Ana Sayfa Blog Sayfa 387

Sermayeleşen, bozulan sağlığımız ve hapur hupur yuttuğumuz ilaçlar

1

Artık her şey devlet eliyle bizim de modernizim aşkımızla sermayeleşiyor. Sağlık, yani yaşam hakkımız da gitgide sermayeye teslim oluyor. Sermaye yeni hastalıklar çıkarıyor başka bir sermaye aracı da onu besleyip ilaçlar çıkarıyor. Bizler de hapur hupur bu ilaçları yutuyoruz.

Öyle bir hâl aldı ki geçenlerde bir danışanım “Kızım 12 yaşında pediatrik endokrinoloğa götürdüm, kızım adet görecekmiş yakın zamanda ama benim kızım daha çok küçük. Bunu ilaçlar veya bitkilerle geciktirebilir miyiz?” diye sordu. İnsanlar o kadar kendilerine müdahale ediyorlar ki doğal bir süreç olan adeti dahi geciktirip durdurmayı hedefliyor. Oysa bedenin ve ruhun zorlu da olsa kendi kendini yenileme sürecidir siklus (adet döngüsü). Adeti geciktirmeye çalıştıkları gibi menopozu geciktirmek için çaba harcayan kadınlarla da karşılaşıyoruz.

Sistem bizi öyle bir hale getirmiş ki doğal olması gereken tüm süreçlere sentetikle müdahale etme ihtiyacı doğurtuyor.

Böyle giden ruh hali nedeni ile ülkemiz ilaç tüketiminde dünyada 13’üncü sırada. Grip gibi viral duruma dahi antibiyotik kullanan halkımız ve hekimlerimiz sayesinde bir yılda ilaca harcadığımız para 10 milyar doların üzerinde. Bu rakamlar gün geçtikçe daha da artıyor çünkü iyileştirdiği düşünülen ilaçlar sayesinde sermaye yeni hastalıkları yaratıp yeni pahalı ilaçları piyasaya sürüyor.

İlaç şirketleri ve sermaye yalnızca hastalarla değil aynı zamanda sağlıklı kişilerle de uğraşıyor.

Gıda takviyeleri kapsüle girmiş reishi mantarları gibi ürünlerle haplarla doğallığı ve sağlığı bahşeden bir yaşamı örmeye çalışıyor. İnsanlar sermayenin bu tutumu ile doğal gıdanın pazarda değil haplarda olduğun sanıyor. Oysa pazarı da kapsüle girmiş ve işlemiş olduğu mantarı plastiğe girmiş omega 3 ile gıda takviyelerini de sermaye işliyor ve doğadan koparıyor.

hastaligin ilaciSağlığın temel şartı sermayeden uzaklaşmak doğayla ve kendimizle kucaklaşmaktır. Doğal yaşamak aynı zamanda bedenini tanıyabilmek demektir. Hamilelik, yaşlanma, adet görme, menopoza girmek, bazı ağrılar ve mevsim değişim sürecindeki kırgınlıklar akut bazı durumlar kendi kendimize çözebileceğimiz hatta kısa bir zamana yayıp bekleyeceğimiz doğal olaylardır. Eğer durum bugünkü gibi giderse bizler her gün doktorlardan çıkmayız gıdım gıdım verilen maaşlarımızı ve kazançlarımızı da hastane ve ilaç sermayesine teslim ederiz.

İlaç ve savaş sektörü birbirlerinin sermaye ortağıdır. İlaç sermayesininde kazancı savaş sermayesinin de kazancı bizlere zarar ve ölüm saçıyor. Sağlıklı yaşamın temel kuralı sermayeyle mücadele edip doğayı koruyup doğalı yaşamaktır.

Not: İlaca karşı değilim sonuçta tedavi sürecinin bir parçası. Fakat sermayeleşen insanın kendi kendini sağaltma yani iyileştirme gücü kullanılmadan dayatılan hem bitkisel hem de kimyasal ilaca karşıyım.

Konu hakkındaki bir başka yazımızı okumak için lütfen tıklayın: Hastalığın ilacı mı, ilacın hastalığı mı?

SALT Ulus Emre Hüner ve Joanna Rajkowska eserlerine ev sahipliği yapıyor

En büyük özelliği ve diğer kültür kurumlarından farkı izleyicilerini araştırmaya sevk etmek olan SALT, ziyaretçilerini bol bol düşündürecek bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergide, Emre Hüner’in Perpetual Island Infinite Vehicle– Sürekli Ada Sonsuz Araç (2015) işinden bir dizi seramik heykel ile The Shrine of the Post-Hypnotic- Hipnoz Sonrası Mabedi (2012) adlı çizimleri birlikte konumlanıyor.

Sanatçının işleri genellikle modern sanayinin çürümeye yüz tutmuş yapıları ve arkeolojik yapılar ile distopik diyarlara gönderme yapar. Hüner, tuhaf boyutlu yerlerle değişken zaman ve coğrafyaların birbiriyle bağdaşmayan kalıntılarını yeniden canlandırır. Yakın tarihli seramik heykelleri, zarif yüzey dokuları ve işaret ettikleri çetin, yaşanmazlıkla çevrili coğrafyalar arasında belirsiz bir gerilim barındırır. Her bir heykel, kurgusal bir topoğrafya ile geleceğe dair çekici ve bir o kadar da endişe verici olan nafile bir önseziyi çağrıştırır; formları, tanıdık olmakla birlikte tüm tanımlamalara karşıttır.

emre-huner-slat-1Rajkowska’nın katmanlı pratiği de benzer bir şekilde, belirli bir yeri belirtmeyen ama meçhul suçların tanıkları olarak tarihî bir ağırlığı paylaşan peyzajları tasvir eder. Serginin merkezindeki işlerden Props found at Zazadin Han- Zazadin Hanı‘nda buluntu dekor, sanatçının 2009’da Konya’daki Zazadin Hanı’nda keşfettiği, bir televizyon dizisi çekimlerinden geriye kalan dekorun fotoğraflarından oluşur.

