Ana Sayfa Blog Sayfa 200

Türkiye’de bulunan ve bir dönem hayvanların bırakılıp ölümlerinin izlendiği “Cehennem Geçidi”nin sırrı belli oldu!

0

Denizli’de bulunan Pamukkale’deki antik şehir kalıntılarının arasında, Frigyalıların kullandıkları bir mağara da bulunuyor. Bu mağaraya o dönem girenler sağ çıkamıyorlardı ve burası adeta bir idam merkezi olmuştu. Frigyalılar gitti fakat “Cehennem Geçidi” olarak nam salan bu yer hâlâ ölümcül. Peki neden?

Antik Roma medeniyetlerinden olan Frigyalılar, günümüzden yaklaşık 2200 yıl önce Anadolu topraklarındaydılar. Ege Bölgesi’ne şehirleştiler, kolezyumlar, caddeler ve sokaklar inşa ettiler. Ancak bazı yapılarını da coğrafi ve jeolojik özelliklere göre şekillendirdiler. Öreğin son derece ölümcül olan bu mağara gibi.

Yeraltı dünyasına açıldığına inanılan bir mağara, hala bilim insanlarının kafasını kurcalıyor. Dönemin rahipleri, bu mağara etrafında bulunan halkın izleyeceği şekilde içeriye hayvanlar gönderiyorlar ve ölümlerini izliyorlardı. Şimdi ise ülkemizde bulunan bu gizemli yapının gerçekten de neden ölümcül olduğu anlaşıldı.

7 yıl önce Salent Üniversitesi’nde görevli arkeologların ülkemizde yürüttüğü çalışmalar sonucunda keşfedilen mağara, Pamukkale’deki Antik Frigya dönemine ait Heirapolis kentinde bulunuyor:

Burada rahipler tarafından mağaraya gönderilen hayvanların gönderilme amacı da dini bir ritüel. Antik dönemde inanılan tanrılardan birine kurban ediliyorlar ve sembolik olarak, Pluto Gate (Pluto Geçidi) adındaki bu yerden ölüme teslim oluyorlardı.

Rahipler, etrafı saran insanların oturdukları arenada, mağara kapısından çıkan dumanla hayvanların ölümlerini gösteriyorlar ve böylece bir inanç mucizesi yaşanmış oluyordu. Çünkü boğalar bile bu dumanın ölümcüllüğüne dayanamıyor ve can veriyorlardı. Peki böylesine esrarengiz bir olaya neden olan şey neydi?

Cevap: Karbondioksit!

Yunan tarihçi Strabo (MÖ 64 – MS 24), burayla ilgi şu sözleri kayıt altına almış:

“Bu alan çok pis, puslu ve yoğun bir havayla dolu. Öyle ki zemini bile göremeyebilirsiniz. İçeriye giren herhangi bir hayvan derhal ölümle yüzleşiyor. Bıraktığım birkaç serçenin de son nefesini verip son düşüşlerini yaptıklarını gördüm”

Araştırmacıları yıllardır uyaran ve harekete geçiren şey de Strabo’nun bu sözleri oldu. Onlar da tıpkı Strabo gibi binlerce yıl sonra kuşlarla deney yaptılar ve kuşların bazılarının havadayken boğulduklarını, ölüp yere düştüklerini gözlemlediler. Almanya’daki Duisburg-Essen Üniversitesi’nde görevli olan volkan uzmanı Hardy Pfanz, bölgenin altında büyük bir volkanik gaz merkezi olduğunu belirtiyor.

Yer altı tanrıları Pluto ve Kore için inşa edildiğini gösteren yazıtlar:

Ekip, mağaraya bağlı olan arenadaki karbondioksit seviyelerini ölçtü ve havadan biraz daha ağır olan bu gazın, arena zemininden 40 cm kadar yükseliğe uzanan bir göl oluşturduğunu gözlemlediler. Bu göl, güneş ışınları vasıtasıyla buharlaşıyor ve geceleri serin havada tekrar yoğunlaşıyordu. Mağaranın derinlerine gidildiğinde bir insanı bile öldürecek kadar yoğun bir karbondioksit miktarı açığa çıkıyor. Karbondioksit seviyeleri %86 ila %91’e kadar yükselebiliyor.

Buranın antik dönemde önemli bir turizm merkezi olduğunu söyleyen ekip, arena çevresinde insanların kuşlar, böcekler ve ufak canlılar satarak geçindiklerini belirtti. İnsanlar buraya kendi aldıkları canlıları da salarak bir nevi ibadet ediyorlardı. Rahipler ise kısa sürelerde nefeslerini tutarak mucizeye ortaklık yapıyorlardı.

Pamukkale’de bulunan bu bölgeyi dilerseniz ziyaret edebilirsiniz.

Kaynaksciencealert.com | Alıntı | webtekno.com |Antri

Terapi olarak Sanat: Fototerapi ve Terapötik Fotoğraf

0
Kolaj -Galata Fotoğrafhanesi – Otoportre Çalışma Grubu – 2017

Zihnimiz, olgusal ve duygusal durumları yaşadığımız psikolojik süreçleri çok bireysel bir yerden; hafıza, hatırlama edimleri üzerinden şekillendirir. Hatırlamak için sanat alanının sunduğu olanakları kullanarak; bir imgeyi, sahneyi, olayı zihnimize  yerleştirebiliriz. Aile albümleri, hatıra fotoğrafları, akşam yemeğinde arkadaşlarımız, ilk dansımız, kumların üzerine düşen sevgili gölgesi, mezuniyetlerimiz, ilkokul koro gösterilerimiz; hepsi anları dondurmak ve kişisel olanı unutmamak içindir. Barthes’ın Camera Lucida’da kullandığı; fotoğrafta ilk dikkat çeken, ‘’izleyiciyi delen geçen’’ olarak açıkladığı Punctum [i] kavramı da bu kişiselliğe, kişisel sürece temas eder. Sanatla; hatırlama ve hafıza üzerinden kurulan ilişki de neyin hatırlanıp neyin unutulabileceğini gösterir. Hafızanın içerisinde neyin muhafaza edildiğini; tarihte bir kişiye, bir olaya ya da bir ana odaklanarak fark edebiliriz. Hatırladıklarımız kimi zaman bir fotoğraf karesinde gördüğümüz, bizi delip geçen ya da rahatsız eden ayrıntılar kadar belleğimize yerleşmiştir. Bizi o fotoğraf karesine çeken şeyi,  diğer fotoğraflar yerine o fotoğrafı, diğer ayrıntılar yerine o ayrıntıyı, diğer kadrajlar yerine o kadrajı seçmişizdir. O karenin, fotoğrafın bize hissettirdiği şey umut da olabilir, elem de. Hatırlama, aynalama ve yüzleşme sağaltmanın ilk aşamalarından sayılmaktadır. Yüzleşme veya hatırlama pratikleri kişiden kişiye değişebilen süreçlerdir. İşte bu noktada, kişisel olarak belirli bir durumun ve anın; bir fotoğraf karesi üzerinden bize kişisel olarak ne hatırlattığını terapi sürecimiz sırasında, terapistimizin de yönlendirmesiyle, fototerapi yöntemi uygulayarak ortaya çıkarabiliriz. O kadrajın içerindekiler, fotoğrafın bizi çeken ayrıntıları, içeriye aldıklarımız ve dışarıda bıraktıklarımız; bu anlar üzerinden bize bir şeyler söylemeye başlar.

