Ana Sayfa Blog Sayfa 217

Mars’taki sular sünger benzeri kayalar tarafından emilmiş olabilir

1

Bilim insanları tarafından yapılan yeni bir araştırma, bir zamanlar nehirlerin aktığı Mars’ta suların nereye gittiğini anlamamıza yardımcı olabilir.

Mars’ın kuru, tozlu ve kıpkırmızı manzarasının yerinde bir zamanlar ılımlı bir arazi ve akan sular vardı. Ancak, Mars’ın sıcak, ve nemli bir gezegenden şimdiki haline nasıl geldiği tam olarak anlaşılamıyordu. Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bulunan bazı kanıtların bir zamanlar Mars’ın yüzeyinde akan suların şimdi kayaların içerisinde olabileceğini gösteriyor. Başka bir deyişle Mars’ın sularının kayalar tarafından sünger gibi içeriye çekildiği düşünülüyor.
Daha önce de Mars’ın sularının yok olmasıyla ilgili birçok teori ortaya atılmıştı. Bazı araştırmacılar, Mars’ın elektromanyetik alanının çökmesi sonucu bu suyun kaybolduğunu öne sürmüştü. Birçok kişi ise Mars’ın yüzeyindeki suların üst tabakanın altında ve buzul halde olduğunu iddia etmişti. Ancak hiçbir teori kırmızı gezegende hala neden gözle görülür bir şekilde suyun olmadığını açıklayamamıştı.
Oxford’un Yer Bilimleri Bölümü’nden araştırmacılar, suyun ve gezegenin aynı şekilde tepki verdiğini ve kayaların suyu emdiğini düşünüyorlar. Bu durumun sadece gezegendeki suyu yok etmekle kalmadığı aynı zamanda kayaların oksidasyonunu da arttırarak gezegeni yaşanmaz hale getirdiği belirtiliyor. Dr. Jon Wade’in liderliğindeki araştırma ekibi ilk olarak, Dünya’daki kayaların bileşimini anlamalarına yardımcı olan modelleme yöntemlerini kullanarak bu sonuca vardıklarını kaydetti. Araştırmacılar, bu modellemeyle, kayaların reaksiyonları ile Mars’ın yüzeyinden çekilebilecek su miktarını hesapladılar.Araştırma ekibi, analizlerinden sonra, özellikle de Mars yüzeyindeki bazalt kayaçlarının, tipik Dünya kayaçlarından yaklaşık% 25 daha fazla su tutabileceğini keşfetti. Wade’e göre, “insanlar bu soruyu uzun süre düşünmüş ancak basit kaya reaksiyonları sonucunda emilen suyun teorisini hiçbir zaman test etmemiştir.” ifadelerini kullandı. Bu teoriye inanmak için ellerinde bir kanıtlar topluluğu olduğunu da belirten Wade, Mars’ın mevcut rengini alması için farklı bir reaksiyon gerektiğini de belirtti.

Wade yaşamın son bulmasıyla ilgili olarak ise  “Mars’ta, bazaltik kabuğunu oluşturan yeni patlayan lavla reaksiyona giren su, sünger benzeri bir etki yarattı. “Su kaya reaksiyonu, kaya mineralojisini değiştirdi ve gezegensel yüzeyin kurumasına ve yaşamı zorlaştırmasına neden oldu.” şeklinde konuştu.Bu durum elbette Mars’ta artık yaşamın olmadığı anlamına gelmiyor. Zira araştırmacılar hala bu umutlarını saklı tutarak tartışmaya devam ediyorlar. Ve bu reaksiyon, sözde gezegeni zorlu hale getirirken, insanlar potansiyel olarak Mars’ı kolonize etme ve planlama yeteneğine sahiptirler. Buna ek olarak, bu yeni bulgu, hayatı sürdürme potansiyelinden şüphelenilen ötegezegenleri daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Yani akan bir nehrin görünmemesi onun yok olduğu anlamına gelmez.https://www.youtube.com/watch?v=IWPO-VViwx4

Kaynakfuturism.com
Alıntıwebtekno.com
Kapak Görseli 

Ateş böcekleri sayesinde ışıklı bitkiler geliyor

1

Massachussets Teknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları, ışıklandırma amacıyla kullanmak üzere ışıldayan bitkiler üretti.

Aynı bilim ekibi daha öncesinde patlayıcı tespit eden ıspanak ve mahsuller kuruduğunda haber veren yaprak sensörleri de geliştirmişti. “Buradaki ana fikir bitkileri masa lambası gibi çalıştırabilmek- prize takmadığınız bir lamba gibi. Işık ise bitkinin kendisindeki enerji metabolizmasında güç alabilir,” diyor araştırmanın yazarı Michael Strano Araştırmacılar bitkileri ışıklandırmak için , özel tasarlanmış nano parçacıkları su teresinin yapraklarına enjekte etti. Etkili olması için nanoparçacıklara üç farklı bileşen yerleştirdi.

