Doğal tıp insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan doğayı gözlemleyip deneyerek bedenlerinde oluşan sorunlara karşı tedbirler alıp onarımlar gerçekleştirmiştir. Doğal tıp konusunda daha önceki yazılarımda da anlattığım gibi insan tedaviyi ilk kendinde var olan sağaltma gücüyle kendine dokunarak gerçekleştirmiş ve kendi kendini sağaltma gücünün yanı sıra doğadaki unsurları kullanarak da tedavi ve önleyici yaklaşımlar öğrenilmiştir. Doğal tıpta tedavi yöntemlerinden bazılarını sizin için özetledik.

Fitoterapi

Yunanca Phyton (bitki) ile Therapeia (tedavi) kelimelerinden oluşan fitoterapi, hastalıkları bitkisel ilaçlarla tedavi etme yöntemidir. En eski tedavi şekillerindendir. İlaç olarak kullanılan tüm bitki çeşitlerini kapsar. Bitkiler taze, kuru, öz, tentür, su, kök, gövde, yaprak ve çiçek olarak yalnız başlarına veya birbirine karıştırılarak kullanılır. Fitoterapi özüyle bilge kadınlar ve halkın nesilden nesile ilerleyen hekimlik bilgeliği ile yaşamaktaydı fakat fitoterapiyi bilimsel anlamda tekrar dirilten hekim Dr. Henri Lecler’dir. Fitoterapi şu an ülkemizde hak ettiği değeri göremese dahi Almanya, İtalya, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinde Çin, Hindistan gibi uzak doğu ülkelerinde oldukça önemlidir. Devletlerin koruyucu hekimlik ve tedavide öncelikli başvurduğu yöntemlerdir. Fitoterapi bir tıbbi yöntemdir evvelden halk bu yöntemlere oldukça vakıftı fakat şimdi kapitalizm ve devlet anlayışı bu uygulamanın körelmesine ve yok olmasına yol açtı.

Fitoterapi

Bitkilerin iyileştirici olduğu doğrudur fakat doğru kullanılmadığında zehirli ve tehlikeli olabilmektedir. Biliyorsunuz ki zehirlerin etken maddesi de bitkilerdir, bu yüzden fitoterapik tedaviler kişinin yapısına göre değişmektedir.

Aroma terapi (güzel koku ile tedavi)

6000 yıllık bir geçmişe sahip olan aromaterapinin ilk olarak mumya yapımında eski Mısır uygarlığı tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Aynı dönemlerde, eski Çin uygarlığı tarafından da aromaterapi yağları ve bitkileri tanrıya olan şükranın bir ifadesi olarak kullanılmaktaydı. Aromaterapinin tedavi ve güzellik maksadıyla kullanımı ise ilk olarak eski Yunan medeniyetlerinde ortaya çıkmıştır. Roma İmparatorluğu devrinde aromaterapi banyo sonrası masaj teknikleriyle kullanım alanı buldu. Eski Romalılar aromaterapi yağlarını eski Arap ve Hint medeniyetlerinden getirtiyorlardı.

Aromaterpi özünde bir koruyucu hekimlik yöntemidir. Aromaterapi’nin kullanım alanı günümüzde kaybolmaya başlamış olmakla beraber bitkisel yağların tedavi edici yöntemlerine karşı üniversitelerde tekrardan çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.

Bitkilerin farklı yerlerinden –kabuk, yaprak, çiçek, meyve, tohum, sap, kök gibi– çeşitli yöntemlerle elde edilen kokulu yağlar uçucu özellik taşırlar. Yağlar, pek çok bitkiye verdikleri koku ile kimlik katan, fitokimyasal oluşumlardır.

Aroma terapi

Bitkisel yağlar yanıcıdır, alkol ve sabun içinde erir, su içindeyse ancak yüzde 20′ye kadar eriyebilirler.

Aromatik kokuların yüzyıllardır doğal tıp alanında kullanılmakta olması dolayısıyla, aromaterapinin bir fitoterapi branşı olduğu düşünülebilir. Ancak şifalı ot ile tedaviyi aromaterapiden ayıran temel farklılıklar vardır. Aromaterapi kapsamında kullanılan yağlar, şifalı bitki tedavisinde kullanılan bitkilerden kat kat fazla kuvvetlidirler çünkü tedavi esnasında kilolarca bitkinin özünün eldesi kullanılmaktadır. Yağlar buna rağmen pek çok aktif maddeyi de içermezler. Bu nedenle, aromaterapide kullanılan bitkisel yağın, aynı bitkinin şifalı ot tedavisinde kullanılanına göre farklı özellikler taşıması normaldir.

Aromaterapide kullanılan yağlar, aynı bitkinin kurusundan 100 kat daha fazla kuvvetlidir. Aromaterapinin başlıcası sandal ağacı, menekşe, karanfil, gül, yasemin ve lavanta bitkilerinden elde edilen yağlardan oluşmaktadır. Aromaterapinin özü psikolojik bir tedaviyi kokularla sağlayabilmektir ve bu tedavi ruhun onarıcıdır.

Ayurveda

Ayurveda için insanların hastalanmadığı uzun yıllar yaşadığı bir altın dönem olduğundan bahsedilir. Hint mitolojisine göre insanlar doğal yaşam alanlarını terk edip kozmik yasaları bozmaya çalışınca hastalıklar başlamıştır. Dönemin bilgelerinden olan Bharadvajayı, kendilerine yaşamın gizemini öğretmesi için tanrı İndraya gönderilir. Tanrı İndra ona hayatın gizemini öğretir bu bilgiye ayurveda denir. Vücut ve ruh arasındaki uyuma dayanan ayurvedaya göre insan, yaşamını tüm çevreyle uyum içinde sürdürmelidir. Hastalıklar bu uyumun bozulması ve yanlış düşünmekten kaynaklanır. Bir hastalığın tedavisi için yalnız bedensel değil ruhsal etkinin de anlaşılıp çözüme ulaştırılması gereklidir. Kısaca ayurvedaya göre fiziksel ve kimyasal belirtilerin tedavisi tek başına yeterli değil ruhsal tedavi ile bütüncül bir bakışın geliştirilmesi gerekli.

