Ana Sayfa Blog Sayfa 39

“İşe Yarar Bir Şey” filmi üzerine

0
Aşağıya iniyorlar ve yukarıya çıkıyorlar… Hep aynı telaşı ediyorlar… Izdırap  çekmeme bile müsaade etmiyorlar… Herkes nerede?… Neden anlatayım ki nasıl olsa anlamak istediklerini anlayacaklar… Yavuz’u yalnızca Yavuz’lar anlar… Evet tıraş oldu ama kalmak istediği için değil giderken bile onurlu gitmek için… Gitmek istemesi kendine değer vermemesinden değil – ki bir tıraş için kalacak olsun – o burayı sevmedi… Yoo, o sevdi mi bilmiyorum, sevmeyen benim… Tüm insanlık bana ihanet etti… Hep birlikte gideceğiz sanmıştım, gelmediler… Ben tek gideceğim… Görmüyorlar… Hayır! kötülük etmek için görüyorlar… Bir an, bir an yalnızca boş bulunsam saldıracaklar… Bakıyorlar…  N’apıyorum?…  Yürüyor muyum?…  Neden yavaş yürüyorum?… Neden dalıyorum?…  Merak ediyorlar… Bir daha geçtim, bir daha… Şimdi tekrar geçiyorum… Nereye gidiyorum?… Merak ediyorlar… Yalnız mıyım?… Bir şans verir miyim?.. Kimim?.. Eh, idare ederim… Yine ordayım… Yemek yiyorlar, gülüyorlar, sokuluyorlar, birinin doğum günü, yine gülüyorlar… Adam “ben buradayım, merak etmeyin” diyor… Uzaktan gelmişler, n’apıyorlar?.. Tehlikeliler mi?.. Güzelce giyinmişler, heyecanlılar, nereye gidiyorlar?… Kırmızı araba, o adam… Hallerinden memnunlar… Memnunlar, yine memnunlar...

O ev, O sarı ışık..

Anadolu’da otobüs yolculuğu yapmışların bildiği bir sızı vardır. Soğuk, kış, gecenin derin vakti uyuyamamış huzursuz gözlerle baktığınız camdan; içinde hiç insan yaşamıyormuş gibi görünen ama aynı zamanda mutlu, kendi halinde bir aile yaşıyormuş gibi görünen o ev ve o evin sarı ışığının sızısı. 

Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey” filminde Leyla’nın trenin camından gördüğü, aynı sarı ışıklı o ev. Aslında o ev değil. Ama sanki, tüm yol kenarlarındaki tek başına bulunan evler o evin aynısı. Belki de bir sarı ışıklı ev arketipi var. Hani çocukken resim defterine çizdiğimiz; iki odalı; ne hikmetse sarı ışıklı lambası gece gündüz yanan o ev ve yine ne hikmetse hep dışardan görünen o lamba.. Ve o ev: bacasından kış yaz dumanı tüten; önünden hep ırmak geçen; kırlara, ormana götüren daracık bir patika yolu olan. Hani iki yana yaslı perdeleri hep çiçek desenli, hani kapısı hep tokmaklı, hani tepesinde parıldayan güneşle pofuduk bulutlar hep yan yana..

Şair olası geliyor insanın, kalemi kağıdı eline alası geliyor. Belki de hikayeyi bir şairden dinlediğimiz için anlatıcıyla özdeşim kuruyoruz. Belli ki yönetmen ve senarist tam olarak bunu istemiş. Anlatıcı üzerinden izleyiciyi şair olmaya heveslendirmek dünyayı şiirsel kılabilmenin oldukça etkili bir yolu. Belki de bir şairin devrimi herkesi gizlice şair yapmaktır.

Kanımca yol ve yolculuk sinemanın en güçlü metaforları. Simyacı romanını okuduğumuzdan beri yola kendimizi bulmak için çıkıyoruz. Fakat filmde bulduğumuz bu sefer kendimiz değiliz, yönetmen kendimizi bulalım istemiyor, Yavuz’u bulalım istiyor, şiir bizi Yavuz’u anlamaya götürsün istiyor. Şiiri seçmesi anlamlı görünüyor. Aklın hükümranlığında bulunan toplumsal kurumlar Yavuz’un kararını onaylamıyor. Şiirin uyandırdığı ruh ile ancak Yavuz’u anlayabileceğimizi düşünüyor. Seçimi isabetli duruyor.

Dönüştürülmüş iç sesler, gece sekansları, duvarlara çizilen kuş resimleri, çellonun armonisi – şiirle müziğin ritmi birleştiğinde karanlıkla aydınlık bir olur- atmosferi güçlendiriyor. Gittiği yere neden gittiğini tam da bilmeyen iki karakter ile nereye gittiğini çok iyi bilen Yavuz arasındaki diyalektik filmin tam merkezinde duruyor. Güçlü kadın karakterler; romantik bir aksa oturmaya ihtiyaç duymayan bir hikaye;  travmatize edilmeden izlenebilen – hayatın doğal akışına uygun sadelikte – olaylar; abartısız oyunculuklar tam da filmin şiirselliğine uygun düşecek ayakları oluşturuyor… Ve gizli özne; büyükşehirlilerin bittiğini sandığı taşra oluyor.

 “Beni çocukken bir fotoğraftan çağırdılar. Vardığımda hüzünlü bir genç kadındım.” (filmden)

Başlık Görseli: Manifold

Zor karar | Öykü

0

Yaşasın önümüz hafta sonu. Annem hafta sonu havanın güneşli olacağını söylüyor. Deniz kenarındaki parka yürüyüşe gideriz diye konuştular babamla. Annem de babam da çok yoğun çalışıyorlar. Bu hafta sonu hepimize çok iyi gelecek. 

Annem bir avukatın ofisinde sekreterlik yapıyor. Babamın da araba tamirhanesi var. Annem, yanında çalıştığı avukatın çok sinirli olduğunu anlatıyor babama. Sürekli annemi azarlıyormuş, dosyaları, evrağı düzenli tutamadığını söylüyormuş. Annem, “ben düzenliyorum gelip dağıtan kendisi,” diyor. Üç yıldır çalışıyor avukatla. “Başka bir iş bulsam hemen ayrılacağım. Bu paraya ihtiyacımız var.” diyor annem. Pandemi ortamında bir de maaşını düşürmüş avukat. “İşler azaldı masrafları kısmalıyız.” demiş. Bizim evin kirası yarıya düşmüyor, o sabit kalıyor diyememiş annem tabi. 

Babamın da işleri kötü. Araba tamirhanesini küçük bir yerle değiştirmek istiyor. İnsanlar artık eskisi gibi arabalarındaki çizikleri, kırık aynaları önemsemiyorlar diyor babam. Araba yolda kalmadıkça kimse gelmiyor. En çok gelenler lastikleri patlayanlar. “Lastiği suya koyup patlak yeri tamir ediyorum, tekrar takıyorum. Patlak lastik tamirinden üç kuruş para geçiyor elime. Yol parasına yetmez.” diyor. “Arada bizim dükkanın önüne çiviler atasım geliyor, lastikleri patlayan gelsin en azından sürümden kazanırım.” diyor gülerek. Annem kızıyor. “Sakın öyle bir şey yapayım deme.” “Yapar mıyım canım? Sen de! Kendi aramızda konuşuyoruz işte.” 