Sanat tıpkı meditasyon gibi içimizdeki kaosu, karmaşayı derlemeye ve toplamaya yardımcı olur. Yöntemsel olarak sanat terapisi ya da fototerapi kullanarak bir danışmanla çalışmayı seçebileceğimiz gibi; fotoğraf, resim ve diğer sanat biçimlerini öz yardım aracı olarak da kullanabiliriz. Ya da kendi sürecimizi yöneterek terapötik fotoğrafa yönelebiliriz. Tam da burada, kendi deneyimimden yola çıkarak; öz yardım ve sağaltma aracı olarak kullanılabilecek, terapötik süreçler ve terapötik fotoğraf alanına değineceğim.

Terapötik fotoğrafçılık; bireylerin kendi görüşleri, buluşları veya ‘sanatsal beyan’ amaçları doğrultusunda ve/veya kişisel, politik, sosyal değişim yoluyla kendi gelişimlerine ve kendilerini bulma yollarını keşfetmelerine yardımcı olan ve herhangi biriyle istişare yapmaksızın gerçekleştirilen bir sanat terapisi yöntemidir.  Bu yöntemin en iyi özelliklerinden biri, süreci öz sağaltma aracı olarak kullanabilmektir. Fototerapi ile birlikte yürütülebilecek bu süreç;  kendi görüntümüze odaklanmamızı sağlayan, sağaltıcı, yaratıcı benliğin serbest bırakılmasını içeren terapötik bir yöntemdir. Genel olarak terapötik süreçlerin merkezinde bireyin kendini güvende hissetme ihtiyacının karşılanması vardır. Bu ihtiyaç, güvenli ortam oluşturularak duygusal boşalımı ya da katarsisi kolaylaştırmaya yarar. Travmalar ile yüzleşmek çoğu zaman kolay süreçler değildir. Görsel anlatım travma geçiren bireyler için değerlidir, çünkü post-travmatik süreçte semptomlar çoğunlukla rahatsız edici, tetikleyici imgeler içerir. Bu imgelerin yerine başka imgeler yerleştirme, iyileşme süreçlerinde fotoğrafın bir uzman tarafından verilen yönergelerle dışa vurumcu sanat terapisi modelinden el alarak kullanılmasıyla ya da kendi iç yolculuğumuzdaki ‘iç gerçeklik’ keşiflerimizle, anlamlandırmalarımızla, kendi iç motivasyonumuzla  mümkündür.

Jo SpenceandRosy Martin,
Phototherapy
(Infantilization – Zihin / Vücut), 1984

Kendini keşfetme; terapötik süreçler için ilk aşamalardan biridir. Keşif sürecinde, kimliğin farklı bölümlerini keşfetme konusunda sanatın, otoportrelerin aynalayıcı işlevi, aynı zamanda iyileştirmeye giden yolda bizim rehberliğimizi de yapar. Bu dönemde yapılan yaratıcı alıştırmalar ve fotoğraf tarihinde fototerapi tekniğini kullanmış fotoğrafçıların işlerini araştırmak (bknz. Jo Spence, Hannah Wilke) ve yazma pratiklerini kullanmak; kendimizi keşif için atılabilecek ilk adımlar olabilir. Yaratıcı alıştırmalardan kasıt yaratma sürecimizi ve ilhamımızı bize getirebilecek bazı konular çerçevesinde, kimi zaman yönergelerle, kimi zaman kendi belirlediğimiz ve daralttığımız çerçevede yapacağımız bazı ödevlerdir. Hayatımızın görsel bir zaman çizelgesini çizmek, eski bir fotoğrafımızı yeniden canlandırmak; bizim için önemli, ailemizden birinin fotoğraflarını taklit etmek ya da genelde oynamadığımız rollerde kendimizi oynatmak fotoğraf alanında yaratıcı çalışmalara örnek olarak sayılabilir. Bu alıştırmaların yanında, yazma edimini kullanarak kendi tarihimizi kaleme almak da bize yol gösterebilir. Yine kendi hikayemden yola çıkarak; bir kadın olarak yazma ediminin önemini vurgulamak istiyorum. Luce Irigaray’ın da belirttiği gibi; söz dağarcığımızdaki cinsiyetli dilin[ii] edilgen bir şekilde değişmesini beklemek yerine, dişil yazın denemeleri yapmayı eril dilin yapı bozumuna uğratılması olarak görüyorum. Değişimi gerçekleştirebilecek bir pratik olarak “herstory”[iii] ve “queerstory/hirstory”[iv]lerin çoğalması, kültürel dönüşümün de sanat yolu ile sağlanabileceği umudunu doğuruyor. “Herstory” ve ”queerstory/hirstory” ile yakalanan özne olma durumu, fotoğraf alanında bakan/bakılan ikiliğini bozabilen otoetnografiler ya da otoportrelerle de gerçekleştirilebilir. Otoportreler bize bedene duyulan öz-sevgi ve oluşturulan öz-temsil öğelerini performe edebileceğimiz bir alan açabilir.

Keşif aşamasından sonra, çektiğimiz fotoğraflardan yansıyan benlik oluşturma/inşa süreçlerine dair metaforlar ile yüzleşebilir, ortaya çıkardığımız -travmanın yarattığı ya da hala yaşamakta olduğumuz, içinden çıkamadığımız – bize rahatsızlık veren durumlar için çözüm yolları düşünebilir, duruma dair başka bakış açıları fark edebiliriz. Farklı bakış açılarını keşfetmek, kayıplarımız ile yüzleşmek, onların yerini doldurmak; travma ile başa çıkmamıza ve yeniden dengemizi sağlamamıza yardımcı olabilir. Sanat, bize sıklıkla çektiğimiz sancıları gözden geçirmek için önemli ve ciddi bir bakış noktası sunar.[v] Herkesin psikolojik sürecinin farklılığı göz önüne alındığında, otoportrelerle ürettiğimiz, yakınlaştığımız, uzaklaştığımız kimlik, ya da “ben” bizim için biriciktir. Sanat yapıtının yüklü olduğu manevi haz da iç gerçekliğimiz ile buluşur, kendimizi gerçekleştirmede cesaretimizi geliştirir ve iyileşme sürecimizde bir adım daha atmamıza yardımcı olur.

şehlem –  2013 – kaçış

devam edecek…

[i]Barthes, R. (1988). Cameralucida: reflections on photography. New York: TheNoondayPress.

[ii] Irigaray, L. (2010). Speculum of the other woman. Ithaca, NY: Cornell Univ. Press.

[iii] Herstory: Tarih yazımının ataerkil, erkek merkezli olduğundan hareketle, history yerine, feminist tarih yazımına herstory denilmektedir.

[iv] Queerstory: Kendini ikili cinsiyet sistemi içerisinde tanımlamayan, cinsel kimlikler üzerinden yapılan kategorizasyona karşı çıkan ve feminist tarih yazımında da yer bulamayanlar için alternatif LGBTI+ tarih yazımına denk gelmesi amacıyla yazar tarafından önerilen bir terimdir.

Hirstory: İngilizcedeki cinsiyet yüklü ‘his’ ve ‘her’ iyelik zamirlerinin birleşmesiyle üretilen; cinsiyet nötr bir zamir ifadesidir.

[v]Botton, A. D., & Armstrong, J. (2014). Terapi olarak sanat (V. Atmaca, Trans.). Istanbul: Everest Yayınları.

Hazırlayan:  Şehlem Kaçar www.sehlemluna.com

Bu yazı Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği Şifalı Bilgiler Bülteni’nin 2. sayısında yayınlanmıştır.

