Ana Sayfa Blog Sayfa 575

LSD’nin tarihine damga vurmuş 6 ünlü isim

Geçtiğimiz perşembe 22 Ekim, Timothy Leary‘in 95’inci doğum yıldönümüydü. “Turn on, tune in, drop out” sloganı ile bilinen Leary, LSD’nin babası olarak anılsa da zihnin derinliklerine yolculuk sağlayan uyuşturucularla ilgilenen önemli birçok isim de tarih sayfalarında ilginç hikâyeleri ile yer aldı.

Timothy Leary

Timothy Leary

İş arkadaşı Anthony Russo, Meksika yolculuğunda halüsinojenik mantar ile yaşadığı deneyimi Leary’e anlattıktan sonra, Ağustos 1960’ta Leary de Meksika, Cuernavaca’ya bir seyahat düzenledi. Russo ile birlikte Meksika’ya gittiğinde Leary, ilk sihirli mantarını yiyerek beyninin içindeki gizemle tanıştı ve hayatının seyrini büyük ölçüde etkileyen bu deneyimden sonra kendini bu farkındalığa adayarak Harvard Üniversitesi’nde “Psilocybin Project”e başladı.

ABD’li ruhbilimci (aynı zamanda yazar ve bilgisayar yazılımcısı), LSD başta olmak üzere psikotrop maddelerin (zihin açıcı ve zihin uyarıcı kimyasalların) araştırılmasını, devlet kontrolünde kullanılmasını ve bunların serbest olmasını savunuyordu. Lear; politika, din ve televizyonla uyutulan gençlerin LSD veya başka zihin açıcı uyuşturucularla algılarının açılabileceğinin mümkün olduğunu düşünüyordu.

1960’larda hippi kültürünün gelişmesine katkı sağladı. Kendisi ve öğrencileri üzerinde halüsinojen maddeler ile (özellikle LDS ile) yaptığı deneyler yüzünden 1963 yılında görevden uzaklaştırıldı. Daha sonra 1969 yılında uyuşturucu bulundurmaktan 10 yıl hapse mahkum edildi ve üç yıl boyunca kaçak yaşayarak 1973 yılında teslim oldu.

Hapse konulduğunda suçluların hangi konuma yerleştirileceğini belirlemek için kendisine, yine kendisi tarafından hazırlanmış bir test yaptırdı. Bilerek verdiği cevaplarla testten uysal ve itaatkar çıktı. Hâliyle en az güvenlikli bir hapishaneye konuldu. Daha sonra bulunduğu hapishaneden kaçtı.

Düzenlediği kişilik testleri CIA gibi kurumlar tarafından yaygın olarak kullanıldı. Timothy Leary, 1996 yılında prostat kanserinden öldüğünde külleri uzaya gönderildi.

Tavsiye film: Timothy Leary: The Man Who Turned On AmericaTimothy Leary’s Dead (1996)

Albert Hofmann

Albert Hofmann holding an LSD molecule model

LSD’nin mucidi İsviçreli bilim insanı, Sandoz isimli bir ilaç firmasının laboratuvarındaki işleri için ara ara kır gezilerine çıkıp çeşitli otlar topluyordu.

Albert Hofmann, kır gezilerinin birinde arpa, buğday, çavdar ve mısır gibi tahıl ürünleri üzerinde asalak yaşan, çeşitli kimyasallar ile birleşince “asit” haline dönüşen zehirli bir mantar türü olan çavdar mahmuzu ile karşılaştı. İlaç araştırmaları için bunun üzerinde de çalışan Hofmann, liserjik asit türevleri araştırması sırasında, LSD’nin ilk sentezini 16 Kasım 1938 yılında başardı. 16 Nisan 1943 senesine kadar geçen beş yıl boyunca bu çalışma kenarda durdu. Daha sonra Hofmann, yeniden incelemeye karar verdi.

LSD’yi tekrar sentezlerken kaza ile ağzına, burnuna ve muhtemelen gözüne eli ile dokundu, yanlışlıkla bir miktarı bu şekilde sindirmiş oldu. Tesadüfen LSD’nin güçlü etkilerini keşfetmiş oldu.

Üç gün sonra, 19 Nisan 1943 tarihinde, bilerek 250 mikrogram LSD içti. İşte bilinen o meşhur “Bisiklet Günü” (Bicycle Day) bugün gerçekleşti. LSD’yi kullandıktan sonra evine doğru bisiklet ile giderken LSD’nin etkileri bisiklet üzerinde kendini göstermeye başladı. Bu da bilerek ilk yapılan asit yolculuğuydu.

