Ana Sayfa Blog Sayfa 574

Gezici Festival 21’inci yolculuğuna hazırlanıyor

0

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 21’inci yolculuğuna hazırlanıyor. 27 Kasım – 10 Aralık 2015 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 27 Kasım – 3 Aralık’ta başkentteki gösterimlerinin ardından, 4-7 Aralık tarihleri arasında Bursa’ya konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, 9 – 10 Aralık’ta Kastamonu’da tamamlayacak.

Bu yıl 21’inci kez yollara düşmeye hazırlanan Gezici Festival, en son 10 yıl önce gittiği Bursa’da seyircileriyle özlem giderecek. Bursa gösterimlerini geçtiğimiz haftalarda ilk kez kapılarını açan Sanat Mahal’de gerçekleştirecek olan festivalde film ekipleri de Bursalı izleyiciyle buluşacak. 20’nci yılında bir ilki gerçekleştirerek Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ersoy Soydan’ın davetini geri çevirmeyen ve dönüş yolunda Kastamonu’ya uğrayan festival, yoğun ilgiyle karşılandığı Kastamonu’yu bu yıl programına dahil etti. 1995’ten bu yana dünya ve Türkiye sinemasının en yeni ve çarpıcı filmlerini ülkenin değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturan Gezici Festival, Kastamonulu seyircisiyle bu yıl bir kez daha bir araya gelecek.

geziciafisA4_NOLOGO

Festival seyircisini, 21’inci yılda da birçok sürpriz bekliyor. Klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla da her yıl dikkat çeken festivalde, bu yıl da sinema üzerine söyleşiler ve çeşitli atölye çalışmaları yer alacak. İlk yılından beri Gezici Festival’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün afişler sunan Behiç Ak, 21’inci yılda da hazırladığı afişle Gezici Festival’e desteğini sürdürüyor.

Ayrıntılı bilgi için:

Ankara Sinema Derneği’nin internet sitesine göz atmak için buraya tıklayınız.

Facebook: Gezici Festival
Twitter: Gezici Festival
Vimeo: Gezici Festival
Instagram: Gezici Festival

Kuzey Kore’deki kadınlara alışılmadık bir bakış: Güzellik Atlası

İki yıl önce, Romanyalı fotoğrafçı Mihaela Noroc, 37 ülkeden kadının büyüleyici portrelerini çekerek dünyadaki değişik güzellik örneklerini belgeleme adına zorlu bir görevi üstlendi. Macerası Tibet, İran, Brazilya ve ABD gibi birbirinden çok farklı yerleri kapsıyordu ancak son istikameti özellikle dikkat çekici, izole edilen ve nadiren fotoğraflanan Uzakdoğu ülkesi Kuzey Kore oldu. Pyongyang, Sinuiju ve Wonsan gibi şehirleri gezen Noroc, Güzellik Atlası serisini Kuzey Kore kadınlarıyla genişletme fırsatı buldu. Noroc, garsonlardan öğrencilere ve fabrika işçilerine kadar geniş yelpazeden insanların fotoğrafını çekerek 24,9 milyon insanın yaşadığı ülkeye alışılmadık bir bakış açısından bakılmasını sağladı.

MihaelaNoroc5“Kuzey Koreli kadınlar küresel trendleri takip etmiyorlar ancak bu görünüşleriyle ilgilenmedikleri anlamına gelmiyor. Kesinlikle ilgileniyorlar! Topuklu ayakkabılara tutkunlar ve genellikle üzerinden ülkenin liderlerininden birinin bulunduğu bir broşla birlikte klasik kıyafetler giyiyorlar. Kutlama ve diğer özel günlerde ise geleneksel renkli kıyafetlerini giyiyorlar” diyor Noroc.

Noroc, kitap çıkaracak kadar fotoğraf çekebilmek adına dünyayı dolaşmak için Indiegogo’dan bağış topluyor. “Amacım her ülkeye gidip kadınların fotoğraflarını çekerek güzelliğin farklılıklarımızda olduğunu göstermek” diyor.

MihaelaNoroc6 MihaelaNoroc8 MihaelaNoroc9 MihaelaNoroc10 MihaelaNoroc11 MihaelaNoroc12 MihaelaNoroc14 MihaelaNoroc13


Kaynak: My Modern Met

İnsan, bilincinin kuluçka makinesi olabilir mi?

Depresyon bulaşıcıdır. Mutluluk bulaşıcıdır. Aynı ortamda uzun süre birlikte vakit geçiren ya da uzun süreli iletişim kuran insanlar benzer duygulara bürünüp benzer şeyler yaşamaya başlar, hatta kadınlarda regl dönemleri bile birbirine yakın olur. Senden daha bilgili insanlar ile vakit geçir ki farklılaşmaya ve ondan bir şeyler almaya başla. Buna benzer, aklınıza gelen daha birçok örnek.

