Ana Sayfa Blog Sayfa 738

2014’ün en etkileyici doğa fotoğrafları belirlendi

0

Bilimde Roller Coaster etkisi gibi geçen 2014 yılının ardından artık yeni yıl bizleri bekliyor. Uzaydan okyanusun derinliklerine kadar gelmiş geçmiş en etkileyici keşifler ve fotoğrafları Nature tarafından seçildi. İşte size Nature’nin doğal felaketleri ve teknolojik fotoğrafları gösterdiği nefes kesen ‘2014 yılının en etkileyici doğa fotoğrafları’ sergisi.

ÖFKELİ YARIK

 
İzlanda’da bu yıl şafak veya alacakaranlık kavramı yok. Ülkenin bütün havası volkanik çatlak sonucu kırmızı kan rengine döndü. Holuhraun çatlağı – patlayan Bárðarbunga volkanının hemen yanında-  her gün yüzlerce ton sülfürdioksit püskürmekte. Bilim insanlarını şaşırtan durum ise bu patlamanın 2010 yılındaki Eyjafjallajökull patlamasındaki sızıntı ile aynı olmaması.

Öfkeli Yarık
Kaynak: Ragnar Th. Sigurdsson/Arctic-Images.com

MOZAİK UYDU

 
Fotoğrafta Jüpiter’in uydusu Europa tıpkı bir insan gözbebeğinin için gibi gözüküyor. NASA bu fotoğrafı 1990 lı yılların sonunda Galileo adındaki uzaya yollanan bir uzay teleskobunun bu görüntüyü çekmesiyle oluştu. NASA aynı zamanda fotoğrafı renklendirip yüksek çözünürlüğe getirdi.

Mozaik Uydu
Kaynak: NASA/JPL-Caltech/SETI Inst.

VOLKAN TRAJEDİSİ

 
Tokyo’nun 200 kilometre batısında bulunan aktif volkan dağı Ontake uzun süredir Japonya için muhteşem bir turizm bölgesi. Bilim insanlarının dikkatlice bu aktif volkanı izlemelerine rağmen 27 Eylül tarihinde oluşan bir patlama sonucu bütün bölgeyi yıktı ve 50’den fazla kişinin ölümüne sebep oldu. Ayrıca kurtarma ekiplerinin bu yüksek dağın zirvesine ulaşmak için de müthiş çaba sarfetmeleri gerekmişti.

Volkan Trajedisi
Kaynak: Kyodo News/AP

DERİNLERDE DUMBO

 
Bu yaratık Grimpoteuthis türünün daha önce görülmemiş bir versiyonu.  ‘Dumbo ahtapot’ olarak bilinen bu canlı Meksika körfezinde Nisan ayında kameraya alındı. ABD’nin ‘Okeanos Explorer’ adlı gemisinin 2000 metre derinliğe dalabilen uzaktan kumandalı araçları sayesinde Okyanusun derinlerinde bu nadir pozu yakaladıkları söyleniyor.

Derinlerde Dumbo
Kaynak: NOAA/CC by SA 2.0

PHILAE UÇUŞTA

 
Avrupa Uzay Ajansı’nın Rosetta uzay aracı kuyruklu 67P / Churyumov-Gerasimenko aracı yörüngeye yerleştirdikten sonra kapanışı çektiği bu fotoğraf büyüleyici. İkisi de saatte 50.000 kilometreden hızlı bir şekilde yörüngelerini tamamlayarak Philae kendisi için kapanış fotoğrafı olarak bunu tercih etti.

Philae Uçuşta
Kaynak: ESA/Rosetta/Philae/CIVA

EKSTREM ARKEOLOJİ

 
Gördüğünüz fotoğrafta 12.000 yaşında Meksikalı bir gencin kafatası su altındaki bir platforma oturtularak dalgıçların incelemesine yarar sağladı. Bu kafatası Meksika’da Yucatan yarım adalarının su altındaki mağralarında bulundu. Bu kafatası, evrim için gerekli kanıtların sağlamlaştırılması için Amerika’ya yollanacak. Ayrıca ABD’deki eski kemikler koleksiyon müzesinde de başyapıt olarak kalacağı planlanıyor. Kalıntıları yıpratmadan yerinden çıkarmak oldukça zor olduğu için arkeologlar suyun altında tarama yapmak zorunda kaldı.

Ekstrem Arkeoloji
Kaynak: Paul Nicklen/Natl Geographic

İLGİNÇ FARE İNCELEMESİ

 
Bir farenin dokusunu incelemek için onu öldürmek mi gerekir? Artık hayır. Japon bilim insanları mükemmel bir bilimsel araştırma ile fareyi saydam doku haline çevirerek ona zarar vermeden de vücudunu ve yapısını inceleyebiliyor.

İlginç Fare İncelemesi
Kaynak: Courtesy of RIKEN

BULUTLARIN ÜSTÜNDE

 
Japon sanatçı Azuma Makoto bir bonsai ağacını balona bağlı şekilde  atmosferin üst katmanlarına ulaştırdı. Neden böyle bir şey yaptığı belirsizliğini koruyor. Ama şimdi uzaya sayısız bitkiler gönderdi ve onun ‘Exobiotanica’ projesi, sonuç olarak bize bu güzel fotoğrafları sergileme şansını veriyor.