Bunun Anlamsızlığı Nedir?

Sanatçı Mike Berg’in 40 yılı aşan sanat hayatının son döneminde ürettiği eserler, 02.03.-02.04.2018 tarihleri arasında Ankaralı sanatseverlerle ‘Bunun Anlamsızlığı Nedir?’ sergisi ile buluşuyor. Amerikalı sanatçının soyut kompozisyonları guaj desenler, metal heykeller ve kilimler üzerinden yerini buluyor.

“Bunun Anlamsızlığı Nedir?” sergisinde üretimlerinin izleyicide yarattığı bilinmezlik hissini soyut bir geometri üzerinden anlatan Berg, tasarım, ritim renk ve yüzeyin somut gerçekliğini gözler önüne sererken, üretimlerinin yoruma açık kısımlarının muğlaklığına dikkat çeker. Philip Roth’un bir romanında geçen “Sizi bir şeye yönlendiren gözler, onunla ilgili hiçbir şey söylemeyerek daha açık bir şey söyleyemez.” sözü sanatçının sanatsal tavrını ortaya koyar.

Berg’in geometriyi farklı araçlarla yeniden yorumlayışı çizgilerin katman kazanarak mimari formlara referanslar vermesine aracı olurken, kimi zaman da kağıt üzerinde beliren bir fırça darbesi metal bir heykele dönüşür ve sanatçının jestle soyutlama yöntemini bir tavır olarak karşımıza çıkartır. Limitli seriler halinde üretim yapan Berg, eserlerini farklı materyal ve tekniklerle üretirken kendi minimal çizgisini korur  ve eserin son halinden çok sürece önem verir. Çoğunlukla kontrast iki olguyu soyut form ve geometri üzerinden betimleyen sanatçı, doğu ve batı, eski ve yeni, sanat tarihi ve modern sanatı bir araya getiren dokunuşlar yapar.

Soyut geometrisi, kullandığı minimal çizgi ve renkleriyle, Türk kültürünün önemli bir mirası olan dokuma kilimleri bir araya getireceği “Bunun Anlamsızlığı Nedir?” sergisinde aynı zamanda sanatçının desenleri ve metal heykelleri de izlenebilecek. Tesadüf ile tekrarı estetik biçime aktaran, Mike Berg’in soyut geometriyi farklı medyumlar ve materyaller üzerinden izleyiciyle buluşturacağı sergi 02.03. – 02.04.2018 tarihleri arasında Galeri Siyah Beyaz’da izlenebilir.

Daha fazla bilgi için;

Galeri Siyah Beyaz

Kavaklıdere sokak 3/1-2 Şili Meydanı Ankara
t. 0312 467 7234
www.galerisiyahbeyaz.com

4. Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali’ne başvurular başladı!

2014 yılında “Bu Festival Marmaris’in, Marmaris Hepimizin” sloganıyla yola çıkan ve bugün geldiğimiz noktada gerek festivale başvuran film sayısı, gerekse nitelik açısından ülkemizdeki benzer festivaller arasında kısa süre içinde kendisine saygın bir yer edinen Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali bu yıl Ekim ayında dördüncü kez konuklarını ağırlamaya hazırlanıyor. Tamamen gönüllülük esasına dayalı ve bağımsız “MarmariSANart” topluluğunun bir projesi olan festivalimiz sanatı geniş kitlelere ulaştırmayı, alternatif turizme zemin oluşturmayı, yerli ve yabancı genç yönetmenlerin çalışmalarını seyirciyle buluşturmayı amaçlıyor.Marmaris’i kısa filmin merkezi konumuna getirerek Marmaris ve çevresinin “kısa film” platosu olarak kullanımı yönünde çalışmalar yapmak, yurtiçinden ve yurtdışından festivale katılan “kısa film” yönetmenlerine film çekme olanağı sağlamak da gelecekteki hedeflerimiz arasında yer alıyor.

2017’de yurt içi ve yurtdışından 400’ün üzerinde filmin başvurduğu ve bunlardan 134 tanesinin gösterim programına alınarak, 40 tanesinin ödül için yarıştığı festivalimizdegösterimi yapılan filmler arasında, uluslararası saygın festivallerde ödül almış filmler de bulunuyordu. Bu yıl daha fazla uluslararası katılım bekleyen festivalimiz ile dünyadaki önemli festivaller arasında işbirliği yapılması, bu festivallere film seçkisi gönderilerek, o festivallerden gelecek filmlerin festivalimizde gösterilmesinin sağlanması konusunda çalışmalarımız sürmektedir. Ayrıca bu yıl festivalimizeyurtdışından yönetmen, akademisyen ve basın mensuplarının davet edilmesi için girişimlerde bulunmaktayız.

Film gösterimlerinin yanı sıra, geçen yıllarda yönetmen, oyuncu, akademisyen ve sinema emekçilerinin sinema sanatı ve sektörü üzerine değişik konulardaki bilgi, görüş ve önerilerini izleyicilerle paylaştığı ve büyük ilgi gören söyleşi, panel ve atölye çalışmaları gibi etkinlikler bu yıl da festival programının bir parçası olacaktır. Uluslararası ve Ulusal olmak üzere iki ana bölümden oluşan festivalin Uluslararası kısa film bölümünde sadece film gösterimleri yer alacak ve uluslararası dalda yarışma yapılmayacaktır. Ulusal bölümde ise kurmaca, belgesel, canlandırma/animasyon ve deneysel filmler izlenip içlerinden gösterim programına ve yarışmaya katılacak filmler belirlenerek  daha sonra ana jüri ve halk  jürisi tarafından her dalın en iyilerine ödül verilecek, Liselerarası Ulusal kısa film yarışma bölümündeki filmler için ayrı değerlendirme yapılmayacaktır. Gösterim programına alınan filmler, festival süresince sinema salonlarında, Kültür merkezlerinde ve akşamları açık hava mekanlarında perdeler kurularak halkla buluşturulacaktır.Festival Jürisi yönetmen, sinema yazarı, oyuncu, yapımcı, görüntü yönetmeni gibi sanat emekçilerinden oluşacak ve bölge halkını festivale ortak etmek amacıyla bir halk jürisi oluşturularak, halk jürisinde görev yapacaklara yönetmenler tarafından sinema seminerleri verilecektir.

Festivalimize başvurular başlamış olup, son başvuru tarihi 20 Temmuz 2018’dir. Festivalin yarışma bölümüne yalnızca 1 Ocak 2017 tarihinden sonra çekilmiş filmler başvurabilecektir. Festival şartnamesi, katılım şartları, başvuru işlemleri ve diğer konularda daha ayrıntılı bilgiye www.marmarisfilmfest.com adresinden ulaşabilir, festivalle ilgili güncellemeleri Instagram’da @marmariskisafilmfest ve Facebook’ta Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali sayfamızdan takip edebilirsiniz.  Verimli ve başarılı bir festivali daha hep birlikte gerçekleştirmek umuduyla bir kez daha “Bu Festival Marmaris’in, Marmaris Hepimizin” diyoruz.

Saygılarımızla

Festival Komitesi

Psikoloji serisi: Mükemmeliyetçilikten kurtulmak

0
Önceki iki yazımda mükemmeliyetçiliğin ne olduğu, mükemmeliyetçi davranışları, düşünceleri, ve aralarında nasıl bir bağlantı olduğunu anlatmıştım. (1, 2)

Bu yazıda düşünce ve davranışlarımızı değiştirmek için neler yapabileceğimizi paylaşacağım.