Albert Hofmann, 102 yaşına geldiğinde, 29 Nisan 2008 tarihinde kalp krizi geçirerek, macera dolu hayatına veda etti.

Tavsiye film: The Substance: Albert Hofmann’s LSD (2011), Hofmann’s Potion (2002)

Ken Kesey

ken kessey jeff barnard ap
Fotoğraf: Jeff Barnard / AP

One Flew Over the Cuckoo’s Nest (Guguk Kuşu) eseri ile bilenen Kenneth Elton “Ken” Kesey, karşı kültüre katılan diğer isimlerden biri. 1956’ta okul arkadaşı Faye Haxby ile evlendiği sırada uyuşturucu ile tanıştı ve kendi üzerinde denemeler yapmaya başladı.

Kessey kendisini, 1950’lerin Beat Kuşağı ve 1960’ların hippileri arasındaki köprü olarak sayıyordu.

Merry Pranksters grubu, 1960’ların başında Ken Kesey’in öncülüğünde adını Further koydukları rengarenk boyanmış okul otobüsü ile Amerikayı bir uçtan bir uca gezdi. Aslında amaç Ken Kesey’in “Sometimes A Great Notice” romanın çıkışını kutlamak ve New York’taki World’s Fair’i ziyaret etmek olsa da grup amacından hâliyle saptı. Dönemin en çılgınlarının bulunduğu bu otobüste Timoty Leary de vardı. Yolculukları sırasında “acid test”leri yapmaktan ve insanlara uyuşturucu dağıtmaktan başları çok kere sıkıntıya girdi. Hippiler ve dönemin Amerikası ile ilgili dökümanları kaydederek bu seyahati filme aldı.

Timothy Leary ile birlikte 1960 Hippi kuşağının temsilcisi sayılan Kesey, 2001’de karaciğer kanserinden öldü.

Film Tavsiyesi: Magic Trip, (2011)

Oscar Janiger

RC1.ME.0F.0816.JANIGER1.F12.0––1986 file photo of Dr. Oscar Janiger with part of his collection of LSD–inspired paintings.

LSD araştırmaları ile tanınan psikiyatrist ve psikoterapist Oscar Janiger, Beat Kuşağından Alan Ginsberg‘in de aynı zamanda kuzeniydi.

Halüsinojenleri savunanların öncülerinden olarak, Cary Grant, Aldous Huxley gibi ünlüleri LSD ile tanıştırdı. 13 kere de kendisi LSD kullandı. Yaratıcılık ile zihin açıcı uyuşturucular arasındaki ilişki ile ilgileniyordu.

900 kişi üzerinde LSD deneyleri yaparak deneyimleri kayıt altına aldı. Bu denekler arasında ünlüler, yazarlar, aktörler, öğrenciler, ev hanımları, dişçiler gibi birçok farklı yelpazeden insan vardı.

2001 yılında, 83 yaşındayken öldü. Janiger, ölümden önceki son bir aya kadar psikiyatrik pratiklerine devam etti.

Tavsiye film: Drug-Taking and the Arts (1993)

Cary Grant

Cary Grant

Sinema tarihinin en önemli oyuncularından Cary Grant (Asıl adı Archibald Alezander Leach), psikiyatristinin tavsiyesi üzerine LSD almaya başladı.

Çocukluğunda annesinin öldüğü yalanının ortaya çıkmasından sonra Grant, LSD ile ilk deneyimini yaşadı. Grant, gerçekten de çok zorlu bir çocukluk geçirmişti.

Oyuncu eşi Dyan Cannon de evliliklerini devam ettirme konusunda sıkıntılı dönem geçiriyordu ve onunla birlikte bu ilk “yolculuğa” çıkmayı kabul etti. Cannon onun kafasındakilerle ilgili şunları dile getirmişti: “Sanırım, kendi içindeki huzura erişmek için LSD’nin bir geçit olduğunu düşünüyordu.”

LSD aşkını yüksek sesle ilan eden Holywood camiasının lideriydi. 

82 yaşında, Blackhaw Oteli’nde tiyatro performansı için hazırlanırken felç geçirdi ve hastanede hayata veda etti.

Owsley Stanley

owsley stanley

60’ların karşı kültür ikonlarından, yeraltı kimyageri ve LSD üreticisi Owsley Stanley, dönemin hippi kültürünü derinden etkiledi.

Rolling Stone, ona “The King of LSD” (LSD Kralı) diyordu.

Son derece saf asit yaptığı için halk kahramanı olarak biliniyordu ve yaptığı asiti Haight Ashbury sokaklarında dağıtıyordu. 

