çıkıyor değil de rampa tırmanıyor gibi hissediyorsunuz. Yani merdivenin tahta, metal ya da cam olmasının bir önemi yok, palet sıkıca tutunuyor ve kayma tehlikesi yok” diye de ekliyor.

Kendi kendine dengede durabilen tekerlekli sandalye basamaklardan otomatik olarak inip çıkabiliyor 3

 

Palet mekanizması tekerlekli sandalyenin merdiven tırmanmasına olanak sağlamanın yanı sıra sandalyeyi kullanan bireylere düz zeminlerde daha gelişmiş bir görüş olanı sunmak amacıyla kullanıcı yüksekliğini de önemli olarak artırıyor.

Şimdiye kadar geliştirilen öğrenci prototipleri satılık olmasa da, projeye gösterilen ilgi Scalevo’nun yaratıcılarının daha uygun maliyetli bir tüketici sürümü için kitlesel fonlama yöntemini değerlendirmeye teşvik etti. Öğrenciler bu düşünceyi hayata geçirirse olağanüstü bir taleple karşılaşacaklarını düşünüyoruz.

Voellmy, “Son derece kompakt bir şekilde üretildi, klasik tekerlekli sandalyeden daha geniş değil ve masaların altına girebiliyor. Dar kapılardan geçebilir, iç mekanlarda rahatlıkla kullanabilirsiniz. Farklı tekerlekli sandalyelerle karşılaştırıldığında son derece az yer kaplıyor ve kullanımı da çok kolay” son olarak ifade ediyor.

Kaynak: Science Alert

Doğa dostu, kullanışlı ve bisiklete bağlanabilen katlanır karavan

Bir arabaya veya kamyonete bağlanabilen karavanlar hantal oluyor ve keşfedebileceğiniz yerleri sınırlıyor. Bu doğa dostu karavan, bisikletinize bağlanıp bisikletinizin ulaşabildiği her yere gidebilmesi ile diğer karavanlardan ayrılıyor.

Bu karavan uzun ömürlü, hafif ve içinde iki kişinin uyumasına elverecek büyüklükte. Sabah uyandığınızda, dört kişinin yemek yemesine ve dinlenmesine yetecek bir alan sağlamak için sadece yatağı katlayıp kaldırmanız yeterli. Yatağın altında, çeşitli malzemeleri veya besinleri saklamak için çok elverişli 300 litrelik bir depolama bölümü bile var.

Bisiklete bağlanabilen katlanır karavan doğa dostu ve kullanışlı 2Katlanabilir olması, yolculuğunuzu daha güvenli ve kolay yapabilmenizi sağlıyor. Kurulması yaklaşık üç dakika alıyor, çadır kurmak için gerekenden kesinlikle daha kısa bir zaman.

Wide Path Camper adıyla üretilen bu karavan isteğe bağlı olarak çeşitli ek özelliklerle donatılabiliyor. Belirli bir ücret karşılığında, daha kaliteli bir yatak seçebiliyorsunuz, elektrikle çalışan aletlerinizi şarj etmek için güneş pili olan bir karavan seçebilirsiniz, ikinci bir bisiklet için bağlantı ekleyebilirsiniz ve karavanınızın istediğiniz renkte üretilmesini tercih edebilirsiniz.

Bisiklete bağlanabilen katlanır karavan doğa dostu ve kullanışlı 1
Kaynak: My Modern Met 

Venüs, Mars ve Jüpiter, bizlere görsel bir şölen hazırlıyor

Bu hafta, gökyüzüne bakacak olursanız, kafanızı gökyüzünün doğusuna çevirin; göreceğiniz manzara Venüs, Mars ve Jüpiter’den oluşan Gezegen Üçgeni olacak. Milyonlarca ışık yılı uzaklıkta olmalarına rağmen bu gezegenlerin tesadüfi uyumu sayesinde, bize daha yakın görünecekler. Bu hafta içerisinde her sabah, Güneş doğmadan önce, pencereden dışarıya bakma fırsatı yakalarsanız, bu gezegen üçlüsünü görebilmeniz mümkün.

