“Beni kendime ördüğüm kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, 
farkındaydım. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır;
o, ölüm kozası bile olsa…” 

— Tomris Uyar

Kendi “öznelliğini” oluşturamamış, ataerkinin, erkeğin ya da “yasanın” kurallarını sorgulamadan kabul etmiş, toplum normlarını içselleştirmiş kadın, şüphesiz ki bir feminist değildir. Cinsiyetçiliğe karşı savaşan, sadece kadını değil ezileni, dışlananı, unutulanı, sömürüleni merkeze alıp hırpalananın haklarını savunup onun sesi olan feminizm her kadın tarafından benimsenmeyip, ne yazık ki desteklenmiyor.

Cinsiyetçilikten bihaber olan çoğu kişi feminizmi “erkek karşıtlığı” olarak algılayıp, erkeğin tekelinde olan toplum normlarını yaşatmak adına feminizme yaklaşmıyor ve olabildiğince stereotipik davranarak feminizmi benimsemiş, insanlık, eşitlik ve özgürlük adına çabalayan kesime “öteki” etiketini yapıştırıyor. Koltuktaki yerini sağlama almak isteyip güçsüzün üzerinde kurduğu tahakkümden taviz vermek istemeyen eril yasa, eşitlik ve özgürlük uğruna savaş veren feminist yaklaşımı bastırmak ve iş birlikçisi cinsiyetçi sömürüyü sivriltmek adına mevcut yasaları ve topluma sinmiş ideaları daha baskıcı bir üslupla dikte ederek üstünlüğünü sürdürme yolunda feminizme karşı direniyor.

feminizm 1

Ünlü psikanalist Jacques Lacan’ın kuramı üzerinden incelendiğinde, yükselen ses tonlarına ya da kalkan parmaklara boyun eğen kadın, benliğini oluşturamamış, “beden bütünlüğünü” tamamlayamayıp bir üst evreye geçememiş gibidir. Kadın kendini her zaman “ihtiyaç” evresinde görüp kendi kimliğini şekillendirememiştir. Anne-öteki (mother- (m)other ) ilişkisinde olduğu gibi “öznellik” kazanımı yolunda gelişen evreleri tam yaşayamamış ve dolayısıyla “anlam kaybına” maruz kalmamış kadınların, erkek tahakkümüne ses çıkarmayıp benlikleri uğruna savaş vermemeleri olası bir durumdur. Aksine bu kişilerin yaşadığı anlam kaybı, oluşturamadıkları benliklerinden kaynaklanmaktadır.

Kadınlığın, insanlığın daha sağlam bir zeminde ilerleyebilmesi için bireylere toplum tarafından empoze edilen kalıp davranışların ve fikirlerin eleştirilmesi ve benimsenmiş cinsiyetçi davranış ve söylemlerin terk edilmesi gerekmektedir. Bunun için de cinsiyetçi sömürüye sesini yükseltmeyen kadınlara, feminizmin “erkek karşıtlığı” anlamına gelmediği, eşitlik ve özgürlüğü savunduğu, kendi içlerinde besleyip büyüttükleri cinsiyetçilikle yüzleşmeleri gerektiği gerçeği anlatılmalıdır.

Phoebe Wahl
(Çizim: Phoebe Wahl)

Yıllardır süre gelen bu dava için yapılan bayrak yarışlarında rol alan kadın ve erkeklerin, feminizmin yoluna taş koymak isteyen erkeğin tekelindeki kitle medyasına, eril kapitalist kozmetik ve moda yatırımcılarına karşı çalışmalar yapmaları, feminist yaklaşımdan uzak durmayı seçen bireylere yönelik eğitici ve bilgilendirici etkinlikleri hayata geçirmeleri gerekmektedir. Yeterli eğitimi alamamış, evde hapsolmuş, din ve toplum odaklı yaşayıp kendine vücut bulamamış bireyler için akademik dili terk etmek ve böylesine “sığ” bir toplumun kurallarıyla körelmiş bireylere ışık olma yolunda toplumu hem araç hem de amaç olarak kullanmak gerekmektedir. Aynı zaman da sınıfsal ya da siyasi açıdan “ayrıcalıklara” sahip olan feminist kadınların Bell Hooks’un Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika kitabında bahsettiği “kız kardeşlik” şemsiyesi altında toplanmaları ve vazifeşinas bir tutumla ezilen ve sömürülen için destek olmaları gerekmektedir.

Erkeğin, yasanın, toplumun kural ve yargılarını sindiremeyip “…cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve baskıyı sona erdirmeyi amaçlayan…” (hooks,12) feminizmi destekleyenlerin, çeşitli nedenlerden dolayı ataerkinin onlar için “biçtiği” kimlikleri benimsemek zorunda kalan kadınlara yönelik ayakları yere basan, daha sağlıklı ve etkili yöntemlerle destek olmaları gerekmektedir.

Ataerkinin yeşerip hayat bulduğu ve yaşamını sürdüğünü erkek egemen toplumda çocuk yetiştirmek ise ayrı bir önemle vurgulanmalıdır. Çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de; feminizmin savaştığı toplumsal cinsiyetin baskıcı ve ezici rollerinin sonuçlarını olabildiğince çocuklara göstererek eşit ve özgür bireyler yetiştirilmesidir. Çocuklara baskı ya da şiddet değil sevgi aşılanmalı, toplumun onların olmasını istediği şekilde değil aksine özgür, kısıtlanmamış, kendi gibi olabilen, duyarlı ve sevgi dolu bireyler yetiştirilmelidir. Cinsiyetçi söylem ve tutumlardan uzak durulmalı, “Yasa”nın kurallarına eleştiriyle yaklaşıp sorgulayan, ezilenin yanında olan, baskıcıya karşı çıkan çocuklar yetiştirilmelidir.

Beyaz, heteroseksüel, Avrupalı erkeğin tahakkümü altındaki unutulmuş, susturulmuş, çürümeye bırakılmış işçi, çocuk, köle, kadın ve diğer ezilenlerin sesi olmak için feminizme kucak açmalıyız. Çünkü “feminizm herkes içindir.” (hooks,11)

Kaynak:
Hooks, Bell, Ece Aydın, Berna Kurt, Şirin Özgün, and Aysel Yıldırım. Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika. İstanbul: Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, 2012. Print.