Han içinde yığılı nesneleri tek tek dışarı çıkararak fotoğraflayan Rajkowska, geçici nitelikteki bu aksesuarların olası anlamlarına odaklanır. Aynı yıl üretilmiş olan, Future Imperfect- Kusurlu Gelecek adlı diğer fotoğraf serisinde ise, Konya çevresinde karşılaştığı, inşaatı tamamlanmamış yapıların akıldan çıkması güç hâllerini belgeler. Sanatçıya göre bu yapılar, ülkenin başarısızlığa uğrayan modernleşme hayallerinin simgeleri ve ayrıca, insan yapımı her şeyin nihayetinde doğanın hâkimiyetine teslim olmasının göstergeleridir.

salt-joanna-sergiBaşarısızlık, mutasyon ya da öngörülemez hata gibi fenomenler, aynı zamanda gelişme için itici birer güç olarak yorumlanabilir. Rajkowska, yaşamın sürekli yükselen bu evrimsel katmanlarını, doğal ile yapay dünya arasındaki gerilimin materyaller, doku ve dilden oluşan bir kompozisyonla birleştiği neon heykellerle ifade eder.

Sergideki yoğun kuşku ve belirsizlik hissiyle birlikte, Forcing a Miracle- Bir Mucizeyi Zorlamak (2012) videosu ve Sumpfstadt (Swamptown) (2012) duvar kâğıdı, gerçeklik imgesini bulandırarak doğanın iyileştirilmesi fikrine dayanır. Kalıcı bir müdahale olarak tasarlanan Sumpfstadt, tarihi doğanın gücüne devreden bir habitat projesidir. Rajkowska, manzarayı insanların politik öznelliklerini aktardığı bir geçmiş suçlar alanı olarak değerlendirir. Ancak, Sumpfstadt işiyle odaklandığı bu alanı insan öncesi hâline döndürmek üzere, dirilişi temsil eden bir form, el değmemiş şekilde kalacak bir “imkânsız anıt” yaratmayı amaçlamıştır.

salt-ulus-sergiSALT Ulus hakkında

Güncel sanat, mimarlık, tasarım, tarih, ekonomi ve sosyal çalışmalar alanında çalışmalar yapan, kültür ve araştırma kurumu SALT’ın programları, İstanbul dışında Ankara’da, SALT Ulus’ta da izleyici ile buluşuyor. 2013’te açılan SALT Ulus, bünyesinde sergi ve üretim alanları bulundurmakla beraber, misafir sanatçı programı, atölye çalışmaları, film gösterimleri, eleştirel sergi turları, performans ve konuşmaları içeren kamu programları düzenleniyor.

SALT Ulus, Nisan 2013’teki açılışından bu yana, on beş sergiyi izleyici ile buluşturdu. Bu sergiler arasında Ankara odaklı Dinamo Mesken sergisi olduğu gibi, İstanbul’da ses getirmiş Vaadedilmiş Sergi, İngiltere’den Sevgilerle, Nerden geldik buraya da yer alıyor. SALT Ulus aynı zamanda, belli programlar için önde gelen kültür ve sanat kurumlarıyla işbirlikleri gerçekleştiriyor, ev sahiplikleri yapıyor. Erimtan Müzesi, İsveç Elçiliği, Documentarist, Uçan Süpürge SALT’ın ev sahipliği yaptığı ve işbirliği içerisinde çalıştığı kurum ve festivaller arasında yer alıyor.

SALT Ulus’taki tüm programlar herkese açık olduğu gibi, SALT Araştırma’dan seçili yayın ve kaynaklar da SALT Ulus’ta tüm kullanıcıların erişimine açık olarak bulunuyor. Programlar için detaylı bilgi: saltonline.org

 

Beşiktaş taraftarı yeni bir rekor kırmaya hazırlanıyor

Beşiktaş taraftarları 1 Kasım’da Vodafone Arena’da oynanacak Napoli maçında yeni bir rekor denemesine hazırlanıyor. İşitme engellilerin durumuna dikkat çekmek amacıyla 42 bin taraftar eşliğinde dünyanın en “sessiz” tezahüratını yapacak.

Daha önce 2013’te Gençler Birliği ile oynanan İnönü Stadı’na veda maçında 142 desibel ile ses rekoru kıran ve Guiness Rekorlar Kitabı’nda giren siyah-beyazlılar yeni bir rekora hazırlanıyor.

Taraftar grupları harekete geçti ve 1 Kasım’da oynanacak Napoli maçında işitme engelli taraftarların oluşturduğu koro öncülüğünde dünyanın en sessiz tezahüratı yapılacak. Bir ilk olarak kayıtlara geçecek bu anlamlı jestte, yaklaşık 42 bin taraftar bir an sessizliğe gömülerek bu koroya katılacak.

İşitme engelli koro ile birlikte dev taraftar topluluğu oluşan sessizlikte “Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin” tezahüratını işaret diliyle söyleyecek.

Kaynak: Hürriyet, Cumhuriyet 

Donald Trump hakkında 25 inanılmaz gerçek

Donald Trump hakkında gerçekten her şeyi bildiğiniz kanısında mısınız? Bir daha düşünün. Başkanlığa aday Trump hakkındaki 25 gerçek sizi şaşırtacak.

Trump’ın siyasi anlayışı kutuplaştırıcı olmakla beraber, Amerikan tarihindeki bütün başkan adaylarının en ilginçleri arasındadır. Kanalların reyting oranını yükselten, inançsızlığıyla gazetelere manşet olan, abartılı konuşma sanatıyla insanların ilgisini her defasında çekmeyi başaran Trump, bunların yanı sıra, eyleme döktükleri ve söyledikleriyle insanları şaşırtmaya devam etmektedir. Donald Trump hakkında, aşağıda listelenmiş olan 25 inanılmaz gerçek de sizleri şaşırtacak gerçekler arasındadırlar.

1.Trump içki içmez ama kendi votka markasını üretmiştir.

trupm-1Trump’ın para kazanmak için her şeyi yapabileceği ve yapabileceklerine, ilgilenmediği ürünleri üretmenin de dâhil olduğu apaçık ortadadır. Abisi alkol bağımlılığından öldüğünden ötürü alkolden uzak duruyor olmasına rağmen 2006 yılında “Trump Votka” ürününü piyasaya sürmüştür. Beklendiği gibi insanlar, katılınmayan şeylere dâhil olunmaması gerektiğini savunmuş; Trump Votka ürünü 2011’de iflas etmiştir.

