Ana Sayfa Blog Sayfa 576

El değmemiş doğasına balta vurma çabalarına rağmen: Hâlâ çok güzelsin canım Karadeniz

Denizin kıyılara vuran hırçınlığının yeşilin huzuru ve dinginliğinde eriyip gittiği bir bölge… İçlere ve uçlara gittikçe çetinleşen coğrafyası, her an yağmurun yağabilme ihtimalinin aklınızda yer bulduğu iklimi ve bütün bu doğallığa sadık kalmasını başarabilen insanı ile Karadeniz, diğer bölgelerden ayrılabilen bir öneme sahip.

Samsun’dan başlayıp Batum’a uzanan Karadeniz yolculuğumuza kıyı şeridini takip ederek devam ediyoruz. Giresun’un kale bölgesi ve çevresi, şehrin güzelliklerini bir araya toplamış, denize ve karaya hakim, havası tertemiz bir yer. Giresun’dan sonra, hemen her şehrin, şehri tepeden görebilen bir Boztepe’si var. Teleferik sayesinde, herkesin belli bir yüksekliğe erişebileceği ve şehri kolaylıkla kucaklayabileceği bir sefer imkânı sunuluyor. Özellikle Ordu Boztepe, hele bir de sislerin gel-gitliliğine denk geldiyseniz unutulmayacak manzaralar yaşatmayı başarabiliyor.

Processed with VSCO with hb1 preset

Trabzon merkeze varmadan hemen önce Faroz Limanı’na demir atıyoruz. Balıkçıların her birinin küçük birer kulübeye ve tekneye sahip olduğu liman olan Faroz, Trabzon’un en köklü bölgelerinden. Yüze yakın balıkçı kulübesi, her birinin yapı şekli aynı olsa da her bir balıkçının kendinden kattığı ufak farklılıklar sayesinde renklilik kazanıyor. Liman çevresinde dolaşmak ve gün batımını bütün renkleriyle yakalamak enfes bir ziyafet, oradan yürüyerek şehrin merkezine varabilirsiniz. Yalnız, kıyıya çarpan dalgalardan sırılsıklam olmamaya gayret göstermek gerek.

Uzungöl ziyareti bir hayal kırıklığına dönüşüyor, çünkü o eski takvimlerde gördüğümüz yemyeşil doğanın içinde bir cami ve bir göl imajı tamamen yıkılmış durumda.Betonlara basmamaya çalışarak yoğun turist gruplarının arasından görmek istediğimiz manzaraları yakalayıp yola devam ediyoruz.

Artvin, kıyıdan içerilere gidildikçe belki de doğa severlerin görmek isteyeceği en mühim alanlara sahip, keşfedilmemiş ancak keşfedilmeye yakın doğabilecek tehlikelerin de önüne geçilmesi gerektiğine inanan, engebeli dağları arasında doğanın bütün el değmemiş güzelliklerini bir arada barındıran yaylalara sahip muhteşem bir il. Hâlen keşfedilmemiş türlere ev sahipliği yapan bir bitki örtüsü olduğundan bahsedilir Macahel bölgesinin, Borçka ve Şavşat-Karagöl görülmelidir.

Processed with VSCO with f2 preset

Geneli kıyı şeridinden oluşan yolculuğumuzun bir de iç yüzünü, gezmek ve görmekle bitirilemeyecek yaylalarına sahip olduğunu düşünecek olursak Karadeniz, doğa severler için paha biçilemez güzelliklere sahip. Özellikle mayıs ayından sonra yeşermeye başlayan ve yaz sonuna kadar devam eden doğasının, kışın da farklı bir atmosfer kazanacağını tahmin ediyoruz. Son dönemlerde, yaylaların el değmemiş dokularına balta vuracak çalışmalara engel olmak konusunda ise bizlere büyük işler düşüyor.

Karadeniz Mert Erdoğan 2

Bitirmeden, gezi boyunca kaydettiğimiz görüntülerden bir kısa film oluşturduk. Beğeneceğinizi tahmin ediyor, teşekkür ediyoruz. Yeşille ve sevgiyle kalın.

Fotoğraflar ve Video: F. Mert Erdoğan
Yazı: F. Mert Erdoğan

Van Gogh’un başyapıtları hakkında daha önce duymadığınız 5 hikâye

Van Gogh’un yeğeninin erkek torunu, bir ressamla aynı soydan gelmenin nasıl bir şey olduğunu anlatıyor.

Gençken büyükbaba ve annenizin evini ziyaret ettiğinizi düşünün. Bu öyle bir ev ki duvarları dünyanın en önemli ve en pahalı resimleri ile süslü. Hayal edin ki bu resimlerin sahibi olan ünlü ressamla aynı ismi taşıyan birkaç insandan birisisiniz.

Bu benzersiz çocukluğu geçiren kişi, Vincent Willem van Gogh. Yani ressamın yeğeninin torunu. Willem (bu ismini kullanmayı tercih ediyor) ne kadar ünlü bir ressamın soyundan geldiğini zamanla anlıyor ama yine de kendi yolunu ve kendi adını bulana kadar ki hayatının ilk yıllarını van Gogh’un renkli gölgesi altında harcıyor. Van Gogh uzmanı olmak yerine yıllarca bir tiyatro topluluğunu yönetiyor ve sonunda bir avukat oluyor. Tüm bunlar Hollanda hükümeti ile birlikte kurulan Van Gogh Vakfı‘na katılan ilk aile üyesi olmadan önce gerçekleşmiş.

Van Gogh 1
Vincent Van Gogh’un kendi portresi

10 yıl kadar avukatlık yaptıktan sonra, Amsterda’da ki Van Gogh Müzesi, Willem’e müzenin hatıra dükkanı için başkanlık teklif ediyor ki bu, müzede hatrı sayılır bir görev olarak sayılıyor. Willem, The Huffington Post’a konu hakkında “Kariyerimi noktalamak için çok iyi bir fırsat diye düşündüm” diyor.

Ayrıca bu yıl van Gogh anısına yapılan kutlama-ressamın ölümünün 125’inci yıl dönümü- nedeni ile van Gogh müzesi “Munch: Van Gogh” isimli sergiyi açıyor ve Avrupalı iki ustanın az bilinen benzerliklerini vurgulamayı amaçlıyor. Bu serginin beklentilerinden biri de, Willem de dahil birçok çalışana HuffPost erişimi teklifinde bulunmaktı. HuffPost, birçok konu ve röportajı özetler halinde yayınlıyor. Aşağıda bu serinin bir kısmını bulabilirsiniz.

1. 1960’a kadar van Gogh’un çalışmalarının yarısı, Patates Yiyicileri gibi ailesinin evinin duvarlarında asılı idi.

Van Gogh 2
Vincent Willem Van Gogh ve Josina van Gogh-Wibaut Koninginneweg 77’deki evlerinde, Amsterdam.

Willem’in özel bir van Gogh koleksiyonuna sahip olan büyükbabası ile arası çok iyi idi. “Sarı ev”, “Badem çiçekleri” gibi birçok önemli yapıt büyükbabanın evinde idi ve oturma odasındaki kanepenin üzerinde asılı dururdu.