Amatör astronom Ian Musgrave konu hakkında şu açıklamaları dile getirdi: “Bir üçgen hizasında, gökyüzünde Venüs, Mars ve Jüpiter konumlarını alacaklar. Venüs yavaş yavaş Mars’a daha çok yaklaşacak ve Ekim’in 28’inde en yakın konuma geçmeye başlayacak.”


Venüs; Mars ile en büyük yakınlaşmasını 31 Ekim’de; Jüpiter’le ise 3 Kasım’da yaşayacak. 6 ve 7 Kasım’da Gezegenler Üçgeni, yavaş yavaş açılmaya ve birbirinden ayrılmaya başlayacak. Fakat bu tarihlerde, gezegenleri de hilal dönümünde görmek mümkün olacak.

Bu az rastlanan Gezegen Üçgeni, 2021 yılına kadar görülmeyecek. Ekimin sonundan kasımın ikinci haftasının sonuna kadar izlenecek bu gezegen şöleni için şimdiden tüm Dünya’ya iyi seyirler.

Gezegensel Bağlaç ile ilgili videoyu da izleyebilirsiniz. 

Kaynak: Popular Mechanics  

Çin’in devasa hava aracı güneş enerjisi ile 6 ay kesintisiz uçabiliyor

Yuanmeng (Rüya), sistemlerini ve kapasitelerini test etmek amacıyla Ekim ayında Moğolistan’dan kalkarak ilk hava aracı uçuşunu gerçekleştirdi. Raporlara göre, 75 metre uzunluğundaki hava aracının geçen haftaki 48 saatlik test uçuşunda neredeyse uzaya yaklaşan, 20 kilometrelik bir yüksekliğe ulaşıldı.

Yuanmeng tamamen şişirildiğinde muazzam hacmi yaklaşık 18 bin metreküpe karşılık geliyor. Hava aracının yüksekliği 22 metre ve 4,5 ila 6,3 metrik ton arasında yük taşıyabiliyor.

Çin’in devasa hava aracı güneş enerjisi ile altı ay kesintisiz uçabiliyor2

Yuanmeng uçmak için helyum gazı kullanıyor ve havadayken elektronik teçhizatını çalıştırmak için büyük ölçüde güneş enerjisinden faydalanıyor. Hava aracının üst kısmının orta kısmını kaplayan geniş güneş panelleri sayesinde tek seferde altı aya kadar havada kalabileceği söyleniyor. 

Aracın kullanım amacı belli olmasa da, People’s Daily’deki bir rapora göre geniş bant iletişim, veri rölesi, yüksek çözünürlüklü izleme ve uzamsal görüntüleme sistemleriyle donatıldığından iletişim amacıyla kullanılabilir.

Çin’in devasa hava aracı güneş enerjisi ile altı ay kesintisiz uçabiliyor

Kaynak: Science Alert 

İşlenmiş et tüketiminin kanseri tetiklediğini resmen onaylandı

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organisation), işlenmiş et tüketiminin kansere neden olduğunu resmen onaylayarak vücuda verdiği zarar konusunda asbest, alkol, arsenik ve sigara ile aynı kategoride yer aldığını belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), özellikle bağırsak kanseriyle ilişkilendirilen işlenmiş etin birinci grup kanserojen olduğunu kanıtladı. Uzmanlara göre, günlük 50 gram işlenmiş et tüketimi kalın bağırsak kanseri riskini yüzde 18 kadar arttırıyor. 2A grubunda bulunan işlenmiş etin ise pankreas ve prostat kanserini tetiklediği belirtildi.

Kanser Hücresi 1

Bir yıl boyunca gerçekleştirilen müzakereler sonucu açıklanan IARC kararı, kanser araştırmacıları tarafından olumlu karşılansa da, et endüstrisinin ve endüstrinin fonladığı bilim insanlarının öfkesini uyandıracak.