Aşağıdaki planı takip ederek ve egzersizler yaparak değişime başlayabilirsiniz.

  1. Kendi mükemmeliyetçiliğinizi tanımak
  2. Mükemmeliyetçi düşüncelerinizi ve davranışlarınızı tespit etmek
  3. Hedef belirlemek
  4. Alternatif düşünceler üretmek
  5. Kişisel değer, özdeğerinizi yeniden tanımlamak
  6. Alternatif davranışlar edinmek
  7. Son: Şimdi ne yapacağım?

Bu sadece örnek bir plandır, kendinize uyarlayabilirsiniz.

Kendi mükemmeliyetçiliğinizi tanımak

Değişimin ilk adımı mükemmeliyetçi olduğunuzu kabul etmekten ve hangi alanda mükemmeliyetçi olduğunuzu belirlerlemekten geçiyor. İş, okul, beslenme ve kilo, spor, sağlık, temizlik?

Mükemmeliyetçi düşüncelerinizi ve davranışlarınızı tespit etmek

Bu adım için önceki yazılarımdaki düşünce ve davranış örneklerinden yararlanabilirsiniz.

Siz ne tarz mükemmeliyetçi düşüncelere sahipsiniz?
Dünyayı siyah beyaz mı görüyorsunuz? (Ya hep ya hiç düşüncesi)
Bir şey mükemmel olmadıysa sizin için başarısız mıdır?
Kendiniz başarısız olursanız değersiz olacağınıza mı inanıyorsunuz?
Büyük uğraşlar gerektiren zahmetli beklentileriniz mi var?
İşinizi sürekli kontrol ediyor musunuz? Başkalarına onaylatma ihtiyacı duyuyor musunuz? Karar vermekte zorlanıyor musunuz? Listeler yapıyor, saatlerce organize oluyor musunuz?

Bütün düşüncelerinizi ve davranışlarınızı bir kağıda yazın.
Örneğin;

Düşüncem: Projede hata yaparsam proje mahvolmuş olur ve herkes işimi haketmediğimi düşünür.

Davranışım: Projemi sürekli kontrol ediyorum, tekrar tekrar okuyorum, saatler harcıyorum.

Hislerim: Yetersiz ve mutsuz hissediyorum.


Hedef Belirlemek

Burada kendinize gerçekçi ve net hedefler belirlemeniz gerekiyor.
Örneğin, artık projemi 2 defadan fazla kontrol etmeyeceğim, liste yapmaya 5 dakikadan fazla harcamayacağım, bugün yalnızca 1 saat çalışacağım gibi.

Spesifik olmayan genel hedefler motive edici olmaz. “Artık mükemmeliyetçi olmayacağım” gibi belirsiz hedefler koymaktan kaçının. Spesifik hedefler işinizi kolaylaştırır.

Alternatif düşünceler üretmek

Bu en zor adımdır çünkü mükemmeliyetçi biri olarak başka düşünceler üretirken zorlanabilirsiniz ve aklınıza farklı düşünceler gelmeyebilir.

Burada mükemmeliyetçi olmayan tanıdıklarınıza danışabilirsiniz. Örneklerden yararlanabilirsiniz. Kendinize uygun yeni düşünceler üretmek için düşüncelerinize meydan okumaya ve pratik yapmaya başlayabilirsiniz.

Örneğin:

Bu düşünceyi destekleyen kanıtlarım var mı, bu kanıtlar nelerdir?
Bu düşünceye aykırı olan kanıtlarım var mı, nelerdir?
Bu düşüncemin zararlı sonuçları nelerdir?
Bu düşüncem mümkün ve gerçekçi mi?
Bu düşüncemi başka bir arkadaşım söyleseydi, ona ne söylerdim?
Bu düşünce yerine daha mantıklı ve faydalı bir düşünce ne olurdu?

Örneğin;

Zararlı düşünce: İşimi en az 5 kere kontrol etmezsem hatalarımı göremem, projem mahvolur ve başarısız beceriksiz biri olurum. 

Alternatif düşünce: İşimi 1 kere kontrol etmem yeterlidir, hatalarım olması beni başarısız ve beceriksiz yapmaz. Bütün insanlar hata yapar. Önemli olan yapılan hatadan ders çıkarmamdır. Hatalar projemi mahvetmez, geliştirir.

  1. Öz-değerinizi yeniden tanımlamak

Mükemmeliyetçi kişi kendini yalnızca başarılı olduğunda değerli hissettiği için çoğu zaman yaptığı hatalar onun kendine verdiği değeri azaltır. Ancak kişi kendi değerini başka ilişkilerine ve özelliklerine bağlıyorsa, başarısızlık kişiyi yıkmaz.

Örneğin; kendini yalnızca sporda başarılı olduğunda değerli hisseden Polly’nin öz-değer dairesi aşağıdaki gibidir. Sarı renk spordaki başarıyı; geri kalan renkler ise aile, arkadaşlar, okul, ve kiloyu temsil eder. Sporda başarısızlık yaşaması, hata yapması, onun öz-değer dairesinin %60’ından fazlasını etkileyecektir. Yani, başarısızlığın yarattığı etki ve yıkım büyük olacak ve kendini değersiz hissedecektir.

Ancak; başarısının yanında, kendini iyi bir insan olmasıyla, arkadaşlarına kibar davranmasıyla, ailesine yardımcı olmasıyla, hayvanları sevmesiyle vs. değerli hisseden biri işinde başarısız olduğunda bu dairenin yalnızca %10’u etkilenir. Kişi hala değerli hissetmeye devam eder, özgüveni olumsuz etkilenmez, hatasından ders çıkarır ve yeniden denemeye cesareti olur.

Örneğin; Mary’nin dairesinde ailesi, sevgilisi, işi, yolculuk yapması, kilosu, gelecek hedefleri, spor gibi birçok alan vardır. Mary’nin iş alanında başarısızlık yaşaması onu yıkmaz.

Önce şu an sahip olduğunuz öz-değer dairenizi çizin. Sonra, başarı yüzdesinin daha az olduğu ve başka kriterlerin (aile, arkadaşlar, sevgili, hobiler) olduğu yeni bir daire çizin. İkinci çizdiğiniz daire gerçekçi ve faydalı olan daire, o artık sizin daireniz. İlk daireyi yırtıp atabilirsiniz.

Alternatif davranışlar edinmek

Bu adımda belirlediğiniz mükemmeliyetçi davranışlarınızı bırakıp, yerine yeni davranışlar koyacaksınız. Bu adımın sonu yok, her zaman devam edecek ve pratik yapacaksınız.

Bu yeni davranışları uygulamaya deney yapmak gibi yaklaşabilirsiniz ve aşağıdaki gibi bir günlük tutabilirsiniz. 

Örneğin:

Mükemmeliyetçi davranışım: Sürekli liste yapıyorum.

Hedef alternatif davranış: Bugün 5 dakika süre tutarak yalnızca 1 liste yapılacak.

Deney sonucu hisler, düşünceler: Bugün 5 dk süre tuttum ve yalnızca 1 liste hazırladım. İşim yarım kalmış gibi hissettim. Ancak 1 listenin yeterli olduğunu biliyorum. Yeni bir listeye ihtiyacım yok.

Öğrendiklerim: Yalnızca 1 liste hazırlamak dünyanın sonunu getirmedi, işlerim mahvolmadı ve aksamadı. Her şey aynı şekilde ilerledi. Kendime daha fazla vaktim kaldı.

