Ana Sayfa Blog Sayfa 241

Gittikçe büyüyen Facebook grubu ebeveynlerin vegan çocuk yetiştirmesine yardım etmek istiyor

Abartılı medya organları ve yaygın yanlış bilgilendirmeler yüzünden vegan bir çocuk yetiştirmek zorlu (ve yalnız) bir deneyim olabilir.

Fakat hızla büyüyen bir Facebook grubu, Vegan Pregnancy and Parenting, sebze odaklı beslenen anne ve babaların adresi oldu.

Janet Kearney birkaç yıl önce, oğluna hamileliği sırasında bilgi edinebileceği bir kaynak ararken bu gruba denk geldi. Bu küçük bir gruptu ve düzenli olarak yönetilmiyordu. Bunun üzerine Janet grubun kontrolünü eline almaya karar verdi. O zamandan beri gruba katılanların sayısı katlanarak arttı. Şimdi 20.000 den fazla vegan ebeveyn bu grubun üyesi.

Grupta her türlü soru sorulup cevaplanıyor. Özellikle kaygılı aile bireylerini ve arkadaşları iyi niyetle yönlendirmekle alakalı sorulardan bahsediyor Kearney. “Onlara hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmalarını nasıl kibarca söyleriz? Sınırlar hakkında onlarla nasıl nazik bir şekilde iletişim kurabiliriz? Bu gerçekten zor; çünkü insanlar genelde çocukların yeteri kadar kalsiyum ya da o korkunç “p sözcüğü” (PROTEİN) alıp almadıkları konusunda oldukça endişeleniyorlar. Bu topluluk bu noktada onlara bazı gerçekleri anlatmak için burada; örneğin, bir kase yulaf ezmesinin de bir kase yoğurtla aynı miktarda kalsiyum içerdiği gerçeği gibi. Böylece gelecek sefere telaşsız bir iletişim kurulabiliyor.” diye ekliyor.

“Grubun amacı beslenme şekli, bu konuda yazılmış makaleler ve genel soru cevaplarla dünyadaki vegan ebeveynleri bilinçlendirmek ve bilgilendirmek.” diyor Kearney. Bu yalnızca bir Facebook sayfası değil. Kearney ayrıca Ağustos sonu açmayı düşündüğü resmi bir internet sitesi üzerinde çalışıyor.

“Bu sürece bugüne kadar epey katkı sağlamış harika bir ekibim var. Ekibimizde bir doktor, bir ebe, bir bilim adamı ve aşçılar bulunuyor. İnsanlar artık grupta aradıkları bilgi için binlerce sorunun arasında dolaşmak zorunda kalmayacaklar. Hem bu şekilde her şey daha düzenli olacak. Kurduğum site için “Neden Vegan Oldum” adı altına mini diziler oluşturmaya çalışıyorum. Üyelerden gelen, neden vegan olduklarına ve hayatlarında nelerin değiştiğine dair hikayelerden oluşan bir koleksiyon olacak bu.

Neticede bu grup bir çeşit destek sağlama sistemi. Ve umuyoruz ki vegan aileler hakkındaki mitlerle ve yanlış bilinenlerle de mücadele eden bir araç olacak. ‘Zarasız’dan daha sağlıklı bir şey var mıdır ki?

Veganların, hayatını meyve ve çerezle sürdüren hippiler olduğuna dair yanlış bir kanı var. Kafanızdaki tipik aile görüntüsüyle uyuşmuyor, değil mi? Ama biz bunun önüne geçmek ve böyle düşünen herkese ‘Hayır, biz aynı sizin gibiyiz. Sadece hayvan yemiyoruz.’ demek istiyoruz.” diye ekliyor Kearney.

NASA’nın tüm hız rekorlarını alt üst ettiği yeni buluşu: İyon püskürtmeli roket

1

NASA’da görevli bilim insanları, insanlığın bir gün Mars’a gitmesinde büyük rol oynayacak iyon püskürtücülü roketi icat ettiklerini açıkladı.

Sistem uzay yolculukları için rekor hızlara ulaşmayı garantiliyor ve iyon roketinin kullanılacağı ilk tam teşekküllü yolculuk Mars’a doğru olacak.Uzay araçları için hayati önem taşıyan ve bütün çalışmaların kilit noktası olan itici sistemler, gün geçtikçe gelişiyor. SpaceX’in Mars projesinde her verdiği BFR sistemlerinden sonra şimdi Mars için söz söyleme sırası NASA’ya geldi. Uzay ajansı, mevcut teknolojilerden teorik olarak kat kat daha üstün hızlara ulaşmayı vadeden iyon püskürtücülü roket sistemini (X3) icat ettiklerini duyurdu.

NASA’nın Glenn Araştırma Merkezi’ndeki bir dizi testte, tüm zamanların hız rekorunu kıran yeni sistem gücüyle gözleri kamaştırıyor:

Projenin baş mimarlarından Alex Gallimore, Space.com’a yaptığı açıklamada, “X3’ün 100 kW’tan fazla güce sahip olabileceğini gösterdik. Bugüne kadar herhangi bir plazma iticisinin elde ettiği en yüksek itme şiddeti olan 5.4 Newtonluk itme kuvvetine ulaşmayı başardık” açıklamasında bulundu. Önceki itiş gücü rekoru 3.3 Newton olarak ölçülmüştü.

İyon püskürtücülü itici roketler, daha az yakıtla daha çok itiş gücü sağlıyorlar. Yani daha az yakıt çok daha uzun mesafeler kat edilebiliyor. Dolayısı ile roketlerin yakıt tankları küçülüyor ve daha düşük riskli hafif seyahatler mümkün oluyor. Ayrıca bu sistemler mevcut teknolojilere göre çok daha uzun ömürlü oluyorlar.

Bugüne kadar yapılmış en uzun uzay uçuşu 2007 yılında NASA tarafından cüce gezgen Ceres’e gönderilen Dawn uzay aracı tarafından yapıldı. Ancak boyutlarından dolayı yalnızca 90 mikro Newton’luk bir itici roket yeterliydi. Bu 0.00009 Newton demek. Artık çok daha büyük roketleri ve yükleri, daha uzun uçuşlara hazırlayacak sistem hayali gerçek oldu.