İşlenmiş etin insan sağlığına etkilerini araştıran Meat Advisory Panel (MAP) üyelerinden ve Cardiff Üniversitesi profesörlerinden Robert Fund ise “Beslenme düzeninden işlenmiş eti çıkarmak kansere karşı etkin bir çözüm olamaz. Sigarayı bırakmak, ideal kiloya ulaşmak ve aşırı alkol kullanımından kaçınmak kanserle savaşmak için çok daha etkilidir” diyerek araştırmanın karşısında yer alan isimlerden.

Kırmızı Et Kanser 2

Birkaç yıldır jambon, domuz pastırması ve sosis için kanseri tetiklediği yönünde uyarılar gündeme gelmişti. Dünya Kanser Araştırma Fonu ise, haftada 500 gramdan az işlenmiş et tüketilmesi gerektiğini de belirtmişti.

Oxford Üniversitesi’nden epidemiyoloji uzmanı Prof. Tim Key ise Birleşik Krallık Kanser Araştırma kuruluşunun IARC’nin aldığı kararı desteklediğini söyledi: “Bir süredir işlenmiş et tüketimi ile bağırsak kanseri arasında bir ilişki olduğunu biliyorduk, şimdi ise yeterli kanıt mevcut.”

Kaynak: The Guardian

İçimizde, hafızamızda ve edebiyatımızda: Sabahattin Ali

0

Sabahattin Ali, yerel edebiyatımıza yön veren, toplumcu gerçekçi büyük yazarlarımızdan biri. 41 yıllık yaşamından geriye, derin izler bırakan eserleri ve “melankoli” sözcüğü miras kalmıştır. Eserleri arasında, yazıldığı dönemde de büyük yankı uyandıran üç kült romanı günümüz edebiyat listelerinde de baş köşelerde. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943) dönemin roman anlayışına yeni bir yön vermiştir.

Okuruna gerçekçiliği naif bir şekilde sunan Sabahattin Ali çok geçmeden sadık okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çünkü insanı kırmadan, ezmeden, yormadan insan olmanın ağır yükünü okurunun sırtından alıp kelimelerine sindirmiştir.

İlk romanı Kuyucaklı Yusuf, toplum sorunlarını dile getiren gerçekçi bir romandır. Sabahattin Ali, toplumla uyuşamayan karakterler üzerinden düzeni eleştirme yoluna gitmiştir. Yusuf ve Muazzez’in aşkı üzerinden; toplumsal değerlere, yanlış batılılaşmaya, insan ruhunu etkileyen ince detaylara değinir. “Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimâlinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hâlâ bilemeyeceklerdi” diye anlattığı Yusuf ve Muazzez’in aşkının büyüklüğünü ve bu birleşmenin bireyi nasıl yorduğunu anlatır.

Günümüzde hâlâ çok satanlar listelerinde baş sıralarda olan Kürk Mantolu Madonna, insan ruhu üzerinde derin izler bırakan tespitleri barındırır. Roman, Raif Efendi ve Maria Puder arasındaki aşk hikâyesi çerçevesinde dönse de etrafında birçok iç öykü barındırıyor.

sebahattin ali 1

Öncelikle okuruna her insanın incelenmeye değer bir ruh taşıdığını hatırlatır. İnsanların birbirlerinden haberdar olmadan kör noktalarda yaşayıp zamanı doldurmaya çalıştıklarını şöyle belirtmiştir yazar: “İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.” Roman kişisi Raif Efendi günlük hayatımızda sık sık karşılaşabileceğimiz bir karakterdir. Sessiz, sakin ve kendi işinde gücünde bir aile babası. Derin bir ruhun izlerini taşıyan Raif Efendi için romanda “Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir” yazılıdır.

sebahattin ali 2Sabahattin Ali’nin adıyla bile düşündüren romanı İçimizdeki Şeytan ise okuru kendine itiraf edemediği gerçeklerle yüzleştiriyor. Kişinin en büyük probleminin kendisiyle hesaplaşmaları olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Roman kişisi Ömer ve Macide’nin birbirine olan hislerine galip gelen hesaplaşmaya tanık oluyoruz.

