Ana Sayfa Blog Sayfa 223

Flört şiddetini normalleştirme, sesini yükselt!

Biz kimiz?

Her biri farklı şehirden gelen, farklılıklara saygı duyan, yaşayarak ve yaşam boyu öğrenmeye inanan, hepimiz için hep birlikte anlayışını destekleyen 7 genciz.

Avrupa Birliği‘nin eğitim, gençlik ve spor alanındaki hibe programı olan ERASMUS+ gençlik programlardan biri olan, “Youth Exchange” yani gençlik değişim programına “Toplum Gönüllüleri Vakfı” aracılığıyla başvurup, teması “Toplumsal Cinsiyet” olan bir projede yer aldık.

Program, Estonya‘nın ikinci büyük kenti olan Tartu‘nun Elva isimli küçük bir kasabasında gerçekleşti.

Yaş aralığı 18-30 olan ve 5 farklı ülkeden aynı amaç için gelmiş 32 genç ile her birimiz tüm samimiyetimizle kendi ülkemizde yaşanan sorunları, haksızlıkları, olayların medyaya nasıl yansıdıklarını ve konular hakkında çözüm önerilerinin neler olabileceği üzerine konuştuk. Ermenistan, Estonya, Fransa, Yunanistan ve Türkiye‘den gelen katılımcılar olarak 2 hafta boyunca üzerinde durduğumuz “Toplumsal Cinsiyet” konusunda bir çalışma yapıp bunu sosyal medya aracılığıyla paylaşmaya karar verdik. Temayı tamamen bize bıraktılar. Bu kadar çok sorunun olduğu bir ülkeden gelen gençler olarak, hangi konuyu seçmeliydik ilk etapta emin olamadık. Ufak bir beyin fırtınasının ardından, gönderici kuruluşumuz olan TOG‘un Genç Kadın Fonu çalışmasında da yer alan “Flört Şiddeti“ni ele almaya karar verdik. Çektiğimiz videoda ise bizzat yer aldık.

Katılımcılar:
-Selin Gürlemez
-Musa Arslan
-Öznur Aldemir
-Roza Hacer Yigit
-Hande Sena Ün
-Nazlınur Karaağaçlı
-Nisanur El

Neden mi?

Flört Şiddeti toplumsal cinsiyet güç eşitsizliğinden kaynaklı bir şiddet biçimidir. Tehdit, kısıtlama ve baskı içeren her türlü davranışlar flört şiddeti olarak tanımlanır.

Flört şiddetinin varlığında toplumsal cinsiyet rollerinin payı vardır. Bunlar; fiziksel flört şiddeti, psikolojik flört şiddeti, cinsel flört şiddeti, sosyal flört şiddeti, ısrarlı takip ve dijital flört şiddeti olarak karşımıza çıkarlar.

Bunu dile getirmek istememizdeki en büyük etkense toplumda ve ilişkilerde şiddetin normal bir davranış olarak kabul edilmesidir.

“Her ilişkide böyle şeyler olur”, “Beni sevdiği için böyle yapıyor”, “Ben de şöyle yapmıştım, hak etmiş olabilirim”

Kendinizden şüphe etmeyin! Unutmayın, haklı şiddet yoktur! Yalnız kalmaktan korkuyor olabilirsiniz. Daha önce ayrılmayı deneyip onu affetmiş olabilirsiniz. Onun istediği gibi biri olmaya çabalıyor olabilirsiniz. Onunla ileride çok iyi bir ilişki kurabileceğinizi umut ediyor olabilirsiniz. Bu durumda şiddet döngüsüne girmişsiniz demektir. Şiddet döngüsünü tanımalısınız.

Bizden, çalışmamızın içinde çözümü de sunmamız istendi. Peki flört şiddetinde çözüm nedir?

Yakın gördüğünüz, sizi yargılamayacağını düşündüğünüz bir yetişkinden yardım isteyebilirsiniz. Yaşadıklarınızı paylaşmak ve konuşmak, sizi güçlendirir.

Flört şiddetiyle karşı karşıya kaldığınızı düşünüyorsanız, unutmayın; şiddete katlanmak zorunda değilsiniz. Siz bundan daha iyisini hak ediyorsunuz. Şiddetle mücadele edebilirsiniz. Bugün sesinizi yükseltin.

Polis 155 / Jandarma 156
Alo 183 Kadın, Çocuk, Aile Danışma Hattı
Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi(ŞÖNİM) İstanbul- 02124652196-97
Kadın Örgütleri
Bağımsız veya Belediyelere Bağlı Kadın Sığınakları
Bağımsız veya Belediyelere Bağlı Kadın Dayanışma ve Dayanışma Merkezleri Üniversitelerdeki Cinsel Taciz Önleme Birimleri

Acil Eylem: Akademisyen Dr. Ahmet Rıza Celali ölüm cezasına mahkum edildi

0

İsveç’te yaşayan İran doğumlu akademisyen Dr. Ahmet Rıza Celali, bütünüyle adaletsiz bir yargılama sonrasında “yeryüzünde yolsuzluğu yaymak” suçlamasıyla ölüm cezasına mahkum edildi. Celali’nin mahkumiyet kararı, avukatı veya ailesine erişiminin olmadığı hücre hapsi esnasında işkence altında vermeye zorlandığı “itiraflara” dayanıyor. Celali, bir düşünce mahkumudur.

İran yetkililerini Celali’ye verilen hüküm ve cezayı derhal bozmaya ve kendisini derhal serbest bırakmaya çağırıyoruz.

İsveç’te yaşayan İran doğumlu bilim insanı, doktor ve akademisyen Ahmet Rıza Celali, Tahran’daki Devrim Mahkemesi’nin 15. Şubesi’nin gerçekleştirdiği bütünüyle adaletsiz yargılama sonrasında “fesat fil arz,” yani “yeryüzünde yolsuzluğu yaymak” suçlamasıyla ölüm cezasına ve 200.000 Avro para cezasına mahkum edildi. Mahkeme, Ahmet Rıza Celali’nin 2000’li yıllarda İsrail için casusluk yaptığını iddia etti. Celali’nin avukatlarından biri, Celali’ye yönelik bu iddiayı desteklemek üzere mahkemenin hiçbir kanıt sunmadığını söyledi. Buna ek olarak mahkeme, kararın bir kopyasını sunmadı ve avukatlardan birinin 21 Ekim 2017’de kararı okumak üzere mahkemeye gelmesini emretti.