Bana özel yiyecek alamıyorlar ne zamandır. Evde ne varsa ondan yiyorum. Meyvenin en ucuzunu seçiyor annem. Genelde pazara, akşam saatlerinde gidiyor. Yerlere düşmüş meyveleri, biberleri de topluyor. Bir iki sebze satın alıyor. Marketlerin de indirim günlerini takip ediyor. “Ayçiçeği yağı Bim’de indirime girmişti hemen aldım.” diyor zafer edasıyla. Babam da “akıllısın sen! Akıllısın diye aldım seni de, sen beni niye aldın diyor?” anneme, “bu çulsuz tamirciyle niye evlendin?” Annem gülerek, “yakışıklıydın.” diyor. “Mahallenin en yakışıklısı sendin. O kıskanç Meral’e bırakamazdım seni.” Kedi gibi tırnaklarını çıkararak yakalıyor babamı. Babam da yalancıktan kaçıyormuş gibi yapıyor. Yakalanıyor hemen annemin kollarına. Annemle babamın bu hallerine çok gülüyorum. Karnım ağrıyor gülmekten. Babam, “çocuğa bak, katılacak gülmekten.” diyor anneme. Annem ciddileşerek “oğlum gülme bu kadar!” diyor ama o da gülümsüyor. 

Hafta sonundan bir gece önce annemle babam fısır fısır konuşuyorlar. Pek anlayamıyorum dediklerini. “Babam yapmak zorundayız.” diyor. Neyi yapmak zorundalar? Annemin ağladığını duyuyorum. “Haftalardır kursağımıza yumurta bile girmiyor, etin tadını zaten çoktan unuttuk.” diye bağırıyor babam. Annem, “ah beni işten çıkaran o avukat Allah’ından bul!” diyor. Sonra yine fısır fısır konuşuyorlar. Annem iç çekiyor. Babam öfkeli. Küçük evimizin küçük balkonuna çıkıyor. Sigara üstüne sigara içiyor. 

Anne neler oluyor diyemiyorum. On yaşındayım. Doğum sırasında oksijen yetersizliğinden ötürü serebral palsi olmuşum. Beyin felciymiş. Kasları ya da beynin konuşma merkezini tutabiliyormuş. Bacaklarımı zor hareket ettirebiliyorum. Ellerimi ve kollarımı da. Konuşmaya çalışıyorum dediklerimin yarısı anlaşılmıyor. “Anne anne,” diye bağırıyorum. Kimse gelmiyor yanıma. Bir süre merak ediyorum sonra unutuyorum. Ertesi gün hafta sonu. Sabahı iple çekiyorum. Güneşli harika bir gün olacak yarın. Denizdeki gemileri, çimlere oturup piknik yapanları hayal ederken uyuyakalıyorum. Uyandığımda güneş çoktan doğmuş, gökyüzünde madalyon gibi yerini almış bile. Parka gideceğiz bugün. Beni çocuk arabasıyla götürecekler ama olsun. Açık havada uçurtma uçuranları, top oynayanları seyretmek de güzel. Bir de deniz kokusu. Martılar var gak gak ses çıkarıyorlar. İlk başta korkmuştum ama sonra çok sevdim martıları. Parkta gezerken dondurma da alır babam belki bana. Dondurma yemeyeli o kadar uzun zaman oldu ki. Belki değil kesin alır babam bana dondurma, kıramaz beni çünkü. 

Annem de uyanmış. Gözleri şiş ve kırmızı. Gece uyuyamadı herhalde. Ağzıma bir dilim yağlı ekmek sokuyor. Yağlı ekmeği severim ama keşke üstünde bir parça reçel olsaydı. Sesimi çıkartmıyorum. Uslu uslu ekmeğimi yiyorum. Babam ortalarda görünmüyor. Sonra annem beni giydiriyor ve çocuk arabasına oturtuyor. Yaşasın! Parka gidiyoruz! 

Babam geliyor. “Haydi!” diyor. “Arabayı çalıştırdım. Hazır mısınız?” Araba mı? Parka gitmeden önce bir yere uğrayacağız herhalde. 

Babamın belki tarih öncesine ait külüstür arabasına biniyoruz. Bir araba tamircisinden başkası çalıştıramazdı zaten bu arabayı diyorum. İçimden tabi. Konuşsam da anlaşılmayacak zaten. 

Bana çok uzun gelen bir süre sonunda kocaman bahçesi olan bir binanın önünde duruyoruz. Annemin gözlerinin yaşlı olduğunu o zaman fark ediyorum. Beni indiriyorlar. “Burası neresi?” diyorum ağzımdan salyalar akarken. Babamın suratı asık. Geçen sene tam karşıdaki ev yanmıştı, o evin duvarları gibi kapkara olmuş babamın suratı. 

Kocaman cam kapılardan geçip içeri giriyoruz. Gri önlüklü biri karşılıyor bizi. “Telefonda konuştuğumuz bey siz misiniz?” diyor. “Evet,” diyor babam. “Gel bakalım.” diyor bana kadın. “Tanışalım? Senin adın ne?”

Ben adımı söylemek istemiyorum. Burası neresi? Hani parka gidecektik? “Anne, anne!” Annem bana bakmıyor. Ellerini yüzüne kapatmış ağlıyor. Babam beni öpüyor. Annem, “ben vazgeçtim bırakmak istemiyorum.” diyor babama. “Babam şşş sakin ol. Başka çaremiz yok.” diyor. 

Annem ağlayarak beni öpüyor. Ellerimi öpüyor. Yüzümü öpüyor. Burnumu öpüyor. “Anne, anne! Ne oluyor?” Korkuyorum. Ağlamaya başlıyorum. “Parka gidecektik? Dondurma alacaktı babam bana! Anne bırakma beni!” diye bağırıyorum. Garip bir ses çıkıyor boğazımdan. Çırpınıyorum. Annemle babam gözden kayboluyor. Gri önlüklü kadın, düz bir ifadeyle, “gel odana gidelim.” diyor! “Odama gitmek istemiyorum, evime gitmek istiyorum, annemin yanına gitmek istiyorum, parka gitmek istiyorum.” diye bağırıyorum. Kimse duymuyor. Kimse anlamıyor. Kimse cevap vermiyor. Sessizlik içinde öylece oturuyorum. Camdan bana bakan serçe gagasını pervaza sürtüyor bir iki kere sonra, sonra uçup gidiyor. 

Yazar: Rengin İnal

Tayland donanması askerleri yanan ve batmakta olan gemiden kedileri kurtardı

Tayland donanması yanan ve batmakta olan bir gemiye terk edilen 4 kediyi kurtardı. Salı günü gerçekleşen kazada öncelikle insan tayfasının boşaltıldığı anlaşıldı. Bu durumda görev tamamlanmıştı.

Ordu görevlileri yakıt sızıntısı ve son kontroller için kayıklar gönderdiğinde 4 adet misafirin gemide kaderine terk edilmiş olduğunu farketti.

Görevlilerden biri “Gemiyi iyice kontrol etmek için kamera görüntüsünü yakınlaştırdığımda iki kedinin kafasını çıkararak etrafa baktığını farketttim” dedi.

Denize atlayan askerler hızla gemideki kedileri kurtaradılar. Ardından sosyal medyada paylaşılması ile olay bir anda virale döndü ve herkesin içini ısıttı. Kediler hala aynı merkezde kendilerini kurtaranların koruması altında.

Kaynak: https://ab.co/3v2xNMA

Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik

Yeni İnsan Yayınevi, Ekoloji Serisi’ne Gülin Yücel ve Levent Kurnaz imzalı “Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik” başlıklı kitabı ekliyor. 

‘Sürdürülebilirlik’ kavramı, 70’lerin başında bazı düşünürlerin gidişatı ve varlıkların durumunu sorgulamasıyla gündeme geldi. Elbette malum çevreler bu hayati öneme sahip kavramın içini boşaltmak için elinden geleni yaptı ve tabii ki bunun sonucu olan iklim krizi; gezegenin, bitkilerin, hayvanların ve insanların varlığını tehdit etmeye başladı. İklim krizinin hepimizin birincil gündemi ve meselesi olması gerektiği aşikar. 

