Ana Sayfa Blog Sayfa 388

Okuyucularımızdan gelenler: Adam mı madam mı?

Sevgili okuyucular,

Bilmem biliyor musunuz, artık, siz okuyucularımızdan gelen ırkçı, cinsiyetçi ve türcü olmayan, özgün yazıları da yayınlıyoruz. Gün geçmiyor ki canım cumhurbaşkanımız kadınları aşağılamasın, erk zihniyetini sözlerine entegre etmesin. Bir okuyucumuz da bu hadsizliğe bir yorum getirmiş, dayanışmaya çağrı yapmış.

“Toplumun dayattığı cinsiyet kimliğini yüceltmek, erkek egemen sınıfını oluşturmak, Cumhurbaşkanı gibi faşizan biri için hiç absürt kaçacak bir üslup değil. Cinsiyet kimliğini ve homofobik üslubunu bizlerin üzerinde salyalar akıtarak ahenkle bahsediyor olması da cabası…

Biz LGBTIQ , kadınlar ve gençler olarak bu cinsiyetçi devlet ağzını kınıyoruz. Bu testesteron seviyesi sapık, pedofili sistem hukukuna karşı ses çıkarmalıyız. Alın tüm cinsiyet kimliği belası sizin olsun biz kimliksiz yaşamaya hazırız.

Kısa periyotlarla ülkenin cumhurbaşkanı, kadınları hedef tahtasına oturtmayı başarıyor. Kadın cinayetleri görmezden gelinirken, tecavüzcüler ceza indirimleri alırken, öğrenci yurdundan kaçırılan kadınlar için arkadaşları mücadele etmediği takdirde, kaçıran kişi serbest bırakılırken her şeyin sorumlusu yine kadın olarak kabul ediliyor. Peki ya ölüm? Düşman olarak kabul ettiği, aşağılayarak üstünlük sağlamaya çalıştığı düşmana ‘Kadın gibi ölmek’ imasında bulunuyor. Kendi meşrebince aşağılıyor.

adam-mi-madam-mi

Kadına reva görülenler ortada! Tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor: AKP döneminde kadın cinayetleri yüzde 1400 arttı! Her yıl yüzlerce kadın katlediliyor! Katiller ise gücünü devletten alıyor. Kadına yönelik şiddette devletin en üst kademesinden başlayan bir suç ortaklığı apaçık ortada: Cumhurbaşkanı ölümde bile kadını aşağılamayı başarırken, yanında eşi buna gülerken sokakta kadınların karşılaştığı her şiddetin sorumlusu saray zihniyetidir! AKP ve Saray tam olarak bu zihniyeti topluma öğretiyor kadınlara ölümünüz bile değersiz mesajı vermekten çekinmiyor. Gittikçe artan baskılar altında bulunduğumuz her alanda mücadele etmemiz ve örgütlenmemiz gerekiyor. Kadına karşı düşmanca tavırlar, kadın çalışanların yaşadığı baskı ve mobbingler, taciz, tecavüz, kadın öğrencilerin aşağılanması… Tüm haklarımız ve kazanımlarımız için emekçi kadınların mücadelesini yükseltmemiz gerekiyor.”

Hazırlayan: İbrahim Halil ÖLMEZ

Eh ne diyelim, okurumuz yerden göğe haklı.

Siz de bizimle güzelim fikirlerinizi, deneyimlerinizi, anılarınızı, gündeme dair eleştirilerinizi, kısaca paylaşmaya dair neyiniz varsa paylaşabilirsiniz. Paylaşarak çoğalacağız.

Dayanışmayla!

Sütyeni at, bedenini rahatlat: Memelere özgürlük

Kadınlar için vücut güzelliği çok önemli, aslında insanlar için bu güzellik çok önemli. Tabii “Güzelliğin ölçütü neye göre ya da nasıl değişiyor?” diye sorarsanız çeşit çeşit cevap alırsınız. Kişiden kişiye göre değişen güzellik kavramını yaratan insan değil, insanın yetiştiği ortamda zihnen beslendiği erk ve sermayenin harmanıdır. Bu kadınlar için de aynı şekildedir. Kadın dediğin dolgun, dik göğüslü, çıkık kalçalı vesaire olur diyen bir erk tasviri vardır. Güzel kadını betimleyen erk ve onun yarattığı estetik algı kadınların bedenlerini korselerle sıkış sıkış bir hale sokar, bazen de ileri safhada estetiğe sürükler. Birey estetik kaygısı güdebilir, ancak bu kaygıyı yaratan, tamamen sermaye, sistem ve bunların bütünü olan erk ortaklığıdır.