“Patates yiyicileri” yemek odasındaki duvarda, “Ayçiçekleri” oturma odasında asılı idi diye açıklıyor Willem HuffPost’a.

Willem 1962 yılında 10 yaşında iken, büyükbabası bu resimleri aileye ve Hollanda Hükümeti’ne bağlı van Gogh Vakfına devretmiş. 

2. Van Gogh “Badem çiçekleri” resmini kardeşinin oğluna ithaf etmiş. Bu resim onun yatağının başucuna asılmış ve birçok yastık kavgasına şahitlik etmiş.

Van Gogh 3
Vincent van Gogh “Badem çiçekleri”, 1890.

Theo van Gogh, ressamın erkek kardeşi, kardeşi Vincent’a 1890 yılında oğlunun dünyaya gelişini şu şekilde müjdelemiştir, “İsmini konuştuğumuz gibi belirledik ve tek dileğim senin gibi kararlı ve cesur olması.” Bahsi geçen yeğen, Vincent Willem (ailede çok yaygın kullanılan bir isim), yani Willem’in büyükbabasıdır.

Habere çok sevinen Vincent yeğeni için “Badem çiçekleri” resmini yapmış ve Paris’te yaşayan Theo ve eşine göndermiş. Onlarda resmi yeni doğan bebeğinin yatağının başucuna asmışlar.

Bebek büyüdükten sonra odasını erkek kardeşi ile paylaşmaya başlamış ve bu önemli başyapıt onlara eşlik etmeye devam etmiş. Willem büyükbabasına “ikonik bir yapıtın” yatağının başucunda olmasının nasıl bir duygu olduğunu sorduğunda büyükbabası şöyle cevap vermiş, “ Evet hala nasıl başına bir şey gelmeden kalabildiğine hayret ediyorum.”

Odada kardeşi ile yaptıkları yastık savaşlarından resmin etkilenmemesini bir mucize olarak görmüş büyükbaba Willem. Bu yapıt aileye kalan en favori van Gogh resmidir ve Willem’in idaresindeki müzenin hatıra dükkânında kopyaları en çok satılan resimdir.

3. Aile evlerindeki bu büyük hazine için hiçbir güvenlik önlemi almamış hatta Willem’in ailesi mutfak kapısını hiçbir zaman kilitlememiş.

Van Gogh 4
Koninginneweg’de ki evin içerisi, 1977, Amsterdam.

Willem’in hatırladığına göre ailesi, büyükbabasının verdiği üç ya da dört van Gogh resmine sahipti ve bu resimler oturma odalarının duvarlarını süslüyordu. “Bu resimlerle büyüdüm” diyor Willem ve çocukluğundan hatırladığına göre aile bu baş yapıtları korumak için hiçbir özel önlem almıyordu.

“Evimizin anahtarı bende yoktu ve anne ve babamın evde olmadığı günler benim için açık bırakılan mutfak kapısından içeriye girerdim.” Bu şimdi kulağa ne kadar korkunç gelse de şunu unutmamak lazım, van Gogh o zamanda çok ünlü bir ressamdı ama tabloları şimdiki kadar meteorik rakamlara satılmıyordu.

Aile o zamanlar eve giren su tesisatçıları, halıcılar veya herhangi bir iş için gelenlerin bu tabloları çalmasından korkmuyordu çünkü tablolar henüz herkes tarafından bilinmiyordu ve servet değerinde değillerdi. Bununla birlikte Willem’in ailesi zamanla bu sorumluluktan vazgeçti ve tabloları Willem’in büyükbabasına iade etti. Çünkü artık bu orijinal van Goghları bir yangın veya soygunda kaybetme riskini göze alamıyorlardı.

4. Van Gogh’dan sonraki nesilleri tabloları ödünç almak için kendi aralarında bir sistem oluşturmuşlardı.

Daha öncede belirtildiği gibi Willem’in ailesi büyükbabasından van Gogh’un bazı resimlerini ödünç almıştı. Ancak Willem’in açıkladığına göre bunlar çok ikonik resimler değildi. Ancak aile kendi içinde en ikonikler büyükbabanın evinde olmak üzere paylaşmıştı bu resimler. Benzer olarak Willem’in halası da Van Gogh’un denizde bir kayığı tasvir ettiği bir resmine sahipti. İkonik olsun olmasın tüm resimlerin her biri çok güzeldi diyor Willem.

Van Gogh 5
Jo Van Gogh-Bonger ve Johan Cohen Gosschalk ve Vincent Willem van Gogh Koninginneweg’deki evlerinin yemek odasında, 1977, Amsterdam.

5. Yaşam alanlarının van Gogh yapıtlarıyla çevrili olmasına rağmen aile van Gogh’un kendisi hakkında çok nadiren konuşurdu. Bunun sebebi ise van Gogh’un intihar suçunu işlemiş olması.

FRANCE-NETHERLANDS-CULTURE-ARTS-VAN GOGH
Willem, tüm ailenin van Gogh ile aynı soydan gelenler olarak bilindiğini belirtiyor. Örneğin; Willem’in büyükbabası, kariyerine van Gogh’un yeğeni olarak başlamak istemediğini ve tüm bu sahip olduğu van Gogh’un başyapıtlarına rağmen kendi yolunu çizmek için uğraştığını belirtiyor. Tüm aile bireylerinin geçmişe ait bu hassasiyeti taşıdığından da emin büyükbaba.

Bunun en büyük sebebi van Gogh’un ölümü ile ilgili ve Willem’in büyükbabasının da söylediği gibi fazla absent içmenin son günlerinde van Gogh’u delirtmiş ve intihar etmesine sebep olmuş olması.

BONUS: Willem ailecek gittikleri bir gezide bir otel odasının duvarında, büyükbabasının evinden çok iyi tanıdığı “Ayçiçekleri” resminin bir kopyasını görene kadar van Gogh’un ne derece ünlü olduğunu anlamamış.

FRANCE-NETHERLANDS-CULTURE-ARTS-VAN GOGH
Küçük bir çocukken Willem (fotoğraftaki) için soyadının taşıdığı büyük şöhreti tam olarak anlamak çok zordu. “Vincent’in çok ünlü bir ressam olduğunu biliyordum ancak bu kadar tesirli olduğunu bilemiyordum. Onun ne derece şöhretli olduğunu sezemiyordum.” 

Ta ki Willem 10 yaşında iken ailecek çıktıkları bir gezide, evlerinden yüzlerce mil ötede mola verdikleri bir otelin duvarında “Ayçiçekleri” resminin bir kopyasını görene kadar. “Bu resmi büyükbabamın evinden çok iyi tanıyordum. Böylece onun ne kadar ünlü bir ressam olduğunu anladım. Daha sonra dünyanın birçok yerindeki birçok otel odasında onun resimlerinin kopyalarını gördüm.”

Bu olay belki de ailecek yapılan bir otel ziyaretine dair şimdiye kadar ki en anlamlı anıdır.

