Ana Sayfa Blog Sayfa 384

Laboratuvarda minik beyinler yetiştiren dâhi

Beyinlerimiz karmaşık bilgisayarlara benzer organlar niteliğini taşırlar; hatta bazı insanlar en karmaşık organ oldukları kanısındadırlar. Buna rağmen bir bilim insanı beynimizin işlevini birebir taklit edebilen minik beyinler yaratmayı başarmış durumda.

Cambridge/İngiltere’deki bir laboratuvarda hiç alışkın olmadığınız bir şeyle karşılaşmanız mümkün: Küçük, cam bir plakada yetişen minik insan beyni kopyaları.

minik-beyinler-yetis%cc%a7tirn-dahiBu beyinlerin yaratıcısı, Madeline Lancaster, küçük bir kızken ilk defa insan beynini detaylıca araştırmakta karar kıldığı günü şöyle anlatıyor: “Babam da bir bilim insanıydı ve bir gün kendisi mikroskobuyla bir nöronu incelerken benim de incelememe izin verdi. Sinirsel yapının ne kadar karmaşık; aynı zamanda ne kadar muhteşem olduğunu gördüğümde büyülenmiştim. Mükemmeldi.”

İnsan beyni, sayısı yüz milyarı aşkın (galaksimizde bulunan yıldız sayısıyla aynı) beyin hücresine sahiptir; tabii hücreler vasıtasıyla beynin diğer kısımlarına bağlanan binlerce sinapsı da unutmamak gerekir. Bu yüzden çoğu insanın, Lancaster da dâhil,insan beyninin evrendeki en karmaşık yapı olduğunu düşünmeleri hiç de şaşırtıcı değildir.

Ne yazık ki beynin sırlarını keşfetmek epeyce zor; hele ki işin, bilim insanının kafatasını kaldırıp altındaki dokuya göz gezdirmesi kadar kolay bir iş olmadığını göz önünde bulundurursak. Beynin yapısını daha iyi kavrayabilmek için, hayvan deneylerine başvurulmaktadır. Bu yüzden Lancaster, beynin yapısını ve gelişimini daha detaylı bir biçimde inceleyebilmek adına, laboratuvarda kendi minyatür beyinlerini üretiyor. Deri örneklerinden yetiştirilmiş kök hücreleri kullanıyor; sonra bunları, yoğun protein jeline eklemeden önce nöronlara dönüştürmek adına, besin ve vitamin havuzuna daldırıyor. Hücreler zamanla çoğaldıkça ve büyüdükçe, muazzam bir şekilde beyinlerimizin küçük birer örneği hâline dönüşüyorlar.

Lancaster’ın açıklaması ise şöyle: “Henüz bir algı sistemleri olmamasına rağmen, zamanla, beynimiz ve beynimizin gelişimi ile ilgili birçok sorunun cevabını bulabileceğimiz kanısındayım.” Videoda da görüldüğü gibi sonuçlar gerçekten heyecan verici. Lancaster’ın röportajını ve minik beyinleri görmek için kaynak linkine tıklayarak ulaşabileceğiniz videoyu izleyin.

Kaynak: BBC 

Jennifer Lawrence Jazz Çağı ikonu Zelda Fitzgerald’ı canlandıracak

Ron Howard, ünlü Jazz Çağı Amerikan yazarı F. Scott Fitzgerald’la efsanevi ilişkisi olan Zelda Fitzgerald’ın hayatını konu alan, Nancy Milford’un çok satan biyografi kitabından esinlendiği bir film çekmeyi düşünüyor.

Hollywood Reporter’a göre Ron Howard, Jennifer Lawrence’ın oynayacağı Jazz Çağı’nın sosyetik ikonu ve romancısı Zelda Fitzgerald’ın biyografisini filme almakla ilgilendiğini belirtti.

Emma Frost’un yazdığı Zelda başlıklı bu drama Zelda’nın eşi F. Scott Fitzgerald’la olan ilişkisini konu alacak. Film izleyicilerini “aşk yaratıcı eşler arasında bulunabilir” söyleminin keşfine çıkaracağı söyleniyor.

Zelda eşi Scott tarafından “ilk Amerikan uçarı kızı”, ilgiyi seven vahşi bir çocuk olarak nitelendirildi. Fitzgerald’la fırtınalı bir ilişkisi vardı, ama aynı zamanda onun ilham perisiydi. Sonrasında şizofreni teşhisi konuldu ve buna bağlı yaratıcılığını yazarak ve resim yaparak değerlendirdi. F. Scott Fitzgerald’ın birçok romanında Zelda’dan izler görebiliriz. Amerikan Rüyası ve Jazz Çağı özelliklerinin en iyi şekilde yansıtıldığı The Great Gatsby (Muhteşem Gatbsy) kitabında ve sonrasında Leonardo Di Caprio’da tekrar can bulan Gatsby karakteriyle Daisy arasındaki diyaloglarda Zelda’nın konuşmalarının yer alması buna örnek olarak gösterilebilir. Buna ek olarak, Nancy Milford’a göre Zelda Sayre ve F. Scott Fitzgerald’ın birbirlerini ilk gördükleri an kitapta Daisy ve Jay Gatsby’nin ilk gördükleri an olarak F.Scott Fitzgerald tarafından tasvir edilmiştir.