2.Trump parmaklarının büyüklüğü konusunda aşırı hassastır.

trump-2Bundan birkaç yıl önce Vanity Fair dergisinde çalışmakta olan bir editör, Trump’a “kısa parmaklı görgüsüz kimse” adını takmıştır. Trump bu ifadeden öyle rahatsız olmuştur ki altın kağıda sarılı parmaklar eşliğinde ellerinin fotoğrafını derginin editörüne göndermiştir. Trump sürekli olarak bu resimleri göndermekle kalmamış; aynı zamanda da parmaklarının orantılı olduğunu kanıtlamak için el izlerini de göndermiştir.

3.Trump’ın kendi masa oyunu vardır. 

trump-3Trump’ın masa oyunu, başarıyla ilerlemesi üzerine, 1989’da Milton Bradley tarafından ortaya çıkarılmıştır. Trump, milyon dolarlık gayrimenkul imparatorluğu kurmak için babasından borç aldıktan sonra medyada bir ikon haline gelmiştir. Oyuncuların, Trump gibi, büyük bir şans eşliğinde yükselmeleri mümkündür; ama Trump’ın, oyun piyasaya sürüldükten sonraki yılda yaşadığı gibi, her şeylerini kaybetmeleri de mümkündür. Oyun Trump adına büyük bir çöküştür, fiyaskodur.

4. Trump altın bir ahududu ödülü kazanmıştır.

Trump, 1990 yılında “Hayaletler Beceremez ki” filmindeki rolü ile Altın Ahududu En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır. Filmde Trump’ın Bo Derek karakteriyle iş toplantısında olduğu bir sahne yer almaktadır. Bo Derek hariç herkese görünmez olan hayali kocası, toplantı süresinde karaktere yardım etmiştir. Eğer bu filmi duymadıysanız, filmin karakterlerinden birinin Altın Ahududu Ödülü almasının bir nedeni olduğunu bilin.

5. Donald Trump Başkan Obama’ya hayat boyu ücretsiz golf teklif etmiştir.

trump-4Trump’ın bu planın işe yarayacağını düşünmüş olması gerçekten ilginç. Milyarder Trump Obama’ya, golf derslerine ücretsiz katılım teklif etmiştir. Ama işin içinde bir bit yeniği vardır —bu bir tuzaktır: Obama, teklifi kabul etmesi halinde, başkanlıktan istifa etmek zorunda kalacaktır. Açıkçası ücretsiz golf Obama’nın başkanlığı bırakması için yeterince cezbedici değildir; dolayısıyla Obama özgür dünyanın lideri olarak kalmaya karar vermiştir.

6. Trump temizlik hastasıdır.

trump-5Jeb Bush, Donald Trump’ın tokalaşmayı sevmeyen bir temizlik hastası olduğunu sık sık söylemeyi kendisine bir görev edinmiştir. Trump’ın ellerini temiz tutmayı tercih ettiğini ve kamuya mâl olmuş biri olarak konumu gereği birçok kişiyle tokalaşmak zorunda kalmasından rahatsız olduğunu belirtmeden edemez. Bush bir yılda altmış beş bin kişiyle tokalaşmasının bekleneceğini dile getirmiş; bunu yapmayı reddetmesinin saygısızlık olarak görüleceğini, bu durumun ilerdeki başkanlığı için problem yaratabileceğini belirtmiştir.

7. Trump 1991’de milyon dolarlık borç batağında yüzüyordu.

trump-61991’de Donald Trump birçok bankadan milyonlarca lira borç almış ve bu borçlarını ödemek için bütün mallarını dağıtmak zorunda kalmıştır. American Express yatını almış, Citigroup’un bir hava yolunu ve birçok perakende ticaret işini almış, Bankers Mannathan’daki Grand Hyatt’ın kontrolünü ele geçirmiştir. Bankaların hiçbiri ekonomik durgunluğun ortasında mülkiyet edinmesine vesile olmamıştır. Paralarını geri almak adına tek yol budur.

8. Trump net servetinin duygularıyla değiştiğini söyler.

PGA Grand Slam of Golf Site Announcement at Trump LATrump, servetiyle ilgili söylenilen yalanlardan ötürü, bu konuda ona iftira atmış olan insanlara dava açmıştır. Çünkü Trump ne servetinin sürekli değiştiğini ne de birkaç yıldır borç batağına saplanmış olduğunu düşündüğünden dolayı, bunların saçma olduğu kanısına varmıştır. Bir dava süresince dayanıklı kalmış; sonrasında ise net servetinin sürekli dalgalandığını ve bu durumun, “kendisini nasıl hissettiği” de dâhil olmak üzere birçok faktöre dayanmakta olduğunu kabul etmiştir. Yine de markasının servetine dâhil edildiğini ve servetinin şu anki değerinin 7 milyon dolardan fazla olduğunu öne sürmüştür.

9. Trump birinci sınıftan beri hiç değişmemiş olduğunu iddia etmektedir.

trump-8Trump vermiş olduğu bir röportajda, birinci sınıftaki haliyle birebir aynı olduğunu iddia etmiştir. Huylarının ve kişiliğinin hiç değişmediğine inanmaktadır. Öğretmenlerine silgi atması ve doğum günü partilerinde pasta fırlatmasıyla bilinen birinci sınıftaki halinin göz önünde bulundurulması durumunda, bu epey ürkütücü. Trump öğretmenini, müzikle ilgili hiçbir şey bilmediğini iddia etmesi üzerine, lekelemekten geri kalmamıştır. Trump’ın bu davranışını, “son derece normal” kelimeleri eşliğinde nitelendirmek mümkündür; çünkü her daim çabuk öfkelenmiş, destekçilerinin başvurmakta olduğu şiddeti her daim savunmuştur.

10. Adalet bakanlığı Trump’ın şirketlerini dava etmiştir.

trump-9Trump’ın yönetimi altında olan emlak şirketinin, evleri belirli ırklardan insanlara kiralamıyor olduğundan ötürü, ayrımcılıkla suçlandığı iddia edilmiştir. Halen şirkette çalışmakta olanlar veya geçmişte çalışmış olanlar; başvuran kişilerin ırkını belirtmek ve başvuru yapan tüm siyahilerin cesaretlerinin kırıldığını söylemek adına, mahkemeye gitme kararı almışlardır. Trump daha sonra davayı yatıştırmaya karar vermiştir.

