Ana Sayfa Blog Sayfa 39

Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik

Yeni İnsan Yayınevi, Ekoloji Serisi’ne Gülin Yücel ve Levent Kurnaz imzalı “Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik” başlıklı kitabı ekliyor. 

‘Sürdürülebilirlik’ kavramı, 70’lerin başında bazı düşünürlerin gidişatı ve varlıkların durumunu sorgulamasıyla gündeme geldi. Elbette malum çevreler bu hayati öneme sahip kavramın içini boşaltmak için elinden geleni yaptı ve tabii ki bunun sonucu olan iklim krizi; gezegenin, bitkilerin, hayvanların ve insanların varlığını tehdit etmeye başladı. İklim krizinin hepimizin birincil gündemi ve meselesi olması gerektiği aşikar. 

Gülin Yücel, 2014 yılından bu yana sürdürülebilirlik danışmanlığı yapıyor ve bu konunun gelişmesi için yazar, konuşmacı olarak farklı platformlarda destek veriyor. 1997’den beri Boğaziçi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Fizik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev alan Prof. Dr. Kurnaz ise aynı zamanda üniversitenin İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürü.

Gülin Yücel ve Levent Kurnaz, bir sivil toplum gönüllüsü iş insanı ve bir çevre aktivisti akademisyen olarak beraber yola çıkıyor ve yeni bir kalkınma çağı hayal ediyorlar. Sürdürülebilirlik kavramına hayati kıymetini iade etmek, iklim krizini tersine çevirmek gibi kaygılarla ve güneş gibi parlayan umutlarla, bu değerli metni bize kazandırıyorlar. Mevcut düzeni birbirlerinden başlayarak eleştirmek, yanlış gidenleri görmek ve bunları diğerlerine gösterebilmeyi amaçlıyorlar.

Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik, yazarların altı senedir birlikte düşündükleri, tartıştıkları doğrultusunda yazdıkları yazıların bir derlemesi olarak karşımıza çıkıyor. Kitap, Gülin Yücel’in ve Levent Kurnaz’ın hem kariyerlerinde, hem de akademik çalışmalarında edindiği tecrübeleri içeriyor. Yücel ve Kurnaz, sürdürülebilir kalkınma dönüşümüne faydası ve katkısı olacak yeni bakış açıları sunmaya devam etmeyi amaçlıyorlar.

Yol haritalarında “gençleri dönüşümün parçası yapmak, farklı bakış açılarını yan yana görebilmek, veri ile karar vermek, sistem düşüncesi ile resmi görmek” gibi başlıklar yer alıyor. Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik, sürdürülebilirlik düşünce sisteminin temel kavram ve bakış açılarını en güncel halleriyle ele alan bir başvuru kitabı olmayı, konuya gönül vermiş veya vermeye niyetli kişilere hem tarihsel bir perspektif sunmayı, konunun kapsamı hakkında fikir vermeyi hedefliyor.

Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik, bakış açısı her ne olursa olsun, herkesin sürdürülebilirliğin karmaşık resmine, ortak bir çerçeveden bakabilmesi konusunda umut vadediyor.

Burcu Aksoy’dan eşsiz zihin durumlarının oluşturduğu görüntüler

0

Disiplinlerarası sanatçı Burcu Aksoy’un ‘00:03’ isimli kişisel fotoğraf sergisi 19 Şubat’ta Artcrowdistanbul Online Galeri’de açıldı.

Kontrollü normalleşme döneminin başladığı bugünlerde sanata erişimimiz ise genelde çevrimiçi devam ediyor, birçok sergiyi online izlemeye devam ediyoruz. Bunlardan biri Burcu Aksoy’un daha önce izleyici ile buluşmamış fotografik serilerinden beden (nü) ile ilgili serinin, sanatçının kurgu mekanları ile buluştuğu özel eserlerden oluşan ‘00:03’ isimli sergisi. Sergi, 18 Nisan tarihine kadar Artcrowdistanbul Galeri’de çevrimiçi olarak izlenebilecek.

Türkiye’nin öncü çevrimiçi sanat platformlarından Artcrowdistanbul Online Galeri’de açılan ve küratörlüğünü Şanel Şan Sevinç’in üstlendiği, sergi değerlendirme yazısını İpek Yeğinsü’nün kaleme aldığı 00:03 isimli sergisinde sanatçı Burcu Aksoy, yine, izleyiciye objektifin göremediği ve fotoğrafı ‘oluşturanın’ kendisinden başkasının önceden hayal edemeyeceği görüntüyü sunuyor. Farklı, çeşitli ama eşsiz zihin durumlarının oluşturduğu görüntüler ve algılar üretme -anlatma isteği Burcu Aksoy’un çalışmalarının temelini oluşturuyor.

Sanatçı, nesne ya da mekânların bilinçte var olan kimliklerini kaybedip birbirine karışarak yeni yapı ve şekillere dönüşmesi gerektiğini düşünüyor. Bu sayede, nesne ve mekânı neredeyse sayısız algılama biçiminden, dolayısıyla neredeyse sayısız ‘gerçeklikten’ bahsedilebileceğini belirtiyor.

Burcu Aksoy, 00:03 sergi manifestosunda: ‘’Akademik resim beden görüntüsünü ‘gerçeklik’ vaadi açısından ele alır. Erken dönem akademik fotoğraf da buna uyar. Ancak sonrasında, sanatçılar fotoğrafa müdahale tekniklerini geliştirirler. Manipülasyonun vaadi tek bir ‘gerçeklik’ değildir’’ diyor ve şöyle ekliyor: ‘’Göz, cinsel bağlamda, fotoğrafa bakma ve ondan zevk alma biçimi açısından önemlidir. Freud’un gözün hazzı olarak tanımladığı şeydir bu. Çıplak beden, daima tartışmalı alandadır. Kendisine anlam veren kültürel kodları kopyalar. Ancak bu tür bir kültürel dili 00:03 sergisindeki işlerde görmeyiz. Aksine, işler, erkek fantezileri ve beklentileriyle ilişkili kalıplardan uzak, belli vücut bölümlerinin bulunmayışı sayesinde görüntülenenin aslında orada olmadığı, siyah-beyaz ile ilişkilendirilen incelikli ton anlayışından yoksun olup, yerine kırmızının geçtiği monokrom görüntülerdir.’’

Sanatçı, yaratma eylemini psikiyatri ve psikanaliz ile ilişkilendiriyor. Bu yüzden, bütün fotografik serilerini birer psikiyatri terimi ile adlandırıyor. Bütün fotografik işlerine ise farklı bir saat dilimini isim olarak veriyor.

www.artcrowdistanbul.com

Hediye Mağazası

Hani vardır ya, caddeleri süsleyen sokakları aydınlatan camından içerisi görünen, her gördüğünüzde mutlaka girmek istediğiniz, rengarenk, birbirinden farklı hediyeliklerle dolu bir hediye mağazası. İnsana verdiği sıcaklık, sevdiğiniz birisini veya kendinizi mutlu edebilme hissi, ciğerlerinize dolan o hangi mağaza olursa olsun aynı koku. İşte bu hediyenin kokusudur, şekli tarzı, büyüklüğü fark etmez, her girdiğiniz hediye mağazasında aynı kokuyu alır, aynı tatlı hissi yaşarsınız. Günümüzde internetin getirdiği online mağazacılık ile belki birçok insan hediyelerini internet üzerinden sipariş etmekte. Ancak bodo o hediye mağazalarının sıcaklığını, kokusunu sizlere ve sevdiklerinize yaşattığı deneyimler ile sunuyor. İnternetten aldığınız bir tişörtü erkek arkadaşınıza hediye gönderdiniz. Evinde açtı baktı ve giydi ve bitti. Hediyenin alınmasından, verilmesine hatta tadılmasına kadar olan o tatlı süreç artık eski hazzını vermiyor. Ancak, siz de hediyeyi ellerinizle seçmek istiyor ve buna vakit bulamıyorsanız, Bodo.com üzerinden kolayca sipariş verebileceğiniz bir deneyim hediye ile örneğin; “İki Kişilik ATV Turu” ile belki hediye seçiminde o zevki alamazsınız ancak verdiğiniz kişiyle birlikte yaşayacağınız deneyim ile hediyenin o benzersiz sıcaklığını en güzel şekilde hissedebileceksiniz.

Hediye mağazası ve deneyim sürprizleri

Sevdiklerinize güzel hediyeler bulmak için sokak sokak gezmeye vaktiniz yoksa ve yenilikçi bir tarz arıyorsanız bodo.com’un sıra dışı dünyası ile tanışın. Bodo’nun hediye sitesi üzerinde yer alan yeni deneyim hediye stili ile sevdiklerinize ihtiyaçları olan eğlence ve konforu sunun. Erkek kardeşinize düğün öncesi arkadaşları ile dinlenip eğlenebileceği, “Erkekler için Hamam Günü’’ deneyimi hediye edebilir, bu ufak jest ile ona verdiğiniz değer ve sevgiyi hoş bir şekilde yansıtabilirsiniz. SPA ve Masajlar kategorisinde, yer alan “Kahve Masajı’’, “Klasik Masaj’’, “Geleneksel Türk Hamamı’’ ve daha pek çok deneyim yer almakta. Anne ve babanızın yıldönümlerinde “İki Kişi için Hafta Sonu SPA Tatili’’ hediye edebilir, onlara özellikle kış aylarında iyi gelebilecek hoş ve küçük bir balayı tekrarı yaşatabilirsiniz. Artık online hediye platformları sayesinde, sevdiklerinizin hayatlarına, kilometrelerce öteden mutlu dokunuşlar gerçekleştirebilmeniz mümkün. Bodo.com da kimin en çok neyi arzulayabileceğine karar verdikten sonra basit birkaç işlemi, sadece parmaklarınızı oynatarak gerçekleştirebilir, sevdiklerinizi olağanüstü deneyim hediyeleri ile buluşturabilirsiniz. https://bodo.com/tr/ 

Hediye mağazası ve online hediye platformu

Günümüz koşulları hediye gönderme konusunda öyle esnek ki, sevdiğiniz insanlara hediyelerini, isterseniz online üzerinden, isterseniz mağazadan alıp kargo aracılığı ile gönderebiliyorsunuz. Peki koşullar bu kadar kolay iken, neden hala verdiğiniz hediyeler istediğiniz sonuçları vermiyor olabilir, hiç düşündünüz mü? Çünkü insan yeniliğe açık ve hatta aç bir varlıktır. Doğamız yenilik ister ve bazı kalıplar bir süre sonra kırılmaya mahkûm olur. Gönderdiğiniz hediyeler her yıl bir öncekini tekrarladığında elbette ki büyük bir heyecan yaratmayacaktır. Bodo ya gelin! Yepyeni tarzda oluşturulmuş deneyim hediye tarzı ile, sevdikleriniz şaşırtmaktan da öte kalplerindeki heyecanı alevlendirin. Kişiye ve özel günlerin temalarına özgü sunulan fırsatlarla hayatlarınıza değişiklik, heyecan ve aktivite katın.

Renkli filmler bir arada: İstanbul Film Festivali Şubat Seçkisi

0

Her akşamımı, bir film festivalinde film izliyormuş havasına çeviren “İstanbul Film Festivali” ile sinemaya bir kez daha doydum. Şubat ayını merakla beklediğim filmlerin yanı sıra, kült filmlere kavuşmayla geçirmek aslında çok güzel bir şans… Her güne bir film sığdırabilmek, inanılmaz bir motivasyon ve mutluluk kaynağı sağlıyor bir bakıma…

İstanbul Film Festivali ile her akşama ödüllü filmler sığdırma mutluluğunu yaşamak çok zevkli. Şubat 2021 de hakikaten merakla beklediğim filmleri izlemekle geçti. “The Nest” çok uzun zamandır izlemek istediğim ve anlatım diline hayran olduğum filmler arasında… Yunanistan’ın Oscar için seçtiği “Apples” çok bambaşka bir ütopya… O zaman haydi İstanbul Film Festivali’nin Şubat 2021 çevrimiçi gösteriminde izlediğim filmlere şöyle bir bakalım…

ANNEM SAVAŞA GİDİYOR / ERNA AT WAR

Henrik Ruben Genz’in yönettiği “Annem Savaşa Gidiyor” filminde başrolleri; Trine Dyrholm, Sylvester Espersen Byder ve Anders W. Berthelsen gibi oyuncular paylaşıyor. Film, I. Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı kasıp kavurduğu dönemdeki Almanya’ya odaklanıyor. Erna’nın 17 yaşındaki zihinsel engelli oğlu da askere çağrılınca, Erna büyük bir korkuya kapılıyor. Erna, erkek kılığına girerek oğlunun yanında cepheye gidiyor.

Savaş filmlerine naiflik ve incelikli bir duygu anlatımı dahil olduğunda, bambaşka bir film izleme hissi oluşuyor. Filmin bu açıdan özgün hali de umutlandırıcı. Hele ki roman uyarlaması olması da onu farklı bir noktaya koyuyor. Film temeline bir anne-oğul ilişkisini koysa da bunun ötesine geçip, adeta insan manzaraları sunuyor. Bambaşka karakterler, hepsi de işlenmiş ve izleyene sunumu doğru bir şekilde yapılmış tipler sunuluyor. Görüntü dili de olukça kuvvetli ve kalite kokuyor. Müzikler de filmin duygusunu yansıtır cinsten.

Trine Dyrholm izlediğim tüm filmlerde başka karakterlere bürünebilen, çok ilginç bir oyuncu. Bu filmde de güçlü ve evladını hayatının önüne koyan anne karakteri Erna’yı, muazzam oynamış. Ayrıca Ulrich Thomsen’ın performansı da oldukça başarılı.

ELMALAR / APPLES

Christos Nikou’nun yönettiği Yunanistan’ın 2021 yılında Oscar için aday seçtiği “Elmalar” filminde başrolleri; Aris Servetalis, Sofia Georgovassili ve Anna Kalaitzidou gibi oyuncular paylaşıyor. Film, ani bir hafıza kaybına neden olan pandemik bir salgının ortasında, Aris adlı genç adamın yaşadıklarına odaklanıyor.

Bazı filmler size bulmaca çözdürür, her dakika her hareketiyle düşünceye sevk eder. Elmalar, aslında bu tarz filmlerin daha çok düşünmek bölümüne yoğunlaşan ilginç bir distopyada geçiyor. Hafıza kaybının, bir bakıma insanı bir bebek aklına getirmesi durumunu izliyoruz. Ve bir bebeğin, giderek büyümesi yani insana dönüşmesine kademe kademe şahit oluyoruz sanki… Belki bazı uzayan sahneleri kısalsa, daha rahat bir izlene sunabilir film. Ama ilk yönetmenlik yolunda, sahneye kıymak zordur derler… Ve bu yolda tanıdık, ama bir yandan yeni bir dil inşa etmeye çalışan bir yönetmenle karşılaşıyoruz. Kimi karelerinde Lanthimos esintisi görebiliyoruz filmde, ama Christis Nikou’nun ilk yönetmenlik denemesinde çalışkan olduğunu ve bir derdi olduğunu kanıtlıyor.

Aris Servetalis’in duru ve abartısız oyunculuğu, filmin dinamizmiyle de paralellik gösteriyor. Film için biçilmiş bir oyuncu edasıyla filmde yer alıyor Servetalis adeta. Karakterin hafıza kaybı yaşadığı zamanki duygu yokluğu, yavaş yavaş duygularını gösterdiği dakikalar ve özellikle tek başına dans ettiği sahne inanılmazdı.