Ateş böceklerinin parlaması için luciferaz ve luciferin moleküllerinin etkileşime girmesi gerekiyor, bu ikisi bileşime ekleniyor. Son olarak, aktiviteyi arttırmak için koenzim A ekleniyor.

Bu bileşen nanoparçacıklara ilave edilerek, çözelti süspansiyonunda havada kalıyor. Sonraki adımda ise bitkiler çözeltiye daldırılarak basınç arttırılıyor ve parçacıklar stomata adı verilen gözeneklere doluyor. Luciferin ve koenzim A polimer polimer nanoparçacıkların içine paketlenirken, luciferaz enzimi daha küçük silika nanoparçacıklara ilave ediliyor ki, bitki hücrelerine nüfus edebilsin. Parçacıklardan salınan luciferin, hücrelere giriyor luciferaz ile reaksiyona girerek yanma etkisi yaratıyor. Başlangıç olarak bitkilerin yaydığı ışık çok soluk olsa da, araştırmacılar yeni yapılacak çalışmalarla bu parlaklığı geliştirebileceklerini düşünüyorlar.

Ayrıca başlarda sadece 45 dakika parlayan bitkiler, çalışmalarla 3 buçuk saate kadara  parlamaları sağlandı. Daha önce luciferaz genleri ile bitkiler üzerinde yapılan denemeler başarılı olamadı. Fakat MIT’de geliştirilen metot oldukça kolay ve herhangi bir bitkiye uygulanabiliyor.  Örneğin bu sayede sokak lambaları yerine , ağaçlar kullanılabilir. Luciferaz inhibitörüyle bitkilerin parlayıp, kapanmaları sağlanabilir. Yapılan geliştirmelerle geceleri yanan, gündüzleri kapanan ağaçlar yapılabilir.,

Araştırma Nano Letters dergisinde yayınlandı.

Alıntı: gercekbilim.com
Kaynaknewatlas.com

2017 müzikte black power yılı oldu

0

2017 yılı soul, rap, R&B gibi müzik akımlarında oldukça kaliteli işlerin yapıldığı, hem çok satıp hem de müzik dünyasında gündemi oluşturduğu bir yıl oldu. Özellikle R&B alanındaki kaliteli çalışmalar, bu dünyada da derinlikli ve nitelikli işler yapılıp kalıplarının kırılabileceğini kanıtladı.

Yerli albümlerden sonra bu sefer de 2017’den iz bırakacak, gelecek yıl Brit, Grammy gibi ödüllerde de adaylar ve kazananlar arasında olmasını beklediğimiz isimleri ve birbirinden iyi albümlerini hatırlatıyoruz.

Lorde – Melodrama

Yeni Zelandalı Lorde ilk albümüyle müzik dünyasında farklı bir yerde olacağını hissettirmişti. İkinci albümüyle bu hissi pekiştirdi.

The War On Drugs – A Deeper Understanding

Naif bir vokal, müthiş yakalayıcı ve akan melodiler. Yılın en iyilerinden biri oldu War on Drugs’un yeni albümü.

The National – Sleep Well Beast

Bir önceki albümleri çoğu müzik otoritesine göre bir başyapıt düzeyindeydi. Yeni albüm de bundan geri kalmadı.

Kendrick Lamar – Damn

Bu yıl R&B’de ve rap dünyasında çok kaliteli işler gördük. Lamar’ınki belki de en iyisiydi.

Sharon Jones – Soul of a Woman

Soul müzik son yıllarda yükseliş ivmesinde yeniden, birbiri ardına çok üst düzey albümler çıkıyor. Bu yıl da Sharon Jones “Soul of a Woman” isimli albümünde özellikle kadın özgürlüğüne vurgu yapan sözlerle öne çıktı, çok dinlendi.

Mavis Staples – If I Was All Black

Efsanevi R&B ve gospel şarkıcısı Mavis Staples, geri döndü. Hem de ABD’de tüm ezilenlerin mücadelerine ses ve nefes veren bir albümle.


Kelela – Take Me Apart

R&B kalıplarını kırıyor, videolardaki gösteriş, para, seks ve uyuşturucu sarmalını aşıyor demiştik. Bunun en iyi örneklerinden biri Kelela’nın varlığı ve yeni albümü oldu.

Beck – Colors

Beck pop müzik yaparsa, hem de soft bir pop albümü yaparsa ne olur. Bunu 2017’de duyduk, duyduğumuzdan memnun kaldık, Beck bu işte ne yapsa iyi yapar dedik.

Liam Gallagher & Noel Gallagher

Oasis bu yıl da geri dönmedi, bu yıl da birleşmedi. Ama iki düşman kardeş, aynı yıl solo albümlerini çıkarıp Oasis özlemimizi bir nebze dindirdi.


St. Vincent – Masseduction

Son yıllarda en öne çıkan kadın müzisyenlerden biri St.Vincent. Yeni albümü de yine standartların bir tık üstündeydi.