Gülin Yücel, 2014 yılından bu yana sürdürülebilirlik danışmanlığı yapıyor ve bu konunun gelişmesi için yazar, konuşmacı olarak farklı platformlarda destek veriyor. 1997’den beri Boğaziçi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Fizik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev alan Prof. Dr. Kurnaz ise aynı zamanda üniversitenin İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürü.

Gülin Yücel ve Levent Kurnaz, bir sivil toplum gönüllüsü iş insanı ve bir çevre aktivisti akademisyen olarak beraber yola çıkıyor ve yeni bir kalkınma çağı hayal ediyorlar. Sürdürülebilirlik kavramına hayati kıymetini iade etmek, iklim krizini tersine çevirmek gibi kaygılarla ve güneş gibi parlayan umutlarla, bu değerli metni bize kazandırıyorlar. Mevcut düzeni birbirlerinden başlayarak eleştirmek, yanlış gidenleri görmek ve bunları diğerlerine gösterebilmeyi amaçlıyorlar.

Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik, yazarların altı senedir birlikte düşündükleri, tartıştıkları doğrultusunda yazdıkları yazıların bir derlemesi olarak karşımıza çıkıyor. Kitap, Gülin Yücel’in ve Levent Kurnaz’ın hem kariyerlerinde, hem de akademik çalışmalarında edindiği tecrübeleri içeriyor. Yücel ve Kurnaz, sürdürülebilir kalkınma dönüşümüne faydası ve katkısı olacak yeni bakış açıları sunmaya devam etmeyi amaçlıyorlar.

Yol haritalarında “gençleri dönüşümün parçası yapmak, farklı bakış açılarını yan yana görebilmek, veri ile karar vermek, sistem düşüncesi ile resmi görmek” gibi başlıklar yer alıyor. Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik, sürdürülebilirlik düşünce sisteminin temel kavram ve bakış açılarını en güncel halleriyle ele alan bir başvuru kitabı olmayı, konuya gönül vermiş veya vermeye niyetli kişilere hem tarihsel bir perspektif sunmayı, konunun kapsamı hakkında fikir vermeyi hedefliyor.

Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik, bakış açısı her ne olursa olsun, herkesin sürdürülebilirliğin karmaşık resmine, ortak bir çerçeveden bakabilmesi konusunda umut vadediyor.

Burcu Aksoy’dan eşsiz zihin durumlarının oluşturduğu görüntüler

0

Disiplinlerarası sanatçı Burcu Aksoy’un ‘00:03’ isimli kişisel fotoğraf sergisi 19 Şubat’ta Artcrowdistanbul Online Galeri’de açıldı.

Kontrollü normalleşme döneminin başladığı bugünlerde sanata erişimimiz ise genelde çevrimiçi devam ediyor, birçok sergiyi online izlemeye devam ediyoruz. Bunlardan biri Burcu Aksoy’un daha önce izleyici ile buluşmamış fotografik serilerinden beden (nü) ile ilgili serinin, sanatçının kurgu mekanları ile buluştuğu özel eserlerden oluşan ‘00:03’ isimli sergisi. Sergi, 18 Nisan tarihine kadar Artcrowdistanbul Galeri’de çevrimiçi olarak izlenebilecek.

Türkiye’nin öncü çevrimiçi sanat platformlarından Artcrowdistanbul Online Galeri’de açılan ve küratörlüğünü Şanel Şan Sevinç’in üstlendiği, sergi değerlendirme yazısını İpek Yeğinsü’nün kaleme aldığı 00:03 isimli sergisinde sanatçı Burcu Aksoy, yine, izleyiciye objektifin göremediği ve fotoğrafı ‘oluşturanın’ kendisinden başkasının önceden hayal edemeyeceği görüntüyü sunuyor. Farklı, çeşitli ama eşsiz zihin durumlarının oluşturduğu görüntüler ve algılar üretme -anlatma isteği Burcu Aksoy’un çalışmalarının temelini oluşturuyor.

Sanatçı, nesne ya da mekânların bilinçte var olan kimliklerini kaybedip birbirine karışarak yeni yapı ve şekillere dönüşmesi gerektiğini düşünüyor. Bu sayede, nesne ve mekânı neredeyse sayısız algılama biçiminden, dolayısıyla neredeyse sayısız ‘gerçeklikten’ bahsedilebileceğini belirtiyor.

Burcu Aksoy, 00:03 sergi manifestosunda: ‘’Akademik resim beden görüntüsünü ‘gerçeklik’ vaadi açısından ele alır. Erken dönem akademik fotoğraf da buna uyar. Ancak sonrasında, sanatçılar fotoğrafa müdahale tekniklerini geliştirirler. Manipülasyonun vaadi tek bir ‘gerçeklik’ değildir’’ diyor ve şöyle ekliyor: ‘’Göz, cinsel bağlamda, fotoğrafa bakma ve ondan zevk alma biçimi açısından önemlidir. Freud’un gözün hazzı olarak tanımladığı şeydir bu. Çıplak beden, daima tartışmalı alandadır. Kendisine anlam veren kültürel kodları kopyalar. Ancak bu tür bir kültürel dili 00:03 sergisindeki işlerde görmeyiz. Aksine, işler, erkek fantezileri ve beklentileriyle ilişkili kalıplardan uzak, belli vücut bölümlerinin bulunmayışı sayesinde görüntülenenin aslında orada olmadığı, siyah-beyaz ile ilişkilendirilen incelikli ton anlayışından yoksun olup, yerine kırmızının geçtiği monokrom görüntülerdir.’’

Sanatçı, yaratma eylemini psikiyatri ve psikanaliz ile ilişkilendiriyor. Bu yüzden, bütün fotografik serilerini birer psikiyatri terimi ile adlandırıyor. Bütün fotografik işlerine ise farklı bir saat dilimini isim olarak veriyor.

www.artcrowdistanbul.com

Hediye Mağazası

Hani vardır ya, caddeleri süsleyen sokakları aydınlatan camından içerisi görünen, her gördüğünüzde mutlaka girmek istediğiniz, rengarenk, birbirinden farklı hediyeliklerle dolu bir hediye mağazası. İnsana verdiği sıcaklık, sevdiğiniz birisini veya kendinizi mutlu edebilme hissi, ciğerlerinize dolan o hangi mağaza olursa olsun aynı koku. İşte bu hediyenin kokusudur, şekli tarzı, büyüklüğü fark etmez, her girdiğiniz hediye mağazasında aynı kokuyu alır, aynı tatlı hissi yaşarsınız. Günümüzde internetin getirdiği online mağazacılık ile belki birçok insan hediyelerini internet üzerinden sipariş etmekte. Ancak bodo o hediye mağazalarının sıcaklığını, kokusunu sizlere ve sevdiklerinize yaşattığı deneyimler ile sunuyor. İnternetten aldığınız bir tişörtü erkek arkadaşınıza hediye gönderdiniz. Evinde açtı baktı ve giydi ve bitti. Hediyenin alınmasından, verilmesine hatta tadılmasına kadar olan o tatlı süreç artık eski hazzını vermiyor. Ancak, siz de hediyeyi ellerinizle seçmek istiyor ve buna vakit bulamıyorsanız, Bodo.com üzerinden kolayca sipariş verebileceğiniz bir deneyim hediye ile örneğin; “İki Kişilik ATV Turu” ile belki hediye seçiminde o zevki alamazsınız ancak verdiğiniz kişiyle birlikte yaşayacağınız deneyim ile hediyenin o benzersiz sıcaklığını en güzel şekilde hissedebileceksiniz.