Mükemmeliyetçi davranışım: Projemi gün içinde 5 kere tekrar tekrar kontrol ediyorum.

Hedef alternatif davranış: Projemi yalnızca 2 kere kontrol etmek.

Deney sonucu hisler, düşünceler: Bugün projemi yalnızca 2 kere kontrol ettim ve kapadım. İlk başlarda gözden kaçırdığım şeyler olacağına inanıyordum ve endişeliydim. Ancak yalnızca 2 kere kontrol ettikten sonra projede gözden kaçırdığım önemli bir şey olmadığını gördüm. Daha az yoruldum.

Öğrendiklerim: Projemi yalnızca 2 kere kontrol etmek endişe vericiydi ancak endişelensem de başarabileceğimi gördüm ve 2 kere kontrol etmenin yeterli olduğunu öğrendim. Projem daha çabuk bitti ve önemli bir sorun olmadı.

 

Başka örnekler;

Mükemmeliyetçi davranış: Evimi temizlerken her odayı dip temel temizlemek.
Alternatif davranış: 1 odayı temizlememek.
Mükemmeliyetçi davranış: Hangi restoranta gideceğine karar verememek.
Alternatif davranış: Gidebileceğin restorantları yazıp, gözlerini kapatıp rastgele seçim yapmak.

Şimdi ne yapacağım?

Mükemmeliyetçilikten kurtulmak için ısrarlı ve istekli olmalısınız. Düşünce ve davranışlarınızın farkına varmalısınız. Alternatif düşünce ve davranışlar edinme egzersizlerine devam etmelisiniz. Yeni düşüncelerinizi, davranışlarınızı, öğrendiklerinizi ve neden değişmek istediğinizi kendinize hatırlatmalısınız.

Endişeli hissedebilirsiniz, eski rutininize dönmek isteyebilirsiniz, yeni davranışlarınıza devam etmek zor gelebilir; böyle bir durumda mükemmeliyetçiliğin size verdiği zararları hatırlamalı ve değişimin size sağlayacağı yarara odaklanmalısınız. Hatta, yüksek sesle kendinizi telkin edebilirsiniz veya bir kağıda not alabilirsiniz.

Düşünceler ve davranışlar sabit değildir, her şey değişebilir. Siz de değişebilirsiniz.

Kaynaklar:
https://psychologytools.com/mechanism-perfectionism.html
http://www.cci.health.wa.gov.au/docs/5%20Reducing%20my%20Perfectionist%20Behaviour.pdf
http://www.cci.health.wa.gov.au/docs/8%20Re-evaluating%20the%20importance%20of%20achieving.pdf

Antik Britanya’nın Anadolu kökenli akrabaları

Son günlerde Britanya’da yürütülen antik çalışmalar gösteriyor ki; Antik İngiliz nüfusu yaklaşık 4500 yıl önce neredeyse tamamen Beaker Göçü adını verdikleri, yeni gelenler tarafından oluşturuldu. Bulgular, modern Britanyalıların atalarının tarihte sadece küçük bir yere sahip olduğu ve özellikle Stonehenge’i inşa eden insanların kültürlerinin dahi Beaker Göçü ile ucu Anadolu’ya kadar ulaşan kültür yapısının sonucu olduğuna inanılıyor. Şaşırtıcı sonuç, Avrupa’daki 400 antik kalıntıdan alınan DNA’nın analizi ile kanıtlanmış oluyor.

Nature dergisinde yayınlanan çalışmalarda Beaker halkı olarak bilinen yeni gelenlerin birkaç yüzyıldır İngiliz gen havuzunun %90’ını oluşturduğu ispatlanmış durumdadır.

Profesör David Reich, ABD’deki Harvard Tıp Fakültesi’nden şunları söyledi: “Antik Britanya’da nüfus değişiminin büyüklüğü ve ani olması son derece beklenmedik bir durumdu bizim için. Nedenler belirsizliğini koruyor ancak iklim değişikliği, hastalık ve ekolojik felaketlerin hepsi de bir rol oynamış olabilir. Yeni gelenler adını verdiğimiz Beaker toplumunun Antik Britanya’nın kültür ve gen havuzunda yüzde doksan yer aldığını artık hepimiz biliyoruz. Kısacası çiftçi olarak bildiğimiz Antik Britanya Halkı’nın Anadolu’dan gelenler olduğunda hepimiz mutabıkız.”

İngiltere’deki insanlar avlanma ve toplanma ile yaklaşık 6000 yıl önce kıtasal Avrupa’dan tarım getirilene kadar yaşıyordu. Köklerini Anadolu’ya (modern Türkiye) izleyen bu Neolitik çiftçiler, Wiltshire’daki Stonehenge, dev toprak höyükleri ve Orkney’lerde Skara Brae gibi sofistike yerleşim yerleri gibi dev taş (veya “megalitik”) yapılar inşa ettiler. Bu bilgiye ulaşana kadar Antik Britanya halkının bu tür inşaları hangi geçiş dönemi sonrası yaptığı karmaşası vardı fakat şimdi düşünülen ve üzerine düşülen konu ise Anadolu Halkları o tarihlerde bu inşaları nasıl yaptılar?

Yaklaşık 4.450 yıl önce Neolitik dönemin sonlarına doğru Avrupa’dan Britanya’ya yeni bir hayat biçimi yayılmıştı. İnsanlar ölüleri stilize çan şeklindeki tencere, bakır hançerler, ok başları, taş bileklik koruyucuları ve ayırt edici delikli düğmelerle gömmeye başladı.

İspanya’nın Barselona’daki Evrimsel Biyoloji Enstitüsü’nden (ICE) yazan Dr. Carles Lalueza-Fox, Beher geleneklerinin 5000 yıl önce Iberia’da muhtemelen “bir tür moda” olarak başladığını söyledi.

Buradan, kültür ağız yoluyla çok hızlı bir şekilde Orta Avrupa’ya yayıldı. Orta Avrupa’daki insanlar tarafından benimsedikten sonra, her yönden yayıldı. Fakat şimdi görüyoruz ki bu akım aslında Anadolu Halklarının Antik Britanya’ya taşıdığı kültürel bir özellik önemini taşımaktadır.

Anıt yapıcılar

Profesör Reich, BBC’ye verdiği demeçte; “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana arkeologlar, tarih öncesi insanların geniş çaplı hareketlerinin önerileri hakkında çok kuşkuluydu, ancak şu anda İngiltere’de Beaker döneminde yapılan en net örnekle genetik gösteriliyor ki bu büyük ölçekli göçler tarımın yayılmasından sonra bile gerçekleşti” dedi.

Yüzlerce antik İngiliz genomundan elde edilen genetik veriler, Beaker toplumunun Neolitik İngilizlerden farklı bir nüfusta olduğunu ortaya koyuyor. Adaya vardıktan sonra, Beaker genleri yerli çiftçilerin genlerini bastırdığı görünüyor.

Profesör Reich şunları da ekledi: “Daha önce yaşayan insanlar büyük taşları Stonehenge’e koymuşlardı, bu Stonehenge, İngiltere’nin uzak köşelerinden getirilen malların yansıması olarak ulusal bir hac yeri haline geldi. O anıtın ve benzeri yapıtların inşa edildiği sofistike antik halkların kısa sürede torunlarının yok olacağını ve topraklarının devrileceğini asla bilemezlerdi.”