Bulutların Üstünde
Kaynak: AMKK/Exobiotanica

PARLAMAYA HAZIR

 
Bu mükemmel fotoğraf Brezilya’da Emas ulusal parkında çekildi. Termitlerin ve larvaların burada yaşadığı ve bu cisme ışık saçtığı, bu şekilde de bu canlıların ve diğerlerinin göç yönlerinin kolaylaştırdığını sağladığı ortaya çıktı. Fotoğrafçı Ary Bassous uzun pozlama yöntemiyle çektiği bu poz sayesinde  Londra’daki Doğal Tarih Müzesi ve BBC Worldwide tarafından Yaban hayatı fotoğraf yarışması bölümünde ‘omurgasızlar’ kategorisinde 1.yaptı.

Parlamaya Hazır
Kaynak: Ary Bassous/Wildlife Photographer of the Year 2014

”Bir arada İstanbul’u ve Marmara’yı Savunuyoruz”

Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Kent Savunması’nın da içinde olduğu, Marmara bölgesinde kentsel dönüşüm adı altında devam eden ve yapılması planlanan rant amaçlı projelere karşı bir araya gelen binlerce çevreci, doğa katliamına karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.

Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Kent Savunması, Marmara bölgesinde kentsel dönüşüm adı altında yapımı devam eden ve yapılması planlanan rant amaçlı projelere karşı Kadıköy Altıyol’da, Bir arada İstanbul’u ve Marmara’yı savunuyoruz şiarıyla düzenlenen şölen, yapılan konuşmalarla devam etti.

“Ülkenin her türlü yaşam alanı feda ediliyor”

İlk konuşmayı yapan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Genel Sekreteri Mücella Yapıcı, öncelikle rant amaçlı projelere değindi. Yapıcı, “Bizler işte yine meydanlarda ve bir aradayız. Fabrikalarda, madenlerde taşeronlaşma ve güvencesiz çalışmayı reddetiğimiz için adaleti mahkemelerde bulamadığımız için bir aradayız. Yarattığımız tüm renklerimizle, adaletimizle yine meydandayız” dedi. İstanbul’da katledilen Kuzey Ormanları‘nın Marmara’nın nefesi olduğunu ifade eden Yapıcı, “İstanbul’un ortasından Taksim’den Kocamustafapaşa’ya Validebağ’a kadar direndik, direnmeye devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki, sermaye yaşamın düşmanıdır” diye konuştu. Termik santral ve HESlerin herkesi susuzluğa mahkum ettiğini belirten Yapıcı şöyle konuştu: “Bu ülkenin her türlü yaşam alanı, her türlü canı, göz kırpmadan feda ediliyor. Bizler, burada bir arada sesimizi yükselttiğimiz için egemenler bizden korkuyor.”  Yapıcı, Roboski’de katledilenleri anarak Roboski için de bir araya geldiklerini söyledi.

“Halepçe’deki kimyasallarla nükleer santralden gelen kimyasallar aynıdır”

Yapıcı’nın ardından, YTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün de; “Biz Halepçe’deki kimyasallarla nükleer santralden gelen kimyasalların aynı olduğun biliyoruz” diyerek, doğa talanına karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı. Soma ve Ermenekte yaşanan maden facialarını da hatırlatan Üstün, “O işçilerin de hesabını soracağız. Yaşam alanlarımızı yok edenlerden hesap soracağız”şeklinde konuştu.

“Çevremize ördükleri kalkandan duvarlar hiçbir işe yaramayacak”

Türkiye’nin çeşitli illerinde doğalarını korumak için şölene gelenler, söz alarak kısa konuşmalar yaptı. Çanakkale Çevre Platformu üyesi Filiz Tekin, Çanakkale’de yıllardır Kazdağları’ndan siyanürle yapılan altın çıkartma faaliyetlerine dikkat çekerken, Validebağ Gönüllüsü Arif Belgin ise “Türkiye’de yaşamın her alanına yapılan saldırılar devam ediyor. Çevremize ördükleri kalkandan duvarlar hiçbir işe yaramayacak” diye konuştu. Bursa’dan gelen Caner Gökbayrak da Bursa’da yapılacak olan ve halk tarafından istenmeyen DOSAB Termik Santralinin çevreye vereceği zararlar hakkında bilgi verdi.

Şölen, “Direne direne kazanacağız“, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarıyla son buldu.

Başlık Görseli: Kuzey Ormanları Savunması

Dünden bugüne İstanbul bostanları

1

İstanbul şehrinin göbeğinde 1500 yıllık bir bostan var. Tarihi Yedikule Bostanları Bizans’tan bugüne bostan olarak kalmış bir tarih mirası. Yakın zamana kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından park alanına çevirilmek isteniliyordu; neyse ki halk ve sivil toplum örgütlerinin 2013’ten beri yürüttükleri itiraz kampanyalarıyla proje şimdilik rafa kaldırılmış. Şimdilerde ise halk tarafından ekilip biçilmeye devam edilerek şehir bostancılığına bir örnek oluşturmakta.