Julie Bryne – Not Even Happiness

Bu albüm daha kapağından insanı içine çeken albümlerden biriydi. Albümün içi de derin ve sakin bir yolculuk vadediyordu.

 

Kamasi Washington – Harmonty of Difference

Jazz’ın ana akım müziğe en çok yaklaştığı noktalardan birinde, Kamasi Washington başyapıtsal bir albümün altına imzasını attı. “Truth” klibi de ses getiren bir klip oldu.

Curtis Harding – Face Your Fear

Soul müziğin iftihar edeceği albümlerden biri bu yıl çıktı. Harding ikinci albümde de yine soul klasikleri arasına girecek bir albümle çıkageldi.

Beth Ditto –  Fake Sugar

En güçlü kadın seslerinden biri Beth Ditto’nunki. Solo albümünde de yine cayır cayırdı.

Jake Bugg – Hearts That Strain

Ona ilk çıktığından beri genç Bob Dylan deniyor. Bu düzeye çıkabildi mi henüz birşey söylemek için erken ama Bugg yine çok iyi bir albümle boy gösterdi, o kesin.

Pop rock’ta yılın hitlerinden bir bölümü Imagine Dragons’dan geldi. Özellikle “Believer” ve “Thunder” bu yılın en çok dinlenen, klipleri en çok TV’de dönen şarkılardan ikisi oldu.

Portugal The Man – Woodstock

Yılın en sıcak hitlerinden biri “Feel It Still” şarkısı oldu. Albüm onun dışında büyük bir hit barındırmıyordu ama genel olarak dinlenince oldukça iyi bir albümle karşı karşıyaydık.

Mogwai – Every Country’s Sun

Mogwai, kemik bir dinleyici kitlesi olan bir grup. Ve bu kitleyi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmıyorlar. Bu yıl olduğu gibi.

King Krule – Ooz

Onun müziğini Tom Waits’e benzeten çok. Haksız da değiller, müziği ve vokali aynı Waits’de olduğu gibi belli bir tanımın içine giremeyecek kadar özgün.

Yurtdışında kayak yapılabilecek yerler

Kış sporlarıyla ilgilenenler için yurtdışında bulunan birçok kapsamlı tesis, harika bir kar tatili vaat ediyor. Kış aylarında ülkelerin farklı bir yüzünü keşfederken, yapacağınız kayak seyahatiyle de farklı deneyimler yaşayabilirsiniz. Ödül almış birçok kayak merkezi gelişim kaydederek ziyaretçilerine güvenli ve eğlenceli parkurlar sunuyor. Eğer bu kış mevsiminde kayak seyahatinizi yurtdışında gerçekleştirmek istiyorsanız, aşağıdaki destinasyonları değerlendirebilirsiniz!

Üç Vadiler, Fransa

Belleville, Meribel ve Courchevel dünyaca ünlü üç vadiyi birleştiren kayak merkezi, aynı zamanda sosyetiklerin de ilk durağı olarak ön plana çıkmaktadır. Ortalama 600km’lik pist uzunluğuna sahip olmasından ötürü en büyük kayak merkezi olarak da adını duyurmaktadır. Her milleten fazlaca ziyaret edilmesi ve sosyetik sınıfın uğrak yeri olması sizleri korkutmasın. Çünkü bölgenin farklı noktalarında kayak köyleri kurulmuştur ve bu yerler her bütçeden insana hitap ettiği için ziyaret eden her birey doyasıya kayak keyfi yapabilmektedir.

KitzBühel, Avusturya

2015 senesinde düzenlenen Dünya Kayak Ödülleri organizasyonunda En İyi Kayak Merkezi unvanına kayık görülen KitzBühel, kayak merkezlerinin en eskilerinden biri olmasının yanı sıra yenilenen haliyle en yeni ve en iyilerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kayak merkezinin yanın sıra orta çağdan kalan esintilerini de çevresinde sergileyen merkez içeriğinde ihtiyacınız olan her şeye ulaşabileceğinizden şiddetle tavsiye edebileceğimiz noktalardan biridir.

Dolomiti Superski, İtalya

Doğu İtalyan Alpleri olarak anılan Dolomitler yani birden fazla kayak merkezini bir arada toplayan bölge ortalama 1.200km’lik kayak safarisi yapmaya ön vermektedir. Bölgeyi ziyaret ettiğinizde hem tadına doyamayacağınız İtalyan lezzetlerini tadabilecek hem de kayak yapmanın en iyi haliyle unutulmaz bir zaman geçirebileceksiniz. Çok sayıda kayak merkezi arasından en iyiler sınıfına dahil olan bu bölgeyi ziyaret etmeniz, emin olunuz ki çok başka deneyimler kazanmanızı sağlayacaktır.

Kış aylarında İtalya seyahati yapmak için İtalya turu fiyatları ilginizi çekebilir. Sıcak havalarda yapacağınız seyahatten daha uygun olacağından emin olabilirsiniz. Bu sayede düşündüğünüz kış sporunu da gerçekleştirmeniz mümkün.