Grateful Dead’in meşhur dans eden ayı logosunun çıkış noktası da Owsley’in fazlaca tüylü olup, “Bear” lakabı takılmasından geliyor. Grateful Dead’in şahane sound’unun oluşmasında Owsley Stanley’in de büyük payı bulunuyor.

Ayrıca, Oxford’un İngilizce sözlüğüne “owsley” yazdığınızda “Particularly Pure Form of LSD” tanımı karşımıza çıkıyor.

76 yaşında bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

Felçli gine domuzu Estella, kendisi için tasarlanan tekerlekli sandalye ile çok daha mutlu

Bu yılın başlarında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bir yol kenarında Estella ve Pip isimli iki gine domuzu bulundu. Daha sonrasında hayvan barınağına götürülen gine domuzlarında çeşitli rahatsızlıkların bulunduğu tespit edildi. Bakıcılardan birinin açıklamasına göre, çok fazla sıkıldığı için Estella’nın sırtında kırıklar bulunuyordu. Sırtında bulunan problem Estella’nın gövdesinin altında felç oluşmasına sebebiyet verdi.

Harvest Home isimli hayvan kurtarma çiftliğine gitmeden önce yaklaşık 1 ay boyunca hiçbir tıbbi yardım alamayan Estella’nın hayatı, buraya geldikten sonra değişti. Huzur dolu bir yaşam sürdürmesini isteyen bakıcılar, Estella’nın geri kalan hayatında bir tekerlekli sandalyeye sahip olabilmesi için Facebook üzerinden yardım kampanyası başlattı.

Estella 4Estella ve Pip

Harvest Home’daki bakıcılar birkaç ay önce gerekli olan parayı topladıktan sonra Estella’nın vücuduna uygun özel bir tekerlekli sandalye tasarladılar.

Estella 3

The Huffington Post’a konuşan çiftlik yöneticisi Christine Morrissey yaşananlar hakkında şöyle diyor: “Estella’nın rahatça yaşaması için gerekli olan teçhizatı yapmayı başardık, yalnızca hareket etmesini sağlayacak birkaç küçük ayarlama kaldı. Tekerlekli sandalye Estella’nın hareket ve güç seviyesini artıracak bir egzersiz düzeneği olarak tasarlandı. Estella, bizim hayata tutunabilmiş çok değerli bir çocuğumuz. Onun bu azmine hayranlık duyuyoruz.”

Estella 2

Kaynak: My Modern Met 

Hazırlayan: Burak Avşar

Dünyanın en ilginç restoranlarından biri: Bir Zamanlar Kazimerz

0

Eylül ayının son haftasında gerçekleştirdiğim Polonya seyahatinden kalbimde sızı ve hüzünle döndüm. Şehirlerdeki mimariyi masallardan çıkıvermiş gibi duran renkli evler oluştursa da bu şehirlerin acı dolu hikâyeleri ve tarihi beni derinden yaraladı.

İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanarak yerle bir edilen şehirler çok eski de görünse aslında geçmişi 50-60 yıllık. Bir ırkın yok edilmeye çalışıldığı bu dönemde en büyük acıyı Polonya yaşamış. Gördüğüm şehirlerden Krakow ise İkinci Dünya Savaşı’nda en az hasarı alan şehir ve aynı zamanda o zamanın başkenti. Şimdi sizi Krakow’daki bir restorana götüreceğim. Hikâyesi hüzünlü ve dünyanın en ilginç restoranlar listesinde bulunan “Bir Zamanlar Kazimerz” restoranına…

Bir Zamanlar Kazimerz Restoranı

Leh dilindeki ismi ile Dawno Temu Na Kazimierzu, restoranın bulunduğu Kazimerz bölgesi Polon Kralı Büyük Kazimerz tarafından 14’üncü yüzyılın sonlarına doğru bulunan bir yerleşim bölgesi. İkinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce bu bölge Yahudilerin ve Polonların barış ve beraberlik içinde yaşadığı, küçük mağazaların ve restoranların bulunduğu ve bir arada varoluşu gösteren bir Yahudi bölgesiydi.

Polonlar ve Yahudiler farklı dine mensup olmalarına, farklı dili konuşmalarına ve farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen aynı mağazalardan alışveriş yapıyor ve birlikte çalışıyorlardı. Fakat İkinci Dünya Savaşı insani boyutlarda bir yıkım bıraktı ve yüz yıllık Polon Yahudilerinin kültür mirasını yerle bir etti.

Restoranın-içi

O günler tarihin tozlu sayfalarına gömülürken Kazimerz bölgesini tekrardan canlandırmak ve insanların bu bölgeyi daha çok ziyaret etmesi için çok sayıda restoran ve cafe açılıyor. Biz Zamanlar Kazimerz Restoranı da o dönemde açılan restoranlardan biri. Sahibi Dominik Dybek tarafından İkinci Dünya Savaşı öncesinde halı dükkânı, terzi ve manav olarak kullanılan yerleri bir restorana dönüştürüyor.