Belçika, İtalya ve İsveç üniversitelerinde ders veren Ahmet Rıza Celali, Nisan 2016’da İran’a yaptığı bir iş seyahati sırasında İstihbarat Bakanlığı yetkilileri tarafından tutuklandı. Tutuklandıktan sonraki 10 gün boyunca ailesinin Celali’nin nerede olduğuyla ilgili hiçbir bilgisi yoktu. Celali bilinmeyen bir yerde bir hafta tutulduktan sonra Tahran’daki Evin Cezaevi’nin 209. kısmına sevk edildi ve burada üç ayı hücre hapsinde olmak üzere toplam yedi ay tutuldu. Celali, hücre hapsinde tutulduğu sırada bir avukatla iletişim kurmasına izin verilmediğini ve kendisini sorgulayan kişilerin önceden yazdığı ifadeleri video kamera önünde okuyarak “itiraflarda” bulunmaya zorlandığını söyledi. Casus olduğunu “itiraf etmesi” için kendisini, İsveç’te yaşayan çocuklarını ve İran’da yaşayan yaşlı annesini öldürmekle tehdit etmek de dahil olmak üzere işkence ve diğer kötü muamelelerle çok ağır baskı altına alındığını söyledi. Celali kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor ve bu suçlamaların yetkililer tarafından uydurulduğunu söylüyor. Ağustos 2017’de Evin Cezaevi’nden yazdığı bir mektupta Celali, İran yetkililerinin 2014’te “AB devletlerinden istihbarat belirlenmesi ve toplanması için kendileriyle iş birliği yapmasını” istediklerini söylüyor ve ekliyor: “Benim cevabım ‘hayır’ oldu. Casus değil, yalnızca bilim insanı olduğumu söyledim onlara.”

Tahran Başsavcısı Abbas Caferi Dolat Abadi 24 Ekim 2017’de gazetecilerle gerçekleştirdiği haftalık basın toplantısında Ahmet Rıza Celali’nin ismini kullanmadan “sanığın” [İsrail istihbarat teşkilatı] Mossad’la birçok toplantı yaptığını ve Mossad’a İran’ın askeri ve nükleer tesisleri hakkında hassas bilgileri para ve İsveç’te oturum hakkı karşılığında sağladığını söyledi.

EK BİLGİ

Ahmet Rıza Celali, acil durum ve afet tıbbı alanında çalışıyor. İsveç’te bir tıp üniversitesi olan Karolinska Enstitüsü’nde doktora yapmak üzere 2008 yılında İran’dan ayrıldı. Belçika ve İtalya’da dersler verdi. Afet tıbbı ile ilgili üniversite çalıştaylarına katılmak üzere İran’a geldiği 2016 yılının Nisan ayında hakkında bir tutuklama emri olmaksızın İstihbarat Bakanlığı yetkilileri tarafından tutuklandı. Tutuklandıktan sonra ailesine kısa süreli bir telefon etmesine izin verilene dek 10 gün boyunca ailesinin Celali’nin nerede olduğuyla ilgili hiçbir bilgisi yoktu. Bir hafta boyunca bilinmeyen bir yerde tutulduktan sonra İstihbarat Bakanlığı kontrolünde bulunan Evin cezaevinin 209. kısmına nakledildi. Tutuklandıktan sonraki yedi ay boyunca tekrar tekrar sorguya alınmasına rağmen Celali’nin avukatıyla iletişim kurmasına izin verilmedi ve Celali yedi ay sonunda Evin cezaevinin Yedinci Kısmına sevk edildi. Aralık 2016 ile Şubat 2017 tarihleri arasında tutukluluğunu ve kendi seçtiği bir avukatla iletişim kurmasına izin verilmemesini protesto etmek amacıyla en az iki kez açlık grevi yaptı. Sonunda avukatıyla düzenli olmayan bir şekilde görüşmesine izin verildi ancak yetkililer Celali’nin avukatını görmesine Şubat 2017’de son verdi. Davasına başkanlık eden hâkim, Celali’nin kendi seçtiği avukatla iletişim kurmasına ve bu avukat tarafından temsil edilmesine izin verilmediğini söylerken Celali’nin avukatına da davadan çekilmesi emri verdi. Bunun üzerine Celali, Aralık 2016’da başladığı ve birkaç gün öncesine dek sürdürdüğü açlık grevine devam etti. Hakim, Celali’nin ilk avukatını davadan almıştı. Celali, ikinci açlık grevine 2017 Şubat ayının sonlarına doğru son verdi fakat mahkemenin kendisine bir avukat atayana kadar geçen sürede yasal temsiliyetten mahrum kaldı. Celali, 2 Ağustos 2017 ve 24 Eylül 2017’de olmak üzere iki duruşmada yargılandı. Kendisi için verilen hükmü ve ceza için temyiz başvurusunda bulundu.

Ahmet Rıza Celali cezaevinden yazdığı bir mektupta 2014’te İstihbarat Bakanlığı’ndan kişilerin de aralarında bulunduğu İran yetkililerinin AB devletlerinden istihbarat belirlemesi ve toplamasını kendisinden istediklerini ifade etti. İstihbarat istenen alanlar arasında AB devletlerinin kritik altyapıları, terörle mücadele ve CBRNE [terör de dahil olmak üzere kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer savaş] kapasiteleri, hassas operasyonel planları ile terör ve krizlerle ilgili araştırma projeleri bulunuyordu. Celali, İran yetkililerinin talebini şu sözlerle reddettiğini aktardı: “Benden [casusluk yapmamı] istiyorsanız İran’la iş birliği yapmaya son veririm. [Sonrasında bu kişiler] toplantıyı ve teklifi unutmamı söyleyerek benim için bir sorun ortaya çıkmayacağını garanti ettiler ve İran’ın akademik merkezleriyle yaptığım iş birliğine devam etmem gerektiğini ifade ettiler… Tahran’a [2016 yılında] yaptığım akademik ziyaret esnasında İstihbarat Bakanlığı tarafından aniden tutuklandım ve ulusal güvenlik aleyhine davranmakla suçlandım. Bana ‘İran’ın kritik altyapıları ile kriz yönetimi ve pasif [savunma] sistemleri ve projeleri hakkında gizli bilgiler topladığımı ve bu bilgileri İsrail’e aktardığımı’ söylediler. 2008’den beri İsrail ajanı olmakla suçladılar ve ‘AB’deki (İsveç ve İtalya) tüm doktora çalışmalarımın, doktora sonrası süreçlerimin, vize ve oturum iznimin İsrail’e sunduğum casusluk hizmetleri karşılığında İsrail tarafından ayarlandığını’ söylediler. Suçlamayı reddettim… ve oturum iznimle birlikte tüm süreçleri üniversitelerin yasal olarak yürüttüğünü vurguladım. Ne İsrail ne de başka bir ülkeden bir İstihbarat servisiyle hiçbir ilişkim veya iş birliğim hiçbir zaman olmadı. İsrail’e hiç gitmedim… İsveç ve İtalya’da günlük yaşantımı tamamıyla bilen onlarca profesör ve araştırmacı ile iletişime geçilebilir. İstihbarat Bakanlığı’nın müfettişleri yaptığım açıklamaları kesinlikle dikkate almadı. [Evin cezaevinin 209. Kısmında bir hücrede] beni alıkoyarak çeşitli psikolojik ve fiziksel işkenceler uyguladılar, tehdit ettiler, aşağıladılar, yanılttılar ve bir avukatla iletişim kurmama 7 ay boyunca izin vermediler. Tüm bunlar beni sahte itiraflarda bulunmaya zorladı. Sonrasında ise hiçbir belge veya neden olmaksızın yalanlar ve temelsiz suçlamalarla dolu bir suç dosyası oluşturdular. Hiçbir zaman ülkem aleyhine bir davranışta bulunmadım, İsrail veya diğer hiçbir ülke için casusluk yapmadım. Tek hatam, AB’deki meslektaşlarımın ve üniversitelerin güvenini, İran’ın istihbarat servisi için casusluk yapmayı [reddederek] boşa çıkarmamak.”