YARAMAZ ÇOCUK / ENFANT TERRIBLE

Oskar Roehler’in yönettiği ve 37 yıllık yaşamına 35 film sığdıran Alman yönetmen Rainer Werner Fassbinder’ın hayat hikayesine odaklanan “Yaramaz Çocuk” filminde başrolleri; Oliver Masucci, Hary Prinz, Katja Riemann ve Erdal Yıldız gibi oyuncular paylaşıyor.

Eşsiz bir sinemacıya saygı duruş niteliğindeki film Enfant Terrible, kimi yanıyla eğlendirici kimi yanıyla da nefrete sürükleyen bir duygu harmanı yaşatıyor. Anlatımı ilk başta kafa karıştırıcı gelse de, bir süre sonra alışılıyor bu duruma. Masalsı detayları, sinema dili ve görüntü yönetimiyle ilginç bir iki saat yaşatıyor izleyene. Tiyatral dile başlayıp sinemaya yolculuk, filme de tema tadında yayılmış ve izleyene hissettirilmiş. Yönetmeni tanımak açısından onun yolundan gidişi, belki de en sevdiğim şey oldu.

Oliver Masucci, Fassbinder’e adeta bürünen bir performansla karşımızda. İzleyiciyi egolu insanlardan nefret ettirecek bir duygu hissettiren Masucci, harika bir oyunculuk sergilemiş. Özellikle Erdal Yıldız’ın sade ve özenli oyunculuğu karşısında büyülendim. Buram buram kalite kokan bir performansla karşımızdaydı.

AZAP / RELIC

Natalie Erika James’in yönettiği ve “Azap” filminde başrolleri; Emily Mortimer, Robyn Nevin ve Bella Heathcote gibi oyuncular paylaşıyor. Yaşlı kadın Edna’nın ortadan kaybolmasıyla kızı Kay ve torunu Sam, Edna’nın yaladığı yere gelir. Bir süre sonra Edna ortaya çıkar, fakat tuhaf davranışlar bambaşka olaylara gebedir…

Korku ve gerilim gibi ögelerin, vicdan ile bir araya gelişi, çok ilginç bir senaryo ortaya çıkarmış. Aslında üç kuşak kadınların bambaşka bir hikayesi de varken, bir yandan kayıp bir anne ve onun gizemi ile bambaşka duyguların bir araya geldiği düşündürücü ve gerici bir hikaye izliyoruz. Hem merak unsuru çok başarılı işlenmiş, hem de anne ve çocukluk vicdanı üzerine düşünülmüş. İlerleyişi ve süresi bakımından türevlerine benzer bir şekilde ilerliyor tabi, izleyeni çok da şaşırtmayan bir finale doğru ilerliyor. Özellikle Emily Mortimer’ın performansı, dikkat çekici ve başarılı…

YUVA / THE NEST

Sean Durkin’in yönettiği ve “Yuva” filminde başrolleri; Jude Law, Carrie Coon ve Charlie Shotwell gibi oyuncular paylaşıyor. Filmde hırslı bir adam olan Rory’nin, eşi Allison ve çocuklarını en iyi iş fırsatı için gittikleri şehirde yaşadıklarını izliyoruz

Paramparça olmaya yakın, birbirlerinin hareketlerinden sonra değişmeye başlayan bir ailenin hikayesini izliyoruz. Yönetmen Sean Durkin, ailenin 4 ferdinin de psikolojilerini doğru çözümleyerek ona göre bir bakış açısı geliştirmiş. Yer değiştirirsen, oraya uyum sağlamakta zorlanabilirsin. Özellikle bunu at figürü üzerinden anlatması, takdirle karşılanmalı. Atın geldiği yeni coğrafyaya uyum sağlayamaması, bir süre sonra aile üyelerinin de içindeki bombaların patlamasına neden oluyor. İşinde tutunamayan, riskin üzerine giden bir adam Rory ile sadece kendine ve atlarına adamış bir kadın Allison arasında giden gelen çocuklar… Aile uyumu, hırslar, riskler, güven ve inanmak üzerine bir güçlü senaryo. Görüntü dili de oldukça başarılı ve filmle uyum gösteren derecede. Ayrıca, Anthony Hopkins göndermesi ds gözlerden kaçmadı… Batsaki dans sahnesi ve taksi sahnesi de akıllıca yazılmış sahneler olarak eklenebilir.

Carrie Coon’un inanılmaz ötesi performansı, filme bağlanmak için ekstra bir neden olarak söylenmeli. Jude Law da en iyi performanslarından bir tanesini sergilemiş. Oona Roche ise, büyüme evresindeki asi kız rolünde adeta kendini bulmuş…

THE SALT OF TEARS / LE SEL DES LARMES

Philippe Garrel’in yönettiği “The Salt of Tears” filminde Logann Antuofermo, Oulaya Amamra ve André Wilms’i başrolde izliyoruz. Film, gitmek istediği okulun giriş sınavına gitmek için yaşadığı eyaletten ayrılıp Paris’e giden bir gencin hikayesini konu alıyor. Bir yandan genç adam Luc’un yaşadığı ilişkiler de filmde anlatılıyor.

İlişkilere ve aşka başka bir yerden bakan haliyle dikkat çeken The Salt of Tears, Fransız Yeni Dalgası’na attığı selam şekli ve  özgün görüntü diliyle izleyeni yakalıyor. Filmin süresinin biraz fazla olması ve odaklanacağı nesneye tam hakim olamayışı sıkıntı olsa da, kafada binlerce fikir dolaştıran bir düşünme hissettiriyor.

Logan Antuoferno’nun rolüne bağlandığını hissettiren performansı, dikkat çekiyor. Ancak Oulaya Amamra’nın performansı, filmdeki en güçlü oyunculuktu bence. Özellikle otelde ağladığı sahnede hayran kaldım…

NOWHERE SPECIAL

Uberto Pasolini’nin yönettiği “Nowhere Special” filmi James Norton, Valene Kane ve Rhoda Ofori-Attah’ı başrolde buluşturuyor. Otuz beş yaşında olan ve hayatının 4 yaşındaki oğluna adayan bir adam olan John’a odaklanan film, John’un üç aylık ömrü kalmasının ardından oğlu için bir aile arayışına girmesine odaklanıyor.

Bir baba-oğun hikayesinden öte, tek başına 4 yıl boyunca bir çocuk yetiştirmek için kendi hayatının ötesine onu koymak ve hayatını kaybettikten sonra kendinden sonra hayatını da planlamanın hikayesi bir bakıma Nowhere Special. Hikayesine dakikalar geçtikte ısınıyorsunuz ve fark etmediğiniz bir anda ajitasyon olmayan bir duygu seline kapılıyorsunuz. Filmin müzik kullanımı da çok yerinde, türevleri gibi dakikada bir müzikle dram havası yaratılmamış. Finalin de oldukça umut besleyen bir halde ve izleyene bırakılmış olması da çok güzel olmuş.

‘Hayatının en büyük kararı’ için uğraşan John’un hikayesi, içinize işler bir duyguyla anlatılırken, hayatın aslında bir inci taşı kadar değerli olduğu, gözler önüne seriliyor. Filmin bir çok sahnesi etkileyiciydi. Özellikle cafede John’un Celia’ya, Michael ‘i ne kadar tanıdığını ve hayatının kararını anlatmaya çalıştığı sahne çok değerli. Ama en çok etkilendiğim sahne, John’ un Michael için kendini unutmaması için hazırladığı ‘hazine’  sahnesi oldu.

James Norton’un başarılı performansla bir karaktere hayat verdiğini gözlemliyoruz. Özellikle duygularını dışavurduğu sahnelerde, net bir şekilde görebiliyoruz. Çocuk oyuncu Daniel Lemont ise, küçük yaşına rağmen inanılmaz bir oyunculuk sergilemiş. Her sahnede muazzam ve kendine hayran bıraktırıcı… Ayrca Celia rolündeki Valene Kane de oldukça umut besleyen bir performans sergiliyor…

ŞARKÜTERİ / DELICATESSEN

Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun yönettiği 1998 yapımı kült film “Şarküteri” de başrolleri Dominique Pinon, Karin Viard ve Ticky Holgado paylaşıyor. Kıyamet sonrası bir ütopyada hikayesi geçen filmde, insani besin maddelerinin değiştiği bir yere ve palyaçoluğu bırakarak burada çalışmaya başlayan ilginç bir adama odaklanıyor.

90’lı yılların Kült filmiyle güzel bir buluşma yaşadık. Absürtlüğün ve tuhaflığın doruklarda yaşandığı eğlenceli bir film. Dönemine göre farklı farklı sinema akımlarının kullanımı, dekor tasarımı, sanat yönetimi yüksek derecede mest esici bir havada. Bazen anlamamayı sevdiğiniz, absürtlüğün içinde kaybolduğunuz hayal gücünün ötesinde filmler olur. Delicatassen tam da bu tanıma uygun bir film.

Oyunculuklar, dönemin kaliteli performanslarının bir serenatı havasında aslında. Özellikle Dominique Pinon, Marie-Laure Dougnac, Jeab-Claude Dreyfus ve Silvie Laguna’nın performansları oldukça öne çıkıyor.

32. Ankara Film Festivali Başvuruları Başladı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından 4-12 Kasım 2021 tarihlerinde düzenlenecek 32. Ankara Film Festivali başvuruları başladı. 1 Mart’ta açılacak başvurular 15 Eylül’e kadar devam edecek.

Ulusal Uzun Film Yarışması’nda En İyi Film, En İyi İlk Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu başta olmak üzere toplam 13 dalda ödüller verilecek. En İyi Film ödülü 50.000 TL, Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü 20.000 TL olarak belirlendi. Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda ise En İyi Film’e 20.000 TLUlusal Kısa Film Yarışmasında En İyi Film’e 10.000 TL ödül verilecek. 5 yıldır Türkiye sinemasının yenilikçi projelerini keşfeden Proje Geliştirme Desteği, ilk ya da ikinci filmini çekecek sinemacılar arasından En İyi Proje’ye 30.000 TL’lik ödül verecek.

Afiş Tasarım Yarışması

Ayrıca festival bu yıl da afişini yarışma ile belirleyecek. Festivalin duyurulması ve tanıtımında önemli katkı sağlayacak esere, 5.000 TL’lik ödül verilecektir.

Festival ile ilgili gelişmelere ve güncel başvuru şartlarına filmfestankara.org.tr adresinden ve sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bakınız:

Pandemi deneyimli bir 31. Ankara Uluslararası Film Festivali!

Geleceğin derisi vegan deri: #vegannotplastic

Başka birisinin derisini giymek ister miydiniz? Böyle söyleyince kulağa ne kadar da korkunç geliyor öyle değil mi? Deri üretim sektörünün arkasındaki karanlık gerçekleri öğrendikçe her gün daha fazla insan etik deri alternatiflerini tercih etmeye başladı. İnsanların gerçek deriyi vicdani olarak reddetmesi ile birlikte birçok ünlü marka da koleksiyonlarına vegan deri seçeneklerini ekleyerek bu bu etik değişimin bir parçası olmaya başladılar. İtalyan O2 Monde markası ise %100 doğal maddelerden plastik içermeyen, çevre dostu deri üreterek fark yaratmayı başardı.

Daha önce Bottega Veneta, Cole Haan, Tory Burch gibi birçok dev marka ile çalışmış olan İtalyan ayakkabı tasarımcısı Mirco Scoccia, tamamen doğal ve vegan olan bir ayakkabı markası yaratmasını hayallerinin gerçekleşmesi olarak tanımlıyor. Büyük bir özenle ve emek ile üretilen çevre dostu ve üstelik dünyanın en büyük hayvan hakları organizasyonu PETA’dan onaylı olan vegan derinin oluşum aşaması ise oldukça enteresan. Peki ama hayvanlara ve çevreye zarar vermeyen kaliteli deri üretmek gerçekten mümkün mü? Bunu bu dahiyane fikri hayata geçirmeyi başaran tasarımcı Mirco Scoccia’ya sizler için sordum. Kendisine bir kez daha teşekkür ederken sizleri bu ilginç röportaj ile baş başa bırakıyorum.

Vegan ayakkabı markası yaratma düşüncesine sizi iten neydi?

Modern ve lüks markalarla 20 yıldan fazla çalıştıktan sonra, en iyi deneyimlerimle günümüz tüketici değerlerini birleştirerek yenilikçi bir ayakkabı projesini öne sürmek istedim. Dünya’nın mirasını onurlandıran ve geleceğini koruyan tasarım odaklı, gerçekten sürdürülebilir, hayvanlara zarar vermeyen ve zarif el yapımı ayakkabılar sunarak lüks aksesuarlar paradigmasını temelli değiştirmek istiyorum. ‘O2 Monde’ projesi deneyimlerimin bir sentezidir.

Ana hedefim, hem insanlara hem de gezegene faydalı, zahmetsiz, anlamlı ayakkabılar üretmektir. İtalya’da en yeni ve en sürdürülebilir eko-malzemelerden kusursuz bir şekilde el yapımı olan zamansız, sınırlı üretim tasarımlar yaratmak istiyorum.

Günümüzde, ucuz iş gücünün yasal olduğu ülkelerde üretim yapmak büyük markalar arasında oldukça popüler ve bu durum çok fazla insan hakları ihlaline yol açıyor. Ben köklerime geri dönmek ve İtalya’da adil çalışma, uygun ücret ve fabrika işçilerine olması gerektiği gibi adil  muameleyle vegan ayakkabı koleksiyonları üretmek istedim. Geleneksel deriye alternatif oluşturabilecek, yenilenebilir bitki kök oranı yüksek (ananas, şarap, tahta ve mısır) ham madde ve imalat işlemleriyle çevresel etkileri en düşük malzemeleri aramaya başladım. Ayakkabı endüstrisi halihazırda ucuz mallarla dolu olduğundan, daha az sayıda yüksek kalitede ayakkabı üretmeye odaklanmanın etik ve sürdürülebilir olduğuna inanıyorum. Çevre bilincine sahip bir işletme oluşturma süreci pek çok farklı bakış açısını kapsadığından, nakliye yöntemleri gibi her ayrıntıya dikkat etmek istiyorum.

Örneğin, ürünümü gereksiz yere plastik ile paketleyeceğime geri dönüştürülmüş malzemeler kullanacağım.

Son olarak, bu değerler sistemine hitap edebilecek bir isim düşündüğüm için, O2 Monde marka isminin arkasında yatan ilham üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. O2 saf oksijeni temsil etmektedir: evrenimizdeki en yaygın üçüncü elementtir ve yaşamın yapı taşıdır. Monde Fransızca ‘dünya’ anlamına gelmektedir. Ayrıca insanlar ve topluma da gönderme yapmaktadır.

Ayakkabılarınızı hangi malzemeden yapıyorsunuz?

Son birkaç yıldır mevcut olan en yenilikçi malzemeleri ve onların tedarikçilerini araştırıyordum. Benim için bu iş yalnızca güzel vegan ayakkabılar yapmaktan ibaret değil. Bunun yanında tüm tedarik zincirinin ekolojik sürdürülebilir uygulamalara dair belirli yüksek standartları karşıladığından emin olmalıyım.

Bu nedenle O2 Monde ayakkabılarının her bir unsuru, ayakkabı astarından yapıştırıcılarına ve ayakkabı yüzüne kadar dünyanın en yenilikçi eko-materyal üreticilerinden temin ettiğimiz sürdürülebilir, bitki kökenli malzemelerden meydana gelmektedir.

Bununla birlikte, malzemelerin %100’ünü kullanacağım (Halbuki geleneksel deri ayakkabılarda doğal kusurlardan ötürü malzemenin yalnızca belirli bir yüzdesi kullanılmaktadır). Dahası, kesim artıkları toplanacak ve geri dönüştürülecek ve bitki bazlı malzemeler doğal olarak mükemmel olduğu için yüzey bitirme işlemi minimum düzeyde olacaktır.

