Ana Sayfa Blog Sayfa 201

Üçüncü Kısa Film Kolektifi Festivali Başlıyor

Kısa film severlerin büyük ilgiyle takip ettikleri ve bu sene üçüncüsü gerçekleştirilen Kısa Film Kolektifi Festivali, 1-16 Mart 2018 tarihleri arasında Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Birbirinden önemli kısa filmlerin izlenebileceği festival kapsamında ayrıca, “Kolektif Muhabbet” adı altında sinemanın önemli isimleriyle söyleşiler ve “Görüntünün Yolculuğu” isimli fotoğraf sergisi de düzenlenecek.

Yurt içinde ve yurt dışında kısa film festivallerinde kaçırılan ya da tekrar izlenmek istenen kısa filmleri gösterime sunmak, amatör ve profesyonel sinemacıları aynı platformda buluşturmak amacıyla hayata geçirilen ve bu sene üçüncüsü düzenlenen Kısa Film Kolektifi Festivali, 1-16 Mart 2018 tarihleri arasında Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Kısa Film Kolektifi Festivali sayesinde kısa film severler, Filmmor, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, Uluslararası İstanbul Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali, Documentarist, Canlandıranlar, Sürdürülebilir Yaşam Filmleri, Woman Make Movies Seçkisi, Engelsiz Filmler Festivali Seçkisi, İzmir Kısa Film Festivali Seçkisi ve Kısa Film Kolektifi Seçkisi Festivali’nde gösterilen birbirinden güzel kısa filmleri izleme fırsatı bulabilecek.

Festival kapsamında ayrıca, “Kolektif Muhabbet” adı altında sinemanın önemli isimleriyle söyleşiler ve “Görüntünün Yolculuğu” isimli fotoğraf sergisi de düzenlenecek.

“Görüntünün Yolculuğu” sergisi ile görüntülerinin tarihsel yolculuğuna tanıklık edilecek

Kısa Film Kolektifi Festivali kapsamında 01-16 Mart 2018 tarihleri arasında Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilecek “Görüntünün yolculuğu” sergisi ile, kısa ve uzun filmleriyle tanınan görüntü yönetmenlerinin, hafızalarda yer edinen kareleri oluştururken geçirdikleri süreci, doğadan, sanattan, hayattan nasıl beslendiklerini ve bu etkinin filme nasıl yansıdığını görmek mümkün olabilecek.
“Filmlerde gördüğümüz görüntüye giden yol nerelerden geçer” düşüncesinden yola çıkılarak düzenlenen sergide Uğur İçbak’ın Av Mevsimi, Son Mektup ve The Cats, İlker Berke’nin Oyun İçinde Oyun, Gülen Gözler Matinesi, Sevdije Kastrati’nin Ninni ve Dönüş, Meryem Yavuz’un Salı filmlerinin görüntülerinin tarihsel yolculuğuna tanıklık edilebilecek.

“Kolektif Muhabbet” söyleşileri

2 Mart 2018 Cuma günü saat 20.00’da düzenlenecek Kıvanç Sezer’le “Kısadan Uzuna” söyleşisi (Söyleşi öncesi saat 18:00’da “Babamın Kanatları” ve “Kaç Para” filmleri izlenebilecek)

3 Mart 2018 Cumartesi günü saat 14.00’da Kısa İyidir ve Parazit Film’in kurucularından Heval Hazal Kurt ve Selçuk Ahmet’le “Kısa Üzerine Kısa Kısa” söyleşisi

3 Mart 2018 Cumartesi günü 15:00’ten itibaren Short by Short’un kurucusu Bulut Reyhanoğlu, kısa filmcilerle birebir görüşecektir.

3 Mart 2018 Cumartesi günü saat 15.00’da Gülen Gözler Matinesi ekibiyle Siz Ayrı Dünyaların İnsanısınız! Yeşilçam’dan Yeni Türkiye Sineması’na üzerine söyleşisi

4 Mart 2018 Pazar günü 15.00’da Murat Evgin’le, Sinema ve Müzik üzerine söyleşi

www.kisafilmkolektifi.com
http://kisafilmkolektifi.com/KFK2018.pdf

Nisan’da satışa sunulacak yeni yerli kripto para birimi: Sikke

0

Blok Zinciri’nin ufak bir parçası olan kripto para birimleri arasına dünya üzerinde her gün yeni bir birim katılıyor. Ülkemizdeki girişimciler tarafından üretilen yeni yerli kripto para birimi Sikke duyruldu. Nisan ayında satışa başlayacak olan Sikke’nin dijital cüzdanı açıldı.

Blok Zinciri gibi devrim niteliği taşıyan bir dijital buluşla birlikte Bitcoin’in yükselişi ardından sayısız kripto para birimi ortaya çıktı. Açık kaynak kodlu yazılımlara dayanan bu kripto para birimleri, girişim yapmak isteyen her ekibe ilham kaynağı oluyor. Ancak söz konusu para birimlerinin gerçek değerlerinin olabilmesi için sağlam temele dayandırılmış projelere ihtiyacı var. Bu nedenle çoğu kripto para birimi daha satışa sunulmadan rafa kalkıyor.

Yerli girişimler arasında adını çok sık duyacağımızı şimdiden söyleyebileceğimiz Sikke adında yeni bir kripto para birimi duyuruldu. Buradan ulaşacağınız resmi internet sitesinde duyurular yapmaya başlayan ekip, Sikke’yi Nisan 2018’de satışa sunacak. Gelin şimdi Sikke’nin detaylarına hep birlikte bakalım:

Neden ‘Sikke’ ismi ve dijital olarak ne anlama geliyor?

Anadolu’da bulunan ilk para biriminin adı Sikke, projenin ardında bulunan ekonomist Halil Erden ve bilgisayar mühendisi Mehmet Ali Tamaç’a ilham vermiş. Lidyalılar tarafından bulunması, tarihin ilk para birimi olması gibi imaj kaygısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir isim olarak göze çarpıyor. 2 yatırımcı uzmanı ile birlikte toplam 12 kişilik bir ekibin ürünü olarak proje uygulanmaya koyulmuş.