Ahmet Rıza Celali’nin sağlığı tutukluluğu sırasında ciddi biçimde bozuldu ve yaptığı açlık grevleri nedeniyle daha da ağırlaştı.

UA: 38/17 Endeks MDE 13/7353/2017 İran Tarih: 27 Ekim 2017

acileylem.org’daki kampanyayı imzalamak için lütfen tıklayın.

Alıntı: acileylem.org

iAnimal 360 VR’yi izlemeye cesaretiniz var mı?

Geçtiğimiz haftalarda dünyanın en başarılı ve önde gelen hayvan hakları organizasyonlarından biri olan Animal Equality Los Angeles Beverly Hilton’da Inspiring Global Action adı altında harika bir ödül gecesi düzenledi.

2006 yılında Sharon Nunez, Jose Valle ve Javier Moreno tarafından kurulan ve Amerika, İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Meksiko, Brezilya ve Hindistan olmak üzere 8 ülkede hayvan sömürüsünü önlemek amacı ile görev alan Animal Equality grubu gecede dünyanın birçok ülkesinden gelen hayvan hakları savunucularına ev sahibliği yaptı.

Oyuncu Michelle Forbes, müzisyen ve hayvan hakları savunucusu Moby ve şu an piyasada bulunan en başarılı vegan, hayvanlar üzerinde test yapmayan kozmetik markalarından biri olan Kat Von D Beauty markasının kurucusu olan Kat Von D. geceye destek veren isimler arasındaydı.Ödül töreninde radyo ve televizyon sunucusu Marco Antonio Regil Hayvanların kahramanı ödülüne, Miyoko’nun Mutfağı isimli markası ve ürettiği inanılmaz lezzetli bitki özlü peynirler ile “Vegan olurdum ama peynirden vazgeçemiyorum” argümanını tarihe gömen Miyoko Schinner En Duyarlı Şirket ödülüne, The Pollination projesinin kurucusu Ariel Nessel Philanthropic Impact ödülü ve son olarak hayvan hayvan hakları savunucusu ve çevreci olan adından Vegan Prens olarak sıkça söz ettiren iş insanı Khaled Bin Alwaleed İleri görüşlü lider ödülüne layık görüldüler.

Gecede son derece lezzetli ve içinde herhangi bir hayvansal ürün bulunmayan yemek, peynir ve tatlılar ikram edildi. İşin yemek kısmı aslında sandığımızdan çok daha önemli. Şüphesiz hiçbir damak zevki masum bir hayvanın hayatından daha değerli ya da vazgeçilmez değil, ama insanların hayvansal ürünler kullanmadan yaşamanın damak tadından vazgeçmek olmadığını anlamaları açısından onlara alıştıkları tatlardan bir farkı olmayan bitki içerikli ürünleri sunmak hayvanların öldürülüp sömürülmediği bir dünyada yaşamak için atılan büyük adımlardan bir tanesi.

Galada yukarıda bahsetiğim isimler konuşmalarını yaparken davetliler neşe içinde yemeklerini yiyip sohbet ediyorlardı. Ta ki ekrana et ve süt sektörünün bizden sır gibi sakladığı kapalı kapılar ardında yaşanan, çiftlik hayvanlarının maruz kaldığı şiddet ve sömürü görüntüleri yayınlanana kadar, ki inanın bana bu görüntüler aşırı derecede şiddet içeren görüntüler bile değildi. O anda elimdeki çatalı ve bıçağı bir kenara bıraktım ve önüme bakarak başka şeyler düşünmeye çalıştım. Bu tarz görüntüleri sık sık izlesem de asla alışamayacağım! Çevreme baktığımda birçok konuğun da benim gibi gözlerinin dolduğunu fark ettim. Neden bilmiyorum ama içimde sadece 1 saniyeliğine anlamsız bir rahatlama oldu!

Et ve süt sektörü bizlerin bu gerçekleri görmemizi asla istemezler. Bize reklamlarda neşeli inekler, insanlar onları yesinler diye mutluluktan uçan tavuklar gösterirler. İşin aslı ise insan ya da hayvan her bir canlı türünün yaşamak istemesi ve eşit şekilde yaşam hakkı olduğudur. Peki insanlar hayvanların et ve süt sektöründe kullanılmak üzere üretim çiftliklerinden mezbahaya kadar yaşadıkları işkenceleri görselerdi ve onların yaşamak için attıkları çığlıkları duysalardı sizce hâlâ hayvansal ürünleri kullanırlar mıydı?

İşte tam burada Animal Equality’nin iAnimal the 360 VR experince adı verilen, et ve süt sektörünün sizlerin görmesini asla istemedikleri karanlık noktalara ışık tutan 3 boyutlu gözlüğü devreye giriyor.

Bütün insanları gerçekleri göstermek adına üretim çiftliklerine ya da mezbahalara götürmek imkansız fakat iAnimal sayesinde bu gerçekleri insanların ayağına getirmek mümkün. New York Times gibi dünyanın en büyük haber kaynaklarına konu olan 3 boyutlu video aracı size et sektörünün kesilmek üzere yetiştirilen hayvanlara uygulattığı zalim fakat standart, aynı zamanda da legal olan uygulama ve davranışları göreceksiniz. Diğer bir videoda bir tavuğun öldürülüp sofralarımıza gelmeden önceki 42 günlük kısa ama acı hayatını izleyeceksiniz. Ve son videoda süt sektöründe eşyaymış gibi kullanılan bir süt ineğinin kısaca hayatına tanıklık edeceksiniz. (Zaten hayatları oldukça kısa oluyor!)

iAnimal 360 VR’yi izlemeye cesaretiniz var mı?

Ankara’da temizlik işçileri çöplere bırakılan kitaplarla kütüphane kurdu

0

Ankara’da Çankaya Belediyesi’nin temizlik işçileri çöpten topladıkları kitaplarla sıra dışı bir kütüphaneye imza attı. Tarihi bir binada yaklaşık 4 bin kitaptan oluşan kütüphane, işçilerin uğrak noktası olmuş durumda.

Ankara’da Çankaya Belediyesi’nin temizlik işçileri çöpleri toplarken kenara atılmış halde buldukları kitapları topladı.

İşçiler, son 7 aydır çöpten topladıkları bu kitaplarla bir kütüphane kurdu.