Yeni gelenler adını verdiğimiz Antik Britanya’nın ataları Anadolu coğrafyası üzerinden Ukrayna ve Kazakistan’a kadar uzanan geniş bir bölgeden geldikleri biliniyor. Bu göçebeler Neolitik dönemde batıya doğru ilerledi ve Avrupa’da yerleşmiş nüfuslarla yoğun bir şekilde karıştı. Beaker göçü, Anadolu genetik imzasının İngiltere’de ilk kez görünmesini sağladı.

Arkeolog ve çalışma ortak yazarı Mike Parker Pearson, University College London (UCL) tarafından Neolitik Britanyalılar ve Beaker gruplarının toplumlarını çok farklı şekillerde organize ettiklerini söyledi. Her iki toplumun da gerek teknoloji gerek yaşayış olarak gözle görülür farklılıklarının olduğunu belirtti. Çünkü tahmini yüzlerce ve binlerce insanın eşlik ettiği devasa taş anıtların inşası olan Stonehenge, Beaker toplumunu Britanya halkı için uzaylı gösterebilecek bir kavramdı; ancak Neolitik İngiliz topluluğu bunun nasıl yapılacağını öğrenmişlerdi çünkü Anadolu halkı adını verdiğimiz Beakar toplumu, Neolitik İngilizleri işçi gibi kullanarak bu anıtları yapmıştı. Fakat yine de günümüze kadar Stonehenge de Mısır Piramitleri gibi yapım ve inşasıyla ilgili gizemini korumaya devam etmektedir.

Profesör Parker Pearson; “Beaker halkı muazzam emek gösterilecek hareketli projelerde işbirliği yapmaya hazır bir toplum olmuş olsa da Neolitik İngiliz halkları buna hazır değillerdi. Antik Britanyalılar daha düz yaşayan, merkez bir topluluktu” dedi. “Bunun için iyi bir ifademiz ve sağlam bir tezimiz yok ancak insan yardımı ile bu tür çalışmaları o şartlarda yapmak muazzam bir disiplin örneği olmalı.” diye sözlerini tamamladı.

Neolitik Breaker Kültürü

Beaker halkı, seçkin ölüleri gömmek için toprak mezar höyüklerini kullanıyorlardı. Kültürlerindeki bu adet de İngiltere’ye gelen kültürel özelliklerden biridir. Grup ayrıca, metal işleme işinin İngiltere’ye gelişi ile yakından ilişkilidir.

Prof Parker Pearson, “Britanya’yı Taş Devri’nden çıkaran insanlardı. O zamana kadar İngiltere halkı kendisini kıtadan – Neolitik Brexit’ten kopardı- İngiltere’nin yeniden birleştiği an budur. 1.000 yıllık izolasyondan sonra kıtada – Avrupa’nın geri kalan kısmının çoğu bu noktada Taş Devri’nden iyi çıktı. “

Devasa genetik kaymayı tetikleyen neden belirsizliğini koruyor. Ancak PNAS dergisinde geçen yıl yayınlanan bir makale, 5.500 yıl önceki (İ.Ö.500) iklimde bir düşüş yaşanmasının, Neolitik nüfusu bin yıllık bir düşüşe ittiğini ileri sürdü.

Neolitik insanlar İskoçya’daki Skara Brae’de sofistike yerleşimler kurdular

UCL’den Dr. Steven Shennan, BBC News’a verdiği demeçte, “İngiltere’de, MÖ 3,500 ya da 3.600’lerde nüfus yoğunluğundan sonra nüfus istikrarlı bir şekilde düşüyor ve MÖ 2500 yılına kadar oldukça düşük bir seviyede kalıyor ve sonra tekrar yukarı çıkmaya başlıyor.  Fakat her ne olursa olsun hepimiz eminiz ki Antik Britanya’nın kültürünü oluşturan Anadolulu Yeni Gelenlerdir.”

Kaynak: BBC NEWS

37. İstanbul Film Festivali afişleri çok yakında sokaklarda!

1

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 6-17 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek 37. İstanbul Film Festivali afişinin tasarımı belli oldu. Çeşitli film karakterlerinin minyatür tekniğiyle resmedildiği afişler, sanatçı Murat Palta’nın imzasını taşıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), festivallerinin tanıtım afişlerinde farklı sanat dallarının önemli isimleriyle çalışmaya devam ediyor. “Minyatür Tekniğiyle Film Afişleri” isimli lisans bitirme tezi ile başladığı çalışmalarına, geleneksel (Osmanlı) motifleri ve çağdaş Batılı sinemayı birleştirdiği deneysel eserler ile devam eden sanatçı Murat Palta, İstanbul Film Festivali’nin afişlerinde imzası olan sanatçılar arasına katıldı.

Murat Palta’nın minyatür tarzıyla oluşturduğu 37. İstanbul Film Festivali afişinde Otomatik Portakal, Arabesk, Donnie Darko, İpekçe, Elm Sokağında Kâbus, Yedinci Mühür ve Oz Büyücüsü gibi sinema tarihinin kült filmlerinden karakterler yer alıyor.

İstanbul Film Festivali ile işbirliği konusunda Murat Palta, “Çalışmalarımın,  İstanbul’da gerçekleşen uluslararası nitelikteki bir festivalde ve çalışmalarıma böylesine uygun bir projede yer alması mutluluk verici. Çalışmalarımda kullandığım dünya sinemasının minyatür tarzıyla resmedilmesindeki mantık aynı şekilde bu afişte de yer aldı. Festivalde gösterilecek – ya da gösterilmese dahi sinema tarihi açısından önemli sayılan- yerli ve yabancı film karakterleri bu festivalin afişinde bir araya geldiler.” dedi.

Murat Palta

Murat Palta, 2012 yılında Dumlupınar Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul’da çeşitli reklam ajanslarında çalıştı.

2013 yılında Cezayir, Tlemcen’de Minyatür ve Tezhip Sanatı atölye çalışmasına katıldı, Nour Festival of Arts (Londra) ve Cinephiliac: Art Transcending Technology & Motion (Philedelphia) gibi farklı uluslararası sanat festivallerinde yer aldı.

2014 yılında ilk solo sergisi olan “Murat Palta: Cult Hollywood movies as Ottoman miniatures” (Bagnacavallo Şehir Müzesi, Bagnacavallo, İtalya) sonrasında 2015 yılında “Tasvir-i Beyaz Perde” isimli ikinci kişisel sergisini x-ist’te açtı. 2015 yılında Savina Gallery’deki (St. Petersburg, Rusya) “Incarnated By Words” adlı kişisel sergisinde yapıtlarını sergiledi. Son sergisi “Gods, Monsters and Men” ise 2018 yılında x-ist’te yer aldı.

Art Dubai 2016 & 2018 ve Contemporary İstanbul 14, 15 & 16’da yer aldı.

Palta, “x-tension” (Office 4200, Bursa, 2015),  “Bir Endülüs Köpeği üzerine çeşitlemeler” (x-ist, 2015) ve “Kitsch ou pas kitsch” in ICI (Institut des Cultures d’Islam, Paris, France) grup sergilerinde yer aldı.

Festival Biletleri 24 Mart’ta Satışta

37. İstanbul Film Festivali bu yıl da sinemaseverlere usta yönetmenlerin yeni filmlerinden genç ustalara, yaratıcılığın sınırlarını zorlayan filmlerden klasik başyapıtlara zengin bir program sunacak. Yaklaşık 20 bölümde 180’e yakın filmin yanı sıra usta sinemacıların katılacağı ücretsiz olarak gerçekleştirilecek söyleşi ve atölye çalışmaları, festival sohbetleri ve özel etkinlikleriyle festival 12 gün boyunca İstanbul’da sinema heyecanını yaşatacak.