En iyi İtalya turu tavsiyesi: https://www.prontotour.com/Paket-Turlar/Italya-Turlari

Hintertux, Avusturya

Hintertux 3000mt yükseklikte konumlandığından ötürü yılın her döneminde kar görülmekte ve mükemmel bir manzara eşliğinde kayak yağmaya ön vermektedir. Bu özelliği taşıyan dünyada 2-3 kayak merkezinden biri olarak da özellikle profesyonel kayakçıların ilk adresi olmaktadır. Dolayısıyla yaz-kış ayırt etmeksizin kayak yapmayı planlıyorsanız, sizlerin de ilk adresi olabilecek niteliği taşımaktadır.

Bansko, Bulgaristan

Kayak yapmak istiyorum ama öyle çok uzak ülkelere gitmek istemiyorum derseniz, hemen yanı başımızda bulunan Bulgaristan sizler için kayak konusunda ideal bir destinasyon olacaktır. 75km uzunluğa sahip son derece bakımlı olan pistleri, yakın oluşu ve tabi ki pek çok kayak merkezine oranla daha ekonomik koşullar içermesi, son yılların gözde kayak merkezi olmasını sağlamıştır. Ulaşım bakımından da avantaj içeren Bansko, gidebileceğiniz kayak merkezleri arasında keyif alacağınız noktalardan biridir diyebiliriz.

Avrupa’da kayak seyahati denildiğinde genellikle Fransa ve İsviçre öne çıkar. Ancak daha düşük fiyatlar için Bulgaristan ve Avusturya tercih edilebilir. Daha uygun fiyatlar için erken rezervasyon indirimlerinden yararlanabilirsiniz.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali yarışma başvuruları 2 Ocak 2018 tarihinde başlıyor!

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen, 19-29 Nisan 2018 tarihleri arasında 29. kez gerçekleştirilecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da “Ulusal Uzun”, “Ulusal Belgesel” ve “Ulusal Kısa” film yarışmaları ile Türkiye Sineması’nın gelişimine katkı sağlayan yapımları teşvik edecek.

Sinema sanatı aracılığıyla ulusal ve uluslararası iş birliği, eğitim, deneyim, bilgi aktarımı ve sinema profesyonellerinin buluşup birlikte üretmelerine zemin oluşturan bir platform olan Ankara Uluslararası Film Festivali Türkiye sinemasının yeni yaratıcılarına, endüstrinin gelişimine ve sinemanın sanatsal niceliklerine katkıda bulunuyor.

Festival kapsamında ulusal uzun film yarışması en iyi film ödülü 50.000 TL, en iyi ilk film ödülü 10.000 TL; ulusal belgesel film yarışmasında birincilik ödülü 20.000 TL, ikincilik ödülü 10.000 TL, üçüncülük ödülü 5.000 TL; ulusal kısa film yarışmasında birincilik ödülü 10.000 TL, ikincilik ödülü 5.000 TL, üçüncülük ödülü 2.500 TL olarak belirlendi. Ulusal uzun proje geliştirme desteği yarışmasında ise dereceye girecek olan iki film projesinin her birine 30.000 TL para ödülü verilecek.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali’ne yarışmalar ve gösterimler için www.filmfestankara.org.tr/basvuru adresinden 23 Şubat 2018 tarihine kadar başvuru yapılabilecektir.

Arı gibi çalışacak robotlar geliyor

1

Mühendisler aynı böcekler gibi hareket eden, sarı benzeri uçan robot böcekleri programlamayı başardı.

Cornell Üniversitesi mühendislerinden oluşan grup, böcek beyninin nasıl çalıştığını taklit eden yeni nesil programlar üzerinde çalışıyor. Normalde bir robot arının kanatları çırpmak, rüzgarı hesaplamak , uçuşu ayarlamak ve bir çiceğe iniş yapabilecek rotayı hesaplaması için, masaüstü bilgisayar kadar bir bilgisayar taşıması gerekiyor.

Intelligent Systems and Controls Laboratuvarı’ndan makine ve havacılık mühendisi Prof. Silvia Ferrari, bunu nöromorfik bilgisayar çipleriyle çözebileceğini düşünüyor. Normal bilgisayar çipleri 1-0 ikili sisteminde çalışırken, nöromorfik çipler elektrik akımının ateşlenmesiyle çalışan kompleks kombinasyonlarla, aynı beyindeki nöronların ateşlenmesi gibi çalışıyor. Nöron Gibi Çalışan Çip Ferrari’nin laboratuarı yeni nesil “olay bazlı” hissetme ve kontrol algoritmalarıyla nöral aktiviteyi taklit edebilecek şekilde geliştirmeler yapıyor. Bu sistemler nöromorfik çiplere eklenecek.

