Ana Sayfa Blog Sayfa 694

Sylvain Meyer: Ormanları tuval eyleyen sanatçı

1960’ların sonuna doğru dünyaya gözlerini açmış arazi sanatı, hayal gücünün ufuklarında dolanıyor. İsviçreli sanatçı Sylvain Meyer, çalışmaları ile doğayı bile hayran bırakıyor.

Sylvain Meyer‘in tuvali ormanlar, çayırlar; paleti ise doğa. Tabiatın renkleri ve deseni onun bir büyük ilhamı!

Yosunları, mantarları, çiçekleri, yaprakları ve taşları titizlikle diziyor. Eserlerinin yapım süresi epeyce uzun ve meşakkatli olan Meyer, çalışırken dünyanın bütün güçlerini hissedebildiğini söylüyor. 

Dokunuşlarıyla toprağın, çimenin şarkısına eşlik eden sanatçı, materyalleri doğadan alıyor ve organik dönüşümler onları tekrar doğaya döndürüyor. Böylelikle Mayer’in çalışmalarının sürdürülebilirliği ve sade hareketleri kendine özgü bir kitle yaratmayı başarıyor.

Mayer’in çalışmaları hoşunuza gittiyse, Arazi sanatının yetenekli sanatçıları; Nils-Udo‘nun ve Ellie Davies‘in çalışmalarına da bayılacaksınız.

sylvainmeyer-circles-t8led8

01-infinity

Sylvain-Meyer1

07-creek-bank

09-checker

14-green-pit

pine-2

Arazi Sanatı

Gökkuşağı, Nisan günlerini boyayacak!

Kaos GL Nisan 2015 etkinlik takvimini açıkladı.

Kaos GL Derneği, nisan ayı boyunca sürecek etkinliklerine, atölyelerine, söyleşilerine ve film gösterimlerine çağırıyor! Heteroseksist düzenden nasibini almış Ankara’yı bol renkli bir ay bekliyor.

11073393_10152712808172724_372649006595205990_n

1 Nisan Çarşamba, 18:30
Sanat ve Heteroseksizm Söyleşileri: Toplumsal Cinsiyet ve Edebiyat
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi

3 Nisan Cuma, 14:30-17:30
Queer Teori Dersi: Queer-Oluş: Deleuze ve Guattari
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, SBF

3 Nisan Cuma, 18:30
Film Gösterimi: Otel
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi

5 Nisan Pazar, 14:00
LGBT Ruh Sağlığı Atölyesi

7 Nisan Salı
Gökkuşağı Aile Grubu Aylık Toplantısı

8 Nisan Çarşamba, 14:30-17:30
Queer Teori Dersi: Queer Sanat
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, SBF

8 Nisan Çarşamba, 18:30
Söyleşi: “Vicdanî Ret ve Kadınlar”
Redaksiyon Dergi Atölyesi

9 Nisan Perşembe, 11:00 – 13:00
İşaret Dili Atölyesi
Kaos Kültür Merkezi

10 Nisan Cuma, 18:30
Film Gösterimi: The 100 – Pencereye tırmanıp yok olan 100 yaşındaki adam
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi

15 Nisan Çarşamba, 18:30
Kadın Yazarlık Atölyeleri
Veganka

16 Nisan Perşembe, 11:00 – 13:00
İşaret Dili Atölyesi
Kaos Kültür Merkezi

17 Nisan Cuma, 14:30-17:30
Queer Teori Dersi: Queer Tarih
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, SBF

17 Nisan Cuma, 18:30
Film Gösterimi: Belleville Baby
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi

18 Nisan Cumartesi, 14:30-16:30
Eşcinsel Biseksüel Trans Kadın Sağlık Paneli
Türk Tabipler Birliği

19 Nisan Pazar, 15:00
Ankara Vegan/Vejetaryen Buluşması
Veganka

Ankara’daki vegan/vejetaryenlerin bir araya geleceği buluşmada katılımcılar kendi vegan ve vejetaryen olma süreçlerini, gündelik yaşamda hangi sorunlarla karşılaştıklarını, nasıl çözümler ürettiklerini paylaşacaklar.