Kısaltması SKK olan Sikke platformunun açıklaması şu şekilde:

“Sikke, 4. nesil bir para ve aynı zamanda ileride gerçek paraların yerine geçebilecek kadar güçlü bir kripto varlıktır. Sikke tokenları; sikke mühendislerinin geliştirdiği çok güçlü, esnek, hızlı ve güvenli RowBlockChain blok zincir teknolojimiz ile üretilen elektronik para token’larıdır. Tüm sikke tokenları birbirine SHA256 (Secure Hashing Algorithm 256) ile üretilmiş Hash’lerle bağlıdır. Bir sikke tokenının doğruluğunu bir önceki veya bir sonraki sikke tokenı tasdik eder.”

Blok Zinciri alt yapısı zaten yukarıda sayılan özelliklerin çoğunu bir anda sağlıyor. Bu noktada yatırım amaçlı üretilen bir kripto paranın değer kazanabilmesi için küresel olarak açılmaya, tanıtıma ihtiyacı var. Ancak Sikke Platformuna ait remi web sitesi, “com.tr” alan adıyla ve yabancı dil desteği sunmamasıyla küresel olarak açılması zor gözüken bir proje olmuş. Bu nedenle sadece yerli yatırımcılar için üretildiğini varsayarsak, uluslararası borsalara girmemeyi göze aldıklarını düşünüyoruz.

Kaynak | sikke.com.tr | Alıntı | webtekno.com |

Tai Chi üzerine notlar

Tai Chi, Çin’in içsel dövüş sanatlarına verilen genel isimdir ve temelinde yin ve yang enerjisi olduğu söylenir. Yazımızda içsel dövüşmek ne demek ve bu nasıl bir sanat olmuş, form ve biçimlerle yapılan hareketlerin “sağlığa” olan etkisini işlemeye çalışacağız.

Tai Chi’nin temelinde yin ve yang olduğu söylenir dedik. Niye bunu söylenti olarak aldık? Çünkü bu şekilde deneyimlemedim ve sadece entelektüel olarak söyleyebiliyorum. Doğru mu değil mi bir fikrim yok. Ama hareket denilen şeyin kaynağına dair bir fikrim var ve bunu da (Tai Chi’yi) kapsıyor. Hareket, maddenin bir özelliği değildir. Maddenin verdiği bir tepkidir, o andaki ihtiyaca göre (Kimin ihtiyacına göre(?)). Yani, maddeye üst bir tesir geliyor ve madde üç boyutta ve göremediğimiz diğer boyutlarda hareket ediyor (?). Görememek? Düşünce gibi, Dua gibi, rüya gibi, içine doğma gibi, birçok örneği var. Peki, maddenin hareket özelliği yok. Ama her tarafımızda şeyler hareket ediyor, hatta cansız/hareketsiz bir şey yok diyoruz evrende? Çünkü gözlemliyoruz ve madde kendini var ediyor, hareketle. Senin gözlemin, diğer bir değişle senin dikkatin maddenin üzerinde olduğu için hareket ediyor. Bunu Quantum söylüyor. Peki, evrende hiç göremediğimiz yerler nasıl hareket ediyor ya da hareket ediyor mu?

Bilmem.

Çok yukarılara çıkmayalım, uzay evren galaksiler… Yere, toprağa, çamur ve Su’dan yaratıldığımız yere inelim.  Topraktan mı yaratıldık? İçimizde su mu var? Ateşli bir su değil mi? 36.5 derece sabit üç aşağı beş yukarı. Havası da var. Oh, dört elementi de bulduk içimizde.

Denge.

İçsellik şu anda en önemli konumuz. Dışsallıkla ilgileniyoruz. Burada bir köprü var arkadaşlar. Dış hep olacak. Kabuklar olacak, çok sonra kabuklar incelir de iç/dış birleşir o zaman başka şeyler yazarız ama şimdiki konu, içeriden dışarıya bakmak. Biz dıştan dışa bakıyoruz. Mesela kalçaların, göbeğin/kasların, göğüslerinle ilgili aynaya bakıp dışsallık üzerine yorumların yapıldığı bir bakış. Böyle bakılmasın demiyorum, böyle baktığının farkında olsak daha iyi olur diyorum çünkü içten dışa bakınca gördüğün şey başka oluyor. Seçimlerindeki nedenselliği görmeye çalışıyorsun.  Anlamaya çalışıyorsun, birleştirmeye hatırlamaya çalışıyorsun.

Gelelim Tai Chi’ye.

Kısaca anlatmaya çalıştığımız hallerde Tai Chi ne yapıyor? Kaba dualiteden içeri girme fırsatı veriyor bize. Kaba dualite dediğim iyi kötü gece gündüz diyerek anlatılan yin ve yang kavramı Tai Chi içinde. Hakeret, dualiteden dolayı oluşan ve sonunda değer farklanması yaratan bir eylemdir. Bu değer farkları birleşir ve tahterevallinin diğer ucunda birikir, bu birikmişlikler negatif de olabilir pozitif  liyakatlar da olabilir ve sonuçta karşınızdaki kutup HaVaYa kalkar. Bu kalkış kişinin realitesinin değişmesidir. Yani, bizim etrafımızdaki mekan bizim ihtiyaçlarımıza göre değişmiştir.

Bize dışla iç arasındaki dengeyi verir. Bedenin ahengini oluşturan, kökleri derinlerde olan bir kontrol hali verir. Uygulayıcıyı şimdiye çeker ve dışındakilerden içindekilere bakarsın. Hareketin kaynağını senin akışındır ve sadece bir şeye tepki vermek için çıkmamıştır o hareketler. Sana ait olanların dışarıdaki ifadesidir. Beden üzerinden yaşanılacak gelişim/ilerleme ve dönüşüm yollarında dikkat ekstra önemlidir çünkü fizik beden hazza çok yatkındır. Eğer Qi gongtan haz alıyorsa beden, içsel olarak sen bunun doğruluğunu onaylamışsındır zaten ve hayvan istediğini yapar. Onun seni üst merkezlere ahengle taşımasını beklerken o bu arada hareket eder gibi görünür ama haz almaya başlamıştır bile.

Günümüz insanlığına dostça tavsiye verecek olursak, hareket edin derim. Yoga / Tai Chi ne buluyorsanız yapın, hayata neden geldiğinizin sorusunun cevabını size vermeseler de arayışa başlamış olursunuz. Daha sonra konu büyük soruları geldiğinde ise, Ezoterizm size kendini açmaya başlar, işte orada ne hayvan vardır ne de başka bir şey. Sen, yukarının geleni olarak çeyiz hazırlarsın nefes aldığın sürece.