Yahudi bölgesinin kalbi Kazimerz’deki Miodowa sokağında yer alan ve inanılmaz eski ve pejmürde görünüşlü bu restoranın içi hayatınız boyunca görebileceğiniz en tuhaf şekilde tasarlanmış.

Once Upon a Time

Bu restoranın atmosferinde yemek yemek, bir müzeyi ziyaret etmek gibi. Krakow şehrindeki belki de en küçük restoran olma özelliği de taşıyan bu restoranın içi sizi 19’uncu yüzyıla götürecek tatta. Restoranın içinde dekor olarak dikiş makinası, üzerinde İbranice yazıların bulunduğu iplik kutuları, bir smokin ve bir gelinlik, bir Yahudinin elinden çıkma halı, Yahudi yıldızı logolu bir soba ve o döneme ait çeşitli objeler oluşturuyor. İçeride ışık yok, sadece masalarda mum yanıyor dolayısıyla içerisi çok karanlık.

Kazimierz-içi

İçerideki müzik ise bazen içinizi acıyla dolduracak kadar hüzünlü, bazen o günlerin renkli zamanlarını hayal etmenize yardımcı olacak kadar da neşe dolu.

Bir Zamanlar Kazimerz restoranının menüsü eski bir gazete kâğıdından yapılmış. Gazetenin ön yüzünde restoranın ve Kazimerz bölgesinin hikâyesi, iç sayfalarda ise menüsü bulunuyor. Ağırlıklı olarak Yahudi mutfağından yemekler sunan bu restoran menüsünde az da olsa Polon yemeklerine de yer vermiş. Tarihin ta kendisi olan restoran, Polonya’yı ziyaret edecek bireyler için ziyaret edilmesi gereken ilk noktalardan biri. 

Çin’den çölleşme karşıtı proje: 4 bin 500 km’lik “Yeşil Çin Seddi”

0

Çin-Moğolistan sınırında bulunan Gobi Çölü uçsuz bucaksız kum tepeciklerinde ışığın dans ettiği vakitlerde hoş bir doğa manzarasına ev sahipliği yapar. Ne yazık ki bu manzara aynı zaman Asya’nın en ciddi çevre sorunlarından birinin kaynağı. 1,3 milyon kilometrekarelik bu çorak ve ıssız alan dünyanın en büyük beşinci çölü ve gittikçe büyüyor.

Çin’in kuzeybatısındaki Gobi ve Taklamakan çöllerinden gelen kum, tarım ve madencilik alanları açmak için büyük çapta ormanın yok edilmiş olması sebebiyle gittikçe daha geniş bir alana yayılıyor. Uzun yıllar süren orman tahribatından sonra çöl fırtınaları başkent Pekin’i düzenli olarak kum örtüsü altında bırakıyor.

Büyük Yeşil Duvar 2

Muazzam mimari yapılarıyla bilinen Çin, çölleşmeyi engellemek için tıpkı Moğol akınlarını durdurmak için inşa edilmiş Çin Seddi gibi bir set yapılmakta.

1978 yılında Çin hükümeti yeşil alanların çölleşmesini engellemek amacıyla kuzeydeki çöl bölgesini çevreleyen Rüzgâr Perdesi Projesi’ni başlattı.

Yeşil Çin Seddi olarak da bilinen proje kapsamında 4 bin 500 kilometre uzunluğundaki çöl çevresine 100 milyar ağacın ekilmesi planlanmıştı.

Büyük Yeşil Duvar 1

Bugün itibariyle çiftçileri belirtilen bölgelere ağaç dikmeye yönlendiren eden para teşvikleri ve havadan tohumlama aracılığıyla 66 milyardan fazla ağaç dikilmiş durumda.

1934 yılında Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt tarafın başlatılan Büyük Ovalar Rüzgar Perdesi projesi, Yeşil Çin Seddi projesine benzer olarak planlanmış, 1942 yılı itibariyle Kanada’yla Brazos Nehri arasındaki 29000 kilometrelik alana 220 milyon ağaç dikilmişti.

Bir başka benzer proje ise 2007’de Afrika Birliği tarafından arazi kaybını çölleşmeyi engellemek için tasarlanan Orta Afrika’da yapılması planlanan Büyük Sahra ve Sahel Yeşil Duvarı İnisiyatifi (GGWSII).