22 Nisan Çarşamba, 18:30
Kadın Yazarlık Atölyeleri
Veganka

23 Nisan Perşembe, 11.00 – 13.00
İşaret Dili Atölyesi
Kaos Kültür Merkezi

24 Nisan Cuma, 14:30-17:30
Queer Teori Dersi: Queer Sinema
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, SBF

24 Nisan Cuma, 18:30
Film Gösterimi: İsveç Gökkuşağı Kısa Film Seçkisi
Ankara Üniversitesi, Cebeci Kampüsü, Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi

25 Nisan Cumartesi, 14:00 – 19:00
1 Mayıs Gökkuşağı Çağrı Standı
Konur Sokak

26 Nisan Cumartesi, 11:00-15:00
Homofobi ve Transfobi Karşıtı Kahvaltı – 1 Mayıs Hazırlık Atölyesi
Telvin Kafe

27 – 28 Nisan, 14:00 – 18:00
Üniversite Çağrı Standları

29 Nisan Çarşamba, 18:30
Kadın Yazarlık Atölyeleri
Kaos Kültür Merkezi

30 Nisan Perşembe, 11.00 – 13.00
İşaret Dili Atölyesi
Kaos Kültür Merkezi

12 başlıkta Akkuyu reklam filminin arkasındaki yalanlar

Geçtiğimiz hafta bir sabah uyanıp televizyonu açtım ve şok oluşuma bir kalıp uydurup derhal kanalı değiştirdim. Gayrı ihtiyari bir davranıştı. Saatler geçip televizyonla tekrar karşılaştığımda akşama doğruydu ve gördüğüm şey üzerine bu kez kanalı değiştirmedim. Şaşkınlığım katlandı. Aylarca zararlarından bahsettiğimiz, yapılmasın diye amiyane tabirle kendimizi yırttığımız Akkuyu Nükleer Santrali’nin reklamıydı bilinç altımın görmekten kaçtığı reklam filmi. Sonuna kadar izledim. Şaşkınlığım geçen her 3 saniyede bir öfkeye doğru açtı yelkenlerini. Şu an şaşkın değilim, ama oldukça öfkeliyim. İnanamıyorum diyordum, ama artık inanıyorum. Bu çok gerçek. Bu çok yanlış, bu çok yalan; ama gerçeğin ta kendisi işte bu yalan ve rüsva.

Akkuyu N
Akkuyu Nükleer Santrali’nin konsept tasarımı.

Nükleerin, radyasyonun zararlarını artık herkes az çok biliyor. İnsanlar açık açık söylemeseler de; sağlıklı ama az paralı yaşamakla, sağlıksız ama zengin yaşamanın arasındaki farkı da biliyor. Durum böyleyken halkın zaaflarıyla, konuya ilgisizliğinde ve hatta bazı bazı bilgisizliğiyle alay edildiğini düşündüren bu reklam filmi ile ilgili birkaç kelam edeceğim.

Akkuyu Nükleer reklamındaki yalanlar

Reklam filmi toplam 12 ifadeden oluşuyor. Çoğu yalanlardan oluşan film, iktidar sahiplerinin her sıkıştığında veya yalancı bir iş yapacağında başvurduğu yönteme başvurmuş. Milli birlik ve beraberlik söylemi! Dikkat etmek gereken konu tam da burası. Erk sahipleri ne vakit bir milli birlik ve beraberlik cümlesi kurdularsa o gün milliyetçilik aşısıyla uyutulup arkamızdan iş çevrildiği gün olmuştur. Ayrıca açılımlar, çözüm ve barış laflarını da böyle süslerler. Kürt sorunu, Ermeni sorunu gibi pek çok olayı milli duygularla örtbas edip çözümsüzlüğe götüren de bu söylemdir. Bugün de doğa katlinde milli duyguları kullanıp genetik bozulma ve doğal felaketlerin üstü kapatılıyor. Süslü bir dil, başlık nükleer!

Birlikte hep daha iyiye gitmeyi hedefledik. Daha çok öğrenmek için, daha çok kazanmak için, daha güçlü olmak için, daha çok üretmek için, daha çok yükselmek için, daha fazlasını başarmak için, daha çok aydınlık için. Türkiye; tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor, enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor. Bu gurur Türkiye’nin, bu yatırım hepimizin. Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi Akkuyu Nükleer.

1- Birlikte hep daha iyiye gitmeyi hedefledik,

Yanlış! Birlikte derken kaç kişisiniz? Biz hiç sizinle birlikte olamadık. Türkiye’nin cennet dört bir yanı bahislerini bitirecek tüm atılımları siz kendiniz yaptınız. Biz hep karşınızdaydık. Biz hep doğanın ve doğalın korunmasından, insan hayatıyla oynanmamasından, hayvanlara eziyet edilmemesinden yana idik. Ama siz hepiniz oradaydınız! Siz doğayı ve doğalı yok ettiniz, siz cennetvari her yere bir zehir inşa ettiniz, siz hayvanlara da insanlara da HEP işkence ettiniz. İyiye giden sizin cepleriniz oldu, e tabii cep doldurmayı bizden öğrenecek değilsiniz!