Işıkların içindeki Ahenge

Kapak Görselimengkit.deviantart.com |

Jurassic World’te Pteranodon’u “drone” olarak uçurmak ister miydiniz?

1

ABD’nin New York eyaletinde gerçekleştirilen Toy Fair 2018’de Jurassic World filminde gördüğümüz Pteranodon’un Drone oyuncağı tanıtıldı.

Küçüklüğünde siz de benim gibi ansiklopedileri, dinazorlar hakkında hayal kurmak için karıştıranlardansanız, bu haberi duyunca teknolojinin geldiği nokta çok hoşunuza gidecek. Amerika Birleşik Devletleri’nin New York eyaletinde bir süredir Toy Fair 2018 devam ediyor. Hasbro ve Mattel gibi büyük firmaların yeni ürünlerini tanıttığı bu fuarda bir süredir Jurassic World ile ilgili başka oyuncakların da tanıtıldığını yazmıştık.

Şimdi de filmde gördüğümüz (ve bir sonraki filmde de büyük ihtimalle göreceğimiz) Pteranodon türü dinozorun, “drone” oyuncağı tanıtıldı. Mattel’in tanıtım da yaptığı açıklamaya göre oyuncak 119.99 dolarlık bir satış fiyatına sahip olacak ve 15-20 dakika arasında bir uçuş süresine sahip olacak. Micro-USB üzerinden şarj edilen “drone”un ise her hangi bir uygulama üzerinden kontrol edilemeyeceği ancak kendi kumandası olduğu söyleniyor.

Üzerinde kamera olmamasına ve pahalı olmasına rağmen, özellikle de çok uzun zamandır bu tip “drone-oyuncak”ların daha fazla üretilmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle de hem çocukların hayal güçlerini geliştirecek hem de evcil hayvan beslemek istemeyen aileleri biraz olsun rahat ettirecek bu tip oyuncaklar keşke bizim çocukluğumuzda da olsaydı. Umuyoruz ki ilerleyen zamanlarda daha mantıklı fiyatlara sahip olanları da üretilecektir. Siz ne düşünüyorsunuz?

Alıntı: WebTekno

Arda Erel: “Kendimi sınırlandırmayı hiç sevmiyorum!”

Sosyal medya, onu sözleriyle tanıdı ve kısa bir sürede tüm sözleri çok beğenildi. “Senin İçin” ve “Arayış” kitaplarından sonra hedeflerine doğru koşan genç bir isimle beraberiz: Arda Erel! Genç yaşına rağmen birçok projesi var ve hayatında umutsuzluğa yer yok. Yeni kitabı “Kendine İyi Bak” kitabında da aslında engellerin kimseyi yıldıramayacağını, herkesin hayatına yeni bir sayfa açıp yoluna devam etmesi gerektiğini vurguluyor. Arda ile “Kendine İyi Bak” kitabını ve kariyer hedeflerini konuşuyoruz.

“Hayatımda birçok dönüm noktası var.”

Arda Erel kendini 3 kelimede ya da 3 cümlede nasıl tanımlar?

Pozitif, Çalışkan ve Dürüst kelimelerini kendim için söyleyebilirim.

Hayatta herkesin dönüm noktaları vardır ve eminin senin de birçok tane var. Sözlerinin kitaba dönmesinde Aşkım Kapışmak’ın da desteği vardı sanırım.

Hayatımda birçok dönüm noktası var. Yaşadığım ilişki sonrası geçirdiğim zor dönem bir dönüm noktası. Çünkü bu zor dönem sonrası yazdığım sözlerle internet ortamına geçiyorum. Aşkım hoca ile tanışmadan önce; sözlerin internette bir şekilde beğenilmesi, bir kitleye ulaşması ve bunların hiçbir şekilde pr desteği olmadan gelişmesi büyük bir dönüm noktası. Daha sonrasında Aşkım Hoca ile tanışmamız ve onun beni İnkılap Yayınevi ile tanıştırması bunu daha ileriye taşıyan bir gelişme oldu. Aslında kendimi yazar olarak görmüyorum, hobi olarak yaptığım bir şey.

“Yazar” kelimesi yerine başka bir şey kullanmayı düşünüyor musun? Çünkü 3 tane kitabın var ve bu yazarlık sonuçta…

O konuda da ekipçe çok tartıştık. Çünkü bir şeye konumlanmanız gerekiyor. Bir dönem “Fenomen yazar” dendi, ama sosyal medya fenomenliği de ayrı bir kulvar oldu. Çünkü 3 kitabın dışında şarkı sözleri de yazmaya başladım mesela. Ürünlerim ve hedeflerim fazla olduğu için sosyal medya fenomenliğinden dışta görüyorum kendimi. Yazarlığa daha yakınım sonuç itibariyle.

“Sözleri ilk yazmaya başladığımda, herkes beni 30 yaşında zannediyordu.”

Özgün olmak her zaman belki de aynı alandaki bir insanı parlatıyor, sözlerinin aforizmalarının bu kadar favori olmasını buna bağlayabilir misin?

Onun da etkisi vardır tabi. Sosyal medyada tabi ki çok söz paylaşan sayfa var. Bir de tabi ben ismimle ortada olduğum için, ismiyle internet dünyasında sözlerini paylaşan insan olmamasının da etkisi var. Ben paylaşımlarıma kişisel marka olarak başladığım için, insanlar beni ismimle fark etti. Mesela ben, bu akşam bile bir söz koyduğumda da okutabiliyorum, kitabımın olması dışında. Fikirlerimi paylaşmada kullanıyorum sosyal medyayı.

Sözlerini ilk olarak “Arda Erel” ismiyle mi paylaşmaya başlamıştın?

Bir 6 yıl kadar önce “Bir Dakika” ismiyle yazmaya başlamıştım sözleri. Sadece ağzımın göründüğü bir fotoğraf vardı ve insanlar bu sözleri yazanın kim olduğunu merak ediyordu. Hatta beni 30 yaşında falan zannediyorlardı. (Gülüyor) Ki hala öyle yanılmalar var.