Estetik kaygısı ve çevrenin, “Acaba nasıl bakar? Ne düşünür?” gibi kaygılarını güden kadınlar, memelerini cendereye sokan buluşu, yani sütyeni kullanırlar. Sütyen, memeleri dik ve dolgun gösterir, toplumca ayıp olan meme ucunun, kıyafetten belli olmasını engeller. Ayıp örten bu sermaye araçları, kadın bedenini hastalık serüvenine sürükler. Erk, kadını kendi şekillendirdiği güzellik kavramı üzerinden hastalıkla buluşturur.

Sütyeni at, bedenini rahatlat: Memelere özgürlük

Sütyen takmak

ABD’de yapılan araştırmalar neticesinde, meme kanseri görülen kadınların büyük bir çoğunluğu sütyen takıyor. Araştırmaya alınan 168 sütyen takmayan kadından, sadece biri meme kanserine yakalanmış. Sütyen takmak, memedeki sıcaklığı arttırır ve bu da prolaktin isimli hormonun sürekli salgılanmasına, prolaktin seviyesinin artmasıyla da meme kanserine yakalanma riskinin artmasına yol açar.

Uyurken sütyen takmak, bazı kadınlarda, göğüslerde huzursuzluk hissine neden olabilir ve yanma, tahriş ve yaraya yol açabilir. Bu da, gece boyunca rahatsızlık hissi ve uyku sorunları anlamına gelir.

Her ne kadar uyurken sütyen takmak, sorun yaratan bir temel etken olmasa da, bazı kadınlarda, göğüslerdeki cilt bölgesinde, bağ dokusunun zayıflamasına neden olabilir. Uyurken sürekli sütyen takan kadınların bazılarında, bu bağ dokusu güçlü bir şekilde gelişmeyebilir. Bu durum, göğüslerde sarkmaya yol açar.

Özellikle emziren kadınların sütyen takması, meme ucunun yara olmasına, enfeksiyon kapmasına yol açar.

Sütyen takmanın en önemli nedenlerinden biri, yer çekimine meydan okumaya çalışmak. Yani memelerin sarkmasını önlemek. Maalesef yer çekimine meydan okumak zor. Kabul etmek gerekir ki zaman bizi değiştirecek, zamana karşı çıkmak imkânsız. Fakat sermaye, kendi bedeninizi bir asker misali kontrol etmeniz için uğraşıyor. Bilmelisiniz ki sistemin sizi zorladığı askeri tutum, bedeninizde, farklı sağlık sorunlarına yol açabilir.

memelere-ozgurluk-1

Sarkmalara karşı önereceklerim, sütyenden çok daha etkili ve sağlıklı.

  • Öncelikle vücudunuzda osmoz yaratmak gerek, yani hücreleri su açısından dolgunlaştırmak gerek. Susuz kalan hücreler yaşlanır ve bu hücreler de yaşlı ve sarkık bir doku oluşturur. Bu nedenle yeterli ve sağlıklı su içmelisiniz.
  • Günlük yoga, spor gibi aktiviteler yapıp bedeninizi aktif tutmalısınız.
  • Masajla göğüslerinizi dikleştirebilirsiniz. Öncelikle elinize kayganlık sağlayacak kadar zeytin yağı alın, göğsün alt kısmından sıvazlamaya başlayın. Dairesel hareketlerle göğsünüze masaj yapın. Göğüslerden birini elleriniz arasına alıp ileri geri şekilde dairesel sıvazlayın aynı işlemi diğer göğüse de yapın. Ellerinizi üst üste koyup göğüs ortasına hafifçe baskı uygulayın. Masaj yaparken göğsün alt bölgesini unutmayın. En sonunda da omuzlara baskı yaparak işleminizi bitirebilirsiniz.Yalnız göğsünüzde herhangi bir kitle, beze gibi rahatsızlıklar varsa masaj işlemini uygulamayın ve bir hekime başvurun.

Yaşamdaki hiçbir güzellik, sağlık kadar güzel değildir. Sağlıklı kalabilmek, özgür ve güzel kalabilme halidir.

İnşaat işçileri tesadüfen, 43 adet fosilleşmiş dinozor yumurtasına rastladılar

1

Bu şehrin sakinleri, şehrin kendisini “Dinozorların Evi” olarak adlandırıyorlar.

Çin’in Heyuan şehri son yirmi yıl içersinde onbinlerce dinozor yumurtası bulmanın gururunu yaşıyordu. Yakın zamanda, koleksiyonlarına yeni yumurtalar eklediler.

