Ana Sayfa Blog Sayfa 237

Netflix’in 13 Reasons Why dizisi ve etik yanlışlar

2

2017’nin ses getiren dizisi 13 reasons why, Hannah isimli genç bir kızın intiharını ve geride bıraktığı 13 kasedi anlatıyor. Hannah, kasetlerde ölümüne sebep olan kişileri ve nedenleri açıklıyor. İlk sezon boyunca kasetlerde anlatılan ve adı geçen karakterlerin Hannah’nın intiharıyla olan bağlantısını izliyoruz. Dizinin ikinci sezonu şu aralar çekiliyor ve 2018’de yayınlanacağı söylendi.

13 reasons why; zorbalık, cinsel istismar ve intihar gibi birçok hassas mevzuya değiniyor. Farkındalığı artırmak ve faydalı bir tartışma başlatmak için bu mevzulara değinmek gerekli, ancak nasıl değindiğimizin çok önemli olduğunu unutmamamız lazım.

Medyada gösterilen intiharlardan sonra intihar vakalarında artış olduğu -özellikle genç ve hassas gruplarda artış olduğu- bilinen bir olgu. Dünya Sağlık Örgütüne göre, intiharın medyada yer alış şekli intiharı tetikleyici veya önleyici olabilir. İntihar gibi ciddi bir mevzudan bahsederken ve genç izleyici kitlesi olan bir dizi yaratırken, istatiktikleri ve profesyonelleri dikkate almak gerekiyor.

13 reasons why’daki etik yanlışlar neler?

Kati Morton (klinik psikolog), Youtube kanalında dizideki birçok etik yanlışa değinmiş. Deborah Serani (psikolog) ve Elana Premack Sandler (sosyal hizmet uzmanı) da psychologytoday’de yayınlanan makalelerinde benzer yanlışlara değinmişler. Bu yazıda o yanlışları derleyip, yorumlayıp, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerilerinden bahsedeceğim. 
(Spoiler’lar olabilir)

İntiharın intikam aracı olarak gösterilmesi

Hannah arkasında bıraktığı 13 kasetle onu intihara sürükleyen kişilere sesleniyor ve o kişilerin intiharında rolünün ne olduğunu anlatıyor; böylece intihar intikam aracı olarak gösterilmiş oluyor. Ancak, intihar intikam aracı değildir ve hiçbir zaman olamaz. İntihar yaygın olarak çaresiz ve umutsuz hissedildiğinde gerçekleşir. İntihar sonrasında kişiler intihar eden kişiyi belli bir süre hatırlayabilir ancak buna intikam diyemeyiz; çünkü intihar eden kişi arkasında bıraktıklarını, tepkileri ve kendi hikâyesinin sonunda neler olduğunu göremez. İntiharın intikam almak için kullanılabileceğini göstermek yanlıştır çünkü kendisini üzenlerden intikam almak isteyen genç bireylerde intiharı tetikleyebilir.

Hannah’nın intihar sebepleri

Kati Morton’a göre Hannah’nın intihar sebepleri gerçekçi değil ve çoğu zaman abartılmış sebepler. Morton, birçok gencin yaşadığı arkadaşlar arasındaki problemlere Hannah’nın abartılı tepkiler verdiğini ve bunun karakteri sevmeyi zorlaştırdığını söylüyor.

Hannah’nın yaşadığı kötü olayları çoğu genç yaşıyor ancak intihar etmiyorlar. Hannah cinsel istismara veya zorbalığa uğradığı için değil, çaresiz hissettiği ve mental sorunlar yaşadığı için intihar ediyor. İntiharın sebeplerinin yaşanan spesifik olaylara ve kişilere bağlanması intiharın arkasındaki karmaşık faktörleri basitleştiriyor.

Dünya Sağlık Örgütüne göre, intiharın hiçbir zaman tek veya basit sebepleri yoktur; intihara sebep olan şeyler arasında mental ve fiziksel hastalıklar, ailevi sorunlar, kişisel sorunlar ve hayat sorunları ve bütün bunların birbiriyle bağlantısı gibi birçok faktör vardır.

Ruh sağlığından bahsedilmemesi

İntiharın anlatıldığı bir dizide bir kere bile depresyondan bahsedilmemesi intiharın sebeplerini yalnızca yaşanan olaylara bağlıyor ve basitleştiriyor.

Dünya Sağlık Örgütüne göre; intihar’ı medyada gösterirken, depresyonun intiharla ilgisi olduğunu ve depresyonun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirtmek gerekiyor. Aksi takdirde, Hannah’ya benzer sorunlar yaşayan kişilerde intihar dışında bir çözüm yolu yokmuş fikri oluşabilir.

İntiharın sorunlarla ve yaşananlarla başa çıkma yöntemi olarak gösterilmesi

Dizide Hannah’nın intiharına sebep olan 13 şeyle intihar ederek başa çıktığını görüyoruz. Dünya Sağlık Örgütüne göre; intiharı sorunlarla (örn. iflas, sınavdan kalmak veya cinsel istismar) başa çıkma yöntemi olarak göstermek yanlış. İntiharın bu şekilde gösterilmesi benzer sorunlar yaşayan kişilerin intihar davranışını model almasına yol açabilir; intihar çözümmüş gibi bir düşünce yaratabilir ve tetikleyici olabilir.

Grafik ve tetikleyici sahneler

Dizide cinsel istismar ve intihar sahnesi gereğinden uzun ve grafik şekilde gösterilmiş. Yaşananların travmatik oluşunu, ciddiyetini göstermek ve hikâyede olanları anlatabilmek için böyle sahnelerin gösterilmesi gerekiyor ancak bu denli uzun ve net şekilde gösterilmesine, özellikle de cinsel istismar sahnesinin tekrar tekrar gösterilmesine gerek yok. Kati Morton bunun şok etkisi yaratmak için kullanıldığını düşünüyor ve Dünya Sağlık Örgütüne göre intiharı sansasyonel olarak göstermek yapılan büyük yanlışlardan biri.

Dizideki travmatik sahneler gençlerin başına kötü ve ciddi şeyler geldiğini gösteriyor, evet. Ancak, kötü şeylerle nasıl başa çıkabileceğimiz veya neler yapabileceğimiz üzerine dizide herhangi bir yol gösterme veya rehberlik göremiyoruz. Bu durumda kafamızda “bu uzun ve grafik sahnelerin kime ne gibi faydası var?” sorusu beliriyor.
Hannah’nın intihar sahnesi aynı zamanda çok belirgin ve spesifik şekilde intihar yöntemini gösteriyor. Hannah’nın adım adım ne yaptığını görüyoruz, adeta “nasıl intihar edilir?” sorusunun cevabını alıyoruz. Dünya Sağlık Örgütüne göre; intihar metodları ve yöntemleri hiçbir zaman açıkça anlatılmamalı ve gösterilmemeli, çünkü bunlar intiharı tetikliyor ve intihar yöntemlerini öğretiyor.

İntiharın romantikleştirilmesi

Dizi intiharı romantikleştiriyor, olduğundan ilginç ve ilgi çekici gösteriyor. Karakterlerin Hannah’nın ölümü sonrasında dolabını süslemelerini, selfie çekinmelerini, gizemli kasetleri ve maceraları görüyoruz. Hannah suçladıklarına sesini duyurmuş oluyor, insanlar arkasından pişman oluyorlar ve üzülüyorlar. Hannah’nın içinde sakladıkları ve söylemek istedikleri yerine ulaşıyor. Ancak gerçekte böyle bir şey mümkün değil, Hannah bunların hiçbirini bilemez. Hannah’yı izleyen genç izleyiciler intiharın bir şeyleri değiştirdiği ve gözalıcı olduğu hissine kapılabilirler.

Dünya Sağlık Örgütüne göre intihar kurbanlarını methetmek intiharı onore edilen bir şeymiş gibi gösterebiliyor, onun yerine sevenlerinin arkasından duyduğu yas ve üzüntüler öne çıkarılmalı ve intihar gözalıcı veya ilginç hale getirilmemeli.

Özellikle Clay karakterinin sonlara doğru söylediği “I cost a girl her life because I was afraid to love her” (Bir kızı sevmeye korktuğum için onun hayatına mal oldum) gibi bir laf olayı daha da romantikleştiriyor. Sanki Clay Hannah’ı severek intiharını önleyebilirmiş ve intihar bu kadar basit bir sebepten gerçekleşebilirmiş gibi gösteriliyor. Halbuki, intiharının arkasında karmaşık sebepler, ruh sağlığı problemleri ve çaresizlik olduğunu unutmamak lazım.

Yeterli yardım ve ümitlendirici mesaj yok

İntiharı gösterirken ümit verici hiçbir şeyden bahsedilmemesi, yardım kaynakları ve olanaklarından bahsedilmemesi büyük bir eksiklik. Kati Morton, en azından Hannah’nın “alo intihar hattı” gibi bir hatta mesaj attığı bir sahne olabileceğinden ve bunun ümitlendirici bir örnek olabileceğinden bahsediyor.

Dizide neler yapılmaması gerektiğini görüyoruz ancak neler yapmamız gerektiğini görmüyoruz. Hannah kötü olaylar yaşıyor ve intihar ediyor. Eee peki aileler neler yapmalı, okullar neler yapmalı, intiharı önlemek için neler yapabiliriz, bu soruların cevaplarını öğrenemiyoruz.

Gençlerin sessiz kalmamaları, aileleriyle iletişime geçmeleri veya yardım almaya çalışmaları için herhangi bir ümitlendirme mesajı yok. Aksine, Hannah okulundaki psikolojik danışmanla konuştuğunda gerekli yardımı alamadığını düşünüyor ve hemen sonrasında son kaset kaydını tamamlayıp intihar ediyor.

Bazen yardıma ulaşmak ve yardım istediğimizde istediğimiz cevapları alabilmek mümkün olmuyor, ancak pes etmemek ve yardım istemeye devam etmek önemli. Hedef kitlesi genç izleyiciler olan bir dizinin böyle ümitlendirici bir mesaj vermek yerine ısrarla hayal kırıklığına uğratması genç izleyicilerde çaresizlik hissine yol açabilir.
Dizi intihara dikkat çekiyor ancak intiharı önleyici bir çaba görmüyoruz.

Sonuç olarak, diziyi halen izlemediyseniz izlemenizi önermiyorum. Özellikle hassas olan bireyler bu diziyi izlememeli. Eğer diziyi izlemek istiyorsanız veya tanıdığınız biri izlemeyi planlıyorsa; bütün bu yanlışları aklınızda tutmanızı, eleştirel yaklaşmanızı ve karamsarlığa kapıldığınızda diziyi izlemeyi bırakmanızı öneriyorum.

13 Reasons Why yerine, My Mad Fat Diary isimli diziyi izlemenizi tavsiye ederim. Dizide gerçekçi ruh sağlığı sorunlarını, baş karakterin terapiye gitmesini, özgüven kazanmasını ve sorunlarıyla başa çıkmayı öğrenmesini görüyoruz. Diziyi bitirdikten sonra psikolojik olarak doğru olan tavsiyeler aklımızda kalıyor.

13 Reasons Why’ı izleyip seven birçok kişi olabilir, ancak intihar üzerine yapılmış çalışmaları ve istatikleri incelediğimizde dizinin birçok etik yanlış yaptığını ve faydadan çok zarar verdiğini düşünüyorum. Umuyorum ki, yapımcılar eleştirileri dikkate almıştır ve ikinci sezonda etik olarak doğru bir 13 Reasons Why izleyebiliriz.

İntihar çözüm değildir. Depresyon tedavi edilebilir.

Kaynaklar: 
Dünya Sağlık Örgütü, Preventing Suicide, 
Elana Premack Sandler, Deborah Serani, Kati Morton

Yağmur ormanlarında dünyanın en büyük ağaçlandırma projesi

0

Dünyanın en büyük ağaçlandırma projesi kapsamında, Amazon Ormanlarına 73 milyon ağaç dikilmesi planlanıyor.

Brezilya’daki bu organizasyonla, yeni teknikler kullanılarak 70 bin dönümlük alanın ağaçlandırılması hedefleniyor.

Bu yeni teknikle daha dayanıklı ağaçlar ortaya çıkıyor.

Bu ağaçlandırma yönteminde, fide ekmek yerine 1 metrekarelik alana 200 farklı tohum atılıyor ve en güçlü tohum hangisiyse hayatta kalıyor; daha güçlü bir orman yapısı oluşturuyor.

Galaksimizde Dünya dışında yaşanılabilir gezegenler olsa da, bu gezegenlerden en yakını Dünya’ya yaklaşık 110 trilyon kilometre uzakta.

Dünya’nın yaşanılabilir olmasında etkisi olan ve “Dünya’nın akciğerleri” diye tanımlanan yağmur ormanları son yıllarda büyük zarar gördü.

Ağaçlandırma çalışmaları yapan Conservation International şirketi, gelecekte küresel ısınmayı engellemek için veya en azından yavaşlatmak için yeni bir projeye imza atacak.

Yağmur ormanlarında son yıllarda büyük bir tahrip yaşanıyor.

30 bin futbol sahası büyüklüğünde

Tarihteki en büyük tropikal ağaçlandırma projesiyle önümüzdeki 6 yıl içerisinde, 73 milyon ağacın Brezilya’nın Amazon, Acre, Para, Londônia, bölgelerinde, mera yapılmak için üzerindeki ağaçlar kesilmiş 70 bin dönümlük (30 bin futbol sahası büyüklüğünde) alana dikmesi bekleniyor.

Küresel ısınmayı engellemek için Paris Konferansı’nda alınan kararda tropikal ormanların korunması hedefi konulmuştu.

Conservation Internationalın Yönetim Kurulu Başkanı M. Sanjayan, “Sadece ağaçların korunması değil, hangi ağaçların korunduğu da önemli. Atmosferin temizlenmesini istiyorsak, yağmur ormanları önemli” dedi.

Ormanların azalması engellenebilirse, karbon salımı miktarı %37 oranında azaltılabiliyor.

Son 40 yılda Amazon Ormanları’nın %20’si azaldı ve gelecek 20 yılda %20’sinin daha yok olacağı tahmin ediliyor.

M. Sanjayan“Bizim ağaçlandırma tekniğimiz diğer bölgelerde de gerçekleşirse, maliyetler büyük oranda düşer” dedi.

Alıntı: BBC Türkçe

Aşık Veysel | Aşkın Halleri

Aşk. Olayların duygularla biçimlendirici aygıt tarafından otomatik kayıt edildiği yere bakalım, ne geliyor? Burukluk mu, birkaç görüntü mü? Bu davranış ya da kavramda böyle yapılır, bu böyle sergilenir mi? Hepimiz buradaki aşkın, manevi bir aşk olduğunu biliyoruz. Peki, bunu biliyor muyuz?

İzlenimlerimizin çoğu mekanik. Öyleymiş gibi gelen otomatik algılardan ibaret. Olayların içinde ego ve kibir kendindeki mekanikliği göstermiyor kişiye, çünkü bu kişinin kendi kendine yapabileceği bir şey değildir. Bu dışarıdan (?) yardımla gelir, daha sonra sen bu yardımı sürdürürsün. Mesela kendini gözlersin, olaylara verdiğin mekanik tepkilere bakarsın, hatırlamak için kullanırsın, dikkatini yoğunlaştırmak için kullanırsın.

Bunları yaptıkça bir dışarısı fikri oluşur. Sen ve dışarısı. Sen bir şeyler yaptığını sandıkça dışarısı, dışarıda kalır çünkü sen yapıyorsundur. Fizik kuralları gibi, bardağa su koyduğunda hava dışarı çıkar. Aynı yerde iki cisim olamaz.* İşte bu dışarısı denen kavramı halleri çokça yaşamaya hissetmeye başladığında, sen daha da çekiliyorsun geriye çünkü dışarısı gelsin içimi doldursun istiyorsun.

Dışarıda ondan başka bir şey görmüyorsun ya da her şeyin içindeki dışarısını görüyorsun. Bu dışarısı denilen kavramın ne olabileceğine dair hepimizin bir fikri, hissi, deneyimi var değil mi? Dinlerde bunlarla ilgili bir çok hikâye, söz, deyiş bulunmakta. Onlar yazılı şeyler, duruyorlar orada. Peki siz neyi deneyimlediniz? Sizin dışınızda ne var dışarıda? Dışarıların özelliği ne? Sistemi ne? Yapısı nasıl, nasıl işler dışarıda işler?

Biz bu soruların peşinden giderken çoğunlukla zihinsel olarak algılamaya çalışıyoruz sistemi. İş zihinsellikten çıkıyor, duygulara giriyor çünkü dışında olanla ilgili deneyimler yaşamaya başladığında zihinsel olamayacak bir his/hâl geliyor sana. Bir süre sonra, dışındakiyle sen arasında bir duygusal akış gerçekleşiyor. Dua halinde oluyorsun otomatik olarak. Dua, belli saatlerde belli uyaranlardan sonra belli el kol hareketleriyle yapılan şeyden bahsetmiyorum. Bu bir çocuğun keşfe çıktığı haldeki sorduğu sorular, yerdeki karıncayı incelemesi ya da çok düşünmeden konuşması gibi bir şey.

Veysel Abimiz, dışarısını deneyimlemiş. Çıkardığı duygular âşık haline getirmiş onu. Şimdi sıra geldi bize, evet dostlar dışımızda ne var bizim?

*Newton Fiziğine göre. Kuantumda durumlar bambaşka.

Dünya uzay boşluğundaysa neden düşmüyor?

1

Hepimizin aklına bir noktada gelen bu soruyu yanıtlamaya çalıştık: Dünya uzay boşluğundaysa neden düşmüyor?

Hepimizin aklına bazen ilk düşündüğümüzde “bilimi kırıp geçirecek” sorular gelir. “İnsanlar maymundan evrimleştiyse, şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?” ve “Dünya Uzay boşluğundaysa neden aşağı doğru düşmüyor?” gibi sorular bunlara bir örnek. İlk soruyu sorduğunuzda belki bu şekilde bir şeyle karşılaşabilirsiniz ama ikincisinin cevabı aslında takipçilerimizin çok iyi bildiği şeyler.

Öncelikle kütlenin uzayı büktüğünü hatırlatmamız gerekiyor. Bu Einstein’ın hipotez olarak ortaya attığı, daha sonra da Eddington’un kanıtladığı bir kuramdır. Ancak yine de bunu çıplak gözlerle gözlemleyemeyeceğimiz için genelde bu hayal edilemez. Ancak aşağıdaki videodaki çemberi uzay düzlemi olarak düşünürsek, ağırlıkların birbirine nasıl çektiğini ve uzayı nasıl büktüklerini tahayyül edebiliriz.

Güneşe oranla daha yoğun olsa da, daha hafif olan Dünya’yı güneş kendine çekecektir. Hadi Uzay’da serbest düşüş yapmıyoruz diyelim ki, peki neden Güneş’e çarpmıyoruz? Burada da momentum ve merkezkaç dengeye giriyor aslında. Bir de Dünya’nın kendine ait yer çekimi ve ağırlığını da katabiliriz. Ama momentum ve merkezkaçın etkilerini de şu video ile birlikte gözleyebiliriz.

Çok ağır bir kütle, kendinden daha ağır bir kütle olan Dünya’nın yer çekimine eğer momentum eklenirse karşı koyabilir. Bu sonsuza kadar sürmez, çünkü momentumu etkileyen belirli dış unsurlar vardır ve elinde sonunda momentum bitmek zorundadır. Ancak bu dönüş, kütle merkezinden kaçmaya çalışan başka bir kütleye izin verir. Bu sayede de Dünya (ve güneş sistemimizdeki diğer gezegenler) Güneş’e doğru serbest dalmaz.

Sonuç olarak Güneş tarafından çekim kuvvetine, momentum kuvvetine ve sürekli olarak düşme isteğine (kendi ağırlığından dolayı) maruz kalan gezegenler, bu sayede aslında belirli bir yörüngeye hapsolmuş olarak kalır. Peki ya düşme kuvveti? Aslında tüm uzaydaki ağırlığa sahip olan nesneler aynı anda düştükleri ve birbirlerinin yerçekimsel kuvvetine kapıldıkları için bu tam anlamıyla bizim için fark edilmez. Bir de evrenin sonsuza kadar genişlediği düşünülürse, düşerken çarpacağımız bir yer de yok (belki de vardır).

“Güneş ile gezegenimiz aramızdaki ilişki aynı doğrultuda gezegenimiz ile Ay arasında da var”

Yani aslında düşüyoruz ve hep birlikte düştüğümüz için bu bir sorun olmuyor. Tüm bu “dilemma”nın cevabı bu. Bu arada yazımıza kaynak olduğu için ve bize bu yazıyı yazmak için fikir verdiği için “ekşi sözlük” yazarı “ghost writerr”a buradan selamlar olsun. Siz ne düşünüyorsunuz? Sizin aklınızda cevaplanmayı bekleyen bu tip sorular var mı?

Alıntı: webtekno
Kaynak: ekşi: ekşi şeyler
Kapak Görseli: sciencealert

Ayaklanan ses: Selda Bağcan

Yurdun sesi, yurdumun sesi tabirinin hayat bulmasıdır belki de bir yerde sanatçı ve besteci Selda Bağcan… Biraz göz atalım mı sürdürdüğü hayatına? Sanırım o zaman aynı fikirde buluşacak ve söylemek istediğimi siz de hissedeceksiniz. Yazı ilerledikçe ve güncel kariyerinden bahsedeceklerime şaşırabilirsiniz ya da zaten bilmektesinizdir. Kendisi 1948 Muğla doğumlu ve şu anda 69 yaşındadır. Hadi başlayalım.

Selda Bağcan’ın babası müziğe çok meraklı bir insan olmasından ötürü tüm çocuklarını müzik aleti çalmayı öğrenmeye teşvik etmiş ve evde de müzik eksik olmamıştır. İlkokul çağlarında gitar çalmaya, 15 yaşında ise şan dersi almaya başlar. Profesyonel sanat hayatında gitar ve bağlamaya hakim olacaktır.

1971 yılında 45’lik plağını üniversiteyken çıkaran Selda Bağcan, aynı yıl içinde ardı ardına çıkardığı iki plağın iş yapmasıyla, meslek olarak müziği seçmeye karar verir ve profesyonel müzik hayatı başlar. Türküleri gitara yerleştiren içerden derinden sesi buğulandıran bir enerjiye sahip genç herkese enerjisini aktararak büyüler.