Belediyenin 2000 yılından bu yana Ankara’nın İmrahor Mahallesi’nde atıl halde olan tuğla fabrikasını bir buçuk yıl önce restore ederek çöp toplama şantiyesi haline getirdi.

Ardından ise 1970’lerde inşa edilen fabrikanın dış dokusu korunarak içinde belediye işçileri için berber, kuaför ve dinlenme odası gibi bölümler bulunan bir tesise dönüştürüldü.

Yaklaşık 4 bin kitaptan oluşan kütüphane de bu binada bulunuyor.

Beklentinin üzerinde bir ilgi

BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk’ün haberine göre kütüphane sorumlusu 20 yaşındaki Eray Yılmaz, kütüphane kurulduğundan bu yana 97 belediye işçisinin 2 haftalık periyodlarla kitap ödünç aldığını, bunun yanı sıra her gün en az 6 işçinin kütüphaneyi ziyaret ettiğini söylüyor: “İşçiler gün içerisinde çay ve yemek molalarında buraya vakit ayırıyorlar, kitaplarını okuyorlar. Kütüphanemizden kitap ödünç alanların sayısı da giderek artıyor, bu gerçekten bizim için mutluluk verici. Açıkçası beklentimin üzerinde bir ilgi var.”

Fabrikanın restore edilmeden önceki hali

“Burası benim için bulunmaz bir nimet oldu”
Bu işçilerden biri de sık sık kitap okumak için kütüphaneyi ziyaret eden, 1 aydır belediyede şoför olarak çalışan Murat Serkök.

Vakit buldukça sürekli buraya geldiğini söyleyen Serkök, “Burası benim için bulunmaz bir nimet oldu. Bir an önce işim bitsin de geleyim diye can atıyorum, işin yoğunluğu üzerimden gitmiş oluyor” diyor.

“Çöpün yanında kitap gördüğümüzde mutlu oluyoruz”

Bu işin bir parçası olmaktan mutluluk duyan temizlik işçilerinden Efe Akpınar, çöplerden kitapların toplanıp şantiyeye getiriliş sürecini şöyle anlatıyor: “Bilinçli insanlar kitapları poşet ya da çuval içerisine konteynerlerin yanına koyuyorlar. Biz de bu kitapları gördüğümüz zaman alıp aracın ön kısmına koyuyoruz. Daha sonra da burada çalışan arkadaşımıza teslim ediyoruz.

Konteyner yanına bırakılmış kitap gördüklerinde içlerine bir mutluluk doğduğunu ifade eden Akpınar, “Yeni kitapları hemen alıp kütüphanemize getirelim istiyoruz. Burayı ne kadar büyütebilirsek o kadar güzel olacak” diyor.

Halka kitap bağışı çağrısı

Çöp toplama şantiyesi işletme müdürü Emirali Urtekin de, projeyi duyan Çankaya halkının kitap bağışında bulunmaya başladığını belirtiyor.

Çankaya Belediyesi çöpten toplanan kitapları, temizliğini ve bakımı yapıldıktan sonra, civardaki ihtiyaç sahibi okullara göndermeyi de planlıyorlar.

Alıntı: BBC Türkçe- Fundanur Öztürk

Tek Gezegen Zirvesi’nde 12 eylem planı: İklim değişikliği için ortak mücadele

Fransa’nın başkenti Paris’te iki yıl önce imzalanan Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın ikinci yıldönümünde Fransa’nın ev sahipliği yaptığı Tek Gezegen Zirvesi’nde, devlet yetkilileri ve diğer katılımcılar tarafından imzalanan 12 eylem kararı açıklandı.

Zirveye, 100 kadar hükümet ve devlet lideri, üst düzey yetkili, çevre konusunda özel sektör ve kamu sektöründe kilit rol oynayan yaklaşık iki bin kişi katıldı.

Zirveye ev sahipliği yapan temsilcilerden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris Anlaşmasından iki yıl sonra, iklim değişikliğiyle ilgili halen endişe duyduğunu söyledi. Zirvede konuşan Macron, “Küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine karşı savaşı kaybediyoruz. Hep birlikte hareket etmeliyiz, çünkü hepimiz hesap verebiliriz” dedi.

Geçtiğimiz Haziran ayında Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekildiğini açıklayan ABD Başkanı Donald Trump zirveye katılmazken ABD federal hükümeti, Paris’teki Amerikan Büyükelçiliği’nde ikinci en yüksek diplomat tarafından temsil edildi. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı John Kerry, Amerikan hükümetinin yokluğunu “utanç verici” olarak niteledi.

Kerry yerel basına yaptığı açıklamada “Bilim, anlam ve yapılan çalışmalara bakıldığında bu ABD için bir utançtır. Paris İklim Anlaşması bir yıl değil, 26 yıllık bir çalışmanın sonucunda yapılan bir anlaşmadır ancak bu, bilimden anlamayan insanlar tarafından itibarsızlaştırıldı” dedi.

12 EYLEM KARARI

Düzenlenen zirvenin sonucunda, Paris İklim Değişikliği Anlaşması kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele için ortak bir eylem kararı yayınladı. Devlet başkanları tarafından imzalanan eylem kararı maddeleri ise şöyle:

  1. Üç milyar dolar değerindeki bir bütçenin, Ada ülkelerinde iklim konusunda yaşanan sorunlar kapsamında kullanılması için ayrılmasına karar verildi.
  2. 2030 yılına kadar iklim değişikliğiyle mücadelede kullanılması için Fransa ve Kanada’nın da aralarında bulunduğu birçok ülkenin katılımıyla 300 milyon dolar değerinde bir bütçenin belirlenmesine karar verildi. Gelişmekte olan ülkelerde tarım alanında faaliyet gösteren kuruluş ve şirketlerin iklim değişikliği ile mücadele etmesi ve yeni koşullara uyum sağlaması için Gates Vakfı, AB Komisyonu, Fransa ve birçok ülke, 650 milyon dolarlık bir finansın sağlanması kararını aldı.
  3. AB Komisyonu’nun desteğiyle genç üniversite öğrencilerinin iklim değişikliği üzerine araştırma yapmalarını sağlamak için bir bütçenin ayrılmasına karar verildi.
  4. Dünya Bankası’nın öncülüğünde alınan karara göre, AB Komisyonu ve Avrupa Bankası, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında Avrupa’daki şehirlerin bu konuda bir fon elde etmeleri kolaylığını sağlayacak.
  5. Zirve katılımcıları iklim değişikliği ile mücadele etmek için karbon emisyonunun sıfıra indirmeyi hedefliyor.
  6. Katılımcı ülkeler karbon enerjisinden yenilenebilir enerjilere geçişi hızlandırmayı amaçlıyor.
  7. Araçların saldığı karbon emisyon sorununa çözüm bulmak ve bu konuda bir yol haritası belirlemek için Fransa, Hollanda, Kosta Rika ve Portekiz’in de olduğu sekiz ülke beraber çalışma kararı aldı.
  8. Paris İklim Anlaşması ile uyunlu olması için Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, İsveç ve Hollanda gibi ülkeler, karbon ücretinin yeniden revize edilmesi konusunda anlaştı.
  9. Fransa, İngiltere, Meksika, Hollanda, Almanya, Singapur ve Çin’in merkez bankalarının ortaklığında, iklim konularında mali denetim ve ikincil piyasaların finansını hızlı bir şekilde değerlendirmek için merkezi bir bankanın kurulmasına karar verildi. Konu ile ilgili çalışmalara 2018 yılından itibaren başlanacak ve 2018 Nisan ayında Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da uluslararası bir konferans düzenlenecek.
  10. Tek Gezegen Zirvesi çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadele için gelişmekte olan ülkelere 200 milyar dolar değerinde yardım yapılacak. Fransa, Çin, Almanya, Brezilya, İsveç ve Kanada’nın olduğu 23 ülkenin bankaları tarafından, Paris İklim Anlaşması’nda finans konusunda alınan kararları uygulamaya yönelik bir anlaşma imzalandı.
  11. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un öncülüğünde iklim değişikliğiyle mücadele etmek için Norveç, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Yeni Zelanda, 2020’ye kadar 15 bin milyar dolar değerinde bir bütçe ayırmaya karar verdi.
  12. Tek Gezegen Zirvesi vesilesiyle Paris Anlaşmasının hayata geçirilmesine yardımcı olmak için kurumsal yatırımcıların işbirliğinde bulunmalarına karar verilirken, kalkınma bankaları ile özel yatırımcılar arasında ortaklıklar hedefleniyor.