1996’daki ilk keşiften bu yana keşfedilmiş olan 17 binden fazla fosilleşmiş yumurtanın çoğu bilim insanlarından ziyade siviller tarafından bulunmuşlardı. İlk keşfedilen yumurtalar, inşaat sahasında oynayan bir grup çocuk tarafından bulunmuşlardı. Ne var ki çocuklar, bu devasa yumurtaların taş olduğunu sanmışlardı.

En son yapılan 43 yumurtalık keşifte ise; yol tamiratında çalışan işçiler, yumurtaları gördüklerinde hendeğe girdiler. Tamirat, yumurtaların korunması için ve sayılarının tespit edilmesi için durduruldu.

Yumurtaların 19’u tamamen sağlam halde bulunmuş durumdalar ve ne tür dinozorlara ait olduklarının tespit edilmesi için araştırmacılar tarafından test edilecekler. Geçmişte bulunan yumurtaların çoğu 89 milyon yıl önce yaşamış olan oviraptore ve ördek gagalı dinozor türlerine ait çıkmıştı. Bulunan en büyük yumurta yaklaşık olarak beş inç çapındaydı.

dinazorSakinleri tarafından “Dinozorların Evi” olarak adlandırılmış olan şehir, 2004’te müzelerinde dünyanın en büyük dinozor yumurtası koleksiyonunu barındırarak Guinness Rekorlar Kitabı’ndaki yerini almıştı. Heyuan Müzesi’nin müdür yardımcısı, ilk keşfin bundan yıllar öncesinde, şehir merkezinde gerçekleşmiş olduğunu açıkladı.

Şehirde dinozorlarla ilgili yapılan keşifler arasında düzinelerce dinozor iskeleti ve ayak izi de yer alıyor. Bütün bunlar belediyeyi dinozor temalı park ve müze yapmak için milyonlarca dolar harcamaya teşvik etti. Park küçük olsa da, şehrin haritada 3,3 milyonluk bir nüfusla yer almasında büyük katkı sağladı.

Kaynak: True Activist

Bombalara Karşı Sofralar’dan polis saldırılarına yönelik açıklama

Bombalara Karşı Sofralar kolektifi 12 Ekim Çarşamba günü Galatasaray Meydanında düzenledikleri ücretsiz yemek paylaşımına gerçekleştirilen polis müdahalesi hakkında bir açıklama yaptı.

Basına ve kamuoyuna

Yaklaşık üç yıldır düzenli olarak “Savaşa, yoksulluğa, sömürüye ve israfa karşı” sofra kurmaya devam eden Bombalara Karşı Sofralar 12 Ekim Çarşamba günü 90. kez bir aradaydı. Son bir yıldır israftan kurtarılan sebze ve meyveler ile hazırlanan ve Galatasaray Meydanı’ndan kurulan sofra yine aynı noktada bu hafta polisin müdahalesi ile karşılaştı ve kolektifin gönüllülerine etkinliğin bitirilmesi yönünde baskıya ve tacize uğradı.

Sofra kurulup yemek dağıtımı başladıktan on dakika sonra polis tarafından “izni olmadıkları” gerekçesi ile meydandan kovulmak istenen ekip yemek dağıtımına devam etti. Ardından tacizlerini devam ettiren polis Sofralar ekibini yemek ve takas eşyalarına el koymak ile tehdit etti. Kolektifin bir üyesinin çektiği video ve fotoğrafla ise yine polisin gözaltı tehditleri eşliğinde zorla silindi. Polisinde müdahale ve provokasyonu sebebiyle sofrayı toplamak zorunda kalan ekip kalan yemeklerini yolda ve Mis Sokak’ta dağıtmaya devam ettiler. Kolektif, yaptığı açıklamada şunları belirtti:

Bombalara Karşı Sofralar olarak bu baskıların bizi yıldıramayacağını belirtiyoruz. Her Çarşamba Galatasaray Meydanı’nda toplanarak, bombalara, sömürüye ve polis saldırılarına karşı kazan kaldıracağız… Yemeğin giysinin satılması serbest, atılması serbest, sadece paylaşılması yasak. Kapitalizmin her günü ohal, kapitalizme çalışan hepimiz mağduruz; kral çıplak demeye devam edeceğiz.“

bombalara-karsi-sofralara-polis-mudahalesi-1bombalara-karsi-sofralara-polis-mudahalesi-2bombalara-karsi-sofralara-polis-mudahalesi-3

Buzağılar boğa güreşlerinde yer almaya zorlanıyor; bu güreşlerde katlediliyorlar

Bir buzağının boğa güreşlerinde, boğaların katledildiklerinden daha korkunç bir şekilde katledildiğini gözler önüne seren bir video, hayvanseverlerin bu cani uygulamaya karşı ayaklanmalarına sebep oldu.