“Dünyaya hükmetmeye hazırlanıyormuş! Dünya kim?.. Benden başka dünya var mı? Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi… Üst tarafıyla alakadar olmaya bile değmez… Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra… Zekâmız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor…”

sebahattin ali 3
Sabahattin Ali, üç romanı ve diğer eserleriyle hak ettiği yeri zamanla sağlamlaştırıyor. Her kuşak için büyük aşkların, sıkıntıların, hesaplaşmaların, kişinin kendine ve çevresine yabancılaşmasını onun naif dilinden okumak heyecan verici. Eserleri ne bir aşk hikayesi ne de toplumcu gerçekçi bir köy romanı olarak kısıtlanabilir.

İnsanı insan yapan en küçük noktayı bile anlatır Sabahattin Ali. İnsana kendi kendinin kurdu olduğunu bu cümlelerle anlatır: “İçimizde şeytan var. Can kırıkları var. Nefret var. Yalanlar var. Bir yanımız bizi çoktan terk etmiş. Melankoli ve hüsran var. Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa.”

İçimizde, edebiyatımızda iyi ki Sabahatttin Ali var.

Bu bölgede teknolojiye yer yok: San Francisco’nun yeni teknolojisiz alanları

San Francisco’daki yeni “teknolojisiz” alanlarında telefon kullanıyorsanız, her an bir (tepki) ceza almaya hazır olun.

San Francisco parklarının belirli işaret levhalarının yanından geçerken, park kuralları kapsamında yeni bir şey görebilirsiniz: Piknikte akıllı telefon ya da tablet kullanan kişiler yakalandığında cezalarını listeleyen bir “teknoloji giremez” işareti.

Hayır, bu doğru değil. Fakat fotoğrafçı Ivan Cash, bu işaret levhalarının olabildiğince resmi olmasını istedi. “Emir veren bir tonla uygulanarak, parka gelenler, ciddi bir şekilde işaretlerin anlamlarını ve imalarını düşünmeye zorlanmalıdır” diyor Cash. “Bu, gerçekten yasal mı?” sorusunun birkaç haftalık işaret levhalarının ilk kurulumu sırasında oluşan anlam kargaşası basit bir el yapımı işaret levhası ya da el ilanı olsa bile tartışmayı fitilledi.

Şimdilerde San Francisco, şehir etrafında 30 park ve plazadan daha fazlasına ücretsiz wi-fi teklifi sunuyor. Cash, bunu hemen kötü bir şey olarak düşünmezken, insanların arkadaşlarıyla konuşmak ya da modern dünyadan kurtularak bir nebze de olsa nefes almak için tasarlanan yeşil alanda arkadaşlarıyla zaman geçirmek fikrine karşılık, bu fikrin onları dijital aletlere çekmek istediğini az da olsa düşünmeye başlayabilecekleri umudunda.

“Bu, tamamen bir denge meselesi ve bir yansıma” şeklinde konuşan Cash sözlerine “Bazen parkta telefonumu kullandığım için tamamen suçluyum fakat genellikle kullandığım zamanlarda teknolojinin bize en acı hediyelerinden biri olan otomatikleşmiş cevaplar vermektense bilinçli olmayı deniyorum. Bu proje, tartışmayı devam ettirmenin tek yolu” diye devam etmekte.

İşaret levhalarının ilk dizisi hemen gözden düştü ama yine de sanatçılar mümkün olan birçok teknoloji bağımlısı San Francisco sakinine ulaşma umuduyla yine de daha fazlasını yapacak.