Sinemaseverler İstanbul Film Festivali biletlerini 24 Mart Cumartesi günü 10.30’dan itibaren Biletix satış kanalları ile Atlas ve Rexx sinemalarında açılacak gişelerden satın alabilirler.

Üyelikleriyle İKSV’nin tüm etkinliklerini destekleyen Lale Kart üyeleri biletlerini 20 Mart Salı günü 10.30’dan itibaren alabilirler.

Festival Sinemaları

İstanbul Film Festivali’nin bu yılki gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas Sineması, Beyoğlu Sineması, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda Cinemaximum City’s ve Kadıköy’de Rexx Sineması ve Kadıköy Sineması’nda yapılacak.

Bu yıl yenilenerek açılan ve Beyoğlu’na hareket getiren Yapı Kredi Kültür Sanat 37. İstanbul Film Festivali’nin festival merkezi olacak. Basın buluşmaları, sektör görüşmeleri, festival sohbetleri, seminer ve benzeri etkinliklere ev sahipliği yapacak merkez, festivalin kalbi olacak.

Gıda toplulukları izlenimleri ve gıda üzerine

0

İkinci Gıda Çalıştayı üzerinden vakit geçti. Karşılaşmalarımızı yaşadık. Açılımlar oldu, ihtiyaçlar açığa çıktı gıda topluluklarının ortak niyetleri bizleri buluşturdu. Biriken izlenimler ve gözlemlere dair geliştirmeyi hep beraber okuyalım.

Sorun nereden başladı? Dışsallıktan başladı. Endüstriyel gıdalardan, hızlı hazırlanmış yiyeceklerden, genetiği değiştirilmiş gıdalardan, bunlarla pişen yemeklerden, değiştirilmiş gıdaların vücudumuza yaptığı etkilerden bıraktığı izlerden başladı değil mi? Birim metrekareden daha fazla ürün alma ihtiyacı, daha fazla “kâr” elde etme ihtiyacından ötürü kimyasallar kullanıldı, tohumlar değiştirildi. Bu ani hızlandırıcı etki, etkisi hemen görülmeyen -ama beş on sene gibi aslında kendi döngüsünde oldukça kısa bir sürede-  olumsuz sonuçlarla bize geldi. Toprak değişti. Hava, su değişti. Organik denilen sistem geldi. Peki.

Dışsallık.

Dışını gördüğümüz bir olaya dışarıdan, dışsal bir değişim talebiyle yaklaşıyoruz ve belli değişkenlere sahip olduğunuzda ( para gibi ) bunu alabiliyoruz. Endüstriyeli var, organiği var. Seç, beğenmeye de bilirsin ama bir şekilde alacaksın. Diyorum ki, neden dışını bu kadar dert ediyoruz? Çalıştayda sık sık geçiyordu, gıda üreticileri diye bir tabir kullanılıyordu tüketiciler için, doğru gıdaya ulaşalım, aracısız, organik, doğal yollarla üretilmiş elde edilmiş gıdaya ulaşalım. Bu yüzden bir araya geldik.

Tamam.

Peki, insan denilen ara geçiş varlığının nasıl besinleri olabilir? Soru buradan başlasa daha derinden alırız konuyu ve dışsallıktan da çıkarız gibi, değil mi? Biz ne yemeliyiz? Ne yiyebiliriz, işte soru bu. Bu soruyu sorduğumuzda işler değişir ve insanın ne olduğunu anlamalıyız önce diye bir cevap gelir. Biz hep fiziksel besinlerle beslenme üzerinde durduğumuzda, asıl besinleri göremiyoruz. Bu çok normal, çünkü fiziksel besinler görünür besinler, kaba besinler. Bedene canlılık enerjisi sağlar. Peki, canlılık enerjisini aldık, sağlıklı yedik, organik yedik, ata buğdayı yedik, sonra?

Ne vereceğiz sonra insana? İşte bunu cevabı yok. Bu kısım eksik olduğunda başı olmayan tavuk gibi gezinip duruyoruz. İstediğin kadar organik ye, bedensel bir hazla devam edersin eğer içsel nedeselliği yakalayamadıysan … Özgür üretici, sağlıklı üretici, dayanışma, ilaçsız doğal, gezen tavuk, hava alan hayvanlar … Bu liste çoğalır gider. EE? Sonra? İnsanı besleyebildik mi? Fizik beden kendine geldi, temiz enerjiler üretti peki  ya sonra? Bedeni bu dünyaya bırakacaksın, peki bedeni beslemek için bu dehşet ve özdeşleşilmiş çaba da neyin nesi? Neden bu kadar yatayda kalıyoruz.

Fizik beden enerjisi, bizi daha üst merkezlerle ve diğer merkezlerle iletişim, karşılaşma ve bağ kurmak için gerekli olan hareket enerjisini verir. Şöyle eskilere gidelim basitleştirelim, adam gidip hayvanı avladı geldi bir güzel yedi, şimdi ne yapacak? Duvara sanat eseri mi çizecek, ağacın dalındaki elmayı mı alacak, ölüsünü mü gömecek, totem mi yapacak, dua mı edecek, savaşmak için silah mı yapacak… Bizim de sorumluluğumuz böyle. Hareket merkezini besledikten sonra entelektüel merkez için ince enerjiler hazırlar beden, bunu kullanmamız gerekir, bunu varlıksal ihtiyacımız doğrultusunda kullanmamız gerekir. Peki varlıksal ihtiyacım ne?  Hayatın nedenselliğini anlamakta, buraya ne yapamaya geldiğimizi anlamakta kullanmamız gerekiyor. Yoksa beden niye verildi? Sen organik ye haz al, kalp kalp kalp, yoga tai chi yap diye mi?

Yaratılıştaki sorumlu olduğun parçayı ve görevi bulmak, burada sıkışıp kalmış kıvılcımları parlatmak değil midir bizim yürüyüşlerimiz… Kendimizi bilmenin, Rabbi bilmek olduğunu öğrendiğimizde, dinler üstü bir realite ile algılamaya geliriz yolculuğu.

Bedenimizi en iyi şekilde besleyelim, ona iyi bakalım ki bizi daha yukarıya taşısın. Yukarıya, an’ın içindeki yukarıya gidelim. Yaptıklarımızla özdeşleşmeden, varlığın bir parçası olduğumuzu bilerek yapalım.

Uzaylı araştırmalarını tehlikeye sokan kripto para madenciliği, bilim insanlarını isyan ettirdi!

Muhtemel uzaylı yaşamlarının gönderme ihtimali olan radyo sinyallerini dinleyen gök bilimcilerin bu çabası, çok daha güçlü bilgisayarlar gerektiriyor. Akıllarındaysa bu sistemlerin kullanıldığı diğer bir alan kripto para madenciliği var.

Kripto para madenciliği ve ekonomisinin yarattığı çılgınlık yüzünden pek çok sektör zora girdi. Uzay araştırmacıları, uzaylı sinyallerini takip etmek için kullanmak istedikleri sistemlere kolayca erişemiyorlar. Çünkü bu sistemler, kripto para madenciliği yapanların yoğun talebiyle karşı karşıya.

Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesi’nde bulunan SETI’nin (Yabancı Yaşam Araştırma Merkezi) baş bilim insanı olan Daniel Werthimer, BBC’ye açıklamalarda bulundu. Werthimer, araştırmaları için gereken görüntü işlemcilerinin (ekran kartı olarak bildiğimiz GPU’ların), gün geçtikçe pahalı olmalarından yakındı. Fiyatları neredeyse iki katına çıkan ekran kartları gerçekten de cep yakmaya başladılar.