Zelda’yı tek isteyen Scott değildi, Scott’ın edebiyat aleminden birçok arkadaşı da Zelda’ya hayrandı ve bu Scott’ın onu daha fazla istemesine sebep oluyordu.

zelda-fitzgeraldF.Scott Fitzgerald ilk romanı This Side of Paradise (Cennetin Bu Yanı) kitabını tamamladığında editörü Maxwell Perkins’e hemen yayınlanmasını şu sözlerle rica etti: “Tabii ki bir kız da dahil, bu kitabın başarısına bağlı yapacak birçok şeyim var.”

Yaşadıkları fırtınalı ilişki, Scott’ın yazın hayatına ilham kaynağı olsa da Zelda, Scott’ın yazmakla meşgul olduğu zamanlar Zelda’ya karşı ilgisizliğinden dolayı daha da karmaşık bir hal aldı. Daha sonralarında şizofreniye dönüşen sıkıntılı zamanlar, Zelda’nın bu yaratıcılıkla bir kitap yazmasına aracı oldu. Zelda’nın yazdığı bu kitap (Save Me the Waltz) Scott’ın yazmakta olduğu Tender is the Night kitabıyla aynı materyalleri paylaştığı için (otobiyografik olarak ele alınmış evlilik hayatları), Scott bazı parçaları çıkarmasını istedi.

1940 senesinde aniden kalp krizinden ölen Scott Fitzgerald’dan 8 yıl sonra Zelda da akıl hastanesinde çıkan yangından dolayı hayatını kaybetti. İkili hayatları boyunca birbirleriyle yaşadığı bu fırtınalı ilişkinin izlerini taşıyan birçok kitap bıraktı.

Cemal Süreya da Nilgün Marmara’yı “Zelda” olarak adlandırarak hayatını kaybetmesinin ardından şunları yazmıştır:

“Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan şöyle söz ettim: Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. bugün ortaya çıkıyor.”

Cemal Süreya / Günler (841. Gün)

Kaynak: The Guardian, Cemal Süreya Günler kitabı, Nancy Milford – Zelda: A Biography kitabı

Karaot Tohum Derneği 9. Geleneksel Tohum Takası ve “Doğayı Sevdiğini Söyleme Günü”

Karaot Tohum Derneği, yerel üretim, yerel tüketim ve paylaşıma Alsancak Tarihi Hava Gazı Fabrikası’nda kucak açacak!

30 Ekim Pazar günü İzmir Alsancak Tarihi Hava Gazı Fabrikası’nda yapılacak 9. Tohum Takası etkinliğine doğal yaşama, doğal beslenmeye ve doğa korumasına öncülük etmek için bu işe gönül vermiş birçok insan katılım sağlayacak.

Binlerce yıldır doğamızın el verdiği koşullarda çiftçilerin emekleriyle ekilmiş, bu zamana dek varlığı sürdürülmüş tohumların üretilmesine, çoğaltılmasına izin vermemeye çalışan 5553 sayılı Tohumculuk Kanununu anlatmak ve hayır demek için ve tohumları takas etmek için bu etkinliğe katılabilirsiniz.

Ayrıca etkinlik dahilinde doğal beslenme ve doğa koruma gönüllüsü Özlem Keskin, doğal sirke yapımı gerçekleştirecek. Birçok yerli üreticinin doğal yaşamı destekleme ve paylaşım gerçekleştirme ereği ile toplanacağı etkinlikte atölyelerin, forumların üreticisinden ballar ve peynirler tadılacak.

Tüm bunlar gerçekleşirken Hava Gazı Fabrikası’nın içerisindeki standları ziyaret ederek çoğu zaman rastlama imkânı bulamayacağınız meyve ve sebzelerle tanışabilirsiniz.

Çocukların da düşündüğü etkinlikte Şubadap Çocuk’un düzenlediği Doğayı Sevdiğini Söyleme Günü gerçekleşecek. Oyunların, atölyelerin ve Şubadap konserlerinin olacağı etkinlik de Tarihi Hava Gazı Fabrikası’nda gerçekleşecek. Karaot Tohum Derneği’nin saat 10.00-19.00 arasında gerçekleştireceği etkinliğe herkes katılabilir.

tohum-tasak-ve-subadap

Kasım ayında Alt Sanat Mekanı’nda disiplinlerarası bir performans serisi – a.k.a

Alt, görsel sanat, performans gibi pratiklerin ara kesitlerinde programlar gerçekleştiren disiplinler ötesi bir sanat mekânı. Yeniden işlevlendirilerek bomontiada’ya dönüştürülen tarihi bira fabrikasının alt katında yer alan Alt, Türkiye ve yeryüzünde değişmekte olan koşullara karşılık veren yeni sanatsal ifadelere yer vererek paylaşımcı ve katılımcı bir kültürel platform oluşturmayı amaçlıyor.