İnsan olarak kendimizle ilgili anlayamadığımız birçok özelliğimiz var. Aslında yaşarken o kadar çok şey gerçekleşir ki etrafımızda, algılayamayız bile.

Peki, neden o örnekleri verdiğime gelelim. Bazen bildiğimiz birçok şeyi hatırlamadığımız, başka bir bilinç durumuna geçtiğimiz olur. Bunu yaşayanlarınız muhakkak olmuştur. Sanki bugüne kadar okuduğunuz, düşündüğünüz, ulaştığınız her şey bir anda kaybolmuştur. Peki, bu nasıl olmuş olabilir? Bazı travmatik durumlarda, insan beyninin savunma mekanizması olarak, olanları bilinçaltının daha da derinlerine gömdüğünü ya da bir kaza sonucu beynin hasar alması ile hafıza kaybı yaşandığını biliyoruz. Peki, böyle bir durum da yoksa? Bir kaza ya da travmatik bir olay da yaşamadıysanız bu nasıl oluyor olabilir?

İnsan, bilincinin kuluçka makinesi olabilir mi 1

O zaman insan, bilincin gelişimine ev sahipliği yapan bir kuluçka makinesi olabilir mi? Bilinç canlılar arasında her yolla aktarılabilir. Ses, dokunma, cinsellik, nefes, düşünme gibi. Birçoğumuzun uzun süre vakit geçirdiğimiz insanlarla benzer şeyler yaşamamızın ya da benzer şeyler hissetmemizin temelinde de bu yatar.

Bilinç özfarkındalıktır. Çift yarık deneyinde, gözlemcinin bulunması durumunda elektronların ekran üzerinde beklenenden farklı bölgelerde olması “Elektronlarda bilinç var mıdır?” sorusunu akla getirir. Yapılan deneyde elektronların, gözlendiğinin biliciyle hareket ettiği görülür. Ancak bilincin olabilmesi için sinirsel bağlantıların olması gerektiği belirtilir. Peki, bu noktada bilincin ne olduğu ile ilgili de yanılıyor olabilir miyiz?

Bilinç = bilgi + inç… Günümüzde yapılan çalışmalara baktığımızda şu anki teknoloji ile hava molekülleri toplanıp bu moleküllerdeki kodlar okunarak bilgi edinilebiliyor; fiberoptikler yardımı ile fotonlara kodlanan bilgi, bilgisayarlarda okunuyor. Rüyalarımız, beynimizdeki elektromanyetik dalgalar bilgisayarlarda çözümlenerek görüntüye dönüştürülebiliyor gibi gibi. Bizlerdeki bilinç kavramını da düşündüğümüzde, bunun bilgiler ile edinilmiş olduğu görülüyor. Yani her şeyin kodlanmış bilgi olduğu ve uygun dekoderlerle okunabileceği görülüyor. Ayrıca 1 inçin 2,54 cm olduğunu da hesaba katıp protonun yarıçapı 0,8418 fm değerini 3 ile çarptığımızda elde edilen değerin 2,5254 (yaklaşık 2,54) olduğunu görmek de şaşırtıcı.

İnsan, bilincinin kuluçka makinesi olabilir mi 3

Klasik mekanikten farklı olarak kuantum mekaniğinde uzayın kartezyen değil, tensörel genişleme durumunu göstermesi bu durumun daha anlaşılır hâle gelmesini sağlayabilir. Tensör, vektörel açıdan tanımlanabilecek her türlü makul çarpma işlemi için evrensel bir yapıdır. En sık kullanılanı ise 3 boyutlu tensördür (belki de bunun sebebi evrenin, dört boyutlu bir kara deliğin -3 uzay boyutu ve 1 zaman boyutu- 3 boyutlu yüzeyini temsil eden, 2 boyutlu bir hologram olduğu ileri sürülen teori ile ilgilidir?). Bu durumda yine kuantum dolanıklık ile her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğu ve bir duruma verdiğimiz kelimelerde dahi bilincin devrede olarak bir bağlantı ile bu kelimeyi ortaya koyduğu görülüyor.

Kuantum dolanıklık, her bir parçanın bütünlüğünü vurgular. Üst üste binmiş alt sistemlerin birbiri ile iletişim ve etki hâlinde olduklarını. Çağlayan (cascade) ışıması ile uyarılmış yüksek enerjili bir atom daha alt enerji düzeylerine geçerken (önce orta sonra düşük) her bir sıçramada bir foton yayar. İki enerji seviyesi atladığı için iki foton oluşur. Bu fotonlar aradaki enerji farkını taşır. Kuantum yasalarına göre, atom her 2 duruma aynı anda ve eşit olasılıklarla geçer. Kısacası, foton ortaya çıktığı anda, atom ile foton dolanık duruma girer ve birinin durumu diğerinin durumunu etkilemiş olur.

Bu noktada sıçrayan fotonlar bu enerjiyi her şeye aktarabilir duruma gelir. Yani sıçrayıp yerleştiği ve etkilediği her ne ise kendisindeki kodlanmış bilgiyi yani bilinci aktarır.