Alıntı: BirGün

Cinsel istismardan kurtuldum, şimdi bedensel zevkleri çiziyorum

0

Çocukken cinsel istismara maruz kaldım ve gençliğimde tecavüze uğradım. Bu durum beni son derece karmakarışık bir hale getirdi ve derin intihar düşüncelerine itti. İçten gelen maneviyatı keşfettikten sonra 24 yaşında Hindu bir rahibe oldum ve uzun yıllar hayatıma yalnız devam ettim. Sorunlarımı görmezden gelmek (bkz. cinsellik, vb.) onları çözmedi, bu yüzden dünyaya yeniden başladım ve samimi ilişkilere geri döndüm. Evlendim, iki çocuğum oldu, boşandım ve nihayet anladım.

Benim hikayemin sadece o olduğunu fark ettim. Bir hikaye. Ve ben o hikayenin yazarıydım. Bu yüzden tekrar yazmaya karar verdim.

Kendi şehvetimin ve cinsel gücümün farkına vardım. Travmayı değil derinliği ve tutkuyu seçtim. Kendimi serbest bıraktım ve çoşkuyu buldum. Şimdi bunu sanat aracılığıyla başkalarıyla paylaşıyorum. Ve satışlarımın yüzde 20’sini cinsel saldırı ve insan ticareti mağdurlarıyla çalışan organizasyonlara bağışlıyorum. Ve diğer sanatçıların da kullanabileceği bir sanat galerisi kurdum. Çünkü bu sadece benim hikayem değil. Herkes paylaşacak ve hepimiz için çok daha güzel bir şeylerle yeni güne uyanacağız!

  1. Keşif

2. Beklemek

3. Kendisi

4. En Yaygın Mucize

5. Aydınlanma

6. Her Zaman Özgür Olduğumu Bildiğim An

7. Çekici

“Bu parça kendi portremin bir varyasyonu olarak yaratılmıştır. Her sene kendi doğum günümde kendime nasıl baktığımı kaydetmenin bir yolu olarak bir self-portre hazırlarım, ancak tuvalde hep ortaya çıkan şey,benim çok sıska, çok yaşlı, ya da çok birşeyler olup olmadığım gibi, kendi görünüşüm hakkında ne düşündüğüm oldu. “Luscious 37” başka bir böyle girişimdi, ancak nasıl hissettiğimi yaratmak için yapılmıştı. Toplumda kadınlar için vücut imgesi sıskaya,, seksiye, fotoşopluya ya da mükemmele odaklanır. “Luscious 37(Çekici 37)” şehvetle , pişmanlık duymaksızın kendini kabul ediyor. Resimde, kendi öz imajımın gerçekçi temsilini göstermek için gözlerim ve göğüslerim gibi gerçek vücut parçalarımın fotoğraflarını ekledim.’”

8. Kutsalın Dansı

9. Kucaklamak

Kaynak: Bored Panda

Sevgiliye ne hediye alınabilir?

İşte en zor olan sorulardan birini daha yanıtlamaya hazırlanıyoruz. Biz hazırız ya sizler hazır mısınız? Çok şirin gibi görünen ama aslında bir kabus olan sevgiliye ne hediye alınır karmaşasına bu yazımız ile artık bir son vermek istiyoruz. Özellikle özel gününüze az bir zaman kala harekete geçtiyseniz bu sizi çok daha korkutabilir ve oldukça da haklısınız. Ona en çok yakışan, en çok kullanacağı hediye ne olmalıdır? Bazen en ekonomik, bazen paraya acımadan yani kendi kriterinize göre sevgiliye hediye almak için harekete geçmek şart. Önemli olan ne aldığınız değil aslında önemli olan onu hatırladığınızı göstermektir.

Öncelikle sevgilinize ne için hediye aldığınızın önemi oldukça fazla. Diyelim ki bu kez vereceğiniz hediye yeni yıl hediyesi olarak sunuluyor olsun. Yeni yıl oldukça hareketli ve özel bir kutlamadır. Bu sebeple yılbaşı hediyeleri de bizce anlamlı ve özel olmalıdır.

Sevgiliye yılbaşı hediyeleri arasında elbette ki tasarım takvimler en başı çekiyor. Tüm yıl masasında kullanması için beraber çekilmiş olan fotoğraflarınızdan daha güzel ne olabilir ki?

Daha çılgın ve farklı bir hediye arıyorsanız o halde onun hakkında hissettiklerinizi en güzel şekilde dile getiren kartları da alıp hediye edebilirsiniz. Hatta ona hem çikolata hem ayıcık ve farklı hediyelerin olduğu bir sepet de hediye edebilir. Yani aslında siz hediye almak istediğinizde karşınıza birçok farklı seçenek çıkıyor olacak.

Sevgililer günü hediyeleri

Bir diğer zorlayan özel gün hediyeleri ise sevgililer günü hediyeleri oluyor. Siz gerek yok deseniz de etrafınızda ki herkes sevgiliniz acaba ne hediye almış diye bile hem sizi hem karşı tarafı sıkıştırıyor olacak. Dolayısı ile elbette sevgi bir hediye ile kanıtlanmaz ama küçük de olsa, onu hatırladığınızı gösteren bir hediye verebilirsiniz. Sevgililer günü hediyeleri biraz daha geniş bir seçenek içinden tercih edilebilir. Hem özel tasarım hediyeleri alabilir hem de ona hatıra kalması ve her zaman takması için hoş bir kolye ya da ayakkabı bile alabilirsiniz. Burada tamamen kişilerin beğenileri ve isteklerine göre gelişiyor olacak.