Kaynak: The Huffington Post 

Kişisel Sürdürülebilirlik 2. Ders: Sürüyü bulma yolunda

“İnsanın kaç arkadaşa gereksinim duyduğundan emin değilim, ama -hangi alanda olursa olsun- yeteneğinizin pan de cielo (cennet ekmeği) olduğunu düşünen bir ya da iki tane arkadaş şarttır” diyor şair, yazar ve psikanalist Clarissa P. Estes. Evet pek çok iyi arkadaşımız olabilir, Facebook gibi sosyal mecralara bakarsak pek çoğumuz arkadaş göllerinde boğulacak gibiyiz belki. Ancak söz konusu hayallerimizi konuşmak, kalbimizi açmak olduğunda kiminle konuştuğumuz ayrı bir önem taşıyor.

Ben hayallerin boş şeyler olduğu, insana hayal kırıklığından başka bir şey getirmeyeceği “gerçeği” ile büyüdüm, büyütüldüm. Son zamanlarda anladığım ve kabullendiğim, bunun benim değil, ebeveynlerimin ya da onların ebeveynlerinin bir gerçeği olduğu. Belki de hepimizin başka gerçekleri, gerçeklikleri var. Peki, sizinki ne? Bulmanıza yardımcı olacak, “sizin gibi” birileri etrafınızda olsa hayat çok daha kolay olmaz mıydı?

Kişisel Sürdürülebilirlik

Dikkat kırılır!

Hayal dolu insanların üzerine “Dikkat kırılır!” çıkartması yapıştırmak geliyor bazen içimden. Biliyorum, insanlarla beraber hayalleri de kırılır… Sonra bir kenara atılır kırık hayaller, bekler, birikir, kimi zaman yok olur, bir(kaç) nesil atlar geri gelirler. İyisi mi hayalleri olanlar da, hayalleri duyanlar da bu çıkartmayı gözlerinin önüne getirsinler.

Hayaller saklanılacak, utanılacak şeyler değiller elbet. Ancak söz konusu toplum, kültür ve beraberinde gelen yargılar olduğunda, onay ve destek beklerken kınama, küçümseme ve pek çok farklı olumsuz tepki ile karşılaşmak mümkün hayaller söz konusu edildiğinde. Ne?! İstifa etmek mi? Ne?! Başka yere taşınmak mı? Ne?! Bu devirde çocuk mu? vs. vs. liste uzayıp gider yere, duruma, çevreye göre. Kimi zaman en ufak -ki hayalin ufağı büyüğü olmaz- bir hareket bile korkutabilir insanları.

Mükemmel Olmamanın Hediyeleri adlı kitabında Brene Brown utandığımız anlarda acil olarak cesarete, şefkate ve bağlantı kurmaya ihtiyacımız olduğunu yazmış. Hayallerimizin de böyle süper desteğe ihtiyacı var. Hayallerin ancak paylaşılarak büyüdüğünü ve yayıldığını da unutmamak gerek. Ancak herhangi birileri değil paylaşılacak kişiler. Brene Brown’un utanç anında konuşulması sakıncalılar listesinden yola çıkarak, şu kişilerden sakınmakta fayda var:

1. Hayalinizi duyunca sizden rahatsızlık duyan arkadaşınız. Böyle bir hayaliniz olduğu için utanmanız gerektiğini ima eder. Sonra sessizlik… Sonra sizin onu dinlemeniz gerekir.
2. Empati yerine sempati duyan arkadaşınız. Hayallerinizi duymak ve size soru sorarak sizi daha da anlamak yerine “Ah canım ya, yazık sana ömrünü böyle hayallerle çürütüyorsun” bile diyebilir.
3. Çoktan sizin mükemmel olmamanızdan ötürü hayal kırıklığına uğramış arkadaşınız. Zaten sizin “kusurlarınız” onu üzmüş, şimdi siz daha da çizginin dışına çıkıyor ve onu zorluyorsunuz.
4. Kırılgan durumlarda, hayal paylaşımı gibi kalp açılmalarında panikleyen arkadaşınız. “Neden böyle bir hayalin var?” gibi sorgulamalara girebilir. Hayali olduğu gibi kabullenemez.
5. Her şeyi abartan ve yaldızlayan, sizin bu hayalden dolayı “deli” olabileceğinizi aklının ucundan geçirmeyen arkadaşınız. Aslında kulağa tam konuşulması gereken kişiymiş gibi gelse de değil. “Mükemmel! Süper olacak! Şahane!” der, ancak bugün hayaliniz için ne yapmak istediğinizi ya da kendisinin size nasıl yardımcı olabileceğini sormaz.
6. Bağlantı ile üste çıkmayı karıştıran arkadaşınız. “Aman o da bir şey mi? Bak ben geçen rüyamda ne gördüm…” diyerek konuyu kendisine çevirir.

Brown’un da dediği gibi tabii ki biz de bu arkadaşlardan biri olabiliriz yer yer, zaman zaman. Hepimiz insanız, kendi kırılganlıklarımızla uğraşırken bir başkasının kırılganlığı ile karşı karşıya gelmek zordur.

Kişisel Sürdürülebilirlik dream catcher

Sürüyü bulma yolunda

Peki, bu kadar eledikten sonra kim kaldı elimizde?

1. Hayallerinin peşinden koşan arkadaşınız. O birtakım hayallerini gerçekleştirmeye başlamış, hayallerin boş olmadığını anlamıştır, isterseniz size de anlatır.
2. Sevdiği işi yapan, sevdiği yerde yaşayan, sevdiği kişiyle hayatını devam ettiren arkadaşınız. Sevgisi, tutkusu yüzünden taşar. Homurdanmak yerine gülümseyerek hayallerinizi dinler.
3. Huzur dolu arkadaşınız. Hayallerinizi de huzurla dinler, ortamı da o kadar huzurla doldurur ki araya endişeleriniz bile giremez…
4. Köklenmiş, kendi değerlerini bulmuş, bunun sayesinde esneyebilen arkadaşınız. Sizin “deli” hayallerinizi dinlemek onu bozmaz, bilakis genişletir. Merakından çok soru sorup sizin de genişlemenizi sağlar.
5. Sizi olduğunuz gibi, güçlü ve zayıf yönlerinizle kabul eden arkadaşınız. O sizin hayallerinizi duymayı çoktan hak etti. Hadi durmayın artık!

Evet cesur olmak lazım hayallerden bahsetmek için, ancak bir nefes, bir adım yeterli başlangıçta. Belki derin bir nefes… Sonra denemek. Sonra tekrar. Hayal ettikçe ve sonra beraber eriştikçe büyüyorsa hayaller, bir yerden başlamalı değil mi?

Ve yine eylem vakti!