İnsan, bilincinin kuluçka makinesi olabilir mi 4

Bağırsaklardaki bakteri faunasında dahi bakterilerin bilincinin, genetik kodlarının değiştirilmesi ile değişmesi tüm vücudun işleyişini hatta düşünme şeklini dahi değiştirir. Down sendromunun bu yöntem ile tedavi edildiğini de bu sene gördük. Her şeyin birbiri ile ilintili olduğu ve bilinç durumlarının birbirimizi nasıl etkilediği yine görülmüş oluyor.

Aslında her şeyi makro boyuttan mikro boyuta doğru incelediğimizde, her şeyin üst üste binmiş gibi görünen iç içe geçmiş spiral bir yapısı olduğu görülür. Bu da her şeyin yine birbiri ile bağlantılı küçük organizmalardan oluşmuş dev bir organizma gibi davrandığını gösterir. İç içe geçmiş sayısız bilincin kontrolünde edinimlerimizi gerçekleştiririz. Her bir hücrenin kendi bilincinde kontrollü çalışması, bize yine ev sahipliği yaptığımızı gösterir.

Amerikalı biyokimyacı ve Nobel Ödülü sahibi Melvin Calvin, bilimsel bir yazısında canlılığı şu şekilde tanımlamıştır: “Canlılık: düzenli enerji dönüştürme mekanizmasına ilişkin bilgiyi başka bir özdeş sisteme aktarabilme yeteneğidir.” Calvin’in yapmış olduğu bu tanımlama bilincin de bir canlı olduğunu gösterir. Kuantum dolanıklık ve enerjiyi taşıyan fotonlar da bize, bilginin nasıl aktarıldığını anlatır.

Böylece insan bedeninin de canlı olan bilince ev sahipliği yaptığı görülür. Her bir noktamızda bu canlılar bulunur ve her şeyi onlar kontrol eder. Biz bu canlıların gelişimine ne kadar iyi ev sahipliği yaparsak onlar da o kadar hızlı gelişip olgunlaşarak başka bir boyutta başka bir gelişim sürecine katkıda bulunur. Bilinci her daim birbirimize aktardığımızı da düşünürsek aslında sandığımızdan ne kadar da daha fazla sorumluluğumuz olduğu anlaşılır. Çünkü yetiştirdiğimiz, geliştirdiğimiz her bir bilinç daha sonra başka bir canlının gelişimini de sağlar. Aslında herhangi bir zamana dair hatırladığımız her şey de yine aktarılmış bilinçtir. Belki de bu yüzden bedenin görevi bilincin yetişmesini sağlayacak bir konakçı gibi, onu gideceği yere taşıyacak şekilde yapılandırılmış bir uzay aracı olmasıdır?

Nikon’un “2015 Küçük Dünya Yarışması” mikroskobik güzellikleri gözler önüne seriyor

Nikon’un gerçekleştirdiği Küçük Dünya Fotomikrograf Yarışması’nın kazananları ve fotoğrafları geçtiğimiz günlerde duyuruldu. Mikrograf ya da fotomikrograf, bir nesnenin mikroskop ya da benzeri bir alet altında çekilmiş fotoğrafı anlamına geliyor.

Yarışma, profesyonel ya da amatör fotoğrafçılığa ve mikroskopiye tutkuyla bağlı herkesin katılımına olanak sağladı. 83 farklı ülkeden 2 bin’in üzerinde fotoğraf gönderildi. Kazanan fotoğraflar hem sanatsal kaliteye hem de kullanılan özel bilimsel tekniklere göre belirlendi.

mikrograf,nikon 1
Ralph Claus Grimm

Avustralya’dan Raph Grimm’in çektiği ve yarışmanın kazananı olan fotoğraf bir arının gözlerine çok yakından bakmamızı sağlıyor. Bu fotoğraf dört saati aşkın bir sürede çekilmesiyle Grimm’in sabırlı ve özenli tekniğinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bal arılarının geleceği tehlikedeyken, Grimm bu fotoğrafıyla bu küçük canlıların dünya için önemini hatırlamamızı ve fotoğrafının, gezegenimizi korumamız ve ona saygı duymamız için ilham vermesini umuyor.

Nikon’un bu yarışması bize, fazla rastlamadığımız bir dünyanın kapılarını aralıyor. Küçük Dünya’nın güzelliğini ve karmaşıklığını keşfetmek için daha fazla fotoğrafa internet üzerinden göz atabilirsiniz.

nikon2
Dr. David Maitland
nikon3
Anatoly Mikhaltsov
nikon4
Henri Koskinen
nikon5
Yvonne (Yi-Chieh) Lu
nikon6
Michael Crutchley
nikon7
Geir Drange
nikon8
Jose Almodovar

Kaynak: My Modern Met 

Özgürlüğe manuş: Nikos Kazancakis

“Meryem’in oğlu şimdi, yeryüzünün, yurdu olduğunu duyuyordu, başka yurdu yoktu onun; insanlar onun çölüydü; başka çöl yoktu.”