11. Trump 2000’de reformist partisi başkanlığı için adaylığını koymuştur.

Trump 2000 yılında Reformist Parti’nin bir üyesi olarak, partiye başkanlık teklifini sunmuştur. Bu konuda, başkan yardımcısı olmayı düşünen Jesse Ventura’nın  desteğini de almıştır. Trump yarıştan çıkmış; fakat yine de  California ve Michigan ön seçimlerini kazanmıştır. Seçimlerin  ilk aşamasında elde etmiş olduğu başarı, farklı bir teklifle ilerlemesi  konusunda onun için yeterli olmuştur.

12. Aspen’de Ivana Zelnickova ve Marla Maples arasında bir kavgaya sebep olmuştur.

trump-10Donald Trump, Ivana ile evlendiği dönemde, Marla Maples ile yasak bir ilişki yaşamaktadır. Ivana Aspen’de Donald ile tatildeyken ilişkiyi ortaya çıkarmış; Marla ile yüzleşmeye karar vermiştir. Her ikisi de restorandayken, insanların içinde Marla ile yüzleşmiştir. Marla, Donald’ın karşılaştığı en iyi kadın olduğuyla övündüğü için, iş için harika olduğunu söylemiştir. Fakat Ivana ve Donald çifti yakın zamanda boşandıklarından ötürü bu iş, evlilikleri açısından kötü olmuştur.

13. Trump yalnızca kendisine kalan mirasla da zengin olabilirdi.

Trump’ın  babasından kalan miras öylesine yüklü bir miktardı ki, mirası indexli yatırım fonuna yatırması ya da biriktirmesi halinde de aynı servete sahip olabilirdi. Birçok insan için bu aslında, Trump’ın para konusunda, söylediği kadar iyi olmadığının bir göstergesiydi.  Çünkü mevcut mirasın göz önünde bulundurulması halinde Trump’ın birçok işinin net serveti, şu anki halinden çok daha fazlası olmalıydı.

14. Raporlar Trump’ın parasını sayarken siyahi insanları istemediğini söylediğini belirtirler. 

trump-11John O’Donnell “Trumped” adında bir kitap yazmıştır. Kitapta Trump’ın Plaza Hotel’de başkanlık dönemi sona erdikten sonra, Trump Castle’de ve Trump Plaza’da parasını sayan siyahi muhasebecileri şikâyet etmeye devam ettiğini ifade etmiştir. Trump’ın parasını saymasını istediği kişilerin her gün sinagog şapkası takan kısa boylu kişiler olduklarını da belirtmiştir. Trump daha sonra O’Donnell’in iddialarının doğru olduğunu kabul etmiştir. Cumhuriyetçi adaylığını açıkladığından beri sayısız ırkçı ifadeler kullanan birisi için bu durum hiç şaşırtıcı değil.

15. Trump kendi programında çıktığı bölüm başına 375 bin dolar almıştır.

trump-12Çırak, kısa süreliğine, oldukça popüler bir televizyon programı halini almıştır. Trump’ın görünür olmasına yardım etmiş; markasını ve ürününü yaygınlaştırmasına vesile olmuştur. Ayrıca Trump’a yeni ilişkiler kurması konusunda ön ayak olmuş; ona reklamcılık girişimi fırsatı vermiştir. Trump için çok iyi bir maaş çeki niteliği taşımıştır. Bir sezonda 15 bölümden oluşan bu program sayesinde bir yılda toplam 5,6 milyon dolar kazanmıştır.

16.Trump kötü davranışları yüzünden askeri okula gönderilmiştir.

Trump’ın birinci sınıftan; yani askeri okula gönderildiği 10’lu yaşlarından beri değişime uğramamış olduğunu gözlemlemek mümkündür. Trump’ı düzelmesi umuduyla New York Askeri Akademisi’ne göndermeyi düşünen ailesi, onu büyük sıkıntıya sokmuştur. Eğer bu Trump’ın düzelmiş haliyse, önceki halini bilmek istiyor olduğumuzdan emin olmadığımı belirtmek durumundayım. Trump, Vietnam Savaşı’ndan kaçmak için 4 kere askerliğini tecil ettirdiği için asla askeri yeteneklerini kullanmayı öğrenememiştir.

17.Trump hiç ATM kullanmadığını söyler. trump-13

Late Night With Conan O’Brien adlı programda Conan O’Brien ile gerçekleştirmiş olduğu röportajda Trump, hiç ATM kullanmadığını söylemiştir. Trump böyle söyleyene dek, bunun övünülecek bir şey olduğunu bilmiyorduk. Trump zengin bir çevrede yetiştiği için ve çevresinde muhtemelen onun için ATM’ye gidecek birileri olduğu için bu doğru olabilir. Trump muhtemelen cüzdan veya kredi kartı bile taşımaz. Çünkü çevresi, bu önemsiz işi onun için yapabilecek insanlarla doludur.

18. Trump WWE şeref kürsüsü ünvanını almıştır. 

trump-14Trump New Jersey eyaletinin Atlantic City kentinde Trump Plaza’da birçok WWE etkinliğine ev sahipliği yapmış ve sıklıkla ön sıralardaki yerini almıştır. Trump WWE’nin sahibi Vince McMahon’u gölgede bırakmak için çatıdan on binlerce dolar düşürdüğü zaman, WWE ününe kavuşmuştur. Bu ilginç mücadelede Trump McMahon’ın kafasını tıraş etme hakkı kazanmış ve reklama vermiş olduğu katkılardan dolayı Şeref Kürsüsü’nde yer almıştır.

19.Trump Tower kısmen, saati 4 dolara çalışan kaçak göçmenler tarafından inşa edilmiştir.

trump-15Donald  Trump’ın, Trump Tower’ı inşa etmesi adına sözleşme imzaladığı şirket, ülkede kaçak olan 200 adet Polonyalı işçi kiralamıştır. İşçiler saat başına 4-5 dolar almış, on iki saat boyunca çalışmak zorunda bırakılmışlardır. İşçiler belge sahibi olmadıklarından ötürü işverenler, iş hukukuna uymak zorunda değillerdir ve bu yüzden bu iş yanlarına kar kalmaktadır. Trump kaçak işçilerle ilgili bütün bildiklerini inkar etmiştir. Fakat onlar alacakları parayı istediklerinde onları sınırdışı etmekle tehdit etmekten geri kalmamıştır.