GGWSII 1

Hawaii Üniversitesi-Maona’dan Hong Jiang, Çin’in ağaç dikmekteki aceleciği yüzünden planın başarılı olamayacağını belirterek doğayı kontrol etmek değil onu takip etmek gerektiğini söylüyor.

Alabama Üniversitesi-Tuscaloosa’dan David Shankman ise proje kapsamında yapılan ağaçlandırmanın ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulamakta: “Dikilen ağaçların ölüm oranı nedir? Ağaçlar öldüğünde ne oluyor? Ve bu ağaçlar kuraklık ve erozyona genel olarak daha dayanıklı olan çimen ve çalıları nasıl etkiliyorlar?”

Pekin Ormancılık Üniversitesi’nden Cao Shixiong’un tahminlerine göre ise 1949 yılından bu yana Çin’deki kurak alanlara ekilen ağaçların sadece yüzde 15’nin hayatta kalmış, ölenlerin çoğunluğunu ise yaş sebebiyle ölmüş durumda.

Tüm bunların yanı sıra, Coğrafi Bilimler ve Doğal Kaynak Araştırmaları Enstitüsü’nden Minghong Tan tarafında yürütülen bir çalışma projenin olumlu sonuçlar vermeye başladığını gösteriyor. Tan, New Scientist’e yaptığı açıklamada “Diğer bölgelerle karşılaştırıldığında, Yeşil Çin Seddi bölgesinde bitki örtüsünün geliştiğini ve kum fırtınalarının azaldığı söylenebilir” dedi. Tan, genel olarak ise Çin hakkında umutlu: “Doğanın bütün Kuzey Çin’de daha iyiye gittiğini söyleyebiliriz.”

Kaynak: The Plaid Zebra, New Scientist

Bize “Bu, Çevre Bakanı” dediler, biz de inandık: Kandırıldık!

Çevre. Yaşadığımız coğrafyada, Türkiye’de içi boşaltılmış milyonlarca kavramdan yalnıza bir tanesi. Bazılarımızın bir tanesi çevre. Yeni, moda ve süslü bağlamda da ekoloji. Mücadelelerin en gereklisi, devrimlerin en kapsayan kümesi. Çevreci yaşamak bir seçim, ekolojist yaşam bir gereklilik. Peki, çevreye sahip çıkmak için neleri savunmak, neleri istemek gerekir? Neyi isteyenin ve istemeyenin çevreciliğinde bir problem vardır? Bu konuda “en uzman” isimlerden İdris Güllüce anlatıyor bizlere, buyurun dostlar buyurun…

Türkiye Cumhuriyeti’nin Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce. Kendisi son açıklamasında nükleer ve “çevreciler” ile ilgili bir bağdaştırma yapmış. Bize de bunu analiz etmek düşer dedik, koyulduk açıklamaları okumaya.

Güllüce, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na atandığı 25 Aralık 2013 tarihinden bu yana pek çeşitli açıklamalarıyla gündeme oturmuş ve kalkmamıştır. Nükleere karşı çıkanların çevreciliklerinde bir “tuhaflık” olduğunu söylediği son açıklamasında Güllüce, “Hem fiziki anlamda çevrede çok iyiyiz. Şehirlerimiz, sanayicimiz çok iyi. Hem de manevi anlamda çevre olarak çok iyiyiz” diye konuştu. 

“En temiz enerjiyi aldığınız bir alan orası”

Güllüce nükleer santral ile ilgili defalarca açıklama yaptı. Her bir açıklaması Cumhurbaşkanı ve Enerji Bakanı ile yarışan Güllüce bu defa nükleer istemeyenleri anlamadığını ve onların bir tuhaf olduklarını söyledi:

“Dünyada bine yakın nükleer santral varken, ‘Türkiye’de nükleer santral olmasın’ diye bir adam yürüyorsa onun çevreciliğinde bir tuhaflık vardır. En temiz enerjiyi aldığınız bir alan orası. Havaya salınım yapmayan, karbondioksit salmayan, ozon gazına problem olmayan, fosil yakıtlarla elde ettiğiniz enerjiye nazaran dünyaya az zarar veren bir enerji. Kendi ülkesinin yüzde 60-70’ini nükleerden karşılıyor ama bakıyorsun Türkiye’ye bazı insanlar geliyor, bazı ülkelerden o gençler kendi ülkesinde yeni yapılan nükleer santrallere karşı çıkmıyor da nedense bizdeki için eylem yapıyor. Herhalde bizi çok sevdiği için mi? İşte bu uyanıklıkta olmamız lazım. Biz termik santral yaptığımızda ayrı karşı çıkıyorlar. Çevreye kendi ülke değerlerimizle bakmamız lazım. Şimdi bir tuhaflık var. Nükleere, termik santrale, hidroelektrik santrale, güneş ve rüzgar enerjisine karşısın. Peki elektrikler hiç kesilmesin. Bu nasıl olacak? Putin’den alırız, İran’dan da doğalgazı alır yaparız. Bugün yüzde 70’e yakın enerjimizi ithal ediyoruz. Uluslararası bir problem çıktı vanayı kapattı. Ne yapacağız? Bırakın üretimi, dişimizi fırçalayamayız çünkü banyo karanlık, ışığımız yanmaz.‘ Ben elektrik santrali yaparken sen başka ülkelerden gelip de bu ülkeyi neden karıştırıyorsun?’ diye asıl bizim gençlerimizin onlara sorması lazım” dedi.