Yunan edebiyat ve felsefe geleneğine hepimiz âşinayızdır. Ama bu âşinalık, genel olarak Antik Yunan eksenli bir âşinalıktır. Bu elbette yadırganacak bir şey değildir, çünkü Yunan yazın geleneği, Antik Yunan’dan sonra dünya edebiyat ve felsefe tarihinde pek de meşhur sayılmaz. Elbette 20’inci yüzyılın başlarını saymazsak: Bu dönemde, Yunan edebiyatında âdeta bir yeniden doğuş yaşanmıştır. Odisseus Elitis (1911-1996), Yannis Ritsos (1909-1990) gibi ünleri günümüze dek ulaşan şair ve yazarların bu yeniden doğuştaki payı elbette yadsınamaz. Lâkin buradaki başrol, şüphesiz ki Nikos Kazancakis‘indir.

18 Şubat 1883’te Kandiye’de dünyaya gelen Nikos Kazancakis’in, 20’inci yüzyılın en önemli yazarlarından birisi olduğu yönünde ortak bir kanı vardır. Elbette sadece bir yazar olarak değil, bir filozof ya da bir siyasetçi olarak da anılan Nikos Kazancakis’in, 20’inci yüzyılın çok yönlü yazarlık geleneğinin iyi bir sembolü olduğu pekâlâ söylenebilir. İlk eğitim yıllarından sonra, yaşamının büyük bir bölümünü gezgin olarak geçiren yazarın, bu gezilerde tanıştığı önemli yazar ve felsefecilerin etkisiyle bu çok yönlülüğü edindiğini de dipnot düşmek gerekir.

Örneğin 20’inci yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan Henri Bergson (1859-1941) ile çalışma fırsatı bulmasının, onun felsefî yönünün gelişmesinde büyük rol oynadığı belirtilebilir. Ya da Angelos Sikelianos (1884-1951) ile tanışması ve gezginliğe bir süre onunla devam etmesi de onun düşün hayatını etkileyen diğer bir tanışma olarak tarihe not düşülmektedir. Öyle ya da böyle, Nikos Kazancakis’in yaşamının büyük bir bölümünü bir gezgin olarak geçirmesinin, Kazancakis’i Kazancakis yapan en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylemek, hiç de haksız bir tespit olmayacaktır.

N.Kazancakis

Yazın hayatına başladığı ilk yıllarda, şiirler, oyunlar ve denemeler kaleme alan Nikos Kazancakis’in ilk romanı olan Zorba eseri, belki de onun ününü günümüze dek ulaştıracak olan kitaptır. Bu yüzden Zorba eserine ayrı bir parantez açmakta fayda vardır. İlk olarak 1946 senesinde yayımlanan roman, genç bir Yunan yazar ile romanın başkahramanı Aleksi Zorba arasındaki iletişimi ve Aleksi Zorba’nın, kendi yaşam felsefesi ile genç yazarın düşünce dünyasını etkileme sürecini konu edinir. Edebi ve felsefi açıdan dünya yazın tarihinde önemli bir yere sahip olan Zorba, 1964 senesinde sinemaya uyarlanmıştır. Yunan yönetmen Mihalis Kakoyannis‘in (1922-2011) yönettiği film, üç Oscar alarak önemli bir sinema başarısına da imza atmıştır.

“Bana yediğin yemeği ne yaptığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim,” dedi. “Bazıları, yediklerini içyağı ile gübreye, bazıları iş ve keyfe ve duyduğuma göre bazıları da Tanrı’ya dönüştürürmüş. Şu halde, insanlar üç türlüdür: Ben patron, bunların en kötülerinden değilim ama, en iyilerinden de değilim; ortadayım. Yediğim yemeği iş ve keyfe dönüştürürüm. Yine iyi!” (Zorba)

Kazancakis mezarı

Zorba dışında, Günaha Son Çağrı, Kardeş Kavgası, Çileci ya da Yılan ve Zambak gibi önemli eserler veren Kazancakis, 20’inci yüzyılın en önemli düşün ve yazın insanlarından birisi olarak hâfızalara kazınmıştır. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü çok az bir farkla Albert Camus‘ye (1913-1960) kaptırsa da Camus daha sonra Kazancakis’in kazanması gerektiğini vurgulayarak ona hakkını teslim etmiş görünür. Yazın alanı dışında da hayatının belirli dönemlerinde, siyasete dokunmuş, komünist eğilimli bir düşünce adamı olarak karşımıza çıkan Kazancakis’in bir Lenin hayranı olduğu da söylenir. 1957 senesinde yakalandığı lösemi hastalığı onun ölümünü hazırlamıştır. Ama o hayatının son zamanlarında bile gezmekten vazgeçmemiş, bir gezi dönüşünde, 26 Ekim 1957 tarihinde, Almanya, Freiburg’da hayata vedâ etmiştir.