Videonun ilk başlarında matadorlar tarafından tekrar tekrar kılıç saplanarak kızdırılan ve sonunda öldürülen boğaların fotoğrafları gösteriliyor. Bu zalim karşılaşma, vücuduna uzun kılıçlar saplanmış olan boğanın katledilmesiyle sonuçlanıyor.

Şimdi bir de bu talihsiz olayların küçücük, hâlâ anne sütüyle beslenen, henüz boynuzları bile çıkmamış bir buzağının başına geldiğini hayal edin. Boğa güreşleri, İspanya’nın Valmojado şehrinde düzenlenen festivalin bir parçası haline gelmiş durumdalar.

Bu küçük buzağının katledildiği anları gözler önüne seren video, normal şartlar altında tüm karşılaşmayı koltuklarında oturup sakince izleyen yerli İspanyollar için bile şok ediciydi. İspanyol vatandaşları, videonun yayılmasıyla beraber, PACMA (Partido Animalista Contra el Maltrato AnimalHayvan Zulmüne Karşı Hayvanseverler Partisi) ile çalışmalar başlatmakta karar kıldılar. Böylelikle bu “oyun”un ardındaki gerçeği gün yüzüne çıkartma amacı gütmekte olan PACMA, amacına ulaşmış oldu.

İspanya’da uzunca bir süredir boğa güreşinden kaynaklı anlaşmazlıklar hâkimdi; aktivistlerin insanlara, bu oyunun ne kadar zalimce olduğunu anlatmaya çalışmaları ve insanları bilinçlendirme çabaları da pek bir değişikliğe yol açmadı. Çoğu İspanyol, bu karşılaşmanın destekçisi olmamasına rağmen, kaldırılması adına resmi bir dilekçe vermemekte ısrarcı; boğa güreşi bundan dolayı, İspanya’nın birçok şehrinde halen devam ediyor.

Diğer taraftan yetişkin bir adamın savunmasız küçücük bir hayvanı öldürdüğü anı gözler önüne seren fotoğraflar, İspanyol halkını çileden çıkarmaya ve insanların, artık bu oyuna tölerans göstermeyeceklerini dile getirmelerine yetti. Fido Miguelon isimli İspanyol bir Facebook kullanıcısının yorumu şu yönde oldu:

Bu oyun ilk defa düzenlenmiyor; hatta boğaların öldürülmesini izlemenin İspanyolca’da kelime olarak karşılığı bile var: becerrada. Buzağıların yer aldığı karşılaşma, ülkenin görkemli yaz festivalinin en yoğun olduğu döneminde yer aldı; böylece birçok izleyici bu ‘özel olay’a şahit olma fırsatına erişti. Video buzağının kan içinde öksürmesi ve yere yığılmasıyla sonlanıyor; seyircilerin özel olay dedikleri olarak tanımladıkları bu.”

Videoyu paylaşarak farkındalığı yaymayı amaçlayan PACMA’nın başkanı Silvia Barquero The Mirror’a şöyle açıklama yaptı:

Hayvansever parti, İspanya genel seçiminde rekor sayılabilecek sayıda milletvekiline ulaştı, son on üç yıldır ise tek amaçları boğa güreşlerini yasaklamak. Her ne kadar bu tarz videolara şahit olmak epey üzücü olsa da parti buzağıların ve boğaların artık bu zulmün bir parçası olmamaları için elinden geleni yapmaya devam edecek.”

Kaynak: True Activist 

Erken yaşta marihuana kullanımı beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açarak IQ seviyesini düşürüyor

1

Yeni bir çalışmada London, Ontario’daki (Kanada) bilim insanları erken yaşta marihuana kullanımının anormal beyin fonksiyonları ve daha düşük IQ ile sonuçlanabileceğini keşfettiler.

Marihuana, dünyada en yaygın kullanılan yasa dışı madde. Daha önceki çalışmalar; sık sık marihuana kullananların, özellikle de genç yaşta başlayanların, depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni de dâhil olmak üzere psikiyatrik rahatsızlıklara ve bilişsel bozukluklara sahip olma riskinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.

Lawson Sağlık Araştırmaları Enstitüsü’nde bilim insanı ve Schulich Tıp & Diş Hekimliği Fakültesi’ndeki Dr. Joseph Rea Duygudurum Bozuklukları Birimi Başkanı, Kanadalı Dr. Elizabeth Osuch, hem duygudurum ve anksiyete bozuklukları hem de marihuananın etkileri hakkında yapılan çalışmalara başkanlık ediyor.