Hediye mağazası ve deneyim sürprizleri

Sevdiklerinize güzel hediyeler bulmak için sokak sokak gezmeye vaktiniz yoksa ve yenilikçi bir tarz arıyorsanız bodo.com’un sıra dışı dünyası ile tanışın. Bodo’nun hediye sitesi üzerinde yer alan yeni deneyim hediye stili ile sevdiklerinize ihtiyaçları olan eğlence ve konforu sunun. Erkek kardeşinize düğün öncesi arkadaşları ile dinlenip eğlenebileceği, “Erkekler için Hamam Günü’’ deneyimi hediye edebilir, bu ufak jest ile ona verdiğiniz değer ve sevgiyi hoş bir şekilde yansıtabilirsiniz. SPA ve Masajlar kategorisinde, yer alan “Kahve Masajı’’, “Klasik Masaj’’, “Geleneksel Türk Hamamı’’ ve daha pek çok deneyim yer almakta. Anne ve babanızın yıldönümlerinde “İki Kişi için Hafta Sonu SPA Tatili’’ hediye edebilir, onlara özellikle kış aylarında iyi gelebilecek hoş ve küçük bir balayı tekrarı yaşatabilirsiniz. Artık online hediye platformları sayesinde, sevdiklerinizin hayatlarına, kilometrelerce öteden mutlu dokunuşlar gerçekleştirebilmeniz mümkün. Bodo.com da kimin en çok neyi arzulayabileceğine karar verdikten sonra basit birkaç işlemi, sadece parmaklarınızı oynatarak gerçekleştirebilir, sevdiklerinizi olağanüstü deneyim hediyeleri ile buluşturabilirsiniz. https://bodo.com/tr/ 

Hediye mağazası ve online hediye platformu

Günümüz koşulları hediye gönderme konusunda öyle esnek ki, sevdiğiniz insanlara hediyelerini, isterseniz online üzerinden, isterseniz mağazadan alıp kargo aracılığı ile gönderebiliyorsunuz. Peki koşullar bu kadar kolay iken, neden hala verdiğiniz hediyeler istediğiniz sonuçları vermiyor olabilir, hiç düşündünüz mü? Çünkü insan yeniliğe açık ve hatta aç bir varlıktır. Doğamız yenilik ister ve bazı kalıplar bir süre sonra kırılmaya mahkûm olur. Gönderdiğiniz hediyeler her yıl bir öncekini tekrarladığında elbette ki büyük bir heyecan yaratmayacaktır. Bodo ya gelin! Yepyeni tarzda oluşturulmuş deneyim hediye tarzı ile, sevdikleriniz şaşırtmaktan da öte kalplerindeki heyecanı alevlendirin. Kişiye ve özel günlerin temalarına özgü sunulan fırsatlarla hayatlarınıza değişiklik, heyecan ve aktivite katın.

Renkli filmler bir arada: İstanbul Film Festivali Şubat Seçkisi

0

Her akşamımı, bir film festivalinde film izliyormuş havasına çeviren “İstanbul Film Festivali” ile sinemaya bir kez daha doydum. Şubat ayını merakla beklediğim filmlerin yanı sıra, kült filmlere kavuşmayla geçirmek aslında çok güzel bir şans… Her güne bir film sığdırabilmek, inanılmaz bir motivasyon ve mutluluk kaynağı sağlıyor bir bakıma…

İstanbul Film Festivali ile her akşama ödüllü filmler sığdırma mutluluğunu yaşamak çok zevkli. Şubat 2021 de hakikaten merakla beklediğim filmleri izlemekle geçti. “The Nest” çok uzun zamandır izlemek istediğim ve anlatım diline hayran olduğum filmler arasında… Yunanistan’ın Oscar için seçtiği “Apples” çok bambaşka bir ütopya… O zaman haydi İstanbul Film Festivali’nin Şubat 2021 çevrimiçi gösteriminde izlediğim filmlere şöyle bir bakalım…

ANNEM SAVAŞA GİDİYOR / ERNA AT WAR

Henrik Ruben Genz’in yönettiği “Annem Savaşa Gidiyor” filminde başrolleri; Trine Dyrholm, Sylvester Espersen Byder ve Anders W. Berthelsen gibi oyuncular paylaşıyor. Film, I. Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı kasıp kavurduğu dönemdeki Almanya’ya odaklanıyor. Erna’nın 17 yaşındaki zihinsel engelli oğlu da askere çağrılınca, Erna büyük bir korkuya kapılıyor. Erna, erkek kılığına girerek oğlunun yanında cepheye gidiyor.

Savaş filmlerine naiflik ve incelikli bir duygu anlatımı dahil olduğunda, bambaşka bir film izleme hissi oluşuyor. Filmin bu açıdan özgün hali de umutlandırıcı. Hele ki roman uyarlaması olması da onu farklı bir noktaya koyuyor. Film temeline bir anne-oğul ilişkisini koysa da bunun ötesine geçip, adeta insan manzaraları sunuyor. Bambaşka karakterler, hepsi de işlenmiş ve izleyene sunumu doğru bir şekilde yapılmış tipler sunuluyor. Görüntü dili de olukça kuvvetli ve kalite kokuyor. Müzikler de filmin duygusunu yansıtır cinsten.

Trine Dyrholm izlediğim tüm filmlerde başka karakterlere bürünebilen, çok ilginç bir oyuncu. Bu filmde de güçlü ve evladını hayatının önüne koyan anne karakteri Erna’yı, muazzam oynamış. Ayrıca Ulrich Thomsen’ın performansı da oldukça başarılı.

ELMALAR / APPLES

Christos Nikou’nun yönettiği Yunanistan’ın 2021 yılında Oscar için aday seçtiği “Elmalar” filminde başrolleri; Aris Servetalis, Sofia Georgovassili ve Anna Kalaitzidou gibi oyuncular paylaşıyor. Film, ani bir hafıza kaybına neden olan pandemik bir salgının ortasında, Aris adlı genç adamın yaşadıklarına odaklanıyor.

Bazı filmler size bulmaca çözdürür, her dakika her hareketiyle düşünceye sevk eder. Elmalar, aslında bu tarz filmlerin daha çok düşünmek bölümüne yoğunlaşan ilginç bir distopyada geçiyor. Hafıza kaybının, bir bakıma insanı bir bebek aklına getirmesi durumunu izliyoruz. Ve bir bebeğin, giderek büyümesi yani insana dönüşmesine kademe kademe şahit oluyoruz sanki… Belki bazı uzayan sahneleri kısalsa, daha rahat bir izlene sunabilir film. Ama ilk yönetmenlik yolunda, sahneye kıymak zordur derler… Ve bu yolda tanıdık, ama bir yandan yeni bir dil inşa etmeye çalışan bir yönetmenle karşılaşıyoruz. Kimi karelerinde Lanthimos esintisi görebiliyoruz filmde, ama Christis Nikou’nun ilk yönetmenlik denemesinde çalışkan olduğunu ve bir derdi olduğunu kanıtlıyor.

Aris Servetalis’in duru ve abartısız oyunculuğu, filmin dinamizmiyle de paralellik gösteriyor. Film için biçilmiş bir oyuncu edasıyla filmde yer alıyor Servetalis adeta. Karakterin hafıza kaybı yaşadığı zamanki duygu yokluğu, yavaş yavaş duygularını gösterdiği dakikalar ve özellikle tek başına dans ettiği sahne inanılmazdı.

YARAMAZ ÇOCUK / ENFANT TERRIBLE

Oskar Roehler’in yönettiği ve 37 yıllık yaşamına 35 film sığdıran Alman yönetmen Rainer Werner Fassbinder’ın hayat hikayesine odaklanan “Yaramaz Çocuk” filminde başrolleri; Oliver Masucci, Hary Prinz, Katja Riemann ve Erdal Yıldız gibi oyuncular paylaşıyor.