Hepimiz “Sen nasıl istersen öyle olur!” diyen ailelere doğmuyoruz, ya da hayalseverler yok gündelik hayatımızda. Peki, o zaman ne yapacağız: Eyleme, harekete geçeceğiz! Annenizi, babanızı, kardeşinizi, kırk yıllık dostunuzu değiştirin demiyorum. Daha tatlı değişim yolları da var. Yeni arkadaşlar edinin. Sokağa çıkın; evinizin, alıştığınız düzenin dışına çıkın. Ve sonra kalbinizi dinleyin:

• Gönüllü olun. İsterseniz normalde para kazandığınız işi, gönül verdiğiniz bir amaç uğruna ücretsiz sunun. İsterseniz gönlünüzün kaydığı bir alanda yeni bir şey öğrenerek gönüllü olun. Gazeteye, internete bakın, arkadaşlarınıza sorun, emin olun isterseniz karşınıza pek çok fırsat çıkacak; beraber gönüllülük yaptığınız kişiler hayallerinize ortak olup sizde yeni hayaller uyandıracak.

• Bir hobi bulun, bugün başlayın. Bunu görür görmez içinizden bir şeyler fışkırmıyorsa bir liste yapın, 10, hatta 20 maddelik, ‘Bugün bir çılgınlık yapsam …. öğrenmeye başlardım.’ diye. Durmadan yazın, sonra bakın listeye, çekici gelen 3 tanesini araştırın etrafta, nasıl öğrenmeye başlayabilirsiniz diye. Başlayın, bugün! Biliyorum çok ‘kişisel gelişim’ konuşması gibi oldu ama ben kocamı ve iş ortağımı dalış öğrenirken buldum. Hayal ortaklarınız, sürünüzün diğer elemanları muhtemelen sizin sevdiğiniz şeyleri yapıyorlar, unutmayın.

• Sizi çeken etkinlik ve buluşmalara katılın. Ortak hayalde olanlar ortak mekanlara çekilir. Hatta hayat tekrar tekrar karşımıza çıkarır gönlü bize yakın olanları. Eğer olasılıkları arttırmak istiyorsanız çarpışmaların çok olduğu kalabalık yerlere ara sıra da olsa girmekte fayda var. İlgi alanınıza göre Zumbara, Meetup gibi ağlar sayesinde ücretsiz etkinliklerden de haberdar olabilirsiniz.

“Çevrenizde size saygı duyan ve iyi davranan insanlar olsun” demiş oyuncu Claudia Black. Olsun! Hepimizin etrafında olsun! Yoksa, önce biz olalım o kişiler, sonra da bulalım diğerlerini. Bu yazıyı okuyan tüm çirkin ördek yavrularının tez vakitte beyaz kuğularla karşılaşması, aslında ne olduklarını hatırlamaları dileği ve umuduyla…

Kişisel Sürdürülebilirlik 1. Ders: Para!

Gustav Klimt’in “altın” eserleri canlı modellerle hayat buldu

Gustav Klimt, en bilinen ve yeniden yorumlanan eserlerini 1899-1910 yılları arasında vermiş, bu dönem ise ressamın Altın Çağ’ı olarak adlandırılmıştı.

Sanatçının The Kiss ve Portrait of Adele Bloch-Bauer I (The Woman In Gold) gibi dünyaca ünlü eserleri de aynı döneme rastlıyor. Bu sene de Viyana’da AIDS hastaları yararına düzenlenen ve “aykırılığın” tüm ihtişamına kucak açan Life Ball adlı organizasyonda fotoğrafçı Inge Prader’ın serisi, gündelik hayatta karşımıza çıkan tablolara yeni bir soluk getiriyor. Canlı modeller kullanarak Klimt’in Danaë, Death and Life ve The Beethoven Frieze gibi eserlerine yeniden hayat veren fotoğrafçı, var olan güzelliği, çöküşü ve karanlığın adımlarını izlemeye devam ederken derinlerde başka anlamlar aramaya itiyor bizi.

Gustav Klimt, Danaë (1907)
klimt1 klimt2
Gustav Klimt, The Beethoven Frieze (1902)
klimt3 klimt4
Gustav Klimt, Death and Life (1910)

klimt6 klimt5
Gustav Klimt, The Beethoven Frieze (1902)

klimt8 klimt7
Gustav Klimt, The Beethoven Frieze (1902)

klimt10 klimt9

Kaynak: Flavor Wire 

Stephen King’in 16 yaşındaki haline uyuşturucu, alkol ve yaratıcılık hakkında yazdığı mektup

1

The Shining ve Carrie‘yi eserleriyle 1980’li yıllarda Stephen King, kariyerinin doruklarına ulaşmıştı. Bu kitaplar, milyonlarca insan tarafından okunmuştu. 24 odalı evde yaşayan King, uyuşturucu bağımlılığının da doruklarındaydı. İçtiği alkolün seviyesine arttırması için antiseptik ağız gargarası almaya başlamıştı. Burun deliklerinden kan gelecek kadar kokain kullanıyordu. Bu yüzden de burun deliklerinde sürekli pamuk yerleştiriyordu. Çocuklarını dövme isteğini bu şekilde dizginliyordu.

İşte bu acı çektirmeyi seven zihni sayesinde Amerika tarihinin en iyi gerilim romanlarını yazmaya başlamıştı. Roman yazarak içindeki şeytandan kurtuluyordu. Fakat belli ki hayatının temelini, yazdığı romanlara bir türlü oturtamamıştı. Tekrar kendini kusmukların içinde bulacak kadar uyuşturucu kullandığında eşi, onun bütün uyuşturucu için kullandığı araç gereçlerini toplayıp bir çöp torbasına koymuş ve King yerdeyken hepsini ayaklarının dibine boşaltmıştı. Bu ona son uyarı olmuştu.

1980’lerin sonunda King, madde bağımlılığından kurtulmuş bir şekilde yazmaya başlamıştı. 2010 yılında 16 yaşındaki haline tavsiye verecek şekilde bir mektup yazmıştı. İşte o mektup:

Stephen King, Haziran, 2010
Bangor, ME 04401

Sevgili ben,

Bu mektubu tamamıyla gülünç 62 yaşına bastığımda yani 2010 yılında, sırasıyla birkaç tavsiye vermek amacıyla yazıyorum. Aslında çok basit, sadece beş kelime: Zevk veren uyuşturuculardan uzak dur. Birçok yeteneğin var ve çoğu insanı mutlu edebilecek hikâyelerin olacak. Fakat ne yazık ki bir bağımlısın. Bu mektubu önemseyip de geleceğini değiştirmezsen en azından on yılın -30 yaşından 40 yaşına kadar- birçok insanı hayal kırıklığına uğratacak ve başarılarının tadına varamayacaksın. Ve birçok kez ölümden döneceksin. Kendine bir iyilik yap ve daha aydınlık, daha üretken dünyadan zevk al. Unutma, şeytana uymamak için gösterdiğin direnç kalbini güçlendirir. Tıpkı aşk gibi.

Temiz kal.

Sevgilerimle,

stephen king 1Kaynak: The Plaid Zebra

Frida Kahlo’dan almamız gereken 10 hayat dersi!

1

“Ayaklar, uçmak için kanatlarım varken sizi neden arayayım?”