Kitaplarını birer kişisel gelişim kitabı mı, psikoloji mi yoksa sözler bütünü olarak mı değerlendiriyorsun?

Ben biraz deneme tarzında yaratım yapıyorum. Kişisel gelişim kategorisinde yer alıyor aslında, pazarlamada sürecinde de o kategoride kullanılıyor. O sürece ben pek dahil olmasam da, ben deneme türünde yazınlar ürettiğimi düşünüyorum. Psikoloji diyenlerde var, ama psikolojiye ait bir bilgi donanımım yok. O yüzden psikolojiye dahil değil.

“Kendine İyi Bak” biraz daha kişisel gelişime yakın bence, çükü insanları geçmişi arkalarında bırakıp, geleceğe doğru adım atmaları için bir motivasyon da veriyorsun bence…

Biraz anda kalmanın, biraz da kendini sevme denen klişenin derinliklerinde çok daha fazla şeyin olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Daha önce, kendine iyi bakmanın kolay bir şey olduğunu ve ben de kendimi sevmiş olduğumu zannediyordum. Sonra baktım gördüm ki, kendini tanımak ve sevmek bambaşka bir serüven.

“İnsanın bir uğraşının olması, onu umutsuzlukan çıkarıp hedefine motive edebilir.”

Bir insan hayalini gerçekleştiremeyecek kadar umutsuzsa, onu ne motive etmelidir? Mesela bu kitap edebilir mi?

Edebilir tabi ki. Çünkü ben de bu kitabı mutsuzluk ve umutsuzluklarımdan çıkardıklarımla yazdım bu kitabı. Ben de umutsuz kalıp ‘kötü bir hayatım olacak, mutsuz olacağım hep’ de diyebilirdim. Ama bir şeylerle uğraştım. İnsanın bir uğraşının ve meşguliyetinin olması, onu umutsuzluktan çıkarıp, hedefine motive edebilir diye düşünüyorum.

“Kendine İyi Bak” kitabında; karşısına engel çıkan insanların yılmadan, yeni bir sayfayla yollarına devam etmeleriyle ilgili sözlerle ilerliyorsun. Kendine güvensiz insanlar çok mu sence hayatta?

Kendine güveni olmayan insan çok var bence. Zaten hiç kimse yüzde yüz özgüvenli kimse olamaz diye düşünüyorum. Ama her özgüven de aynı değil. Örneğin; yazı yazma özgüveniyle sahneye çıkma özgüveni ya da bir ilişkideki özgüven, bir değil mesela.

“Kendine İyi Bak” ile ilgili nasıl geri dönüşler alıyorsun?

Çok güzel dönüşler aldım. Instagram hikaye bölümünde çok paylaşımlar alıyorum ve bu beni çok mutu ediyor. Çok fazla olduğu için bazen göremediklerim de oluyor. Ama her güzel dönüşün farkındayım. Ünlülerden de paylaşımlar aldım, birçoğuna kitabı hediye de ettik.

En çok mutlu olduğun ya da o insanın hayatında bir farklılık yarattığın geri dönüş oldu mu?

Çok fazla geliyor tabi. Ama yakın zamanda şöyle enteresan bir gelişme oldu. 48 yaşında bir adam yayınevini arayıp, “Arda benim hayatımı değiştirdi. Lütfen onunla görüşmek istiyorum.” demiş. Bunu benden çok fazla zaman yaşamış bir insan ve baba söylüyor. Sözlerin altında yatan yaşanmışlıkları dinlemeyi isteyen çok insan var. Hepsine bire bir dönmem çok zor oluyor, ama elimden geldiğince dönüş yapmaya çalışıyorum.



“Çizimlerin, hayal gücünü ve üretkenliği beslediğini düşünüyorum.”

Bazı sözlerin altındaki çizimler, sözlerle bağlantılı şekilde mi?

O çizimlerin birçoğunu, telif haklarını satın alarak kitaba koyduk. Ben her zaman aynı şeyi yapmak isteyen biri değilim. Bir şey yaptıysam, bir öncekinden farkı olsun istiyorum. İlk iki kitabımda bulunmayan illüstrasyon fikri bana çok sıcak geldi. O çizimlerin, insanın hayal gücünü ve üretkenliğini beslediğini düşünüyorum. Bence kitaba ayrı bir hava getirdi ve güzel de oldu.

Sözlerinden etkilendiğin bir düşünür veya sevdiğin bir yazar var mı?

Belli başlı bir yazar aklımda çok kalmıyor, ama kitap okumayı her zaman seviyorum. Ama mesela; Zülfü Livaneli ve Orhan Pamuk’un ne zaman yeni bir kitabı çıksa hemen gider alırım. Klasikleri okumaya bayılırım. Her dönemin kendi bakış açılarını yansıtan eserlerini takip ederim. Popüler kültür de çıktığı zaman okumaya çalışıyorum.


Bugüne kadar seni etkilemiş bir film oldu mu? Sözlerini içererek bir film teklifi gelse ne düşünürsün?

Olabilir tabi ki, bunlar oturulur konuşulur. Ama benim film konusunda farklı hayallerim de var. Yazdığım senaryolar da var, ama yazımı süren bir romanım var. Onun hikayesi bana film tadında geliyor. Onu filmleştirmek gibi bir düşüncem var. Tabi romanın çıkışına da bağlı bu durum…

Bundan sonra söz yazarı olarak mı devam etmek istiyorsun, yoksa akında olan hikayeler varsa onları ortaya çıkarmayı düşünüyor musun? Kariyer planında yeni hedeflerin var mı?

Kendimi sınırlandırmayı hiç sevmiyorum, o yüzden her şeyi denemek istiyorum. Bir şeyler yazmaya tabi ki devam ediyorum, edeceğim de. Şu an okulum da devam ediyor. Reklamcılık okuyorum ve orada şirket kurmayla ilgili düşüncelerim de var. Belki bir oyunculuk deneyimi bile yaşayabilirim. Her şeyde profesyonel olamam tabi ki de, ama deneyip yapıp yapamadığımı test etmek istiyorum. Yazdığım birkaç şarkı sözü var, bu ara onları hayata geçirmeyi düşünüyoruz. İyi bir iş birliği olursa, o da yakın zamanda gerçekleşecek.