1500 yıllık geçmişe sahip bir kültür mirası Yedikule Bostanları. Bizans İmparatorluğu zamanında oluşturulmuş ve toplamda 900 yıla yakın Bizans tarımına ev sahipliği yapmış, haçlı ordusunun 1904’te Konstantinopolis’in yönetimini ele almasıyla, Bizans yönetimi geri alana kadar Latin İmparatorluğu’nca işletilmiş bostanlar, Konstantinopolis İstanbul olduktan sonra da Osmanlı tarafından bostan olarak kullanılmaya devam etmiştir.

Osmanlı zamanlarında mahalle, devletin en küçük birimi kabul edilmekteydi ve bir mahallenin içerisinde bulunan birimler, kendisine yetmesini sağlayacak şekilde belirlenirdi. Hemen hemen her mahallede bostancılık yapılmaktaydı ve semtler kendi bostanlarına özgü sebzelerle anılmaktaydı. Bostanlarda genellikle bostan evi, ahır ve su kanalları bulunmaktaydı ve bazı varlıklı bostancıların bunlara ek olarak sebzeleri yıkamak için havuzları da vardı.

Bostanlarda çalışan işçilerin çoğu Arnavut tebaasından gelmekteydi ve buna ek olarak Ermeni, Yahudi ve Bulgar çalışanlar da vardı. Hasat bozumunda taze sebzeler hallere götürülerek ilk başta saray sebzecibaşına takdim edilmekteydi. Sebzecibaşı, saray listesini aldıktan sonra geri kalan yasalara uygun bir şekilde bölünerek manavlara dağıtılmaktaydı. Bostanlardan sebze satın alımı yasalar tarafından engellenerek, devlet kendince bir düzen yaratmıştı.

Osmanlı’nın yıkılışından 1950’li yıllara kadar bostancılık kültürünü etkileyen çok ciddi bir hareket olmamıştı. 50’li yılların başlarında, köylerden kentlere göçün artmasıyla devlet şehir planlaması sebebiyle bostanları imara açmaya başladı. 1980’lerin başına gelindiğinde ise pek çok bostan artık yerleşim alanı olmuştu.

1422 İstanbul Bostanları Haritası
1422 İstanbul Bostanları Haritası

Şimdilerde ise İstanbul’a ait iki bostan, Kuzguncuk ve Yedikule bostanları, ayakta kalmak için çırpınmakta. Yedikule Bostanları UNESCO tarafından bilinen en eski tarım alanı olması sebebiyle kültür mirası ilan edilmişti. 2010 yılında Sur Koruma Bandında ve SİT alanı içinde yer alan bostanların üzerine Yedikule Konakları inşa edildi ve 2013 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin izniyle bostanların park alanına dönüştürülerek halkın yararına açılacağı öne sürüldü ve bu sebeple bostanların üzerine moloz yığıldı. Buna tepki gösteren halk, 2013’ten beri bostanını vermemek için direniyor ve projelerin izini sürüyor.

Vatandaşlara açıklama olarak öne sürülen proje sadece bostanların etrafını kaplarken sonradan bostanların da imara dahil olduğu iki proje daha kamuyla paylaşıldı. Bunun üzerine Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi ve Yedikule Bostanlarını Koruma Girişimi tarafından bostanların, Osmanlı’daki tarihi tarıma dair kalmış son miraslardan olması sebep gösterilerek itiraz edildi.

Halk tarafından da “Sınırdan mal kaçırırmışçasına araçlarıyla bostanımıza giriyorlar. Biz buradan suyumuzu çekiyoruz, ekmeğimizi kazanıyoruz. Eski hali ne güzeldi! Kaç senedir buradayız, çocuğumuzu buradan okutuyoruz” şeklinde tepkiler gelmekteydi. Aynı zamanda, sadece üzerinde gezebilecekleri yeşil bir alan isteyen bölge insanları, bostanların belediyeler tarafından rezidanslara dönüştürülüp satılacağından çok tedirgin olmuşlardı.

yedikule-bostanlari

En son gelişmelere göre imar projeleri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından reddedilerek, İBB Meclisi’ne gönderildi, oradan da veto edilerek Fatih Belediye’sine gönderildi. Şu an için bostanlar kurtulmuş gibi olsa da halk hala temkinli. Topbaş ayrıca bölge sakinlerinin görüşlerinin alınmasını, tarihi bostanın korunması için çalıştay düzenlenmesini istedi.

Umarız ki bostanlarımızı korumayı başarırız ve belediyeler verdikleri kararlardan geri dönmezler ve şehir içlerindeki yeşil alanların yok edilmesine karşılık nefessiz kalan toplumumuz da direnişlerinden hiç vazgeçmezler.

Kaynaklar: Arkitera, Boğaçhan DündaralpYedikule Bostanları
Başlık Görseli: Haber Sol

Nükleer santrale siber saldırı

Güney Kore’de siber saldırı sonucu nükleer reaktör durduruldu.

Güney Kore Cumhuriyeti Çalışma Bakanlığı, Cuma günü zehirli bir gaz sızıntısı nedeniyle 3 işçinin ölümüne sebep olan nükleer reaktörü acilen durdurma kararı aldı. Sızıntının reaktörün yapım aşamasındayken incelenmesi sırasında oluşan hata sonucu olduğu bildirildi.