Yaşanılan tsunami felaketi sonrasında Fukushima Nükleer Santrali.

Güllücenin konuşmasında dikkat çeken tek tuhaflık nükleer karşıtlarına kızması değil. İlk olarak havaya salınım yapılmaz, salım yapılır. İkincisi, havaya salım yapmak ile karbondioksit salmak diye bahsedilen durum iki ayrı durum değil, tek bir durumun iki farklı kelime ile açıklanmasıdır. 

Üçüncü önemli nokta, başka ülkelerdeki nükleerlere sessiz kalıp Türkiye’deki santral projelerine karşı çıkan bir grup söz konusu değil. Sanırım bu grup da Kabataş’ta türbanlı bacılarımıza saldıran grupla birlikte gaiplere karışmış olabilir. Çünkü nükleer santrallere karşı duruş sergileyen insanlar bunu bencilliklerinden, egolarından veya herhangi bir ülkenin gelişmesini istemediklerinden değil; tüm dünyaya, ekolojik sisteme ve yıllar sonrasına kadar uzanabilecek zararlar verdiği için yapıyorlar. Nükleer ölümdür, nükleer öldürür. 

Güllüce’nin tuhaf açıklamasında tuhaflık olarak belirttiği bir başka noktada güneş, rüzgar ve hidroelektrik santrale karşı duruş sergileme durumu. Çevre dostu insanlar güneş enerjisine karşı değildir, hatta bu insanların temel savaşları nükleer ve derelerimizin kurumasına neden olan HES’ler yerine güneş enerjili sistemler ile çalışmaktır. HES’e karşı olmak ise bu devirde tam anlamıyla bir insanlık borcudur. Bir vatandaşlık borcu, hatta bir canlılığa şükür durumudur. Zaten kalan son 3-5 deremizi de üzerine HES kurmak suretiyle kurutmaya çalışan bu hükûmet yetkilileri ve rant aşığı inşaatçılar sayesinde ömrümüzün kalan kısmını kalanları korumaya çalışmak ve bu uğurda mücadele ederek geçireceğiz. Neden bu anlamamazlık hiç bilemiyorum.

Güllüce Putin’den bahsetmiş, bir de İran’dan. Güllüce neden böyle konuşuyor anlamıyorum. Ülkede yaşayan herkesi zihinsel problemli mi zannediyor, yoksa onu ömrümüzün sonuna kadar bu şekilde kabul ve idare edeceğimize biri onu inandırmış mı, gerçekten tahmin etmesi güç. Çünkü bizi dışa bağımlı hâle getirmesi en mümkün santral zaten nükleer santral. Hâlihazırda yapılmakta olan santralin plütonyumla çalışacağını ve plütonyumun Türkiye’de bulunmadığını, onu da yurtdışından ve hatta tam da Rusya’dan temin edeceğimizi biliyor musunuz?

putin-cizimBence Güllüce de biliyor, ama çaktırmıyor. Ancak gerçek bir nokta var: Güllüce bizi oyalıyor, kandırıyor ve bunu yaparken gerek yaşından gerek de makamından hiç ama hiç utanmıyor. Keşke siyasi bir kişi olsam da Çevre ve Şehircilik Bakanı makamına gelmek gibi bir şansım olsa… Ancak ne yazık ki, pek yazık ki, bu vatan topraklarında ekoloji hakkında bilgili insan toplulukları bir bakan koltuğunda veya bir karar mercinde değil; evlerinde, bir cezaevinde veya sürgündeler…

Güllüce, Türkiye’nin endüstrileşirken hiçbir yeri kirletmediği ve hatta dünyayı Avrupa ülkelerinin kirlettiği, 2014 yılının Türkiye için çevre yılı olduğu gibi açıklamaları ile de gündemi meşgul etmişti. Sağ olasıca Güllüce, keşke Çevre Bakanı değil de mizah bakanı olsaymış… 

Neyse ki önümüz seçim. Boşverme OY ver!