“Umarım, bu işaretler insanların yüzlerinde bir gülümseme bırakır. Umarım, teknolojinin hayatlarımızda ve çevremizde ne rol oynadığını bilmek adına bu tartışma bir kıvılcım oluşturur. Umarım, bu işaretler teknoloji hakkında daha gerçekçi düşünmemiz için bize bir ruh verir ve haftada bir gün olsa bile telefonlarımızı evde bırakabiliriz. Bunu yapamasak bile, bir tiyatro ya da sinemaya gittiğimiz sırada telefonumuzu kontrol etmemize direnmek için bir istek uyandırır. Bir uçak yolculuğu yaparken, kırmızı ışıkta dururken, sabah uyandığımızda ya da bir park bankında otururken teknolojinin açlığını hissetmeyiz, umarım. Aksi halde, bu yazıyı okumak boşuna” diye sözlerini bitiriyor Cash.

Fotoğraflar: Ben Von Wong
Kaynak: Fast Company

Berkin Elvan’dan Rémi Fraisse’a milliyetçilik, polis şiddeti ve halk olabilmek

Dünya öyle garip, öyle çıkarlı bir yer ki, bazı insanlar, hatta insanların büyük kısmı dünyaya dair “özleri” düşünmek yerine sonradan olma ve olamama durumundaki çıkarlarla daha fazla ilgileniyor. Güç, para ve bunlara sahip olmak için muhakkak gereken hırs. İktidarlar geldi aklınıza değil mi?

İktidarlar, üzerinde yaşadığımız ve mevcut şartlar altında yaşayabileceğimiz tek yer olan Dünya adlı gezegene kök salmış en büyük kötülüklerdir. En tehlikeli insanlar iktidarda olanlar, daha tehlikelileri de iktidar olamama riski altındaki mevcut iktidarlardır.

Bu iktidarlar, milyonlarca türden yalnızca biri olan insan türünün, yaşaması gerektiği gibi yaşamasına, öz savunma hakkına, hak aramasına ve milyonlarca türden sadece biri gibi naif davranmasına da engel. Yani, sen gel milyonlarca türün karşısına dikil ve hepiniz benim için yaratıldınız, de. Bu, sadece yaşadığımız hayatı anlamsızlaştırıyor.

Latuff Demokrasi Erdoğan

Öfkeli iktidarların anlamsız davranışları dosdoğru ve zararsız yaşamayı engellediği gibi birçok insanın yaşama hakkını da elinden alıyor. Bunu daha açık söylemek gerektiğinde kullanacağım kelime ise katletmek. İktidarlar mevzu bahis hırsları nedeniyle pek çok insanı acımasızca katlediyor. Zaten “insani katletmek” gibi bir davranış yok. İktidarların katlettiği kişiler, genellikle muhalif duygulara sahip veya zararların yeni yeni farkına varan muhalif olma potansiyeli taşıyanlar. Bu duruma düşmek için insan olmak tek şart değil; bir hayvan olmak da sömürülmek için yeterli bir sebep, bir dere olup akarken de önüne set çekilecek ve bir orman olup göğe uzanırken boynun kesilecek. Canlı hayatın iktidarları cani, alçak ve hırsın dibine batmış olduğu sürece ne yazık ki ne ormana, ne dereye, ne de bir muhalife hayat var bu dünya üzerinde.

İktidarlar milliyetsizdir. İktidarların polisleri de milliyetsizdir. Dolayısıyla iktidarın polisinin şiddetinin de herhangi bir milliyeti yok. İktidarlar ile polisler arasında hiçbir fark yok. Tüm iktidarlar para ve koltuk için tüm milli duygular ile tüm özgürlük fikirlerini hiçe sayabilir. İktidarların kuklası konumundaki polisler de bu şartlar altında kayıtsız şartsız iktidarların emirlerini yerine getirmekle görevli. Emir komuta şemasındaki emre itaatsiz bireyler ise yargılanmakta. Ancak bu yargılanma süreci pek tabii muhalif görüş sahibi olmaya da engel değil. Çünkü halk ölmek pahasına muhalif olabiliyorsa ve polis bu ihtimali gözetemeyecek kadar cesaretsizse arada büyük bir sıkıntı olduğu apaçık görülüyor. Ya özgürlük ya ölüm demek biraz karakter gerektiriyor.