Sistemde elektronlar, ksenon gazı atomlarına çarpmak için kullanılırlar. Bu, daha fazla atomun pozitif iyonlar aracılığıyla itiş gücü üretmesini sağlar. Yavaşça roketin hızı artmaya ve itiş gücü maksimum sınıra yaklaşmaya başlar. Sürekli artan hız, maksimum seviyeye ulaştığında kısa sürede uzun mesafeleri kat etmeyi sağlar.

X3 sistemi, mevcut olan ve saniyede 5 kilometrelik hızlara ulaşan sistemlerden 8 kat daha hızlı yani saniyede 40 kilometrelik bir hızdan söz ediliyor. Ufak bir hesapla mevcut sistemlerin saatte 18.000 kilometre, X3’ün ise saatte 144.000 kilometrelik hızlara sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Kısaca Mars ve Dünya arasındaki mesafe, X3 sayesinde 8 kat daha kısa sürede kat edilebilecek. Üstelik daha az yakıt, daha az risk ve daha çok yük ile birlikte. İnanılmaz bir yüzyılda yaşıyoruz doğrusu.

Kaynak: webtekno.com

The Dark Code 27-29 Ekim’de psychedelic bir Halloween için İzmir’de !

Her yıl Cadılar Bayramı zamanı birçok mekanda parti olur. “Yeter ki bir sebep olsun da gidip eğlenelim” diyen bizler de bunu fırsat bilip, şehrin o tektipleşmiş mekanlarına doluşuruz. Yüze yapılmış makyaj, giyilmiş bir iki kostüm dışında aslında Halloween’ın pek de bir anlamı yoktur bizler için. Her dışarı çıktığımızda yaptığımız gibi bir şeyler içip evlerimize döneriz.

Peki ya size Halloween’ı anlatan fantastik bir masal kitabının içine düşmüşçesine bir hafta sonu yaşayabileceğinizi söyleseydim? Birçok şey gibi Cadılar Bayramı da kapitalist sistem tarafından içi boşaltılmış bir hale getirilse de aslında kökenleri çok eskiye kadar gidiyor. Sizler de tarihte yaşamış bir paganın veya şamanın bakış açısıyla Cadılar Bayramı nasıl geçiyordu öğrenmek isterseniz, The Dark Code sizi çağırıyor.

Sound Monsters & Intergalacted Tribe & Amygdala. Sound System & Solutions  işbirliği ile meydana gelen The Dark Code, Ağustos ayında Girdev Yaylası’nın muhteşem doğası ve dark müziğin kozmik soundlarıyla hepimize büyülü zamanlar yaşatmıştı.Herkesin mutlu ayrıldığı bu ilk etkinlikten sonra, ikinci event The Dark Code “Dia De Los Muertos, 27-29 Ekim tarihlerinde İzmir’de Halloween ve korku temasıyla gerçekleşecek.

Ekip, lokasyon olarak İzmir, Urla yakınlarındaki Anatoliayı tercih etmiş.Mekanın yeşil doğası ve tarihi kale kalıntılarıyla etkinliğin konseptine oldukça uygun olduğunu söylemek gerek.Sahne açık alanda mı yoksa kapalı alanda mı diye merak edenler için, doğayı özleyen çocuklar olduğumuzdan, hâlâ havalar izin veriyorken outdoor yapalım demişler.Çok da güzel yapmışlar.

Organizasyon, 3 gün boyunca dolu dolu devam edecek forest, hi-tech, psycore gibi müzik türleriyle bize dark müzik ve Halloween’ın ortak ruhunu yaşatacak. En iyi ses sistemlerinden biri olarak bilinen Funktion One’a yerli-yabancı başarılı birçok isim ses verecek:

” Line-up

VARAZSLO (Live) – Hungary
https://soundcloud.com/varazslo

PSYCORE25 (Live) – Germany
https://soundcloud.com/psycore25

MHAKAVAYA (Live + DJ set) – TR
https://soundcloud.com/mhakavaya

FORTYFIVE (Live + DJ set) – TR
https://soundcloud.com/fortyfivecan

SHUNPO (Live + DJ set) – TR
https://soundcloud.com/shunpo

ERF (Live + DJ set) – İran
https://soundcloud.com/erfan-nikseresht

MAGIC (DJ set) – İran
https://soundcloud.com/magic-dark

NOISE GROWER (DJ Set) – İran

DIGITAL ZAGROS (DJ Set) – İran
https://soundcloud.com/digitalzagros

AMIN MIRZAI (DJ Set) – İran
https://soundcloud.com/amin-mirzaei-746051706

OXOMO (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/oxomoo

DREADY NAGA (Dj Set) – TR
https://soundcloud.com/dready-naga

HOLYMANIA (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/holymaniamusic

I-TOUCH (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/itouchthedj

PACK (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/onur-pekin-z

SAKI (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/yazsaki

SELIX (DJ Set) – TR

GAMMA GOBLIN (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/gammagoblin

VORTEX-Z (DJ Set) – TR

BERSERKER (DJ Set) – TR

KAYNAK (DJ Set) – TR

MALKUTH (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/malkuth-k

SIR – @ (DJ Set) – TR
https://soundcloud.com/sir_at-502809806

Cromaniac (DJ Set) – MA
https://soundcloud.com/cromaniac

The Dark Code’un bu ikinci etkinliğine sadece müzik festivali demek  doğru olmaz.Çünkü tarihi kale kalıntılarına kurulacak bir Dark Art Galeri de bizi bekliyor olacak. Festival, 27 Ekim cuma günü saat 17.00-18.00 arası canlı noise soundlar eşliğinde bu serginin açılışıyla başlayacak. Tema olarak “nightmare- kabus” seçilmiş.

Festivale ambiyans katacak bir diğer aktivite ise Sinema Dark. Ekip: “Dark sanatlardan örnekler sergilediğimiz bu etkinlikte, korku sinemasına da bir yer vermek istedik. Korku sinemasının ilk örnekleri, kült korku filmleri, hatta fantastik ve sıradışı filmleri de göstereceğimiz bu mini sinemayla, şömine yanında, ev ortamında film izleme keyfini sizlere yaşatmak istiyoruz.” demiş.