Kasım ayı boyunca Alt Sanat Mekânı’nda her çarşamba saat 19.30’da a.k.a Performans Serisi gerçekleşiyor. Asena Hayal’ın küratörlüğünü üstlendiği performans serisi, ağırlıklı olarak başka disiplinlerdeki sanat pratikleriyle tanınan, Berk Çakmakçı, Richard Eigner ve Roman Gerold, Batool Mohamad ve Ali İbrahim Öcal ve Merve Şendil’in ses projelerine odaklanıyorlar.

a.k.a Performans Serisi’nde yer alan sanatçılar, görsel sanat geçmişlerinin bir sonucu olarak ses ve performansa plastik bir yaklaşım gösteriyor. Örneğin, Age Reform adıyla sahne alan Berk Çakmakçı, pop müzikte sık rastlanan, güncel sanatta da aşina olduğumuz bir tema olan appropriation (sahiplenme) stratejilerinin kültürel ve teknik boyutlarına odaklanıyor. Benzer şekilde, Em-El-Beat adıyla tanınan Batool Mohamad, analog sesleri elektronik ortama taşıyor. Kaydedilmiş ve makina çıkışlı sesleri birleştiren Em-El-Beat’in performansları bu iki kategorideki ses malzemelerinin benzerliklerinin altını çiziyor.

Richard Eigner ve Roman Gerold’un ortak ses projesi Ritornell ile Merve Şendil ve Ali İbrahim Öcal, perküsyonun heykelleşme olasılığını değerlendiriyorlar. Davul vuruşları ile bu vuruşların bilgisayar çıkışlı çeşitlemelerini bir araya getiren Ritornell, neredeyse sadece ses ile çalışan Eigner’in görsel-işitsel sanat pratiğinden ve bir besteci olan Gerold’un profesyonel birikiminden besleniyor. Ritmik nitelikler ve ses dizilerinin düzenlenmesi Merve Şendil ve Ali İbrahim Öcal’ın işlerinde de öne çıkıyor. Öcal su damlalarını, geleneksel ritim enstrümanlarını ve çeşitli ses kaynaklarını barındıran bir aleti bir araya getirirken Şendil ritimleri synth’iyle birbirine bağlıyor.

Takvim

9 Kasım Çarşamba, 19.30: Age Reform a.k.a. Berk Çakmakçı
16 Kasım Çarşamba, 19.30: Em-El-Beat a.k.a. Batool Mohamad
23 Kasım Çarşamba, 19.30: Ritornell a.k.a. Richard Eigner ve Roman Gerold
30 Kasım Çarşamba, 19.30: Merve Şendil ve Ali İbrahim Öcal

Berk Çakmakçı

Berk Çakmakçı, yüksek lisansını 2015’te Parsons School of Design’da fotoğraf alanında tamamladı. Grup sergilerinden bazıları: İsimsiz, (Pilevneli Project, İstanbul, 2012), KABA HAT İlk Sergi (İstanbul, 2012), Debi (Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul, 2009). Çakmakçı’nın performansları Babylon, Salon İKSV, Arkaoda, Roxy, ve Deform (tümü İstanbul) gibi mekânlarda yer aldı.

Richard Eigner

Richard Eigner, Viyana ve Linz (Avusturya) arasında yaşayan bir besteci, ses mecrasına odaklanan sanatçı, prodüktör ve davulcu. Yakın dönem sergilerinden bazıları: Galerie Forum Wels (2015), Sound Development City (Riga, Parnu ve Helsinki, 2014) ve Kunstraum Suburbia (Leonding, 2014). Ritornell’in de içinde bulunduğu Aquarium Eyes EP’si için Roman Gerold ile birlikte “En İyi Albüm Mühendisliği” kategorisinde Amadeus Avusturya Müzik Ödülü ikinciliğini kazandı.

richardeigner_lorenzbruckner
Fotoğraf: Lorenz Bruckner

Roman Gerold

Roman Gerold, Viyana’da yaşayan bir gazeteci, yazar ve besteci. Gerold 1996 ve 2003 yılları arasında Avusturya’da farklı caz gruplarında piyanist olarak sahne aldı. Müziklerini bestelediği bazı film ve tiyatro oyunları; Heidi Reloaded (2010), “…und verbessern wir die Welt” (yön. Gloria Gammer, 2010), Koloman-Wallisch-Kantate (yön. Sara Hilliger, 2006) ve Glück (yön. Laura Nöbauer, 2006).