Frida Kahlo, oto portreleriyle ünlü Meksikalı bir ressamdı.

Frida’yı şahsen tanıyanlar, onu tarihin büyük divalarından biri, ağır bir tekilacı, açık saçık hikâyeler anlatan bir sigara tiryakisi, Leon Trotsky, şair Pablo Neruda gibileri için partiler veren bir bohem olarak ve duvar ressamı olan kocası Diego Rivera ile tanımlıyor.

Frida için bir güç simgesi, aşk kurbanı ve sanat dehası diyebilirim. Frida Kahlo almadığı kaş ve bıyıklarıyla, yerli Tehauna kıyafetleri ve sol bacağından daha ince olan sağ bacağıyla güzellik standartlarını değiştirdi.

Hayattaki en büyük ilham kaynağım olan Frida’yı bir okul gibi görüyorum. Her kadının rol modeli olması gereken Frida, dünyaya bir kadının neler yapabileceğini gösterdi, hem fiziksel hem de duygusal olarak.

İşte Frida’nın bana öğrettikleri:

Aşk affetmektir

“Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; Diego ve tren kazası. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı”

Frida kadınlarla bitmek bilmeyen aşk hikâyeleriyle ünlü ressam Diego Rivera ile evliydi. Diego’nun bağlanmakla ilgili sorunları vardı.

Arkadaşları ve ailesi bu garip ilişkiyi onaylamamasına rağmen, Frida, Diego ile evlendi. Yaşattığı tüm acılara rağmen Diego’ yu sevmekten hiç vazgeçmedi.

Yüksek sesle söylememiş olabilir ama aşkın affetmek olduğunu, Diego onu her aldattığında affetmesiyle gösterdi.

Frida Kahlo 18

Aşk açıklanabilir bir şey değildir

“Frida ile Diego’nun evliliği bir fil ile bir kumrunun birleşmesine benziyor.”

Ne zaman konu Frida’nın hayatından açılsa, daima aynı soruyu duyuyorum:
“Frida neden Diego’ya aşık oldu?”

Frida hiçbirimizin anlayamayacağı sebeplerden dolayı ona aşıktı ve ölene kadar da onu sevmekten vazgeçmedi.

Bazen insanlar sizin yanlış kişiye aşık olduğunuzu düşünürler ve kendilerine göre de haklıdırlar. Diego 42 yaşında ve 120 kiloyken, Frida 22 yaşında ve 48 kiloydu. Frida’yı defalarca aldattı ve ona pek zaman ayırmadı, ama yine de Frida ona aşıktı.

Eğer her birimiz kendi deneyimlerine bakarsa, Frida’nın Diego’ya olan aşkını anlayabiliriz. Aşkı hissedebiliriz ama kalbimizi kıran veya bizi terk eden birine neden hâlâ aşık olduğumuzu açıklayamayız. Frida, basitçe bana aşkın açıklanabilir bir şey olmadığını öğretti.

Frida Kahlo' dan dersler 2

Ne olursa olsun kendini sev

“Bildiğim tek şey şu ki, resim yapıyorum çünkü buna ihtiyacım var”

Kendini sevmek demek şartlar ne olursa olsun kendini unutmamak demektir.

Frida kendisine çok az zaman ayıran ve sürekli kendi hayatıyla meşgul olan bir adamla evliydi. Bu adam Frida’yı defalarca aldattı ve onu acı içinde bıraktı. Frida çocuk felci geçirdi, üç kez kürtaj oldu ve geçirdiği kaza yüzünden yıllarca yatakta kalmaya mahkûm oldu.

Küçük bir baş ağrısında yatağa bağımlı olduğumuz bir zamanda yaşıyoruz. Frida kırık bir omurgaya, hayatının büyük kısmında giydiği korseye ve tahta bacağına rağmen resim yapmayı başardı.

Duyduğu fiziksel ve duygusal acıya rağmen, Frida asla kendini bırakmadı. Kendini resim yapmaya verdi. Diego’ya aşık olmasına rağmen, evde oturup, ağlayarak onun dönmesini bekleyen bir beceriksiz olmayı kabul etmedi. Misilleme olarak tıpkı Diego gibi, dışarı çıkıp kendi işlerini yapacak ve bundan zevk alacak kadar kendini sevdi.

Bir noktada ise artık vazgeçmen gerektiğini anlamalısın

“Hasta değilim… Sadece paramparçayım.”

Diego’nun birçok kadınla ilişkisi vardı. Diego’yu tüm ihanetlerine rağmen affeden Frida’nın da bir dayanma noktası vardı elbette. Üçüncü kürtajını olduktan sonra Diego’nun onu kız kardeşi Christina ile aldattığını öğrenen Frida, onu terk etti ve neredeyse dört sene Diego’dan ayrı yaşadı.

Frida bize bırakmamayı, sıkı sıkı bağlanmayı, ama zamanı gelince de bırakmayı bilmek gerektiğini öğretti.

Frida Kahlo' dan dersler 1

Acı kılık değiştirmiş bilinçtir

“Hiçbir zaman hayallerimi ya da kâbuslarımı resmetmedim. Ben sadece kendi gerçekliğimi resmettim.”

Frida çok genç yaşlarda hastalıklarla boğuşmaya başladı. Altı yaşında geçirdiği çocuk felci yüzünden bir bacağı diğerinden daha kısa ve daha ince kaldı ve on sekizine geldiğinde geçirdiği feci tren kazasında trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıktı, bu yüzden defalarca ameliyat oldu ve ileri derecede zatürreden öldü.

Frida zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak çok yoğun acılar yaşadı. Bugün biz fark etmesek bile, Frida birçoğumuzdan daha bilinçliydi.

O acılarını kendi gerçekliğini bulmak için kullandı, maalesef bugün bizim sadece kitaplarda bulabileceğimiz gerçeklikleri. Frida gerçekliğini acıyla buldu.

Günlük tutun

“Hiçbir zaman hayallerimi ya da kâbuslarımı resmetmedim. Ben sadece kendi gerçekliğimi resmettim.”

İnsanlar genellikle günlük tutmayı hafife alıyorlar. Şuna eminim ki Frida acılarının esiri olsaydı yaşayamazdı.
Bizi gerçekten öldürebilecek tek şey var: Hüzün. Hüzün; insanın hayatını sonlandırabilecek herhangi bir hastalıktan bile daha tehlike bir şey.

Frida, fırçasıyla tuvale günlük tutardı. Acılarını, sevinçlerini, elinden kayıp gidenleri hep çizimleriyle anlattı.
Frida acımızı ve öfkemizi yazarak, çizerek, bir şeyler yaparak dışa vurmayı öğretti. Kendimiz için güzel şeyler yapıp, acının gitmesine izin vermekle…

Frida Kahlo' dan dersler 4

Asla tarzından utanma

Frida Meksika’ da bir güzellik simgesi olarak kabul ediliyordu. Sıradışı saç örgüleri, renkli kıyafetleriyle biliniyordu.
Bugün insanların dalga geçtiği tek kaş ve bıyık, Frida’yı eşiz kılan unsurlardan. Frida koltuk altına dokunmadı ve omuzlarını fantastik Tehuana giysileriyle süsledi.