Bir orman uğrunda, Rémi hep 21 yaşında

Fransa’da bir ekoloji mücadelesinin hep 21 yaşında kalacak direnişçisi: Rémi Fraisse. Fransa’nın güneyindeki Sivens baraj inşaatına karşı yapılan eylemler sırasında polisin Rémi’yi katletmesinin üzerinden tam bir yıl geçti.

 ENTRE DEUX ET TROIS MILLE PERSONNES ONT PARTICIPE A LA MARCHE BLANCHE ORGANISEE CET APRES MIDI SUR LE SITE DU BARRAGE DE SIVENS EN MEMOIRE DE REMI FRAYSSE MORT LORS D AFFRONTEMENTS ENTRE LES ZADISTES ET LES FORCES DE L ORDRE DES GLANDS DES FLEURS DES ARBRES ONT ETE SYMBOLIQUEMENT PLANTE ALBI 141102 Walk in memory ofFrench eco-protester Remi Fraisse killed by police GRENADE at protest against dam, (MaxPPP TagID: maxnewsworldthree609512.jpg) [Photo via MaxPPP]
(Fotoğraf: Jean-Marie Lamboley)
26 Ekim 2014 günü cansız bedenine ulaşılan Rémi, polis tarafından öldürülmeden hemen önce, o eşsiz ormanı yok etmeye yetecek baraj inşaatına karşı bir duruş sergiliyordu. Bu muhalif duruşu onun canına mâl oldu. Ancak onunla aynı barikatta konumlanan arkadaşları mücadeleden vazgeçmedi, Fransa’da ekoloji mücadelesi sürüyor. Rémi’nin polisin attığı gaz fişeği ile katledilmesinin hemen ardından, Fransa’da eylemlere müdahale eden kolluk kuvvetlerinin “saldırı amaçlı el bombası” olarak adlandırılan gaz bombalarını kullanması yasaklandı; etkisi daha az olan gaz bombalarının kullanılmasına ise kısıtlamalar getirildi.

15’inde bir fidan Berkin Elvan

Bir başka polis kurbanı ise Berkin Elvan. Berkin henüz 14 yaşındayken başına isabet eden gaz fişeği nedeniyle hayatına bir sene kadar komada devam etti. Berkin 15 yaşında hayata 16 kiloyla veda etti. Berkin’in katili de Rémi’nin katiliyle arkadaş. Aynı iktidarların, aynı polisleri. Gün gelip de karşı karşıya bile gelseler, polis polistir, iktidar da iktidar. Hiçbirisi bir diğerinden iyi olamayacak ne yazık ki. İktidarlar var oldukça katliamlar sürecek, polisler terfi aldıkça öldürdükleri insan başına iktidarlar da devam edecek koltuk kapma yarışına.

(Çizim: Halil İncesu)
(Çizim: Halil İncesu)

Devletlerin polisleri halkın evlatlarını, ekolojinin parçalarıyla iç içe koyup lime lime öldürürken iktidarlar daha çok ve gittikçe daha da çok kazanıyorlar. Kazandıkça çirkefleşen iktidarlar bir süre sonra doymamaya başlıyor. Evlatlarını ve soluk almalarını sağlayan ormanlarını yitiren halk “Ne istiyorsanız alın gidin de bizi artık rahat bırakın, fakir olalım, sefil olalım, ama gidin ne olur artık gidin!” diyor, yalvarıyor halk neredeyse. Ancak öyle bir aç gözlü, öyle bir hırslı iktidarla karşı karşıyayız ki, gitmiyorlar.

Heybelerinde çalıntı hayatlarla çok yakından tanıdığımız iktidarlar

Gitmeyen iktidarlar bitmeyen çalıntı hayatlar. Çalınan canlar o denli çok ki bir ölüp bin diriliyor o gençler. Sayıları yüzleri çoktan aştı devlet dersinde ölen çocukların… Ya adına dijital anıt yapılan “katili erkek” kadınlar? İşte hepimizin tek bir katili var: İktidarlar!