Çünkü bu çipler, normal çiplere göre çok daha az enerji tüketiyor, böylece aynı boyutta daha fazla yükleme yapılabilecek. Harvard Mikrorobotik laboratuarı’nın geliştirdiği 80 mikrogramlık RoboBee(robot arı) ile birlikte çalışıyorlar. Robotta optik akış,görme ve hareket sensörleri var. Robot arı kabloya bağlı olsa da, araştırmacılar yeni güç kaynakları ile bunun üstesinden gelmeye çalışıyor. Cornell ‘in algoritmasıyla ağırlık çok artmadan, daha otonom ve kompleks çevrelerde robot çalışabilecek. “Hafif bir yel veya kapı çarpması küçük robotların kontrolünü kaybetmesine neden olabiliyor. İşte bu nedenle RoboBee için çarpmalardan kaçabilecek sensörler ve algoritmalara geliştirerek, halen uçmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Önceki modellemelere dayanan bir robot yapamazdık, bu nedenle her durumu öğrenerek adapte olabilecek bir sistem geliştirmek istiyoruz,” diyor Prof. Ferrari. Taylor Clawson tarafından koşullara göre hız ayarlayabilen bir sanal simülatör geliştirildi. Fizik tabanlı simülatör RoboBee’nin her kanat çırpmasındaki maruz kaldığı aerodinamik kuvvetleri simüle ediyor. Sonuç olara RoboBee kompleks uçuşlardaki hareketi tam olarak tahmin edebiliyor.

Tasarlanan otonom uçuş kontrolü aynı sinir ağı gibi çalışıyor. Bu ağ robotun üretimi esnasında olabilecek düzensizlikleri  tanımlayarak, bunu gerçek zamanlı olarak öğrenebiliyor. Prof. Ferrari , büyük otonom ve esnekliğe ilave olarak mikro kameralar ve dokunsal geri alımlı bir anten ve ufak tüyle gibi kontakt sensörleri ilave etmeyi planlıyor. Harvard’ın bu gezici robotu 17 mm uzunluğunda ve 3 g’dan az ağırlığa sahip. Saniye 44 mt hıza sahip olan robotu Ferrari’nin laboratuarı yeni algoritmayla geliştirerek çeviklik sağlanmaya çalışıyor.

Ferrari’nin çalışması 4 yıllık Deniz Kuvvetleri Araştırma Ofisi’nden 1 milyon dolar fon ile devam ediyor. Kaynak :

Alıntıgercekbilim.com
Kaynaknews.cornell.edu

Mabel Matiz, Ya Bu İşler Ne! Klibi Üstüne

Yaz sonunda İzmir Enternasyonel Fuar’ında Mabel Matiz’in “Ya Bu İşler Ne” parçasını ilk defa dinledim. Parça hoşuma gitmiş olmalı ki eve geldiğimde internetten şarkıyı aradım. Klibi çekilmişti. İlk başta merak ederek klibi açtım ama sonuna kadar izler miydim? Bilmiyorum. İzledim. Çünkü klip kendini izletiyordu.

İlk olarak, Mabel Matiz ve ekibinin klibi hazırlarken dikkat süresinin azalmasını aşmaya çalıştığını düşündüm. Çünkü ne de olsa her üç beş saniyede bir kompozisyon değişiyordu.

Carpe Diem

Her şeyin hızla eskimesinden bahsediyorduk. Bir olayın güncelliğini yitirmesi o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki, geçen zamana anlamsızca bakıyorduk. O olay geçen hafta mı olmuştu? Geçen ay oraya mı  gitmiştik? Henüz o kadar mı geçmişti!? Aslında bundan biraz şikayetçiydik. Ah! Bu baş döndürücü hızla geçen her şey…

Carpe diem’e ikna olmuştuk olmasına da bir şey vardı. Hakkını vermesek, üstünde biraz daha durmak için çaba sarf etmesek, kıvamını önemsemesek, yoğunluğu iyi ayarlamasak; telvesi abartılmış kahveye, sulu sepken yağan kara, imamın abdest suyu gibi çaya benziyordu bu içinde kalmaya çalıştığımız an’lar.

Hoş, ben şimdi niye bir topluluk adına konuşur gibi yazıyordum? Bunun sebebi olsa olsa çevremdeki insanlarla sürekli yaptığımız bunun benzeri muhabbetler olmalıydı. O zaman sanırım biraz daha bakmak gerekiyordu. “Ya Bu İşler Ne” biraz daha bakmak için eğlenceli bir klip.

Bilinçaltı mı?

Anın kısalığı ve geçiciliği karşısında duyulan lezzeti muhakkak ki kıvam belirliyor. Eğlence sektörü için üretilmiş bu klibi de izlenir kılan, hızla değişen kompozisyonların kıvamının yerindeliği. Yorucu ya da sarsıcı değil,  büyük bir anlatı çerçevesinde bir araya gelmese de olur dedirtiyor. Bunun yanında bilinçaltı kodlarına seslenen birçok öğe var.