20.Trump babasını maymun olarak gördüğü için Bill Maher’e dava açmıştır. 

trump-16Hâlâ anlayamamış olduğumuz tuhaf kavgada Bill Maher, talk şovda Donald’ın bir maymunun oğlu olduğunu söylemiştir. Trump’a, babasının gerçekten bir insan olduğunu kanıtlaması ricasında bulunmuş; 5 milyon dolar ödül teklif etmiştir. Trump nüfus cüzdanını-doğum belgesini göstermiş ve 5 milyon doları ödemeyi reddettiğinde Maher’e dava açmıştır. Nihayetinde dava düşmüştür.

21.Trump’a İskoçya Üniversitesi’nden Onursal Derece verilmiş fakat sonrasında iptal edilmiştir.

İskoçya Üniversitesi Donald Trump’a, bir girişimci ve iş insanı olarak elde ettiği başarılardan dolayı onursal derece vermiştir. 2015’te üniversite, Trump’ın artık üniversitenin dünya görüşünü ve değerlerini yansıtmıyor olduğu gerekçesiyle, derecesini geri almakta karar kılmıştır. Böylelikle Donald Trump, İskoçya’daki resmi iş temsilciliği statüsünü kaybetmiştir. İskoçya’nın kararını anlıyoruz. Çünkü biz Donald Trump’ın varlığını iptal etmek isteyenlerdeniz.

22. Trump’ın Hollywood bulvarı bulvarı üzerindeki bir yıldızda adı yazmaktadır.

trump-17Geçen yılın haberlerinde konusu sıklıkla geçmiş olduğundan ötürü, Trump’ın ününün lekelenmiş olduğu gerçeğine tanık olmuş olabilirsiniz. Trump şöhretini, televizyon programının popüleritesine ve Çırak filmine borçludur. Trump, şovuyla eğlence sanayisine vermiş olduğu katkıdan dolayı 2327. yıldıza layık görülmüştür. Trump şov yapmanın eğlenceli bir deneyim olduğunu ve şova çıkan her kadının onunla flört ettiğini söylemiştir. Trump bunu kesinlikle yakışıklılığına ve “patron” sıfatından uzak oluşuna borçludur.

23. İngiliz parlamentosu Trump’ın ülkeye girmesine izin verilip verilmeyeceğini gerçekten tartışmıştır.

İngiliz Parlamentosu Trump’ın ülkeye girmesine izin verilip verilmeyeceğini tartışmak için toplanmıştır. Tartışma; Trump’ın kötü sözleri, ahlaksız ve saygısız davranışlarından dolayı girişini engellemek adına iki yüz elli bin Britanyalı tarafından toplanan imzalara cevap niteliğinde ortaya çıkmıştır. İmzalar, konunun İngiltere Parlamentosu tarafından tartışmaya sunulması adına, yeterli sayıdaydılar. Parlamento bütün zamanını hakaretler savurmak ve ırkçı söylemleri kınamakla geçirdi.

24. Trump siyahi biri olarak yeniden doğmak ister. 

Trump iyi eğitimli siyahi bir adamın iş piyasasında beyaz bir adamdan daha avantajlı olduğunu söylemiştir. Ayrıca yeniden başlama şansı olması halinde iyi eğitimli siyahi biri olmayı tercih edeceğini de ifade etmiştir. Çünkü Trump gerçekten siyahilerin bir avantajı olduğuna inanır. Amerika siyahi bir başbakan seçtiği için ırkçılığın etkisinin kaybolduğuna inanmaktadır. Sürekli olarak ırkçı sözler sarf eden ve siyahi muhasebecilerin (gerçekten iyi eğitimli) parasını saymasına dahi izin vermeyen birisinden bunları duymak gerçekten ilginç.

25.Trump pizzayı çatal ve bıçakla yer.

Böyle bir duruma sıklıkla şahit olmadığız; denk gelmemiz halinde garipsediğimiz gerçeği yadsınamaz. Trump parmaklarının yağlanmasını istemediğini söylemektedir ve elleri konusunda gerçekten hassastır. Kırıntıları yemediği için pizzayı kesip yemenin oldukça kolay olduğunu söyler.

Trump’ın bugün bildiğimiz Trump haline gelmesinde etkili olan hayatının farklı bölümlerine göz attık. Kendisini ilk düzenleyici ve diğer ülkelerin sevmediği olarak tanımlayan şaibeli bir başkan adayı. Görünenden daha fazla yeteneği var. Örneğin herkese, kadınların onu ne kadar çok sevdiğini söyleme takıntısı vardır; parmaklarının boyutu konusunda endişelidir ve siyahi insanlara güvenmez; ama onlardan biri olmak ister. Kısacası biz onun hem sürprizlerle dolu hem de Amerika’nın başına gelebilecek en kötü şey olduğunu, rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kaynak: True Activist

Ekim ayının ilk yarısında gerçekleşen hayvan hakları mücadelesi haberleri

Hayvan özgürlükçüleri Ekim ayının ilk yarısında hayvan hakları mücadelesi kapsamında bazı eylemler yaptı. Onların eylemleri sayesinde şimdi bazı hayvanlar özgürlüğüne kavuştu.

6 Ekim, İngiltere: Kafeslerde tutsak edilen 25 Tavuk öldürülmekten kurtarıldı ve özgürlüğüne kavuşturuldu. Eylemi A.L.F.* Doğu Yakası hücresi üstlendi.

8 Ekim, İngiltere: Kafeslerde tutsak tutulan ve öldürülerek bedenleri yenilmek istenen 50 tavuk kurtarıldı ve yaşayacakları evlere nakledildiler. İngiltere’nin güneyinde yapılan bu eylemi gene A.L.F. üstlendi. Mesajları açık: Tüm canlılar özgür olana kadar: A.L.F. !

9 Ekim, Şili: A.L.F. ve E.L.F.**’in ortak düzenlediği eylemlerde bir kasabın kapı kilitleri sabote edilerek açılamayacak hale getirildi ve duvarlarına sloganlar yazıldı. Ayrıca bir mezbahanın duvarlarına deney ve hayvan yeme karşıtı yazılamalar yapıldı.

9 Ekim, İtalya: Sabahın erken saatlerinde avcı katillere ait 7 araca sabotaj düzenlendi. Lastikler patlatıldı, karoserlerine (aracın taşıyıcı iskeleti) asit uygulandı. Bu sayede araçların yavaşça çökerek kullanılmaz hale gelmesi bekleniyor. Bu, bu ay avcılara yönelik 3. eylem oldu.

10 Ekim, Arjantin: Binicilik kursuna sabotaj; atları doğduğu andan itibaren insanlara köleleştirip hayatlarını elinden alan binicilik kulübüne bir saldırı düzenlendi, at taşımak için kullanılan römorklar yakıldı ve camlar kırıldı.

11 Ekim, France: Ormanda bulunan av kuleleri veganlar tarafından yok edildi.

13 Ekim, İngiltere: Porsuk avcılarına karşı mücadele eden bir grubun da yardımı ile 100 tavuk kafeslerden kurtarıldı ve hayatlarının geri kalanını güvende geçirecekleri yerlere taşındılar.

15 Ekim, İngiltere:  İnsanlar tarafından tutsak edilen ve öldürülmek istenen 56 hindi kurtarıldı ve özgürlüğüne kavuşturuldu. Bu eylem İsveç devleti tarafından tutuklanan hayvan kurtuluşu eylemcilerine ithaf edildi.,

16 Ekim, ABD: Mobil hayvan kesim aracı yok edildi. Araca hızlı çürümeyi sağlayan kimyasallar atıldı.

*A.L.F. : Animal Liberation Front : Hayvan Kurtuluş Cephesi. (vegan, hayvan ve doğa özgürlükçüsü örgüt, şu an İngiltere, İsveç ve ABD hapishanelerinde yüzlerce militanı bulunmakta)

**E.L.F. : Earth Liberation Front: Yeryüzü Kurtuluşu Cephesi (doğanın talanını önlemek için eylemler yapan örgüt, ALF ve ELF genelde bir bütün gibidir.)

Birlikteliğe çağrı hikâyesi: Color of Reality – Gerçeğin Rengi

“İnsanlar pek çok şeyi öğrenmişler. Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi. Fakat çok basit bir şeyi, kardeş gibi yaşamayı öğrenememişler.”
Martin Luther King

Yeni bir sabaha uyandığımız her gün aslında dünyanın bambaşka yerlerinde masum insanların ayrımcılığa, ölüme, şiddete gözünü açtığı başka bir gün. İşte herkesin günü aydın başlayabilsin diye, herkes farkında olsun diye Jon Boogz bir hikâye anlatmaya karar veriyor. İzleyeceğiniz kısa film 3 boyutlu dünyamızı 2 boyuta yansıtmayı başarmış inanılmaz sanatıyla Alexa Meade, performanslarıyla bizi gerçeğin dünyasına katan Jon Boogz ve Lil Buck işbirliğinde her türlü ayrımcılığa başkaldırı mahiyetinde.

Birlikteliğe çağrı hikâyesi: Color of Reality - Gerçeğin RengiColor of Reality isimli kısa film özellikle son zamanlarda basında daha çok yer bulan siyahilere karşı polis şiddeti ekseninde tüm ayrımcılıklara, şiddete ve ölümlere dur demek adına anlatılan bir hikâye. Color of Reality bu mesajı iletirken sanatı ve performansı birleştiriyor.

Filmde gördüğümüz performans dansın çok daha ötesinde. Boogz ve Buck cephesinde performansları seslerini duyurmak için; sosyal, ekonomik ve coğrafi sınırların kırılması için güçlü bir aygıt. Sanatın herkes için olduğunu üstüne basa basa belirten ikili Alexa Meade’nin fırça darbeleriyle adeta sanat eserinin kendisine dönüşüyor. Meade kanvas olarak ikilinin bedenlerini ve tüm odayı kullanmayı tercih ederken yarattığı ortamla aslında kendi yarattığımız alanlarda ne denli kusursuz ve güvende hissettiğimizi, alanlarımızdan dışarı adım attığımız an ne denli yabancı ve savunmasız kaldığımızı gözler önüne seriyor.

Sokaklar herkes için, sanat herkes için, kaygı duymaksızın yaşamak herkes için; fakat ne yazık ki şiddet ve ölüm de her birimiz için bir köşede bekliyor. Yeryüzünde bir salgın gibi devam eden ayrımcılık, kendinden olmayana duyulan nefret her gün başka bir hayat karartıyor. Belki de durmadan kendimize hatırlatmamız gereken yegane şey hiçbir fark gözetmeksizin, yargılamadan, ayrıştırmadan birlikte yaşayabilmenin ne denli önemli olduğu. İster Color of Reality’nin geçtiği Los Angles sokaklarında ister dünyanın bambaşka sokaklarında bazılarımızın hayatı her daim ipin ucunda.

Kaynak: Alexa Meade Art

Sahra-yı Kebir’i nasıl geçtim?: Firari Sami Çölgeçen’in hikâyesi

Gitmek… Bir nevi firar etmek ve her şeyi geride bırakıp bambaşka tertemiz, sakin bir hayata kavuşma hayali öylesine çokça geliyor ki şu zamanlarda aklımıza… Kanıksadığım bir Orhan Veli şiirinde ise şöyle hislere tercüman oluyor üstat;

“Hiç aklına gelmedi mi?
Sabah sabah gideceğim
Önce kamyon, sonra tren
Susurluk yolundan
Ve bakışım akşam vakti ağlamaklı
İki yandan akan ağaçlara…”

Bazı gidişler insanın elindedir; fakat şunu unutmamalı ki her gidiş aslında yeni bir maceradır. İşte kitapta gün gün kaçışını ve firarını kaleme alan Sami Çölgeçen de eşine pek rastlanılmayacak şekilde sürgününden kaçışını anlatıyor bu büyük eserinde.

Sami Çölgeçen’in Sahra-yı Kebir’i Nasıl Geçtim’i yılın en ilginç kitaplarından biri. 1897 ve 1902’de iki kez idama çarptırılarak sürgüne gönderilen yazar sekiz yıl sürgün hayatı yaşadığı Fizan’dan kaçarak Sahra-yı Kebir’i aşarak özgürlüğüne kavuşma mücadelesini ve anılarını anlatıyor bu kitapta. Fizan’dan başlayıp Liverpool’da sona eren bu kaçışın öyküsünü bizzat Sami Çölgeçen’in dilinden okuyoruz Sahra-yı Kebir’i Nasıl Geçtim’de. Özetle, 20. yüzyıl başında cereyan etmiş, film gibi bir hadiseler zincirine tanıklık ediyoruz kitabı okurken.

Sami Çölgeçen’e gelince…

Kendisi Harbiye mezunudur. Mezun olduktan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Üyeliği, Trablusşam, İskenderun ve Hayfa Limanları Başkanlıkları ardından Bahriye Nezareti Yaverliği, Fizan, Necid Sancağı Mutasarrıflığı, Taiz, Kerkük, Kerbela Mutasarrıflıkları, Horasan, Rumiye, Bağdat Başkonsoloslukları, Osmanlı Meclisi Mebusan III. Dönem Bağdat, Kerbela Mebusluğu, TBMM III.Dönem Ankara, V. Dönem Çankırı Milletvekilliği yapmıştır. Bu şaşalı hayatında ise çoğu zaman yönetime ve saltanata kafa tutmuş, başı çokça dertlere girmiştir.

Seneleri ve neredeyse bütün gençlik yılları Sultan Hamid’in idaresinin aleyhinde konuşmakla ve davranmakla geçti. Yıllarca hafiyelerle pençeleşti. Kendi dilinden ise şu şekilde anlatıyor Sami Çölgeçen bu durumları; “Evet Sultan Hamid, Makyavel’e Şeytanlıkta rahmet okutacak desise icat ediyor; gençliği boğmak istiyordu. Eline düşenleri denize atıyor, zindanlarda mahvediyor; zincirler vuruyor, memleketin her tarafını sürgünler ile dolduruyordu. İşte ben bile, iki defa idama mahkûm edilmiş idim. Üç yüz yedi senesinden beri, bu ana kadarki tam on yedi sene onun idare-i müstebit idaresi ile uğraştım. Senelerce hapishanelerde, sürgünlerde kaldım. Birçok arkadaşlarım elan menfalarda bulunuyor. Birçok arkadaşlarım gözümün önünde, hürriyet için sevine sevine Terk-i hayat ettiler. Ve Sultan Hamid idaresinin yaptığı bütün mezalimi anlatıyorum şaşırıyorlar.

sami-colgecen-2Ünlü halkbilimci Hamit Zübeyir Koşay’ın ifadesiyle; “Mekteb-i bahriyede talebeliği zamanından beri hürriyet için çalışmış, iki defa idama mahkûm edilmiş, bir sürgünden öbür sürgüne gönderilmiş bir zabit“; “Meşrutiyet’i müteakip devletin mühim idare vazifelerinde bulunmuş bir memur”; “Afrika’daki Büyük Çöl’ü (Sahra-yı Kebir’i), o zamana kadar kimsenin geçmediği bir yoldan geçerek ismini coğrafya tarihine geçirmiş bir Türk seyyahı” ve “Türk sanat eserlerini korumayı vazife edinen bir müzeci ve koleksiyoncu” olan Sami Çölgeçen;

1897 ve 1902 yıllarında iki kez idama çarptırılarak sürgüne gönderildiği ve toplam sekiz yıl sürgün hayatı yaşadığı Fizan’dan kaçarak, Sahra’yı Kebir’i boydan boya aşmak suretiyle hürriyete kavuşmuştu.

15-16 Şubat 1908 gecesi, Fizan’ın merkezi Murzuk’ta geceleyin sinsice ve herkes uykudayken başlayan bu firar; “açlık, vahşi hayvanlar tarafından parçalanma, eşkıya baskını ve eşkıyalarla çatışma gibi tehlikelerle dolu; susuzluktan ölme derecelerine gelip develerinin işkembelerini sıkıp suyunu ve kendilerinin idrarlarını içmeye kadar dayanır. Öyle ki kitabın bir bölümünde firarda yer alan üç yaşındaki oğlu Yadigâr’ın elinde testi ile ‘Ne olur haydi işeyin de içeyim çok susadım’ diye kafile arasında dolaştığını kaleme almıştır. Kafilelerinde susuzluktan halüsinasyon görenlerin ve haliyle çıldıranların ve eşkıyalarla çatışmada arkadaşlarından ölenlerin olduğu; pek çok garibelerle karşılaştıkları” beş buçuk aylık bir çöl ve nehir yolculuğunun ardından, altıncı ayın sonunda İngiltere’nin Liverpool kentinde sona ermişti.

İşte bu kitap, filmlere konu olabilecek bu maceralı kaçışın Sami Bey’in ağzından hikâyesidir.

Sami Çölgeçen’in üç yaşında aylarca çöl sıcağına ve türlü badirelere dayanan oğlu Yadigâr’a yazdığı bir mektupta ise şöyle bahsediyor:

Oğlum Yadigâr,

Seni menfamdan kaçırdığım vakit, sen üç yaşında idin. Bilemem o yolculuğu tamamen hatırlıyor musun? Notlarımı okuduğun vakit görecek ve anlayacaksın. Susuz kaldık, sidik içtik, birbirini yiyen insanlar gördük, soğuktan donduk, sıcaktan bayıldık ölümle pençeleştik. Tabiatla olan bu mücadelede yerliler arasında dahi deli olanlar oldu. Ama sen üç yaşında olduğun halde bütün bu cehennem azabına tahammül ettin, katlandın ve yaşadın. Gözlerinden öper, kuvvet ve kudretle yardımının insanlığa dokunmasını dilerim oğlum.”

27 Mayıs 1927
Baban
M. Sami

Kadıköy Belediyesi Bisiklet Mutfağı’nda bir diyetisyen: Kevser Başkara

Kadıköy Belediyesi Bisiklet Birimi’nin davetiyle 19 Ekim Çarşamba Günü 20.30’da Tasarım Atölyesi Kadıköy’de “Bisiklet Mutfağı: Bisiklet ve Beslenme sunumu yapacağım.

Bisikleti hayatında çok aktif kullanan bir diyetisyen olarak yapacağım “Bisiklet ve Beslenme” sunumuyla profesyonel ve amatör bisiklet sporcularının nasıl beslenmesi gerektiğini anlatacağım.

Sunumda bisikletin şimdiye kadar yaptığım spor, farkındalık, ulaşım, iklim ile ilgili çalışmalarda ve hayatımda nasıl bir yeri olduğundan da bahsedeceğim.

Bisiklete gönül verenler; amatör veya profesyonel bisiklet sporcuları, diğer branşlardan sporcular ve isteyen herkes etkinliğe davetlidir.

bisklet-mutfagiSunum sonrası sürprizlerimiz var. Kaçırmayın derim.