Güney Kore’nin Seul şehrinin 410 kilometre güneydoğusunda bulunan Ulsan’da meydana gelen kazada 3 işçinin şantiyede sızan gazı soluması sebebiyle Cuma günü öldüğü öğrenildi.

Devlet tarafından işletilen Kore hidro-nükleer santralinin yer altında bulunan bölgesinde bir kablo sızıntısı sonucu açığa çıkan azot gazının, o anda çalışan işçilerin gazı soluması sebebiyle yaşamlarını yitirdiği öğrenildi.

Bakanlık bu durumun incelenmesi için Kore iş güvenliği ajansı, acil durum ajansı ve polislerle iş birliği yaptığını söyledi. Ayrıca bakanlık yeni sonda çalışmalarının yapılması ve güvenliği artırmak için acil durum ilan etti.

Ulsan Çalışma Bakanı Yoo Han-bong, “Bu olayda herhangi bir yanlış çalışma veya usulsüzlük tespit edilirse sorumlu olan kişilere derhal soruşturma davası açılacaktır. Bu işin peşini bırakmayacağız.” dedi.

1400 megavat kapasiteli yeni 3 numaralı Gori reaktörünün aslında hazırlıklarının %99’u tamamlanmıştı. Devlet Nükleer Gözlem Merkzinden tam çalışma izni almak için Haziran ayından bu yana çalışmalar sürdürülüyordu. İşletme, 2016’da açılması beklenen Gori 4 için de çalışmalara başlamış hatta %98’ini tamamlamıştı.

Kazanın olaya ilişkin siber saldırılardan hemen sonra gelişmesi ülkenin güvenlik konusunda daha ileri bir seviyede olması gerektiğini gösteriyor. Çünkü enerji ihtiyacının yüzde 35’lik bir kısmını 23 nükleer santralden sağlayan Güney Kore gibi bir ülkede siber saldırıların bu tip olaylara sebep vermesi ülke için büyük zarara sebep oluyor.

Geçtiğimiz haftalarda kimlikleri belirlenemeyen bir nükleer karşıtı hack grubu, Güney Kore nükleer reaktörlerinin bir dizi belgelerini ve işletme kılavuzlarını internete koymuştu.

Hükümet ve savcılık ortak araştırma ekibinin edindiği bilgilere göre şüpheli hack grubunun birden fazla adres ve telefon numarası kullandığını, merkezinin Çin tabanlı olduğunu fakat henüz bulamadıklarını bildirdi.

Güney Koreli yetkililer, Güney Kore’de bulunan büyük finansal kuruluşların, hükümet web sitelerinin saldırılara uğramasında Kuzey Kore’nin sabıkası olduğunu belirtti ve öncelikli araştırmalarını Kuzey Kore ekiplerine adadıklarını, fakat Kuzey Kore yönetiminin bu suçlamayı sert bir dille reddettiği belirtildi.

Kaynak: YOHAP

Saygı duymalık 10 feminist dizi

0

Medyanın hemen her ögesi gibi televizyon programları da erkek egemen, cinsiyetçi medya içerikleriyle domine edilir. Ama medyaya sızan feminist seslerle birlikte, hırstan saçımızı yola yola izlemek durumunda kalmayacağımız hatta izlerken ideallerimizi besleyen diziler yayınlanmaya başladı. İşte onları sizin için derledik. Bu 10 feminist dizi hoşunuza gidecek.

Orange is the New Black

2013’te Netflix’te yayınlanmaya başlayan dizide yapım ve yayın aşamasında bulunan kadınlar erkeklerin 10 katı çoğunlukta. Programda kadın temsili yaş, ırk, görünüş, cinsel kimlik açısından oldukça çeşitli.

Orange is the New Black

American Horror Story: Coven

Ana karakterlerin tümü basmakalıp olmayan kadın figürlerin olduğu bu sezonda alışılmadık bir şekilde yardımcı karakterler olan erkeklerdir.

American Horror Story - Coven

Girls

Bir HBO dizisi olan ve 2012 yılında yayınlanmaya başlayan komedi-drama dizisinin yazarı, başrölü ve yayımcısı tek bir kadın: Lena Dunham. Dizi beden mahremiyeti açısından çok yol kat etmiş.

The Girls

Homeland

2012’den beri devam eden bu televizyon dramasındaki kadın karakterler hiç de “hoş” değiller! Zira başkarakterin bipolar rahatsızlığı, erkek seçimindeki zevksizliği ve çirkin kökleri hiç de alışageldiğimiz kadın tiplemesine uymuyor.

Homeland

The Fall

Yine bir Netflix yayını olan dizi oldukça kabadayı, ebeveynliği eline yüzüne bulaştıran ve en önemlisi de ne istediğini bilen bir kadın karakteri merkezine alıyor.

The Fall

Inside Amy Schumer

Hala yayında olan bir Amerkan komedisi. Amy Schumer kadın olmanın en utanç verici yanlarını feminist yollarla anlatıyor!

Inside Amy Schumer

The Leftovers

2014’te başlayan programdaki kadın karakterler hasarlı ve tehlikeliler. İdealize edilmiş kadın yargısına burun bile silmeyen bir dizi!