Batool Mohamad

Şam Dramatik Sanatlar Yüksek Enstitüsü’nde oyunculuk eğitimi alan Batool Mohamad, Suriye’de Arzu Tramvayı (Dramatik Sanatlar Yüksek Enstitüsü, Şam) ve Hamlet (Hamra Tiyatrosu, Şam) gibi birçok tiyatro prodüksiyonunda rol aldı ve Goethe-Institut desteğiyle interaktif bir proje olan Play With Jam’de Suriyeli çocuklarla çalıştı. Mohamad, son olarak Erkan Mumcu’nun Sınırlar (2016) adlı filminde başrollerden birini üstlendi.

Ali İbrahim Öcal

28. Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü’nü (2009) kazanan İstanbullu Ali İbrahim Öcal’ın sanat pratiğine disiplinlerarası bir yaklaşımı var. İşleri, bugüne dek Kuad Galeri (İstanbul, 2014), CerModern (Ankara, 2013), Baksı Müzesi (Bayburt, 2012), 3. Çanakkale Bienali (2012), Elgiz Müzesi (İstanbul, 2012), Galerie der Künstler (Münih, 2011) ve Galerie Juni (Keil, 2010) gibi kurum ve galerilerde sergilendi.

Merve Şendil

2007 yılında Underscene Project’i kuran Merve Şendil, Cité Internationale des Arts (Paris), Approach Art Association (Pécs), Sextant et plus (Marsilya) ve ArtCenter (İstanbul) gibi konuk sanatçı programlarına katıldı. Yakın dönem sergilerinden bazıları: “Çokseslilik” (İstanbul Modern, 2014), “Başka Bir Dünyanın Zarafeti” (artSümer, İstanbul, 2014) ve “WHAT IF” (solo, Alan İstanbul, 2014).

Asena Hayal

Ses yerleştirmesi ve interaktif video çalışmaları ile katıldığı sergilerin ardından, çeşitli sanatçılarla prodüksiyon koordinatörü olarak çalışmaya başladı. Sanatçı Köken Ergun ile 2015 Cakarta Bienali ve Moskova’daki Garaj Güncel Sanat Müzesi’ndeki sergisi (2016) üzerine çalıştı. Yakın zamanda, Diyalog Derneği’nin Goethe-Institut tarafından desteklenen “Street Walking” projesinin koordinatörlüğünü üstlendi ve bu projeyle 2015 yılında Robert Bosch Vakfı’nın destek programıyla Berlin’e davet edildi.

İzmir’de tarih dışında bırakılan kadınlar konuşulacak

Bugün bu saat, ben size böyle hitap ederken, siz beni dinlerken şüphesiz biz de tarih yapıyoruz, demektir. Bu tarihçeyi torunlarımız bir konferans dolduracak kadar uzun ve iftiharla yaptıkları zaman, elbet bizim aciz fakat hüsn-i niyet ve samimiyetle dolu bin müşkilatla elde edilen mücadelemizden de bahsedeceklerdir.
Halide Edip

 

Erkeğin tarihi, kadınları görünmez kılarken kadın figürünü de kendi görmek istediği biçimde yazdı. Kadın, hayatın tam ortasındaydı ama her şeyin dışında bırakıldı, tarih de buna dâhildi. Kadın, yazamadı, yazdığı takdirde ismini gizlemek, yazdığı için savunma yapmak zorunda kaldı. Resimleri değer görmedi, kadının ressamlığı hep iğneleyici yorumlar aldı. Sinemada bedeniyle yer aldı, yönetmen koltuğuna oturmasına uzunca bir süre izin verilmedi.

Ataerkinin yarattığı engelleri aşmak için verilen feminist mücadelenin bir diğer mücadele alanı da tarihti. Zira “kendi doğumundan önce olanları bilmeyen, sürekli çocuk kalmaya mahkûmdur.” Geçmişin yok sayılma durumu ise yazma zorunluluğunu ortaya çıkardı. İşte tam da bu yüzden kadını her yerde anlatma ve yazma arzusu.

Tarih her ne kadar dışarıda bıraksa da yaşamın her yerinde kadınların tüm engellemelere rağmen var olduğunu biliyoruz. Tüm bu gizli tutulmalara inat feminist tarihe ışık tutuyoruz. Bu sırada yapılan bilimsel araştırmalar da Halide Edip’in dediği gibi mücadelenin hakkını vermek ve torunlar olarak onlara selam etmek için bir görev.