Eşsiz bir sinemacıya saygı duruş niteliğindeki film Enfant Terrible, kimi yanıyla eğlendirici kimi yanıyla da nefrete sürükleyen bir duygu harmanı yaşatıyor. Anlatımı ilk başta kafa karıştırıcı gelse de, bir süre sonra alışılıyor bu duruma. Masalsı detayları, sinema dili ve görüntü yönetimiyle ilginç bir iki saat yaşatıyor izleyene. Tiyatral dile başlayıp sinemaya yolculuk, filme de tema tadında yayılmış ve izleyene hissettirilmiş. Yönetmeni tanımak açısından onun yolundan gidişi, belki de en sevdiğim şey oldu.

Oliver Masucci, Fassbinder’e adeta bürünen bir performansla karşımızda. İzleyiciyi egolu insanlardan nefret ettirecek bir duygu hissettiren Masucci, harika bir oyunculuk sergilemiş. Özellikle Erdal Yıldız’ın sade ve özenli oyunculuğu karşısında büyülendim. Buram buram kalite kokan bir performansla karşımızdaydı.

AZAP / RELIC

Natalie Erika James’in yönettiği ve “Azap” filminde başrolleri; Emily Mortimer, Robyn Nevin ve Bella Heathcote gibi oyuncular paylaşıyor. Yaşlı kadın Edna’nın ortadan kaybolmasıyla kızı Kay ve torunu Sam, Edna’nın yaladığı yere gelir. Bir süre sonra Edna ortaya çıkar, fakat tuhaf davranışlar bambaşka olaylara gebedir…

Korku ve gerilim gibi ögelerin, vicdan ile bir araya gelişi, çok ilginç bir senaryo ortaya çıkarmış. Aslında üç kuşak kadınların bambaşka bir hikayesi de varken, bir yandan kayıp bir anne ve onun gizemi ile bambaşka duyguların bir araya geldiği düşündürücü ve gerici bir hikaye izliyoruz. Hem merak unsuru çok başarılı işlenmiş, hem de anne ve çocukluk vicdanı üzerine düşünülmüş. İlerleyişi ve süresi bakımından türevlerine benzer bir şekilde ilerliyor tabi, izleyeni çok da şaşırtmayan bir finale doğru ilerliyor. Özellikle Emily Mortimer’ın performansı, dikkat çekici ve başarılı…

YUVA / THE NEST

Sean Durkin’in yönettiği ve “Yuva” filminde başrolleri; Jude Law, Carrie Coon ve Charlie Shotwell gibi oyuncular paylaşıyor. Filmde hırslı bir adam olan Rory’nin, eşi Allison ve çocuklarını en iyi iş fırsatı için gittikleri şehirde yaşadıklarını izliyoruz

Paramparça olmaya yakın, birbirlerinin hareketlerinden sonra değişmeye başlayan bir ailenin hikayesini izliyoruz. Yönetmen Sean Durkin, ailenin 4 ferdinin de psikolojilerini doğru çözümleyerek ona göre bir bakış açısı geliştirmiş. Yer değiştirirsen, oraya uyum sağlamakta zorlanabilirsin. Özellikle bunu at figürü üzerinden anlatması, takdirle karşılanmalı. Atın geldiği yeni coğrafyaya uyum sağlayamaması, bir süre sonra aile üyelerinin de içindeki bombaların patlamasına neden oluyor. İşinde tutunamayan, riskin üzerine giden bir adam Rory ile sadece kendine ve atlarına adamış bir kadın Allison arasında giden gelen çocuklar… Aile uyumu, hırslar, riskler, güven ve inanmak üzerine bir güçlü senaryo. Görüntü dili de oldukça başarılı ve filmle uyum gösteren derecede. Ayrıca, Anthony Hopkins göndermesi ds gözlerden kaçmadı… Batsaki dans sahnesi ve taksi sahnesi de akıllıca yazılmış sahneler olarak eklenebilir.

Carrie Coon’un inanılmaz ötesi performansı, filme bağlanmak için ekstra bir neden olarak söylenmeli. Jude Law da en iyi performanslarından bir tanesini sergilemiş. Oona Roche ise, büyüme evresindeki asi kız rolünde adeta kendini bulmuş…

THE SALT OF TEARS / LE SEL DES LARMES

Philippe Garrel’in yönettiği “The Salt of Tears” filminde Logann Antuofermo, Oulaya Amamra ve André Wilms’i başrolde izliyoruz. Film, gitmek istediği okulun giriş sınavına gitmek için yaşadığı eyaletten ayrılıp Paris’e giden bir gencin hikayesini konu alıyor. Bir yandan genç adam Luc’un yaşadığı ilişkiler de filmde anlatılıyor.

İlişkilere ve aşka başka bir yerden bakan haliyle dikkat çeken The Salt of Tears, Fransız Yeni Dalgası’na attığı selam şekli ve  özgün görüntü diliyle izleyeni yakalıyor. Filmin süresinin biraz fazla olması ve odaklanacağı nesneye tam hakim olamayışı sıkıntı olsa da, kafada binlerce fikir dolaştıran bir düşünme hissettiriyor.

Logan Antuoferno’nun rolüne bağlandığını hissettiren performansı, dikkat çekiyor. Ancak Oulaya Amamra’nın performansı, filmdeki en güçlü oyunculuktu bence. Özellikle otelde ağladığı sahnede hayran kaldım…

NOWHERE SPECIAL

Uberto Pasolini’nin yönettiği “Nowhere Special” filmi James Norton, Valene Kane ve Rhoda Ofori-Attah’ı başrolde buluşturuyor. Otuz beş yaşında olan ve hayatının 4 yaşındaki oğluna adayan bir adam olan John’a odaklanan film, John’un üç aylık ömrü kalmasının ardından oğlu için bir aile arayışına girmesine odaklanıyor.

Bir baba-oğun hikayesinden öte, tek başına 4 yıl boyunca bir çocuk yetiştirmek için kendi hayatının ötesine onu koymak ve hayatını kaybettikten sonra kendinden sonra hayatını da planlamanın hikayesi bir bakıma Nowhere Special. Hikayesine dakikalar geçtikte ısınıyorsunuz ve fark etmediğiniz bir anda ajitasyon olmayan bir duygu seline kapılıyorsunuz. Filmin müzik kullanımı da çok yerinde, türevleri gibi dakikada bir müzikle dram havası yaratılmamış. Finalin de oldukça umut besleyen bir halde ve izleyene bırakılmış olması da çok güzel olmuş.

‘Hayatının en büyük kararı’ için uğraşan John’un hikayesi, içinize işler bir duyguyla anlatılırken, hayatın aslında bir inci taşı kadar değerli olduğu, gözler önüne seriliyor. Filmin bir çok sahnesi etkileyiciydi. Özellikle cafede John’un Celia’ya, Michael ‘i ne kadar tanıdığını ve hayatının kararını anlatmaya çalıştığı sahne çok değerli. Ama en çok etkilendiğim sahne, John’ un Michael için kendini unutmaması için hazırladığı ‘hazine’  sahnesi oldu.

James Norton’un başarılı performansla bir karaktere hayat verdiğini gözlemliyoruz. Özellikle duygularını dışavurduğu sahnelerde, net bir şekilde görebiliyoruz. Çocuk oyuncu Daniel Lemont ise, küçük yaşına rağmen inanılmaz bir oyunculuk sergilemiş. Her sahnede muazzam ve kendine hayran bıraktırıcı… Ayrca Celia rolündeki Valene Kane de oldukça umut besleyen bir performans sergiliyor…

ŞARKÜTERİ / DELICATESSEN

Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun yönettiği 1998 yapımı kült film “Şarküteri” de başrolleri Dominique Pinon, Karin Viard ve Ticky Holgado paylaşıyor. Kıyamet sonrası bir ütopyada hikayesi geçen filmde, insani besin maddelerinin değiştiği bir yere ve palyaçoluğu bırakarak burada çalışmaya başlayan ilginç bir adama odaklanıyor.