The Leftovers

The Returned

Bir Fransız fantezi draması olan dizideki tüm karakterler yüceleştirilmeden, gerçekçi bir yaklaşımla betimlenmiş.

The Returned

Top of the Lake

Jane Campion tarafından yapılmış bu mini dizide “düzgün” vücutlu kadınlar görmek yerine ufak göğüslü ve hiç de zayıf olmayan çıplak karakterler görüyoruz. Dizide Mad Men’in Elizabeth Moss’unu bir soruşturmada baş dedektif olarak izliyoruz.

Top of the Lake 1

Masters of Sex

Time’ın televizyondaki en feminist show olarak belirttiği bu HBO dizisindeki seks sahneleri yalnızca insanları ekran başında tutmak için çekilmiş sahneler değil, hikayeye tamamen bağlı, bütünün önemli bölümlerdir.

Masters of Sex 1

Başlık Görseli: Flickr

Yıllar sonra Çernobil “kabusu” bitiyor

0

Yıllar sonra Çernobil kabusu sona mı erecek? 26 Nisan 1986’da yaşanan Çernobil reaktör kazası, Karadeniz’in ve Dünya’nın gördüğü en büyük nükleer reaktör kazası olarak biliniyor.

Çernobil felaketinin üzerinden 28 yıl geçti. Dev bir enkaz halinde gözlerden uzak radyasyon yaymaya devam eden tesisin daha fazla radyasyon yaymaması ve çevreye zarar vermemesi için özel bir kaplama ile kapatılmasına karar verildi.

Çernobil reaktör kazasının sebebi ise hatalı deney. Deneyin amacı; reaktörün çalışması aniden durdurulduğunda buhar türbinlerinin daha ne kadar süreyle çalışmayı sürdüreceğini ve böylece ne kadar süre acil güvenlik sistemine güç sağlayabileceğini öğrenmekti.

Deneyin yapılacağı 25 Nisan 1986 günü önce reaktörün gücü yarıya düşürüldü, ardından da acil soğutma sistemi ile deney sırasında reaktörün kapanmasını önlemek için tehlike anında çalışmaya başlayan güvenlik sistemi devre dışı bırakıldı. 26 Nisan günü saat 00:23’i biraz geçe teknisyenler deneyin son hazırlıklarını tamamlamak üzere ek su pompalarını çalıştırdılar. Bunun sonucunda gücünün yüzde 7’siyle çalışmakta olan reaktörde buhar basıncı düştü ve buhar ayırma tamburlarındaki su düzeyi güvenlik sınırının altına indi. Normal olarak bu durumda reaktörün güvenlik sistemine ulaşması gereken sinyaller de teknisyenler tarafından engellendi. Su düzeyini yükseltmek için buhar sistemine koşulların oluştuğuna karar verildi. Büyük patlama ise saat 01:23 meydana geldi.

Çernobil Nükleer Santrali’nde 1986 yılında yaşanan felaket insanların hafızalarındaki yeri hâlâ koruyor. Santralde yaşanan patlama ve ardından çok geniş bir bölgeye yayılan radyasyon bulutu, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu rakamlarına göre 4.300, bazı farklı kaynaklara göre ise en az 113 bin kişinin ölümüne neden oldu. Dünya çapında bu felaketten dolayı yaşanan maddi zararın ise 185 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Olaydan bir süre sonra yoğun miktarda radyasyon yayan bölümlerinin üstü beton dökülerek kapatılan tesis, bu betonda çatlaklar oluşmaya başlaması nedeni ile yeniden yoğun miktarda radyasyon saçmaya başladı. İşte bunun engellenmesi için yeni ve kalıcı bir koruma projesi üzerinde Rus Nükleer enerji dalında profesör bilim insanları bir süredir çalışmalar yapıyor.

Kendi alanında bir ilk olacak söz konusu projeye göre, Çernobil Nükleer Santrali enkazının radyasyon saçan bölümünün üstü dev bir kaplama ile kapatılacak. 105 metre yüksekliğinde, 170 metre uzunluğunda olması tasarlanan bu kaplamanın güvenli bir mesafede inşa edildikten sonra raylar üzerinde tesisin üstüne taşınması ve monte edilmesi planlanıyor. Ancak tahmin edilenden daha masraflı olacağı belli olan proje için yıl sonuna dek 650 milyon euroya ihtiyaç var ve bu mali sıkıntı işleri durma noktasına getirmiş durumda.

G7 ülkeleri ikiye bölünmüş durumda

Almanya Çevre Bakanlığı’nda enerji konularından sorumlu olan Almanya Çevre Bakanlığı Müsteşarı Jochen Flasbarth, G7 ülkelerinin nükleer konular uzmanları ile görüşmelerde bulunmak üzere biraraya gelecekler. Bonn kentinde gerçekleşen toplantılarda yıllar önce Ukrayna’ya sözü verilen kaplama projesinin akıbeti önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Alman parlamentosunda yer alan muhalefet partilerinden Yeşiller’in nükleer konularla ilgili uzmanı Sylvia Kotting-Uhl, G7 ülkelerinden Almanya, Kanada, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin projeye daha fazla destek vermeye hazır olduklarını, İngiltere, Fransa ve Japonya’nın ise bu konuda çekimser kaldıklarını bildirdi.