Program ise şu şekilde:

“Cuma

20.00 – 21.25 – NOSFERATU (1992)
21.30 – 23.05 – ANTIBIRTH (2016)
23.10 – 00.51- MIRRORMASK (2005)

Cumartesi

00.55 – 02.19 – TULPA (2012)
02.25 – 04.04 – RAW, GRAVE (2016)
04.10 – 05.55 – WE ARE WHAT WE ARE (2013)
06.00 – 07.34 – PET (2016)
07.40 – 09.10 – SAWNEY (2012)
09.15 – 12.10 – THE HOLY MOUNTAIN (1973)
12.15 – 13.35 – 9 (animation) (2009)
13.40 – 15.10 – The Deep Web (Documentary)
15.15 – 16.55 – DARK CITY (1998)
17.00 – 18.31 – HAUTE TENSION (2003)
18.35 – 20.25 – FRONTIERE’S (2007)
20.30 – 22.05 – TURISTAS (2006)
22.10 – 00.00 – 5150 ELM’S WAY

Pazar

00.05 – 01.45 – The DESCENT (2005)
01.50 – 3.30 WOMAN (2011)
03.33 – 05.28 – LET THE RIGHT ONE IN (2008)
05.30 – 07.00 – HOUSE (1977)
07.05 – 08.40 – VVITCH NEW ENGLANDFOLKSTALE(2016)
08.45 – 10.15 – SHREW’S NEST (2014)
10.20 – 13.10 – (Terrance McKenna) TURE HALLUCINATIONS (2016)
13.15 – 14.55 – WOKING LIFE (animation) (2001)
15.00 – 16.30 – THE WARD (2010)
16.35 – 18.30 – NAKED LUNCH (1991)
18.30 – 20.05 – THE FLY (1986)
20.10 – 21.50 – GREEN INFERNO (2013)
21.55 – 23.30 – CANNIBAL HOLOCAUST (1980)
23.35 – 01.10 GREEN ROOM (2015)

Pazartesi

01.15 – 02.45 – DON’T BREATHE (2016)
02.50 – 04.20 – EDEN LAKE (2008)
04.25 – 06.20 – PATIENT SEVEN (2016)
06.20 – 07.55 THE VISIT (2015)
08.00 – 09.25 – METROPIA (2009)(animation)”

Ek bir aktivite olarak; 26 Ekim günü ,festivalden bir gün önce, VARAZSLO, ERF, ve MHAKAVAYA tarafından  Music Production Workshop’u verilecek.Katılmayı düşünenlerin adını yazdırmak için son günleri!

Eğer tasarım ürünler, kostümler, el yapımı işler vs. üretiyorsanız bu festival sizin için bir Mini Shop alanı da ayırmış. İletişim numaraları üzerinden yerinizi ayırtarak özellikle Halloween temasına uygun ürünlerinizi, onları sevecek insanlarla buluşturabilirsiniz.

Son olarak, ulaşım nasıl olacak diye soranlar için toplu taşıma ile ulaşımın çok rahat olduğunu söyleyebiliriz.Ayrıca yeterli sayıya ulaşılırsa İstanbul, Ankara, Eskişehir ve Antalya’dan servis de olacak. Eğer servis kullanmak istiyorsanız bir an önce iletişim numaralarını arayarak isminizi yazdırmanızı tavsiye ederiz.

Sihirli bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle.

54. Antalya Uluslararası Film Festivali başladı

Bu yıl 54’üncüsü düzenlenen Antalya Uluslararası Film Festivali 21 Ekim’de gerçekleşen geleneksel kortej ile 1 hafta sürecek (21 Ekim-27 Ekim) programını başlattı.

Antalya Cam Piramit’ten başlayan 5.7 km’lik güzergâhı takip eden kortejde, 20 klasik otomobil, 2 kortej tırı, 2 gezi otobüsü ve 4 adet festival temalı özel tasarımlı araç yer aldı. Sosyal medyadan yapılan yorumlarda kortejin eski coşkusu ile geçmediği ve katılan ünlü sayısının az olduğu ifadeleri dikkat çekti. Bilindiği üzere Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen festivalin bu yıl itibari ile ulusal yarışma kategorisinin kaldırıldığı açıklanmıştı. Alınan karar birçok sinema sanatçısının büyük tepkisine yol açmıştı. Bu sebeple de kortejdeki sanatçı katılımında önceki senelere göre düşüş gözlemlendi.

Aynı günün akşamı ise açılış galası ile 54. Uluslararası Antalya Film Festivali resmen açılmış oldu. Gala konuşmasında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Menderes Türel, “Antalya’yı sinema endüstrisinin en iyi merkezlerinden biri yapmak istiyoruz. Festivalimizi şampiyonlar ligine taşımak istiyoruz. Türkiye’nin saygın ve uluslararası bir festivali hak ettiğini düşünüyoruz. Biz de Uluslararası Antalya Film Festivali olarak uluslararası kulvarda daha güçlü bir şekilde yarışacağız.” ifadesini kullandı.

Christopher Walken ve  Juliette Lewis gibi dünyaca ünlü isimlerin katılımıyla renklenen festivalin açılış töreni; konuşmaların ardından, “bu yıl kaybettiklerimiz anısına” gösterilen film ile devam etti. Hakan Şensoy’un keman performansıyla sahne aldığı gecede, sinemaya emek veren 5 isme onur ödülü verildi. Erkan Aktaş’a, Suzan Avcı’ya, Necla Nazır’a, Osman Sınav’a ve Christopher Walken’a verilen onur ödülleriyle teşekkür edildi. Gecede ayrıca dünyaca ünlü oyuncu Juliette Lewis’e Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel tarafından “sinema şehrinin anahtarı” takdim edildi.

Açılış töreninin sonunda; tamamı Türkiye’de çekilen ve dünya prömiyerini Antalya’da yapacak olan festivalin açılış filmi Türkiye-Bosna ortak yapımı “Never Leave Me” filminin Saraybosnalı yönetmeni, dünyanın en saygın kadın sinemacılarından Aida Begic ve filmde rol alan 8 Suriyeli çocuk, sahneye davet edilerek izleyicilerle buluştu.