Aynı zamanda London Sağlık Bilimleri Merkezi’nde İlk Episod Duygudurum ve Anksiyete Programı (FEMAP) Tıp Direktörü de olan Dr. Osuch “Programımızdaki birçok genç ciddi ölçüde marihuana kullanıyor ve geçmiş araştırmalara rağmen, bu madde onların psikolojik durumlarını ilerletiyor, çünkü marihuana geçici olarak daha iyi hissettiriyor. Bu yüzden marihuana ve depresyonun psikiyatrik semptomlar, beyin fonksiyonları ve bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkilerini araştırmaya karar verdik” dedi.

Dr. Osuch ve ekibi gençleri, marihuana kullanıcısı olmayıp depresyon yaşayanlar; sık sık marihuana kullanıp depresyon yaşayanlar; sık sık marihuana kullanıp depresyonda olmayanlar ve marihuana kullanmayan sağlıklı bireyler olarak dört gruba ayırdı. Ayrıca katılımcılar daha sonra marihuanaya 17 yaşından önce başlayan gençler ve daha sonra başlayan ya da hiç başlamayan gençler olarak ayrıldı.

Katılımcılar beyin taramasının yanı sıra psikiyatrik, bilişsel ve IQ testlerinden geçti. Araştırma, marihuana kullanımının depresif semptomları ilerlettiğine dair bir kanıt bulamadı; depresyon yaşayan marihuana kullanıcıları ve depresyon yaşayan ancak marihuana kullanmayanların psikiyatrik semptomları arasında hiçbir fark yoktu. Ayrıca sonuçlar dört grubun da ödül işleme ve motor kontrolü ile ilgili beyin bölgelerindeki fonksiyonların farklılıklarını gösterdi.

Marihuana kullanımı depresyonun sebep olduğu beyin fonksiyonu eksikliklerini düzeltmiyor hatta bazı bölgelerde bu eksiklikleri daha da kötü hale getiriyor.

Erken yaşta marihuana kullanımı beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açarak IQ seviyesini düşürüyorGenç yaştan beri marihuana kullanan katılımcıların mekânsal görüş işlemeleri, hafıza, özgönderimsel (kendi kendine referans eden) ve ödül işleme bölgeleriyle bağlantılı beyin fonksiyonlarında fazlasıyla bozulmalar mevcut. Çalışma aynı zamanda erken yaşta marihuana kullanımının düşük IQ seviyesiyle ilişkili olduğunu da tespit etti.

Dr. Osuch “Bu bulgular, marihuana kullanımının beyin anomalilerini ya da depresyon semptomlarını düzeltmediğini gösteriyor ve erken yaştan itibaren marihuana kullanımı yalnızca beyin fonksiyonlarında değil aynı zamanda IQ üzerinde de anormal bir etki yaratabilir.” dedi.

Dr. Osuch ve Western Üniversitesi Robarts Araştırma Enstitüsü’ndeki çalışma arkadaşları, marihuana kullanımı ve depresyon arasında genetik bir rol olduğunu belirten geçmiş bir çalışmayla birlikte, katılımcılara genetik test uyguladılar. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) üreten genin belirli bir gen varyasyonunun erken yaştan itibaren marihuana kullanan gençlerde büyük bir oranda bulunduğunu keşfettiler. BDNF diğer süreçler arasında beyin gelişimi ve hafızayla ilgilidir.

Dr. Osuch “Bu, gençleri erken yaşta marihuana kullanmaya iten şeyin bu genetik varyasyon olduğunu ileri süren bir bulgudur” dedi. Ancak Dr. Osuch bu çalışmanın az sayıda katılımcıyla gerçekleştirildiğini belirtiyor. Bu yüzden bu genetik sonuçlar kesin değildir ve daha fazla katılımcıyla yürütülecek daha geniş kapsamlı bir çalışmayla kanıtlanması gerekmektedir.

Kaynak: Science Daily

Türkiyenin ilk ekolojik çocuk yuvası Kadıköy’de açıldı

0

Çevre sağlığı konusunda örnek çalışmalar yürüten Kadıköy Belediyesi bu çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Kadıköy Belediyesi yeşil yuva projesi, her yönüyle sağlıklı öğrenim ve öğretim mekânları, enerji tasarrufu, uygulamalı ve doğa dostu eğitimi amaçlıyor.

Sahrayıcedit Mahellesi’nde yapımı tamamlanan yuva; inşaatından iç teşrifatına, enerji ve su gibi temel altyapısına kadar bütünüyle çevreci bir tasarım ile yapıldı. Binada ısınma ve aydınlatma güneş panelleriyle sağlanıyor. Eğitim araç gereçlerinde doğal ürünler tercih edildi. Yeşil yuvada ayrıca yağmur suyu biriktirilerek bahçe sulama ve klozetlerde kullanılacak.