İsrail’de barış ve kardeşlik odaklı restoran: Humus Bar

1

İsrail’in Netanya şehrinde bulunan bir restoranda yüzleri gülümsetecek bir kampanya başlatıldı. Ekim’in 13’ünde başlayıp hâlen devam eden kampanyanın içeriği barış ve kardeşlik odaklı.

Şöyle ki eğer bir Müslüman ve bir Yahudi aynı masada oturup yemek yerse hesaplarına yüzde 50 indirim uygulanacak. Restoran müdürü Kobi Tzafrir, Times of Israel adlı siteye yaptığı açıklamada bu uygulamanın şimdiye dek birçok kişiye ulaştığını belirtti. Tzafrir; “Bizde Araplar yemek yemez, bizde Yahudiler de yemek yemez. Burada insanlar yemek yer, en güzel Arap humusu ve en kaliteli İsrail falafeli bizdedir” dedi.

page_ayni-masada-yemek-yiyen-yahudi-ve-muslumanlara-yuzde-50-indirim-yapan-restoran_961322985

Falafel ve humusuyla ünlü restoran kendi yöntemleriyle kutuplaşmaya önlem almaya çalışırken ayrıca hem Müslümanların hem de Yahudilerin istedikleri güvenceyi ve rahatlığı sağlıyor. Müslümanlara diledikleri helal yemeği servis ederken alkol de satan restoran ne yenip içildiği ile değil birlikte yenilip içildiği ile ilgileniyor.

Facebook sayfaları üzerinden barış ve kardeşlik çağrısı yapan restoran yetkilileri, Müslümanların humus ya da falafelle diledikleri helal yemeği yediklerini ve yanlarında alkol alan Yahudilere de hiçbir şekilde karışmadıklarını açıkladı: “Çünkü kardeşlik, bu saygıyı gerektirir.”

Kaynak: t24, True Activist

Dünyaca meşhur filmlerin setlerinden bugüne dek görmediğiniz polaroid fotoğraflar

Polaroid fotoğraf makineleri günümüzde nostalji sevenler tarafından sıklıkla kullanılmakta, ancak bundan uzun süre önce film setlerinin vazgeçilmezi idi. Daha çok makyaj sanatçıları, kostüm tasarımcıları, sahne donanım görevlileri ve dekoratörler tarafından tercih edilen polaroid fotoğraf makineleri, fırsat bulundukça film setindeki eğlenceli dakikaları yakalamak için kullanılıyordu.

Breakfast at Tiffany’s (Çılgınlar Kraliçesi) filminden Taxi Driver‘a (Taksi Şoförü), Girl, Intterupted‘dan (Aklım Karıştı) Eternal Sunshine of the Spotless Mind‘a (Sil Baştan) pek çok film setinde kullanılmış polaroid makineler, ünlü aktör ve aktrislerin film setlerindeki hiç görmediğiniz anlarını gözler önüne seriyor.

Where the Buffalo Roam film setinden Hunter S. Thompson ve Bill Muray

Where the Buffalo Roam Polaroid

Breakfast at Tiffany’s (Çılgınlar Kraliçesi) film setinden Audrey Hepburn

Audrey Hepburn Polaroid

X-Files (Gizli Dosyalar) setinden David Duchnovy ve Gillan Anderson

X-Files Polaroid

Benny & Joon setinden Johnny Depp

Johnny Depp Polaroid

Girl, Interrupted (Aklım Karıştı) setinden Winona Ryder

Winona Ryder Polaroid

Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) setinden Jim Carrey ve Kate Winslet

Kate Winslet ve Jim Carrey Polaroid

Blade Runner (Bıçak Sırtı) film setinden Sean Young ve Harrison Ford

Blade Runner Polaroid

The Life Aquatic With Steve Zissou (Suda Yaşam) setinden Bill Murray

Bill Murray Polaroid

Across the Universe (Seni İstiyorum) setinden Jim Sturgess ve Evan Rachel Wood

Across the Universe Polaroid

New York, New York film setinden Martin Scorsese ve Liza Minnelli

New York, New York Polaroid

Taxi Driver (Taksi Şoförü) filminden Robert De Niro

Taxi Driver PolaroidTaxi Driver Polaroid 2

Kaynak: Art Sheep 

Hazırlayan: Burak Avşar

Bu ağaç evler huzurlu bir inziva sunuyor

Almanya’nın Hesse bölgesindeki bir ormanda bulunan Robin’s Nest Treehouse Hotels, ziyaretçilerini dış dünyadan koparma garantisi sunuyor.