2- Daha çok öğrenmek için,

Bildiğim kadarı şu ki; Akkuyu bir nükleer santral yani bir eğitim yuvası, etüd merkezi veya kütüphane değil. Bunun yanında, biz sizden hiç okumaya, bilime, öğrenmeye yönelik bir atılım görmedik. Çünkü her atılımınız bir vitrin süsü, her yatırımınız gösteriş, her davranışınız da oldukça sübliminal. Yani Akkuyu Nükleer Santrali’nden öğreneceğimiz tek bir şey var: Akkuyu bir felaket habercisidir! Can havlimizin son celsesidir!

3- Daha çok kazanmak için,

Yanlış! Reklam filmindeki milli birlik ve beraberlik kategorisinde bulunan Türkiye Halkları değil bizatihi yatırımı yapan ve destekleyenlerdir. Akkuyu bize bir şey kazandırmayacak. Kayıplarımız artacak, sadece geri dönüşsüz sorunlar kazanacağız.

Akkuyu Nükleer Reklam 2
Uzay araştırmaları konusunda söz hakkı olmayan bir ülkeyi, sanki bu alanda profesyonel göstermiş gibi çarpıtılan bir reklam filmi.

4- Daha güçlü olmak için,

Nükleer enerji santralini elektrik enerjisi için yaptığınızı söylüyorsunuz. Elektriği Yenilenebilir doğal enerjilerden de sağlayabiliriz. Üstelik az maliyetli, çok kazançlı. Ancak pek tabii Güneş enerjili bir bomba veyahut f16 gibi bir şeyler yapmak güç olacaktır. Savaşmayı, nefret pompalamayı ve savaş gücü biriktirmeyi bizden öğrenecek değilsiniz! Akkuyu Nükleer bize güç katmayacak!

Çernobil'den sonra
Çernobil nükleer felaketinden uzun yıllar sonra.

5- Daha çok üretmek için,

Nükleer santraller içinde barındırdığı radyoaktifler nedeniyle zararlıdır. Radyasyon insan, hayvan ve bitki sağlığında olumsuz ve kalıcı sorunlara yol açar. Nükleer enerji ile yaptığınız üretimi istemiyoruz!

6- Daha çok yükselmek için,

Dünyada yükselmek, paranın artışıysa şayet bu dünya bitmiş demek! Onur, şeref, haysiyet kavramlarından uzaklaşıp; zengin, nükleer silah sahibi, katil ve şerefsiz olmak siz milli birlik ve beraberlik içindekileri yükseltiyorsa, size iyi uçuşlar. Biz yükselmeyelim, yükselene de müdahale etmeyelim. Sonuçta yükselmeyi bizden öğrenecek değilsiniz!

Akkuyu Nükleer Reklam 3
Son derece teknolojik (!) bir şekilde tanıtılan elektrik santrali.

7- Daha fazlasını başarmak için,

Çok afedersiniz; ne s.çtın ki ne sıvayayım derler. Nükleer enerji santrali yapmak ve hatta bunu başkasına yaptırmak, kullandırmak bir başarıysa size hayatta başarılar. Fakat nükleerle gidecek yolunuz, yaşayacak ömrünüz, görecek gününüz çok değil. Gerçi gün görmeyi ve hayatları gömmeyi bizden öğrenecek değilsiniz!

8- Daha çok aydınlık için,

Burada kastedilen eğer yıllardır hiç yaşamadığımız, ülke çapında vuku bulan elektrik kesintisi ise; komik olmuş derim. Önceden de bahsettiğim gibi yenilenebilir ve radyasyonsuz enerji yöntemleri ile sağlıklı ve sorunsuz bir kaynak üretim konusu. Nükleerin sağlayacağı aydınlık; patladığı taktirde ölmeden önce görebileceğimiz birkaç dakikalık ışıma ise haklısınız. Siz kandırmayı iyi bilirsiniz. Boş vaatleri bizden öğrenecek değilsiniz!

Japonya'da yaşanan Fukuşima nükleer felaketi sırasında.
Japonya’da yaşanan Fukuşima nükleer felaketi sırasında.

9- Türkiye tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor,

Doğru! Evet işte bu doğru. Türkiye neden tarihinin en büyük yatırımını bir nükleer enerji santraline yapıyor; bu üzücü bir konu. Hâlâ elektrik telinin dahi ulaşmadığı köy, hastane olmayan ücra köşe, öğretmensiz okullar, okulsuz köyler, doğal gazın eksikliği, kitapsız çocuklar, çocuk gelinler, töre cinayetleri, ayıplanma sonucu intiharlar (binlerce daha yazabilirim) gibi sorunları nükleer mi çözecek? Bu denli çok olan paramızla neden ‘cennet memleketi’ koruma ve kollama görevini yerine getirecek halkları biraz daha bilgilendirmiyoruz? Neden eğitimi gün geçtikçe daha da basit hale sokup, enerji kollarına zam üzerine zam ile halkı bezdirmek yerine ‘hak’ olanları sahiplerine geri vermiyoruz? Örneğin su haktır! Su kutsaldır! Bizi kutsalımızla hasta ediyorsunuz. Bize hakkımızı şişeleyip parayla satıyorsunuz. Bu büyük yatırım gücünüzü ve enerjinizi gerçek yeşil sahalarda görmek isteriz.