SETI’deki teleskoplar

Görsel verileri işlemek için geliştirilen araştırma bilgisayarları özel olarak tasarlanmış olsalar da GPU’lar, tekrarlanan hesaplamaları gerçekleştirirken hızları ve etkinlikleri sayesinde çok işe yarıyorlar. Ancak aynı şekilde kripto para madenciliği yüzünden oldukça talep görüyorlar. Sonuçta insanlar evlerine ya da iş yerlerine uzaylı araştırma bilgisayarları kurmak için değil, madencilik sistemleri inşa etmek için yarışıyorlar.

Bu sistemler, bilim insanlarının araştırmaları hızlı yapmaları ve çabuk sonuç almaları için kilit bir rol oynuyorlar. Werthimer BBC’ye verdiği demeçte, “SETI’de uzaylı sinyallerinin hangi frekanslarla yayınlandıklarını bilmediğimiz için, mümkün olduğunca çok frekans kanalını araştırıyoruz” dedi. Gök bilimci, “Ayrıca birçok farklı sinyal türlerini de aramak istiyoruz” açıklamasında bulundu.

SETI’deki bazı teleskoplarda, 100’ü aşkın GPU kullanılabiliyor.

Radyo sinyalleri araştırmaları, yükselen GPU fiyatlarının ve dolayısıyla kripto para madenciliğinin tek kurbanı değil. 2017 yılında yayınlanan bir rapor, kripto para madenciliğinden doğan talebi karşılamak için yapılan işlemci üretiminin yol açtığı karbon emisyonuna dikkat çekti. Aynı zamanda küresel kripto para madenciliği, yeryüzündeki çoğu ülkeden daha çok elektrik tüketimine sebep oluyor.

Eğer GPU sıkıntısı devam ederse, astronomi araştırmalarının durma noktasına geleceği söyleniyor. Bu durumda yakın zamanda G.O.R.A ile iletişim kurma ihtimalimiz de azalıyor.

Alıntı | webtekno.com | Kaynak | futurism.com |

Altered Carbon / Değiştirilmiş Karbon dizisi üzerine bir inceleme

Değiştirilmiş Karbon ya da orijinal adıyla Altered Carbon, Laeta Kalogridis yapımcılığında 2 Şubat’ta Netflix’te yayınlanmaya başladı.

Richard K. Morgan’nın aynı isimdeki 28 Şubat 2002 çıkan Philip K. Dick Ödülü kitabından uyarlanmış ve ilk sezonu on bölüm olacak şekilde çekilmiş ve ortala bir saat süren drama, bilimkurgu ve gerilim türünde bir dizi. Şimdi, biraz içeriye girelim. Fena bir dünya tasviri var.

Konu gelecekte bedenlerin değiştirilebildiği, hafızanın bir disk biçiminde bedenden bedene taşındığı bir dünyayı işliyor. Derin anlamlarına sonra değineceğiz ama önce elma şekerinin dışını biraz yalayalım çünkü çok tatlı! Şeker sağlığa zararlı demeyin sevgili beden taşıyan dostlarım, içsel hazlarımız için giriştiğimiz küçük ego hareketleri de bu dizinin bir konusu.

Dizinin geçtiği dünya Cyber Punk olarak bilinen, benimde bir parçamın ara ara gidip yaşadığı sonra “hişt! Bu kadar yeter, haydi geri gel” dediğim bir yer. Mor/Pembe ışıkların hakim olduğu, neon renklerle doldurulmuş desenlerin olaya verdiği his bir başka. Bedenler sık sık değiştirildiği için ölüm kavramına çok farklı bir yere gelmiş ve oldukça zengin olan ve kurguyu başlatıcı Bancroft şirketlerinin sahibi Laurens Bancroft’un ifadesiyle “Tanrıya ihtiyacın” olmadığı bir hale gelmiş dizi. Bedenleri birer organik ürün gibi o andaki şuur’un konakladığı bir mekan fikri, oldukça güzel bir bilgi. İNK’da da buna benzer bilgiler var, Richard abimiz neo-spritiüalizm çalışıyor sanırım. Beden bu kadar sık ve satın alınabilir bir şekilde değiştirildiğinden yazar “Din” kavramını da unutmamış ve neo-katoliklere de yer vermiş. Neo-katolikler beden öldüğünde başka bir beden almaya karşılar. Gelecek denen o şuur halinde bile “Cennet” kavramı yaratılmış. CyberPunk senaryolarda genellikle gördüğümüz bedensel hazların oldukça farklı ifadeleri ve uyuşturucu çeşitliliği burada da var tabi ki. Uyuşturucular sanal gerçeklik yaratıyor ve genellikle en hızlı emilimin olduğu gözden alınıyor.

Egoların gelişmiş olması ve insanların uygarlık olarak gelişmişliğinin görünen ifadesi olan teknoloji, sevgi/cinsellik gibi kavramları da ziyaret ediyor. BDSM kafasında yaşadığınız uç bir deneyim sırasında partneriniz öldüğünde, parasını verip daha iyisini alıp, kaldığınız yerden en son anıyla, en son farkındalık ve şuur haliyle işinize geri dönebiliyorsunuz. Bu kadar sık beden değiştirildiği ve bedenin sınırlı imkanlarında sadece fiziksel kalan zevk/hedonizm ve egosal kısır döngülerde Din kavramının old school, eski kafada kalması ilginç geldi bana. Biraz daha çeşitli din ve bedensiz yaşam anlayışına yer verilebilirdi.

Hayvansal bedenin düzenli ve mekanik döngüleri  kırıldığında, varlığın elde ettiği genişleme daha manevi ve anlayış genişlemesinin olduğu bir hal olması gerekmiyor mu? Beden anlamsız, al sat vur öldür, değiştir, kısa boylu al, pembe al, sarı al eee sonra? Yine gel bedensel hazlardan medet um. Doğum/Yaşam döngüsü ya da uzak doğudaki tabirle samsara döngüsünü kırmak için uğraşmak liyakat kazanmak varken hala bedensel/fiziksel seviyede hazların pekiştirilmesi kısır döngünün ve insanlığın açmazının tam bir kesiti olmuş dizide.

Şuur’un komple aktarılması kurgusal olmuş, şimdilerde de buna benzer organik/inorganik arasında veri aktarılması gibi çalışmalar yapılıyor ama sistemin sahiplerinin yerine geçme kafası başka bir hal.

Dizi sadece dışsal kalmamış ama içeriye yönelik çokta fazla vurgu yapmamış, izleyici kendi derinliğine göre tadı alıyor ve değer farkı/kıyas bilgisi elde ediyor. Bu anlamda yeni izlenimler alabiliyorsunuz, bir çeşit ifade zenginliği veriyor izleyiciye.

Cyber Punklarda açıklık/hazların hemen erişilebilir olma hali ve hemen her şekilde satın alınabilir olma hali ve bunun çoğu iradesi zayıf varlıklar için başka bir gerçekliğe kaçma imkanı vermesi, mevcut toplumumuza da farklı ilhamlar olmamasını  diliyorum.

Diziyi izlemek gerek. Ghost in Shell gibi derin bir manası olmasa da güzel bir yaklaşımı var. Linkleri aşağıda bulabilirsiniz.

imdb.com | | netflix.com | | altered-carbon.wikia.com | | İNK |