Malzemelerin kısa tanımı:

Mısır ve tahılın karışımından elde edilen Freska, ananastan elde edilen Pinatex, üzüm kabuğundan elde edilen deri benzeri bir malzeme olan Vitigna, su şişelerinden elde edilen geri dönüştürülmüş polyester ile doğal ve gerçek ahşabı birleştiren sürdürülebilir vegan deriden üretilen Bioveg.

Malzemelerin uzun tanımı:

Gerçekten bir fark yarattıklarını düşündüğüm için O2 Monde markasında kullandığımız malzemeler hakkında daha fazla bilgi paylaşmaktan oldukça heyecanlıyım.  

Sadece onlara dokunmanın ve  hissetmenin güzelliğinden dolayı değil , onların yenilikçi ve çevre dostu özelliklerinden dolayı da heyecan duyuyorum.

* Pinatex: Ananas yaprak liflerinden üretilen dayanıklı, dirençli bir vegan deridir. Ananas yaprakları geleneksel olarak atıldığı ya da yakıldığı için, kapalı çevrimli dokunun ana malzemesi ek toprak, su, zirai ilaç ya da gübrelere ihtiyaç duymamaktadır. Ayrıca kırsal ananas çiftçilerine ek gelir ile birlikte gübre olarak kullanılabilen, ayrıştırma işleminde elde edilen atık biyokütle sağlamaktadır. Dahası, Pinatex boyaları GOTS sertifikasına sahiptir ve reçineleri AFİRM standartlarına uygundur.

* Freska: Tabanlıklarımız minimum solvent kalıntısı seviyesiyle Freska’dan, mısır ve tahılla yapılan öncü vegan kaplama, yapılmaktadır. Sürdürülebilir olduğu kadar işlevsel olan Freska geliştirilmiş konfor için son derece nefes alabilir, emici ve dirençlidir. Ayrıca kendine kendine şekil alır ve aynı kalınlıktaki geleneksel bir deri ayakkabı astarına göre %60 daha hafiftir.

* Wood: Ayakkabı imalatında odun kullanımı iyi yapılandırılmış olsa da, biyolojik olarak parçalanabilen, hayvansız malzemelerin deride kullanımı CO2 emisyonlarını metrekare başına yaklaşık %60 oranında azaltmaktadır. İnanılmaz derecede yumuşak ve esnek olan özenle elde ettiğimiz odun levhaları, etik olarak yönetilen ormanlardan ve kökenlerini tasdik eden FSC sertifikaları ile temin edilmektedir. Bu odunlar, çevre dostu yapıştırıcı kullanılarak yumuşak bitki kökenli kumaşlarımıza yapıştırılmaktadır.

* Vitigna: Mevcut en yenilikçi “şarap derisi” olan bu çevre dostu vegan deri Toskana’nın (Tuscany) meşhur şarap bağlarında hayat bulmaktadır. %100 bitki kökenli biyo-mühendislik ürünü bu malzeme geleneksel deri gibi hissiyat ve performans verse de, yalnızca susuz işlemler kullanılarak geleneksel tabaklamada kullanılan toksik kimyasallar olmadan, şarap endüstrisinin artıklarından oluşturulmaktadır.

* Bioveg: Bu esnek, sürdürülebilir vegan deri, su şişelerinden kazanılan dönüştürülmüş polyester Veg teknolojisinin damgasıyla birleştirmektedir. Bu teknoloji, çiftliklerden ya da hayvanlardan tüketim kaynaklarını çalmadan güvenli bir şekilde bitkilerden elde edilen bio-polyolneleri kapsamaktadır. Üretici istatistikleri, BioVeg’in yenilenemeyen kaynaklardan enerji tüketimini %44 düşürdüğünü, karbon ayak izini %15 azalttığını ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen %50 daha fazla biyo içerik barındırdığını doğrulamaktadır. Bunlara ek olarak, kaplama sürecinde kullanılan enerji yenilenebilir kaynaklardan temin edilmektedir.

* Thunit: Dış tabanlarımız, tehlikeli ya da zararlı madde içermeyen, üreticinin %100 yenilenebilir olarak tanımladığı esnek, dayanıklı, aşınmaya ve su geçirmeye karşı dirençli vegan kumaştan yapılan Thunit ile üretilmektedir. Dahası, bu maddenin çevresel olarak titiz üretim süreci atık suyun geri alınmasını ve depigmentasyonunu içermektedir.

Vegan deri ayakkabılar ile deri ayakkabılar arasında kalite farkı var mı?

Her geleneksel deri aynı kalitede değildir. Aynı kural vegan deriler için de geçerlidir. Bizim mottomuz, tüm bitki kökenli malzemelerimiz dünyanın en yenilikçi ekolojik malzeme üreticilerinden geldiği için ‘plastik değil vegan’ (#vegannotpastic) şeklindedir. Malzemelerimizin çoğu, en yenilikçi ve ileri görüşlü tedarikçiler aracılığıyla İtalya’da temin edilmekte ve üretilmektedir. Genel anlamda, ve vegan deride yüksek standartlarda kaliteye odaklandığımızdan, gerçek deri ile arasında pek bir fark yoktur.

O2 Monde markası kime hitap ediyor?

Bence O2 Monde farklı insanlara çekici gelebilir, mesela endüstride bir değişiklik başlatmayı önemseyen insanlar ya da zamansız ve yüksek kalitede İtalyan yapımı ayakkabıları uygun fiyata almak isteyen insanlar.

Müşteri profili “bilinçli tüketiciler” olarak tanımlanabilir. Satın aldıkları şeyler konusunda temkinliler, sanatkarların yaptığı el yapımı ürünleri tercih ediyorlar. Bu ürünlerin ister tek bir yöresel kahve veya doğal şarap ister sanat kitapları, mumlar ya da moda olsun sürdürülebilir bir eğilime sahip olmasını istiyorlar.

Gelecekte O2 Monde markasını nerede görüyorsunuz?

İlerlediğini görmek istiyorum. Erkek ayakkabısı, el çantaları ve hazır giyim alanlarında genişleyerek markamı hayat tarzı markası haline getirmenin yanı sıra, O2 Monde tescilli sürdürülebilir malzemeler yaratmayı planlıyorum. Umarım bu süreç boyunca çalışmalarım var olan diğer markaların sürdürülebilirlik hakkında daha fazla eyleme geçmelerine ilham verir.

Kendimi vegan ve temiz bir şekilde sürdürülebilir lüks ayakkabılar oluşturmaya adadım. Bu nedenle O2 Monde Instagram profilinde özel bir hashtag yarattım, #vegannotplastic. Ayrıca, giderek daha fazla sayıda markanın çok daha düşünceli bir şekilde moda yaratma fikrini benimsemeye başlayacağını umuyorum.

Aynı zamanda, bir çift yeni ayakkabıya yatırım yaparken bilinçli tüketime teşvik etmek isterim. Standart perakendeciliğin üçte birinde yüksek kaliteli ayakkabılar üreterek, kadınların günlük kıyafetlerini bir üst noktaya taşımaları için uzun süre kullanabilecekleri lüks ürünleri karşılayabilmelerini mümkün hale getirebiliriz.

Son olarak, herhangi bir çevresel etkiyi telafi etmek adına satın alınan her çift ayakkabıda gelirimizin %1’ini 1% Percent for the Planet kuruluşuna bağışlayacağız. O2 Monde, uluslararası hayvan hakları organizasyonu olan PETA’nın da resmi destekçisidir.

Değişimin bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim. Grazie!

Kaynaklar: https://www.afirm-group.com/wp-content/uploads/2014/09/AFIRMGuidanceV3-Turkish.pdf, http://www.etko.com.tr/organik-tekstil-belgelendirme/7/gots-standardi, https://www.peta.org/

Ayrıca bakınız:

Vegan dostu kıyafetler aldığınızdan emin olmanızı sağlayacak 7 yöntem

Yapay deri kullanımı ile “vahşi moda” sevdası biter mi?

The future of leather is vegan: #vegannotplastic

Would you like to wear someone else’s skin? How terrible does it sound when you say that? As people learned about the dark realities behind the leather production industry, more and more people started to prefer ethical leather alternatives. As consumers reject real leather, more well known brands have started to be a part of this ethical change by adding vegan leather options to their collections. The Italian shoe designer Mirco Scoccia, who has worked with giant brands such as Bottega Veneta, Cole Haan and Tory Burch, has made his dreams come true by creating a shoe brand that is completely natural and vegan. The formation phase of vegan leather, which is produced with great care and effort and is certified by the world’s largest animal rights organization PETA, is quite interesting. But is it really possible to produce quality leather that does not harm animals and the environment? Mirco Scoccia, who managed to bring this genius idea to life has the answers. I leave you with this very special interview.

What made you think of creating a vegan shoe brand?

After working for more than 20 years for top luxury and contemporary brands, I wanted to come up with a disruptive footwear project, while combining the best of my experience with today’s consumer values. I’d like to permanently shift the luxury accessories paradigm by offering design-forward, truly sustainable, cruelty-free and exquisitely handcrafted footwear that honors the Earth’s heritage and protects its future. The ‘O2 Monde‘ project is the synthesis of my experience.

My main goal is to make effortless, expressive shoes that benefit both people and the planet. I want to create timeless, limited edition designs that are also impeccably handcrafted in Italy from the newest and most sustainable eco-materials.

Nowadays, it’s popular among big brands to manufacture in countries where cheap labor is legal, which results in far too many human right’s disasters. I wanted to go back to my roots and produce vegan footwear collections in Italy with fair labor, adequate wages and better treatment of factory workers. Additionally, I started researching alternative materials to traditional leather, with the highest percentage of renewable plant origin (like pineapple, wine, wood and corn) and the lowest environmental impact of its raw materials and manufacturing processes. Because the footwear industry is so bloated with cheap goods already, I firmly believe it’s ethical and sustainable to concentrate on producing fewer shoes of higher quality. And because there are also plenty of other aspects involved in establishing an eco-conscious business, I’d like to pay attention also to every single detail, like shipping methods. For example, instead of packaging my product in unnecessary plastic, I’m going to use recycled materials.

Finally, a few words on the inspiration behind the name of my brand, O2 Monde, since I was thinking of a name that could speak to this ethos. O2 represents pure oxygen: the third most common element in the universe and a building block of life. Monde means ‘world’ in French. It also refers to people and community.

What material do you make the shoes from?

I’ve been researching the most innovative materials available and their vendors for the last few years. To me it’s not only about making beautiful vegan shoes but also making sure the entire supply chain will respect certain higher standards in respect of eco-sustainable practices.

That is why every element of O2 Monde shoes – from insoles and lasts to adhesives and uppers is made from sustainable, plant-based materials sourced from the world’s most innovative eco-materials manufacturers.

I’ll also be using 100% of all materials (whereas traditional leather shoes use only a percentage of a hide, due to natural imperfections). Further, cutting scraps will be captured and recycled, and skin finishing will be minimal because plant-based materials are naturally perfect.

Short description of materials:

Using textiles such as Freska, made from a mixture of corn and cereal, Pinatex, from pineapple, Vitigna, a leather-like material derived from grape skins, Bioveg made from sustainable vegan leather which combines recycled polyester reclaimed from water bottles as well as natural and real wood.

Longer description of materials:

I’m really excited to share more info about the materials I’m using on O2 Monde shoes since I truly believe they make a difference. Not only because of their stunning beauty to look at as to touch but most importantly for their innovative and environmentally friendly features.

* Pinatex: a durable, resistant vegan leather fabricated from felted pineapple-leaf fibers. Because pineapple leaves are traditionally discarded or burned, the closed-loop fabric’s source material requires no additional land, water, pesticides or fertilizers. It also provides rural pineapple famers with additional income and leftover biomass, produced by the separation process, which can be employed as fertilizer. Further, Pinatex dyes are GOTS certified and its resins comply with AFIRM standards.

* Freska: Our insoles are crafted from Freska, a pioneering vegan lining made of corn and cereal, with minimal solvent residue level. As functional as it is sustainable, Freska is extremely breathable, absorbent and resistant for enhanced comfort. It is also self0-molding and is more than 60% lighter than a traditional leather insole of equal thickness.

* Wood: While the application of wood in shoe manufacturing is well-established, the use of the biodegradable, animal-free material in place of leather reduces CO2 emissions by approximately 60% per square meter. Incredibly soft and flexible, our conscientiously sourced wood sheets come from ethically managed forests and possess FSC certification that attests to their origins. They are bonded to our supple plant-based fabrics using an environmentally friendly adhesive.

* Vitigna: The most innovative “wine leather” available, this eco-friendly vegan leather begins life in Tuscany’s famous vineyards. While the 100% plant-based bio-engineered material feels and performs like conventional leather, it is crafted exclusively from wine industry leftovers using water-free processes, free of the toxic chemicals used in the traditional tanning.

* Bioveg: This supple, sustainable vegan leather combines recycled polyester reclaimed from water bottles with signature Veg technology. The latter comprises bio-polyols, which are safely derived from plants without robbing consumable resources from farms or animals. Manufacturers stats confirm that BioVeg reduces energy consumption from non-renewable resources by 44%, diminishes its carbon footprint by 15% and contains more than 50% bio content, derived from renewable sources. Additionally, the energy employed during the coating process comes from renewable sources.

* Thunit: Our outsoles are fabricated with Thunit, a flexible, durable, abrasion and water-resistant vegan fabric made without hazardous or harmful substances, that the manufacturer defines as 100% recyclable.
Moreover, its environmentally rigorous manufacturing process includes the recapture and depigmentation of water waste.

 Is there a difference in quality between vegan leather shoes and leather shoes?

Not all traditional leather is the same quality. The same rule applies to vegan leather. Our motto is ‘vegan not plastic’ (#vegannotplastic) as all our plant-based materials are sourced from the world’s most innovative eco-materials manufacturers. Most of our materials are sourced and made in Italy from the most innovative and forward-thinking vendors. Generally speaking, and since we’re focusing on higher standards quality vegan leather, there isn’t that much difference to real leather.

Who is the O2 Monde brand appealing to?

I believe O2 Monde could appeal to different people, like people who care about starting a change in the industry as well as people who love timeless and high quality Made in Italy shoes at a fair price.

Their profile can be self-described as “conscious consumers”. They are deliberate with their purchases, preferring artisan-made items and hand- craftsmanship, with sustainable undertones whether shopping for single origin coffee, natural wine, art books, candles or fashion. 5) Where do you see the 02 Monde brand in the future?

Moving forward, I plan to create a proprietary sustainable material for O2 Monde, as well as to build my company out to be a lifestyle brand by expanding into men’s shoes, handbags and ready-to-wear. I hope that my work along the way will inspire established brands to take more action around sustainability.

I’m committed to creating luxury sustainable shoes in a vegan and clean way. For this reason I created a specific hashtag on O2 Monde Instagram profile, which is #vegannotplastic. I also hope more and more brands will start embracing this idea of creating fashion in a more thoughtful way.

I also would like to encourage consideration when it comes to investing in a pair of new shoes. By making high quality footwear at a third of standard retail, women can afford luxurious long term staples to elevate their everyday outfit.

Finally, for each pair of shoes purchased, we will donate 1% of our profits to 1% Percent for the Planet to offset any environmental impact. O2 Monde is also an official supporter of PETA, the international animal rights organization.

Vegan, not plastic.