3-4 Kasım’da da yine bu amaçla DEÜ Desem 75. Yıl Amfisi’nde I. Kadın Araştırmaları Sempozyumu gerçekleşecek. Davetli pek çok değerli isim sempozyumda yer alacak. Aynı zamanda araştırmacılar bildiri sunumlarıyla, sanatta ve edebiyatta tarihin dışında bırakılan kadınlara selam edecek. Sempozyumun çağrı metni ise şöyle:

Değerli Araştırmacılar,

19.yüzyılın son dönemi ve 20. yüzyılın ilk yıllarına tanıklık etmiş ‘kadın’ sanatçı ve edebiyatçılarımızın büyük bir bölümü ne yazık ki bugün yeterince tanınmamaktadır. Dönemlerinde ve sonrasında kronik algı ve eril bakışın dışlayıcı etkisiyle görünürlükleri ve isimleri ya silinmiş ya da çok kısıtlı bir çevre içinde kalmıştır. Bu bağlamda, sanat ve düşünce tarihimizin disiplinler arası bir etkileşim ve üretim ile tamamlanması, yeniden yazılması ve irdelenmesi için bu alanda çalışan araştırmacıları, sanatçıları bir araya gelmeye, birlikte düşünmeye, tartışmaya ve bilgiyi paylaşmaya davet ediyoruz.
Edebiyat ve sanatın dışında bırakılan kadınları, üretimden alımlama süreçlerine kadar tarihin dışında bırakılma nedenlerini ve sonuçlarını araştıralım, bugünü ve yarınımızı eşit bir anlayışta kurmak için geçmişi irdeleyelim, inceleyelim.

9-eylul-uni-kadin-tarih-sempozyumSempozyum programına buradan ulaşabilirsiniz.

Fotoğrafçılar Tuz Gölü’ndeki kuraklığı ve yok olma tehlikesini belgeledi

1

Türkiye’nin en önemli doğal miraslarından biri olan “Tuz Gölü” yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. İstanbul’da bu tehlike hakkında farkındalık yaratmayı amaçlayan bir sergi açıldı.

FMV Galeri Işık, “SALT-TUZ” sergisiyle bu konuya dikkat çekiyor. Fotoğrafçı Salih Güler’in 10 yıl önce başlattığı, son 3 yıldır pek çok usta ve amatör fotoğrafçının destek verdiği proje, Tuz Gölü’nün dünü ve bugününü gözler önüne seriyor.

tuz-golu-yok-olma-tehlikesi-altindaÖzel Çevre Koruma Alanı, Birinci Derece Doğal Sit Alanı, önemli bir kuş ve bitki alanı. Fakat yıllar içinde hatalı ve bilinçsiz uygulamalarla bu doğa harikası kurumaya yüz tutmuş durumda. Bu sergi de Tuz Gölü’nün yıllara dayanan değişimini belgelemeyi ve kamuoyunun dikkatini bu yöne çekmeyi hedefliyor.

Salih Güler 10 yıl önce başlattığı, usta ve amatör fotoğrafçılardan ekibin 3 yıllık gözleminin ardından şekillenen sergide, Tuz Gölü’ndeki tehlikenin boyutuna dikkat çekiyor. Tuz Gölü’ndeki doğal yaşam ve insan eliyle yapılanlar, farklı zamanlarda çekim yapan fotoğrafçıların objektifinden izleyiciye yansıyor.

tuz-golu-hakkinda-salt-tuz-sergisiDiğer yandan SALT-TUZ Sergisi, gençlerin eğitimine de kaynak sağlayacak. Sergiden elde edilecek gelirle, öğrencilere eğitim bursu sağlanacak.

SALT-TUZ Sergisi 1-19 Kasım tarihleri arasında FMV Galeri Işık Teşvikiye’de izlenebilir.

“Hayattan yol yakınken dönenimiz”: Doğum gününde Sylvia Plath

1

Sylvia Plath… Ölümünü kendi seçen, dünyayla bağı iyi olmayan, etkileyen, etkilenen, gülüşündeki ikilemle kendine uzun uzun baktıran kadın.

Yalnızca yazdığı değil, yaşadığı Sırça Fanus’un da içindeki o oksijeni ne zaman tüketeceğini bilecek kadar kararlı, yaşamına son verirken arkasında kalacak çocuklarını düşünecek kadar ince ruhlu. Belki de bu yüzden anlaşamamıştı dünyayla, belki de kimse onun kadar cesur bir o kadar da ürkek olmamıştı.

Gizdökümcü şiirin en önemli, ilk isimlerinden biri olan Sylvia Plath 27 Ekim 1932’de Boston’da dünyaya açtı gözlerini. 31 yıllık hayatı boyunca ileri derecede manik depresif ile boğuşan Plath 8 yaşında ilk şiirini yayınladı, 18 yaşında ise ilk intihar girişiminde bulundu. Akıl hastanesinde tedavi gördükten sonra okulundan dereceyle mezun olan Plath, 31 yaşındayken ölümüne sebep olan o intihar girişiminde bulundu; çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktı.

Odalarına gaz girmeyeceğinden emin olana kadar kapının etrafını bantladı ve kafasını fırının içine sokarak hayatına son verdi. Kendisinden sonra gelen pek çok yazarı etkisi altına alan Plath belki de Türkçe edebiyatta en çok Nilgün Marmara tarafından anlaşıldı. İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan Nilgün Marmara, tezinde incelediği Sylvia Plath’tan öylesine etkilendi ki, 29 yaşındayken beşinci kattaki evinden kendini atarak yaşamına son verdi.