Gala gecesinin ardından Atatürk Kültür Merkezi Aspendos Salonu’nda gala filmi olarak Aida Begic yönetmenliğinde çekilmiş ”Never Leave Me” filminin gösterimi gerçekleşti. Salonda boş kalan bazı koltuklar bulunması nedeni ile biletsiz kişiler de salona davet edildi. Film sonrasında yönetmen Aida Begic ile filmde oynayan 8 Suriyeli mülteci çocuk burada da sahneye çıkarak davetlileri selamladı. Begic, filmde oynayan Suriyeli çocukların muazzam olduğunu, film sayesinde artık onların keşfedildiğini belirtti. Suriyeli çocukların çok şey yaşadığını ifade eden Begic, dünyanın daha güzel olması gerektiğini ifade etti.

Genel olarak, yarışma kategorisinde yapılan yeni düzenleme ile festivalin hem Antalyalılar hem de sinema camiası tarafından tepki aldığı açık bir şekilde gözlemlenmekte. Bir festivalin 54 yıl boyunca devam etmesi takdir edilesi bir sürekliliktir. Eski adı ile Altın Portakal Film Festival’i Antalya’nın ve aynı zamanda sinema tarihinin hafızasıdır. Ne yazık ki bizleri üzen durumlar yaşanmış olsa da Antalya halkı olarak bizim olana sahip çıkılması ve festival etkinliklerine katılımın devam ettirilmesi gerekmektedir. Tepki olarak festivali gözden çıkarmak ve katılımı bırakmak yerine Antalya’nın sinema sanatının kimliği ve belleği olan bu festivalin terk edilmemesi bir görev niteliğindedir.

Festivalin etkinlik takvimine buradan ulaşılabilir.

 

İnce ince işlenmiş yüzyıllar devirmiş bir sanat: “Karagöz”

Eminim herbirimizin çocukluk anılarının en keyifli yerlerinde yer edinmiştir Karagöz. Efsanevi iki karakter olduğunu düşünsek de Karagöz’ün tarihin hangi döneminde ve ne şekilde var olduğunu bileceğimiz açık bir belge henüz bulunmamakta. Fakat muğlak da olsa yüzyıllar öncesinden bize kadar ulaşmayı başaran, “Perde Oyunu” olarak tanıdığımız Karagöz söylendiğinin aksine gölgeleri değil, sanatı yansıtır perdesine. Öyle ki ustalarının tasvirinden perdesine, boyasından derisine, seslendirmesinden metnine kadar emek emek var ettiği bir oyun. Karagöz’ün kendi deyimiyle “derya” dünyasına ruhunu kaptırmış Cengiz Samsun’a bu şahane perdenin gerisini sordum ve dinledim. Kendisinin neden “derya” benzetmesini yaptığını anlayacağımız çok keyifli sohbetimizden:

Karagöz nasıl varolmuştur?

Aslında birçok farklı hikâyesi var. Hangisi gerçek, tarihin ne zamanında, bu bir efsane mi yoksa karakterler gerçek mi kesin bir şey söylemek çok zor. Fakat MÖ 140-87’de Çin hükümdarı Wu’nun çok sevdiği eşini kaybetmesi ve bunu bilenlerden birinin hükümdarı teselli etmek için eşinin silüetini beyaz bir perdenin arkasından “hayali” olarak sunmasıyla başlar. Türk kültürüne de benzer bir şekilde hikâyesi değiştirilerek geçmiş olabildiği de ihtimallerden biridir. Ancak ne olursa olsun söyleyebileceğimiz bu toplumların Karagöz’ü çok sevdiği ve bu mirasın bu zamana kadar kendini var ettiğidir.

Orta Asya’dan değişerek Anadolu’ya gelen bu geleneği batıda da görebiliyor muyuz?

Evet görebiliyoruz, hatta daha yakından söylemek gerekirse Yunanistan’da da karakterler ve oyunun yapısında hiçbir değişiklik olmadan Karagözis olarak gösterildiğini biliyoruz. Fakat bazı tartışmalar oluyor böyle konularda, “onların mı bizim mi” diye, ben “ne onların ne bizim, hem onların hem bizim” diyorum. Çünkü biz zaten her yerde olmasını isteriz. Tarihsel olarak baktığımızda Türklerin Çin’le olan yakınlığı, alışverişi ordan esinlendiğini gösteriyor. Türkler deriyi iyi işleyen bir geçmişe sahip olduğundan ve Yunanistan’la da yakın ilişkilerini göz önünde bulundurursak, coğrafyanın sunduğu, el verdiği kadarıyla öğrenilmiş, topluma göre evrilmiş diyebiliriz. En önemlisi Karagöz’ün sürdürülmesi.

Peki siz nasıl başladınız?

Benim on dört sene önce başladı Karagöz’e merakım, onun öncesinde bir tiyatro geçmişim de vardı. Tiyatroyla ilgilenirken fark ettim ki ben biraz daha bu kültüre dair bir şeyler arıyorum. Alışıldık dışında başka ne olabilir, diye düşündüm. Tabii ki batılı eserleri de öğrenmeliyiz, sanırım ben bu topraklara dair geçmişimizde olanı bulmak istedim. Bunun üzerine araştırıyorken çok kez “orta oyunu” ve “perde oyunu”na denk geldim. Sonra devam ettim ve bir daha çıkamadım. Çünkü Karagöz başlı başına bir derya; yapımı, oynatması, araştırması, musikisi ayrı bir şey, perde gerisinde olmak bambaşka bir şey… Her alanıyla beni cezbetti. Bir oyuncu için oldukça acayip bir durum aslında çünkü perdede Karagöz sensin!

Oyun sahneye gelene kadar bir hayli emek istiyor anladığım kadarıyla, perdenin arkasında neler oluyor?