Akkuyu Nükleer Reklam 4
Reklam filminde tanıtılan mutlu, aydınlık (!) çocuklar.

10- Enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor,

Bu da yalan! Çok üzgünüm yalanlardan oluşan bir reklamla karşı karşıyayız. Bu cümleye EMO’dan (Elektrik Mühendisleri Odası) bir alıntıyla açıklık getireceğim.

Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından kurulacak olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulacağı saha şikayet edilen Rus şirketine tahsis edilmiş olup Santral’in kurulumu için gerekli olan ve ileri teknoloji gerektiren tüm unsurlar da Rusya’dan temin edilecektir. Bu anlatım ve düzenlemeler de göstermektedir ki üretilen elektrik enerjisi de dahil olmak üzere Nükleer Güç Santralinin sahibi olan Rus Şirketi’ne santral sahası da bedelsiz olarak tahsis edilmiştir. Bilindiği gibi ülkemiz enerji alanında dışa bağımlı bir ülkedir. Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere enerji kaynaklarının önemli bir bölümü ithal edilmektedir. Enerji ithalatında en yüksek pay ise Rusya’ya aittir. Akkuyu’da yapılması planlanan Nükleer Güç Santrali dışa bağımlılığı azaltmayacağı gibi Rusya’ya olan bağımlılık daha da artış gösterecektir.

11-Bu gurur Türkiye’nin, bu yatırım hepimizin!

Ne olacak sanalım diye böyle diyorlar? Ne olacak yani; nükleer santral çalışmaya başlayınca göğsümüz kabaracak ve her geçen gün faturalarımız mı azalacak? Yatırımımız bize kanser olarak geri dönecek. Yani öyle para falan kazanmayacağız. Ekonomimiz de düzelmeyecek. Bedavaya da ışımayacak ortalık. Ve tüm canlıların geleceğini perişan edecek bir yatırımla gurur duymak, onu sahiplenip bağrımıza basmak iki yüzlülüğün dik alasıdır. Ben ve tanıdığım büyük çoğunlukta insan bu iki yüzlülüğü ört bas edemeyecek karaktere sahibiz. Ölümlere yol açma, cinayetler ve rant kapılarını siz iyi bilirsiniz. Bu işleri birlikte kotarmayı bizden öğrenecek değilsiniz!

12- Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi Akkuyu Nükleer,

Türkiye’nin başına sıfatlar koyup onu gerçek sahiplerine pis çıkarlarla satmak!

Akkuyu Nükleer Santrali bir felakettir. Gereksizdir. Miras değildir. Bize açacağı zararın yanında gelecek kuşaklara bırakacağımız bir utanç tablosudur. Nükleer enerjinin ikamesi vardır. Adı yenilenebilir enerjidir. Güneştir. Rüzgârdır. Zararsızdır. Ucuzdur. Daha kolaydır. Doğanın hepimize yetecek enerjisi vardır, mevcuttur. Düzgün kullanırsak kalıcıdır, çok daha makbuldür. Canlı hayatın sürdürülebilmesi temel mevzumuzdur. Canlılığı yok edecek her türlü yatırım, kaldırım ve bildirimler yanlıştır. Düşmanımız çok para, çok iş gücü, emek sömürüsü ve doğanın katlidir. Bunları icra edenlerdir. Tarih tekerrürden ibarettir. Akkuyu felaket olmasın!

Daha önce derlediğimiz Dünya’nın en büyük 5 nükleer felaketi haberi için tıklayınız.

Radyasyonun insan sağlığına olan etkileri üzerine

Radyasyonun insan sağlığına olan etkileri üzerine pek çok araştırma yapıldı. Almanya, Amerika ve Fransa’daki araştırmalar nükleer tesislerin normal çalışma durumlarında dahi çevrelerinde yaşayan insanların sağlığını olumsuz etkilediğini ortaya koydu.

Araştırmaların içinde en etkileyici olanı, Almanya’da 2002 yılında Alman Federal Radyasyon Korunma Ofisi (BfS) tarafından görevlendirilen Alman Çocukluk Çağı Kanserleri Kayıt Dairesi (GCCR) tarafından yürütülen çalışma oldu.