Bugüne kadar pek çok önemli ismin gelip geçtiği edebiyat dünyasından, belki de bu kadar etki sahibi bir yazar daha geçmemişti.

İşte 31 yıllık hayatından kareler ve kitaplarından alıntılarla Sylvia Plath:

sylvia-plath-intihar
Sylvia Plath’in cansız bedeni

“Ona bedenim hasta olsaydı sorun olmayacağını, kafamın hasta olmasındansa bedenimin hasta olmasını yeğlediğimi söylemek istedim , ama bunu anlatmak öylesine karmaşık ve yorucu geldi ki hiçbir şey söylemedim. Yalnızca yatağıma biraz daha gömüldüm.”

Sylvia Plath ve çocukları
Sylvia Plath ve çocukları

“Beni siz yarattınız. Ben sizin kıymetli eşyanız. Eriyip bir çığlığa dönüşen.”

Ted Hudges, Sylvia'nın hayatını adadığı aşkı
Ted Hudges, Sylvia’nın hayatını adadığı aşkı

“Eğer kıpırtısız durup hiçbir şey yapmazsam, dünya hımbıl bir davul gibi ses çıkarmaya devam eder, anlamı olmadan. Hareket halinde olmamız, çalışmamız, ilerlemek için hayaller kurmamız lazım; hayaller olmadan hayatın yoksulluğu tahmin edilemeyecek kadar korkunçtur: En kötüsü o tür bir deliliktir.”

Sylvia Plath'in el yazısı
Sylvia Plath’in el yazısı

“Durumun ne kadar umutsuzsa, seni o kadar uzağa saklamaya çalışırlar.”

Sylvia Plath 2“Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştum,çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum.”

ted-ve-sylvia
Ted ve Sylvia

“Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği de­ğildi bu. Bu benim kendi sessizliğimdi.”

sylvia-bir-roprtajVe belki de, Nilgün Marmara’nın Sylvia’yı tek cümlede özetlemeyi başardığı o cümle:

nilgun-marmara-ve-sylvia-plath“Hayatın neresinden dönülse kârdır.”

Morgan Freeman Mississippi’deki çiftliğini yaban arıları için büyük bir koruma alanına dönüştürüyor

Morgan Freeman Hollywood kariyeri boyunca Esaretin Bedeli’nden Yedi’ye kadar takip etmekte zorlandığımız birçok rolde oynadı fakat en sonuncu rolü en önemli rolü olabilir. Freeman, 500 km²’lik Mississippi’deki çiftliğini arazi ve iklim değişikliğinden, yoğun tarım uygulamalarından, böcek ilacı kullanımı yüzünden sayıları azalan küçük polen taşıyıcılarının nüfus artışına yardım etmek amacıyla yaban arıları için bir koruma alanına dönüştürdü.

Usta oyuncu, arıcılığa 2014’te 26 yavru arı kovanıyla başladığını ve çok sayıda arıdostu bitkinin çiftliğine ekildiğini söyledi. Yine 2014’te Jimmy Fallon’a, katıldığı The Tonight Show’da bu yeni uğraşından bahsetmişti. Arıcılığa röportajdan iki hafta önce başladığı için Oscarlı oyuncu arılarıyla ne kadar iyi anlaştığını anlattı ve hatta değerli polen toplayıcılarına yaklaşırken tulumunu veya maskesini giymeye gerek kalmadığını söyledi ki biz de ekrandaki yeteneğine ve rahatlığına yakın bir beceriye ulaştığını tahmin ediyoruz.

Freeman, arıcılığa tatlıya düşkünlüğünden değil, son yıllardaki yaban arılarının yaşamını tehdit eden toplu arı ölümlerine doğrudan cevap olması için başladı. Oyuncu, kişisel çabayla bir fark yaratma fırsatını gördü ve 26 arı kovanını Birleşik Devletlerin güneyindeki Arkansas eyaletinden getirtti, arıları şekerli suyla besleyerek harekete geçti.

Hollywoodlu aktör, koruyucu kıyafet arılarla anlaşamayanlar için diye espri yaparak arıcılık şapkasını ve maskesini arıların onu sokmadığı için takmadığını söyledi. Fallon, şaşırarak Freeman’ın arılarıyla çok iyi anlaşmaya başladığını söyleyince usta oyuncu da onayladı. Freeman’ın çabasının Kuzey Amerika’daki arı nüfusu üzerinde nasıl bir etki bırakacağını kestirmek zor. Fakat usta aktörün uğraşı gerektiği kadar önemsenmeyen minik canlılara karşı ilham verici bir iyi niyet göstergesidir.