Öncelikle Karagöz zaman zaman hâlâ “gölge oyunu” olarak geçiyor, buna çok üzülüyorum. Çünkü gölgeleri değil tasvirleri var zaten. Bu işin meşakatli yanlarından biri tasvir yapmak aslında. Tasvir yapabilmek için deriyi tanımak, kök boya dediğimiz boyayı öğrenmek gerek. Her ustanın farklı teknikte yaptığı tasvirleri vardır. Ben ‘dantel gibi’ ince ince işleyerek yapmayı seviyorum. Deriyi işledikten sonra kök boya ile boyuyorum. Seslendirme, müzik perdenin arkasına geçince hayal gücüyle de ana temaya bağlı kalarak değişkenlik gösterebiliyor.

Bu sanatın aktarımı nasıl gerçekleşiyor, nasıl öğrenilir?

Ben tiyatroda da Karagöz’de de alaylıyım. Tiyatro okumadım. Şu an Tarih okuyorum. Ne yazık ki Karagöz’ün bu denli derin bir tarihten geliyor olmasına rağmen nitelikli bir dersi yok. Her şeyiyle ele alacak olursak tarihi, tasviri, sosyal ve toplumsal içerikleri, boyası, sanatı anlatılsa bir bölüm bile olabilir. Ama maalesef hali hazır bölümlerde bile kısmen geçiyor veya geçmiyor. UNESCO’nun da kabul ettiği üzere usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ve sürdürülen bir geleneği var. Zaman zaman atölyelerimiz oluyor. Lâkin kısa sürede öğrenilmesi mümkün değil, zira deriyi tanımak ve üzerinde ufak işlemeler yapmak bile hayli zaman alıyor. Bu yüzden bu işe gönül veren, meraklısı olan işin ustasından zamanla öğreniyor. Kimisi hem çalışıyor hem de vakit buldukça uğraşıyor. Okulla beraber yürütenler oluyor.

Bir bölüm bile açılabilir dediniz, peki bu konudaki fikriniz nedir?

Biz isteriz ki ayrı bir bölüm olsun, tüm detaylarıyla öğretilsin. Bu bizim kültürümüzün çok önemli, yadsınamaz bir parçası sonuçta. Ama bölüm açılmasını geçelim, tiyatro derslerinde bile çok genel geçer bir anlatımla geçiştiriliyor. Üniversitelerde en azından tiyatro bölümünün seçmeli dersi olarak açılabilir, derslerde daha fazla yer verilebilir. Üniversiteler bu sanatın en kalıcı şekilde aktarılabilmesi için büyük bir kanal ve neden böyle kıymetli, geleneksel bir şeye sahip çıkılmaz bilmiyorum. Bu işin hakkını veren, merak edip de kendi imkanlarıyla öğrenmeye çalışan o kadar insan var ki böyle bir imkân sunulsa, daha çok insana ulaştırılabilse fazlasıyla gelişecektir.

Atölyeniz çok renkli, siz Karagöz ile Hacivat dışında neler yapıyorsunuz burada?

Kukla ve kukla oyunları da yapıyorum. Bazen kendi oyunlarım için yapıyorum, bazen de sipariş üzerine yapıyorum. Kukla talebi daha çok oluyor. Aynı zamanda minimal takı çalışmalarım var. Küçük, farklı tasvirlerden küpeler, kolyeler yapıyorum.

Toparlayacak olursak, son olarak ne söylemek istersiniz?

UNESCO 2009’da Karagöz’ü kültür mirası listesine dâhil etti. Ben bu kültür mirasını değerlendiremediğimizi düşünüyorum. Umuyorum ki gerekli makamlar sesimizi duyar ve el atarlar. Müzesi yapılır, tiyatrolar düzenlenir, araştırmalar desteklenir, üniversitelerin çoğunda var olan Güzel Sanatlar’ın derslerine eklenir. Dünyanın birçok yerinde müzelerde Karagöz’e yer veriliyor, ülkemizde yok. Biz oyun üretiyoruz, tasvir üretiyoruz fakat kaç kişinin bizden haberi var? Bu önemli bir eksiklik, yaptıklarımız insanlara nasıl ulaşacak, bu konuda da beklentimiz var tabi ki. Yine umarım ki tüm zor şartlara rağmen kendini hala var edebilen bir sanata yatırım yapmak isteyen, sürdürülmesini isteyen birileri olur. Biz üretmeye devam edeceğiz ve çok da seviyoruz, yaptıklarımız ulaşsın istiyoruz.

Cengiz Samsun’un çalışmalarını görmek için tıklayınız.

Mars hakkında 8 ilginç gerçek

1
  1. Mars, ya da bazen bilinen adıyla “Kızıl Gezegen”, tozlu, kayalık bir yüzey ve ince bir atmosfere sahiptir. Nispeten sakin koşulları ve Dünya’ya yakınlığı keşifler için en olası hedef yapar.
    192066-mars
  2. Başarılı (ve başarısız) robotik görevlerle, Mars birçok defa ziyaret edilmiştir. Son derece gelişmiş robotlar Dünya’daki bilim adamları için numune ve önemli bilimsel verileri toplamak için gönderilmiştir.
    rover
  3. Pas gibi bir tozla kaplı olduğu için Mars gezegeni kırmızı lakabını almıştır. Hatta atmosfer yüzeyinden yukarıya atılan toz küçük parçacıklar yüzünden pembemsi bir kırmızı renktedir.
    maven-mars-atmosphere-945
  4. Mars sürekli yüzeyini değiştiren şiddetli toz fırtınaları yaşar.
    Dust-Storm-On-Mars
  5. Mars’ta birçok büyük volkan vardır ve 21km yüksekliğiyle ve taban çevresi 600km olan bizim güneş sistemindeki en büyük yanardağ Olympus Mons’a ev sahipliği yapar.
    volcano-mars-found
  6. Mars çoğunlukla karbondioksitten oluşan çok ince bir atmosfere sahiptir. Bu ince atmosfer Venüs gibi güneşin ısısını tutmak için yeterince kalın değildir, bu nedenle gezegen Venüs’e kıyasla oldukça soğuktur. Sıcaklıklar kışları geceleri -120 santigrat derece yaz aylarında ise 25 derece arasında değişir.
    temperature_movie_med
  7. Mars geçmişte su erozyonuna neden olmuş olabilir yüzeyde birçok kanal, ovalar ve kanyonlar bulunmaktadır.
    channels-color-smex
  8. Kutuplarında ise donmuş karbondioksit Co2 (kuru buz) oluşur.
    full_cap_along_chasma_v004

Görseller ve Alıntısuperileri.com
Kapak Görselinasa.gov/sites

Poedat Kolektifi Etik Buluşmaları’nın birincisi: Sınır ve Öteki

“Sınır ve Öteki” temasıyla birincisi düzenlenen Etik Buluşmaları “aşırı
yoksulluğa karşı küresel adalet”, “hayvan sömürüsüne karşı hayvan
özgürlüğü” ve “göç krizine karşı toplumsal birliktelik” başlıklarıyla
gerçekleşiyor.