Not: Etkinlik ücretsizdir.

İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayet hikâyesi: Kırmızı Pazartesi

0

Latin Amerikan edebiyatının usta yazarlarından biri olan Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi ismiyle çevrilen, gerçek bir hikâyeye dayanan kitabı öyle bir tema işliyor ki okurken gözlerinizin önündeki benzerlikle, yaşattığı o tanıdık hayret hissiyle derinden etkilenmemeniz mümkün değil.

Kitap ülkemizde “İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayet” alt başlığıyla yayınlandı. Kitabın asıl isminin kaynak alındığı bu cümle öyküdeki en vurucu duruma bir gönderme niteliğinde aslında.

Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için, saat sabah 05.30’da kalkmıştı” diye başlıyor kitap. Kimin ne zaman öldürüleceğini daha en başından, ilk cümleden öğreniyorsunuz. Buna rağmen okumaya devam ediyorsunuz çünkü Santiago’dan başka “herkesin bildiği” bu cinayetin nasıl işleneceğini merak ediyor, sayfalar ilerledikçe insanların kayıtsızlıklarına hayret ediyorsunuz.

Kırmızı Pazartesi bir namus cinayetini konu alıyor. Vicario kardeşler, kız kardeşlerinin bekaretini aldığını var saydıkları Santiago’yu öldürüp onurlarını temizlemeyi amaçlıyorlar. Evlenmeden önce cinsel ilişki yaşayan kadın onuruna leke sürmüş olarak görülüyor ve eğer bir kadın bu şekilde onurunu lekelerse erkek akrabaları bu konuda bir şey yapmak zorundalar. Bu onlar için çok büyük bir sorumluluk, mutlaka ailelerine sürülen bu onur lekesini temizlemeliler. Bu yüzden erkek kardeşlerden erkek olmaları ve gerekeni yapmaları bekleniyor herkes tarafından. Garip değil mi? Taaa Güney Amerika’da, Kolombiya’da da oluyormuş böyle şeyler.

Kitabı okurken şaşırıyorsunuz, nedir bu kadar, birinin canına kıyacak kadar önemli olan şey diye ama yaşadığımız ülkede, belki de yaşadığımız şehirde, hâlâ, belki şu anda birileri birilerini sırf bu saçma neden yüzünden katlediyor.

Bunlar bildiğimiz, tanık olduğumuz gerçekler bizim. Hayretle okuduğumuz şeyler aslında çevremizde yaşanılan olaylar. İşte bu yüzden Kırmızı Pazartesi’yi okurken olanları çok yadırgamıyorsunuz aslında. Sonra bunu fark edince durumun ne kadar vahim olduğunu da anlıyorsunuz aynı zamanda. Bunu yadırgıyor olmanız gerekiyor çünkü, bu normal bir şey değil.

Yine de namus cinayetlerine yabancı olmadığımız için kitap etkileyiciliğini ikiye katlıyor ülkemizdeki okuyucular gözünde. Bu olayların gerçekten yaşandığını sadece birkaç yerden duymuş insanlar için pek bir şey ifade etmeyebilir bu kitap, bunu bir kurgu olarak düşünüp çok da derinden etkilenmezler. Fakat biz anlatılanları anlıyor, yaşadığımız yerde olup bitenlerle benzerlik kurup hikâyeye daha yakın hissediyoruz kendimizi. Empati kurabiliyor ve eğer böyle bir facia bizim şehrimizde, kasabamızda, mahallemizde olsa kaç kişi buna tepki gösterir, kaçı kapılarını kapatıp perdelerini çekier ve yokmuş gibi davranır sorgulayabiliyoruz.

Bu sebepten dolayıdır ki Kırmızı Pazartesi, ülkemizde daha bir kırmızı, kıpkırmızı…

“Kısa film çekmek istiyorum” diyorsanız 48 Saat Film Projesi tam size göre

0

Dünyanın en büyük zaman kısıtlamalı kısa film yarışması 48 Saat Film Projesi önceki senelerde de olduğu gibi 2016 Kasım’ında da İstanbul’da gerçekleştirilecek. Bu demek oluyor ki 11 Kasım Cuma günü saat 19.00 ile 13 Kasım Pazar günü saat 19.00 arasındaki 48 saatlik zaman diliminde amatör profesyonel fark etmeden isteyen herkes kısa film çekecek.

17 Kasım’da yapılacak olan galada jüri tarafından birinci seçilen filmin ekibi Seattle’da gerçekleşecek olan ve bütün 48 saat birincilerinin buluştuğu Filmapalooza‘ya iki uçak bileti kazanacak. Filmapalooza’da dünyada çekilen bütün 48 Saat Film Projesi filmleri arasından seçilen en iyi on film ise 2017 Cannes Film Festivali‘nde Kısa Film Köşesi’nde gösterilecek.

48 Saat bir film için oldukça kısa, her şey bu süreye mi dahil?

Herhalde en önemli kural, filmin tüm yaratıcı sürecinin yani senaryo, provalar, kostüm ve set düzeni, filmin çekimi, montaj gibi her türlü unsurun bu resmi süre içinde gerçekleşmesi gerektiği.

Resmi zaman diliminden önce; film ekibinin organize edilmesi, filmde rol alacak kişilerin belirlenmesi, filmde kullanılacak ekipmanın hazırlanması ve filmin çekileceği mekânların belirlenmesi/izinlerin alınması gibi çalışmaları yapabiliyorsunuz.

Her ekip 48 Saat Film Ekibi tarafından belirtilmiş bazı zorunlu karakter, aksesuar veya repliği kullanmak durumunda, bir de filmde rol alanlar ve tüm film ekibi gönüllülerden oluşmalı.

48-saat-film13 Kasım teslim günü

48 Hours Film Project dünyadaki farklı şehirlerde farklı hafta sonlarında gerçekleşecek ancak katılan ekibin filmini tüm kriterlere uygun biçimde 13 Kasım Pazar günü 19.30’a kadar önceden belirtilmiş mekânda teslim etmesi gerekiyor.

Siz de ister profesyonel ister amatör olun, böyle bir deneyim yaşamak istiyorsanız başvurmalısınız. Detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilir veya [email protected] adresine e-mail atarak sorularınızı sorabilirsiniz.