Bizler her zaman özel günler için hatırası kalan ürünler almanızı öneririz. Masasına koyup her gün görebileceği ya da ona sizi hatırlatacak hoş bir hediye tercih edilerek aşkınız her daim sıcak tutulabilir. Örneğin beraber resminizin olduğu bir kupa güzel bir tercih olabilir. İş yerinde artık çayını ve kahvesini sizin resminizin eşliğinde içmesi onu manevi olarak mutlu edecek ve aşkınızın her an yanınızda olmasını sağlıyor olacaktır.

Erkekler sevgililer günü hediyeleri konusunda daha rahat oluyorlar çünkü alınacak seçenekler oldukça fazla. Kadınlar yumuşacık bir pelüş ayıcık ile bile çok mutlu olurlar. Zaten amaç karşı tarafın onu düşündüğünü göstermesi değil midir? Ama konu erkek olunca kadınların işi biraz daha zor olabiliyor. Erkekler için çok fazla tasarlanılan sevgililer günü konseptli hediye bulmak zor olabiliyor. Hele bir de tasarım ürün arıyorsanız biraz aklınız karılabilir ama yine en sonunda seveceği bir hediyeyi bulacağınıza inanıyoruz.

Sevgiliye hediye konusu kısaca öyle çok kısa bir zamana sıkıştırılmaması gerekilen ve manevi duygularınızı ortaya çıkaran bir hediye olmalıdır. Bazen küçücük bir hediye karşı tarafı mutlu etmeye fazlası ile yetecektir. Onun isminin yazılı olduğu bir hediye onu ne kadar düşündüğünüzü ve önemsediğinizi gösterir. Alacağınız ürünü şık bir hediye paket içinde sunarak ona hediye edebileceksiniz.

Elbette hediye sizin sevginizin göstergesi olamaz ama onu düşündüğünüzün ufak bir göstergesi olabilir. Maddi olarak da kendinizi çok sıkmanıza gerek yok. 25 liraya bile harika bir şekilde sevgiliye hediye ya da yılbaşı hediyeleri bulabilirsiniz.

Sevgiliye ne hediye alınabilirin sorusu biraz onu ne kadar iyi tanıdığınızda biraz da sizin manevi gücünüzde saklı bulunuyor. Sevgililer günü hediyeleri ve diğer tüm özel gün hediyelerinden beğendiğinizi satın alarak güzel bir yemek eşliğinde kutlamanızı yapabilirsiniz.

Tüm bunların yanında sevdiğiniz insana sevdiğinizi söylemeniz ona verebileceğiniz en büyük hediye. Hediye bahane, yemek bahane ama sevmek her zaman şahane!

Kısa zaman içinde birbirlerinin en iyi arkadaşı olan Champy ve Morris ile tanışın

Kediler ve köpekler arasındaki tatlı dostluklar artık o kadar da sürpriz olmuyor. Birbirlerine düşman oldukları söylenmesine rağmen bir köpek ve kedi sevgi dolu ve uyum içinde bir arada yaşayabilir ve hatta birbirlerinin en yakın arkadaşı dahi olabildiklerini bizlere tekrar tekrar gösterebilirler. Fakat o kadar farklı türler arkadaş olabiliyor ki bu insana biraz şaşırtıcı gelebiliyor. Bir kedi ve bir atın dostluğuna birkaç kez denk gelmişizdir ama yine de böylesine sevimli bir dostluğa pek alışkın değiliz.

Champy ve Morris’in dostluklarının hikayesi her ikisinin de annesi Jennifer Boyle sayesinde başladı. Boyle, dört at ve iki kediden oluşan büyük bir aileye sahipti ve hiçbir problem yaşamadan hep birlikte uyum içinde yaşıyorlardı ancak Champy ve Morris gelene kadar atların ve kedilerin bu kadar iyi arkadaş olabileceklerini de beklemiyordu.

Boyle, Morris’i 9 aylıkken barınaktan kurtardı ve Morris o zamana kadar tüm yaşamını barınakta geçirmişti. Barınakta doğduğu için de bir eve alışkın değildi ve arkadaşlığın nasıl bir şey olduğunu da bilmiyordu. Doğal olarak başta her şeyden korkuyor ve etrafa şaşkınlıkla bakıyordu ancak minik kedinin eve daha kolay uyum sağlamasına sebep olacak birisi vardı…

Champy, Morris ile ilk defa bir araya geldiğinde minik kediyi selamlayıp ona ilgi göstermeye başladı. Fakat Morris daha önce bir atla hiç tanışmadığından dolayı başlarda biraz utangaç davrandı ancak Champy tanıştığı herkesle arkadaş olmak istiyordu.

Morris ilk başta Champy’den kaçtığı için Champy onunla arkadaş olmaya çalışmaktan vazgeçmişti…

Çok geçmeden Morris onun yanına gelene kadar.

Champy Morris’in kendini güvende hissetmesi için sırtına atlamasına izin vererek kendisini de temizlemesini sağlamış oldu ve bir hafta içinde de arkadaş oldular.” dedi Boyle.

Uzun zamandır Morris ve Champy en iyi arkadaşlar. Sevimli ikili beraber uyumaktan, beraber su içmeye kadar her şeyi birlikte yapıyor.

Champy, Morris’i sırtında gezdirmeyi seviyor ve zamanlarının büyük kısmını birlikte geçiriyorlar. Yağmurlu havalarda bile yağmurluklarını giyip küçük bir gezintiye çıkıyorlar.

Morris başlarda Champy’den biraz korkmuş olsa da, Champy ona arkadaşlığın şekli ve boyutu olmadığını öğretti. Onlar artık ayrılmaz ikili.

En yakın arkadaşlar olduklarını ve birbirlerine gerçekten güvendiklerini söyledi Boyle. “Benim dört atım ve iki kedim var ancak aralarında Champy ve Morris’inki gibi bir bağ olmadığını” da ekledi.

Boyle, Champy ve Morris’in arkadaşlıklarını başkalarıyla da paylaşmak için bir facebook sayfası açtı. Sayfa yaklaşık 6.000 beğeni aldı. At ve kedi temelde bir çocuk kitabının, hayatlarının yolculuğuna çıkmış ve bu sürede de bol miktarda macera yaşayan ana karakterlerine benziyor. Bunun haricinde bu ikili böyle bir evde birlikte yaşamaktan oldukça memnun.

Kaynak: One Green Planet

23. Gezici Festival Kastamonu’da

0

1 Aralık’ta Ankara’da yolculuğuna başlayan 23. Gezici Festival, 8-11 Aralık tarihlerinde Sinop gösterimlerini tamamladıktan sonra 12-14 Aralık tarihlerinde Medya ve İletişim Topluluğu’nun ev sahipliği ile Kastamonu’da bu yılki yolculuğunu tamamlayacak.