Kaynak: Ajanimo, inhabitat

Kadınların siyasal mücadele tarihinde bir dönüm noktası

1

Ataerkil tarihe göre kadınlara her şey altın tepside sunuldu, bir hak mücadelesi söz konusu değildi. Geçmiş anlatılarının yer aldığı sayfalar, hep bu eril bakışın görmezden gelici tavrı ve söylemleriyle dolu. Oysa gerçek çok başka. Türkiyeli kadınlar, Osmanlının son dönemlerinden bu yana hakları için hareket halinde. Bu mücadele bazen duraklayıp aksasa da özgürlük arzusunu hiç yitirmedi.

Kadınlar önce kalem kullanma özgürlüğünü ele aldılar, sonra Nuriye Ulviye ve arkadaşları üniversite hakkı için mücadele etti. Kadınların üniversiteye girmesiyle sonuçlanan bu çalışmaların devamı elbette ki geldi. Nezihe Muhiddinlerle birlikte feminist hareket başka bir boyut kazandı. Artık siyasal talepler daha çok dile getiriliyor, oy hakkı isteniyordu.

Nezihe Muhiddin ve arkadaşları dergi ile başladıkları oy hakkı mücadelesine kongreler düzenleyerek devam etti. Sonrasında Cumhuriyetin ilk siyasal partisi olan Kadınlar Halk Fırkası kurmuş olsalar da kadınların oy hakkının olmaması bahane edilerek parti, görmezden gelinmişti. Kurdukları parti tanınmayan kadınlar, taleplerini geri çekmedi. Bazen delirtildiler, bazen belli konuların dışında konuşmalarına izin verilmedi ama hak mücadelesindeki yürüyüş hiç sona ermedi.

Meşrutiyet’ten itibaren derneklerde aktif olarak yer alan kadınlar, siyasal söylemlerde bulunmaya daha o dönemden başlamıştı. Cumhuriyet ile birlikte talepler, her ne kadar erkeğin lütfu gibi sunulsa da gerçekleşmeye başladı. Öyle ki 26 Ekim 1933’te köy kanununda yapılan değişiklik ile kadınlar, köylerde muhtarlık ve köy ihtiyar heyeti seçimlerinde seçme seçilme hakkı kazandı. Onun öncesinde de bir defaya mahsus belediye seçimlerinde oy kullanmışlardı. Fakat 26 Ekim, kadınların hak mücadelesinde bir dönüm noktası oldu.

Kararın ardından olumsuz tepkilerin ardı arkası kesilmedi. Bunun yanı sıra durumu olumlu karşılayanların da sayısı fazlaydı. Kanunun çıkarılmasının ardından Kasım 1933 tarihinde yapılan muhtarlık seçimlerinde ilk kadın muhtar Aydın’da seçildi. Gül Hanımın seçimleri kazanması ve Türkiye’nin ilk kadın muhtarı oluşu kasaba halkı tarafından sevinçle karşılanmıştı. Hatta bu önemli olayı kutlamak için üç gün üç gece davullar çalınarak şenlikler yapılmış, Aydın ve Karpuzlu kadınları da özellikle kendi içlerinden birinin Türkiye’nin ilk kadın muhtarı seçilmesi nedeniyle büyük mutluluk duyduklarını dönemin tek yerel gazetesi olan Ant gazetesine telgraflarla bildirmişlerdi. Gül Hanım da sevincini gazeteye gönderdiği bir telgrafla göstermiş ve bu tarihsel başarının ruhuyla halkına seslenmişti:

“Türk Kadınlığına ve Hemşerilerime Öz Yürekten Selamlar
Karpuzlu Merkez Muhtarı
İbrahim Kızı Gül”

ilk-kadin-muhtar-gul-esinGül Hanım’ın ardından Türkiye genelinde seçme, seçilme hakkının da kazanılmasıyla siyasal yaşamda yer alan kadınların sayısı arttı. Fakat hiçbir zaman eşitlik sağlanmadı. Nitekim hâlâ bu “ileri” çağda dahi dünyanın her yerinde kadın ve siyaset konusu bir sorun. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak eğitimden yoksun bırakılan kadınlar, siyasetten de uzaklaştırıldı. Yüzyıllardır verilen mücadele, tam anlamıyla eşitlikle sonuçlanmadı hala ama kadınlar da vazgeçmiş değil. Çünkü biliyoruz ki siyasal söylemin gücü eşitliğin önündeki engelleri kaldırmada en birincil adım. O yüzden siyasette eşit cinsiyet dağılımı için mücadele çok önemli.

Kadın Yolu dergisinden, oy hakkı için yapılan bir kongre ve cahil olduğu halde erkekler oy kullanırken eğitimli genç kadınların oy kullanamamasını eleştiren bir karikatür.
Kadın Yolu dergisinden, oy hakkı için yapılan bir kongre ve cahil olduğu halde erkekler oy kullanırken eğitimli genç kadınların oy kullanamamasını eleştiren bir karikatür.

Kaynak: Günver Güneş, TÜRK KADINININ MUHTARLIK VE KÖY İHTİYAR HEYETLERİNE SEÇME SEÇİLME HAKKINI KAZANMASI VE TÜRKİYE’NİN İLK KADIN MUHTARI GÜL ESİN (HANIM), ÇTTAD, IX/20-21, (2010/Bahar-Güz).