Etkinlik, disiplinlerarası gençlik topluluğu Poedat Kolektifi tarafından
27-31 Aralık’ta Şirince’deki Tiyatro Medresesi’nde gerçekleştirilecek. Başvurular öncelikli olarak lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine açık olmakla beraber çalışma ve ilgi alanı etkinliğin konularıyla örtüşen herkes etkinliğe poedat.org/etik-bulusmalari-sinirve-oteki adresinden başvurabilir.

Aşırı yoksulluğa karşı küresel adalet

● Daha önce tanışmadığımız ve sınırlarımızın çok ötesinde yaşayan ama
acı çeken kişilere yönelik sorumluluklarımız var mıdır?
● Eşitsizliklere ve adaletsizliklere kayıtsız kalmamız onların bir parçası
olduğumuz anlamına mı gelir?
● Servetimizin bir bölümünü bağış olarak ayırmamızı öğütleyen efektif
altruizm yaklaşımı bir çözüm olabilir mi yoksa bir yanılsama mıdır?
● Miras ve özel mülkiyet meşru kılınabilir mi?
Hayvan sömürüsüne karşı hayvan özgürlüğü
● Hayvan hareketinin tarihsel kökenleri nelerdir?
● Abolisyonizm ve refahçılık arasında ne gibi benzerlikler ve farklar
vardır?
● Hayvan sömürüsünün hayvanlara verdiği zararlar dışında ne gibi
zararları vardır?
● Cinsiyetçilik ve ırkçılık gibi ayrımcı ideolojiler türcülük tarafından nasıl
beslenir?
Göç krizine karşı toplumsal birliktelik
● Sınırların rastgeleliği ne gibi felsefi, sosyolojik ve politik sonuçlar
yaratır?
● Göç krizini yönetmede yapılan yaygın yanlış uygulamalar nelerdir?
● Türkiye’ye sığınan Suriyelilerle ilgili ön yargılara hangi yanıtlar
verilebilir?
● Toplumsal barışa doğru göç edenle yerli olanın uzlaşısı nasıl
sağlanabilir?

Kâr amacı gütmeyen Poedat Kolektifi ve Tiyatro Medresesi, 2 kişiye %40, 3 kişiye %25, 4 kişiye %20 gereksinim bursu da sağlıyor.

Kontenjan kısıtlı olduğu için poedat.org/etik-bulusmalari-sinir-ve-oteki sayfasından erken başvuru öneriliyor.

Poedat Kolektifi’nin diğer bağlantıları:
poedat.org
facebook.com/poedat
twitter.com/poedat
instagram.com/poedatkolektifi

!f İstanbul 2018 için başvurular başladı!

Gelecek yıl 17’ncisi düzenlenecek !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne başvurular başladı. Türkiye sinemasındaki yeni bakışları keşfeden programıyla dikkat çeken ve belgesel

sinemanın en iyilerini buluşturan !f İstanbul, 15 Şubat – 4 Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festivalin web sitesinden yapılacak başvurular için son gün 1 Aralık Cuma!

15-25 Şubat 2017 tarihlerinde İstanbul’da, 1-4 Mart 2017 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilecek 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali için film başvuruları başladı. 2017-2018 yapımı kurmaca uzun, belgesel ve kısa filmlerin kabul edileceği festival için son başvuru tarihi ise 1 Aralık Cuma.

Türkiye’nin keş!f yönetmeni kim olacak?

Türkiye’den başvuracak kurmaca uzun filmler arasından bir film, Keş!f Uluslararası Yarışma’da jüri önüne çıkacak. !f İstanbul’un 11 yıl önce başlattığı ve dünyadan ve Türkiye’den genç yetenekleri keşfettiği yarışmasına ilk ya da ikinci filmini çekmiş yönetmenler katılabiliyor. Uluslararası jürinin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek değerlendirdiği filmlerden birinin yönetmeni festivalin sonunda “yılın en ilham verici yönetmeni” seçilecek ve 10.000 Amerikan Doları değerindeki !f Keş!f Ödülü’nün sahibi olacak.

Belgesellerin gözdesi: Aşk&Başka Bir Dünya

!f İstanbul’un bir diğer yarışması Aşk&Başka Bir Dünya’da ise yılın en dikkat çekici belgeselleri yarışacak ve jüri “yılın en yaratıcı müdahalesi”ni seçecek. Bugüne dek Bejan Matur, Pınar Selek, Şener Özmen ve Ece Temelkuran gibi yazar, düşünür ve sanatçıların jüri üyesi olduğu yarışmada Türkiye’den bir film seçilecek ve filmler 10.000 Amerikan Doları değerindeki Aşk&Başka Bir Dünya Ödülü için yarışacak.

Kısaları !fçiler öneriyor

!f İstanbul’un vazgeçilmez bölümü “Türkiye’den Kısalar”da ise yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlanıyor. “Türkiye’den Kısalar”a yapılacak öneriler için tür, konu, teknik ve süre gibi kısıtlamalar aranmıyor; Türkiyeli yönetmenlerin hareketli görüntüyle ürettikleri 2017 yapımı ‘her şey’ öneri olarak sunulabiliyor. Bu öneriler arasından !f İstanbul’un tematik seçkiler halinde derleyerek programlayacağı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak ve 15-25 Şubat tarihlerinde İstanbul’da yapılacak gösterimlerde izleyicinin seçeceği bir kısanın yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne katılmak isteyen Türkiye yapımı filmler için son başvuru tarihi 1 Aralık 2017.