90’lı yılların Kült filmiyle güzel bir buluşma yaşadık. Absürtlüğün ve tuhaflığın doruklarda yaşandığı eğlenceli bir film. Dönemine göre farklı farklı sinema akımlarının kullanımı, dekor tasarımı, sanat yönetimi yüksek derecede mest esici bir havada. Bazen anlamamayı sevdiğiniz, absürtlüğün içinde kaybolduğunuz hayal gücünün ötesinde filmler olur. Delicatassen tam da bu tanıma uygun bir film.

Oyunculuklar, dönemin kaliteli performanslarının bir serenatı havasında aslında. Özellikle Dominique Pinon, Marie-Laure Dougnac, Jeab-Claude Dreyfus ve Silvie Laguna’nın performansları oldukça öne çıkıyor.

32. Ankara Film Festivali Başvuruları Başladı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından 4-12 Kasım 2021 tarihlerinde düzenlenecek 32. Ankara Film Festivali başvuruları başladı. 1 Mart’ta açılacak başvurular 15 Eylül’e kadar devam edecek.

Ulusal Uzun Film Yarışması’nda En İyi Film, En İyi İlk Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu başta olmak üzere toplam 13 dalda ödüller verilecek. En İyi Film ödülü 50.000 TL, Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü 20.000 TL olarak belirlendi. Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda ise En İyi Film’e 20.000 TLUlusal Kısa Film Yarışmasında En İyi Film’e 10.000 TL ödül verilecek. 5 yıldır Türkiye sinemasının yenilikçi projelerini keşfeden Proje Geliştirme Desteği, ilk ya da ikinci filmini çekecek sinemacılar arasından En İyi Proje’ye 30.000 TL’lik ödül verecek.

Afiş Tasarım Yarışması

Ayrıca festival bu yıl da afişini yarışma ile belirleyecek. Festivalin duyurulması ve tanıtımında önemli katkı sağlayacak esere, 5.000 TL’lik ödül verilecektir.

Festival ile ilgili gelişmelere ve güncel başvuru şartlarına filmfestankara.org.tr adresinden ve sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bakınız:

Pandemi deneyimli bir 31. Ankara Uluslararası Film Festivali!

Geleceğin derisi vegan deri: #vegannotplastic

Başka birisinin derisini giymek ister miydiniz? Böyle söyleyince kulağa ne kadar da korkunç geliyor öyle değil mi? Deri üretim sektörünün arkasındaki karanlık gerçekleri öğrendikçe her gün daha fazla insan etik deri alternatiflerini tercih etmeye başladı. İnsanların gerçek deriyi vicdani olarak reddetmesi ile birlikte birçok ünlü marka da koleksiyonlarına vegan deri seçeneklerini ekleyerek bu bu etik değişimin bir parçası olmaya başladılar. İtalyan O2 Monde markası ise %100 doğal maddelerden plastik içermeyen, çevre dostu deri üreterek fark yaratmayı başardı.

Daha önce Bottega Veneta, Cole Haan, Tory Burch gibi birçok dev marka ile çalışmış olan İtalyan ayakkabı tasarımcısı Mirco Scoccia, tamamen doğal ve vegan olan bir ayakkabı markası yaratmasını hayallerinin gerçekleşmesi olarak tanımlıyor. Büyük bir özenle ve emek ile üretilen çevre dostu ve üstelik dünyanın en büyük hayvan hakları organizasyonu PETA’dan onaylı olan vegan derinin oluşum aşaması ise oldukça enteresan. Peki ama hayvanlara ve çevreye zarar vermeyen kaliteli deri üretmek gerçekten mümkün mü? Bunu bu dahiyane fikri hayata geçirmeyi başaran tasarımcı Mirco Scoccia’ya sizler için sordum. Kendisine bir kez daha teşekkür ederken sizleri bu ilginç röportaj ile baş başa bırakıyorum.

Vegan ayakkabı markası yaratma düşüncesine sizi iten neydi?

Modern ve lüks markalarla 20 yıldan fazla çalıştıktan sonra, en iyi deneyimlerimle günümüz tüketici değerlerini birleştirerek yenilikçi bir ayakkabı projesini öne sürmek istedim. Dünya’nın mirasını onurlandıran ve geleceğini koruyan tasarım odaklı, gerçekten sürdürülebilir, hayvanlara zarar vermeyen ve zarif el yapımı ayakkabılar sunarak lüks aksesuarlar paradigmasını temelli değiştirmek istiyorum. ‘O2 Monde’ projesi deneyimlerimin bir sentezidir.

Ana hedefim, hem insanlara hem de gezegene faydalı, zahmetsiz, anlamlı ayakkabılar üretmektir. İtalya’da en yeni ve en sürdürülebilir eko-malzemelerden kusursuz bir şekilde el yapımı olan zamansız, sınırlı üretim tasarımlar yaratmak istiyorum.

Günümüzde, ucuz iş gücünün yasal olduğu ülkelerde üretim yapmak büyük markalar arasında oldukça popüler ve bu durum çok fazla insan hakları ihlaline yol açıyor. Ben köklerime geri dönmek ve İtalya’da adil çalışma, uygun ücret ve fabrika işçilerine olması gerektiği gibi adil  muameleyle vegan ayakkabı koleksiyonları üretmek istedim. Geleneksel deriye alternatif oluşturabilecek, yenilenebilir bitki kök oranı yüksek (ananas, şarap, tahta ve mısır) ham madde ve imalat işlemleriyle çevresel etkileri en düşük malzemeleri aramaya başladım. Ayakkabı endüstrisi halihazırda ucuz mallarla dolu olduğundan, daha az sayıda yüksek kalitede ayakkabı üretmeye odaklanmanın etik ve sürdürülebilir olduğuna inanıyorum. Çevre bilincine sahip bir işletme oluşturma süreci pek çok farklı bakış açısını kapsadığından, nakliye yöntemleri gibi her ayrıntıya dikkat etmek istiyorum.

Örneğin, ürünümü gereksiz yere plastik ile paketleyeceğime geri dönüştürülmüş malzemeler kullanacağım.

Son olarak, bu değerler sistemine hitap edebilecek bir isim düşündüğüm için, O2 Monde marka isminin arkasında yatan ilham üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. O2 saf oksijeni temsil etmektedir: evrenimizdeki en yaygın üçüncü elementtir ve yaşamın yapı taşıdır. Monde Fransızca ‘dünya’ anlamına gelmektedir. Ayrıca insanlar ve topluma da gönderme yapmaktadır.

Ayakkabılarınızı hangi malzemeden yapıyorsunuz?

Son birkaç yıldır mevcut olan en yenilikçi malzemeleri ve onların tedarikçilerini araştırıyordum. Benim için bu iş yalnızca güzel vegan ayakkabılar yapmaktan ibaret değil. Bunun yanında tüm tedarik zincirinin ekolojik sürdürülebilir uygulamalara dair belirli yüksek standartları karşıladığından emin olmalıyım.

Bu nedenle O2 Monde ayakkabılarının her bir unsuru, ayakkabı astarından yapıştırıcılarına ve ayakkabı yüzüne kadar dünyanın en yenilikçi eko-materyal üreticilerinden temin ettiğimiz sürdürülebilir, bitki kökenli malzemelerden meydana gelmektedir.

Bununla birlikte, malzemelerin %100’ünü kullanacağım (Halbuki geleneksel deri ayakkabılarda doğal kusurlardan ötürü malzemenin yalnızca belirli bir yüzdesi kullanılmaktadır). Dahası, kesim artıkları toplanacak ve geri dönüştürülecek ve bitki bazlı malzemeler doğal olarak mükemmel olduğu için yüzey bitirme işlemi minimum düzeyde olacaktır.