Heybelerinde çalıntı hayatlarla, sinir uçlarımıza elektrik vererek adeta, baş ucumuzda, burnumuzun dibinde, gözümüzün önünde dikiliyorlar. 

Bir Berkin, bir Rémi değil, iktidarın yavrusu polis namlusunda hayatını bırakanlar. Ethem Sarısülük var mesela, Türkiye’nin başkenti Ankara’nın en orta yerinde bir polisin adeta bir bilgisayar oyununda gibi davranarak çekip vurduğu sonra da o pervasız açıklamayı yaptığı: “Çektim sıktım üç tane”

(Çizim: Levent Sahir Akhun)
(Çizim: Levent Sahir Akhun)

Ahmet Atakan var. Ceylan var, Ceylan Önkol, parça parça annesinin eteklerinde. Uğur Kaymaz var, güzel gözlü çocuklarım, mis kokulu kardeşlerim. Canım arkadaşlarım öldürüldüler. Hepsi bir veya daha çok polisin kurbanı. Ali İsmail Korkmaz var “Vurmayın, öldüm”, vurdular, öldürdüler, Ali’m İsmail’im, korkmadı geride kalanlar ve hâlâ savaşıyorlar. Ne mutlu gerçekten yurtsever olanlara, ne mutlu; ormanını, deresini, yavrusunu üç kuruşa satmayanlara.

Karşımızdakiler her ne kadar yenilmez çelik ordular gibi gözükse de göğümüze çektikleri camdan platformu bir kere çatlattık, çatlak bir kere oluştu mu giderek büyür ve onu inşa edenlerin üzerine yıkılır. Ana akım medyası, polisi, uşakları ve yalakalarına karşı; yemyeşil ormanlarla, akan giden derelerle, tek bir safta Güneş ile Ay ile, kurt ile kuzu ile, sen ve ben ile daha güzel günlere…

İnterseks Farkındalık Günü: “Ne eksik ne de hastayız. Sadece interseksiz.”

0

Bugün 10’uncu kez interseks bireyler, zor kullanılarak yapılan cerrahi operasyonlardan hayatta kalanlar, aşıklar, eşler, aileler tüm dünyada İnterseks Farkındalık Günü‘nü kutluyor. Boston’da 26 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirilen dünyadaki ilk interseks protestosu anılıyor. Amerikan Pediatri Akademisi’nin toplantısı esnasında Heidi Walcutt tarafından başlatılan hareket tüm dünyada büyüyerek devam ediyor.

Kelime kökeni Yunan mitolojisinden gelen “hermafrodit”in hikâyesi şöyle anlatılır: Ticaret Tanrısı Hermes ile Güzellik Tanrıçası Afrodit’in bir erkek çocuğu olur. Gün gelir, bir su perisi Hermafrodit’e aşık olur ve O’na sarılıp tanrılardan onları hiç ayırmamasını diler. Böylece su perisi ve Hermafrodit tek beden olurlar. İntersekslerin hikâyesi mitolojik açıdan bakıldığında böyle başlar ancak ne yazık ki interseks bireylerin hayatı hiç de görüldüğü gibi değildir.

İnterseks bireyler günümüzde hermafrodit olarak da tanımlanabilmektedirler. Fakat interseks ile hermafrodit birbirinden ayrı terimlerdir. Şöyle ki hermafrodit bireyler eril ve dişil cinsiyet organlarının ikisine de sahiptirler. Bu durum interseks bireylerde de görülebilir. Yani hermafrodit bireyler interseks olabilir ancak interseks bireylerin tümü için hermafrodit tanımını kullanmak yanlıştır.

interseks farkındalık günü 1
İnterseksler, en büyük sıkıntıyı reşit olmadan önce genellikle aileleri tarafından “tedavi”ye zorlandıklarında çekiyorlar. Ailelerin istekleri doğrultusunda interseks çocuklara cerrahi operasyonlar uygulanıyor, hormon tedavisine zorlanıyorlar. İnterseks çocuklara yönelik uygulanan bu müdahalelerin erken yaşta yapılmasının hiç kimseye hiçbir faydası dokunmuyor. Bunun sebebi ise çok basit: İnterseks bireyler hasta değildir!