Daha önce G8 oluşumu içinde yer alan ve projeye destek veren ülkelerden olan Rusya’nın ise Ukrayna ile yaşadığı krizden dolayı herhangi bir katkı sağlamasını kimse beklemiyor. Müsteşar Flasbarth da çalışmaların uzayacak olmasına rağmen projenin dört, beş yıl içinde tamamlanacağına inananlardan.

Çernobil Nükleer Santrali enkazından daha fazla radyasyon yayılmasını engellemesi öngörülen kaplamaya Almanya toplam 80 milyon euro destek vereceğini daha öne duyurmuştu. Bu yılın ve önümüzdeki yılın bütçelerinde bu proje için ayrılan para sene başına 7 milyon 650 bin euro. Ancak söz konusu meblağ yapım çalışmalarının devam etmesi için yeterli değil. Çevre örgütü Greenpeace’ten Atom Uzmanı Tobias Münchmeier’e göre batı devletlerinin sorumluluk almaları ve siyasi açıdan zor günler yaşayan Ukrayna ile dayanışma içinde olmaları gerekiyor. Ancak en önemli sorun da aslında dünya üzerinde yaşanan siyasi krizler. Suriye ve Ukrayna’daki hadiseler, Afrika’da durdurulamayan Ebola salgını gibi konular gündemde iken, G7 ülkelerinin hükümetlerinin dikkatini Çernobil enkazına çekmek oldukça zor.

Kaynak: Deutsche Welle
Başlık Görseli: © Darren Ketchum

Köylüler zeytinlikleri kurtaracak

“Zeytinlik Yasası’na engel olmak için vekilleri arayın” çağrısı yapan Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu köylüleri bilgilendirdi.

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, zeytinlikleri koruma alanından çıkarıp madencilik gibi faaliyetlere açacak kanun tasarısına karşı köy köy dolaşarak halkı “Bu kanuna rızanız yoksa, bölgenizin vekilini arayın” demeye çağırıyor.

Bianet‘in haberinde; Haziran ayından beri Meclis’te bekleyen yasa tasarısına göre 25 dekardan küçük sahalar artık zeytinlik saha sayılmayacağı ve zeytinlik sahalarına üç kilometre mesafede madencilik ve benzeri faaliyetler yapılabileceği belirtildi.

Bianet’ten Nilay Vardar’a konuşan Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Abdullah Aysu, 1 milyonun üzerinde zeytin ağacına sahip 18 ilin çıkardığı toplam milletvekili sayısının 176 olduğunu hatırlatarak bu illerdeki köyleri tek tek gezerek kanun hakkında bilgilendirdiklerini söyledi.

“Köylere giderek diyoruz ki bu kanuna razıysanız, eyvallah. Yok değilseniz, buyrun zeytn yasasının görüşüldüğü TBMM Enerji Komisyonu’ndaki milletvekillerinin telefon, faks ve email adresleri. Kendi bölgenizdeki vekillere tavrınızı koyun, zaten haziran ayında seçim zamanı dönüp dolaşıp size gelecekler.”

Zeytinliklerin yüzde 95’i yok olma tehdidi altında

Aysu, söz konusu yasayla zeytinliklerin yüzde 95’inin yok olma tehdidi ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

“Yeni yasa zeytinliklerin 3 kilometre yanında maden aramaya izin veriyor. 25 dönümün altındaki yerler zeytinlik sayılamayacak ve sökülebilecek diyor. Oysa Türkiye’de zeytinliklerin ortalaması 12 dönüm. Yani zeytinliklerinin yüzde 95’i yok olma tehdidi ile karşı karşıya.”

AYDIN: 1.543.323 Dönüm / 24.327.287 Ağaç

İZMİR: 980.157 Dönüm / 19.220.952 Ağaç

MUĞLA: 919.839 Dönüm / 16.929.136 Ağaç

MANİSA: 916.042 Dönüm / 21.166.836 Ağaç

BALIKESİR: 822.273 Dönüm / 11.301.699 Ağaç

HATAY: 513.848 Dönüm / 14.540.016 Ağaç

GAZİANTEP: 420.934 Dönüm / 6.241.604 Ağaç

BURSA: 415.853 Dönüm / 10.356.535 Ağaç

MERSİN: 380.530 Dönüm / 12.874.476 Ağaç

ÇANAKKALE: 321.621 Dönüm / 5.415.30i Ağaç

Türkiye’nin 2014 yılı itibarıyla sahip olduğu toplam zeytin ağacı sayısı resmi rakamlara göre, 164.5 milyondur.

Gıda ve Tarım Örgütü‘nün verilerine göre Türkiyeli çiftçiler 2013 yılında toplam, 1.676.000 ton zeytin üreterek Türkiye’yi dünyanın en çok zeytin üreten 4. ülkesi yapmışlardır.

2012 yılında Türkiyeli çiftçiler tek başına dünya zeytin üretiminin yaklaşık %11’ini gerçekleştirmişlerdir.

3 Nisan 2012’de, “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması- na Dair Yönetmelik” ile değişiklik yaptı. Yönetmelik, 14 dört ay kadar yürürlükte kaldı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından durduruldu.