Malzemelerin kısa tanımı:

Mısır ve tahılın karışımından elde edilen Freska, ananastan elde edilen Pinatex, üzüm kabuğundan elde edilen deri benzeri bir malzeme olan Vitigna, su şişelerinden elde edilen geri dönüştürülmüş polyester ile doğal ve gerçek ahşabı birleştiren sürdürülebilir vegan deriden üretilen Bioveg.

Malzemelerin uzun tanımı:

Gerçekten bir fark yarattıklarını düşündüğüm için O2 Monde markasında kullandığımız malzemeler hakkında daha fazla bilgi paylaşmaktan oldukça heyecanlıyım.  

Sadece onlara dokunmanın ve  hissetmenin güzelliğinden dolayı değil , onların yenilikçi ve çevre dostu özelliklerinden dolayı da heyecan duyuyorum.

* Pinatex: Ananas yaprak liflerinden üretilen dayanıklı, dirençli bir vegan deridir. Ananas yaprakları geleneksel olarak atıldığı ya da yakıldığı için, kapalı çevrimli dokunun ana malzemesi ek toprak, su, zirai ilaç ya da gübrelere ihtiyaç duymamaktadır. Ayrıca kırsal ananas çiftçilerine ek gelir ile birlikte gübre olarak kullanılabilen, ayrıştırma işleminde elde edilen atık biyokütle sağlamaktadır. Dahası, Pinatex boyaları GOTS sertifikasına sahiptir ve reçineleri AFİRM standartlarına uygundur.

* Freska: Tabanlıklarımız minimum solvent kalıntısı seviyesiyle Freska’dan, mısır ve tahılla yapılan öncü vegan kaplama, yapılmaktadır. Sürdürülebilir olduğu kadar işlevsel olan Freska geliştirilmiş konfor için son derece nefes alabilir, emici ve dirençlidir. Ayrıca kendine kendine şekil alır ve aynı kalınlıktaki geleneksel bir deri ayakkabı astarına göre %60 daha hafiftir.

* Wood: Ayakkabı imalatında odun kullanımı iyi yapılandırılmış olsa da, biyolojik olarak parçalanabilen, hayvansız malzemelerin deride kullanımı CO2 emisyonlarını metrekare başına yaklaşık %60 oranında azaltmaktadır. İnanılmaz derecede yumuşak ve esnek olan özenle elde ettiğimiz odun levhaları, etik olarak yönetilen ormanlardan ve kökenlerini tasdik eden FSC sertifikaları ile temin edilmektedir. Bu odunlar, çevre dostu yapıştırıcı kullanılarak yumuşak bitki kökenli kumaşlarımıza yapıştırılmaktadır.

* Vitigna: Mevcut en yenilikçi “şarap derisi” olan bu çevre dostu vegan deri Toskana’nın (Tuscany) meşhur şarap bağlarında hayat bulmaktadır. %100 bitki kökenli biyo-mühendislik ürünü bu malzeme geleneksel deri gibi hissiyat ve performans verse de, yalnızca susuz işlemler kullanılarak geleneksel tabaklamada kullanılan toksik kimyasallar olmadan, şarap endüstrisinin artıklarından oluşturulmaktadır.

* Bioveg: Bu esnek, sürdürülebilir vegan deri, su şişelerinden kazanılan dönüştürülmüş polyester Veg teknolojisinin damgasıyla birleştirmektedir. Bu teknoloji, çiftliklerden ya da hayvanlardan tüketim kaynaklarını çalmadan güvenli bir şekilde bitkilerden elde edilen bio-polyolneleri kapsamaktadır. Üretici istatistikleri, BioVeg’in yenilenemeyen kaynaklardan enerji tüketimini %44 düşürdüğünü, karbon ayak izini %15 azalttığını ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen %50 daha fazla biyo içerik barındırdığını doğrulamaktadır. Bunlara ek olarak, kaplama sürecinde kullanılan enerji yenilenebilir kaynaklardan temin edilmektedir.

* Thunit: Dış tabanlarımız, tehlikeli ya da zararlı madde içermeyen, üreticinin %100 yenilenebilir olarak tanımladığı esnek, dayanıklı, aşınmaya ve su geçirmeye karşı dirençli vegan kumaştan yapılan Thunit ile üretilmektedir. Dahası, bu maddenin çevresel olarak titiz üretim süreci atık suyun geri alınmasını ve depigmentasyonunu içermektedir.

Vegan deri ayakkabılar ile deri ayakkabılar arasında kalite farkı var mı?

Her geleneksel deri aynı kalitede değildir. Aynı kural vegan deriler için de geçerlidir. Bizim mottomuz, tüm bitki kökenli malzemelerimiz dünyanın en yenilikçi ekolojik malzeme üreticilerinden geldiği için ‘plastik değil vegan’ (#vegannotpastic) şeklindedir. Malzemelerimizin çoğu, en yenilikçi ve ileri görüşlü tedarikçiler aracılığıyla İtalya’da temin edilmekte ve üretilmektedir. Genel anlamda, ve vegan deride yüksek standartlarda kaliteye odaklandığımızdan, gerçek deri ile arasında pek bir fark yoktur.

O2 Monde markası kime hitap ediyor?

Bence O2 Monde farklı insanlara çekici gelebilir, mesela endüstride bir değişiklik başlatmayı önemseyen insanlar ya da zamansız ve yüksek kalitede İtalyan yapımı ayakkabıları uygun fiyata almak isteyen insanlar.

Müşteri profili “bilinçli tüketiciler” olarak tanımlanabilir. Satın aldıkları şeyler konusunda temkinliler, sanatkarların yaptığı el yapımı ürünleri tercih ediyorlar. Bu ürünlerin ister tek bir yöresel kahve veya doğal şarap ister sanat kitapları, mumlar ya da moda olsun sürdürülebilir bir eğilime sahip olmasını istiyorlar.

Gelecekte O2 Monde markasını nerede görüyorsunuz?

İlerlediğini görmek istiyorum. Erkek ayakkabısı, el çantaları ve hazır giyim alanlarında genişleyerek markamı hayat tarzı markası haline getirmenin yanı sıra, O2 Monde tescilli sürdürülebilir malzemeler yaratmayı planlıyorum. Umarım bu süreç boyunca çalışmalarım var olan diğer markaların sürdürülebilirlik hakkında daha fazla eyleme geçmelerine ilham verir.

Kendimi vegan ve temiz bir şekilde sürdürülebilir lüks ayakkabılar oluşturmaya adadım. Bu nedenle O2 Monde Instagram profilinde özel bir hashtag yarattım, #vegannotplastic. Ayrıca, giderek daha fazla sayıda markanın çok daha düşünceli bir şekilde moda yaratma fikrini benimsemeye başlayacağını umuyorum.

Aynı zamanda, bir çift yeni ayakkabıya yatırım yaparken bilinçli tüketime teşvik etmek isterim. Standart perakendeciliğin üçte birinde yüksek kaliteli ayakkabılar üreterek, kadınların günlük kıyafetlerini bir üst noktaya taşımaları için uzun süre kullanabilecekleri lüks ürünleri karşılayabilmelerini mümkün hale getirebiliriz.

Son olarak, herhangi bir çevresel etkiyi telafi etmek adına satın alınan her çift ayakkabıda gelirimizin %1’ini 1% Percent for the Planet kuruluşuna bağışlayacağız. O2 Monde, uluslararası hayvan hakları organizasyonu olan PETA’nın da resmi destekçisidir.

Değişimin bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim. Grazie!

Kaynaklar: https://www.afirm-group.com/wp-content/uploads/2014/09/AFIRMGuidanceV3-Turkish.pdf, http://www.etko.com.tr/organik-tekstil-belgelendirme/7/gots-standardi, https://www.peta.org/

Ayrıca bakınız:

Vegan dostu kıyafetler aldığınızdan emin olmanızı sağlayacak 7 yöntem

Yapay deri kullanımı ile “vahşi moda” sevdası biter mi?