Ne büyük mutluluk toprağın bir bayrak gibi dalgalanması
sabahın sisinde,
ve ruhun bir atın sırtında kılıçtan keskin, başın
ele geçirilmez bir kale, güneşle ay birer muska
altın ve gümüşten, göğsünden sarkan!

Uzun bir yolculuğun ardından ve başarılı bir yazın hayatının ardından, evine, Kandiye’ye defnedilen Nikos Kazancakis’in mezar taşı ise günümüzde Kazancakis denilince akla gelen birkaç şeyden birisidir. Çileci eserinde yazan şu satırlar, Nikos Kazancakis’in mezar taşında yazılı bulunmaktadır ve anlamıyla okuru mest etmeye devâm etmektedir:

Hiçbir şey ummuyorum, (Δεν ελπίζω τίποτε,)
hiçbir şeyden korkmuyorum, (Δεν φοβούμαι τίποτε,)
özgürüm. (Είμαι λεύτερος.)

90 yaşındaki çiftçinin bir ömür boyu sır olarak süren fotoğraf tutkusu

0

Ulisse Bezzi’nin hayatı boyunca iki değişmezi vardı: Toprak ve fotoğraf. Birinin etkisi diğerinde açıkça görülüyordu. Resimlerinde dünyadaki alçakgönüllü bir çiftçinin samimi karakterinin ortaya çıkışını görüyoruz. Fotoğraf, Bezzi için her zaman yalnızca kişisel zevki için sürdürdüğü bir şeydi. Fotoğraf çekmek onun için, kendi bakış açısıyla etrafındaki dünyayı resmetme ihtiyacıyla hareket edilmiş açıklanamaz bir gereksinimdi.

Tipik bir fotoğrafçının hayatını sürmemişti Bezzi. Çektiği portreler sadece tarlada işi bittikten sonra ve sıklıkla karanlıkta çekilmişti. İş yoğunluğuna ve az miktardaki gelirine rağmen Bezzi gizli tutkusunu sürdürmek için çok uğraşmış. İlk kamerasını komşusu için çalışması sonucunda kazandığı para ile almış.

bezzi1

Kendisini işe adayan fotoğraf meraklısı Bezzi’nin makinesini alma sebeplerinden biri de evde fotoğraflar çekerek kendini geliştirmek. Mutfağına ve banyosuna geçici olarak stüdyo ve karanlık oda gözüyle bakan ve bu yönde kullanan Bezzi şimdi 90’lı yaşlarında ve hayatı boyunca süren “fotoğraf tutkusuyla” evrensel olarak tanınıyor.

Çalışkan fotoğrafçının işleri, arkadaşlarının ısrarı ile katıldığı ulusal ve uluslararası sergiler sonucunda kazanç elde etmeye başladı. San Paolo’da en son kazanç sağladığı şey ise New York şehrinde bulunan Keith de Lellis Gallery‘sinin sahibi olan Keith De Lellis’in dikkatini çekmek oldu.

bezzi2

Bezzi’nin New York şehrine gitmesi ve Keith De Lellis ile tanışması için yapılan ilk daveti reddetmesi sonucunda Lellis; Bezzi’nin yaşadığı, İtalya’nın Vincoli bölgesinde bulunan Pietro adındaki küçük kasabaya yüz yüze konuşmak için seyahat etti. Koleksiyoner ve fotoğrafçı Bezzi’nin oturma odasından karşılıklı oturarak masada duran, her biri başka bir çağın anısı yüzlerce fotoğrafı incelediler. Galeri sahibi; Bezzi’nin ömrü boyunca, 1950 ve 1960’lara kadar uzanan fotoğrafladığı değerli anlar içerisinden bir fotoğraf serisi seçerek New York’a döndü.

bezzi2bezzi3 bezzi4 bezzi3bezzi4bezzi6bezzi4bezzi8bezzi9bezzi10bezzi13bezzi14bezzi15

Kaynak: My Modern Met

155 bin eve elektrik sağlayacak dünyanın en büyük “dev gelgit enerji santrali”

1

Ayın çekim gücü sonucu ortaya çıkan gelgitler, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynağı olarak literatürde yerini alıyor. Med cezir olayının güçlü olarak göründüğü İngiltere de bu enerjiden faydalanmak için en uygun sayılan yerlerin başında geliyor ve bu sebeple öncü durumunda.

Dünyada bir ilk olması beklenen Swansea körfezinde gelgit lagünü (deniz uzantısı şeklinde oluşturulan göl) okyanustaki med cezir sonucunda, yükselme ve alçalmaları kullanarak yenilenebilir enerji sağlayacak.

Bu sayede 155 bin evi elektriklendirecek ve bunu 120 yıl sağlayacak. Santral tamamlandığında oluşturulan elektrik, 250 bin varil petrolün yerini alacak. Yani karbon ayak izini oldukça düşürecek. 1966 yılından beri okyanus gelgitlerinden faydalanılıyordu, ancak Swansea lagünü yeni metodu kullanmada bir ilk olacak.