*Başlık görseli Kadın Yolu dergisinden.

Uyku hapları ve intihar arasındaki ilişki hakkında bilinmesi gerekenler

Reçeteyle alınan uyku hapları, oldukça yaygınlar. 2013’te Hastalık Kontrol ve Denetleme Merkezleri tarafından yapılan değerlendirmelere göre, ABD nüfusunun neredeyse yüzde dördü, yani yaklaşık olarak 10 milyon insan, uyku hapı kullanıyor.

Bunun yanı sıra kullanıcıları, okumaları halinde telaşlandıran potansiyel yan etkileri de var. Ambien ilacının prospektüsünde; agresif davranışlar, akıl karmaşası, depresyon, halüsinasyon ve “intihar düşüncesi veya eylemi” gibi ciddi potansiyel yan etkileri hakkında uyarılar bulunmakta.

Geçmiş çalışmaların da göz önünde bulundurulmasıyla beraber, yeni araştırmalar sonucunda  bu ilaçların, alınan miktara bağlı olarak “intihar düşüncesini veya eylemi” ni ne derecede etkiledikleri değerlendirilmeye çalışıldı. Araştırmacılar uyku haplarının intihar vakalarını arttırdığını onayladılar. Elde edilmiş olan sonuç ise biraz kafa karıştırıcı; yapılan çalışma, intihar düşünceleri veya eylemlerine sebep olan ilaçların aşırı veya kötüye kullanımı ile düzenli kullanımını birbirinden ayıramadı.

Diğer bir deyişle; yan etkilere dair yazılmış olan bu uyarılar, ilacı kötüye kullanıyor olmanın yanı sıra, daha öncesinde geçirilmiş olan bir mental hastalık sebebiyle yazılmış olabilirler. Ne var ki bambaşka sebeplerin söz konusu olma ihtimali de mevcut. Araştırmacılar bu konuyu henüz açıklığa kavuşturabilmiş değiller.

İntihar düşüncesinin yoğun bir biçimde aklı meşgul ettiği günler, genellikle ilaç alımının ilk günleridirler. Uyurgezerliğin, akıl karmaşasının, halüsinasyonların ya da paranoyaların da bu ilk günlerde ortaya çıkma ihtimali yüksektir.

Bu uyarıların hepsinin sizleri endişelendirmesi elbet mümkündür; ne var ki uyku haplarının kimi insanlara yardımcı olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir.

Uyku hapı almadan önce bilmeniz gereken şeyler:

  1. Depresyondaysanız, uyku hapı almak tehlikeli olabilir

Depresyon ve insomnia arasında bir ilişki olduğu, çoğu insan tarafından bilinmektedir. Bunların ikisi için de ayrı tedaviler görüyorsanız, doktorlarınızın aynı görüşte olmaları çok önemli.

2. İlacı aldığınız ilk günler en tehlikeli zamanlar

Uyku hapı almaya başladığınızda, özellikle sıradışı bir yan etkisi olup olmadığına dikkat edin.

3. Uyku hapları diğer haplarla (veya alkolle) alındığında ölümcül olabilir

Her ilaç normal dozunda alınıyor olsa bile, uyku ilaçları diğer ilaçlarla (ya da alkol ile) beraber alınmaları halinde ölümcül etkiye sahip olabilirler. Heath Ledger’ın 2008’de almış olduğu yüksek dozlu farklı ilaçlar, bu konuda “örnek” niteliği taşımaktadırlar. [Xanax, Valiumi (sakinleştirici), antihistaminik, ristomil (uyku hapı), Oxycondin, Vicodin (ağrı kesici)]

Reçetenize uyku ilacı yazılması halinde, doktorunuzu aldığınız ilaçlar konusunda bilgilendirin. Doktorunuzun verdiği ilaç ve sizin aldığınız ilaçların aynı zamanda alınmasında bir sakınca olmadığından emin olun.

4. Etiketlerdeki uyarıları dikkate alın

İlacın prospektüsünde yazılı olsa dahi, tekrar hatırlatmakta fayda var. Uyku ilaçlarını;

  • Önerilen dozdan fazla almayın.
  • Alkol aldıktan sonra kullanmayın.
  • Eğer doktorunuz onay vermediyse, diğer ilaçlarla birlikte kullanmayın 
  • İlacı aldıktan sonra 15 dakika içinde uyumaya gidin; yatakta, önerilen süreden fazla veya az kalmayın. İlacın etkisi geçene kadar kalmanız gerektiğini göz ardı etmeyin. (genellikle 7-8 saat)

Unutmayın: Bu ilaçlar güçlü haplardır. Sadece doktorunuzun verdiği ölçüde, uyarıları dikkate alarak kullanınız.

Kaynak: The Huffington Post

İlaçlar hakkındaki diğer yazılarımız için: