Ana Sayfa Blog Sayfa 217

Yurtdışında kayak yapılabilecek yerler

Kış sporlarıyla ilgilenenler için yurtdışında bulunan birçok kapsamlı tesis, harika bir kar tatili vaat ediyor. Kış aylarında ülkelerin farklı bir yüzünü keşfederken, yapacağınız kayak seyahatiyle de farklı deneyimler yaşayabilirsiniz. Ödül almış birçok kayak merkezi gelişim kaydederek ziyaretçilerine güvenli ve eğlenceli parkurlar sunuyor. Eğer bu kış mevsiminde kayak seyahatinizi yurtdışında gerçekleştirmek istiyorsanız, aşağıdaki destinasyonları değerlendirebilirsiniz!

Üç Vadiler, Fransa

Belleville, Meribel ve Courchevel dünyaca ünlü üç vadiyi birleştiren kayak merkezi, aynı zamanda sosyetiklerin de ilk durağı olarak ön plana çıkmaktadır. Ortalama 600km’lik pist uzunluğuna sahip olmasından ötürü en büyük kayak merkezi olarak da adını duyurmaktadır. Her milleten fazlaca ziyaret edilmesi ve sosyetik sınıfın uğrak yeri olması sizleri korkutmasın. Çünkü bölgenin farklı noktalarında kayak köyleri kurulmuştur ve bu yerler her bütçeden insana hitap ettiği için ziyaret eden her birey doyasıya kayak keyfi yapabilmektedir.

KitzBühel, Avusturya

2015 senesinde düzenlenen Dünya Kayak Ödülleri organizasyonunda En İyi Kayak Merkezi unvanına kayık görülen KitzBühel, kayak merkezlerinin en eskilerinden biri olmasının yanı sıra yenilenen haliyle en yeni ve en iyilerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kayak merkezinin yanın sıra orta çağdan kalan esintilerini de çevresinde sergileyen merkez içeriğinde ihtiyacınız olan her şeye ulaşabileceğinizden şiddetle tavsiye edebileceğimiz noktalardan biridir.

Dolomiti Superski, İtalya

Doğu İtalyan Alpleri olarak anılan Dolomitler yani birden fazla kayak merkezini bir arada toplayan bölge ortalama 1.200km’lik kayak safarisi yapmaya ön vermektedir. Bölgeyi ziyaret ettiğinizde hem tadına doyamayacağınız İtalyan lezzetlerini tadabilecek hem de kayak yapmanın en iyi haliyle unutulmaz bir zaman geçirebileceksiniz. Çok sayıda kayak merkezi arasından en iyiler sınıfına dahil olan bu bölgeyi ziyaret etmeniz, emin olunuz ki çok başka deneyimler kazanmanızı sağlayacaktır.

Kış aylarında İtalya seyahati yapmak için İtalya turu fiyatları ilginizi çekebilir. Sıcak havalarda yapacağınız seyahatten daha uygun olacağından emin olabilirsiniz. Bu sayede düşündüğünüz kış sporunu da gerçekleştirmeniz mümkün.

En iyi İtalya turu tavsiyesi: https://www.prontotour.com/Paket-Turlar/Italya-Turlari

Hintertux, Avusturya

Hintertux 3000mt yükseklikte konumlandığından ötürü yılın her döneminde kar görülmekte ve mükemmel bir manzara eşliğinde kayak yağmaya ön vermektedir. Bu özelliği taşıyan dünyada 2-3 kayak merkezinden biri olarak da özellikle profesyonel kayakçıların ilk adresi olmaktadır. Dolayısıyla yaz-kış ayırt etmeksizin kayak yapmayı planlıyorsanız, sizlerin de ilk adresi olabilecek niteliği taşımaktadır.

Bansko, Bulgaristan

Kayak yapmak istiyorum ama öyle çok uzak ülkelere gitmek istemiyorum derseniz, hemen yanı başımızda bulunan Bulgaristan sizler için kayak konusunda ideal bir destinasyon olacaktır. 75km uzunluğa sahip son derece bakımlı olan pistleri, yakın oluşu ve tabi ki pek çok kayak merkezine oranla daha ekonomik koşullar içermesi, son yılların gözde kayak merkezi olmasını sağlamıştır. Ulaşım bakımından da avantaj içeren Bansko, gidebileceğiniz kayak merkezleri arasında keyif alacağınız noktalardan biridir diyebiliriz.

Avrupa’da kayak seyahati denildiğinde genellikle Fransa ve İsviçre öne çıkar. Ancak daha düşük fiyatlar için Bulgaristan ve Avusturya tercih edilebilir. Daha uygun fiyatlar için erken rezervasyon indirimlerinden yararlanabilirsiniz.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali yarışma başvuruları 2 Ocak 2018 tarihinde başlıyor!

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen, 19-29 Nisan 2018 tarihleri arasında 29. kez gerçekleştirilecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da “Ulusal Uzun”, “Ulusal Belgesel” ve “Ulusal Kısa” film yarışmaları ile Türkiye Sineması’nın gelişimine katkı sağlayan yapımları teşvik edecek.