Her şey güzel başlar… İki plağın 1 milyon üzerinde satması… 1972 yılında Dışişleri Bakanlığının görevlendirilmesiyle Bulgaristan’daki Altın Orfe festivalinde Türkiye’yi temsil etti. Fakat Selda Bağcan’a 1972 yılında TRT’de yayın yasağı gelir. Nedeni ise, Neşet Ertaş’a ait Mahpushanelere Güneş Doğmuyor parçasını seslendirmesiyle Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan arasında bağlantı kurmalarıydı. Tek kanallı Türkiye’nin ekran yüzünde yoktur artık.

TRT’deki yayın yasağı 1991 yılına kadar 20 yıl sürecektir. Bu yaşananlara rağmen 1973 yılında Batı Avrupa turnesine çıkar. Yurtiçi ve yurtdışı başta Almanya olmak üzere birçok konser verir. 70’li yıllarından, yurtdışı konserleri ve turnelerden bahsediyoruz farkındaysanız. Hemen burada Selda Bağcan’ın Barcelona’da Primavera Sound 2016 festivalinde sahne almasına, yaygarayla şaşkınlık gösterenler için bunun tesadüf olmadığını söylemek istiyorum. 1976 yılı da dahil olmak üzere 17 plak çıkarmıştır. 1974 yılından itibaren de albüm yapmaya başlamıştır. 1976 yılında çıkan albümünde bulunan ‘‘Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi’’ şarkısı yüzünden ilk kez 1977 yılında yargılanmaya başlamıştır. Bununla birlikte ülkede 1980 yılı 12 Eylül’ünün ayak sesleri geliyordur. Tabii Selda Bağcan’ını da etkileyecek kısıtlılık günleri..

1980 ve 1987 yılları arasında pasaportuna el konulup yurtdışı yasağı konulan şarkıcıya ayrıca konser izni verilmedi. 1981 – 1984 yılları arasında şarkılarından dolayı 3 kere hapse girmiş, toplamda 4,5 ay hapiste yatmıştır.

Yurtdışına çıkış yasağının olduğu 1986 yılında, dünyaca ünlü müzisyen Peter Gabriel tarafından da desteklenen, Womad Vakfı’nın düzenlendiği ‘‘World of Musiz Art Dance’’ Festivali’ne davet edildi. Katılamamasına karşın festival komitesi, Selda Bağcan’ın “Türk Köylüsü” diye Nazım Hikmet’in şiirini yazdığı, bestesini kendisini yaptığı şarkısına festival plağında yer verir. Festival plağı tüm dünya radyolarında çalınır.

1987 yılında Womad Vakfı’nın tekrar festival daveti ve ısrarı sonucu Selda Bağcan’ın yurt dışı yasağı kırılır ve pasaportunu geri alır. 1987 Haziran ayında yurtdışı beş festivalde yer aldı. 1988 yılında dört ay süren Batı Avrupa turnesi yapmıştır. 1989 ve 1990 yıllarında Belediyelerin düzenlediği kent festivallerinin davetlisi olduğu ücretsiz halk konserleriyle tüm Türkiye’yi gezdi. 1990 yılında Hollanda Rasa Organition davetlisi olarak üç şehirde konser verdi. Yugoslavya’da iki şehirde konser verdi. Aynı yıl 4 kez İsrail’e giderek konser vermiştir.

1990 yılında Anadolu Konserleri: Müzikteki 20. Yılım 1 ve 2 ismiyle albüm çıkarmıştır. 1992 yılında çıkardığı albüm Ziller ve İpler’le dillerden düşmeyecek duruma gelmiştir. Selda Bağcan tutkusunda durmadan ilerleyen bir fırtına gibidir. Önüne gelen engeller karşısındaki tutumunu Hakan Günay’ın bir cümlesi çok iyi anlatabilir sanırım:

‘‘Kimseye çarpmadan yürümeye çalışmaktansa kollarımı daha da açarak herkesi devirmeyi tercih ediyorum.” Adeta bu şekilde her engele çarpmış ve durdurulamamıştır Selda… 1993 yılında gelindiğinde Uğur Mumcu’nun aramızdan alınmasına kayıtsız kalamamış, gazeteci Ali Çınar’ın yazdığı şiirden bestelediği, büyük çoğunluğun içinden kopan acıya, Uğur’lar Olsun diyerek halka ses olmuştur. Yine aynı yıl yine büyük bir acı yüzümüze çarpar. 2 Temmuz 1993 Madımak Oteli Sivas Katliamı’nda yaşamanı yitirenler için “Canımı Yakanlar Baktı Dumana” parçasını seslendirir.

İlerleyen yıllarda içeride ve dışarıda konserleri sürerken, 1993,1994, 1997, 2002, 2004, 2009, 2011 ve 2015 yıllarında albüm çıkarmıştır. Dikkat edilirse 1997-2002 arası bir boşluk vardır. 2000 yılında Antakya’ya giderken trafik kazası geçirmiş ve ciddi şekilde yaralanmıştır. Uzun süre tedavisi sürmüş ve birinci, yedinci boyun omurları kırıldığı için çelik iskelet kullanmak zorunda kalmıştır. Neyse ki ilerleyen zamanlarda sağlığına kavuşmuş ve hızını kesmeden kaldığı yerden yoluna devam etmiştir. 2002 yılında Kudüs Festivali’nde sahnede yer almıştır. Kısacası Selda Bağcan her zaman festivallerde bulunan ve yurt dışında aranan seslerdendi.

Günümüze yaklaşalım mı? Yaşları ilerlerken ekranlardan uzak duran, sosyal platformalarda da takip etmediğimizde, birçok kişiyi göz ardı edebiliyoruz. Etmeyiniz.