!f ile arkadaş olun!

Sosyal medyada en çok takip edilen festival olan !f İstanbul ile ilgili güncel bilgileri festivalin Facebook, Twitter ve Instagram, Snapchat ve Periscope hesaplarından izleyebilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com
17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali
15-25 Şubat 2018 İstanbul
1-4 Mart 2018 Ankara & İzmir

Festival’e başvuru formuna festivalin web sitesi ifistanbul.com’dan ulaşabilirsiniz.

 

Ankaralı Özgür Haberciler: “Gözaltılar Haber Yapma Hakkımızı Engelleyemeyecek”

0

Geçtiğimiz Cuma günü sabahın erken saatlerinde Ankara’da JinNews ve Mezopotamya Ajansı muhabirlerine yönelik baskın sonrasında gözaltına alınan 5 haberci için Ankara Özgür Haber Platformu tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi’nde gerçekleştirilen basın açıklamasına katılım yoğun olurken açıklamaya, Cuma günü gözaltına alındıktan sonra dün serbest bırakılan Mezopotamya Ajansı’ndan Selman Güzelyüz ve Diren Yurtsever ile Jinnews editörü Sibel Yükler de katıldı. Aynı gün, yapılan ‘gizli ihbar’ ile gözaltına alınan habercilerden Duygu Erol ile Habibe Eren ise halen gözaltında.

“Halkın Haber Alma Hakkı Engellenemez”

Yapılan basın açıklamasında, iktidarın tüm muhalefeti susturmaya yönelik uygulamaları doğrultusunda ikiyüze yakın muhalif gazetecinin şu an tutuklu veya gözaltında bulunduğuna vurgu yapılırken, özellikle Yüksel Direnişi, GÜneydoğu’daki devlet terörü ve ülke çapında iktidar eliyle gerçekleştirilen her türlü hukuksuzluk ve yolsuzlukları haberleştiren çok sayıda yerli ve yabancı gazetecinin, halen Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde tutulduğunun altı çizildi.

Halkın haber ve kayıt alma hakkı ile bu haberleri yayma hakkının, hiçbir hukuksuz KHK veya yasadışı tutuklamalarla enellenemeyeceğinin belirtildiği basın açıklamasında, iktidarın her türlü baskısına ve ana akım tarafından yapılan yalan haber ve saptırma gündem oluşturma çabalarına karşı, özgür habercilerin sadece gerçekleri halka ulaştırmaya devam edecekleri vurgulandı.

Basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

“Basına ve kamuoyuna:

Siyasi bir soykırıma ve cadı avına dönüştürülen OHAL ile hak arayışında olan herkese, her kesime yönelik saldırı ve şiddetin dozu giderek arttırılıyor. Bununla birlikte hak ihlallerini kaydetmeye, haber yaparak duyurmaya çalışan pek çok farklı kurum ve kuruluştan basın emekçisi, video eylemci, yurttaş gazeteci de artan saldırılardan payına düşeni fazlasıyla alıyor.

Aktivistleri de tutuklu olan Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre; 15 Temmuz sonrasında yalnızca 2016 yılı içinde tutuklu gazeteci sayısı 31’den 131’e çıktı. 184 yayın kuruluşu kapatıldı. Son 5 yılın gözaltı rekoru kırıldı; 118 gazeteci gözaltına alındı. 375 dernek ve vakıf KHK ile kapatıldı. 56 gazeteciye saldırı gerçekleştirildi; 118’den fazla gazeteci tehdit edildi. 179 medya kuruluşu kapatıldı. KHK’larla 10 bine yakın medya çalışanı işsiz bırakıldı. 
Bu saldırıların bir devamı olarak Ankara’da 20 Ekim sabahına, Jin News editörü Sibel Yükler, Jin News muhabirleri Duygu Erol ve Habibe Eren, Mezopotamya Ajans muhabirleri Diren Yurtsever ve Selman Güzelyüz’ün sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alındıkları haberiyle uyandık. Gözaltına alınan 3 arkadaşımız dün serbest bırakılırken, arkadaşlarımız Duygu Erol ve Habibe Eren hâlâ gözaltında tutuluyor. İstanbul’da ETHA editörü İsminaz Temel ve ETHA muhabiri Havva Cuştan hâlâ gözaltında. Kadın kalemiyle hakikatin izinde koşan Duygu, Habibe, İsminaz ve Havva’nın gözaltında tutulması, siyasal iktidarın kadına yönelik cinsel, ulusal, sınıfsal şiddeti, cinayetleri, taciz ve tecavüzü meşrulaştıran kadın düşmanı politikalarının bir parçasıdır. Bu gözaltılarla susturulmak istenen; sadece haberciliğin değil kadınların da sesidir.

Ankara’da hak arama eylemlerini kayıt altına almaya çalışan sayısız yurttaş gazeteci ile Seyri Sokak video eylemcileri defalarca polis saldırısına uğradı, kameralarındaki görüntüleri silme baskısı ile karşılaştı ve gözaltına alındı. Yine Ankara’da, 228 gün önce başlattıkları açlık grevi direnişlerinde kritik aşamaya giren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işe geri alınması için sürdürülen ve bugün 348. gününe giren Yüksel Direnişi’ni kayıt altına alan Ankara FOSEM muhabirleri Meral Gökoğlu ve İsmail Cengiz Mumcu geçtiğimiz haftalarda tutuklandı.