Doğa içine kurulmuş ağaç ev otelleri, ziyaretçilere konaklama sunarken doğa içinde eşsiz bir deneyim yaşama imkanı veriyor. Tasarlanan ağaç evlerde kalan ziyaretçiler, ormanın büyülü manzarası içerisinde derin bir uyku çekebiliyor.

Berlin’de uzun yıllar boyunca bir bar işletmesini üstlenen Peter Becker, ağaç evler projesinin mucidi. İşletmeciliği bıraktıktan sonra orman içerisine karar veren Becker, arkadaşlarıyla birlikte bu şaheser ağaç ev otelinin inşasını tamamlamış. Bir takım olarak tamamlanan inşadan sonra Becker, buranın işletmesini tek başına yürütüyor. IGNANT ile bir röportaj yapan Becker şöyle diyor: “Pek çok insan burada yalnız kalmam hakkında sorular soruyor, ancak burada kimse yokken çok daha mutluyum.”

Robin’s Nest’te şu an 7 adet ağaç ev bulunuyor. Her ağaç ev birbirinden farklı bir tasarıma sahip, içerisindeki mobilyalar da ahşaptan üretilmiş. Becker ziyaretçilerin dış dünyayla bağlantılarını koparabilmek için ağaç evlere internet bağlatmamış. İnsanların akıllı telefonları olmadan doğa içerisindeki huzuru yakalamalarını istiyor, bu fikrinde de kesinlikle haklı.

Ağaç Ev 16

Ağaç Ev 5

Ağaç Ev 6 Ağaç Ev 9 Ağaç Ev 8 Ağaç Ev 7Ağaç Ev 10Ağaç Ev 11Ağaç Ev 15Ağaç Ev 14Ağaç Ev 13Ağaç Ev 12

Kaynak: My Modern Met 

Hazırlayan: Burak Avşar

Shae DeTar’ın objektifinden bu dünyaya ait olmayan çıplaklar

New Yorklu sanatçı Shae DeTar‘ın fotoğrafçılığı, doğal poz veren nü modeller ile parlak dış çekimlerden oluşuyor. 

Gerçeküstü çekimler, artistik yaratıcı renkler ve basit kolajlar kullanan sıradışı sanatçı, farklı konuları ele almak için fotoğraf ve resmi birleştirerek uhrevi fotoğraf baskıları yaratıyor.

shaedetar 7

DeTar, analog ve dijital fotoğraf makinesini kullanıyor. Daha sonra rengi abartmak ve doku yaratmak için boya katmanları ekliyor. Sonra da görüntülere fantezi unsuru katıyor.

Kendine has tarzı ile başarılı işler çıkartan DeTar’ın eserleri karşısında hayran kalacaksınız. İsterseniz internet sitesi üzerinden isterseniz Instagram hesabı üzerinden daha fazla çalışması arasında kaybolmayı deneyin. Buna kesinlikle değecek.

shaedetar 5 shaedetar 6 shaedetar 8 shaedetar 9 shaedetar 10 shaedetar 11 shaedetar 12 shaedetar 13 shaedetar 14 shaedetar 15 shaedetar 16 shaedetar 17 shaedetar 4 shaedetar 12 shaedetar 1 shaedetar 2 shaedetar 3

Kaynak: Art Sheep

“Tırım-tırak”: Dünyanın ilk hareketli steampunk temalı barı Romanya’da açıldı

Romanya’nın Kaloşvar şehrinde hizmete giren Enigma Café, olağanüstü tasarımıyla dünyanın ilk hareketli steampunk temalı barı olma özelliği taşıyor.

Barın tüm tasarımını üstlenen The 6th Sense Interiors şirketinin kurucuları Romanyalı tasarımcılar Alexandru Tohotan ve Zoltan Zelenyak, daha öncesinde The Submarine ve Joben Bistro gibi projeleri üstlenmişlerdi, ancak Enigma Café ile ustalıklarını sergilediler.

Siz içindeymişsiniz hissini veren dev hareket eden saat, onlarca detayla tasarlanmış; dönen tekerlekler, metal çiçekler, canlı hareket eden bir kuş ve hatta sizi Giger’ın karakterine götüren bir robot. Bu özellikler Enigma Cafe’nin en çekici yanları. Gerçekten de tam bir tasarım harikası.

Projenin hayata geçmesi yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın ardından gerçekleşti. Romanya’yı ziyaret ederseniz kesinlikle Enigma Café gidilecek ilk noktalarınızdan biri olmalı.

Steampunk Bar 2Steampunk Bar 3Steampunk Bar 4Steampunk Bar 5dünyanın ilk hareketli steampunk temalı barıSteampunk Bar 6

Kaynak: Bored Panda 

Hazırlayan: Burak Avşar