Arda Erel, Ankara Podium Avm’de hayranlarıyla buluştu…

Les Justes: Ötekinin Yüzü

0

1949 yılında Albert Camus tarafından Sartre’ın Les Mains Sales eserine cevaben yazılan Les Justes, 1905 şubatında Moskova’da bir apartman dairesinde Dük Sergei’e suikast girişiminde bulunmak isteyen çar rejimi karşıtı bir grup terörist üzerine kurulu bir tiyatro oyunudur. Gerçek bir hikayeye dayanmakta olan sevgi-ölüm, etik-ideal ikilemleri üzerinden ilerleyen bu oyun, adaletin tanımını yapmaya çalışırken bir yandan da kendilerini sorgulayan karakterlerin yaşamını anlatır. Birini öldürmenin belli şartlarda meşrulaştırılabilir olup olmadığını sorgulatır. Ancak en önemlisi, ötekinin yüzü üzerinden önemli bir diyalogu da beraberinde getirir.

Onur ve adalet için ölmekten bahseden, hayat, devrim ve şiirin birbiri içinde eridiğine inanan Kaliayev, oyunun ana karakterlerden biridir. Devrim, onun için hayata bir şans vermek gibidir. Dük Sergei’i öldürme fikri, her ne kadar onun hapse girmesine ve ölmeye mahkum olmasına neden olacak da olsa peşine düştüğü ideal dünyaya- içinde daha az sefaletin olduğu masumların ölmediği  bir dünyaya – erişme düşüncesiyle birleşince, bu fikir Kaliayev’in gözünde aklanmaktadır. O, Rusya güzelleşecek [La Russie sera belle], der ve bu da kendince en sonunda ona onurlu bir ölüm getirecektir. Bütün planlar yapılmışken dükün yanında küçük yeğenlerini gören Kaliayev (suikastı gerçekleştirecek olan kişi olarak seçilmiştir), bu çocukların yüzleriyle karşılaştığında görevinden o anlık için cayar. Bu iki yüz belki Kaliayev’e bir şeyler hatırlatır, mesela kendi çocukluğunu. Yani, bir nevi onların yüzü Kaliayev ile konuşmuş olur. Bu da Emmanuel Levinas’ı akla getirir. Onun için başkasının yüzüne bakmak etik bir durumdur. Ötekinin yüzü ile karşı karşıya geldiğinizde artık ona zarar vermemeniz/onu öldürmemeniz gerektiğini bilmeniz gerekir. Aynı şekilde, Kaliayev de anlam yüklediği bu iki yüze ideali uğruna zarar verecek bir şey yaparsa bunun sonuçlarıyla yüzleşemeyecektir.

Kaliayev belki iki kez daha öteki yüzlerle başka şekillerde konuşacaktır. İkinci perdede Dora, sevdiği kadın, ona kendisini mi yoksa adaleti mi ya da bağlı oldukları örgütü mü daha çok sevdiğini sorar. Kaliayev içinse hepsi aslında aynı şeydir. Sevdiği kadının yüzü, ona hayata yüklediği anlamlar üzerinden konuşur bu kez: Onunla aynı idealleri paylaşıp konuşan bir yüz. Eğer bu örgütün bir üyesi olmasaydım beni gene sever miydin diye soran Dora’ya bu kez de yalnızca evet demek isterdim diye cevap verir, ama severim diyemez, çünkü o yüz  artık başka bir çerçevenin fotoğrafı olmaya başlamıştır onun gözünde.

Dördüncü perdede Kaliayev, biraz gecikmiş de olsa sonunda gerçekleşen dükün ölümünden sonra parmaklıkların ardından bizimle buluşur. Yüzleşmesi gereken son kişi ise dükün karısı olacaktır, kocasının ölümü karşısında neredeyse aklını yitirme noktasına gelen bu kadının, Kaliayev’e ilk söylediği şey ise “Regard [Bak]”dır. Bu açıdan ilk olarak Kaliayev’den hesap soran dükün karısının sözlerinden çok yüzü olur. Artık onun yüzüne bakan bir kocası olmayacaktır, acısını paylaşamayacaktır, bir adamın ölümünün beraberinde başka ölümleri de getirmektedir. Bu bir nevi kendi ölümüdür de aynı zamanda. Her ne kadar Kaliayev, adalet arayışından bahsetse de dükün karısı için o idealleri olan bir genç değil, yalnızca bir katildir.

Les Justes, idealleri uğruna yok etmeye kararlı bir avuç gencin seçimleriyle yüzleşmesini ya da inkar etmesini okuyucularla/izleyicilerle paylaşır ve bize gösterir ki bu sözde yok etmeler, hiçbir amaca hizmet etmez, hiçbir şeyi değiştiremez. Bir yüzün ölümü çok daha fazlasıdır, yapıcılıktan uzaktır ve Kaliayev’in durumunda olduğu gibi kişinin kendi yıkımını da beraberinde getirir. Eğer gerçekten bir şeylere inanmak ve bu dünyayı güzelleştirmek istiyorsak, birbirimizi daha çok sevmeyi, birbirimize daha çok bakmayı öğrenmeliyiz.

 

Görsel üzerine not:

Kitabı okurken gözümde devrim peşindeki bir grup genci anlatan bir Godard filmi olan La Chinoise canlanmıştı. 

Kırkyama Kadın Dayanışması kuruldu: “Kadın mücadelesini çoğaltmak için yola çıkıyoruz”

0

Kırkyama Kadın Dayanışması, “Güçlenerek Değiştireceğiz, Mücadelemizi Büyüteceğiz” şiarıyla Suriye Pasajı’ndaki Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı’nda kuruluşunu ilan etti. Toplantının yapıldığı salona, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Yaşasın 8 Mart Yaşasın Kadın Dayanışması” yazılı pankart asıldı. Katledilen kadınların anısına yapılan saygı duruşuyla etkinlik başladı.

Kadın dayanışması ve mücadelesini anlatan sinevizyon gösteriminin ardından kuruluş metni okundu. Ardından etkinliğe katılan kadınlar söz alarak Kırkyama’nın kuruluşunu selamladılar.