Kastamonu’daki gösterimler Kastamonu Üniversitesi Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

Gezici Festival’in Kastamonu durağında seyircileri bu yıl da ödüllü filmler bekliyor. Pelin Esmer’in, senaryosunu yazar Barış Bıçakçı’yla birlikte kaleme aldığı İşe Yarar Bir Şey filmiBaşak Köklükaya’nın katılımıyla gerçekleşecek. Hakan Günday’ın aynı adlı romanından uyarlanan, Onur Saylak’ın yönettiği Daha, Ege’nin bir kıyı kasabasında baskıcı babasının etkisi altındaki 14 yaşındaki bir gencin, kendi kimliğini bulma çabasını anlatırken, arka planda göçmen kaçakçılığı ve insani değerler hakkında yakıcı sorular soruyor. Venedik Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda ilk gösterimi yapılan, Adana Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, Ulusal Yarışma’da da En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Emre Yeksan’ın yönettiği Körfez, otuzlu yaşlarda bir adamın boşandıktan sonra İzmir’deki aile evine dönüşüyle başlayan olaylarda, bireyin bunalımından, toplumun bunalımına uzanıyor. Filmin gösterimine Emre Yeksan ve yapımcısı Anna Maria Aslanoğlu katılacak. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü dahil dört ödül alan ve Moskova Film Festivali’nde Fikret Reyhan’a En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Sarı Sıcak, geleneksel tarımla geçimlerini sağlamaya çalışan bir aile ve sıkıldığı hayattan kurtulma çabası içindeki ailenin küçük oğlu İbrahim üzerinden Türkiye’de radikal bir dönüşüm geçiren tarımsal üretim ilişkilerini anlatıyor. Fikret Reyhan filmden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

23. Gezici Festival kapsamında Kastamonu’da gösterilecek bir diğer film ise Kuzey Fransa’da Calais kentinde büyük bir malikânede yaşayan Laurent ailesi üzerinden “burjuva kültürü”ne alaycı bir bakış atan usta yönetmen Michael Haneke’nin son filmi Mutlu Son (Happy End). Festivalin “Ercan Kesal: Adalet ve Vicdan” bölümünde yer alan, Sidney Lumet’in yönettiği 12 Kızgın Adam, bir gencin babasını bıçaklamasıyla ilgili davada,  jürinin karar alma sürecini anlatıyor. Denis Villenevue seçkisinden bir film de Kastamonu seyircisiyle buluşuyor. İki öğrencinin perspektifinden, Montreal kentinde 1989 yılında gerçekten yaşanan bir katliamın anlatıldığı Politeknik (Polytechnique, 2009), olayı hayatta kalanlarda bıraktığı psikolojik etkilerle birlikte veriyor.

Film ekiplerinin yanı sıra yönetmen Zeki Demirkubuz da Kastamonu’da festivalin konuğu olacak.

Bir festival geri döner: 7. Malatya Uluslararası Film Festivali

0

Hayat, bir festivalden öbür festivale doğru götürüyordu beni. Ankara’dan İzmir’e doğru, Kısa Film Festivali için gittim. Onarı bitince de Malatya’ya doğru yeni bir festival için yol aldım. Anadolu’da farklı bir şehirdeki hangi festivale gitsem, içimde derin bir heyecan oluyor. O heyecanı, bu kez Malatya’ya giderken yaşadım. Malatya’ya ilk defa, hem de film festivali için gitmek, yine umut dolu bir his oluşturdu içimde. Uçaktan iner inmez festival ekibi ve ayrıca Büyükşehir Belediyesinden bir temsilci bile bizleri karşılıyor.

Belediyenin de bu festivale fazla destek olması gerçekten önem arz ediyor. Bu ara festivaller art arda, vizyona giren filmler art arda ve ekstra işler derken bu yazı biraz gecikti. Geç olsun güç olmasın, Malatya değerlendirmelerim sizlerle…

Bu yıl 7’ncisi düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali, 9-16 Kasım 2017 tarihleri arasında, Malatyalı sinemaseverlerle buluştu. Geçtiğimiz yıl, ülkemizde yaşanan sorunlar Malatya Film Festivali’ne de sıçramış ve maalesef iptal edilmişti. Fakat bu sene, bir yılın ardından daha güçlü bir festival izleyicinin karşısına çıktı. Festivali kurtarmak için, sinema yazarı büyüklerimden sevgili Suat Köçer gönüllü oldu ve ekibini toplayarak kaliteli bir festival yapmak için uğraştı. Malatya’nın 7. yılında butik bir havada değil de, Adana ve Antalya gibi herkesin bir arada olduğu sağlam bir festival olması çok sevindirici. Sevgili Suat abi başta olmak üzere Dilek Abla, Sermin hocam (kendisi üniversiteden öğretmenim olur), Alin Taşçiyan ve diğer tüm çalışanlara teşekkür etmek gerek.

Festival seçkisine baktığımızda, genel olarak İstanbul ve Adana’daki festivallerde ilk gösterimlerini yapan yapımlar ve ilk defa Malatya’da gösterilen yapımlarla dolu başarılı bir seçki oluşturulmuş. Aslında birçok festivalde yarışan filmi hala festivallerde görmek, daha önceki festivallerde kaçırdığımız bir filmse, bu festivalde izleme şansımızın olmasına da işaret. Taş, Zer, Mavi Sessizlik ve Sarı Sıcak gibi filmlerin İstanbul Film Festivali’nden bu yana olması; yeniden yakalabilme gibi bir şans sağlıyor. Mesela Mavi Sessizlik filmini ilk defa Malatya’da izleyebildim. Adana Film Festivali’nde izlemeye doyamadığım Sofra Sırları’nı Malatya’da bir kez daha izleme şansım oldu. Yarışma filmlerinin önüne kısa filmlerin konulması fikri gerçekten çok akıllıca. Çünkü genelde festivallere gittiğimizde daha çok uzun metrajlı filmlere yoğunlaşıyoruz ve kısa filmlere bakma hevesi yalan olabiliyor. En azından kısa film izleyip sonra uzun metraja geçmek güzel bir fikir olmuş. Festival direktörü Suat Abi ve Belediye’yi her an festivalde görmek gerçekten güzeldi. Çünkü festivaller, düzenleyenlerin başında olmasıyla başarılı ilerler. Malatya, bunu bu yıl başardı.

Malatya Film Platform nasıl geçti?

Malatya Film Platform ise bu yıl yenilenen festivalin yeni bir projesi. Film yapım marketting organizasyonlarının festivaller aracığıyla çoğalması, sektörümüz için büyük bir umut. Bu sene bu platformun direktörlüğünü sevgili Sermin Çakmak Afşin üstlendi. Çakmak, platform kapsamında her etkinliğin öncesi sunum yaptı, ardından etkinlikler başladı.