İnterseks bireylerin halen açıkça kendlerini belirtememelerinin altında yatan sebep sadece toplumsal korkular olmayabilir. İnterseks bireyin barındırdığı tüm cinsiyet rollerini sergileyebilme ve adapte olmaya çalışma durumu da sebeplerden biri sayılabilir. Bir interseks için erkek rolü de kadın rolü de sergilediği bir roldür. Tabii bireyin gerçeği ikisi de olmayabilir. Fakat bu durumda o özü ortaya koyabileceği bir üçüncü zemin de yok. Dolayısıyla interseks birey, bir diğerine geçebilmek ve kendisini ifade edebilmek için trans bireyler gibi karşı koyamadığı bir ihtiyaç hissetmeyebiliyor. Ancak ve ancak ikiye ayrılmış cinsiyet rollerini sergilemek dışında üçüncü bir zemin daha oluştuğunu gördüklerinde interseks bireyler toplumsal kaygılarından sıyrılıp daha çok ortaya çıkabileceklerdir.

interseks farkındalık günü 4
İnterseks bireylere yönelik ayrımcılığa ve hak ihlallerine karşı 2013 yılında yayınlanan Üçüncü Uluslararası İnterseks Forumu Bildirgesi‘ne göre; interseks bireylerin taleplerinden ilki, bireylere yasal yollarla veya başka yöntemlerle uygulanan genital operasyonların, psikoloijk veya diğer “normalleştirici” tüm tıbbi müdahalelerin sonlandırılması yönünde. Ayrıca forum, gerek ulusal gerek bölgesel tüm insan hakları kurumlarını çalışmalarından interseks bireylerin sorunlarını dikkate almaya çağırıyor.

interseks farkındalık günü 3
Türkiye’de neredeyse 15 yıldır aktif bir şekilde LGBTİ bireyleri tanıyan ve sorunlarına çözüm arayan kişiler ile kurumlar bile interseks bireyleri yeni yeni tanımaya başlıyor. Toplumun önyargılarına baş kaldırmak amacıyla biraraya gelen interseksler, “Ne hastayız ne de eksik. Sadece interseksiz” sloganıyla seslerini duyuruyor. Neyse ki çabaları sonuçsuz kalmadı ve sesleri duyuldu. Türkiye’nin de üye olduğu Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, 2013 yılının Ekim ayında aldığı kararla 14 yaşından küçük çocuklara cerrahi operasyon yapılmasını engelledi. Dünya genelinde de son yıllarda interseks bireyler açısından umut verici gelişmeler yaşanıyor. Fransa, ABD, Malta gibi ülkelerin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede intersekslerin kimlik belgelerinde cinsiyet belirtme zorunluluğun kalkması, Birleşmiş Milletler ile Avrupa Konseyi’nin interseks çocukların bedensel bütünlüğünün korunmasına yönelik çalışmaları bu gelişmelerden birkaçı.

İnterseks bireyler ve LGBTİ aktivistleri Türkiye’de bilincin oluşması için çalışmalarını giderek büyütmekte. Kitap projeleri gibi projeler geliştirerek farkındalığı arttırmaya çalışan aktivistlerin en büyük motivasyonu sonraki nesillere daha yaşanabilir şartlar sunmak, ilerleyen yıllarda doğacak interseks bireylerin şu anda yaşanan travmaları yaşamayacaklarını düşünmek. 26 Ekim İnterseks Farkındalığı Günü vesilesiyle interseks farkındalığının gelişmesi ve giderek daha çok insanda bu bilincin oluşması için gerçekleştirilen İnterseks Farkındalığı etkinlikleri dünyanın çeşitli şehirlerinde 8 Kasım’a kadar devam edecek.

Kaynak: Intersexualshalala 1 /  2, Çark / 2, Gzone