Kırkyama Kadın Dayanışmasından Tuğçe Kesim kuruluş metnini okudu. Kadın mücadelesinin ihtiyaçlarını gören, kadınların tüm farklılıkları, çoğulculuklarıyla bir araya gelmesine, birlikte hareket etmesine ve güçlenmesini sağlayacağını vurguladı. “Yaşıyoruz, görüyoruz, biliyoruz. Dünyada ve Türkiye’de militarist, milliyetçi, ırkçı ve cinsiyetçi politikalar yükseliyor. Militarizm ve savaş çığırtkanlığı kadınların yaşadığı şiddeti gün be gün artırıyor. Milliyetçi-ırkçı politikalar kadınları baskı altına alma, susturma ve erkeklerin çıkarına değerler yaratma işlevi görüyor. Dini referanslar kullanılarak erkek egemenliği güçlendiriliyor, kadınların konumu zayıflatılmaya çalışılıyor; ama bu durum karşıtını yaratıyor. İçinde yaşamak zorunda bırakıldığımız sisteme en büyük, en güçlü itirazlar kadınlardan geliyor” dedi.

Kadınların isyanına güç katacaklarını belirten Tuğçe, değiştirme ve dönüştürme mücadelesini büyüteceklerini vurguladı. Giderek güç kaybeden neoliberal kapitalist sistemin yarattığı ekonomik krizin, sömürünün, yoksulluğun ve işsizliğin katmerlenmesine yol açtığını söyledi. Patriarkal kapitalizme karşı mücadeleyi büyüteceklerini belirten Kesim, kadın emeğinin değerini savunacaklarını ve yükselttikleri talepleri sahipleneceklerini belirtti.

Son olarak kadınların hayatlarını savunmasının meşruluğuna değinen Tuğçe şu şekilde metni sona erdirdi: “Sistematik hale gelen cezasızlığın erkeğin şiddetini özendirdiği bu koşullar kadınların özsavunma hakkını gerekli ve meşru kılıyor. Kadınların hayatlarına sahip çıkma mücadelesinin; erkek şiddetine, devlet şiddetine, faşizmin her türlü uygulamasına karşı kadınların isyanının; özsavunmasının geliştirici gücü olacağız. En güçlü özsavunma biçimi olan kadınların birleşik gücünü, dayanışmasını öreceğiz. Şiddetten uzak, güvenli, eşit ve özgür yaşam kurma mücadelesini kararlılıkla yükselteceğiz. “

Kuruluş metninin ardından “Yaşasın Kadın Dayanışması”, ”Dünya Yerinden Oynar Kadınlar Özgür Olsa” sloganları atıldı. Daha sonra etkinliğe gelen kadınlar söz alarak kadınları mücadeleye, sokaklara, alanlara davet ettiler. Yaklaşan 8 Mart’a vurgu yapan kadınlar erkek devlet şiddetine karşı 8 Mart’ta sokaklarda olacaklarını vurguladılar. Etkinlik halaylar çekilerek sona erdi.

Deklarasyon metninin tamamı ise şu şekildeydi:

Kadın Mücadelesini Çoğaltmak İçin Yola Çıkıyoruz

Kırkyama Kadın Dayanışması olarak kadınların varoluşuna, hayatına, özgürlüğüne ve kimliğine yönelik saldırıların şiddetlendiği, kazanımlarının yok edilmeye çalışıldığı tarihsel bir kesitte yola çıkmış bulunuyoruz. Dönemimizin özgün şartlarında feminist mücadeleyi çoğaltmak, kadın dayanışmasını ve örgütlülüğünü güçlendirmek temel amacımız. Kadınların tüm farklılıklarıyla, tüm çoğulculuklarıyla bir araya gelmesine, birlikte hareket etmesine ve güçlenmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Kadınların her türlü baskıya, şiddete, sömürüye ve savaşa karşı direnirken özneleşmesinin; değişip ve dönüşerek yeni bir yaşamı kurmasının birer parçası olmak istiyoruz.

Kırkyama Kadın Dayanışması olarak kırkyamanın farklıların bir aradaki uyumundan, zenginliğinden ve deviniminden esinlendik. Kadınların farklılıklarıyla beraber ortaklaşabilme gücünün büyüsüne kapıldık ve kendimizi böyle adlandırmak istedik.

Mücadelemize sıfırdan başlamıyoruz. Gücümüzü kadınların eşitlik özgürlük mücadelesinin doğduğu andan itibaren yarattığı tüm değerlerden alıyoruz. Coğrafyamızdaki kadın hareketinin bütün tarihini kendi tarihimiz sayıyor saygı ve minnetle sahipleniyoruz. Kırkyama için yola çıkan kadınlar olarak çoğumuz, 1980 sonrası yükselen kadın hareketine değebildik, bize sundukları teorik bakış açısından ve yarattıkları değerlerden, eylemlerden etkilendik. Hem kendimizi hem de hayatı değiştirip dönüştürmenin gücüne varabilmenin ışığı oldular.

1987 yılında kurulan Demokratik Kadın Derneği’nin bizler için özel bir önemi oldu. İçinde çeşitli kadın gruplarının birlikte mücadele ettiği Demokratik Kadın Derneği, sosyalist hareketin içinde bağımsız kadın örgütlenmesini yaratma çabası anlamında önemli deneyimler yarattı. Dernek kapatıldıktan sonra günümüze kadar pek çoğumuz kesintisiz ve soluksuz olarak, işçi ve emekçi kadınlarla çalışmalar yürüttü, yoksul mahallelerde Kadın Dayanışma Derneklerinin kurulmasına öncülük etti, ev eksenli çalışan kadınların hayatlarına dokunmaya çalıştı, gündelikçi kadınların örgütlenmesi çalışmalarında yer aldı, üniversiteli ve liseli genç kadınların dayanışma örgütlerinin kurulması için çaba harcadı.

Yaşamın hareketliliği, etkileşimli hali, dönüşümü, mücadelemizin de düz bir çizgide ilerlemediğini gösterdi bize. Tarihsel kazanımların kalıcı olamayabileceğini, farklı saldırılarla karşı karşıya kalabileceğimizi yaşayarak görüyoruz. Mücadelenin talep ve ihtiyaçlarının değişebileceğini, farklı etkileşimlerin hepimizin ufkunu her geçen gün daha da genişletebileceğini de deneyimliyoruz. Dönemimizin özgün şartlarına uygun, kadın mücadelesinin ihtiyaçlarını gören, kadınların tüm farklılıkları, çoğulculuklarıyla bir araya gelmesine, birlikte hareket etmesine ve güçlenmesine hizmet edecek Kırkyama Kadın Dayanışmasını kuruyoruz.