Sinema sanatı aracılığıyla ulusal ve uluslararası iş birliği, eğitim, deneyim, bilgi aktarımı ve sinema profesyonellerinin buluşup birlikte üretmelerine zemin oluşturan bir platform olan Ankara Uluslararası Film Festivali Türkiye sinemasının yeni yaratıcılarına, endüstrinin gelişimine ve sinemanın sanatsal niceliklerine katkıda bulunuyor.

Festival kapsamında ulusal uzun film yarışması en iyi film ödülü 50.000 TL, en iyi ilk film ödülü 10.000 TL; ulusal belgesel film yarışmasında birincilik ödülü 20.000 TL, ikincilik ödülü 10.000 TL, üçüncülük ödülü 5.000 TL; ulusal kısa film yarışmasında birincilik ödülü 10.000 TL, ikincilik ödülü 5.000 TL, üçüncülük ödülü 2.500 TL olarak belirlendi. Ulusal uzun proje geliştirme desteği yarışmasında ise dereceye girecek olan iki film projesinin her birine 30.000 TL para ödülü verilecek.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali’ne yarışmalar ve gösterimler için www.filmfestankara.org.tr/basvuru adresinden 23 Şubat 2018 tarihine kadar başvuru yapılabilecektir.

Arı gibi çalışacak robotlar geliyor

1

Mühendisler aynı böcekler gibi hareket eden, sarı benzeri uçan robot böcekleri programlamayı başardı.

Cornell Üniversitesi mühendislerinden oluşan grup, böcek beyninin nasıl çalıştığını taklit eden yeni nesil programlar üzerinde çalışıyor. Normalde bir robot arının kanatları çırpmak, rüzgarı hesaplamak , uçuşu ayarlamak ve bir çiceğe iniş yapabilecek rotayı hesaplaması için, masaüstü bilgisayar kadar bir bilgisayar taşıması gerekiyor.

Intelligent Systems and Controls Laboratuvarı’ndan makine ve havacılık mühendisi Prof. Silvia Ferrari, bunu nöromorfik bilgisayar çipleriyle çözebileceğini düşünüyor. Normal bilgisayar çipleri 1-0 ikili sisteminde çalışırken, nöromorfik çipler elektrik akımının ateşlenmesiyle çalışan kompleks kombinasyonlarla, aynı beyindeki nöronların ateşlenmesi gibi çalışıyor. Nöron Gibi Çalışan Çip Ferrari’nin laboratuarı yeni nesil “olay bazlı” hissetme ve kontrol algoritmalarıyla nöral aktiviteyi taklit edebilecek şekilde geliştirmeler yapıyor. Bu sistemler nöromorfik çiplere eklenecek.

Çünkü bu çipler, normal çiplere göre çok daha az enerji tüketiyor, böylece aynı boyutta daha fazla yükleme yapılabilecek. Harvard Mikrorobotik laboratuarı’nın geliştirdiği 80 mikrogramlık RoboBee(robot arı) ile birlikte çalışıyorlar. Robotta optik akış,görme ve hareket sensörleri var. Robot arı kabloya bağlı olsa da, araştırmacılar yeni güç kaynakları ile bunun üstesinden gelmeye çalışıyor. Cornell ‘in algoritmasıyla ağırlık çok artmadan, daha otonom ve kompleks çevrelerde robot çalışabilecek. “Hafif bir yel veya kapı çarpması küçük robotların kontrolünü kaybetmesine neden olabiliyor. İşte bu nedenle RoboBee için çarpmalardan kaçabilecek sensörler ve algoritmalara geliştirerek, halen uçmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Önceki modellemelere dayanan bir robot yapamazdık, bu nedenle her durumu öğrenerek adapte olabilecek bir sistem geliştirmek istiyoruz,” diyor Prof. Ferrari. Taylor Clawson tarafından koşullara göre hız ayarlayabilen bir sanal simülatör geliştirildi. Fizik tabanlı simülatör RoboBee’nin her kanat çırpmasındaki maruz kaldığı aerodinamik kuvvetleri simüle ediyor. Sonuç olara RoboBee kompleks uçuşlardaki hareketi tam olarak tahmin edebiliyor.

Tasarlanan otonom uçuş kontrolü aynı sinir ağı gibi çalışıyor. Bu ağ robotun üretimi esnasında olabilecek düzensizlikleri  tanımlayarak, bunu gerçek zamanlı olarak öğrenebiliyor. Prof. Ferrari , büyük otonom ve esnekliğe ilave olarak mikro kameralar ve dokunsal geri alımlı bir anten ve ufak tüyle gibi kontakt sensörleri ilave etmeyi planlıyor. Harvard’ın bu gezici robotu 17 mm uzunluğunda ve 3 g’dan az ağırlığa sahip. Saniye 44 mt hıza sahip olan robotu Ferrari’nin laboratuarı yeni algoritmayla geliştirerek çeviklik sağlanmaya çalışıyor.

Ferrari’nin çalışması 4 yıllık Deniz Kuvvetleri Araştırma Ofisi’nden 1 milyon dolar fon ile devam ediyor. Kaynak :

Alıntıgercekbilim.com
Kaynaknews.cornell.edu

Mabel Matiz, Ya Bu İşler Ne! Klibi Üstüne

Yaz sonunda İzmir Enternasyonel Fuar’ında Mabel Matiz’in “Ya Bu İşler Ne” parçasını ilk defa dinledim. Parça hoşuma gitmiş olmalı ki eve geldiğimde internetten şarkıyı aradım. Klibi çekilmişti. İlk başta merak ederek klibi açtım ama sonuna kadar izler miydim? Bilmiyorum. İzledim. Çünkü klip kendini izletiyordu.

İlk olarak, Mabel Matiz ve ekibinin klibi hazırlarken dikkat süresinin azalmasını aşmaya çalıştığını düşündüm. Çünkü ne de olsa her üç beş saniyede bir kompozisyon değişiyordu.

Carpe Diem

Her şeyin hızla eskimesinden bahsediyorduk. Bir olayın güncelliğini yitirmesi o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki, geçen zamana anlamsızca bakıyorduk. O olay geçen hafta mı olmuştu? Geçen ay oraya mı  gitmiştik? Henüz o kadar mı geçmişti!? Aslında bundan biraz şikayetçiydik. Ah! Bu baş döndürücü hızla geçen her şey…

Carpe diem’e ikna olmuştuk olmasına da bir şey vardı. Hakkını vermesek, üstünde biraz daha durmak için çaba sarf etmesek, kıvamını önemsemesek, yoğunluğu iyi ayarlamasak; telvesi abartılmış kahveye, sulu sepken yağan kara, imamın abdest suyu gibi çaya benziyordu bu içinde kalmaya çalıştığımız an’lar.

Hoş, ben şimdi niye bir topluluk adına konuşur gibi yazıyordum? Bunun sebebi olsa olsa çevremdeki insanlarla sürekli yaptığımız bunun benzeri muhabbetler olmalıydı. O zaman sanırım biraz daha bakmak gerekiyordu. “Ya Bu İşler Ne” biraz daha bakmak için eğlenceli bir klip.

Bilinçaltı mı?

Anın kısalığı ve geçiciliği karşısında duyulan lezzeti muhakkak ki kıvam belirliyor. Eğlence sektörü için üretilmiş bu klibi de izlenir kılan, hızla değişen kompozisyonların kıvamının yerindeliği. Yorucu ya da sarsıcı değil,  büyük bir anlatı çerçevesinde bir araya gelmese de olur dedirtiyor. Bunun yanında bilinçaltı kodlarına seslenen birçok öğe var.

İlk sahne, sarışın, mavi gözlü, Brütüs kılıklı bir büstle başlıyor. Büstün çevresinde kırmızı ojeli uzun tırnaklar dolaşıyor ve bu tırnaklara sahip olan elin her parmağında taşlı yüzük var. Kitsch olduğu da düşünülebilecek bir sahneyle mi karşı karşıyayım diye düşünürken çok farklı bir bağlama oturuyor. Kırmızının temsil ettiği ayartıcılık, kışkırtıcılık ve iddialılık, metroseksüel ve ezen aklı ve hatta diyebilirim ki; egemen algıya göre “üstün ırkı?” temsil eden adamın kafasını kurcalıyor. Brütüs’ün kafası bir medyumun küresi mi? Yoksa kendini “arzu” fikrinden alamayan bir fani mi bilinmiyor. Zaten hızla değişen kompozisyonun akışında bu fikirlere de bunları düşünmeye de yer yok.

Bilinçaltı kodlardan bahsetmeye devam edildiğinde, birkaç saniye ileride tül çorapları, yüksek topuklarıyla, doğal ve rahat sallanan ayaklar görülebilir. Yüksek topukların işaret ettiği imgelerden, çevrilen dünya küresine geçilir. Mabel Matiz şarkıyı söylemeye başladığında klip bu eksende dönüyordur. Kendisine uzatılan gülü koklar ve söylemeye başlar.

Gül mü bülbül mü?

Çevrilen küre zihnimizde döne dursun. Aslında dünya, aşksız pek de matah bir yer değildir. Ya da şarkılar çoğun bunu söyler. Aslında aranan hep bir yer değil, âşıkla maşuk arasındaki ilişkidir. Klip de, gülle bülbülün Pop Art bir yorumudur aslında.

O zaman dans

Mabel Matiz’in klip içinde klip olarak bakılabilecek, dans performansı, kırmızı kostümü ve siyah fonuyla oldukça dikkat çekici teatral bir anlatım. Otuz üç saniyelik bu dans, Nesimi’nin, “Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni,” dizelerini çağrıştırıyor. Göğe çıkaran da yere indiren de yürekten gelmiyor mu?

Pop Art

“Malzemesini gündelik nesnelerden alan, hayatı bir anlamda hammadde gibi işleyen Pop Art sanatı, adı üstünde popüler olanın sanata dönüşmesini ifade ediyor.”* Klipte Pop Art’ın olanakları, renk seçiminden, kostümlere, objelerden, fonlara her yerde yeşeriyor. Böyle olunca da parlak renklerin, göz alıcı desenlerin fonunda, fonla uyumlu kıyafetlerle Mabel Matiz var. Klipte Matiz’den başka kimse yok. Sadece eller, ayaklar ve objeler.

Aynı zamanda oryantal göndermelere harmanlanmış. Doğunun masalsı yanı, klipte Pop Art’la bütünleşmiş. Top havuzunda küstah bakışlar atmak, o çocuksu yan, su tabancalarıyla tehdit edile dursun, paraya eyvallah demeyen gangster rolünü sergilemek de klibin meskeni Pop Art imgelerin büyülü dünyasında mümkün. İşte bunlar hep çağımız.

Bir klipten aşka ve hayata dair felsefe yapması beklenemez. Yapabileceği şey sanatın imkânlarıyla, yüksek bütçeler olmasa da güzel işler ortaya koymaktır. “Ya Bu İşler Ne,”nin anın geçiciliği karşısında bıraktığı yoğunlaştırılmış tadıyla bunu başardığı söylenebilir.

*Alıntı, http://www.brandlifemag.com/pop-artin-tarihine-yolculuk/ sayfasından yapılmıştır.

Halk müziğinde yeni dönem: Disko-Folk

1

Türk Halk Müziği’ni hiç bu şekilde dinlediniz mi? Selda Bağcan’ın yeniden düzenlenerek tüm dünyada yankı uyandıran türküleri ile birlikte sıra diğerlerine geliyor. Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif gibi birçok önemli Türk Halk Müziği sanatçısının parçalarını yeniden yorumlayan Dj’ler en çok dinlenen isimler arasında ilk sıralara yükseliyor.

Hey Douglas ile tanıştınız mı?

Şu sıralar, underground bir partide dans ederken kendinizi aniden bir Neşet Ertaş parçasına eşlik eder halde bulabilirsiniz. Bu parçalar sıradan bir remiksten çok daha fazlasını vaat ediyor.

Son yılların en ilgi çekici müzik oluşumuna ön ayak olan isimlerden birisi adını sıkça duyacağınız bir isim, Hey!Douglas. VEYasin ismi ile bilinen ünlü Dj, 70’li yıllara ait birçok parçayı yeniden yorumluyor.

Müziğini Sadri Alışık’ın “Back To Future” filminde oynamasına benzeten genç müzisyen, Hey Douglas ismini ise rapçi günlerinden kalma bir söz olarak tanımlıyor. Elektronik ve HipHop müzik ile yakından ilgilenen sanatçı oldukça ilgi çekici albüm kapaklarını da bizzat kendi tasarlıyor. Geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkan ‘Selda Bağcan Remix’ albümüne Bağcan’ın “İnce İnce” parçası ile destek veren Hey Douglas, 70’li yıllara ait farklı tarzda kült parçaları yeniden yorumladığı şarkıları da SoundCloud ve Youtube hesapları üzerinden paylaşıyor. 

‘Yekte’, ‘Darıldım’, ‘Estarabim’, ‘Ölem Ben’ ve çok daha fazla kült parça Hey!Douglas’ın yenilediği tarzı ile birlikte sizi geçmişin tozlu sayfalarına götürecek.

Playlistinizi yenileyin!

Türk Halk Müziği’ni elektro ortamlara taşıyan isimlerden bir diğeri ise Kozmonotosman ismiyle bilinen Osman Başaran. Başarılı remix, rework ve re-editleri ile tanınan Dj, düzenlediği tüm parçalara SoundCloud hesabının yanı sıra Youtube hesabında da yer veriyor. Neşet Ertaş editleri ile dikkat çeken müzisyen, parçaların aslına dokunmadan yaptığı düzenlemeler ile ’ne özgü etnik dokuyu korumaya özen gösteriyor.

Müziğini “Disko-Folk” olarak tanımlayan sanatçı, gece kulüplerinde eğlenen gençleri anne babalarının izinde diskolar ile tanıştırmaya geliyor.

Derdiyoklar İkilisi ve Aşık Emrah hayranı olduğu bilinen Kozmonotosman, Selda Bağcan, Fikret Kızılok, Sabahat Akkiraz, Ersen ve Dadaşlar, Moğollar, Barış Manço gibi önemli isimlere ait parçaları Disko-Folk tarzda yeniden yorumluyor. Ünlü Dj’e ait konser bilgilerine ise sosyal medya hesaplarından ulaşmak mümkün.

Beslenme ve baş meleklerin besini olma

Beslenme diyince aklımıza hemen fiziksel besinler gelir. EE çok az bazen hiçbir şey yemeden sadece Güneşten besin alarak yaşayanlar var? “Sun Gazing” denilen kavram.

Birçok uygulayıcının yorumlarını bulabilirsiniz internette. Demek ki biz sadece fiziksel kaba maddelerle beslenmeyebiliriz. Bu çok normal çünkü, her şeyin fiziksel/görünün kısmıyla ilgileniyoruz. Realite algımız çocukluğumuzda sol’a doğru yönlendirildi ve oldukça basit/lineer bir zaman algısı üzerine analitik bir kafa geliştirdik. Daha sonra Büyük Büyük Hadron Çarpıştırıcısı yaptık “gördüklerimizle“. Atomlar birbirine çarptı, protonlar, nötronlar… Bu çarpışmalardan bir sonuç çıkardı bilim insanları: “Realiteyi sen yaratıyorsun”. Madde gözlemlendiğinde var oluyor. Sadece bu bile o kadar derin bir bilgi ki… İNK* bilgisi gibi. Vuhhu! Take away kahve seven çağdaş gençler, kalkın Space X’e biniyoruz!

2. Gıda Çalıştayına katıldığım zamandan beri yazmak istiyorum bu “Beslenme ve Besinler“ kavramlarını. Gıda çalıştayının üzerinden baya zaman geçti, sonra Yuva Derneğindeki “Dünya Vatandaşlığı” modülü vurdu beni. Madem vurulduk ey halkım, şifası da oradadır diyerek eğitime katıldım ve artık akış zamanının geldiğine karar verdim.

Konumuz, insanın iki ayağı üzerinde yürüdüğü ve Yaradanla güreştiği zaman başladı. Çünkü o vakit beslenmeye, besin denilen şeyin ne olduğunu anlamaya başladık. Doğa, yani Yaradan, insanı evrimleştirip yaratmasının arkasındaki neden sadece bu emmi yürüsün, başı yukarda olsun ayakları yerde olsun, hara bölgesinde denge olsun değildi. Yaratılıştaki sorumluluğumuzu bize hatırlatmak için bizi ayağa kaldırdı. Bu sorumluluğun bir parçası da besin olma ve beslenmedir.

Çoğusunun fiziksel kurtuluşa bir katkı sağlamak için vegan-vejetaryan gibi özdeşleşmelerle kendilerini tanımlamaları bu sorumluluk duygusunun daha ifşa olmamasından kaynaklanmaktadır belki de. Nedir abi bu dediğin laf! Babacım, insan denilen form alır ve verir. Neyi alır? Doğadaki her şeyi alır, kaba maddeyi alır, inceltir ve yukarı yollar. Bir çeşit sentez yapar, tesirleri inceltir, köprü kurar.

Tabii biz, otopark için “ Baş Melekleri “ çağırdığımızdan ya da iste senin de olur dediğimizden ve bunların workshoplarına para verdiğimizden, bu yönde çalışmalara hiç gerek yoktur. Bir gün Hocamız “Mustafa Kemal İstemeyi bilen bir varlıktı“ demişti. Yukarıdan istemek için (yukarısı denilen şeyi şimdilik daha ince olanlar olarak bilelim) bir defa sizden bir şey çıkmalı, ses, hareket, tesir çıkmalı. Buraya kadar tamam! Peki, çıkan şeyi kim duyacak? Senin sesin nereye kadar gidecek? Neden bazılarını sesi daha çok çıkıyor… Entelektüel merkez seni çağırıyorum buraya gel ve bıdı bıdı yap zihinde! Seni gidi kutsal karıştırıkçı seni 🙂 Bizde de var onlarda arada gelirler gece vakti kolyeleri cinciklerler.

Heh, işte burada başlıyor işler.

Burada dostlar, yasalar giriyor devreye. Bu adımdan sonrası Ezoterik bilgi ile geliyor çünkü, inisiyasyon denilen “Kabul Edilme“ kısmının içinde bu yasalar. Bunu ayırmak, ötekileştirmek için söylemiyorum. Bu bilgilerin nasıl öğrenildiği, bu bilme halinin nasıl hissedildiğini paylaşmak istiyorum. Yol, sizi de yasalara “ahenge“ “ahenkten olmaya“ getirirse, ki bu kişinin yapabileceği bir şey değildir, kişi sadece çaba ve cehit kullanır bunun için, o zaman açılır konu.
İnsan Baş Meleklerin besinidir. Birbirine besin olma denilen şeyin ilk tohumu budur. İnsan “yediği“ her şeyi dönüştürüp, yükseltip başka merkezlere besin olması için bu kapasitesi vardır yürüyenin. Bunu yapıyor yapamıyor bambaşka bir konu. Bunu yapacak donanımları var. Beslenme derken üç merkezli beslenme ve yüksek merkezlerin besinlerini de açıklamak gerekiyor ki tabi o da artık sizden gelen akışla olur ancak.

Son olarak bir parça aldığımız kök bilgi ile Bereşit 1:27-30’a bir daha bakalım ne demek istemiş acaba Yarada.

“Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı.  Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.”

Besin olabilmeye ve beslenmeye.

*İNK : İlahi Nizam ve Kainat adlı kitabın kısaltması.

Kapak görseli wikipedia’dan alınmıştır.

Hayatı akışına bırak

1

Bırakın arkadaşlar hayatı aktığı gibi gitsin. Aman dur, dikkat et derken hayat akıp gidiyor farkında bile değiliz. Şimdiye kadar akan zamanı durdura bildiniz mi? Hayır, çünkü bunu başarabilen biri yok. Hayat tüm güzellikleri ve zorluklarıyla beraber devam ediyor. Kimseye de aldırış etmiyor. Siz isteseniz de istemeseniz de bir su gibi akıp yolunu buluyor.

Şimdi bana soracaksınız ben bu süreçte etkisiz eleman mıyım diye? Tabii ki hayır, siz hayatınıza yön veren kişisiniz öyle olmasaydınız yaprak gibi bir o yana bir bu yana savrulur dunuz. Seçimlerinizi siz yapıyorsunuz. Sonrasını da hayat belirliyor.

Peki, bu akışı nasıl ilerleyecek?

Tabi ki kontrollü bir şekilde ilerleyecek ama üstünde aşırı düşünmeden, zorlamadan sıkmadan bir kontrolden bahsediyorum. Sınırlarınızı esnek ve açık tutun. Yaşadığınız her tecrübe size bir şeyler kazandırır. Bir sonraki adımınız için basamak olur. Pencerenizi ne kadar açık bırakırsanız o kadar geniş bir alana hakim olabilir siniz. Kendinizi sıktıkça sadece bir işe odaklanırsınız ve diğer fırsatları kaçırırsınız. Oysaki gelecek diğer fırsatlar sizin için ileride daha iyi olabilir. Sadece açık fikirli olun. Neden olmasın diye düşünün. Kesin, net sınırlar insanları zorlar.

Konfüçyüs, sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi; Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir. Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Fakat elmayı yerinden çıkaramıyordu sonunda mecburen bıraktı. Konfiçyus elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı? diye sordu. Cevap gelmeyince ben nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi. Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı.
Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı. Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki: Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız.

Hayata bu şekilde yaklaşmak size neler kazandırabilir bir düşünelim.

1. Hayata pozitif bir şekilde yaklaşırsınız.
2. En küçük şeyde isyan bayrağını kaldırmazsınız.
3. Gelecek fırsatları daha iyi görebilirsiniz.
4. Yaşadığınız hayatı seversiniz.
5. Etrafınızdakilerle çok daha iyi anlaşırsınız.

Bunlar benim aklıma gelenler daha birçok şey ekleyebilir siniz. Lütfen hayatınıza olumlu yaklaşın. Mutluluk ve başarı mutlaka size gelecektir. Adımlarımızı umutla atmaya çalışalım. Böylece hem biz hem de etrafımızdakiler mutlu olacaktır.

Yapay zeka kullanılarak yeni Güneş Sistemi bulundu

1

NASA’nın Kepler Teleskopu, Güneş benzeri bir yıldızın etrafında dönen 8 gezegenli güneş sistemine benzer bir sistem keşfetti. Kepler 90 yıldızı etrafında bulunan Kepler-90i sıcak, taşlı gezegen yıldızının etrafında 14,4 günde dönüyor. Bu gezegen Google makine öğrenmesi yani yapay zekası sayesinde bulundu. Yapay zeka Kepler’den gelen bilgileri öğrenerek dış gezegenleri bulabiliyor.

”Kepler verilerinde gizlenmiş heyecan verici keşifler olduğunu umuyorduk ve bunları ortaya çıkarmak için doğru cihaz veya teknoloji için bekliyorduk. İşte bu keşif sayesinde Kepler’in verisi yenilikçi araştırmacılar sayesinde hazine avına dönüşüyor,” diyor NASA Astrofizik direktörü Paul Hertz.

Keşif Christopher Shallue ve Andrew Vanderburg‘un Kepler’in ışık okumalarını anlaması ve dış gezegenleri bulması için bilgisayarı eğitmesi sayesinde gerçekleşti. Bu sayede bir yıldızın önünden bir gezegen geçerken ışıktaki en hafif bir değişim yakalanabildi. Aynı insan beynindeki sinir hücreleri ağı gibi tasarlanan sistem, Kepler verisini inceledi ve daha önce gözden kaçmış Kepler -90 yıldızı etrafında 8 gezegen buldu. Draco(ejderha) takım yıldızı içinde yer alan yıldız ve 8 gezegeni daha önce tespit edilememişti.

Aynı nöral ağlar gibi çalışan sistem sayesinde uzak dünyalardaki en düşük yakalanabileceği gösterilmiş oldu.Kepler 90-i yüksek yüzey sıcaklığı nedeniyle Merkür’e benziyor. Fakat keşfedilen Kepler 90h Dünya’nın Güneş’e olan mesafesine çok yakın bir uzaklıkta bulunuyor.

Alıntıgercekbilim.com 
Kaynaknasa.gov

“Her karanlığın sonunda güneş yine doğar, her acıdan geriye derin bir sızı kalır”

0

Geçmişten günümüze değin, insanların para hırsı, üstünlük mücadelesi hep masum insanları mağdur etmiştir. Gücü elinde bulunduranlar, çıkarları için milletlerin birbirine düşürüp çeşitli oyunlar oynarlar. Bu onların doğasında vardır çünkü kaostan beslenirler.

Kaos ortamı oluşturulamazsa nasıl insanları birbirine düşman edebilirler ki? Makul bir sebep olsun ki insanlar birbirini düşman bilsin. Yaşadığınız ortamdaki güven kaybolursa, huzursuzluk herkesi içerisine alır. İnsan, yaşamı gereği temel ihtiyaçlardan sonra gelen güvenlik ihtiyacı karşılanmayınca tedirgin olur ve güvenliği için savaşmaya hazır hale gelir. İşte tam bu sebepten suyu bulanık tutuyorlar ki kendilerine yandaş bulabilsinler.
Kaos ortamının oluşmasında ki asıl sebep aslında paradır. Çıkarlar ters düşünce ülkeler bir anda düşman olurken, halklar da birbirine düşman ediliyor. İşte “Sızı” böyle bir hikaye üzerine kurulmuş bir oyundur.

Salih Efiloğlu’nun yazdığı, Kubilay Penbeklioğlu’nun yönettiği oyunun konusu ise şöyledir: Yıl 1913. Anadolu coğrafyası dış güçlerin yaratmaya çalıştığı bir kaosun eşiğindedir. Yıllarca yan yana yaşamış, birbirini kardeş bilmiş halk kışkırtılmaktadır. Bir grup Ermeni Ailesi bunun bir parçası olmamak için önce İstanbul’a, sonra Paris’e gitmek zorunda kalır. Yıl 1941 dünya siyaseti daha da büyük bir çıkmaza sürükler onları. Büyüdükçe büyüyen tehlike, yaklaşan savaş, Anadolu özlemi, içinden çıkılmaz bir hale gelince ne yapacaklardır… “Her karanlığın sonunda güneş yine doğar, her acıdan geriye derin bir sızı kalır.”

İzlerken gözyaşlarınıza zorlukla hakim olabileceğiniz bu oyun da, herkes kendinden ya da ailesinden bir şey bulabilir. Aile bağları, memleket sevdası, komşuluk ilişkileri kısacası bizleri biz yapan her ne varsa hepsi harmanlanarak seyirciye sunulmuş.

Geçmişten günümüze, yaşanmış zor günleri anlatan bu oyun da görüyoruz ki en çok halk bu politikalardan etkileniyor. Dünya belirli aralıklarla kaynamaya devam ediyor. Her 20, 30 yılda bir tekrar tehlike çanları çalmaya başlıyor. “Sızı” da bu gerçekleri gözler önüne seriyor. 1. Dünya savaşının olumsuz şartlarından kaçan aileler kendilerini 2. Dünya Savaşı’nın içerisinde buluyorlar.

İBB Şehir tiyatrolarında gösterimde olan “Sızı”, 120 dk/ iki perde sahneleniyor. Video mapping işlemi ile en basit anlamda oluşturulan videonun standart dışı bir yüzeye yansıtılıp görsel ve işitsel şov yapılması ise oyundaki duygunun daha iyi aktarılmasını sağlıyor. Oyunda emeği geçen herkese buradan teşekkür ediyorum. Bilinçlenmemiz gereken bir zamanda, gerçekten farkındalığı arttıran bir oyun olmuş.

Oyuncakların cinsiyeti olmasın!

1

Yılbaşı yaklaşıyor. Bir çocuğa hediye alacaksınız. Oyuncakçıya giriyorsunuz, aklınıza gelen ilk şey ne oldu?
Büyük bir ihtimalle, cinsiyet.

Kız-oğlan olarak ayrılmış reyonlar, pembe mavi zıtlığı, ve personelin “kız için mi, oğlan için mi?” sorusuyla beraber siz de kalıplaşmış cinsiyet rollerinin bir parçası haline geldiniz bile.

Maalesef birçok araştırma cinsiyete göre oyuncak alımının sonuçlarının olumsuz olduğunu gösteriyor.

Oyuncak seçerken cinsiyet ayrımı yapmanın sonuçları neler olabilir?

• Kalıplaşmış cinsiyet rolleri

Kız çocuklarına genellikle bakım verme üzerine oyuncaklar (bebekler, barbie evleri, mutfak gereçleri), oğlan çocuklarına ise daha aktif ve rekabet içeren oyuncaklar (kamyon, savaş oyunları, spor gereçleri) alınıyor (Ruble, Martin, and Berenbaum, 2006).

Cinsiyet rollerini empoze eden bu oyuncaklar, cinsiyetçi düşünceleri ve kalıplaşmış cinsiyet davranışlarını da pekiştiriyor. Halbuki çocuklar, ister kız ister oğlan olsunlar, oğlanlar için dizayn edilmiş oyuncaklarla daha aktif şekilde oynuyorlar (Maccoby, 1988).

Kısacası, oyuncağın niteliği ve özellikleri dizayn edildiği cinsiyetten çok daha önemli.

• Olumsuz düşünceler

Cinsiyetçi oyuncaklar, çocukların kendileri hakkında düşüncelerini de etkiliyor.

Bir araştırma, Barbie bebek resimlerine bakan 5 yaşındaki kız çocuklarının kendi vücutları hakkında kötü hissettiğini ve zayıf olmak istediklerini göstermiş (Dittmar, Halliwell, Ive, 2006).

Bu durum oğlan çocukları için de geçerli. Kaslı aksiyon figürleriyle oynayan oğlan çocukları vücutlarıyla ilgili daha kötü hissetmişler (Barlett, Harris, Smith, Bonds-Raacke, 2005).

Bir diğer araştırma, 3 buçuk yaşındaki kız çocuklarının zayıf ve şişman oyuncak bebeklere bakışlarının farklı olduğunu bulmuş. Çocuklar zayıf bebekleri “akıllı, mutlu, ve arkadaşı var” olarak görüyormuş. Şişman bebekleri ise “üzgün, yorgun, hiç arkadaşı yok” olarak görüyormuş (Worobey, Worobey, 2014).

Bu durumda, çocukların hem kız hem oğlan oyuncaklarıyla oynamasının, çeşitliliğinin ve gerçekçi figürlerin değerini bir kez daha görüyoruz. Çocuklara cinsiyetçi oyuncakları almaktan kaçınmak, onların özgüvenleri ve beden algıları açısından çok önemli.

Ne tarz oyuncaklar alınmalı?

• Gerçekçi bebekler ve aksiyon figürleri

Çocukların vücut algılarıyla ilgili sorunlar yaşamamaları için, zayıf kız ve kaslı figürler yerine gerçek vücut oranlarıyla benzer oyuncaklar tercih edilmeli.

• Cinsiyet rollerinden uzak oyuncaklar

Bilim insanı, süperkahraman, doktor, arkeolog kız bebekler alınabilir. Kadınların sadece bakım verme ve mutfak işlerini yapabildiği mesajından kaçınmak ve kadınların birçok alanda çalışabileceğini çocuklara öğretmek gerekiyor.
Oğlan çocukları için ise arabalar, kamyonlar, ve savaş oyuncakları yeterli değil. Mutfak araç gereçleri ve oyuncak bebekler de kişisel gelişimleri açısından bir hayli önemli. Oğlan çocukları ev işlerinin ve bakım vermenin sadece kadınların sorumluluğu olmadığını öğrenmeli.

Cinsiyet kavramına gereğinden fazla anlam yüklememek gerekiyor. Çocuklar farklı oyuncaklarla oynadıkları için zarar görmezler; aksine, farklılık gelişimlerini destekler.

• Oyuncak çeşitliliği

Çocukların birden fazla uyarana maruz kalması onların bilişsel ve motor gelişimi için önemlidir. Legolar, hamurlar, yapbozlar, gerçekçi bebekler, bilim setleri, hafıza oyunları, müzik oyunları gibi oyuncaklar almak ve çocuğun oynadığı oyuncakları çeşitlendirilmek gerekiyor.

Bir çocuk, ona sadece cinsiyetine uygun olduğu düşünülen oyuncaklar alındığında birçok şeyi kaçırır!

Küçük bir örnek olarak; bir oyuncakçının websitesinden önce kız ve oğlan çocuk oyuncak kategorilerine, sonra oyuncak setlerine bakalım.

İki kategoride de sınırlı seçenekler var. Kız çocukları için bebekler, oğlan çocukları için araçlar ön planda. Bir kız uzaktan kumandalı arabayla, bir oğlan bebek ile oynayamaz mı? Eğer cevabınız “oynayamaz” oldu ise kalıplaşmış yargılardan kurtulmanız gerektiğini hatırlatırım.

Şimdi oyuncak setlerine bakalım. Kız setlerindeki; mutfak seti, saç tasarımı, ve temizlik arabasına dikkat edin! Burada bir kez daha kadını mutfak, temizlik ve güzellikle bağdaştıran cinsiyet rollerini görüyoruz. Arada bir tane ressam setinin olması olumlu sayılabilir.

Şimdi, oğlan oyuncak setlerine bakalım. Hayvanlar, askerlik, ve inşaat setleri dikkat çekiyor. Gördüğünüz gibi temizlik ve güzellik üzerine bir set yok.

Sadece bu küçük örnekte bile cinsiyet rollerini görebiliyoruz. Bu yılbaşında bir yenilik yapın ve hediye aldığınız çocukların cinsiyetini düşünmeden onlara farklı niteliklerde oyuncaklar alın.

Oyuncakların cinsiyeti yoktur!

Kaynak:
 Psychology Today  
Görseller:
 1, 2, 3