Grazie

Sourceshttps://en.wikipedia.org/wiki/Main_Page, https://www.peta.org/, https://www.afirm-group.com/wp-content/uploads/2020/01/2020_AFIRM_RSL_2020_0131.pdf, https://www.global-standard.org/the-standard

Magnum’ın Karar Anı

Çeviri: Cenk Mirat Pekcanattı

#MeToo hareketinin gazeteciliği kökünden dönüştürmesinin ardından geçen yaklaşık 3 yıllık süreçte, dünyanın en prestijli fotoğraf ajansı olan Magnum Photos kendini sürekli bir sektör lideri olarak resmetti. Magnum, 2018’de üyeleri için bir davranış kuralları yönetmeliği yayımladı. Aynı yıl ajansın CEO’su, fotoğrafçılarının hiçbirine karşı tek bir şikayet almadığından dolayı övündü. Ajans, kadınları hem başkan hem de CEO olarak seçti. Kadrosuna daha fazla kadın fotoğrafçı ekledi. Taciz ve istismarı ciddiye aldığı hususunun altını daima çizdi.

Ancak Magnum, sektörde yaşanan suistimallere karşı koyma çabasını sürekli lanse ederken, ajansın en tanınmış fotoğrafçılarından birisiyle çalışan kadınlar çok daha farklı bir hikaye anlatıyordu. On bir kadın, CJR’ye (Columbia Journalism Review) 13 yıl boyunca David Alan Harvey tarafından maruz kaldıkları müstehcen yorumlardan, istenmeyen cinsel sırnaşmalara, video görüşmelerinde rızaları olmadan karşılarında mastürbasyon yapmasına kadar uzanan uygunsuz birçok davranışı anlattı; Bu davranışları 2009 yılında Magnum’a bildirildi, ancak ajans on yıldan fazla bir süre bu bilgileri sümen altı etti. Sonunda ajans bu yılın Ağustos ayında, ancak iddialar kamuoyuna yansıdıktan sonra harekete geçti: Fstoppers’ın internet sitesinde yayımlanan bir haber, Magnum’un internet sitesinde, Harvey tarafından 1989 yılında Bangkok’ta çekilen bir seri fotoğrafında aralarına dahil olduğu, cinsel istismara uğrayan küçüklerin fotoğraflarını sattığını bildirdi. Bu, foto muhabiri Amanda Mustard’ın Harvey hakkında, kendisine yönelik cinsel taciz iddialarının sektördeki herkesin bilip de suskun kalındığını iddia ettiği bir Tweet dizisi yazmasına neden oldu.

Mustard’ın paylaşımından üç gün sonra, 20 Ağustos’ta Magnum, Harvey’nin kişisel davranışıyla ilgili ‘spesifik bir iddia’ sebebiyle üyeliğini askıya aldığını ve soruşturma için bir iş hukuku avukatı tuttuğunu duyurdu. Ayrıca Magnum, arşivinin çocukları istismar eden fotoğraflar içerdiği iddialarına yanıt olarak, arşivi gözden geçireceğini ve Harvey’nin Bangkok serisini internet sitesinden kaldıracağını söyledi. 28 Ekim’de Magnum, kurumun davranış kurallarını ve tüzüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Harvey’nin üyeliğini bir yıllığına askıya aldığını ilan etti. Açıklama, açıkça tarif edilmeyen tek bir ‘tarihi iddiaya’ atıfta bulundu.

76 yaşındaki Harvey, özellikle Latin Amerika’daki çalışmalarıyla tanınan, meşhur bir sektör emektarı. National Geographic için 1973 yılından beri düzinelerce konuyu fotoğrafladı. 1997’de Magnum’a tam üye olarak katıldı. Genç fotoğrafçıların destekçisi ve akıl hocası olarak da biliniyor. Dünyanın dört bir yanındaki Magnum atölyelerinde eğitmenlik yapmasının yanı sıra, genç veya hevesli fotoğrafçılar için kendisinin 3,400 dolarlık atölye çalışmalarını yürütüyor, ilgililere sanal mentorluk kursları da sunuyor. Ayrıca gelişmekte olan fotoğrafçılar için burslar sağladığı hem çevrimiçi hemde basılı bir dergi olan Burn’u yönetiyor. Pekçok genç fotoğrafçıya göre bir ünlüye yakın statüye sahip: Magnum ve National Geographic gibi endüstri güçleri tarafından desteklenen, alanının zirvesindeki güçlü bir adam.

CJR’ye ana hatları verilen uygunsuz davranış, Magnum’un Harvey’i askıya alması sırasında bahsettiği tek ve anonim davanın çok ötesine geçerek, Magnum soruşturmasının kapsamı hakkında soru işaretleri uyandırıyor. CJR ile konuşan kadınlar benzer davranış kalıplarını birbirlerinden bağımsız bir biçimde tanımladılar. Harvey sık sık genç kadın fotoğrafçılara mentorluk teklif etti. Ya da onları kendisine asistanlık yapmaya davet etti. Bazen ona katılmaları için uluslararası uçuşların ücretini dahi ödedi. Kadınlardan bazıları onun beyaz olmayan kadınları ya da ABD’li olmayan kadınları hedef aldığını söyledi. Mentorluk teklif ettiği iki kadın, rızaları olmadan kendileriyle yaptığı video görüşmelerinde mastürbasyon yaptığını söylüyor. İki kadın, kendisiyle aynı otelde veya aynı odada kalmaları için baskı yaptığını söylüyor. İki kadın fiziksel istismar olaylarını detaylarıyla anlattı. Dört kadın, Harvey’nin kendilerini son derece rahatsız eden sırnaşmalarını anlattı. Eski bir asistan, Harvey’nin onun isteği dışında fotoğrafını çekmesine izin vermesi için baskı yaptığını ve fotoğrafların yayımlayıp yayımlamayacağı konusunda onun söz sahibi olacağını söylediğini dile getirdi. Kadınlardan bazıları, onunla olan ilişkilerinin itibarlarının zedelenmesine yol açtığını çok geç fark ettiklerini söyledi. Çünkü sektördeki birçok kişi, bu kadınların onunla cinsel bir ilişki yaşadığına dair yanlış bir sonuca varmıştı.

Harvey, avukatı aracılığıyla olaylar hakkında genel bir değerlendirmede bulunmayı ya da belli başlı iddialardan herhangi birine cevap vermeyi reddetti. Magnum’un geçen yıldan beri icra kurulu başkanı olan Caitlin Hughes, bir röportajında, ajansın Harvey’nin davranışları hakkında Ağustos öncesine kadar hiçbir şikayet almadığını ve alır almaz da soruşturmaya başladıklarını söyledi. Ajans, Harvey’nin üyeliğini askıya aldığını kamuyla paylaşmadan önce yaptığı açıklamada, “İddiaları son derece ciddiye alıyoruz. Taciz veya diğer her türlü zorbalık söz konusu olduğunda kesinlikle sıfır tolerans politikamız var.Son aylarda, en ince ayrıntısına kadar ve bütüncül olarak soruşturmaya hazır olduğumuzu gösterdiğimizi, fotoğrafçılarımızı ve personellerimizi adil ve doğal adalet ilkelerine uygun bir süreçte eylemlerinden sorumlu tuttuğumuzu düşünüyorum.” dedi.

Ancak Harvey’e dair suçlamaların A’dan Z’ye soruşturulacağını uman kadınlar hayal kırıklıklarını dile getiriyorlar. CJR’ye konuşan iki kişiden soruşturmaya katılmaları talep edildi. Magnum’un güvenilir bir soruşturma yürüteceğine inanmadıklarından ötürü bu isteği geri çevirdiler. Diğerleriyse olanlardan bihaberdi. – Magnum hiçbir zaman kadınları Harvey hakkındaki şikayetleri bildirmeye alenen davet etmedi. Sürecin sonucunda sadece tek bir iddiadan bahsedilmesi ve verilen hafif ceza kadınların korkularını doğruladı.

Bazı kadınlar için, onları konuşmaya teşvik eden Bangkok fotoğraflarıydı. “Bangkok Fahişeleri” başlıklı Tayland serisi, küçük bir odadaki üstsüz bir kızın ya da sadece iç çamaşırı giyen genç bir kadının fotoğrafçıya doğru yürürken ki bir fotoğrafını içeriyor. Görüntünün bakış açısı, fotoğrafçı oturuyormuşçasına alçak zaviyedendir. Görsel, ‘Genç kız – 13-18 yaş’ ve ‘Fuhuş’ olarak etiketlenmişti. Fotoğrafın öznesi reşit değilse, cinsel istismar kurbanı olacaktı. Hughes, CJR’ye, Magnum’un fotoğrafların çekildikleri esnada bu fotoğrafların öznelerinin reşit olup olmadığını ve fotoğrafların nasıl olup da bu biçimde etiketlendiklerini belirlemeye çalıştığını söyledi. Fotoğrafların nasıl etiketlendiğine atıfta bulunarak, “Bunun tam olarak nasıl olduğunu araştırıyoruz ve ayrıca Magnum olarak bunun gelecekte yeniden gerçekleşmemesi için süreçlerimizi gözden geçirerek ne yapmamız gerektiğine de bakıyoruz” dedi. 9 Kasım’da, Magnum’un arşivinin dikkatle gözden geçirildiği duyurulduktan üç ay sonra Fstoppers, ajansın üçüncü taraf web siteleri aracılığıyla Harvey ve bir (en az) diğer Magnum fotoğrafçısı tarafından çekilmiş, ‘çocuk fahişeler’ ve ‘genç fahişeler’ olarak tanımlanan küçüklerin cinsel içerikli fotoğraflarının satılmaya devam edildiğini bildirdi.

MAGNUM, 1947 YILINDA FOTOĞRAFÇILAR TARAFINDAN YÖNETİLEN BİR KOOPERATİF OLARAK KURULDU. Kurucuları arasında ünlü savaş fotoğrafçıları Robert Capa ve Henri Cartier-Bresson vardı. Ajans, günümüze kadar dünyanın en büyükleri kabul edilen bazı fotoğrafçıları üyeleri arasına ekledi. Halen pekçok genç fotoğrafçı için efsanevi statüsünü koruyor. Birçoğu Magnum atölyelerine katılmak, asiste etmek ya da Magnum fotoğrafçılarının portfolyolarını değerlendirmesi için adeta can atıyor.

2009 yılında CONTACT Fotoğrafçılık Festivali sırasında Magnum atölyesine gönüllü olarak katıldığında, Toronto’daki Ryerson Üniversitesi’nde fotoğrafçılık okuyan Yalda Pashai içinde durum böyleydi. Harvey’e yardım etmekle görevlendirildi. Harvey’nin daha ilk günden sınıfta belini kavrayıp fiziksel görünümü hakkında yorumlarda bulunarak fazlaca ‘temaslı’ davrandığını söylüyor. Öyle ki ikinci gün Harvey’e bundan vazgeçmesini söyledim, diyor.

Harvey’nin onu kendisinin kaldığı otelde konaklaması için ikna etmeye çalıştığını söylüyor. Bana yapılacak çok iş olduğunu söyledi… bu yüzden de “Sana benimkinin yanında bir otel odası ayarlayayım, böylece sende burada kalabilirsin ve sabah çalışmaya başlarız.” diyordu. Neler olacağını biliyordum – ama işe yaramayacaktı. Pashai, “Hayır, otel istemiyorum” demiş. Ona teklifi ancak erkek arkadaşı onunla kalırsa kabul edeceğini belirtmiş. Harvey de bu noktada ısrarından vazgeçmiş.

Magnum personeli Song Chong, o esnada atölyeleri denetlemek için Toronto’daydı. Pashai, artık Magnum için çalışmayan Chong’a, Harvey’nin davranışları hakkında bilgi verdiğini söylüyor: Bana “Bu tipik David, bütün kızlara böyle davranıyor. Güçlü ol! ve ona hayır demeye devam et!” dedi. İşler daha da kötüye giderse ve biriyle konuşmaya ihtiyacım olursa, ona gelmeyi sürdürmemi söyledi.

Pashai, Chong’la konuştuktan sonra, Harvey’nin onu yeniden taciz etmeye başlamasından önce bir günlüğüne davranışlarının düzeldiğini söylüyor. Atölye çalışmasında asistan olan Kiana Hayeri, bir e-postada Pashai’nin Harvey’den şikayet ettiğini hatırladığını söyledi. Toronto’daki Magnum atölyelerinde üç yıl asistanlık yapan Hayeri, Harvey’nin uygunsuz davranma konusunda meşhur olduğunu ve Chong’un davranışları hakkında yorum yaptığını hatırladığını söylüyor: “Diğer herkes gibi Song’da, DAH (David Alan Harvey) ile ilgili durumun açıkça farkındaydı.”

Chong, Pashai’nin kendisine taciz edildiğini söylediğini hatırlamadığını, ancak iddiasından şüphe etmediğini söylüyor. Chong, “Ona inanıyorum, sadece onunla karşılıklı oturup yaptığımız ve onun tacizden bahsettiği belirli bir konuşmayı hatırlamıyorum. Çok açık bir şey olsaydı, hemen müdahale ederdim, bu yüzden konuşmamızı tam olarak hatırlamıyorum. Dürüst olmak gerekirse, onunla çok stresli, yorgun ve bunalmış hissetmesi haricinde belirli iddialar hakkında bir konuşma yaptığımızı hatırlamıyorum.” diyor.

Chong, Harvey’nin uygunsuz bir davranışına şahit olmadığını ve yakın zamana kadar da bununla ilgili herhangi bir söylentinin farkında olmadığını söyledi. Hayeri’nin hatırladığı yorumları yaptığını ise şiddetle reddetti. Herhangi bir suiistimal raporu almış olsaydı, bunu muhakkak müdürüne rapor edeceğini söylüyor.

Hughes, 2009 yılında Harvey hakkında yapılan herhangi bir şikayetten haberdar olmadığını söylüyor. Şayet yönetime iletilmeyen bir şikayet vardıysa da, “Bunun kültürel bir sorun mu, yoksa bireysel bir sorun mu olduğunu söyleyemem, lakin bu doğruysa, belli ki bir şeyler açıkça ters gitmiş.” diyor.

Ertesi yıl Harvey, Burn dergisinin ilk sayısının kapağında Pashai’nin fotoğraflarından birini yayımladı. 2011 yılında, Pashai Fransa’nın Perpignan kentindeki Visa pour l’Image fotoğraf festivaline gitti. Her yerde dergi kapağını görmekten heyecan duyuyordu. Ancak Harvey onu ‘yıldızı’ olarak tanıttığında, insanların ona acıyarak baktığını, söylüyor. “Gerçek yüzüme bir tokat gibi çarptı. Çünkü kitabımı kimin yayımladığını ve diğer tüm fotoğrafçılara ve ajanslara bunun nasıl göründüğünü ancak o zaman anladım. Ve bu beni duygusal olarak mahvetti. Çünkü bunu yetenek olarak görmeyeceklerini fark ettim, bana istediğimi elde etmek için onunla yatıyormuşum gibi ona bakacaklardı. O birkaç gün korkunçtu.”

Fotoğrafının Burn‘un kapağında yayımlanmasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra bir başka mecrada  diğer bir fotoğraf çalışması yayımlandığında, Harvey’nin öfkelendiğini ve işini onun dergisinde yayımlamadığı için onu azarladığını söylüyor. “Bana bağırarak O’na bu projeyi borçlu olduğumu söylüyordu… Bana, fotoğrafımı kapak olarak yayımlayan ilk kişi olduğu için ona bunu borçlu olduğumu söyledi. Ve sektördeki en güçlü adamlardan biri olduğu için bunu yaparak sektördeki ilişkilerimi mahvettiğimi.” Kızgın tiratların bir hafta boyunca Skype aramaları, kısa mesajlar ve e-postalar aracılığıyla sürdüğünü söylüyor. Telefonlarını açtığını ve onunla bir ortak mantıkta buluşmaya çalıştığını, söylüyor. Çünkü sektördeki ilişkilerini sürdürmesi gerekiyordu ve onun hakkında kötü konuşacağından endişeliydi. Pashai, 2018 yılında CJR ile konuştuğunda, söylediklerinin kayıt altına alınmasını istememesinin nedeni olarak bu deneyimi gösterdi. Sektördeki bu tür davranışların cezasızlığının ‘zehirli bir ortam’ yarattığını söylüyor. “Gidilecek, bildirilecek kimse yok.” Pashai, birkaç yıl önce foto muhabirliğini bıraktı.

Bir Magnum fotoğrafçısı, ajans mevkidaşı; 2016 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nin Sharjah kentinde düzenlenen Xposure Uluslararası Fotoğraf Festivali’nde David Alan Harvey’nin (solda) fotoğrafını çekiyor. (AP Photo / Kamran Jebreili)

2018 YILININ BAŞLARINDA, Magnum çalışanları The New Yorker‘daki bir gazetecinin, biri Harvey olmak üzere iki Magnum fotoğrafçısına yönelik cinsel taciz iddialarını araştırdığını öğrendi. O zamanlar Magnum’un Londra ofisine çalışan bağımsız bir dijital editör olan Naina Bajekal, haberlerin yapılan kapalı toplantılarda telaşa yol açtığını söylüyor. O zamanlarda Magnum’un fotoğrafçıları için yazılı mevcut bir davranış kuralları yönetmeliği yoktu. Ayrıca şikayetleri ele almak için resmi bir mekanizması da bulunmuyordu. Bajekal, “Magnum ile ilgili sorun çok net bir biçimde kolektif olmasından kaynaklanıyor, bu nedenle personelin fotoğrafçılar üzerinde hiçbir tesiri yok – onlar bizim patronumuz,” diyor. “Çevrelerindeyken çok dikkatli hareket etmelisin, çünkü nihayetinde hayatları boyunca personelin gelip gittiğini gördüler, ama onlar Magnum. Bu da cinsel tacizle baş etmeyi çok zorlaştırıyor.”

O sırada Magnum’un CEO’su olan David Kogan konuya dair kendisine yapılan röportaj teklifini reddetti. Ancak yaptığı ayrıntılı açıklamada, mevcut iddiaların kendisini Haziran 2018’de gerçekleşen ajans toplantısında kabul edilen resmi bir davranış kuralları yönetmeliği oluşturmaya sevk ettiğini söyledi. “Diğer ajanslarda da olduğu gibi, Magnum’un, kişisel davranışlar söz konusu olduğunda organizasyonla gevşek ilişkileri olan fotoğrafçılarla dolu uzun bir geçmişi var. Kendilerini birer çalışan olarak görmediler (ve muhtemelen hala da görmüyorlar), oysa personel, konuyla ilgili hükümler içeren sözleşmelere imza atmıştı” diye yazdı.Ajansın oluşturduğu yönetmelikte de belirtildiği üzere, her zaman fotoğrafçılar arasından seçilen Magnum başkanının fotoğrafçılar, ajansın CEO’sunun ise personel aleyhindeki iddiaları ele alacağını belirtti. “Gelen düzinelerce e-postada fotoğrafçılar oldukça netti, yalnızca Magnum üyeleri tarafından değerlendirilebileceklerdi” diye yazdı.

Kogan, ‘bu dönemde kamuya açık hiçbir iddianın’ olmadığını, ancak Magnum’un o zamanki başkanı Thomas Dworzak’ın ‘fotoğrafçıları araştırdığını’ yazdı. 2018′ yılında henüz Magnum’da bulunmayan şu anki Magnum’un CEO’su Hughes, bir röportajda Dworzak ve Kogan’ın belirli bir iddiayı veya bunları yapan kişileri tespit edemediklerini ve bu nedenle “soruşturma hatları” kuruduğu için karşı eyleme geçemediklerini söyledi.

14 Şubat 2018’de Kogan, Londra ofisinde bir toplantı düzenledi ve personele New Yorker hikayesinin geri çekildiğini söyledi. Eylül 2018’deki toplantıyı CJR’ye anlatan, toplantı günü ve sonrasındaki birkaç günde toplantıya dair SMSleri -ki bunlar açıklamalarını doğruluyor- arkadaşlarıyla paylaşan Bajekal; Kogan, Magnum’un iddialardan haberdar olduğunu açıkça belirterek, “Ancak bunlar yayımlanmayacağı için hepimiz rahatlamalıyız.” dediğini söylüyor. (2018’de bu hikaye için kendisiyle röportaj yapana kadar Bajekal ile hiç tanışmamış olsam da, o zamandan beri kendisiyle iletişimde kaldık ve arkadaş olduk.)

Bajekal duyduklarından oldukça rahatsız olmuştu. Kogan’ın mesajı, Magnum’un görevi kötüye kullanma iddialarını bildiği, ancak bunları takip etmekle ilgilenmediği yönündeydi. Bazı sorular sormak için elini kaldırdı. “Magnum’un bir kurum olarak bu konuya dair hiçbir sorumluluğu yok mu? Bunları bildiğimiz ve konuya dair kayıtsız kaldığımız ortaya çıkarsa Magnum bir dereceye kadar suçlu değil mi?” diye sorduğunu hatırlıyor. [Kogan] muğlak bir cevap verdi – “Bilen bireylerin suçlu olabileceğini, ancak bir kurum olarak Magnum’un suçlu olmadığını iddia ediyorum.”

Görüşmenin bir noktasında Bajekal, Kogan’ın iddiaları dedikodu ve ‘kanıtlanması mümkün olmayan olaylar’ olarak nitelendirerek onu daha da rahatsız ettiğini söylüyor. Bajekal’ın bir hafta sonra bir arkadaşına göndererek toplantıyı naklettiği bir sms’e göre, elini bir kez daha kaldırdı ve başka bir soru sordu: “Cinsel saldırıyı kanıtlamanın zor olduğunu biliyoruz, peki işverenin hangi noktada harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Belli ki ispat mecburiyeti suç teşkil eden düzeyde olamayabilir.”

Kogan’ın karşılığının, kendisini ‘sadece bir serbest çalışan’ olarak adlandırarak ‘geçiştirmek.’ olduğunu söylüyor. Personele, Magnum’un fotoğrafçılar için bir davranış kuralları yönetmeliği uygulayacağını söylemiş. Ancak Bajekal onun yaptığı yorumlardan, ajansın önceki olayları soruşturmakla ilgilenmediğini anlamış. Bajekal, görüşmenin sonunda Kogan’ın doğrudan ona bakıp, “Bunun Magnum ailesi içinde kalması gerektiğini unutmayın. Basında bununla ilgili herhangi bir haber duymak istemiyorum.” dediğini söyledi.

Aynı toplantıda bulunan başka bir Magnum çalışanı, Kogan’ın New Yorker hikayesinin iptalini olumlu bir gelişme olarak tasvir ettiğini, Kogan ile Bajekal arasındaki gergin bir fikir alışverişini hatırladığını ve bununla birlikte Kogan’ın personele bu olayın ‘aile arasında kalması gerektiğini’ belirttiğini söyledi. Görüşmeden sonra Bajekal, yöneticisine, kısmen de olsa ajansın iddialarla ilgilenme şekli nedeniyle, Magnum’un kendisine teklif ettiği pozisyonunu kabul etmeyeceğini söyledi. Kısa bir süre sonra ayrıldı. Kendisi şu anda Time‘da haber merkezi geliştirmenin uluslar arası editör yardımcısı ve yazı işleri müdürü.

Kogan, kendisine yöneltilen sorulara verdiği yazılı yanıtta, Bajekal’ın kendisine atfettiği sözlerin çoğuna itiraz etmedi. Ancak söz konusu davranış kuralları yönetmeliğinin mevcut iddiaların yanı sıra geçmiş iddialar için de tasarlandığını söyledi. Ajans’ın adının karıştığı cinsel istismar iddiaları olmasını istemediğinden, hikayenin çetrefilli bir hal almamasından dolayı ‘elbette ki’ rahatladığını yazdı. “Bunun olmasını istemedik ama olsaydı da harekete geçerdik.” diye de ekledi.

“Dedikodu ve kanıtlanamaz olaylar ifadelerini kullanmamın sebebi, o esnada herhangi bir kanıt veya iddianın olmamasına dayanıyordu. Şayet onu geçiştirdiysem, bunun sebebi onun aramızdan ayrılmak üzere olan bir serbest çalışan olmasından ötürüydü. Bununla birlikte, toplantıya serbest çalışan birinin katılmasına izin verdiğim gerçeği, teşvik etmeye çalıştığım tarafsızlığa işaret ediyor.” diye yazdı. Personelden bilgileri ‘aile içinde’ tutmalarını istediğini inkar etmedi – CEO olarak şirketi korumak onun göreviydi. “Ancak, benden önce hiç kimsenin müdahale etmeye kalkışmadığı bu konuda harekete geçmeye kararlıydım” diye yazdı.

Daha sonra teşkilattan ayrılan üçüncü bir Magnum personeli toplantıda bulunmamakla birlikte, personelin o gün ofiste konuyu tartıştığını ve bazılarının Kogan’ın yorumlarından ötürü hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Bu eski personel üyesi, küçük bir grup kıdemli personel ve üyenin konunun hangi fotoğrafçılara dair olduğunu ve genel olarak neyi kapsadığını bildiklerini söyledi. (Toplantıda hazır bulunan yukarıda belirtilen personel de aynı şeyi söyledi.) Ancak eski personel, herhangi bir Magnum fotoğrafçısının sergilediği kötücül bir davranış olup olmadığından ziyade, yayımlanması potansiyel olarak zarar verici bir makaleden daha fazla endişe duyduklarını söyledi. Eski personel üyesi, “Bence personelin çoğu dahili soruşturma başlatılması gerektiğini düşündü. Endişeleri sadece hasarı önlemekle ilgiliymiş gibi görünüyordu. dedi.

Kogan, yazılı cevabında, Magnum’da bulunduğu sürece bu konuyu ele almaya kararlı olduğunu ve iddiaları ciddiye aldığını söyledi. Soruşturma başladıktan sonra, Harvey’nin üyeliğinin bir yıl askıya alındığının açıklanmasından önce!!! şöyle yazdı.“David Alan Harvey’nin üyeliğinin neden askıya alındığı hakkında hiçbir fikrim yok, ancak oluşturmak ve hayata geçirmekten sorumlu olduğum davranış kuralları yönetmeliğinin, herhangi bir ajansın bu çok önemli alanda sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştığı ilk sefer olduğunu biliyorum. Bu iddiamın arkasındayım.”

Kogan, ajansın defalarca personeli mevcut herhangi bir iddiayı bildirmeye davet ettiğini, ancak bu yönde hiçbir şikayet almadıklarını söyledi. British Journal of Photography ile yaptığı bir röportajı, ajans dışından ihbar çağrılarında bulunduğunun bir kanıtı olarak gösterdi. Kogan geçen yıl Magnum’dan ayrıldı.

Magnum, davranış kuralları yönetmeliğini ilerlemenin kanıtı olarak sunsa da, yönetmeliği kamuya açıklamadı ve CJR ile paylaşmayı da reddetti. Hughes’a Magnum’un neden belgeyi yayımlamayacağı sorulduğunda, “Aslında sorumlu bir şekilde kullanılmayacağından ve ileriye dönük olumlu bir adım olarak görülmekten ziyade organizasyona karşı kullanılacağından korkuyorum.” dedi. Magnum’un şu anki başkanı Olivia Arthur, sorulara verdiği yazılı yanıtta, yönetmeliğin ‘Twitter aracılığıyla yargılanmak istemedikleri altı sayfalık bir dahili İK belgesi’ olduğunu yazdı.

2018 yılında CJR, foto muhabirliği alanındaki cinsel suistimal olayları hakkında haber yaparken, o zamanlar Magnum için küresel iş geliştirme direktörü olan Fiona Rogers, CJR haberi için röportaj yapılan foto muhabiri Anastasia Taylor-Lind’e bazı mesajlar gönderdi. Bu mesajlarda Rogers, hikayeye Magnum’un adının dahil olup olmadığını sordu. Magnum fotoğrafçılarının suiistimallerine dair bilgisi olduğunu kabul ediyor gibi görünüyordu. 4 Mayıs 2018’de Taylor-Lind’e gönderdiği bir iMessage’da Rogers şunları yazdı: “Tatlım, sormanın çok uygun olmadığını biliyorum, ancak şu Columbia raporu hakkında endişelenmem gerekiyor mu? İşlerin bir noktadan sonra b*ka saracağını biliyoruz. Ancak bu durumla benim ilgilenme ihtimalim çok yüksek olduğundan, konuya dair bana verebileceğin herhangi bir tehlike işareti varsa çok ama çok makbule geçer!!!”

“Taylor-Lind ona bir cevap yazdı. “Bence endişelenmeli ve doğru olanı yapmalısın. Herşey b*ka sarıyorsa – [ve] ki bunun bir nedeni var – belki de buna bir tavır almanız gerekiyor? Bunun için size ödeme yapılıyor olsa da, cinsel tacizcileri savunacak olursanız sizin tarafınızda olamam.” (Taylor-Lind ile 2018 makalesi için röportaj yapmadan önce hiç tanışmamıştım. Kısa süre sonra bu mesajları benimle paylaştı. O zamandan beri iletişimde kaldık ve arkadaş olduk.) Temmuz ayında Rogers, Taylor-Lind’e CJR raporu hakkında tekrar bir mesaj attı. “Adımız anılıyor mu?” diye sordu ve ekledi, “Adeta böyle de olmasını umuyorum. Bu sayede herşeyi açığa çıkarabilir ve daha iyi bir geleceğe yönelebiliriz!!”

Şubat ayında Magnum’dan ayrılan Rogers, kendisine yapılan röportaj talebini reddetti. Yaptığı yazılı açıklamada şunları yazdı: “Suistimali bildiğimi ileri sürmek tamamen yanlış. Bu mesajlar, o vakit genel olarak sektörle ilgili basında çıkan haberlere dayalı endişelerimi yansıtıyor. Ancak bana hiçbir zaman şikayet gelmedi. Herhangi bir ihbar, Magnum’un doğal süreci gereği olduğu kadar, fotoğrafçılıkta kadınları savunmaya yönelik uzun zamandır süre gelen taahhüdüm doğrultusunda tarafımca son derece ciddiye alınırdı.”

Teşkilat davranış kuralları yönetmeliğini (baskılara dayanamayarak daha sonra açıklandı) açıklamayacağı için, Magnum’un şikayetlerle başa çıkma sürecinin tam olarak ne olduğu veya teşkilatın neyi suistimal olarak değerlendirdiği hala belirsiz. Magnum’un Harvey’nin üyeliğinin askıya alınmasına ilişkin açıklaması, neyle suçlandığını veya yönetmeliğin hangi maddesini ihlal ettiğini söylemiyordu. Harvey’den ‘diğer gerekliliklerin yanı sıra gönüllü olarak, duyarlılık ve taciz karşıtı eğitime katılmasının istendiğini’ söyledi. Ancak konuya dair daha fazla ayrıntı verilmedi. Açıklamada ayrıca Magnum’un Safecall ile yapılan çözüm ortaklığıyla ‘bağımsız bir konuşma yardım hattı’ kurulduğu ve ‘Magnum’un davranış ve kabul edilebilir hareket tarzıyla ilgili politikalarının daha da güçlendirildiği’ belirtildi. Şu anki Magnum başkanı Arthur; söz konusu iddialar, Magnum’un Harvey’den tamamlamasını istediği eğitim ya da Magnum’un politikalarının nasıl ‘güçlendirildiği’ hususunda ayrıntılı bilgi vermeyi reddetti. Ancak sorulara verdiği yazılı yanıtta, askıya alınmanın Magnum’un arşivindeki fotoğrafların incelenmesiyle hiçbir alakası olmadığını söyledi.