Frida en çok kırmızı ruju ve kırmızı ojesi ve parfümüyle bilinirdi. Sokak gül kokmaya başladığında çocuklar oradan Frida’nın geçtiğini bilirlerdi.

Frida bize ancak kendi tarzımızla ve tenimizle barışık olmakla eşsiz olabileceğimizi öğretti. Frida bize basitçe kendimiz olmayı öğretti.

Planlarına saplanıp kalma

“Hiçbir şey mutlak değildir. Her şey değişir, her şey yer değiştirir, her şey devreder ve her şey uçup gider.”

Frida sanatçı olmayı planlamamıştı. 18’ine kadar doktor olmayı düşünüyordu ve dönemin en iyi okullarından biri olan Ulusal Hazırlık Okulu’ndaki 35 kızdan biriydi.

18 yaşında geçirdiği tren kazası hayatını tamamen değiştirdi. Hayatı boyunca kullanmak zorunda kalacağı korselere ve yatağa mahkûm oldu. Babası yataktayken kendisini oyalaması için Frida’ya kendi fırçasını, boya ve bir şövale verdi.

Frida’nın söylediği gibi “Her şey değişir, her şey yer değiştirir.” Hayatımızın ne zaman ya da nasıl değişeceğini bilemeyiz. Bu yüzden asla plan yapma ve onlara bağlı kalma.

Frida Kahlo Smoking a Cigarette

Her kadının içinde büyük bir dayanma gücü vardır

“Sonuç olarak düşündüğümüzden çok daha fazla dayanma gücüne sahibimiz.”

Ben kesinlikle birçok alanda kadınların erkeklerden daha güçlü olduklarına inanıyorum ve Frida Kahlo bu düşünceyi ispatlar gibi apaçık karşımızda duruyor.

Frida; “bir kadın çektiği acılara rağmen nasıl hâlâ ayakta kalabilir”i gösteren örneklerden sadece biri.

Frida bize bütün enerjisini emen bir adama, onu ölümcül hastalıklara ve yüzlerce yaraya mahkûm eden kazaya rağmen bir kadının nasıl bir dayanma gücüne sahip olabileceğini öğretti.

Gitmesine izin ver

“Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umuyorum.”

Frida sohbetlerindeki zeki tavırları ve tartışmaları ile bilinirdi. Sigarayı, tekila içmeyi ve partilerine davet ettiği misafirlerine açık saçık şarkılar söylemeyi çok severdi.

Ciddi bir böbrek enfeksiyonu, kansızlık ve alkolik tanıları konulmasına rağmen sigara ve tekila içmeye devam etti.

Tekila şişesini ve sigarasını asla elinden bırakmadı.

Onları son nefesine kadar bırakmadı. O sadece sonuçları çok fazla umursamadı. Çok ileri gitti, kaybedecek bir şeyi kalmayana kadar. Frida’yı mükemmel yapan da zamanı geldiğinde gitmesine izin vermesiydi.

Kaynak: Elephant Journal

Gökkuşağı isyanı 50 yaşında: New York, Dünya Onur Yürüyüşü’ne ev sahipliği yapacak

0

Geçtiğimiz yıllarda Roma, Kudüs, Londra ve Toronto gibi şehirlerde düzenlenen Dünya Onur Yürüyüşü’nün (WorldPride) 2019 yılındaki ev sahibi New York olacak.

LGBTİ mücadelesinin miladı olan Stonewall İsyanı’nın 50’nci yıl dönümü nedeniyle bambaşka bir öneme sahip yürüyüşün teması ise “Millions of Moments of Pride” olarak belirlendi. Onur haftasından farklı olarak, iki ay boyunca düzenlenecek etkinlikler ve programlarla mücadelenin temellerinin atıldığı sokaklar gökkuşağının renklerine bürünecek.

newyorkpride2

“Stonewall İsyanı, modern LGBTİ hakları hareketini ateşleyen olay olarak kabul ediliyor, bu nedenle 2019 yılında düzenlenecek olan Dünya Onur Yürüyüşü, ilk kıvılcımların çıktığı yerde düzenlenmeliydi.” -New York Onur Haftası Komitesi Yöneticisi David Schneider

2017 yılındaki Dünya Onur Yürüyüşü ise Madrid’de düzenlenecek.

Kaynak: Out

Parmaklıklar ardında özgürlük hayalleri: Hayvanat Bahçeleri

Kendi kendini eleştiren bir türün temsilcileri bizler; günümüze kadar hatalarımızın farkına varıp bu hataları gerektiğinde telafi ederek, aynı hatalara düşmeyerek geldik. Kültürleri, ahlak anlayışlarını ortaya koyduk. Değer yargılarımızın hep daha barışçıl, daha vicdani olduğunu düşündük. Genellikle de yanıldık. Anlayışımız, bencillikle bezenmiş olduğundan, keyfiyetimiz için birçok masum varlığın gerekirse yaşamına kadar kast edebildik. Etmeye de devam ediyoruz.

Toplumsal yaşamın kontrolü amacıyla oluşturduğumuz örgütlü kurumlarımız ve yasalarımız, oluşturulan hayal ürünü bir dünyayı temsil ediyor adeta. Birçok doğrumuz, gerçekliklerden çok uzak ve çoğunlukla acımasız. İlerleyişin kelime anlamını çok fazla karıştırdığımız ortada. Bizleri bugünlere getiren merakımız, zaman zaman düşüncesiz ve gaddar bir tür olmamıza da neden oldu. Gücümüzün yettiği her canlıya, var olduğumuzu hissettiriyoruz. Bu varlığımızı en çok hisseden canlıların yaşam savaşı verdikleri bir yer var: Hayvanat bahçeleri.

Hayvanat Bahçesi Aslanlar 22

Tabii yaşam alanından koparılan binlerce hayvan; parmaklıklar ardında, insanların beğenisine sunulmuş durumda. İnsanların, kendilerini iyi hissetmesini sağlamak, merakını gidermek gibi görevler atfedilmiş bir durumda, tecrite zorlanmakta. Hayvanat bahçelerini ziyaret eden çocukların dahi anladığı şey, kafesler ardında yaşamaya zorlanan canlıların mutsuz oldukları gerçeği.

Esaret altında sürdükleri yaşamın karşılığında karınlarının doymasının yeterli bir mükâfat olarak görmemize rağmen; rüzgarı hissedebilmek, doyasıya koşabilmek, kendi türünden arkadaşlarıyla oyunlar oynayabilmek gibi yaşamı değerli kılan her şeyi göz ardı ediyoruz. Hayatta kalmanın yaşam için yeterli olacağı yanılgısına düşmüş durumdayız. Bu yüzdendir ki, günümüzde esaret altındaki kaplan sayısı vahşi doğadakinden fazladır.