2010 yılında Grammy Ödüllerine en iyi rap albüm ve en iyi performans dallarında aday gösterilen Brooklyn’li hip-hop’çı Mos Def, “The Ecstatics” albümünde yer alan “Supermagic” adlı parça da Selda Bağcan’ın “İnce İnce Bir Kar Yağar” türküsünü kullandı. Ki bunu Selda Bağcan’dan izin almadan yapmıştır. Mos Def de protest bir şarkıcıdır. Şarkı Martin Luther King’in “Siyahlar artık uyanın, uyuşturucudan kurtulun, başka bir dünya var sizin için” sözleriyle başlıyor ve Selda Bağcan’ın sesi giriyor. Selda Bağcan parçayı internetten dinlediğini ve tüylerinin ürperdiğini dile getirmiştir. Böylelikle Selda Bağcan’ın tekrar yurtdışında yıldızı parlamış ve ismini birçok yerde duyurmuştur. 2012 yılında Londra Olimpiyatları kapsamında düzenlenen Meltdown Festivali’nde, Queen Elizabeth Hall’da sahne almıştır. 2014 yılında Selda Bağcan & Boom Pam’ın birlikte performansları başlar ve aynı yıl Tel Aviv’de düzenlenen The Groove Festival’nde sahneye birlikte çıkarlar.

Gözleriniz okurken biraz büyüdü mü okuduklarınız karşısında… Çünkü birçoğunuz 2016 yılında İspanya’da Primavera Sound’da yer almalarında ses getirmesinden hatırınızda belki… Neyse kronolojik olarak yıl sıramızı bozmadan devam edelim. 2015 yılında “İnce İnce Bir Kar Yağar” Dr. Dre’nin Compton albümünde Issues parçasında karşımıza çıkar. Bu arada Selda Bağcan kullanılan parçaları için yayın izni istemiyor. Sadece TRT’den çıkması için teklif geldiğinde para istiyor. 20 yıl yasaklı kalmanın bir cezası olmalı ama değil mi?
Bizim gözümüzün ardından göz önümüze gelmesi ise aynı yıl Ekşi Fest’te Boom Pam’le sahnesine izleyici olarak konuk olan ve kendisine hayran olduğunu söyleyen imza almak için bekleyen Yüzüklerin Efendisi filminin Frodo’su Eliah Wood’dan başkası değildir. Ve 2016 yılı İspanya’nın Barcelona şehrinde İspanya’da Primavera Sound…

Ardından yine aynı yaz, yıllar sonra WOMAD’da sahne alır ve bunun yanı sıra Polonya ve Almanya’da da festivallere katılmıştır. Tabii ki yurt içi turları da devam etmiştir. Yaş kaçtır bu arada, dolu dolu 68’dir. Birisi tutku mu dedi?

2017’ye gelelim… Bağcan yurtdışında Boom Pam ile beraber Göteborg ve Stockholm’de verdiği konserler sonrasında Nisan 2017 Frankfurt’ta Mojen Performance’ta sahne aldı. Haziran 2017’de, Amsterdam’da Strange Sounds From Beyond Festivali’nde yine Boom Pam ile sahne aldı.

Türkiye’deki konser serilerine İsrailli rock grubu Boom Pam ile beraber Çukurova Rock Festivali’nde ve Samsun Rock Festivali’nde, Zeytinli Rock Festivali’nin, Kuşadası ve Mersin’de sahne alarak devam etmiştir. Son olarak Eylül 2017’de Red Bull Canlı Sahne’nin Bomm Pam ile konuğu olur. Sahne önü seyircilerinin yanı sıra, konseri internetten binlerce kişi tarafından canlı olarak izlenir… Hemen ufak bir bilgi ekleyelim: Merak edenler için konser 6 ay boyunca internet sitesinden izlenebilir.

Görsel: Ethem Onur Bilgiç

The Times gazetesinde “Kadınlar neden dahi olamaz?” makalesine konu olarak dünya çapında başlatılan bir araştırmayla kadınların hem dahi hem efsane olduklarını gösteren 81 isim belirlendi. Selda Bağcan “Dünya Müziğinde Yaşayan Efsane ve Tarihi Kadın Şarkıcılar” listesindeki 81 ismin arasına “Efsane Anadolu Şarkıcısı” olarak yer alıyor. Buraya bir küçük not Safiye Ayla’da listede yer almıştır. Bu listenin yayınlanmasından sonra bazı yorumları da gözünüze sokmak istiyorum aslında…

İspanyol müzik yazarı Vicente Fabuel, “Selda, büyük çöllerde az bulunan vahalar gibidir. Gelenekçi, köklerine sadık, politikayla rock müziği kucaklayan, Anadolu rockçılar gibi erkek egemen bir toplumda, yoğun sosyal içerikli duruşunu koruyan bir şarkıcıdır” diye yazdı.
Kanadalı yazar Li Robbin de, “Belki kadınlar dahiden çok efsane olmayı başarıyorlardır. Her ne kadar bu listedeki kadınların bazıları kesinlikle ikisi birden de olsa…”

İngiltere’de yayınlanan The Observer gazetesinin müzik editörü Caspar Lewellyn Smith’in ‘Anadolu’nun Joan Baez’i’ olarak nitelendiriyor.

İngiltere’de ise Rolling Stones dergisinin “100 Yılın En İyi 100 Kadın Vokali” listesinde yer alıyor.

Selda Bağcan yerinde durmadan; hapse, yasaklara, kazalara, engellere aldırmadan tutkuyla serüvenine dolu dizgin devam ediyor.. Yurtiçinde dünyaca ünlü bir efsaneniz varken, aklınızdan canlı sesine ve performansına tanık olmak için konseri ne zaman diye düşünmeye başladınız mı?