PASHAI’YA EK OLARAK, on diğer kadın CJR’ye Harvey’nin kötü davranışının münferit bir olayın çok ötesine geçtiğini söyledi. Ancak hiçbiri bunları Magnum’a ihbar etmedi. Bunlardan biri 2009 yılında, 23 yaşında olan ve foto muhabir olmak isteyen Alicia Vera idi. Vera’nın birçok Magnum kitabı ve hatta bez bir Magnum çantası vardı. O yıl, Harvey’nin Meksika’nın Oaxaca kentindeki atölyesine kaydolduğunda, okulu bırakmanın eşiğinde olduğunu ve rehberlik edecek birini aradığını söylüyor. Bu yüzden Harvey atölyeden sonra ona yazmaya başladığında, mentorluk teklif ettiğinde ve onu asistanı olarak çalışmaya davet ettiğinde çok heyecanlanmıştı. “Gerçekten de çok saftım, ünlü bir fotoğrafçı tarafından fark edilmekten heyecan duyuyordum” diyor.

Atölyeden birkaç ay sonra, üzerinde çalışmakta olduğu fotoğraf projesinin görsellerini ona gösterebilmek için bir Skype görüşmesi yaptılar. Konuşmaya başladıktan sonra, “bir noktada ayağa kalktı, ışığı söndürdü ve bir süre sonra mastürbasyon yapmakta olduğu belirginleşti.” diyor. Vera konuşmaya son vermeden önce birkaç dakika dondu kaldı. Yakın bir aile üyesi, Vera’nın kısa bir süre sonra ona olaydan bahsettiğini söyledi.

Harvey, kendisini Latin kökenli olarak tanımlayan Vera’dan, asistanı olarak Brezilya’ya gelmesini istedi. Vera bunun kariyeri için önemli bir fırsat olacağını düşündüğünü söylüyor. Bu yüzden Skype görüşmesinde olanları bir kenara bırakıp devam etmeye karar verdi. Brezilya vizesi alamadı. Ancak Harvey Nisan 2010’da ders vermesine yardım etmesi için kendisinden onunla birlikte Madrid’e gelmesini istedi. Harvey uçuş masraflarını ödeyeceğini, ancak mesaisi için ona para vermeyeceğini söyledi. Ona tercüman olarak ihtiyacı olduğunu ekledi. Ancak oraya vardığında Vera, sınıftaki herkesin İngilizce konuştuğunu keşfetti. Yapacak çok az işi vardı. “O zamanlar hiçbir şeyi umursamıyordum, ‘Bu rock yıldızı statüsündeki fotoğrafçıyla buradayım – ne fırsat ama'”diyordum.”

Kısa bir süre sonra uygunsuz yorumlar yapmaya başladığını söylüyor. O sırada üzerinde çalıştığı fotoğraf projesi seks işçileri üzerine odaklanmıştı. O’na “’Striptizci gibi hareket edebilir misin?, Striptizci gibi dans edebilir misin?, Striptizciler sana ne öğretti?” gibi gerçekten de uygunsuz sorular sormaya başladığını söylüyor. “Ne düşüneceğimi bilemiyordum – gerçekten gençtim, sadece güldüm ve konuyu değiştirmeye çalıştım.”

Harvey bir gece çalışmasını görmek istediğinde, Vera, işleriyle ilgilendiği için oldukça heyecanlandığını söylüyor. Harvey oteline gelmek istediğinde, lobide oturacaklarını düşündü ve kabul etti. Ama daha sonra Harvey’nin odasına gelmek istediğini söylüyor. “Hayır” diyemeyecek kadar telaşlanmış. “Biraz şaşırmıştım.” diyor. Ama o yatağıma uzanır uzanmaz, “Ben kendimi neye bulaştırdım böyle?” diye sorarken buldum. Küçük odada yataktan başka oturacak yer yoktu. Vera, çalışmasını göstermek için orada olduğu mesajını vermeye çalışırken bilgisayarını sıkı sıkı kucağında tuttu. Vera, “İşimi zerrece umursamadığı, bu vakanın ardından benim için gerçekten netleşti.” diyor. Nihayetinde gitmiş.

Harvey, bu yolculuktan sonra, Burn‘den bir hibe için kısa aday listesine alındığını haber vermekte dahil olmak üzere, ona birkaç kez mesaj attı. Eylül 2016’da Instagram’dan ona yeni bir şey üzerinde çalışıp çalışmadığını soran bir mesaj gönderdi. Olaydan bu yana çok uzun zaman geçmişti, diye düşündü. Kesinlikle güvenliydi. Ona işlerinin yer aldığı galerisinin bağlantısını yolladı. Ardından Harvey, Skype görüşmesi yapmaları için talepte bulunurken, “… yalnız bir başka sefer yaptığın gibi beni delirtme.” yazarak, dilini dışarı çıkarırken göz kırpan bir emoji ekledi. Bunu bir önceki Skype görüşmesinde olanlara bir gönderme olarak algıladı ve asla yanıt vermedi.

Vera yıllarca aile üyelerinden başka kimseye bu olanları anlatmadı. “Yaşananlar beni gerçekten de aptal gibi hissettirdiVe aptallıktan da öte çok incindim, sektörün böyle birisini koruyacağından ötürü incindim. Bu bana sandığımdan çok daha fazla acı verdi.” diyor. Utanç duyduğu için Harvey’nin davranışını Magnum’a bildirmeyi hiç düşünmedi. Çünkü bu kariyerine zarar verebilirdi. “Ben kimdim de, birileri beni ciddiye alacaktı?” Vera, The New York Times ve Time gibi yayınlarda yayımlanan çalışmalarıyla artık başarılı bir fotoğrafçı. Ancak o sırada Harvey ile yaşadığı deneyim, onu mentor aramaktan caydırdı. “Bu beni gerçekten başkalarından yardım istemekten alıkoydu. [Mentorlarla] yeniden bağlantı kurmaya başlamam birkaç yılımı aldı.” diyor.

Hâlen bu deneyimi tamamen geride bırakabilmiş değil. 2018 ve 2019 yıllarında, önemli bir ilişki oluşturma fırsatı olarak kabul edilen, National Geographic merkezindeki yanlızca davetli fotoğrafçı ve editörlerin bir buluşması olan National Geographic Photography Seminar ve Storyteller’s Summit‘e katıldı. Her iki seferde de Harvey’i orada görünce, “adeta çıldırdım”. diyor. Ondan etkinlik süresince kaçınmaya çalışmış. “Bu etknliklerde onu görmek gerçekten berbat bir duyguydu. Adeta midemin düğümlendiğini hissediyordum.” diyor. Görünüşe göre çok uzun zaman olmuştu, ama yine de bu utanç duygusundan kurtulamıyordum. Bu şekilde olmamalıydı. İyi bir fotoğrafçı olduğumu kendime kanıtlamıştım. Burn‘a ihtiyacım yoktu, ona ihtiyacım yoktu. Fakat yine de onun tarafından aşağılanmış hissediyordum.

Vera ilk olarak 2018’de CJR’a konuştu. Ancak Harvey’den çok korktuğu için konuşulanların kayda geçmesini istemedi. Bu durum, Fstoppers’ın Tayland fotoğraflarıyla ilgili makalesini görünce değişti. “Öfkelendim.” diyor.

2016 YILINDA VERANIN, HARVEY İLE İLK KARŞILAŞMASINDAN TAM YEDİ YIL SONRA, benzer bir olay Nyimas Laula’nın başına geldi. 24 yaşındaydı, foto muhabirliği kariyerinin daha ilk yılıydı. Magnum’a büyük saygı duyuyordu. Neredeyse yarım milyon takipçisi olan Instagram’da, Harvey hikayelerinden birine yanıt verdiğinde, sadece stajyerlik deneyimi olduğu için, anavatanı Endonezya’da hâlen serbest çalışan bir fotomuhabir olmayı deniyordu. Cevap verdiğinde ve bir sohbet başlattığında şaşırdı. Neredeyse hemen onu görmeye gelmekten veya New York’a getirmekten bahsetti. Yakında Bangkok’ta bir Magnum atölyesinde eğitim vereceğini söyledi. Laula, Magnum atölyesine parasının yetmeyeceğini yazdığında, onu “Sadece gel ve asistan ol ve o zaman bedava!!!” diye cevapladı. Bunu nasıl yapacağını sorduğunda, “Bir şekilde DAH Sirki’ne nasıl katılacağını çözmelisin.” diye yazdı.

Harvey, beyaz ırktan olmayan bir kadın olan Laula’ya, “Tam da benim takılmam gereken tipte biri” diyen bir sms gönderdi. Halen yaşadığı Kuzey Carolina Outer Banks’teki evinin videolarını gönderdi; Dışarıda duş aldığını şaşkınlıkla yorumladığında, ona duş alırken çekilmiş videolarını ve fotoğraflarını gönderdi. Videolar müstehcen değil – başını, kollarını ve bacaklarını gösteriyor – ancak çıplak olduğu anlaşılıyor. Şaşırdığını ve kafasının karıştığını hatırlayan Laula, videolar hakkında yorum yapmadı ve sohbeti başka bir yöne çekmeye çalıştı.

Nihayet Harvey’nin Laula’nın portfolyosunu değerlendirebilmesi için bir Skype görüşmesi planladılar. Laula, o zamana kadar uygunsuz bir şey yapmadığını, bu yüzden de ona güvendiğini söylüyor. Daha sonra çevrimiçi sohbet etmeye devam ettiler. Kısa süre sonra ondan bir ‘sanal fotoğraf çekimi’ yapmak için başka bir görüntülü arama yapmasını istedi ve ekrandna Laula’yı fotoğrafladı. Bu oldukça garipti, ama diğer fotoğrafçılarla bağlantı kurma yönteminin belki de bu olduğunu düşündü. Daha sonra ona çektiği bazı görselleri yolladı ve şöyle yazdı: “Beni eskisinden daha da çılgın bir havaya soktun. Bu durumdan kurtulmaya çalışacağım… O fotoğrafla beni heyecanlandırdın.” Bir başka mesajında ise şunları yazdı: “Ama şimdi heyecanlı kaldım!! Ha ha ha.”

Ağustos 2016’da mesaj atarak, onunla yine bir Skype görüşmesi yapmak istemiş. Bunun üzerine Laula, ona yarım saat içinde evden çıkması gerektiğini söylemiş. Harvey buna cevaben bir dizi emoji eşliğinde, “30 dakika içinde dünyayı sallayabiliriz.” diye yazmış. Bunun üzerine Laula yumuşamış ve bir diğer sanal fotoğraf çekimi olacağını düşündüğü bir Skype görüşmesini başlatmışlar. “Her görüntülü sohbette Harvey bana yalnız olup olmadığını sordu.” diyor. Bir seferinde de, evet cevabını aldıktan hemen sonra mastürbasyon yapmaya başlamış. Bunun üzerine Laula, İnternet bağlantısını kopuyormuş gibi yapıp aramayı sonlandırmış. Akabinde David Alan Harvey’nin, kendisini derhal geri arayıp mastürbasyon yapmaya devam ettiğini söylüyor. Aramayı tekrar sonlandırmış. Harvey üçüncü kez aradığında, yine mastürbasyon yapıyormuş.

Sonraki haftalarda Harvey, onunla Skype görüşmesi yapmak isteğini yineleyip durmuş, ancak Laula bu aramalardan kaçınmak için çeşitli bahaneler bulmuş. Bir noktada ona şöyle yazdı: “Çok üzücü. Umutsuz. Acınası. İğrenç. Yardıma ihtiyacım var. Beni arasan iyi olur. Ben sapkın bir dahiyim.”

Laula’nın kafası karışmıştı. Gördüklerinden şüphe ettiğini ve başından savmaya çalıştığını söylüyor. Harvey, New York’taki Burn atölyesine katılması için ona bir burs teklif etmişti; buna katılamayınca da, bursu kullanarak Bangkok’ta gerçekleşen bir Magnum atölyesine katılmasına izin verdi. (Bunun mümkün olacağına dair güvence talep ettiğinde ona, “Seni her yere götürebilirim” ve “Buna izin verebilirim. Ben Magnum’un sahiplerinden biriyim.” diye yazdı.) Onu bu şekilde sorguladıktan sonra, maddi olarak asla karşılayamayacağı ve hayatta ancak bir kez gitme şansı bulabileceği bu atölye fırsatını kaybetmekten korkmuştu. “Bu durumda kapana kısılmış hissettim. Çünkü bana bursu verdiği için ona borçlu hissettim.” diyor.

Bangkok’taki atölyeye gitti. Hafta içinde bir ara Harvey, onu fotoğraflamak için Laula’dan otel odasına gelmesini istedi. Laula pantolon ve uzun kollu bir gömlek giymişti; Ondan şort ve atlet giymesini ardından da asistanıyla birlikte yatakta poz vermesini istedi. Başka bir atölye katılımcısının ifadesine göre, bir başka gece atölye katılımcıları Harvey’nin fotoğraflarını nasıl çektiği konusunda fikir vermeyi vaat ettiği otelin çatı havuzunda buluştular. Orada, Laula ve asistanından havuzda bikinili olarak öpüşmelerini istediğini ve onlara şehvetli bir şekilde hareket etmeleri doğrultusunda talimatlar verdiğini söylüyor. Atölye katılımcısı, Harvey’nin fotoğraf çekerken, iki kadına aralarında nasıl etkileşim kurmaları gerektiğini söylediğini hatırlıyor. “Laula başlangıçta tereddütlü görünüyordu.” diyor; ayrıca Harvey’nin, “Bu sadece bir öpücük, atla deve değil…” dediğini hatırlıyor.

Laula için bu, uluslararası bir atölyedeki ilk deneyimiydi. “Karşılaştıracak hiçbir şeyim yoktu, bu yüzden bir atölye sırasında bunları yapmanın tamamen normal olması gerektiğini düşünüyordum, özellikle de onun gibi büyük bir magnum fotoğrafçısı bunu yapmanızı istediğinde,” diyor. Kendisi bu yaşananları Magnum’a bildirmeyi asla düşünmedi.

2013 KIŞINDA, HarveyMagnum’un kapsamlı ve tarihi arşivinin bulunduğu Austin’deki Texas Üniversitesi’nde, bir Magnum atölyesi gerçekleştirdi. Daha yeni Teksas Üniversitesi mezunu olan 26 yaşındaki Erika Rich ona bu esnada asistanlık yaptı. Bir gece atölyeden sonra fotoğrafçı ve asistanlar bir bara gittiler. Harvey, burada Rich’in bir fotoğrafını çekti. Bir beyaz olan Rich, ünlü fotoğrafçının onu fotoğraflamasından ötürü heyecan duyduğunu söylüyor. Ancak görüntüyü görünce kızdı, utandı ve incindi. Harvey’nin, boynundan göğsüne kadar vücuduna odaklanıp. görüntüde başını kestiğini söylüyor. “Bunun beni değersizleştirdiğini hissettim, kimliğime değil fiziksel formuma indirgendim. Bu bir mentor ya da öğretmenin rızası olmadan asistan ya da öğrencisinin fotoğrafını çekmesine hiç benzemiyordu.” diyor. Ayrıca Harvey tarafından fotoğraflanan diğer kadınların da aynı şekilde hissedip hissetmediklerini merak ettiğini söylüyor. Yaşadıklarını Magnum’a o da bildirmedi.