Beş adet sınıfa sahip olan yuvada iki sınıfta 3 yaş grubu, üç sınıfta 4-5 yaş grubu eğitim görecek. Yuvada bir adet de fen sınıfı mevcut.

Toplam 1.208 m² kapalı ve 1.633 m² açık alandan oluşan Bahriye Üçok Ekolojik Çocuk Yuvası’nın çeşitli meyve ve diğer yenebilir bitkilerden oluşturulan bahçesinde permakültür çalışmaların uygulanacağı alanlar da bulunuyor.

“Çocuklara hepimizin doğanın bir parçası olduğunu benimsetmek bizim görevimiz.”

Bahriye Üçok çocuk yuvasına ilişkin konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Aykut Nuhoğlu, “Çocuklara, dünyayı kirletmemeyi öğretmek ve doğayı tahrip etmeden yaşamayı, canlıların haklarını ve hepimizin doğanın bir parçası olduğunu benimsetmek bizim temel görevlerimizden biri. Bunu öğretmek için önce bizim örnek olmamız lazım” dedi.

Projenin bir başka özelliği ise ısıtma, soğutma gibi donatıların çalışması için harcanan enerjinin korunması ve çevreye zarar vermeden kendini yenileyen kaynakların kullanılması.

15 Ekim Cumartesi günü açılışı yapılan yuvaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı.

Ekolojik binalar ile;

  • Yapım aşamasında çevre tahribatının en aza indirilmesi
  • Hafriyatta ortaya çıkan atık malzemelerin değerlendirilmesi
  • Temiz teknolojilerin kullanılması ve uygulanması için uygun ortam sağlanması
  • Yeşil çatı uygulamarıyla yağmur suyunun arındırılması
  • Doğal ışıktan yararlanma
  • İzolasyon sistemleriyle ısıtma-soğutma maliyetlerinin ve karbondioksit salınımının azaltılması
  • Güneş enerjisinden yararlanma gibi amaçlar hedefleniyor.

Yaşamı kolaylaştıran bir beslenme yöntemi: Karbonhidrat sayımı

Son yıllarda sıklığı oldukça artan diyabetin tedavisi, eğitim, ilaç tedavisi, egzersiz, tıbbi beslenme tedavisi üzerine kuruludur. Yapılan çalışmalara göre, doğru beslenme tedavisi ile HbA1C değerlerinde belirgin iyileşmeler kaydedilmektedir. Üstelik sadece diyabet değil insülin direnci, reaktif hipoglisemi, obezite gibi durumlarda da diyabet tıbbi beslenme tedavisine benzer tedaviler kullanılmaktadır.

Beslenme eğitimi ve porsiyon kontrolü ile total kolesterol, LDL (Kötü Kolesterol), trigliserit değerlerinde hedefler sağlanıp obezite, kardiyovasküler hastalık, yüksek tansiyon, diyabet komplikasyonları engellenebilmektedir. Her tedavi gibi kişiye özgü olması gereken diyabet beslenme tedavisinde besin değişimleri, karbonhidrat sayımı gibi yöntemler kullanılır. Diyabetli birey, kendisine uygun yöntemi seçer ve diyetisyen/diyabet diyetisyeni ile eğitime başlar.

Karbonhidrat sayımı, öğünlerde tüketilen karbonhidrat miktarının düzenlenmesi, öğün öncesi kan şekeri ve karbonhidrat miktarına uygun insülin dozunun belirlenmesinde kullanılan etkin bir yöntemdir. Öğün öncesi hedef kan şekerlerinin 70-120 mg/dl, tokluk hedef kan şekerlerinin 140 mg/dl altında tutulmasını sağlamakla beraber, doğru bir şekilde uygulanırsa, yaşam kalitesini arttırır, bireyin diyabetini kendi kendine izlemesine olanak sağlar, tedavi ekibinin iş yükünü azaltır, diyabetliye özgüven kazandırır. Diğer yandan, yapılması gereken kontrolleri de ihmal etmemek gerekir.

Doktor, diyetisyen, hemşire, psikologdan oluşan diyabet ekibi ile beraber diyabetin seyri, belirlenen aralıklarda izlenmelidir. Ayrıca, diyabet tedavisinde sık ölçüm önemli yer tutar. Egzersiz yapan diyabetlilerin egzersiz yapmayanlara göre daha sık ölçüm yapması gerekebilir.