Bulgularda göre; mevcut Almanya nükleer santrallerinin merkezinde olduğu yaklaşık 5 km çapındaki alanda yaşayan çocuklarda lösemi hızı beklenmedik şekilde 2,2 kat fazla çıktı. Benzer sonuçlar alınan ABD New Mexico’da ve Fransa La Hague’da yapılan çalışmalar da bu bulguları destekler nitelikte.

Yüksek dozlarda radyoaktiviteye maruz kalındığında ise çok daha korkunç sonuçlar ortaya çıkıyor. Dahası radyasyona bağlı değişiklikler vücutta üreme hücrelerinde ortaya çıkarsa gelecek kuşaklara aktarılabilir.

Yüksek radyoaktiviteye maruz kalma radyasyon hastalığına neden olarak; mide bulantısı, yorgunluk, kusma, ishal, saç dökülmesi, kan kaybı, ağız ve boğazda yaralar, iltihaplar ve enerji kaybı gibi belirtilere sebep olur. Tüm vücudun radyasyona maruz kalmasından 5-10 dakika içerisinde ilk belirtiler ortaya çıkar. Çoğu vakada ölüm 2 hafta içinde gelir.

Radyoaktif maddeler vücutta tüm organları etkiler ama özellikle hızlı çoğalan hücreler radyasyona hemen cevap verirler. Örneğin deride kızarıklık, ülserasyon, üreme hücrelerinde sterilizasyon, gözde katarakt, saçlı deride saç dökülmesi, bağırsaklarda ishal ve bulantı bu reaksiyonlara birer örnektir. Bazı hücrelerde radyasyona geç cevap verirler. Beyin, omurilik gibi dokularda onarım çok zor olur.

(Görsel Kaynağı: National Geographic)
Radyasyonun geç etkileri ise seneler sonra ortaya çıkar. İkincil kanserler buna en güzel örnektir. Çernobil Felaketi’nden 4 yıl sonra tiroid kanserine yakalanma oranı 100 kat arttı. (Görsel Kaynağı: National Geographic)

Radyasyonun geç etkileri ise seneler sonra ortaya çıkar. İkincil kanserler buna en güzel örnektir. Çernobil Felaketi‘nden 4 yıl sonra tiroid kanserine yakalanma oranı 100 kat arttı. Birleşmiş Milletler Raporu’na göre bugüne kadar bölgede yaşayan 6000 çocuk tiroid kanserine yakalandı.

Türkiye’de de Çernobil’den yayılan radyasyon nedeniyle kanser vak’alarında artış olduğunu, Türk Tabipleri Birliği’nin geçtiğimiz yıllarda yaptığı bir araştırmaya göre bu nükleer kazadan en ağır biçimde etkilenen Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Hopa’da ölümlerin yüzde 47,9’unun kansere bağlı olduğu ortaya kondu.

Kaynak: Nükleersiz.org

Beton ormanlara bir alternatif: “Köyünü Yaşat” projesi

“Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür…”

Betonlaşan kentler boğazımızı sıkmış gibi nefes almamızı gün geçtikçe zorlaştırıyor. Farkındalığın biraz artması ile kentleri ekoloji ile uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz ama bir yandan da köylerimizi kendi kaderlerine terk ediyor aynı zamanda yeşil alanlarımızı rantın eline kurban ediyoruz.

köyünü yaşat projesi, mimar sinanMSGSÜ Yapı Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından koordine edilen, odak noktası yerel insanımız ve bölgesel imkanlarımız olan Köyünü Yaşat projesiköyünden uzaklaşan genç neslin köyüne geri dönmesini, şehirden gelecek rant baskısına karşı oluşan değerlerin yerel halk tarafından değerlendirilmesini amaçlıyor.

“Köyünü Yaşat” projesi dahilinde; heykel ve sanat sempozyumları, sosyal sorumluluk projeleri, yerel markalaşma, kooperatifleşme, doğa turizmi, eğitim, doğrudan pazarlama gibi faaliyetler gerçekleştirilecek.

2015 yılında bir köyü sanat ve mimarlık öğrencileri ile yeniden ele alarak köylü için bir model oluşturmayı, mimari koruma yöntemleri kadar köyün gelişimine katkıda bulunacak aktörleri bir araya getirmeyi amaçlıyorlar.

köyünü yaşar projesi, mimar sinan

köyünü yaşar projesi, mimar sinan

Projede yer almak için:
Prof.Dr. Sema Ergönül: [email protected]
Doç.Dr. Mustafa Özgünler: [email protected]
Yrd.Doç.Dr. Ümit Arpacıoğlu: umit.arpacioğ[email protected]

facebook.com/Koyunu-Yasat
Tanıtım dosyası için tıklayınız.

Tuvalin başında bir şempanze: Congo

Alemlerden taşan sanat, ustaları imrendiriyor. Camiadaki özgür ruhlu şempanze ile tanışın. Elinde palet, önünde tuval; 400’den fazla eseriyle büyük ressam Congo’nun hikâyesi!

Congo, tarihteki en büyük ressam hayvanlardan biri olarak değerlendirilmektedir. 1954’te doğan Congo, 2 ila 4 yaşları arasında 400’den fazla eser üretmiş. Congo’nun sanat eserleri 1950’lerde hor görülmeden şüpheciliğe kadar birçok tepkiye sebebiyet vermiştir. Pablo Picasso ise Congo’nun en büyük hayranlarından biriymiş ve kendi stüdyosunda, ressam şempanzenin çizdiği bir eseri de sergilemiş.

1950’lerin sonlarına doğru usta ressam Salvador Dali, Congo’nun tuvallerinden birini görmüş ve meşhur sözlerinden birini bu çizim üzerine söylemiştir: “Şempanzenin eli aynı insanınki gibi. Jackson Pollock’un elleri ise tamamı ile hayvansı.” Congo’nun sanat eserleri, Jackson Pollock’un da içinde bulunduğu soyut izlenimcilik (abstract impressionism) akımına dahil edilmiş.

Congo Çizim

Congo Şempanze Ressam

Şempanze Congo, fırça kullanmayı ve renklerdeki dengeyi anlıyordu; bu özelliği onu doğal bir sanatçı yapıyordu. Congo, sadelik yanlısı bir sanatçıydı ve tonları yakalayabiliyordu. Başladığı çizim bitmeden elinden alındığında, Congo çığlık atmaya başlayıp deliye dönüyordu. Ayrıca, yaptığı bir eseri tamamladığını düşünüyorsa, birileri onu zorlasa dahi çizim yapmayı reddediyordu.

Congo, tarihte satış rekorları kıran sanatçı hayvanlardan biriydi. 20 Haziran 2005 tarihinde, yaptığı eserlerden üç tanesi meşhur Bonhams Müzayede Evi’nde, Renoir ve Warhol gibi sanatçıların eserlerinin yanında satışa çıkmış ve 26 bin dolardan fazla bir meblağ karşılığında satılmıştır. Congo, 1964 yılında 10 yaşında iken tüberküloz hastalığından hayatını kaybetmiştir.

Kaynak: Listverse

Fuentes’in köpekleri cenazede

Meksika’da kendilerini besleyen bir kadının cenazesine katılan sokak köpeklerinin görüntüleri, Fuentes‘in bir öyküsünde köpeklerle birlikte kiliseye girip onlar için dua eden Dona Manuela‘yı hatırlatıyor.

Meksika’da Morales eyaletinin merkezi kenti Cuernavaca’da yaşanan bir olay, insanlarla köpekler arasında gelişen bağların varabileceği noktayı bir kez daha gözler önüne serdi. Bu fotoğraflar, yaşadığı yerde her gün sokak köpeklerini ve kedilerini besleyen Margarita Suarez’in cenazesinden. Cenaze gerçekleşirken çıkagelen köpekler, Suarez’e son yolculuğunda eşlik ediyor. Görenleri şaşkına çeviren köpekler için “Onlar melekler” diyor Suarez’in kızı Urrurita ve ekliyor: “Bu annemin, yaptıklarıyla sebep olduğu harika bir şey“. Fotoğrafları Facebook hesabından paylaşan Urrurita, bu mucizevi görüntülerin hayatının en üzücü gününde gerçekleştiğini belirtiyor. Cenaze evinde insanlar, Suarez’in tabutunun yanında yaslarını tutarlarken gelen köpekler, bu matemli anda nöbete eşlik etmeye başlıyorlar.

10457849_10152741121153231_8539466088855668367_n

Köpekler için bir dua

Bu ilginç hikâye, bize yine Meksika topraklarından çıkan, dünyanın en büyük yazarlarından Carlos Fuentes’in bir öyküsünü hatırlatıyor. Başlığımızı bu yüzden “Dona Manuela’nın köpekleri” diye atıyoruz. Çünkü yukarıda anlattığımız hikâyeyi Fuentes’in öyküsünün bir devamı olarak görmek pekala mümkün. Fuentes’in Yanık Sular isimli kitabında yer alan ve yer yer insanlara köpekleri bellekleri üzerinden kıyaslayan Bu Evler Bir Zaman Saraydı başlıklı öyküsünde Dona Manuela isimli yaşlı bir kadının sokak köpekleri ile birlikte kiliseye girdiği, etkileyici bir bölüm vardır.

Öykünün bir yerinde Dona Manuela, evinin önünde bir sokak köpeği ile karşılaşır ve onla birlikte yürür. Dona Manuela’nın bir yandan beslediği bu köpeklerin sayısı yürüdükçe 20’ye ulaşır. Sonrasında kilisenin önünde, öyküde daha önce yaralanışı anlatılan bir çaresiz köpekle karşılaşır. Köpekler, kadını o köpeğe götürmüştür. O zaman Dona Manuela, bu aynı zamanda tek gözü kör olan köpeğe “Tek gözlü, kör, zavallı köpek, gökyüzü gibi mavi ve ölü bir gözün olduğu için mutlu ol, bu sayede dünyanın yarısını görüyorsun” der.

11070742_10152741121313231_723814721134179272_n

Sonrasında beraberindeki köpeklerle, içeride çok az insanın olduğu kiliseye giren Dona Manuela, sunağa çıkar, kutsal kase dolabının önünde diz çöker ve yüksek sesle yakararak şunları söyler: “Bir mucize efendimiz, köpeklere dil ver, kendilerini kurban edenleri anımsama yeteneği ver; Tanrım, sen ki haçın üzerinde acı çektin, köpeklerine acı, onları bırakma, madem ki insanlara bu zavallı hayvanlara acıyarak davranacak iyiliği vermedin, hiç olmazsa onlara kendilerini koruyacak gücü ver; İsa-Mesih efendimiz, ey Tanrı ve gerçek insan, bütün yaratıklarına aynı şeyi vererek kendini kanıtla, aynı zenginliği demiyorum, o kadar çok şey istemiyorum senden, yalnızca birbirlerini anlamaları için acıma duygusu, bu olmazsa, kendilerini savunmak için eşit güç ver; bazı yaratıklarını artık ötekiler kadar sevmiyorsun Tanrım, bu yüzden daha az sevdiklerin daha az sevecekler seni ve sana Şeytan diyecekler.

Kaynak: The Dodo

Sinop’a yapılması düşünülen nükleer santrale onay çıktı

Cumhurbaşkanı’nın dün Slovakya’da yaptığı ‘nükleere ihtiyaç var’ açıklamasının hemen ardından, Sinop’a nükleer santral yapımını öngören uluslararası anlaşma sabaha karşı Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Dün Türkiye genelinde yaşanan ve hayatın akışını olumsuz yönde etkileyen elektrik kesintisinin akabinde, Slovakya’da konuya dair açıklamalar yapan Erdoğan; Rusya’nın Mersin Akkuyu’da, Japonya’nın da Sinop’ta nükleer santral kuracağını belirtmişti. “Ardından üçüncü bir nükleer enerjinin de adımlarını atacağız. Çünkü Türkiye’nin enerji ihtiyacı her geçen gün arttığı gibi bunları çeşitlendirmekte de bir sorumluluğumuz var” şeklinde konuşan Erdoğan nükleer santrallerin devreye girmesinin 7-8 sene süreceğini de söyledi.

Tayyip Erdoğan

Açıklamanın hemen ardından meclis genel kurulunda Japonya tarafından Sinop’ta nükleer santral yapımını öngören uluslararası anlaşma kabul edildi.

CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, nükleer santralin fay hattına yapılacağını belirterek, Japonya’daki Fukuşima faciasından ders alınması gerektiğini söyledi. Fukuşima’daki nükleer santral faciası nedeniyle Japonya’nın yüzde 8’lik alanının radyoaktif zarar gördüğünü anlatan Atıcı, Japonya’nın 50’nin üzerindeki nükleer santrallerini susturmaya başladığını belirtti. Atıcı, nükleer santralin barındırdığı riskler ve ekonomik açıdan doğru olmadığını savunarak, yenilenebilir enerji potansiyelinin Türkiye’nin ihtiyacının iki katı olduğunu dile getirdi.

Kaynak: Onedio, Diken

180 plastik şişeden yapılan geri dönüşüm elbisesi

Geri dönüşüm projesi çerçevesinde fikir bulmaya çalışan Rosa Montesa isimli tasarımcı, 180 plastik şişeden bir elbise yaptı.

Projenin fikri 2014 yılının yaz aylarında ortaya çıktı. İspanyol endüstriyel tasarımcı Rosa Montesa, annesine bu fikirden bahsettikten sonra, Geleneksel Valencian Fallas kutlaması için ona birlikte bir elbise yapmayı önerdi. İşbirliği ile bir şeyler yapmak isteyen tasarımcı geleneksel yol ile değil de kendi yöntemi ile ortaya bir şey çıkarmak istedi. Montesa’nın aklındaki yöntem de geri dönüşümdü.

Kendi çöpünden ve çevresinden plastik şişeler, kahve kapsülü, patates cipsi kabı, ayçiçeği kabuğu gibi şeyleri topladı. Önce bir kolye, sonra bir lamba ve daha sonra da bir çiçek yaptı.

En sonunda, Montesa tüm dikkatini sadece bir projeye vermeye karar verdi: Bir elbise! Elbiseyi oluşturmak sadece 10 gününü aldı. 17 yaşındaki kızı Montesa’nın modeli olurken, annesi de partneri oldu.

Eteğin kumaşı, plastik şişeler ve kaplardan yapılma çiçekler ile dolduruldu. Toplamda 180 şişe kullanıldı. Küpeler, broş, kolye, iğne ve taraklar gibi geleneksel festival kostümün tüm parçası geri dönüşümlü malzemeden yapıldı.

Çalışmaların tüm detaylarını, Reciclado Creativo (Yaratıcı Geri Dönüşüm) internet sitesinden inceleyebilirsiniz.

geri dönüşüm elbisesi, plastik şişe

geri dönüşüm elbisesi, plastik şişe

geri dönüşüm elbisesi, plastik şişe o-VESTIDO-FALLERA-4-900

Sanatın 2D hali: Cep sergisi

İkiyüzbeş Numaralı Oda isimli otel odasındaki tek gecelik sergisi ile geçtiğimiz yakın zamanda sanatseverlerle buluşan Erin İlkcan Aslan, bu sefer de cep sergisi ile eserlerini paylaşıyor.

3 Nisan 2015, Cuma günü saat 20:30’da thepocketexhibition instagram hesabı üzerinden dijital kolaj çalışmalarını sanal ortamda sergileyecek. Gerçekleştireceği cep sergisi ile ilgili Erin İlkcan Aslan şöyle açıklıyor:

“Gerekli ya da gereksiz oluşu, sorgulanmadan her türden bilginin x ve y düzlemlerindeki basit parmak harekeleriyle oluşturduğu zihnin zinde tutuluşuna karşı bir bağımlılık söz konusu. Bilgiye ulaşmanın fazlasıyla basit olduğu bir çağda, şekillenmiş/şekilleniyor olan ve şekillenecek tüm soruların cevaplara daha kestirme yollardan ulaşmaya çalıştığı bir düzlemde, iki boyutlu bir sisteme olan geri-adaptasyonun göz ardı edilmemesi gerekir. Dakikada yüzlerce farklı şekilde uyarılan zihin, bu aktivite sonucunda ortaya çıkan salgılara bağımlı olduğunda, sorgulama biçimlerinde de kırılmalar meydana gelecektir ve bu en doğal sonuçlarından biridir iki boyuta dönüşümün.

Mekan ve zamandan tamamen kopuk olmayan fakat aynı zamanda da doğrudan doğruya bir mekanı kapsamayan imge döngüsünde, imajların taşıdığı bilgiyi,  gözlemcinin özgür iradesi doğrultusunda onun inisiyatifinde sürekli ve de istenildiğinde ulaşılabilir bir hale getirmek imkansız değildir. İşte bu bağlamda bir objenin aynı şekilde kalarak sujenin içerisinde olmak istediği anda ve olmak istediği yerde gözlemlenebilir oluşu, gözlemcinin doğrudan doğruya süreci incelemek istediği fikrini doğuracak ve yalnızlaştırılmamış bir izolasyon içerisinde gösterilecektir. Şimdi’de izlenen bir objenin daha sonraki anlarda da aynı şekilde ulaşılabilir olması, zamanın deforme ediciliğine maruz kalmadan olduğu şekilde devam ediyor olarak bahsi geçen objeyi – gözlemcinin bilinçli hareketinde zamandan koparmasına olanak tanır. Böylece gözlemci, var olmasını istediğinde var edeceği bir sergiyi de isteği ile doğru orantılı olarak, neredeyse hiç fiziksel enerji harcamadan gezebilecektir. Tamamen iki boyutlu bir düzlemden, zihnin boyutsuzluğuna doğru ilerleyecek olan bu seride, var olmanın ve yaratabilme aktivitesinin, bilinen tüm sınırlarının dışına çıkması ve üretici ya da gözlemci tarafından özgür bırakılması, zihinsel aktivitenin kişiselliği içerisinde, zihinden bağımsız olan “şey”lerin var olma durumlarının göreceliği işlenmiştir.”

Sergi için: instagram.com/thepocketexhibition

Sanatın 2D Hali 4 copy