Aynı atölyede asistan olan Danielle Villasana ve Spencer Selvidge, Rich’in onlara Harvey ile o gece yaşadığı olumsuz bir deneyimden bahsettiğini ve gözle görülür şekilde üzgün olduğunu söyledi. Ancak Villasana’ya göre ikisi de bu konuda bir şey yapabilecek durumda değillerdi. Daha yeni mezun ve kariyerinin başında olduğunu belirterek, “Olup bitenleri Magnum atölyesine yazmamızın hiçbir yolu yoktu. Kendimi tamamen güçsüz hissettim. Ve bu gerçekten de böyleydi. Olanları sindirirsiniz ve bununla başa çıkarsınız. Çünkü David Alan Harvey sektörümüzdeki en ünlü fotoğrafçılardan biridir. Açıkça bu davranışlara cüret etmesi Magnum’un ona gösterdiği müsamahadan dolayıdır.” diyor.

Kariyerine yeni başlayan 22 yaşındaki, siyahi bir kadın foto muhabiri, 2009’da Charlottesville, Virginia’daki LOOK3 fotoğraf festivalinde Harvey’nin, onun peşinden nasıl koşturduğunu anlattı. Portfolyosunu göstermek için toplantılara dahil olduğunda birçok insan yardımcı olmuş. Ancak Harvey’nin ona olan ilgisinden rahatsız olduğunu ve geçen birkaç günün ardından bu ilginin daha da arttığını söylüyor. “Beni, verilecek partiye içki satın almak için ona eşlik etmemi istemek gibisinden, ‘onunla yalnız kalacağım durumlara’ sokmaya çalışırdı. Onun yanında olduğum için gerçekten rahatsızlık hissettiğim durumlara düştüm. Sonrasında ondan kaçmaya çalıştım.” diyor. İkinci bir siyahi kadın, 2013’te aynı festivale katıldığında, kariyerinin başında genç bir fotoğrafçı olarak, portfolyosunu Harvey’e göstermek istediğini söylüyor. Ancak flörtöz davranışları onu rahatsız etmiş. Süregelen günler boyunca onu birkaç kez görmüş. Her seferinde de uygunsuz hissettirecek şekilde onunla flört ettiğini söylüyor. “Bu bana yaşı ve foto muhabirliği dünyasındaki statüsü nedeniyle sahip olduğu gücünü kötüye kullanması gibi geldi” diyor. Ayrıca ona fotoğraflarını çekmek istediğini ve kendisiyle ot içmesini istediğini söylemiş. Bir toplantıda, bir grup insanla bir arada otururlarken ona gizlice mesajlar atmış. Verilen bir partide onunla konuşurken o denli rahatsız olmuş ki, “Odadan kaçtım.” diyor. Her iki kadın da deneyimlerini Magnum’a bildirmedi.

Bu türden hadiselerin evvelliyatı neredeyse on yıllar öncesine dayanıyor. 2003 baharında Kate Schneider, Ohio Üniversitesinde bir foto muhabirlik öğrencisiydi. Harvey, öğrencilerle konuşmak için bu okulu ziyaret etti. Beyaz ırktan biri olan Schneider, konuşmasının ardından bir partiye katıldı. Harvey oradaydı. Onunla birlikte ikinci bir kadını el işaretiyle arka odaya çağırdığını söylüyor. Schneider, orada kollarını her birimizin omuzlarına atarak yaşlarımızı sordu, diyor. “20-22 yaş arası kızları gerçekten de çok seviyorum, onlar benim gözdelerim.” dediğini hatırlıyor ve ekliyor, “Açık bir şekilde bizi üçlü bir cinsel ilişkiye sokmaya çalışıyordu.”

Schneider odadan çıktı ve partiye katılması için bir arkadaşını aradı. Bu arkadaş Mark Tomko’ydu. Partiye gittiğini ve Harvey’nin orada genç kadınların peşinden koşturduğunu hatırladığını söylüyor. Schneider, “Bu hikayenin sadece yumuşatılmış hali. Ama gerçekten de ürkütücü, temaslı ve iğrenç davranıyordu. Beni inciteceğini hiç düşünmemiştim. Endişelenmedim. Sadece onun tamamen iğrenç olduğunu ve gücünü kötüye kullandığını düşündüm.” diyor. Yaşadıklarını Magnum’a bildirmedi.

Schneider’ın bahsettiği, foto muhabirlik öğrencisi olan ve kendisini beyaz tenli bir Latin olarak tanımlayan ikinci bir kadın, Harvey’nin bu özel açıklamalarda bulunduğunu hatırlamadığını söylüyor. Harvey ile ilk kez o gece tanışmış. Onun karizmatik ve coşkulu olduğunu hatırlıyor. Bir ara Harvey’nin onu evin mutfağında köşeye sıkıştırdığını söylüyor. Sarhoş göründüğünü ve ona yaklaştığını söylüyor – Ve ekliyor: “Bana görünüşüm ve benden ne kadar çok hoşlandığı hakkında bir şeyler söyledi, ‘çok akıllısın, arkadaşların seninle ilgili harika şeyler söylüyorlar’ gibisinden bir şeyler.”

Rahatsız olduğunu ve konuşmadan kendini arakladığını, ancak Schneider ve Tomko’nun da doğruladığı gibi, gece boyunca ısrarla onunla konuşmaya devam ettiğini söylüyor. Daha sonra Harvey’i aracıyla partiye getiren öğrenci ayrılırken, Harvey’i geri götürme teklifinde bulunduğunda onu reddettiğini ve onu Schneider’ın otele bırakacağını söylemiş. Schneider buna istinaden “Bana bundan hiç bahsetmemişti. Birdenbire öylece odadaki herkese duyurdu. Ne yapabilirdim ki?” diyor.

Arabasına bindiklerinde eğilerek onu öpmeye çalışmış. Schneider, Harvey’i reddederek arkasını dönmüş ve ısrar ettiğinde de “Hayır!” demiş, bunun ardından Harvey şansını daha fazla zorlamamış.

O geceden sonra Harvey, ara sıra e-postalar ve telefon görüşmeleri yoluyla onunla iletişimini sürdürmüş. 2005 yılı baharının sonlarına doğru onu aradığında ve New York’taki bir National Geographic projesinde asistanı olarak çalışmasını istediğinde, ancak bir beyinsizin buna hayır diyebileceğini söylüyor. New York’ta yüksek lisans okuluna başlamadan önce yaz boyunca çalışacağı bir işe ihtiyacı varmış. Bu onun için garsonluk yapmak yerine ünlü bir fotoğrafçıyla çalışmak için büyük bir fırsatmış. Ayrıca iş ilginç ve zevkliymiş. Harvey ona profesyonelce davranmış, asla cinsel açıdan uygunsuz bir şekilde ilişki kurmaya çalışmamış. Ve mevcut bir gönül ilişkisi olduğu için kendini güvende hissetmiş.

“Birdenbire kendimi foto muhabirliğinin en üst kademesinde buldum. Birçok yönden bu adeta bir rüyaydı.” diyor. Harvey ve diğer fotoğrafçılarla zaman geçiriyor, onun aracılığıyla tanıştığı fotoğrafçılar için çalışıyor ve ilginç etkinliklere katılıyormuş.

2006 sonbaharında Harvey’nin New York’ta düzenlenen bir diğer atölyesinde ona asistanlık yaptı. Harvey’nin talepkar olmasına ve bazen sinirliğinde sesini yükseltmesine rağmen iş eğlenceliydi. Bir gün, kullandığı projektörle ilgili bir sorun çıktı. “Harvey’e her şeyi tam olarak belirlediği özelliklere göre ayarladığımı söyledim, ancak mutlu değildi ve bu konuya kafayı taktı” diyor. Benden bir şeye bakmamı istediğinde ben bakmamı istediği o şeye bakmıyordum. Eliyle yüzümü yakaladı ve bakmamı istediği şeye bakmak için zorla başımı çevirdi. Şaşkına döndüğünü söylüyor ve odanın sessizleştiğini hissetmişti. “Elinden sıyrılarak ona baktım ve bu hiç hoş değildi diyerek oradan ayrıldım.” diyor.

Harvey’nin yaptığı hareketten ötürü özür dilediğini, ancak yine de ona kızarak atölyeyi tamamlamasını istediğini söylüyor. Kabul etmişti, ancak ‘o anın her şeyi değiştirdiğini’ söylüyor. Ayrıca o gecenin ilerleyen saatlerinde, gözleri kapalı dinlenirken başka bir fotoğrafçının rızası olmadan onu dudaklarından öptüğünü söylüyor. Bunun üzerine öfkeyle tepki vermiş. Diğerleri onu desteklemek yerine, daha sonra fotoğrafçıyı kötü hissettirdiği için onu suçlamışlar. İşte o zaman canına tak ettiğine karar vermiş. David ile konuşmayı gerçekten kesmiş. Ara sıra onu [sosyal ortamlarda] dışarıda görüyormuş. Fakat onun için eski arkadaşlık ilişkilerine geri dönüş yapmak mümkün değilmiş. Geriye dönüp baktığında, o günün kendisi için foto muhabirlik dışında başka bir kariyer aramaya vesile olduğunu söylüyor. Atölye katılımcılarından güzel sanatlar fotoğrafçısı ve eski foto muhabiri Veronika Lukasova, atölye sırasında kadının üzüldüğünü hatırladığını, spesifik olarak olayı hatırlamasa da nedeninin Harvey olduğunu anladığını söylüyor.

2012 yılında başarılı geçtiğini düşündüğü bir sektörel etkinlik düzenledi; bunun sonrasında Harvey’i gördü. Harvey’nin birlikte oturduğu bir grup fotoğrafçıya yanaştığını, onun adını andığını, ardından da yanındaki kişiye dirsek atarak, “Benimle ilk tanıştığında beni becerdi” dediğini söylüyor. Gruptakilerin utanmış göründüğünü ve Harvey’i görmezden gelmeye çalıştığını da ekliyor. Fakat Harvey sesini yükseltip ona,“Söyle ona, söyle ona, hadi ama, aramızda olanlar buydu.” demişti. Çok incinmişti. Durmasını istedi ve iddiasının doğru olmadığını söyledi. Ancak Harvey ısrar etti. Başka bir fotoğrafçı araya girene kadar da durmamıştı.

“Dehşete düştüm, utandım. İşte o anda ve daha sonra arkadaşlarımla bunun hakkında konuştuğumda, herkesin her zaman onunla yattığımı düşündüğünü fark ettim. Sadece onunla birlikte çalıştığım ve bir kadın olduğum için.” diyor. Tecrübesini Magnum’la paylaşmadı.

HARVEY GENELLİKLE EKİBİNİ, ‘DAH Sirki’ olarak tanımlıyordu. Kendisiyle 2011 yılında tanışan ve yaklaşık iki yıl onunla çalışan Harvey’in eski bir asistanı için bu çok daha karanlık bir deneyimdi. Adını vermek istemeyen eski asistan, Harvey için çalışmayı kaotik, kafa karıştırıcı ve rahatsız edici olarak nitelendirdi. Bazen ondan gelen bir fikirle ilgili düzinelerce mesajla uyanırdı. Sonrasında Harvey bundan bir daha asla bahsetmezdi. Ekibindeki farklı kişilere çelişkili talimatlar verirdi ki, bunlardan dolayı bazı tartışmalar söz konusu oluyordu. Ekipteki kadınları sık sık birbirine düşürürdü, diyor. Ayrıca onları birbirlerinden uzaklaştırarak, sadece kendisiyle konuşmalarını söylüyordu. Onun sürekli ulaşılabilir durumda olmasını istermiş. Asla zamanında ödeme alamıyordu. Genellikle ödemelerini defalarca talep etmek zorunda kalmış. Kendisi, Harvey ve ekipteki diğer kişiler arasında gönderilen ve iddialarını destekleyen düzinelerce e-posta paylaştı. Harvey’le çalıştığı sürenin sonunda, kendini hatalı hissedecek şekilde yönlendirilmiş ve psikolojik olarak manipüle edilmiş hissettiğini söylüyor. O sırada Harvey ile çalışan bir başka kadın, onun ifadelerini doğruladı ve benzeri ayrıntıları diğer kadından bağımsız olarak sundu. Harvey, her iki kadına da bir kamera çantasının cinsel organını örttüğü görülen çıplak bir otoportresini göndermişti. Her iki kadın da bu otoportreyi tatsız, profesyonellik dışı ve üzücü olarak addediyordu. Kadınlardan biri CJR ile bu fotoğrafı paylaştı.

Eski asistanı, Harvey’nin onunla ikinci kez buluştuklarında ona uygunsuzca davrandığını söylüyor ki, bu onun bahsetmek istemediği bir olay. Buna rağmen onunla çalışmaya devam etmiş. Çünkü olay halka açık alanda olduğu ve hızla aralarına sınırlar koyduğu için kontrolü elinde tutabileceğini düşünmüş. Bir keresinde de Harvey’nin ona fiziksel olarak şiddet uyguladığını, söylüyor. 2012 yılıydı. Açılış sergisi ve bir atölye çalışması yaptıkları Sidney’deki bir fotoğraf festivalinden dönmüş ve uçaklarından henüz inmişlerdi. “Harvey’nin telefonunda bir sorun olmuştu ve telefonunu bana verip sorunu çözmemi istedi. Harvey’e faturasını ödemediği için bu sorunu yaşamakta olduğunu söylediğimde bana kızdı, omuzlarımdan tutarak beni hiddetle sarstı” diyor. Daha sonraki e-postalarda, stresi bahane ederek havaalanında ‘bir parça tırlattığı’ için ondan özür diledi ve çekip gitmek üzere olduğunun farkında olduğunu belirterek, “lütfen ‘sana el kaldırmamın” benim iyi bir arkadaşımın yardımı için yalvarmak manasında olduğunu bil. Fiziksel olarak sana zarar vermek gibi kötü bir niyetin YOKTU…” diye yazdı. Eski asistan Harvey’i şöyle yanıtladı: “Bana sadece söz ver – bir daha bana el kaldırmak yok! Öfke, hayal kırıklığı ve stresin üstesinden gelebilirim. Fakat sarsma ve kolumdan kavranmayla başa çıkamam.”

Siyahi ve Latin kökenli bir kadın olan eski asistan, Harvey’nin ‘yerli’ göründüğünü söylediği, cilt tonu ve burnunun şekli hakkında sık sık yorum yaptığını ifade ediyor. Onlarla birlikte çalışan diğer bir kadın da, Harvey’nin böyle yorumlar yaptığını hatırlıyor. Ayrıca Harvey’nin kendisine, Brezilya’da bir seks işçisini ücret karşılığı tuttuğu için böbürlendiğini de söylüyor. Harvey ile 2012 yılında, Magnum’un yıllık genel toplantısı için Arles’a gittiğinde, onu otel odasında birlikte yalnız kalabilmeleri için kandırmaya çalıştığını, kendisine ve ekipteki bir başka kadına bu doğrultuda yanıltıcı mesajlar gönderdiğini söylüyor. Bu ifade söz konusu diğer kadın tarafından da teyit edildi.

Her iki kadının da onunla çalıştıkları süre boyunca, Harvey’nin sektördeki konumunu genç kadınlara erişim sağlamak için kullandığını ve özellikle de renkli ırktan kadınlarla ilgilendiğini söylüyorlar. Eski asistan, yapacak gerçek bir iş olmadığı halde genç kadın fotoğrafçıları düzenlediği atölyelere, kendisini “asiste etmeye” davet ediyordu. Eski asistan, “Kızlar onun çevredekilerin inanmasını istediği gibi, partilemek ya da onunla yatmak için ortalıkta takılmıyorlardı. Ben de dahil olmak üzere hepsi çalıştıklarını düşünen saf genç kızlardı.” diyor.