Bu suni gelgit havuzu 9,7 kilometre uzunluğunda ve büyük oranda su tutabilecek. Yüksek dalgalarda havuz 11,7 km² alanda deniz suyunu tutacak. Deniz seviyesi azaldığında havuzdaki su, havuz dışındaki sudan 8 metre yüksekte olacak.

155 Bin eve elektrik saßlayacak dÅnyançn en bÅyÅk dev gelgit enerji santrali (1)

Bu tesis havuz ve deniz arasındaki potansiyel enerji farkını kullanıyor. Havuzdaki su seviyesi gelgitlerle yükseliyor ve türbinlerden geçerek denize akıyor. Bu işlem enerji üretecek su kalmayıncaya kadar, yani hem deniz hem havuz su seviyesi eşitleninceye kadar devam ediyor. Su seviyesi düşünce vanalar kapanıyor. Gelgitle yükselen deniz seviyesi belli bir seviyeye ulaştığında vanalar açılıyor ve bu sefer de türbinlerden geçen su denizden havuza doluyor. Havuz dolunca vanalar kapatılıyor. Gelgit sebebiyle düşen deniz seviyesi sayesinde yine seviye farkı oluşuyor, vanalar tekrar açılıp türbinler aracılığıyla denize su akışı sağlanıyor. Havuz ve deniz arasında 26 türbin aracılığıyla olan bu akış sürecinde elektrik üretiliyor. Günlük olarak türbinlerden geçen su 10 bin olimpik havuzu dolduracak suya denk geliyor.

155 Bin eve elektrik saßlayacak dÅnyançn en bÅyÅk dev gelgit enerji santrali (1)

Swansea körfezinde gelgit lagünü temiz enerji üretmesinin yanı sıra, spor alanları sunacak ve deniz kenarı heykel bahçesi olarak da kullanılacak. Yelkenli, dalgıçlık, sörf, bisiklet, koşu gibi sporlara imkân tanıyacak alan heykellerle de donatılacak.

dev gelgit santrali 3

İngiltere’nin Wales bölgesinin seçilmesinin sebebi, bu bölgede yüksek gelgit farklarının olması. Gelgitler türbinlere sağlanan su miktarını maksimize edecekler ve yılda 420 GW saat elektrik üretilmesini sağlayacaklar. İngiliz Enerji Bakanlığı’nın onayladığı 1 milyar pound ederindeki projenin inşasına 2017 yılı içinde başlanacak. Santralin 2021 yılında enerji üretimine başlayacağı umut ediliyor. Tesisin, işsizlik oranının yüksek olduğu bu bölgede yeni iş kapıları açması da bekleniyor.

Kaynak: Tidal Lagoon, BBC, EWAO, The Guardian, Smalle

Eğlenceli bir devam filmi karşınızda: Otel Transilvanya 2

0

Animasyon açısından son birkaç ay içerisinde yavaş yavaş kendimize geldiğimizi söyleyebiliriz. Özellikle de geçtiğimiz Eylül vizyona giren Küçük Prens’in ardından, beyaz perde bu kez de bir devam filmiyle görsel şölene boyanıyor.

Otel Transilvanya 2; ülkemiz televizyonlarında da gösterilen Powerpuff Girls’in yaratıcısı Genndy Tartakovsky’in sinemadaki ikinci deneyimi. 2012 yılında vizyona sunduğu Otel Transilvanya ile elde ettiği başarının ardından bir devam hikâyesiyle karşımıza çıkan yönetmen, korku filmi parodilerinden topladığı karakterler sayesinde izleyicisine eğlenceli anlar yaşatmayı başarıyor.

otel transilvanya 1

Filmin genel gidişatına değinmeden önce, efsanevi bir vampirin otel işletmecisi olarak karşımıza çıkmasının hikâyeyi bir hayli absürtleştirdiğini söyleyebiliriz. Üstelik bu vampirin kızına ve ilkelerine aşırı derecede bağlılığı da filmin esas meselesi olan farkındalık kavramına mizahi duruşlar kazandırmakta. Her ne kadar, serinin ilk halkasındaki ana temaya benzer bir hikâyeye sahip olsa da Otel Transilvanya 2’yi, yerinde yapılan güncel göndermeler ve sağlam karakter tasvirleri sayesinde izlenilebilirliği akıcı bir film olarak nitelendirebiliriz.

otel transilvanya 2

Farkındalıkların birey ile karşı taraf üzerinde oluşturduğu etkilere mizah dozu yüksek bir pencereden değinen senaristler, ilk filmden de aşina olduğumuz bir üslup ile karakterlerini ana macerasının içerisine sürüklemeyi başarıyor. Üstelik senaryo ekibine komedi oyuncusu Adam Sandler’ın da dahil olması bizler için ayrı bir sürpriz…