Özgür Gelecek Genel Yayın Yönetmeni İnan Kızılkaya ile Yazı İşleri Müdürü Aslı Ceren Aslan, DİHA editörü Ömer Çelik, Diken gazetesi eski editörü Tunca Öğreten ve BirGün gazetesi muhabiri Mahir Kanaat 300 günü aşan bir süredir tutuklu. Evrensel gazetesi Dersim foto muhabiri Kemal Özer, KHK ile kapatılan Jin Haber Ajansı editörü Zehra Doğan, Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ahmet Şık, Die Welt Gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel tutuklu gazetecilerden sadece bazıları. Bu liste uzuyor… Bu liste uzatılarak susturulmak istenen, halka karşı işlenen suçların sesidir. Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de yükselen Kürt halkının, maden göçüklerinde can verenler madencilerin, iş cinayetlerine kurban giden işçilerin, savaşa karşı barışın sesini yükseltirken göz önünde kurşunlanan gençlerin, tacize, tecavüze, çocuk yaşta evlenmeye zorlanan kadınların, yargısız infaz edilen devrimcilerin sesidir.

Basın emekçilerine yönelik gözaltı ve tutuklama terörü halkın kayıt, kanıt ve haber alma hakkına bir saldırıdır. Gerçeğin duyulmasıyla oluşabilecek hak mücadelelerini engellemeye dönük sindirme politikasının önemli bir ayağını oluşturuyor. Basın kartlarını yakarak gazetecileri gözaltına alanlar tutuklayanlar “sarı basın kartı” dayatması ile adeta sokakta fotoğraf çekilmesini yasaklayacak hale geldi.

Ankara Özgür Haber Platformu olarak basın emekçilerine dönük artan bu saldırılar karşısında susmayacağımızı ilan ediyor ve tüm ülkeden özgür basın emekçisi arkadaşlarımızın bu hakikat yolculuğunda yanlarında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. Tutuklu arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Haber almamızı, yaymamızı engellemek için yapılan her türlü dayatmayı reddediyoruz. Ana akım medya eliyle yapılan yalan haber ve manipülasyonlara karşı gerçekleri kaydetmeye, yazmaya, yaymaya devam ediyoruz.

Duygu Erol, Habibe Eren, İsminaz Temel ve Havva Cuştan derhal serbest bırakılsın!

Tutuklu gazetecilere özgürlük!

Yaşasın halkın kayıt, kanıt ve haber hakkı!

Özgür basın susturulamaz!

22 Ekim 2017
Ankara Özgür Haber Platformu

Uzayda ilk defa biyolojik yaşam izleri bulundu

1
Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) uzay meraklıları için bir iyi, bir de kötü haberi var.

İyi haber, yaşam için biyolojik işaret olduğu düşünülen bir molekül, ilk defa bir kuyrukluyıldız ve genç bir yıldızın etrafında bol miktarda tespit edildi. Kötü haber ise bu bulgu, bir zamanlar düşünüldüğü gibi yaşamın tek açık göstergesinin bu molekül olmadığını gösteriyor.

Uzaktan mikroskobik yaşam biçimlerinin varlığını tam olarak tespit edemediğimiz için astronomlar, belirli bir gezegenin uzaylılara ev sahipliği etme olasılığını hesaplamak için farklı yöntemler bulmuş durumdalar. Genellikle biyolojik gösterge olarak adlandırılan, organik işlemler sonucu bırakılan bazı bileşiklerin izleri, toprak veya su bazlı numunelerde eleme yoluyla elde edilebilmekle beraber atmosferde teleskop veya uydular yardımıyla da saptanabilir.

Metil klorür dünyamızda oldukça bol miktarda bulunmakta ve halokarbon olarak bilinen bir molekül grubuna aittir. Bu organik bileşikler en azından bir halojene bağlı karbondan- flor, klor, brom ve iyot- oluşurlar ve genellikle biyolojik işlemlerden geçerek elde edilirler. Teorik olarak; bu şu anlama geliyor : Bu halokarbonların bolca görüldüğü herhangi bir gök cismi , hayat aramak için güzel bir yer demektir.

Şili’deki Dev Teleskop Dizisi Metil Klorür Tespit Etti

Yakın zamanda, Şili’de bulunan Atacama Büyük Milimetre/Milimetre-altı Dizisi (ALMA) teleskobu, 400 ışık yılı uzaklıktaki Rho Ophiuchi adlı bir yıldız oluşum bölgesinde bulunan, IRAS 16293-2422 olarak bilinen bir genç yıldızın etrafında metil klorür saptadı. Bu bulgu, herhangi bir halokarbonun uzayda ilk defa tespit edilmesi anlamına geliyor. Fakat bu, sistemde yaşam göstergesi olduğuna dair umut vermesinden çok, metil klorürün biyo-belirteç olarak güvenilirliğine şüphe düşürmekte.

Böyle bir genç yıldızın etrafında bulunan bu organik bileşiklerin varlığı, bir sistemin gezegen oluşturma fazında ortaya çıkabilecekleri izlenimini vermektedir. Moleküllerin nasıl oluştuğunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar dikkatlerini bir yıldızın doğumundan itibaren zaman kapsülü gibi davranan, yıldızların oluşturduğu madde bulutunun kimyasal bileşimini koruyan bir kuyrukluyıldıza çevirdi.

Bu durumda ekip, daha öncesinde ESA’nın 2014-2016 yıllarında Rosetta görevi vasıtasıyla ziyaret ettiği 67P/Churyumov–Gerasimenko adlı kuyruklu yıldıza odaklandı. Uzay aracı tarafından elde edilen verilerin elenmesiyle beraber, bu kuyruklu yıldızda bolca miktarda metil klorüre rastlandı. Bu da bileşimin gezegen oluşum fazında ortaya çıktığı fikrine daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğine işaret ediyor. Sinyaller özellikle kuyruklu yıldızın Güneş’e yakın konumda olduğunda hidrojen klorür salınımıyla beraber en şiddetli olarak Mayıs 2015’de ölçülmüştü.

Projenin baş araştırmacısı, Kathrin Altwegg diyor ki: “Bulduğumuz şeyin gerçekten de anlaşılması güç, aynı bir bukalemun gibi, yalnızca bol miktarda klor görülen yerde kısa süreli olarak ortaya çıkıyor.” Bu bulgu, evrende hayat bulma umudunda olanlar için hayal kırıklığı yaratabilir fakat bu, arayışın bittiği anlamına gelmiyor; bundan ziyade daha önce düşünüldüğünden biraz daha karmaşık olduğu anlamına geliyor.

Alıntı: gercekbilim.com
Kaynaknewatlas.com