Benim şu an kulağıma, bir düet olan ve sözleri Hasan Hüseyin Korkmagil’e ait olan Öyle Bir Yerdeyim Ki parçası vuruyor. Sizin kulağınıza vuran hangisi? Müziğiniz güzel ola, yüreğinize değe…

Başlık Görseli Ethem Onur Bilgiç’e aittir. @ethemonur

Politeknik Bilim Teknik Kent Emek Söyleşileri: “Yok edilmeye çalışılan Sur”

Mühendisler, mimarlar, plancılar, Politeknik Bilim Teknik Kent Emek Söyleşileri’nin 3’üncüsünde Diyarbakır Sur’da devam eden yıkımı konuşacak.

Politeknik Bilim Teknik Kent Emek Söyleşileri 3’üncü etkinlikle devam ediyor. Bu kez söyleşi gündemi, bir süredir zorla tahliyeler ve yıkımlara karşı direnen Diyarbakır Sur olacak. 2 Kasım Perşembe saat 19:30’da Mimarlar Odası Kadıköy Temsilciliği’nde yapılacak söyleşide, savaş politikalarının parçası olarak kentsel dönüşüm adı altında yapılan yıkımların toplumsal belleğe, tarihsel kimliğe, sosyal dokuya nasıl etki ettiği mimar Roza Zümrüt’ün sunumuyla birlikte konuşulacak.

Sur halkındır diyen Politeknik, tüm meslektaşlarını, mücadele dostlarını etkinliğe davet ediyor.

Nuriye Gülmen & Semih Özakça’ya ithafen çekilen söz uçar’a ABD ve Avrupa’dan ödül!

Barış Bıçakçı’nın Seyrek Yağmur isimli kitabından, Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve Veli Saçılık’ın haklı direnişilerine ithafen hazırlanan Söz Uçar kısa filmi ABD ve Avrupa’dan ödül aldı. 

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve açlık grevine başlayan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile sosyolog Veli Saçılık’a atfen çekilen “Söz Uçar” adlı kısa film 8’inci Sınırlar Ötesi Balkanlar Film Festivali ve 5’inci Seattle Türk Filmleri Festivali’nden ödül ile döndü. Ekip vize krizi nedeniyle ödül törenine gidemiyor.

Gazete Duvar’ın haberine göre; Söz Uçar’ın ilk gösterimi, dünyanın en köklü film festivallerinden olan 39. CINEMED Uluslararası Akdeniz Film Festivali’nde kapsamında Fransa’nın Montpellier kentinde gerçekleştirildi. Belçika’nın Brüksel kentinde gerçekleşen 8. Sınırlar Ötesi Balkanlar Film Festivali’nde ise jürinin övgüsünü kazanan kısa film ‘Özel Mansiyon’ ödülü ile döndü. Kasım ayı içerisinde İtalya’nın Torino kentinde gerçekleşen Divine Queer Film Festivali kapsamında açılış filmi olarak gösterilecek olan Söz Uçar, 10-12 Kasım tarihleri arasında Torino’da seyirciyle buluşacak.

Ekip Vize Krizi Nedeniyle Ödül Törenine Gidemiyor

2-5 Kasım tarihleri arasında ABD’nin Seattle kentinde gerçekleşecek 5. Seattle Türk Filmleri Festivali’nde ‘En İyi Film’ ödülünü kazanan Söz Uçar’ın ekibi, ABD ve Türkiye arasındaki vize krizi nedeniyle ödül törenine ve gösterim sonrası gerçekleşecek söyleşiye katılamayacak.

Tufan Taştan’ın çektiği Söz Uçar’da Serkan Keskin, Funda Eryiğit, Ahmet Rıfat Şungar, Özgür Çevik, Rıza Akın ve Serdar Orçin yer alıyor. KHK ile görevlerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, açlık grevine başlamış, 22 Mayıs’ta ise gözaltına alınarak, ertesi gün haksız yere tutuklanmışlardı. Nuriye ve Semih’e selam eder filmde emeği geçen herkesi tebrik ederiz.

KaynakFilmLoverss

Ay’ın bir zamanlar atmosferi olduğu keşfedildi

1

Yeni yapılan bilimsel bir araştırmaya göre 3 ila 4 milyar yıl öncesine kadar Ay’ın atmosferinin olduğu keşfedildi.

Fakat yoğun volkanik patlamalar gazların atmosferden kurtulmasına neden oldu. Araştırma  Earth and Planetary Science Letters dergisinde yayınlandı. Ay’ın yüzeyine teleskopla bakarsanız, karanlık volkanik bazalt yüzeyleri ve dev çarpışma tabanlarını gözleyebilirsiniz.

Bu bazalt denizlerine maria denir, Ay’ın iç kısımları patladığında halen sıcaktı ve magmatik buharlar çıkarıyor. Akan lavlar yüzlerce kilometreler uzunluğundaydı. Apollo uzay aracının ay yüzeyinden aldığı numuneler , magmanın karbon dioksit , su, kükürt ve diğer uçucu maddeleri taşıdığını gösteriyor.

Yeni yapılan araştırmada NASA Marshal Uzay Uçuş Merkezi’nden baş bilim insanı Dr. Debra H. Needham,lavlardan çıkan bu gazların Ay’da toplanarak geçici bir atmosfer oluşturduğunu ortaya koydu. Bu atmosfer 3.5 milyar yıl önce en büyük kalınlığa ulaşmış ve uzayda yok olup gitmeden önce 70 milyon yıl boyunca direnmişti. 3,5 ila 3,8 milyar yıl önce Serenitatis ve Imbrium lav tabanları en fazla gazı üretiyordu. Apollo 15 ve 17 görevlerinde astronotlar bu lav denizlerini keşfederek, numune toplamışlardı. İşte bu numuneler gazlara ilişkin kanıt niteliğindeydi. Needham ve Kring’in bu analizlerinin gelecek keşifleri için önemli etkileri olacağı belirtiliyor.