Yaşıyoruz, görüyoruz, biliyoruz: Dünyada ve Türkiye’de militarist, milliyetçi, ırkçı, dinci ve cinsiyetçi politikalar yükseliyor. Militarizm ve savaş çığırtkanlığı kadınların yaşadığı şiddeti gün be gün artırıyor. Milliyetçi-ırkçı politikalar kadınları baskı altına alma, susturma ve erkeklerin çıkarına değerler yaratma işlevi görüyor. Dini referanslar kullanılarak erkek egemenliği güçlendiriliyor, kadınların konumu zayıflatılmaya çalışılıyor. Ama bu durum karşıtını yaratıyor. İçinde yaşamak zorunda bırakıldığımız sisteme en büyük, en güçlü itirazlar kadınlardan geliyor. Kadınların isyanına güç katacağız, değiştirme ve dönüştürme mücadelesini büyüteceğiz!

Çökmekte olan neoliberal kapitalist sistemin yarattığı ekonomik kriz sömürünün, yoksulluğun ve işsizliğin katmerlenmesine yol açıyor. Kadın emeği en ucuz, en güvencesiz konuma itiliyor. Kadın yoksulluğu büyüyor. Kadınların eve, erkeğe, aileye bağımlığı artıyor. Patriarkal kapitalizme karşı mücadeleyi büyütecek, kadın emeğinin değerini savunacağız, yükselttiği talepleri sahipleneceğiz!

Sermayenin gözü dönmüş kar hırsı içinde yaşadığımız dünyayı yok ediyor; havayı, suyu, toprağı, yeşili talan ediyor. Doğa ve ekolojik sistem insanlık tarihi içinde hiç olmadığı kadar tehdit altında. Kadınlar olarak, doğanın ve yaşam alanlarımızın korunması mücadelesini yükselteceğiz!

İçinde yaşadığımız şiddet yüklü, ayrımcı, erkek egemen politik ve kültürel ortam farklı cinsel yönelimlere dönük nefret dilini, davranışını pekiştiriyor. LGBTİ+’leri hedef alan nefret cinayetleri artıyor. LGBTİ+’lere yönelik heteroseksist yaklaşıma, her türlü şiddete karşı koyacağız.

İktidarın kamusal ve özel yaşamı dinselleştirmesi kadınların yaşamı üzerinde devlet ve erkek tahakkümünü artırıyor. Dini, muhafazakar politikalar ve söylemler kaç çocuk doğuracağından, nasıl giyineceğine; ne zaman sokakta olabileceğinden, nasıl gülebileceğine kadar kadınların yaşamına ve bedenine müdahale ediyor. Geleneksel kadınlık rolleri yüceltiliyor. Kadınlar, “Makbul kadın”, “Makul kadın” kimliklerine zorlanıyor. Evde, işte, sokakta ne yapacağımıza devlet, ya da onun sosyal hayattaki temsilcisi erkek karar veriyor. Erkeklerin, kadın bedeni, emeği, kimliği üzerindeki denetimi güçleniyor. Yaşamımız, bedenimiz, emeğimiz üzerindeki söz ve karar hakkımızı savunacağız!

Kadın düşmanlığını pompalayan politikalarla erkek şiddeti yükseliyor. Kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz saldırıları artarak sürüyor, failler mahkemelerden “saygın tutum”, “iyi hal” indirimleri alarak cezasız kalıyor. Sistematik hale gelen cezasızlığın erkeğin şiddetini özendirdiği bu koşullar kadınların özsavunma hakkını gerekli ve meşru kılıyor. Kadınların hayatlarına sahip çıkma mücadelesinin; erkek şiddetine, devlet şiddetine, faşizmin her türlü uygulamasına karşı kadınların isyanının; özsavunmasının geliştirici gücü olacağız. En güçlü özsavunma biçimi olan kadınların birleşik gücünü, dayanışmasını öreceğiz.

Şiddetten uzak, güvenli, eşit ve özgür yaşam kurma mücadelesini kararlılıkla yükselteceğiz.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali Onur Ödülleri Belli Oldu!

Ankara Uluslararası Film Festivalinde Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından verilen onur ödülleri bu yılki sahiplerini buldu. “Aziz Nesin Emek Ödülü” Menderes Samancılar’a, “Sanat Çınarı Ödülü” Rüştü Asyalı’ya, “Kitle İletişim Ödülü” sinecine Sinema Araştırmaları Dergisi’ne, 19 Nisan’da MEB Şura salonunda gerçekleştirilecek açılış töreninde takdim edilecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleştirilecek olan festivalde dünya sinemasından en yeni filmler, ulusal yarışmalar, özel gösterimler, çocuklar ve yetişkinler için atölyeler ile konserler sinemaseverlerle buluşacak. Festival süresince Sinemada 68 Kuşağı paneli ve afiş yarışması sergisi de düzenlenecek.

Aziz Nesin Emek Ödülü / Menderes Samancılar

Sanatçı hem başrollerde hem de yan rollerde ortaya koyduğu oyun gücüyle sanat yaşamına pek çok film ve ödül sığdırdı. Hayatını kazanırken fabrika işçiliğinden şoförlüğe emeğin her türlüsünden beslenip, sinemada herkesin biraz kendini bulduğu samimi ve derin karakterler yarattı. Sıcak ve hüzünlü bakışlarıyla yüreklerini titrettiği seyircisinin avucuna sanat emeğini usulca koymayı başarabilmiş bir sanatçı olduğu için, Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı “Aziz Nesin Emek Ödülü”nün Menderes Samancılar’a verilmesini kararlaştırdı.

Sanat Çınarı Ödülü / Rüştü Asyalı

Sanat yolculuğuna oyuncu, yazar, yönetmen ve seslendirme sanatçısı olarak devam eden Rüştü Asyalı, toplumsal ve sanatsal hassasiyetleriyle sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak yer aldı. Televizyon dizileri ve kültür-sanat programlarıyla geniş kitlelerle buluşan sanatçı, sanat eğitimcisi olarak pek çok gencin yetişmesini sağladı. Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı “Sanat Çınarı Ödülü”nün çok yönlü, üretken, duyarlı, yaratıcı, aydınlık ve özgürlükçü bir sanat vizyonunu yaşatıp, kendinden sonraki kuşaklarla cömertçe paylaştığı için kıymetli sanatçı Rüştü Asyalı’ya verilmesini kararlaştırdı.