İlk sahne, sarışın, mavi gözlü, Brütüs kılıklı bir büstle başlıyor. Büstün çevresinde kırmızı ojeli uzun tırnaklar dolaşıyor ve bu tırnaklara sahip olan elin her parmağında taşlı yüzük var. Kitsch olduğu da düşünülebilecek bir sahneyle mi karşı karşıyayım diye düşünürken çok farklı bir bağlama oturuyor. Kırmızının temsil ettiği ayartıcılık, kışkırtıcılık ve iddialılık, metroseksüel ve ezen aklı ve hatta diyebilirim ki; egemen algıya göre “üstün ırkı?” temsil eden adamın kafasını kurcalıyor. Brütüs’ün kafası bir medyumun küresi mi? Yoksa kendini “arzu” fikrinden alamayan bir fani mi bilinmiyor. Zaten hızla değişen kompozisyonun akışında bu fikirlere de bunları düşünmeye de yer yok.

Bilinçaltı kodlardan bahsetmeye devam edildiğinde, birkaç saniye ileride tül çorapları, yüksek topuklarıyla, doğal ve rahat sallanan ayaklar görülebilir. Yüksek topukların işaret ettiği imgelerden, çevrilen dünya küresine geçilir. Mabel Matiz şarkıyı söylemeye başladığında klip bu eksende dönüyordur. Kendisine uzatılan gülü koklar ve söylemeye başlar.

Gül mü bülbül mü?

Çevrilen küre zihnimizde döne dursun. Aslında dünya, aşksız pek de matah bir yer değildir. Ya da şarkılar çoğun bunu söyler. Aslında aranan hep bir yer değil, âşıkla maşuk arasındaki ilişkidir. Klip de, gülle bülbülün Pop Art bir yorumudur aslında.

O zaman dans

Mabel Matiz’in klip içinde klip olarak bakılabilecek, dans performansı, kırmızı kostümü ve siyah fonuyla oldukça dikkat çekici teatral bir anlatım. Otuz üç saniyelik bu dans, Nesimi’nin, “Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni,” dizelerini çağrıştırıyor. Göğe çıkaran da yere indiren de yürekten gelmiyor mu?

Pop Art

“Malzemesini gündelik nesnelerden alan, hayatı bir anlamda hammadde gibi işleyen Pop Art sanatı, adı üstünde popüler olanın sanata dönüşmesini ifade ediyor.”* Klipte Pop Art’ın olanakları, renk seçiminden, kostümlere, objelerden, fonlara her yerde yeşeriyor. Böyle olunca da parlak renklerin, göz alıcı desenlerin fonunda, fonla uyumlu kıyafetlerle Mabel Matiz var. Klipte Matiz’den başka kimse yok. Sadece eller, ayaklar ve objeler.

Aynı zamanda oryantal göndermelere harmanlanmış. Doğunun masalsı yanı, klipte Pop Art’la bütünleşmiş. Top havuzunda küstah bakışlar atmak, o çocuksu yan, su tabancalarıyla tehdit edile dursun, paraya eyvallah demeyen gangster rolünü sergilemek de klibin meskeni Pop Art imgelerin büyülü dünyasında mümkün. İşte bunlar hep çağımız.

Bir klipten aşka ve hayata dair felsefe yapması beklenemez. Yapabileceği şey sanatın imkânlarıyla, yüksek bütçeler olmasa da güzel işler ortaya koymaktır. “Ya Bu İşler Ne,”nin anın geçiciliği karşısında bıraktığı yoğunlaştırılmış tadıyla bunu başardığı söylenebilir.

*Alıntı, http://www.brandlifemag.com/pop-artin-tarihine-yolculuk/ sayfasından yapılmıştır.

Halk müziğinde yeni dönem: Disko-Folk

1

Türk Halk Müziği’ni hiç bu şekilde dinlediniz mi? Selda Bağcan’ın yeniden düzenlenerek tüm dünyada yankı uyandıran türküleri ile birlikte sıra diğerlerine geliyor. Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif gibi birçok önemli Türk Halk Müziği sanatçısının parçalarını yeniden yorumlayan Dj’ler en çok dinlenen isimler arasında ilk sıralara yükseliyor.

Hey Douglas ile tanıştınız mı?

Şu sıralar, underground bir partide dans ederken kendinizi aniden bir Neşet Ertaş parçasına eşlik eder halde bulabilirsiniz. Bu parçalar sıradan bir remiksten çok daha fazlasını vaat ediyor.

Son yılların en ilgi çekici müzik oluşumuna ön ayak olan isimlerden birisi adını sıkça duyacağınız bir isim, Hey!Douglas. VEYasin ismi ile bilinen ünlü Dj, 70’li yıllara ait birçok parçayı yeniden yorumluyor.

Müziğini Sadri Alışık’ın “Back To Future” filminde oynamasına benzeten genç müzisyen, Hey Douglas ismini ise rapçi günlerinden kalma bir söz olarak tanımlıyor. Elektronik ve HipHop müzik ile yakından ilgilenen sanatçı oldukça ilgi çekici albüm kapaklarını da bizzat kendi tasarlıyor. Geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkan ‘Selda Bağcan Remix’ albümüne Bağcan’ın “İnce İnce” parçası ile destek veren Hey Douglas, 70’li yıllara ait farklı tarzda kült parçaları yeniden yorumladığı şarkıları da SoundCloud ve Youtube hesapları üzerinden paylaşıyor. 