Gelecek yıllarda izleyeceğimiz filmlerin çok etkileyici hikayeleri var. Sinopsisini okuyunca bile etkleniyorsam, izlediğimde kim bilir nasıl olur diyor insan. Platform kapsamında düzenlenen John Morrissey ve Tony Kaye’in “Ustalık Sınıfı” ise tamamen muazzamdı. Tony Kaye’in eline gitarı alıp, müzikle sinemayı bir araya getirmesi gerçekten çok güzeldi.

İzlenilen filmler

YÜK “CARGO” / 2017/ Yön: Gilles Coulier

Uluslararası Yarışma filmlerinden; Belçikalı yönetmen Gilles Coulier’in yönetip senaryosunu yazdığı Yük, balıkçı bir babanın üç oğlu arasında geçen hikayelere odaklanıyor. Kuzey Denizi’nin soğuk sularına kendini atan Leon, komaya girer. Büyük oğlu Jean’ın üstüne yüklü miktardaki borç ve ailenin yükü biner. İki erkek kardeşi ve 8 yaşındaki oğluyla da uğraşan Jean’ı yaşayacağı çok şey bekler…
Güçlü bir sinematografi ile başarılı bir hikaye kurgu kurulan filmde, görüntü yönetmenliğinin başarısı en ön plana çıkıyor. Fakat filmin senaryosunda şu anlamda sıkıntılar var; evet gelişme bölümü toplu haliyle başarılı, fakat film meselesine girmekte büyük zorluklar yaşıyor. Aynı şekilde finalde bir noktaya varmaktan ziyade beklediğimiz noktayı göremiyoruz. Filmde anlatılan zor bir borç meselesi var, bu mesele finalde o kadar geçiştirmeli bir duruma geliyor ki… Film boyunca olan durağanlığın finalde zirve ile biteceğini planlarken hüsran yaşıyorsunuz. Ayrıca finale doğru mülteci krizine de değinme meselesi, o kadar sıkıştırma duruyor ki sanki ‘bunu da arada işleyelim’ havası vermiş.

Francis karakterinin sempatik oluşumunun yanında, yaşadıklarının anlatımı da güzel bir havada yer alıyor. Fakat William’ın sabıkalı ve suç dolu geçmişinden net bir veri elde edemiyoruz. Sadece borçlularının karavanını basıp dağıtması, beklediğimiz o derin anlamları çağrıştıramıyor. Hatta ben bir ara, iki kardeşi birbirine karıştırırken bile buldum kendimi. Ama Francis’in özgünlüğü ortaya çıkınca karışma ortadan kalkabiliyor. Filmin başkarakteri olan Jean’ın, ilk başlarda oğluna ve kardeşlerine karşı olan narsist ve egoist tavırları rahatsız etse de, o tavırların finale doğru yumuşamaya geçmesi güzel bir efektiflik vermiş. Ayrıca bu rol için başarıyla performans sergileyen Sam Louwyck’u da alkışlamak gerek…

ÇÖL İŞARETÇİLERİ “WANDERES OF THE DESERT” / 1986 / Yön: Nacer Khemir

Tunus sinemasının değerli yönetmenlerinden Nacer Khemir’in Çöl Üçlemesinin ilk filmi olan 1986 yapımı Çöl İşaretçileri, ya da Çöl Gezginleri filmi, restore edilmiş haliyle festivalde gösterildi. Festival kapsamında onur ödülü de alan Khemir, gösterim sonrası söyleşide; sinemada kimseyi şoke etmeye gerek olmamasını, Dünyanın kötü gidişatına bağlıyor. Bunun doğruluğunu, sözün üstüne düşündükçe belki de fark ediyoruz…

Ücra bir köy okuluna tayini çıkan genç bir yönetmen, gittiği yerde çöl sessizliğinin ortasında, okulu olmayan ve harabe haline gelmeye ramak kalmış bir köye gelir. Geldikten sonra, birdenbire çölün derinliklerinden beliren insanların kumlara karışan ağır hareketlerini görür. Ötesinde bir başka dünyanın bulunduğu, neredeyse görünmez bir yolu izleyen işaretçilerdir bunlar.

Film, çök sıcaklığının ortasında geçen hikayesinin içerisinde, güçlü bir şekilde metaforik imgeler içeriyor. 86’lı yılları Tunus’unda geçen bir filmi düşünürsek bunun güçlü bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Dönemine rağmen başarılı senaryosu fark yaratıyor. Fakat, film öğretmenin kaybolmasının ardından tıkanmaya başlıyor ve teftişe gelen askerin de bir süre sonra kaybolması enteresan bir hale sokuyor filmi. Finalin açık uçlu ve tuhaf bitişi de ayrı bir caba.

Khemir’in bu çok kullandığını söyleyebiliriz fakat dönemi düşünürsek enteresanlık olarak algılanmış olabilir. Filmin belki de izleyenleri en çok yakaladığı durumu, çöldeki hayal ve gerçeğin kaliteli bir harman süzgecinden geçip izleyenlerde farkı bir tad haline gelmesine doğru gider hali…

MAVİ SESSİZLİK / 2017 / Yön: Bülent Öztürk

Bülent Öztürk’ün yönetmenliğini üstlendiği “Mavi Sessizlik”, Uluslararası Yarışma filmleri arasındaydı. Sadece Uluslararası Yarışma kategorisinde yer alması ilk başka garibime gitse de, belki de farklı bir şey yapılmaya çalışıldığını düşünerek çok da üstüne gitmedim.

Eski bir güvenlik kuvveti mensubu olan Hakan’ın psikolojik çalkantısına inen filmde, Tedavi gördüğü askeri hastanede, hemşire Ayla’nın bakımıyla sağlına kavuşuyor Hakan. Fakat evine döndüğünde, eşi ve kızının kendisini terk ettiğini görür. Kızı Melis ile buluşması, Hakan’ı kendi geçmişiyle yüzleştirir. Ve hemşirenin beklenmeyen ziyareti Hakan’ı geçmişine doğru düşünmeye doğru yönlendirir.

Filmin başı, aslında beklendiği gibi güçlü bir şekilde başlıyor ve Hakan’ın psikolojik durumuna doğru başarılı bir iniş sağlıyoruz. Teoman Kumbaracıbaşı da bu ilerleyişi başarılı performe etmeyi ihmal etmiyor. Fakat film gelişme safhasına geldiğinde o kadar tıkanıyor ki, çok karmakarışık bir durumun içinde sıkışık hissediyorsunuz kendinizi. Finale gelene kadar olayları anlama durumu da zorlaşıyor ve finalden kendinize sonuç çıkartmak da zorlaşıyor. Filmin, aslında hikayesi iyi çıkış yapıyor. İzleyiciyi yakalamakta zorlanan yapıma, kısa metraj film hali daha çok yakışırdı dememekten kendimizi geri alamıyoruz…