Hayvanat Bahçesi Ayı

Hayvanat bahçeleri varlık nedenlerini birkaç ifade ile aklamaya çalışıyorlar:

  • İnsanları doğa ile ilgili olarak bilgilendirmek, doğaya ve yaban hayata sevgilerini arttırmak,
  • Ziyaretçilerin bu alanlarda eğlenmesini sağlamak,
  • Nesli tehlike altında olan türleri korumak.
  • Bulunduğu coğrafyadaki yaralanmış canlıları iyileştirmek ve tekrar doğaya kazandırmak.

hayvanat-bahçesi-moskova-orangutan

Günümüzde nesli tehlikede ve bakıma muhtaç canlılar mevcut. Bu canlılar için rehabilite merkezleri, koruma alanları, doğal yaşam parkları gibi alanlar yapılmakla birlikte, hayvanların mecbur kalınmadıkça kafes içerisine konulmadığı bilinen gerçekler arasında. Ayrıca, hayvanat bahçeleri doğal yaşam alanında yaşayan varlıkları, evlerinden kopararak gösterime sunmaya odaklı bir ağ geliştirmiş durumda.

Hayvanat Bahçesi Fil 1

Güney Asya veya Afrika’da birçok yasadışı örgüt, hayvanların sergilemek veya şaklaban olarak kullanmak ve merkezlere satmak için vahşi canlıları yakalamaktadır. Yakalanan hayvanlar, maruz kaldıkları yolculuklarda çoğunlukla yaşama gözlerini yummakta, birçoğu da psikolojik sorunlar ile boğuşmak zorunda kalmaktadır. Hayvanat bahçelerinde tamamen doğal olmayan yöntemlerle oluşturulmaya çalışılan ısı, barınak, oyun alanlarında hayvanlar gelişimlerini sağlıklı tamamlayamamakta ve ciddi sağlık problemlerine maruz kalmaktadırlar.

Hayvanat-Bahçeleri-Kosta-Rika-2

Antalya’nın sıcağında penguen, Ankara’nın soğuğunda tropik kuşların varlığı ne kadar normal olabilir? Hepimizin bildiği çok meşhur bir fotoğraf vardır. Duvardaki buz kütlelerinin çizimine bakan kutup ayısının fotoğrafı. İşte o kutup ayısı esaret altında yaşamına son verdi. O kutup ayısı özgürlüğün ne anlama geldiğini biliyordu. Peki, ya bizler? Güneşi içinde hissedemeden yaşama gözlerini yummak… Bir hayvanat bahçesi ziyaretinde küçük bir çocuk babasına dönüyor ve diyor ki “Baba bu hayvanlar neden kafes arkasında, bir suç mu işlemişler?” İnsani saflığın, temsili ifadeleri…

MINOLTA DIGITAL CAMERA

Gary Smith hayvan esareti ile ilgili çok güzel bir cümle sarf etmiştir:

“150 yıl önce köleliğin biteceğini savunsaydın saçmaladığını söylerlerdi. 100 yıl önce kadınların oy verme hakkının olduğunu söylediğinde sana gülerlerdi. 50 yıl önce Afrika kökenli Amerikalıların kanunlar önünde eşit haklara sahip olması fikrine itiraz ederlerdi. 25 yıl önce eşcinsel haklarını savunduğunda sana ‘sapık’ derlerdi. Bugün hayvan köleliğinin sona ereceğini iddia ettiğimizde bize gülüyorlar, ama bir gün gülemeyecekler.”

Ulysses, evrim ve irrasyonalite

Gerek felsefeciler gerek doğa bilimcileri yıllar boyu insanın özüne dair tartışmalar yürütmüş; insanı insan yapan, memelilerden ayıran kavramlar üzerinde dönüp durmuşlardır. Bu tartışmalar ışığında bilinç, farkındalık, çıkarım yapma gücü, ilişkisellik gibi pek çok farklı özellik ortaya konulmuş ve pek çoğu bilimsel olarak değillenmiştir. Ancak bakıldığında bir kavram özellikle dikkati çekmektedir: Rasyonalite.

Rasyonalite, gerçekten de bizim içkin bir özelliğimiz midir? Bizim düşünce sistemimizi açıklarken diğer memelilerin düşünce sistemini açıklamayan bir kavram mıdır? Tüm bu tartışmalar sürer giderken Darwin tartışmaya başka bir boyut katmıştır. Yaşamkalım. Bu kavramla birlikte davranışlarımızı ve hatta rasyonalite kavramını da yaşamkalımın içerisinde konumlandırma çabasına giriştik. Rasyonel düşünme sistemimiz yaşamkalıma hizmet ettiği için vardır dedik. Şimdi biraz önceki soruya geri dönersek gerçekten de ne kadar rasyoneliz? Öyle veya değil, rasyonalite insanı insan yapan özsel bir özellik midir gerçekten?

Hepimiz az çok belgesel izliyoruz. O belgesellerin değişmezlerinden yırtıcı kediler ile impalaların kovalama sahneleri hepimizin zihinlerinin derinliklerinde vardır. Şimdi düşünelim: Arkadaşını veya bir aile üyesini yırtıcı kedilere kaptıran bir impala ne yapar? Cevap basit: Devam eder. Çünkü gereken budur. Hayatta kalmanın yolu budur ve bizim için önemli olan cevap, rasyonalite bunu gerektirir.

Peki, ilkel bir simülasyonla aynı durumdaki insan topluluklarını göz önüne getirelim. Benzer durumdayken siz ne yaparsınız? Silahlı ya da sizden daha güçlü konumdaki insanlar sevdiklerinizi aldıklarında, alanlarınızı ihlal ettiklerinde, yemeğinize göz diktiğinde ne yaparsınız. Rasyonel olan kaçmaktır ama pek çoğunuz bunu yapmadınız öyle değil mi? Direndiniz, bazılarınız ölümü göze alırım dediniz, pek çoğunuz kaybedeceğiniz çok muhtemel olan savaşlara girdiniz. En basitinden pek çoğumuz Gezi Parkı’nda ölümle burun burunayken anlamsız bir şekilde mutluyduk.

Peki, nerede kaldı o ulu ve zeki insan figürümüzün rasyonalitesi? Cevap yine Darwin’de… Evrim tek tip değildir. Biyolojik ve sosyal evrim vardır. Ve insanın varoluşu pek çok memeliden farklı olarak-bonobolar ve şempanzeleri bunun dışında tutuyorum çünkü mevzu orada daha karışık- tek bir koşula ve yönteme bağlı değildir. İnsanın yaşam kalım stratejileri birden fazladır. Ve insan “toplum” olmaya başladığından beri bu farklı paternlerdeki stratejiler çatışmaktadır. Ve işte bu irrasyonalitemizin kaynağını oluşturur. Sanılanın aksine insanı insan yapan özellik rasyonaliteden çok irrasyonalitedir. Bu arada dipnot; yazım içerisinde sıklıkla bahsettiğim insanı insan yapan özellikler bir üstünlük ifadesi ve türcülüğe değil bir farklılığa referans vermektedir. İnsan kendi doğasına ve makro doğaya karşı gelmek gibi irrasyonel edimler yaptığı sürece kendini bulmuş, farklılaşmış ve ilerlemiştir. Uçmak gibi, denizin altında yaşamak gibi…

Ulyssesİnsan, rasyonel değildir. İnsan, bize resmedildiği gibi motomot, umulduk ve “doğru” bir bilinç akışına sahip değildir. İnsan zihni doğrusal değildir, akışkandır, şekle tabi değildir. Bunu ilk fark edenler ve en güzel ortaya koyanlar ne filozoflar ne de doğa bilimcilerdir. Edebiyatta modernizm akımı ilk çıktığı günlerde pek çok kişi için garip ve alışılmadıktı. Çünkü yıllarca resmedilmiş durağan, rasyonel bir zihinden ve insandan ötesini ortaya koyuyordu. Bu gerçekliği en insansı anlatan isimde James Joyce’du. On yıllar geçtikçe etkisini arttıran Ulysses, insan irrasyonelliğinin en güzel dışa vurumlarından birisidir.