Diyabetlinin illa karbonhidrat sayması gerekmiyor, besin değişimleri de iyi bir beslenme tedavisi yöntemdir. Ancak, karbonhidrat sayımı ile esnek öğün seçimi sağlanır, beslenmedeki rutinlik ortadan kalkar, sosyal hayat renklenir. Bu yöntem sayesinde, hızlı etkili insülinlerin varlığının da etkisi ile diyabetlinin ara öğün alma zorunluluğu ortadan kalkar. Böylece, her diyabetlinin kabusu olan yasakların ve serbestlerin olduğu listeler ortadan kalkmış, yerine isteğe göre şekillendirilmiş listeler gelmiş olur.

Karbonhidrat sayımı yöntemine yeni başlayanlar için önerim, bir mutfak terazisi edinmeleridir. Mutfak terazisi kullanmak porsiyon ölçülerine alışana kadar pratiklik sağlamaktadır. Ayrıca ilk kez denenecek gıdaların tek başına tüketilip, bunu takiben uygun gözlemler yapılmalıdır. Her diyabetlinin metabolizması farklılık göstermektedir. Bu farklılıkları doğru kan şekeri ölçümü ve gözlem ile deneyimleme sağlanmış olur.

Piyasada fazlasıyla bulunan light, diyabetik ürünlere dikkat edilmelidir. Saf şeker bulunmayanlarında karbonhidrat miktarları fazla olabiliyor ya da yağı azaltılmış olanlarında karbonhidratlı ilaveler yapılabiliyor. Bu nedenle, diyabet tedavisinde etiket okuma alışkanlığını kazanmak ve içerik bilgisine sahip olmak çok önemli bir yer tutuyor.

Diyabetin, tıbbi beslenme tedavisini verebilecek en yetkin sağlık profesyoneli diyabeti tüm yönleri ile bilen beslenme ve diyet uzmanlarıdır. Bu bir tedavi yöntemidir ve diyabet, insülin direnci, reaktif hipoglisemi uzman kişiler ile tedavi edilmelidir.

Köpeklere fısıldayan kadın: Ecem Erbek

Siz “pozitif” köpek eğitmenisiniz. Ne demek bu pozitif, biraz açabilir misiniz? Derslerde neler yapıyorsunuz?

Benim eğitim yöntemim sevgi, sabır ve empati üzerine kurulu. Asla bir ceza sistemi uygulamıyorum, çünkü bir köpeğin saygısını ancak sabır ile kazanabilirsiniz. Evet, köpekleri eğitiyorum, lakin köpek dostlarına bambaşka bir bakış açısı da olduğunu ve buradan da bakabileceklerini gösteriyorum. İnsanlar o bakış açısını kazandıklarında ise ister istemez köpeklerine öncelikle empati duygusu ile yaklaşabiliyor.

ecem-erbek-kopeklere-fisildayan-kadin-1Köpeklere karşı hep mi ilgiliydiniz yoksa bu sonradan mı ortaya çıktı?

Daha bebek sayılacak yaşlarda bile kendimden büyük köpekleri peşime takar eve getirirdim. Hatta bu yüzden bir kere bütün ev pirelenmişti. Yani köpeklere karşı her zaman ilgim vardı. Tabii bunda ailemin de katkısı var. Ne zaman bir hayvana elimi uzatsam, “sevme” ya da “uzak dur” diye karışmak bir yana, bundan mutluluk duydular.

Köpekler insanları ne kadar anlayabiliyor?

Köpekler, yüzyıllar içinde evcilleşip insan hayatına en çok yaklaşabilen hayvan türü. Dolayısıyla onların sizi ne kadar anladığını, siz de onları anlamaya başladığınız zaman fark ediyorsunuz. Çok sevdiğim bir söz var: “Bir köpeği dikkatle izlemek, dünyayı anlamaktır…” Aslında köpekler hem sözcükleri hem de tonlamaları rahatlıkla algılayabiliyor. Hatta üzgünseniz yanınıza gelip o da sizinle yas tutuyor ya da sevincinizi sizinle paylaşabiliyor.

Dünya üstünde onca meslek varken neden köpek eğitmenliğini seçtiniz?

Diyelim ki canınız sıkkın, bir tane yavru köpek görüyorsunuz ve bütün gününüz güzelleşiyor. İşte tam olarak bu yüzden ☺ Bazen yeri geliyor, bir insanla aynı dili konuşarak bile anlaşamıyorsunuz, ama bir köpekle daha rahat ve samimi bir iletişim kurabiliyorsunuz. Tabii bu mesleği seçmemde on beş senedir köpek eğitmenliği yapan amcam Bora Erbek’in de etkisi büyüktür.

ecem-erbek-kopeklere-fisildayan-kadin-2Amcanız nasıl bir köpek eğitmeni? O bugüne dek neler yaptı?