14 ay süre içinde Ba­kanlıkça toplam 18.350 dekarda 26 adet maden işletme ruhsatlı saha için kamu yararı kararı alındı ve faaliyet yürütüldü. Danıştay yürütmeyi durdurduğu için ise 42 adet maden ruhsatlı sahada ruhsat sahibi şirketler faaliyete geçe­medi. Bu alan da; 12.740 dekar­dı.

Bahsi geçen Zeytin yasası “Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ismiyle 16 Haziran’da TBMM’ye gönderildi.

Kanun tasarısına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Bianet
Başlık Görseli:
The Olive Pharm

Evlerden Evrene Çevre Bilinci

Hedef 5 Bin Bilinçli Kadın

Evlerden Evrene Çevre Bilinci Projesi, 5 bin kadına vereceği eğitimle sağlıklı bir çevre oluşturmayı hedefliyor. Ayrıca çevre kirliliğini azaltmakta çok önemli bir işlevi olan kadının çevre bilincini arttırarak toplumda sağlıklı bir çevre oluşmasını sağlamak da projenin amaçları arasında bulunuyor. Bu proje Türkiye’de bir ilk olması bakımından da önem taşıyor. Bu projeye katılan tüm kadınların ev kadını olması da projenin başka bir çarpıcı yanını oluşturuyor. Zeytinburnu Belediyesinin koordinasyonunda ve İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, ÇEVKO Vakfı ortaklığında hazırlanan projede görev alarak eğitimlerini tamamlayan kadınlar “çevre koordinatörü” olarak 5 bin kadını çevreye karşı bilinçlendirecek.

Pek Çok Kurum Destek Veriyor

Törende Proje Koordinatörü Perihan Eren Bana, “Burada şu an 5 bin kadını eğitecek kadınlara eğitim veriliyor. 2 yıl içerisinde 5 bin kadına ulaşacağız. Kadınlarımız daha sonra sahada, okullarda ve Zeytinburnu Belediyesine bağlı olan bilgi evlerinde ev kadınlarına üç yarım günlük çevre farkındalığı aşılamak amaçlı eğitim verecekler.” diye konuştu. Doğayı katletmeyi durdurduk dediğimizde çok geç kalmış olacağız diyen Proje Eğitmeni İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Filiz Albayrak, insanların çevre sorunlarını görmezden geldiğini belirtti. Projeye destek veren diğer bir kurum olan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer ise vakıf olarak 1991 yılından beri geri kazanım konusunda çalışmalarda bulunduklarını ve 119 belediye ile işbirliği içinde olduklarını dile getirdi.

Sertifikalı Çevreciler Bilinçlendirmeye Hazır

Kadınların, evlerine en yakın okula başvurarak projeye kayıt yaptırabileceklerini ve her okuldan yardım alabileceklerini belirten Perihan Eren Bana, kadınlar projeye katılmak için başvurduklarında koordinatörlerin onlarla mutlaka iletişime geçeceği bilgisini verdi. Bana ayrıca, “Kadınlar proje kapsamında ödül kazanma hakkına da sahip olacak.” dedi. Konuşmaların ardından eğitimini tamamlayan 30 kadın sertifakalarını aldı. Kadınların temsili olarak kep atmasıyla birlikte tören sona ermiş oldu.

Kaynaklar: Kon Haber, Sabah,  Milliyet, Haber 7, EvlerdenEvrene

Dışkı ve atık yemeği enerjiye çeviren otobüs

0

İnsan dışkısı ve atık yemeklerin enerjiye dönüştürülmesiyle elde edilen enerji ile çalışan otobüs, ilk kez İngiltere’de kullanılmaya başlandı. Yapılan açıklamaya göre, otobüs, dizel motora sahip aynı boyuttaki araçlara oranla yüzde 30 daha az karbondioksit salınımı yapıyor.

İnsan dışkısının ve atık yemeklerin verimli bir şekilde enerjiye dönüştürülmesiyle elde edilen “biyometan” gazı ile çalışan doğa dostu otobüs, ilk kez İngiltere’de kullanıma girdi.

Bristol şehrindeki kanalizasyon arıtma işleri ile ilgilenen GENeco isimli şirket, insan dışkısı ve atık yemekleri biyometan gazına çeviriyor ve söz konusu şehirler arası yolcu otobüsü bu gaz sayesinde aktif bir şekilde çalışıyor.

Ülkenin Bristol ve Bath kentleri arasında ulaşıma hizmet veren otobüs, aldığı yakıtla saatte maksimum 300 km seyahat edebiliyor, bu da 5 kişinin 1 yıllık yemek atığı anlamına geliyor. 40 yolcu kapasitesine sahip olan otobüs, biyometan gazını otobüsün üzerinde bulunan depolarda saatlerce muhafaza edebiliyor. Karbon salımının yüzde 30 azalmasını sağlayan bu otobüsün çevre kirliliğini önemli derecede azaltacağı belirtiliyor. Bu otobüslerin İngiltere’deki sayısı gün geçtikçe artıyor. Yeşil dostu, ekoloji dostu ve doğa dostu olarak bilinen otobüsün, tüm teknolojik özelliklere sahip olduğu söyleniyor.

Yapılan açıklamaya göre, bir kişinin yıllık atık yemeği, otobüsün 37 km gitmesine imkân veren gazın üretilmesine sağlıyor.