‘Yekte’, ‘Darıldım’, ‘Estarabim’, ‘Ölem Ben’ ve çok daha fazla kült parça Hey!Douglas’ın yenilediği tarzı ile birlikte sizi geçmişin tozlu sayfalarına götürecek.

Playlistinizi yenileyin!

Türk Halk Müziği’ni elektro ortamlara taşıyan isimlerden bir diğeri ise Kozmonotosman ismiyle bilinen Osman Başaran. Başarılı remix, rework ve re-editleri ile tanınan Dj, düzenlediği tüm parçalara SoundCloud hesabının yanı sıra Youtube hesabında da yer veriyor. Neşet Ertaş editleri ile dikkat çeken müzisyen, parçaların aslına dokunmadan yaptığı düzenlemeler ile ’ne özgü etnik dokuyu korumaya özen gösteriyor.

Müziğini “Disko-Folk” olarak tanımlayan sanatçı, gece kulüplerinde eğlenen gençleri anne babalarının izinde diskolar ile tanıştırmaya geliyor.

Derdiyoklar İkilisi ve Aşık Emrah hayranı olduğu bilinen Kozmonotosman, Selda Bağcan, Fikret Kızılok, Sabahat Akkiraz, Ersen ve Dadaşlar, Moğollar, Barış Manço gibi önemli isimlere ait parçaları Disko-Folk tarzda yeniden yorumluyor. Ünlü Dj’e ait konser bilgilerine ise sosyal medya hesaplarından ulaşmak mümkün.

Beslenme ve baş meleklerin besini olma

Beslenme diyince aklımıza hemen fiziksel besinler gelir. EE çok az bazen hiçbir şey yemeden sadece Güneşten besin alarak yaşayanlar var? “Sun Gazing” denilen kavram.

Birçok uygulayıcının yorumlarını bulabilirsiniz internette. Demek ki biz sadece fiziksel kaba maddelerle beslenmeyebiliriz. Bu çok normal çünkü, her şeyin fiziksel/görünün kısmıyla ilgileniyoruz. Realite algımız çocukluğumuzda sol’a doğru yönlendirildi ve oldukça basit/lineer bir zaman algısı üzerine analitik bir kafa geliştirdik. Daha sonra Büyük Büyük Hadron Çarpıştırıcısı yaptık “gördüklerimizle“. Atomlar birbirine çarptı, protonlar, nötronlar… Bu çarpışmalardan bir sonuç çıkardı bilim insanları: “Realiteyi sen yaratıyorsun”. Madde gözlemlendiğinde var oluyor. Sadece bu bile o kadar derin bir bilgi ki… İNK* bilgisi gibi. Vuhhu! Take away kahve seven çağdaş gençler, kalkın Space X’e biniyoruz!

2. Gıda Çalıştayına katıldığım zamandan beri yazmak istiyorum bu “Beslenme ve Besinler“ kavramlarını. Gıda çalıştayının üzerinden baya zaman geçti, sonra Yuva Derneğindeki “Dünya Vatandaşlığı” modülü vurdu beni. Madem vurulduk ey halkım, şifası da oradadır diyerek eğitime katıldım ve artık akış zamanının geldiğine karar verdim.

Konumuz, insanın iki ayağı üzerinde yürüdüğü ve Yaradanla güreştiği zaman başladı. Çünkü o vakit beslenmeye, besin denilen şeyin ne olduğunu anlamaya başladık. Doğa, yani Yaradan, insanı evrimleştirip yaratmasının arkasındaki neden sadece bu emmi yürüsün, başı yukarda olsun ayakları yerde olsun, hara bölgesinde denge olsun değildi. Yaratılıştaki sorumluluğumuzu bize hatırlatmak için bizi ayağa kaldırdı. Bu sorumluluğun bir parçası da besin olma ve beslenmedir.

Çoğusunun fiziksel kurtuluşa bir katkı sağlamak için vegan-vejetaryan gibi özdeşleşmelerle kendilerini tanımlamaları bu sorumluluk duygusunun daha ifşa olmamasından kaynaklanmaktadır belki de. Nedir abi bu dediğin laf! Babacım, insan denilen form alır ve verir. Neyi alır? Doğadaki her şeyi alır, kaba maddeyi alır, inceltir ve yukarı yollar. Bir çeşit sentez yapar, tesirleri inceltir, köprü kurar.

Tabii biz, otopark için “ Baş Melekleri “ çağırdığımızdan ya da iste senin de olur dediğimizden ve bunların workshoplarına para verdiğimizden, bu yönde çalışmalara hiç gerek yoktur. Bir gün Hocamız “Mustafa Kemal İstemeyi bilen bir varlıktı“ demişti. Yukarıdan istemek için (yukarısı denilen şeyi şimdilik daha ince olanlar olarak bilelim) bir defa sizden bir şey çıkmalı, ses, hareket, tesir çıkmalı. Buraya kadar tamam! Peki, çıkan şeyi kim duyacak? Senin sesin nereye kadar gidecek? Neden bazılarını sesi daha çok çıkıyor… Entelektüel merkez seni çağırıyorum buraya gel ve bıdı bıdı yap zihinde! Seni gidi kutsal karıştırıkçı seni 🙂 Bizde de var onlarda arada gelirler gece vakti kolyeleri cinciklerler.

Heh, işte burada başlıyor işler.

Burada dostlar, yasalar giriyor devreye. Bu adımdan sonrası Ezoterik bilgi ile geliyor çünkü, inisiyasyon denilen “Kabul Edilme“ kısmının içinde bu yasalar. Bunu ayırmak, ötekileştirmek için söylemiyorum. Bu bilgilerin nasıl öğrenildiği, bu bilme halinin nasıl hissedildiğini paylaşmak istiyorum. Yol, sizi de yasalara “ahenge“ “ahenkten olmaya“ getirirse, ki bu kişinin yapabileceği bir şey değildir, kişi sadece çaba ve cehit kullanır bunun için, o zaman açılır konu.
İnsan Baş Meleklerin besinidir. Birbirine besin olma denilen şeyin ilk tohumu budur. İnsan “yediği“ her şeyi dönüştürüp, yükseltip başka merkezlere besin olması için bu kapasitesi vardır yürüyenin. Bunu yapıyor yapamıyor bambaşka bir konu. Bunu yapacak donanımları var. Beslenme derken üç merkezli beslenme ve yüksek merkezlerin besinlerini de açıklamak gerekiyor ki tabi o da artık sizden gelen akışla olur ancak.

Son olarak bir parça aldığımız kök bilgi ile Bereşit 1:27-30’a bir daha bakalım ne demek istemiş acaba Yarada.

“Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı.  Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.”

Besin olabilmeye ve beslenmeye.

*İNK : İlahi Nizam ve Kainat adlı kitabın kısaltması.

Kapak görseli wikipedia’dan alınmıştır.

Hayatı akışına bırak

1

Bırakın arkadaşlar hayatı aktığı gibi gitsin. Aman dur, dikkat et derken hayat akıp gidiyor farkında bile değiliz. Şimdiye kadar akan zamanı durdura bildiniz mi? Hayır, çünkü bunu başarabilen biri yok. Hayat tüm güzellikleri ve zorluklarıyla beraber devam ediyor. Kimseye de aldırış etmiyor. Siz isteseniz de istemeseniz de bir su gibi akıp yolunu buluyor.

Şimdi bana soracaksınız ben bu süreçte etkisiz eleman mıyım diye? Tabii ki hayır, siz hayatınıza yön veren kişisiniz öyle olmasaydınız yaprak gibi bir o yana bir bu yana savrulur dunuz. Seçimlerinizi siz yapıyorsunuz. Sonrasını da hayat belirliyor.

Peki, bu akışı nasıl ilerleyecek?

Tabi ki kontrollü bir şekilde ilerleyecek ama üstünde aşırı düşünmeden, zorlamadan sıkmadan bir kontrolden bahsediyorum. Sınırlarınızı esnek ve açık tutun. Yaşadığınız her tecrübe size bir şeyler kazandırır. Bir sonraki adımınız için basamak olur. Pencerenizi ne kadar açık bırakırsanız o kadar geniş bir alana hakim olabilir siniz. Kendinizi sıktıkça sadece bir işe odaklanırsınız ve diğer fırsatları kaçırırsınız. Oysaki gelecek diğer fırsatlar sizin için ileride daha iyi olabilir. Sadece açık fikirli olun. Neden olmasın diye düşünün. Kesin, net sınırlar insanları zorlar.

Konfüçyüs, sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi; Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir. Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Fakat elmayı yerinden çıkaramıyordu sonunda mecburen bıraktı. Konfiçyus elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı? diye sordu. Cevap gelmeyince ben nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi. Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı.
Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı. Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki: Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız.

Hayata bu şekilde yaklaşmak size neler kazandırabilir bir düşünelim.

1. Hayata pozitif bir şekilde yaklaşırsınız.
2. En küçük şeyde isyan bayrağını kaldırmazsınız.
3. Gelecek fırsatları daha iyi görebilirsiniz.
4. Yaşadığınız hayatı seversiniz.
5. Etrafınızdakilerle çok daha iyi anlaşırsınız.

Bunlar benim aklıma gelenler daha birçok şey ekleyebilir siniz. Lütfen hayatınıza olumlu yaklaşın. Mutluluk ve başarı mutlaka size gelecektir. Adımlarımızı umutla atmaya çalışalım. Böylece hem biz hem de etrafımızdakiler mutlu olacaktır.