Kitle İletişim Ödülü / sinecine: Sinema Araştırmaları Dergisi

Yılda iki kez yayınlanan sinecine: Sinema Araştırmaları Dergisi Türkiye’de akademik alanda bilimsel ve hakemli ilk sinema dergisidir. sinecine, Türkiye’de film araştırmalarının kurumsallaşmasında ve Türkiye sinemasının farklı yaklaşımlarla tartışılmasında önemli bir mecra olmuştur. Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı “Kitle İletişim Ödülü”nü, sinema alanına akademik anlamda saygınlık getirdiği, sinema sevgisini yaydığı ve sinema akademisyenleri ile tüm sinemaseverlere önemli bir kaynak olduğu için sinecine: Sinema Araştırmaları Dergisi Yayın Kuruluna verilmesini kararlaştırdı.

Bazı karıncalar, yaralanan dostlarına ilk yardım müdahalesinde bulunuyor!

Afrika’da yapılan bir araştırma, ilk defa sağlık müdahalesinde bulunan bir hayvan türünün keşfedilmesini sağladı. Her zaman çalışkanlıklarıyla bilinen karıncalar, ilk yardım konusunda da kendilerini geliştirmişler.

Afrika’ya özgü Matabele karıncaları, zaman zaman termitler tarafından saldırıya uğrayarak zarar gören bir türdür. Geçtiğimiz yıl yapılan araştırmalarda Matabele karıncalarının saldırıya uğradıktan sonra yaşadıkları yeri değiştirdikleri ortaya çıkmıştı. Bu bile şaşırtıcı bir olayken yeni keşfedilen bir durum, karıncaların gerçekten gelişmiş canlılar olduğunu ortaya koydu.

Bu karıncaların ve termitlerin savaş yaptığı alanları inceleyen uzman Erik Frank, saldırı bittikten sonra karıncaların birbirlerini tedavi etmeye çalıştıklarını gözlemledi. Saldırı bittikten sonra yuvalarına geri dönen karıncalar, yaralanan karıncayı sistematik bir şekilde sırtüstü yatırıp, yaralanan bölgeyi 4 dakika boyunca yalayarak tedavi etmeye çalışıyor. Aynı zamanda yaralı bacağı da havada tutmaya çalışan karıncaların bu eylemi tıpkı bir doktoru andırıyor.

Bu ilk yardım eylemi, insanlar dışında sağlık uygulamasını böylesine sistematik bir şekilde yapan ilk kayıt olarak tarihe geçti. Frank ve arkadaşlarının bir dergide yayınladıkları makalede “Böylesine bir ilk yardım uygulamasını ilk defa görüyorum. İnsan dışında hiçbir varlığın böyle sistematik bir tedavi şekli uygulayacağına ihtimal vermezdim.” sözleri geçti.

Frank, araştırma yapmak için bir laboratuvarda ortam hazırladı. İçine yapay karınca yuvaları yerleştirdiği ortamda bulunan mini kameralar, hareketi algılıyordu. Karıncaları izlemeye başlayan Frank, ilginç görüntüler kaydetti. Yaralı arkadaşı olduğunu anlayan karınca sinyal vererek, yaralı sayısının en az 2 katı kadar sağlam karınca çağırıyordu.

Deneysel olarak yaralanan ve müdahale edilmeyen karıncaların %80’i 24 saat içinde ölüyordu. Ancak karıncalar tarafından ilk yardım uygulanan karıncaların sadece %10’u ölmüştü. Bu büyük bir başarıydı. Daha sonra yaralı karıncaları müdahale etmeden steril bir ortama taşıyan deney ekibi, karıncaların yine ölmediklerini gözlemledi. Yani ölüm nedeni enfeksiyon olabilirdi ve karıncaların bu “yalama” ile yaptıkları ilk yardım işlevi, yaranın enfeksiyon kapmamasını sağlıyordu.

Hayvanların çoğu kendi yaralarını tedavi etmek için çeşitli yöntemler kullanıyorlar. Ancak bir başkasını tedavi etmek çok zor rastlanan bir durum. Bu karıncaların yaptığı sistematik ve işe yarayan ilk yardım ise tarihte ilk olarak görülüyor.

Alıntıwebtekno.com |

Dance in Berlin in a nutshell; Corpus Nil: Eingeweide

Black light, a covered something down on the ground hanging from a crane arm. This something is moving under cover. Until it comes out, 1/3 of whole period. 2/3 part, dim light image; a robot looking at audience, looking, moving up and down with its arm. 3/3, a robot arm on the back of the performer. He is bend-over on the ground. Robot is continuously touching him, like a whipping move. He is coming closer to audience. So slow. We even did not get when he came all close. Mainly, moving arms and down and a generous move show head, neck and shoulders.

Or…

Is this a kind of butoh or improvisation performance? Who is moving under the cover? If this is a performance with AI, is it a robot? Are the moves connected with blue light? Who is controlling? Is it independent? Is this a whole robot performance or is there a human body out there? Is an arm robot or no? Do we need robots for performances? Is it an object or a partner? Is it controlling him or does he have any effect on its moves? What is the relationship between them? Is it a he or she? Does this matter?

Valuable contribution to development of integration AI into performance world. Keep digging. Keep searching. Keep moving.

Corpus Nil: Eingeweide by Marco Donnarumma, CTM 2018 Turmoil Festival, February 2018, HAU Hebbel am Ufer, Berlin, Germany

 

Concept, music, programming, robotics, light, performance: Marco Donnarumma
Stage and choreography: Marco Donnarumma, Margherita Pevere
Robotics visual design and costume: Ana Rajcevic
Robotics 3D modelling and engineering: Christian Schmidt
Artistic consultancy: Margherita Pevere
Live audio mastering: Dadub Studio
Additional programming: Alberto de Campo
Scientific partner: Neurorobotics Research Laboratory, Beuth Hochschule
Light technology: Protopixel

*This writing series is a collection of Müge Olacak during her research in Berlin, 2018.

Cover photo from Marco Donnarumma web site.