Bu analizlerde uçucu kaynaklarının soğuk atmosferde hapsolarak, ayın kutuplarında kalıcı gölgeli bölümler bırakabileceği düşünülüyor. Uçucular buzlu yataklarda hapsolmuş ise, ay operasyonlarında astronotlara hava ve yakıt sağlayabilir. Bu proje Kring liderliğinde, LPI-Johnson Uzay Merkezi ve NASA’nın Güneş Sistemi Keşif Araştırması Sanal Enstitüsü  (Solar System Exploration Research Virtual Institute) tarafından desteklenmektedir. Ayrıca Needham’da LPI’de eski bir doktora sonrası araştırmacıdır.

Araştırma Makalesi |  Debra H. Needham, David A. Kring. Lunar volcanism produced a transient atmosphere around the ancient Moon. Earth and Planetary Science Letters, 2017; 478: 175 DOI: 10.1016/j.epsl.2017.09.002

Alıntıgercekbilim.com
Kapak Görselitecake.in

Kızılay’daki Sahaf Kafe Bar’da işletmeciden Suriyeli mendilci çocuğa şiddet

Ankara Konur Sokak’taki Sahaf Kafe Bar’ın işletmecisi, mekanda mendil satmak isteyen Suriyeli çocuğu darp etti. Saldırıyı kabul eden işletmeci, saldırısını “hırsızlık” iddiası ile savundu.

Ankara Valiliği’nin yasakları ve polis saldırılarıyla her gün devlet şiddetinin hissedildiği Kızılay’daki Konur Sokak’ta bir de kafe-bar işletmecisinin çocuğa şiddetinin örneği yaşandı.

Ailesi ile Suriye’den Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan ve Ankara’ya gelerek mendil satmak zorunda kalan bir Suriyeli çocuk, 28 Ekim günü Konur 1 Sokak’ta yer alan Sahaf Kafe Bar’a girdi.

Mendil satmaya çalışan çocuğa mekandan çıkması yönünde uyaran işletmeci, çocuğun mendil satmayı sürdürmesi üzerine çocuğa saldırdı. İşletmeci, koridorda sürüklediği çocuğu ciddi şekilde darp etti.

Mekandaki çalışan, saldırıya tepki gösterince tartışma çalışan ile işletmeci arasına sıçradı. İşletmeci “hırsızlık” iddiasıyla çocuğu suçlarken, çalışan ise yaşananlara tepki göstererek işten ayrıldı.

Alıntı: Sendika.Org/ Ankara

The Handmaid’s Tale Emmy’yi beş ödülle süpürdü

http://www.bekia.es/television/noticias/julia-louis-dreyfus-the-hansmaids-tale-big-little-lies-emmy-2017/

Beş ödüle aday gösterilen The Handmaid’s Tale televizyonun en çok seyredildiği saatler olan akşam sekiz ile gece on bir arasında yayınlanan Emmy’yi Üstün Drama Serisi ödülü de dahil beş ödülle silip süpürdü.

Amerika’da Hulu’da yayınlanan Kanal 4 draması, Birleşik Devletler’in aşırı tutucular tarafından yönetilen ve kadınların hizmetçi sınıf olarak davranıldığı distopya versiyonunda geçiyor.

Top of the Lake yıldızı Elizabeth Moss, yalnız ünvandan ibaret damızlık kız June (daha sonradan Offred) başrolü için bir ödül kazandı.

Aynı zamanda Ann Dowd da baskıcı eğitmen Lydia Hala yardımcı rölü için ödül kazandı. June’un okul arkadaşı Moira’yı canlandıran Samira Wiley de yardımcı aktrist ödülüne aday gösterildi.

Moss kabul konuşmasını annesine teşekkür etmek için kullandı, ancak yorumları küfür içerdiği için yayıncılar tarafından sansürlendi. “Cesursun ve güçlüsün ve zekisin,” dedi otuz beş yaşındaki aktris. “Bana hem nazik hem de sert biri olabileceğini öğrettin.”

Yazar Bruce Miller ve yönetmen Reed Morano (Morano öteki Handmaid’s Tale yönetmeni Kate Dennis’i geçerek) kendi kategorilerini kazandı. Ancak gecenin ayakta alkışlananı dizinin esas aldığı 1985’te yayınlanan kitabın yazarı Margaret Atwood oldu.

http://www.telegraph.co.uk/tv/2017/09/18/handmaids-tale-sweeps-emmys-five-awards-standing-ovation-margaret/

Margaret Atwood ayakta alkışlandı

Dizinin başarısını düşünen Atwood, “Damızlık kızlar kaçtı-dışarıdalar ve ikinci sezonda size gelecekler!” dedi. Ayrıca rahatsız edici öyküsünün bir temeli olduğunu vurguladı. “Kitap için kullandığım dayanaklardan biri ‘burada asla olmayacağına asla inanma’ olurdu. İnsanların zamanın belli bir kısmında, belli bir yerde yapmadığı hiçbir şey kitapta yer almadı.

http://tvline.com/2017/09/18/emmys-ratings-2017-awards-stephen-colbert/

Emmy sunucusu Stephen Colbert, bir şarkı ve damızlık kızların özel beyaz bonelerini giyen dansçıların dansını içeren açılış konuşmasında diziye göndermede bulundu.

Dizi geçen haftanın Yaratıcı Sanatlar Emmy töreninde zaten üç ödül kazanmıştı: Sinematografi ve prodüksiyon dizaynı ile Gilmore Girls yıldızı Alexis Bledel’in June’un arkadaşı Ofglen rolü için üstün konuk oyuncu ödülü.

Gecenin bir diğer en çok ödül kazananı HBO’da yayınlanan Big Little Lies oldu. Nicole Kidman Mini Dizilerde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı.

Kaynak: Telegraph