40 kişilik Bristol-Bath havaalanı arasında taşımacılık yapan “2 Numara” lakaplı otobüse, İngiliz vatandaşlar “Poo Bus” diyorlar.

Başlık Görseli: Washington Post

Jane Addams’ı tanımak

0

Jane Adams’ı tanımak ilham verici, onu öğrenmek güzel.

Kahramanımız Jane Addams 6 Eylül 1860’de Cedarville, Illinois’te doğuyor. Varlıklı bir aileden gelen Jane, iki yaşındayken annesini kaybediyor. Annesinin yokluğu ve geçirdiği tüberküloz hastalığı nedeniyle diğer çocuklardan daha zor bir çocuk geçirdiğini söylüyor.

Jane üniversite hayatı boyunca kendini her yönde geliştiriyor. Okulunu bitirdikten sonra uzun bir Avrupa yolculuğuna çıkıyor ve bu yolculukta yaptığı gözlemler gelecekteki Jane’i ince ince dokuyor. Döner dönmez “göçmenler için dayanışma merkezi”, “göçmen çocuklar için anaokulları” ve “aileler için açıköğretim” gibi pek çok projeleri filizlendiriyor.

Jane’in bundan sonraki hayatı son derece aktif geçiyor. Sanırım hikâye de buradan sonra koşuyor. Çevresindeki adaletsizliklere kayıtsız kalamayan Jane’in duyarlılıkta enfes varlığı harekete geçmesini sağlıyor.

1896 yılında Lev Tolstoy ile tanışıyor Jane. O sırada 68 yaşında olan Tolstoy, Jane’i görüşleriyle büyülüyor.

Her geçen gün ufkunu genişleten Addams, radikal savaş karşıtı görüşleri ile mevcut gündemi durmadan sorguluyor. ABD’nin İngiltere ve Fransa yanında savaşa girmesine tepki göstermek için New York’a gidiyor. Burada kendi küçük kadını ile birlikte savaş karşıtı çalışmalar başlatıyorlar. Bu süreç boyunca basının hedefinden hiç düşmeyen Jane duruşundan kesinlikle taviz vermiyor.

10 Ocak 1915’te ise Washington’da “Kadınların Barış Partisi’nin” mitinginde (üç binden fazla kişinin katıldığı) etkileyici bir konuşma yapıyor. Bu güçlü mitingle birlikte kadınlar sağlam bir savaş karşıtı platform oluşturuyor. Bundan sonra Jane için “barış maratonu” başlıyor. Birçok Avrupa ülkesini ziyaret ediyor, binlerce insanla konuşuyor. Savaşla yılmadan kesinlikle durmadan mücadele ediyor. Kadın olarak bulunduğu her oluşumda ilgi çekiyor. Dönemi için son derece imkansız ilklere imza atıyor.

jane adams

Bundan sonra pek çok yerel, ulusal ve küresel organizasyonda rol alıyor. Addams; Chicago Yerleşimciler Federasyonu, Yerleşimciler Ulusal Federasyonu, Tüketiciler Derneği, Kadın Klüpleri Federasyonu Çalışma Komitesi, Kamp Ateşi Kızları, Ulusal Oyun Bahçeleri, Ulusal Çocuk Emeği, Beyaz Olmayan İnsanları Geliştirme ve Amerikan Sivil Haklar dernekleri gibi kuruluşların ya kurucusu ya başkanı ya da üyesi.

Efsane Hull House Merkezi ile döneminin en etkin feministlerinden biri. Şikago’da kendisinin ve diğer sosyal reformcuların oturduğu, kentin yoksul semtlerindeki koşulları düzeltmek için çalışmalar yaptıkları bir kurum olan Hull House, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki diğer toplumsal yardım merkezlerinin çoğu için bir model oluşturdu. Burada kadınlara iş imkanı sunarak “ekonomik özgür kadın’a” yürümesi için çiçekler dolusu yollar açıyor.

Ölümünden dört yıl önce, 1931’de Nobel Barış Ödülü‘nü alıyor güzel kadın. Nobel Kurulu, onun için şu değerlendirmeyi yapıyor: “Dünya barışını sağlamak için bize yardım edecek, kadına yakışan en iyi nitelikler Jane Adams’ta toplanmıştır.

Doyasıya dolu geçirdiği yılları ile hâlâ birçok feministin rol model aldığı Jane barış tutkusu, felsefe aşkı ile adanmışlığını yazıyor:

Democracy and Social Ethics (Demokrasi ve Toplumsal Ahlak), 1902
Twenty Years at Hull House (Hull House’da Yirmi Yıl), 1910

Kadınların erkeklerden daha iyi(!) olduklarına inanmıyorum, tren kazalarını biz yapmadık. Yolsuzluğa bulaşmış yasalar ve diğer korkunç şeylerde bizim payımız yok. ama unutmamalıyız ki, bunları yapacak bir fırsatımız da hiçbir zaman olmadı.

Toplumbilimci, yazar, kadın hakları savunucusu, barış yanlısı ve toplumsal reformcu. Jane Addams kadının güzeli. Jane’i tanımak ilham verici, onu öğrenmek güzel.

Nice Jane’lere!

Başlık Görseli: Samsara