Ayurveda

Homeopathy

Grekçede “homeos” benzer, “pathos” hastalık demektir. Homeopati, “benzeri benzer ile tedavi etme” (similia similibus currentur) prensibine dayanır. Hastalık belirtileri aslında, hastalık ile savaşan vücutta meydana gelen değişikliklerdir. Klasik tıp bu belirtileri ortadan kaldırmaya çalışır; öksürüğü keser, ateşi düşürür, ağrıyı dindirir… Homeopati ise belirtileri olduğu gibi ele alır, vücudun savunma sistemine dair işaretler olarak görür, bastırmaya çalışmaz ve hastalığın başka bir düzlemde olduğunu savunur. Örneğin, yüksek tansiyon hastaları hayatları boyunca tansiyonlarını dengede tutacak ilaçlar kullansalar bile, genellikle kalp enfarktüsü, beyin kanaması gibi komplikasyonlar neticesinde hayatlarını yitirmektedirler. Bu ve benzeri durumlar, belirtileri ortadan kaldırmanın hastalığı iyileştirmediğini, hatta başka düzlemlerde daha fazla komplikasyona yol açabildiğini göstermektedir.

homeopathy

Homeopati kişiye özel ve bütüncül bir tedavi şeklidir.

Herkesin DNA sarmalı kendine özgüdür ve bu sarmal o kişinin fiziksel ve psişik özelliklerini belirler. Homeopatide her hasta için tamamıyla doğal maddelerden (bitkiler, mineraller, organik ürünler, doku ekstreleri…) tek bir karışım (remedi) hazırlanır. Homeopatik remediler sağlıklı kişilerde hastalığa özgü belirtiler oluştururken, hastalarda iyileşme aracı olur. Her remedi, bireye özgü belirtiler bütününe etki eder, çünkü her insanın vücudu ve hastalığı kendisine özgü belirtiler gösterir. Remediler maddelerin enerji verici özelliklerinden faydalanarak vücuttaki uyum ve dengeyi tekrar sağlar, savunma ve iyileşme sistemlerini güçlendirir; bir başka deyişle kişinin “yaşama gücünü” harekete geçirir. Remediler hastanın kendi gücüyle çalıştığı için yan etkisizdir; bebeklerde, hamilelerde ve yaşlılarda güvenle kullanılabilir.

Doğal hastalık – doğal iyileşme

Homeopatide kullanılan arnica, veratrum, lycopodium gibi bazı bitkiler Fitoterapi’de; belladona, kinin gibi bazı ilaç hammaddeleri klasik tıpta kullanılır. Homeopatik ilaçlar bu maddelerin enerjilerini açığa çıkaran “potansiyalizasyon” yöntemiyle hazırlanır. Bu ilaçlar ileri derecede sulandırılır ve mekanik enerjiye tabi tutulur.

Homeopatik ilaçların iyileştirme süreci, hastalıkların kendiliğinden iyileşme sürecine benzer. Önce kişide hastalığın bütün belirtileri görülür. Örneğin bir kişiye astım ve sedef hastalığı için “sülfür” remedisi verildiğinde astımı artmasa bile tıbbi ilaçlar ile baskılanmış sedef hastalığı alevlenecektir. Sonrasında zamanla hastanın hem astımı hem sedefi iyileşecek, yeterli dozda remedi alınmışsa hasta ömrü boyunca aynı şekilde hastalanmayacaktır. Homeopatideki kalıcı etki genellikle tek doz ilaç kullanımıyla sağlanır. Homeopatiden her türlü fiziksel rahatsızlıkta, ciddi kronik hastalıklarda, ruhsal bozukluklarda faydalanılabilir.
Yukarıda ele aldığımız homeopathy bölümü homeopathy derneğinden alıntı yapılmıştır kendilerine detaylı bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.

Bach çiçekleri ile tedavi

Kurucusu İngiliz bakteriyolog Dr. Edward Bach‘tır. Köken olarak homeopathye dayanan bach çiçekleri ile tedavi yönteminde sadece 38 bitkiden yararlanılır. İlkesel olarak ayurveda yani hastalıkların beden ile ruh ve doğa arasındaki uyumun bozulmasından kaynaklandığı benimsenmiştir. Bir hastalığın tekrardan tedavisi için bozulan uyumun sağlanmasının gerektiğini vurgular.

Bach bazı bitkilerin yüksek nitelikli olduklarından yola çıkar. Bu bitkilerin yayılan titreşimleri vücut ile ruh arasındaki uyumu sağladığından hastalığın süratle ve köklü olarak tedavi olacağını kabul eder. Bu tedavi yöntemi 1930’lu yıllardan bugüne giderek yayılmaktadır.

Not: Yukarda yazdığım tedavi yöntemlerine ek oldukça fazla doğal tedavi yöntemi var ve bunların her biri oldukça değerli ve emin ellerde yapıldığı vakit koruyucu ve tedavi edicidir. Fakat bu yöntemlerin hiçbir şekilde metalaşmaması ve sermayeleşmemesi gerekir. Çünkü sağlık ulaşılması gereken en temel insan hakkıdır.