Meslek hayatındaki on beş sene boyunca kendi eğitim ekolünü geliştirdi. Kullandığım eğitim metotları onun yıllar içinde geliştirdiği ve benim de kendi gözlemlerimle üzerine eklediğim metotlar. Amcam köpekli arama gruplarında operasyonel eleman olarak görev almasının yanı sıra enkaz aramaları ve doğada kayıp vakalarında ekip liderliği yaptı. Ardından yetiştirdiği ve eğittiği köpeklerle oyuncu köpek koçluğu hizmeti vermeye başladı ve benim de dâhil olduğum ekibini oluşturdu. Biz de böylece yıllar içinde setlere, sinema ve televizyon dünyasına dâhil olmuş olduk.

Bugüne kadar setlerde ya da eğitimlerinizde başınıza gelen en ilginç şey neydi?

Geçen sene Maçka Parkı’nda Delibal filminin setindeydik. Oyuncu köpeğimiz Jessie yüzmeyi çok seven bir köpek. Çekimin ortasında bir anda kendini havuza attı ve dakikalarca yüzdü. Bütün set çekime ara verip onun keyifle yüzmesini izlemiştik.

ecem-kopeklerSon olarak buradan evcil hayvanlar ile birlikte yaşayanlara ya da yaşamak isteyenlere ne tavsiye etmek istersiniz? İnsanlar size soru sormak için nereden ulaşabilir?

Öncelikle bir köpekle yaşamak isteyenlere bunun büyük bir sorumluluk olduğunu unutmamalarını ve buna göre karar vermelerini isterim. “Bu köpeği alalım bahçede takılır işte” diye düşünenlerin hemen bu fikirden uzaklaşmalarını öneririm. Çünkü bu şekilde hem kendi hayatlarını hem de köpeğin varoluşunu zora sokarlar. Bana köpeklerinin davranış problemleriyle ilgili sorularını [email protected] ya da Facebook profilim üzerinden ulaşıp sorabilirler.

Denizin baskıları: Denizin getirdiği şeyler, insanın bıraktığı izler

Bu proje, herhangi bir oluşumdan bağımsız olarak okyanus, deniz ve plajlardaki kirlilik ile ilgili farkındalık yaratmak amacıyla tasarlandı. Bırakılan insan objeleri/izleri doğada gördüğümüzden ve düşündüğümüzden çok daha fazla görünür durumda. Bu baskı projesi, bir deniz kıyısında bulunan objelerin baskısının alınmasıyla bu konuya bir vurgu yapmayı amaçlıyor.

Buz gibi serin sulardan kızgın kumlara atlarken sadece ayak izimizi bırakmıyoruz doğaya, bırakmamışız yani. Bu yaz gittiğim deniz kıyısında daha iyi gördüm bunu. Gidip gördüğüm, biraz zaman harcadığım deniz kıyısının, nispeten temiz bir plajı vardı. Fakat yine de ben, bana bu projenin fikrini verecek ilk objeyle kolaylıkla göz göze gelebildim. Mavi ve “güzel” dokulara sahip bir plastik parçasıydı. Ama neyin parçasıydı? Elime aldığım andan itibaren bir plastik parçasından daha fazlasıydı artık. Ben burdayım diyordu, çok da olmamam gereken bir yerde. Ve de beni burada bırakan insanın iziyim: “O burdaydı” diyordu.

Büyük bir kibirlilikle doğaya bıraktığımız objeler, yarattığımız onca kalabalık arasında kolaylıkla kayboluyor gibi. İşte ben de biraz gözümüze sokmak istedim bıraktığımız envai çeşit izi, ama en çok da plastik izini.

Farklı renkler, farklı dokular, farklı izler… Kıyıya bırakılmış, denizin getirdiği, denizin şekillendirdiği objeleri toplamaya ayırınca bir miktar vaktimi, daha da dikkat kesildim renge, dokuya ve de izlere.

Denizin döverek şirin bir üçgen haline getirdiği tuğla parçasını gördüm ve denizin belki de “ehilleştirmeye zaman bulamadığı” diğerlerini… İnsan izi deniz çöpleri, benim sanat ve tasarım hasılatım oldu. Ben de işte bu izlerin grafik gölgesi zihnimde, heyecanla odama/çalışma alanıma dönmeyi bekledim İzmir’de kaldığım süre boyunca: Denizin getirdiklerini renklerle görünür kılabilmek için.

Bu grafik çalışma, denizin getidikleri ve aslında bizim bıraktığımız izlerin çok ama çok küçük hikâyesidir.

PrintPrintPrintPrintPrintPrintPrintPrintHazırlayan: Çiğdem Demir