3 boyut özelliğine sahip animasyonların aşırı görsellik ve bol koşturmaca gibi gereksiz bir misyon yüklenmeleri çoğu zaman anlamsız gelmiştir. Lakin, Tartakovsky’in filminde bu durum olabildiğince dengeli bir işleyişe dönüşebiliyor. Özellikle de karakterlerin mimiklerindeki doğal betimlemeler ve kapitalist düzene karşı gösterdikleri şaşırtıcı reaksiyonlar, filmin ilerleyen her sahnesine antikapitalist bir bakış açısı kazandırıyor.

otel transilvanya 4

Önüne geçemediğimiz zamanın karşımıza çıkaracağı değişimleri efsane bir karakter aracılığıyla sorgulamamıza yardımcı olan filmde, yeryüzünde bulunan tüm canlıların yüklendikleri zorunlu statülerine göz atmış oluyoruz.

otel transilvanya 4

Özetle Otel Transilvanya 2; önceden üretilmiş sütün kaymağından yararlanma çabasına girmeden de eğlendirebilen bir devam filmi olmayı başarıyor. Uzun yıllar boyunca sayısız korku filmine konu olan gizemli Transilvanya efsanelerine espirili bir açıdan yaklaşmak isteyenler için de bu macera eğlenceli bir kaynak olabilir.

Bükreş’te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun

“Bruce Lee sokaklarda yaşıyor. Evsizlere kalacak yer ve yeni aileler bulmak için bir orada bir burada dolaşıp duruyor” diyor fotoğrafçı Dani Gherca.

Dani Gherca ile Bruce Lee‘nin yolları dört yıl önce tesadüfen kesişmiş. Asıl adı Florin Hora olan Bruce, Gherca’yı sokakta yaşayanların yeraltı dünyasına davet etmiş ve Gherca böylece gün içinde sadece karın doyuracak kadar yemek arayan ve Bruce’u “manevi babaları” olarak gören 15 kişiyle tanışmış.

Lee, toplum tarafından dışlanmış ve sokakta yaşamak zorunda kalan insanların ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıyor ve bunu kendine Tanrı tarafından verilmiş bir görev olarak görüyor.

Sokaklarda yaşamak zor olabilir ama Bruce Lee, sokakları kendi evi sayıyor. Gherca, hayatta kalmak ve para kazanmak için geri dönüştürülebilir malzemeler toplayan, dilenen veya bedenlerini satan bu kişilerin yaşam alanlarına misafir olduğunda hiçbir karşılık beklenmeden başlayan arkadaşlıkların temeli atılmış.

Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 11

Fotoğrafçının tanıştığı kişilerin hikâyeleri birbirine çok benziyor: Doğdukları zaman aileleri tarafından sokağa terk edilmişler veya reşit oluncaya kadar devlet koruması altında yetimhanelerde kalmışlar. Hatta bazıları daha iyi bir hayatı düşleyerek yetimhanelerden kaçmış. Örneğin; Bruce bunlardan biri. 1991’de yetimhaneden kaçmış ve Romanya, Avrupa Birliği’ne üye olup şartlar nispeten daha iyi oluncaya kadar çok kez ölümle burun buruna gelmiş.

Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 8

Gherca, Bruce’la tanışıp bu insanların hayatlarını belgesele çevirme kararı alıncaya kadar sekiz kişinin ölümüne tanık olmuş. Bu yüzden yeraltı dünyasında gelecekten, hayallerden ve yaşlılıktan konuşmak oldukça hassas bir konu. “Gelecekten bahsettikleri zaman tek söyledikleri şey birkaç yıl içinde ölüp gidecekleri” diyor Gherca. Ayrıca sokakta yaşayanların çoğunun uyuşturucu bağımlısı olduğunu, kış şartlarında yaşamın daha da dayanılmaz hale geldiğini ve çoğunun sıcak tutacak kıyafeti veya ayakkabısı olmadığını da ekliyor.

Gherca belgesel fikrini ortaya koyduğu sırada medya bu kişilerle oldukça ilgilenmeye başlamış, hayatlarını televizyonlara ve dergilere taşımız ve Bruce, izleyicilerin yargılayıcı ve küçümseyici bakışlarına maruz kalmış. Buna rağmen insanlara ve sahipsiz köpeklere yuva aramaktan asla vazgeçmemiş ve kazandığı parayla herkese kış için ceket almış.

Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 9
Yerel hayır kuruluşları önceleri buradaki insanlar için geçici olarak yemek sağlamış. 2015 yazının başlarında Bruce, uyuşturucu kaçakçılığı suçuyla tutuklanınca Bruce ile yaşayan herkes farklı yerlere savrulmuş. Gherca, hapishaneye Bruce’u ziyarete gitmiş. Gherca’nın aktardığına göre Bruce, uyuştucu satmaktan uzun yıllar hüküm giyecek, fakat Gherca asla böyle bir şeye tanık olmadığının da altını çiziyor.