The future of leather is vegan: #vegannotplastic

Would you like to wear someone else’s skin? How terrible does it sound when you say that? As people learned about the dark realities behind the leather production industry, more and more people started to prefer ethical leather alternatives. As consumers reject real leather, more well known brands have started to be a part of this ethical change by adding vegan leather options to their collections. The Italian shoe designer Mirco Scoccia, who has worked with giant brands such as Bottega Veneta, Cole Haan and Tory Burch, has made his dreams come true by creating a shoe brand that is completely natural and vegan. The formation phase of vegan leather, which is produced with great care and effort and is certified by the world’s largest animal rights organization PETA, is quite interesting. But is it really possible to produce quality leather that does not harm animals and the environment? Mirco Scoccia, who managed to bring this genius idea to life has the answers. I leave you with this very special interview.

What made you think of creating a vegan shoe brand?

After working for more than 20 years for top luxury and contemporary brands, I wanted to come up with a disruptive footwear project, while combining the best of my experience with today’s consumer values. I’d like to permanently shift the luxury accessories paradigm by offering design-forward, truly sustainable, cruelty-free and exquisitely handcrafted footwear that honors the Earth’s heritage and protects its future. The ‘O2 Monde‘ project is the synthesis of my experience.

My main goal is to make effortless, expressive shoes that benefit both people and the planet. I want to create timeless, limited edition designs that are also impeccably handcrafted in Italy from the newest and most sustainable eco-materials.

Nowadays, it’s popular among big brands to manufacture in countries where cheap labor is legal, which results in far too many human right’s disasters. I wanted to go back to my roots and produce vegan footwear collections in Italy with fair labor, adequate wages and better treatment of factory workers. Additionally, I started researching alternative materials to traditional leather, with the highest percentage of renewable plant origin (like pineapple, wine, wood and corn) and the lowest environmental impact of its raw materials and manufacturing processes. Because the footwear industry is so bloated with cheap goods already, I firmly believe it’s ethical and sustainable to concentrate on producing fewer shoes of higher quality. And because there are also plenty of other aspects involved in establishing an eco-conscious business, I’d like to pay attention also to every single detail, like shipping methods. For example, instead of packaging my product in unnecessary plastic, I’m going to use recycled materials.

Finally, a few words on the inspiration behind the name of my brand, O2 Monde, since I was thinking of a name that could speak to this ethos. O2 represents pure oxygen: the third most common element in the universe and a building block of life. Monde means ‘world’ in French. It also refers to people and community.

What material do you make the shoes from?

I’ve been researching the most innovative materials available and their vendors for the last few years. To me it’s not only about making beautiful vegan shoes but also making sure the entire supply chain will respect certain higher standards in respect of eco-sustainable practices.

That is why every element of O2 Monde shoes – from insoles and lasts to adhesives and uppers is made from sustainable, plant-based materials sourced from the world’s most innovative eco-materials manufacturers.

I’ll also be using 100% of all materials (whereas traditional leather shoes use only a percentage of a hide, due to natural imperfections). Further, cutting scraps will be captured and recycled, and skin finishing will be minimal because plant-based materials are naturally perfect.

Short description of materials:

Using textiles such as Freska, made from a mixture of corn and cereal, Pinatex, from pineapple, Vitigna, a leather-like material derived from grape skins, Bioveg made from sustainable vegan leather which combines recycled polyester reclaimed from water bottles as well as natural and real wood.

Longer description of materials:

I’m really excited to share more info about the materials I’m using on O2 Monde shoes since I truly believe they make a difference. Not only because of their stunning beauty to look at as to touch but most importantly for their innovative and environmentally friendly features.

* Pinatex: a durable, resistant vegan leather fabricated from felted pineapple-leaf fibers. Because pineapple leaves are traditionally discarded or burned, the closed-loop fabric’s source material requires no additional land, water, pesticides or fertilizers. It also provides rural pineapple famers with additional income and leftover biomass, produced by the separation process, which can be employed as fertilizer. Further, Pinatex dyes are GOTS certified and its resins comply with AFIRM standards.

* Freska: Our insoles are crafted from Freska, a pioneering vegan lining made of corn and cereal, with minimal solvent residue level. As functional as it is sustainable, Freska is extremely breathable, absorbent and resistant for enhanced comfort. It is also self0-molding and is more than 60% lighter than a traditional leather insole of equal thickness.

* Wood: While the application of wood in shoe manufacturing is well-established, the use of the biodegradable, animal-free material in place of leather reduces CO2 emissions by approximately 60% per square meter. Incredibly soft and flexible, our conscientiously sourced wood sheets come from ethically managed forests and possess FSC certification that attests to their origins. They are bonded to our supple plant-based fabrics using an environmentally friendly adhesive.

* Vitigna: The most innovative “wine leather” available, this eco-friendly vegan leather begins life in Tuscany’s famous vineyards. While the 100% plant-based bio-engineered material feels and performs like conventional leather, it is crafted exclusively from wine industry leftovers using water-free processes, free of the toxic chemicals used in the traditional tanning.

* Bioveg: This supple, sustainable vegan leather combines recycled polyester reclaimed from water bottles with signature Veg technology. The latter comprises bio-polyols, which are safely derived from plants without robbing consumable resources from farms or animals. Manufacturers stats confirm that BioVeg reduces energy consumption from non-renewable resources by 44%, diminishes its carbon footprint by 15% and contains more than 50% bio content, derived from renewable sources. Additionally, the energy employed during the coating process comes from renewable sources.

* Thunit: Our outsoles are fabricated with Thunit, a flexible, durable, abrasion and water-resistant vegan fabric made without hazardous or harmful substances, that the manufacturer defines as 100% recyclable.
Moreover, its environmentally rigorous manufacturing process includes the recapture and depigmentation of water waste.

 Is there a difference in quality between vegan leather shoes and leather shoes?

Not all traditional leather is the same quality. The same rule applies to vegan leather. Our motto is ‘vegan not plastic’ (#vegannotplastic) as all our plant-based materials are sourced from the world’s most innovative eco-materials manufacturers. Most of our materials are sourced and made in Italy from the most innovative and forward-thinking vendors. Generally speaking, and since we’re focusing on higher standards quality vegan leather, there isn’t that much difference to real leather.

Who is the O2 Monde brand appealing to?

I believe O2 Monde could appeal to different people, like people who care about starting a change in the industry as well as people who love timeless and high quality Made in Italy shoes at a fair price.

Their profile can be self-described as “conscious consumers”. They are deliberate with their purchases, preferring artisan-made items and hand- craftsmanship, with sustainable undertones whether shopping for single origin coffee, natural wine, art books, candles or fashion. 5) Where do you see the 02 Monde brand in the future?

Moving forward, I plan to create a proprietary sustainable material for O2 Monde, as well as to build my company out to be a lifestyle brand by expanding into men’s shoes, handbags and ready-to-wear. I hope that my work along the way will inspire established brands to take more action around sustainability.

I’m committed to creating luxury sustainable shoes in a vegan and clean way. For this reason I created a specific hashtag on O2 Monde Instagram profile, which is #vegannotplastic. I also hope more and more brands will start embracing this idea of creating fashion in a more thoughtful way.

I also would like to encourage consideration when it comes to investing in a pair of new shoes. By making high quality footwear at a third of standard retail, women can afford luxurious long term staples to elevate their everyday outfit.

Finally, for each pair of shoes purchased, we will donate 1% of our profits to 1% Percent for the Planet to offset any environmental impact. O2 Monde is also an official supporter of PETA, the international animal rights organization.

Vegan, not plastic.

Grazie

Sourceshttps://en.wikipedia.org/wiki/Main_Page, https://www.peta.org/, https://www.afirm-group.com/wp-content/uploads/2020/01/2020_AFIRM_RSL_2020_0131.pdf, https://www.global-standard.org/the-standard