“… çeyrek geçiyor ne kademsiz bir saat şu anda kalkıyordur Çinliler örgülü saçlarını tarıyorlardır güne hazırlanmaya birazdan rahiplerin Angelus çanı çalmaya başlar onların uykusunu piç edecek kimseleri yok arada bir çıkan bir iki nöbetçi papaz hariç ya da bitişikteki çalar saat sabahın köründe yeri göğü çınlatan birazdan uyur muyum acaba 1 2 3 4 5 ne biçim çiçekler yapmışlar böyle yıldız gibi Lombard Street’teki duvar kağıdı çok daha iyiydi bana verdiği önlük de öyle bir şeydi sadece onu ben iki kez kullandıydım şu lambayı indirip bir daha deneyeyim ki erken kalkabileyim Findlaters’in oradaki Lambese gideceğim biraz çiçek göndersinler de ortalığı süsleyeyim bakarsın yarın bugün yani onu eve getirir yo olmaz Cumaları uğursuz gün ilkin ortalığı toplayayım bir ben uyurkene toz ürüyor mu ne sonra müzik sigara ona refakat ederim ilkin piyanonun tuşlarını sütle temizleyeyim de ne giyeyim beyaz gül mü taksam…’’

İşte zihin aynen James Joyce’un anlattığı gibi karmaşık, alışılmadık bir akıştır, irrasyoneldir. İnsan edimi de zihninden bağımsız değildir.

İrrasyonelliğin insan hayatında en çok dışa vurulduğu noktalardan birisi mizah ve kahkahadır. Gülmek insan dışındaki türlerde de görülse de kahkaha atmak çok primat bir özelliktir. Peki, neden kahkaha atarız?

karikatür1Yukarıdaki karikatüre pek çoğumuz gülümsemekle kahkaha atmak ranjında bir tepki verdik. Çünkü frontal korteksimiz ve sosyal gerçekliğimiz devre dışı kaldı. Çünkü irrasyoneldi ve düşünsel bir kaosun yansımasıydı. İrrasyonalite, yalnızca rasyonel insan figürüne metaforik bir tepki değil aynı zamanda bir gerekliliktir. Gülmemizi sağlayan şeydir. İnsan gerçekten resmedildiği kadar rasyonel bir varoluş olsa düzenli bir kaos onu en çok güldüren ve eğlendiren şey olmazdı.

İnsanı rasyonelleştirme çabası içerisinde olan siyaset, sosyoloji, felsefe ve hatta doğa bilimleri kaybetmeye mahkumdur. Çünkü rasyonelleştirme her daim insanı ululaştırmaya ve türcülüğe kapı açarken mizah ve kahkahaya sırtını dönmüştür. 2013 Haziran’ı bu coğrafyaya göstermiştir ki mizah, kahkaha ve irrasyonalitenin olmadığı bir sosyalizasyon karanlıktan ibarettir.

Bir çılgın festival Freaks in Love, bir çılgın efsane Hinkstep

Geçtiğimiz ay, yaz döneminin son festivallerinden biri sayılan Freaks in Love, İzmir’deki Gökkuşağı Koyu’nda gerçekleşti. Deniz kenarındaki huzurlu doğası ile festival, aksaklıklara rağmen eğlenceli geçti. Büyüleyici Algrid Mer ile coşan “freaks”ler Talamasca ile enerjilerinin doruklarına çıktı. Deli Köpek nostalji esintileri ile bizi neşelendirirken güzel Tara ise dansı ile herkesi etkiledi.

MAKHism & Arash, freaks in love 2015 3
Fotoğraf: MAKHism & Arash

Freaks in Love Festivali vasıtasıyla ilk defa Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü İsveçli psychill prodüktörü Hinkstep, inanılmaz bir performans ile dans edenlere unutulmaz dakikalar yaşattı.

İsveç’in kuzey kesiminde doğup büyüyen, ses mühendisi Joas Tegenfeldt, Sunrise From the Treetops albümü ile 2011 yılında mükemmel bir çıkış yaparak yetenekli bir müzisyen olduğunu kanıtladı.

Onur Yurtsever, freaks in love 2015 7
Fotoğraf: Onur Yurtsever

Infected Mushroom‘un çığır açan albümü Converting Vegetarians‘dan “Other Side“ı keşfettikten sonra Jonas, downtempo psychedelia’nın olanaklarına tutuldu. Sonraki yıllarda, yaptığı sınırsız deneyler sonucunda Younger Brother ve Porcupine Tree gibilerinden etkilenmesi ile tazelenerek eklektik tarzını doğurdu.

Gaia Dergi’ye konuşan Hinkstep festival katılımcıları ile ilgili “Voov, kalabalık, çok güzel enerji ve çok fazla sevgi yayıyordu. Performansın her saniyesinden keyif aldım. Herkesin de benim gibi çok eğlendiğini ve keyif aldığını hissediyorum” diye ifade etti.

Onur Yurtsever, freaks in love 2015 8
Fotoğraf: Onur Yurtsever

Algrid Mer‘in “Asla” (Never More) şeklinde çevrilebileceğini söyleyen Jonas, tam karşılığının da olmadığını ekleyerek sözlerin “Kısaca, kendinizi hiçbir şeyden geri tutmayın. Önünüze çıkan işaretleri takip edin ve yolunuza koyulun. Her şey iyi olacak” diye bahsettiğini söyledi.

“Dünyanın dört bir yanındaki insanlardan gelen desteğe minnettarım. El sıkışmalardan kucaklaşmalara ve uzun maillere kadar her şey gerçekten ilham verici!” diye konuşan Jonas, Freaks in Love’a katılmaktan çok büyük keyif aldığını da dile getirdi ve kesinlikle tekrar gelmek istediğini de ekledi ki 7 Kasım’da Psychedelic Art Festival‘in düzenlediği Pre-event & Gallery etkinliğinde tekrar sevenleri ile buluşacak.

Fotoğraflar: Okan Çalışkan

Fotoğraflar: Onur Yurtsever

Başlık Fotoğrafı: Okan Çalışkan