Romanya’daki evsizler için yardım paketlerinin çoğu reşit olmayan çocukları kapsıyor. Burada yaşayan çoğu kişi toplum tarafından dışlanmış, yargılanmış ve kötü muamele görmüş. Gherca, bu insanlar ve köpekler için yardım eli uzatan kimsenin olmadığını söylese de Raluca Pahomi ve yürüttüğü organizasyon Asociata Homeless kalacak yer arayan herkese yardım etmeye çalışıyor. Asociata Homeless’a buradan bağışta bulunabilir veya Facebook‘tan gelişmeler ve haberler için takip edebilirsiniz.

Ayrıca Dani Gherca’nın çektiği bütün fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.

Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 10 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 12 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 13 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 14 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 19 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 18 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 17 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 16 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 15 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 20 Bükreş'te sokakta yaşayan insanların yeraltı dünyasına tanık olun 21


Kaynak: Feature Shoot 

Bisiklet ile 10 bin kilometrelik bir macera: Can Onur

“Yer görelidir, mutlak olan yoldur ya da yürümek.”

Yola çıkan kişi, bir yere varmak amacıyla yola çıkmaz. Yolda olma eyleminin kendisidir amaç. Can Onur da kendini yol ile özdeşleştirmiş. “Çevreye zarar vermeden, sadece kendi enerjimle” mottosuyla yola çıkan Onur, bisikletle seyahat eden bir gezgin. Şu ana dek Türkiye dahil 17 ülkeyi gezen Onur, gezgin olmasının yanında fotoğrafçı ve aynı zamanda müzisyen. Seyahat etmenin kendisine üretkenlik açısından çok faydası olduğunu da belirtmeden

Can Onur, tüm gezilerini hurdacıdan alıp hayata kazandırdığı bisikletiyle gerçekleştiriyor. Hurdaya çıkmış bisikleti modifiye edip kullanmasının sebebi ise yeni bir bisiklet almak istememesi. Çünkü eğer yeni bir bisiklet alırsa o bisikletin tüm parçaları fabrikalarda üretilecek ve bu da doğanın zararına olacaktı.

O, bisikletine bisikleti de ona hayat vermiş olmalı ki, son üç yaz Avrupa’da 10 bin kilometreden fazla yol katetmiş. Bu yaz ise bisikletiyle Karpatlar’ı ve Alp Dağları’nın en yüksek asfalt geçitlerini içeren, tırmanış ağırlıklı bir Avrupa gezisi daha gerçekleştirmiş. Yaklaşık 5 bin kilometre pedal çevirdiği bu son seyahatinde 11 ülke, otuzu aşkın şehir ve sayısız kasaba gören Onur, birbirinden güzel insanlarla tanışma fırsatı da elde etmiş.

Hürriyet gazetesine 6 Eylül’de verdiği röportajda Onur, neden bisikletle gezdiği sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Bisikletle her gün uzun mesafe yol katettiğinizde günlük düzenli bir kardiyo egzersizi yapmış oluyorsunuz. Dolayısıyla bacak kaslarınız çalışıyor, daha sağlıklı oluyorsunuz. Yolculuk esnasındaki hemen hemen tüm detayları görüyor ve unutmuyorsunuz.”

Ancak tüm bunların yanı sıra Onur’a göre bisikletle seyahat etmenin en önemli avantajı çevreye zarar vermeden yolculuk yapıyor olmak. “Fosil yakıt kullanmıyorsunuz, karbon salımınız olmuyor. Hayvanları öldürmüyorsunuz ve gürültü yapmadığınızdan onları korkutup rahatsız da etmiyorsunuz” diyerek bisikleti tercih etmesinin en önemli nedenini açıklıyor.

Bisikletli gezginimizin bisiklet ile uzun yola çıkacakların işine yarayacak birkaç tavsiyesi de var. “Bir anda tüm parçaları değiştirilmiş bisikletle yola çıkılmaz, parçaların bisikletinize alışması lazım” diyor Onur. Bisikletinizin yeni olmasının bir şey değiştirmeyeceğini, bisikletinizi tanımadan yola çıkmamanız gerektiğini önemle vurguluyor. “Fiziksel kondisyonunuz, bisikletiniz durumu, tamir beceriniz, uyku düzeniniz, beslenmeniz, sizin uzun yolda en güvenli ve keyifli şekilde seyahat etmenizi sağlayacaktır.”

İlgilenenler Onur’un gezdiği yerlerle ilgili paylaşımlarda bulunduğu bloguna ve Instagram hesabına bakmalı.

Umarız, bisiklet farkındalığı giderek artar ve Can Onur, bisiklet ile seyahat etmek isteyen insanları teşvik eder. Enerji dolu tüm insanların enerjilerini doğaya zarar vermemeye yönelik kullanması ümidiyle!

Kaynak: Bisiklet Gezilerim, Hürriyet Kampüs