“David’in bu kadar sevilmesinin en önemli nedenlerinden biri, birçok insanın onun bir akıl hocası olarak çalıştığını ve özellikle de Burn aracılığıyla yeni ortaya çıkan fotoğrafçılara çok yardımcı olduğunu sanmasıydı. Fark edemedikleri şey, David’in en az yaptığı iyilikler kadar kötülükte ettiğiydi. New York’taki çatı katında düzenlediği partilerden sonra, Partideki hangi genç kızın onu sevişmek veya oral seks yapmak için tuvalete çektiği hakkında konuşurdu. Her zaman söz konusu kıza takma bir isim yakıştırırdı ve bu kız her zaman genç bir fotoğrafçı olurdu. Neyin gerçek neyin yalan olduğunu bilmek imkansızdı. Harvey, Magnum’daki genç kadınların çoğuyla ‘bağlantı kurduğunu’ iddia ederdi.” diyor.

2011 yılının sonbaharında, eski asistan Harvey için ücretsiz olarak çalışarak, o sırada yaşadığı Rio de Janeiro’da bir ay geçirdi. Onun fotoğraflarını yedekledi, sabit disklerini düzenledi, kameralarını ve hafıza kartlarını takip etti, e-postalarıyla ilgilendi ve şehirde bir rehber görevi gördü. Ekim 2012’de yayımlanan bir National Geographic konusu ve bir kitap için fotoğraflar çekiyordu. Eski asistan ay boyunca Harvey’nin çekerken gördüğü fotoğrafların çoğunu kurguladığını, asistanlar ile çevredeki diğerler insanları birer model olarak kullanarak tıpkı stüdyoda çalışan bir sanat yönetmeni gibi yönettiğini söylüyor. Eski asistan, National Geographic‘in ilgili konusunda yayımlanan bir fotoğrafta boy gösterdi: Görsel, onu bikini giymiş, bir plaj topuyla oynarken gösteriyor. Spontaneymişçesine görünen fotoğraf aslında bir mizansenmiş. Plaj topunu kendisi satın almış ve birkaç gün boyunca onu defalarca fotoğraflarken topla oynamasını istemiş. “Topu havaya atıyor ve onun istediği gibi olup hoşuna gidiyorsa, ‘Topu havaya atmaya devam et’ diyormuş. Konuyla ilgili olarak adı geçen bir diğer kadın da, Harvey’in fotoğrafladığı kişileri yönlendirdiğini doğruladı.

Eski asistan, “Her şey… her zaman için onun fikriydi. Fakat o tam tersi olan hikayeler anlatıp dururdu. Ama gerçek şu ki, ‘Bunu giymeni istiyorum’ ya da ‘Bu jesti yapmanı istiyorum. Saçını dalgalandırmanı istiyorum.’ deyip duruyordu. Her şeyi o yönetti.” (Ayrıca Rio hakkındaki bir konuda Brezilyalı olmadığı halde bu kadar belirgin bir şekilde boy göstermesinin kendisini rahatsız ettiğini söylüyor. Bu fotoğrafı National Geographic’in Brezilya edisyonunun kapağında çıktı.)

Harvey, daha önce kendini bir foto muhabiri olarak görmediğini söyledi ve kimi Magnum fotoğrafçıları ‘belgesel’ ile ‘güzel sanatlar’ fotoğrafçılığı arasındaki sınırı gitgide bulanıklaştırıyor. Adlarından da anlaşılacağı gibi, Harvey hiçbir zaman bir kitabını ya da kitabının başlığını (gerçek bir hikayeye dayanan) bir foto muhabirlik örneği olarak sunmadı. The New York Times‘da James Estrin ile yaptığı röportajda Harvey, bunu ‘belgesel fotoğrafçılığın yanı sıra küçük kısa bir roman’ olarak nitelendirdi. Ama “hikayenin aslı, tabii ki National Geographic’te…” dedi. Eski asistanına göre, National Geographic hikayesi, foto muhabirlik olarak sunulmuş olsa da, yine de kurgu unsurları içeriyor. National Geographic‘in sözcüsü, bir e-postada, Harvey ile 2012’den beri çalışmadıklarını belirterek, “Magnum’dan gelen bu raporlar ışığında, biyografisini web sitelerinden kaldırmak ve Instagram hesaplarına katkıda bulunma yetisini engellemek için ek adımlar attık. National Geographic için çalışan fotoğrafçıların, foto muhabirlik olarak addedilerek yayımlanan fotoğrafların, sahnelememesini de içeren katı standartlarımız doğrultusunda çalışmaları bekleniyor.” diye yazdı.

Eski asistan 2012 yılında New York’a taşındı. Harvey için atölyelerini yönetmesine yardım ederek ve bir stüdyo asistanı olarak ücret karşılığında çalışmaya başladı. Harvey’nin daha çok fotoğrafını çekmeye, kendisine ‘ilham perisi’ diye hitap etmeye başladığını, ona olan ilgisinden rahatsız olduğunu ve fotoğraflanmak konusunda gitgide isteksizleştiğini söylüyor. “Benim fotoğrafımı çekmeye takıntılıydı. Bu gerçekten tuhaftı. İnsanların benim, onun kız arkadaşı olduğumu düşünmesini istemedim.”

Ama bu konuda yumuşayıncaya kadar ona defalarca baskı yapmış. Ona baskı yapmak için çeşitli yöntemleri varmış. Buna hangi fotoğrafların yayımlanıp yayımlanmayacağı konusunda bir miktar kontrol sözü de dahilmiş ki, buna ilk başta ikna olmuş. “Fotoğraflar konusunda son sözümü söyleyeceğim ve fotoğrafların kullanımından elde edilen kârın belli bir yüzdesini bana ödeyeceği konusunda her zaman çok netti. En başta yapılan anlaşma buydu ve her iki sözü de yalandı. Kitabında (gerçek bir hikayeye dayanan!?) benim onaylamadığım fotoğraflarıma yer verdi.” diyor.

Fotoğrafının çekilmesini istemediği için ayak diremeye çalıştığında, ona hayır demesi zordu çünkü onun için çalışıyordu. “Bu garip bir güç dinamiğiydi” diyor. Bir vakada Harvey, bir Magnum baskı satışı için New York’ta çıplak bir erkek modelin fotoğraflarını çekiyordu. Eski asistan fotoğrafta yer almak istemedi, ancak Harvey’nin ona baskı yapmayı bırakmadığını ve bu yüzden de yumuşadığını, söylüyor. Fotoğrafta, adam kameradan uzaklaşıyor ve eski asistan, saçları yüzünü kapatacak şekilde oyuncak bir atın üzerinde oturuyor. Harvey fotoğrafları çektikten sonra, onlardan rahatsız olduğunu ve Harvey’e bu görsellerin yayımlanmasına rıza göstereceğinden emin olmadığını söylemiş. Sonra stüdyodan ayrılarak metroya binmiş. Metrodan çıktığında, Harvey’den fotoğrafı Instagram akışında yayınlayıp yayınlayamayacağını sorduğu bir mesaj aldığını söylüyor. Ama onun cevabını beklememişti. – “Zaten çoktan yayımlamıştı.” diyor.

Ayrıca Harvey’nin kârı onunla paylaşma sözünü asla tutmadığını da, söylüyor. Harvey, 11 Kasım 2015 tarihli bir e-postada asistanına şunları yazdı: “Sana bir miktar borcum olacak… ilk başta verdiğim söze göre.” Hem kapakta yer alan plaj topu çekimi (gerçek bir hikayeye dayanan!?) hem de bir Magnum baskı satışının parçası olan çıplak modelle çekilen fotoğraf, 100’er dolara satılacaktı. Üçüncü tekil şahıs olarak isminin baş harfleriyle kendisine atıfta bulunarak. “İlk olarak Magnum % 40 pay alacak… bu yüzden senin için %10 ve DAH (David Alan Harvey) için toplamın %50’sinin adil olacağını düşündüm. Satılan en son fotoğraf olan plaj topu fotoğrafının satış oranına bakılırsa, yaklaşık olarak 1000 dolar elde edersin.” diye yazdı. “Bu sizce adil mi?” Eski asistan, bu baskılardan veya sair zamanlarda çeşitli kullanım amaçlarıyla onun sattığı fotoğraflarından hiç para almadığını söyledi.

Mayıs 2017’de, eski asistanı Harvey’e, üzerinde çalıştığını duyduğu yeni kitapta veya gelecekteki diğer kitap veya projelerde fotoğraflarını kullanmamasını isteyen bir e-posta yazdı. O cevap verdi, “Dileğin kabul edildi. Neredeyse. :)” Yeni çıkacak BeachGames adlı tek bir kitabının olduğunu ve kitapta onun hiçbir fotoğrafının olmadığını yazdı. Ancak gelecek kitaplarında plaj topu ve ‘nü adam’ fotoğraflarını kullanmayacağına dair bir söz veremeyeceğinin yazdı. “Her ikisi de benim ikonik fotoğraflarım ve senin de kabul edeceğin üzere ikimizin işbirliği sonucunda ortaya çıkan işler…” diye yazdı ve gelecekte daha başka fotoğraflarını yayımlamak gibi herhangi bir planı olmadığını ekledi.

Harvey hiçbir zaman BeachGames adında bir kitap yayımlamadı. Ancak gönderdiği e-postadan önce eski asistanının yer aldığı en az iki fotoğrafını içeren bu isimde bir sergisi oldu. Ayrıca, bu yıl Temmuz (2020) ayında yayımlanan en yeni kitabı, Off for a Family Drive‘da onun en az üç fotoğrafına yer vermişti. Eski asistan. çekilen fotoğraflarının hiçbiri için bir model muvaffakatnamesi imzalamadığını söylüyor.

Eski asistanı, diğer kadınları Harvey hakkında uyarmaya çalıştığını, ancak onlara benim onları kıskandığım için böyle davrandığımı söyleyerek yalan söylediğini dile getiriyor. “İşimi yapmak için orada olduğumu sanıyordum. Aynı zamanda bu davranışı sürdürmediğinden de emin olmalıydım. Fakat bunu her halükarda kontrol ettiğimi düşünürken oldukça saf ve aptalmışım.” diyor. 2014 yılının başlarında onunla çalışmayı bırakmış.

Eski asistanı, Harvey’in davranışlarının genel olarak sektörde bilindiğini söylüyor. Deneyimini Magnum’a bildirmemiş, ancak bunu Magnum’un Paris ofisindeki düşük düzeyli bir çalışanla tartıştığını belirtiyor. Ayrıca olanları Harvey’in aile üyeleri ve kendisiyle birlikte Burn ve Harvey’in yönettiği genç fotoğrafçılar için 10.000 dolara kadar hibe sağlayan Emerging Photographer Fund’da çalışanlar da dahil olmak üzere birçok kişiye anlattığını söylüyor. Eski asistan, Harvey ile Burn ve Emerging Photographer Fund’da yıllarca birlikte çalışan Anton Kusters ile Harvey’in davranışları hakkında konuştuktan sonra, Kusters 11 Temmuz 2012’de ona bir e-posta yazdı. “Bilmeni isterim ki, eğer kız kardeşim senin bana anlattığın türden bir hikayeyle gelseydi, durum için gerçekten üzülür ve süper korumacı olurdum. Ona derhal oradan çıkmasını söylerdim…” diye yazdı. Ona cevaben, ‘sarsma ve koldan tutma olayından’ bahsetti. Kusters kendisine yapılan röportaj talebini reddetti, ancak kadının ona bir sonraki e-postasında “Bana iyi olduğuna dair güvence verdi. David ile çalışmaya da devam etti.” diyen bir e-posta yazdı. Kusters, eski asistanın yazdığı bu mesajdan kısmen bir alıntı paylaştı: “Durumu kontrol etmeyi öğrendiğimi ve milyonlarca kez daha iyi hissettiğimi söylemekten gerçekten mutluyum… Yavaş yavaş kendimi geliştirmeye çalışıyorum, tabiri caizse yuvadan uçmaya çalışıyorum, ama uzaklara yapılan bu yolculukta David’le başa çıkmak için daha iyi taktikler ve kendime daha fazla güven buldum.” Asistan, yaklaşık bir ay sonra Kusters’ın e-postasının tamamını paylaştı. Mesajın Kusters’ın dahil olmadığı bir bölümünde şunları yazdı: “David, Şili’den bir kızla uçtu ve belki de işleri artık farklı bir şekilde ele aldığım için üzerimde baskı yok. Bilemiyorum. Ama her hâlükârda çok daha iyi hissediyorum ve en azından ben etrafta olduğumda bana saygı gösterilmesini garanti ediyorum. (herkes için! Yeni kızlar da dahil)

Eski asistan “Neden hiç kimse bir şey söylemedi diye merak edenler için? – Söyledik.” diyor. “İnsanlar konuya dair konuştu, olup bitenleri herkes biliyordu. Buna gülüp geçtiler. ‘Ah, senin için David bu.’… Hepsi de biliyordu, fakat kimse umursamıyordu. Yaptıklarını sürdürmesine, böyle davranmasına ve kankalarıyla gülüşmesine müsaade edildi… Yani mevzuyu anlatacak daha başka kimse yoktu. Çünkü halihazırda hepsi konuyu biliyordu. Ve aksini söylüyorlarsa, yalan söylüyorlardır. Beyaz ırktan ve erkek olmak güçlü bir şey.”

Harvey hakkındaki hikayeler geniş bir çevre tarafından tarafından biliniyordu. Öyle ki bu yılın başlarında Harvey hakkında tweet atan foto muhabiri Mustard’ı, 2013 yılında çalışmalarını ona göstermesi için çatı katını ziyaret etmeye davet ettiğinde, bir meslektaşı oraya gitmemesi hususunda onu uyardı. Harvey ile kariyerinin daha ilk yılındayken bir portfolyo değerlendirmesinde tanışmıştı. İşlerine bakmasını istediğinde, onları ertesi hafta çatı katına getirmesini söylediğini ve çok heyecanlandığını söyledi. Bunu foto muhabiri Brett Grundlock’a söylediğinde, Grundlock kendisini bu konu üzerinde tekrar düşünmesi için uyardı. Grundlock, “Ona bu konudaki ününden bahsettim. Bu aslında herkesin bildiği bir sır…” diyor. Mustard, deneyimini Magnum’a bildirmedi. Görsel sanatçı Sina Niemeyer Mart 2018’de, CJR ile de paylaştığı ve kendine ulaşan mesajlara göre, Harvey’nin gücünü sektördeki genç kadınları ‘aslında yapmak istemedikleri şeyleri yaptırmak ve onları rahatsız hissettirmek’ amacıyla kötüye kullandığına dair birkaç şikayet aldığından ötürü, Harvey’e Burn‘de yeni kitabı hakkında bir makale yayımlanmasını istemediğini söyledi.

2004 yılında Harvey, 23 yaşında hevesli bir fotoğrafçı olan Raquel Bravo Iglesias’ı düzenlenecek bir atölyede asistanı olması için davet ettiğinde, Bravo Iglesias bir başka Magnum fotoğrafçısından bu konuya dair uyarı aldığını söyledi. Bravo Iglesias o sırada Harvey’i pek tanımıyordu: Onunla bir gece atölye düzenlemek için Madrid’e geldiğinde ve daha sonra bir kez daha Madrid’e dönüş yolculuğu esnasında portfolyosunu gösterdiğinde karşılaşmıştı. Mali durumu tanıştıkları kafede içtiği üç euroluk kahveyi ödeyecek durumda olmamasına rağmen, bu kadar ünlü bir fotoğrafçının kendisiyle tanışmak için zaman ayırmasının, kendisini adeta bir ‘asilzade’ gibi hissettirdiğini söylüyor. Şimdi geriye dönüp baktığında, o zamanki portfolyosunun ‘gerçekten çok… ama çok kötü’ olduğunu anladığını söylüyor. Yine de, sadece iki kez buluşmalarına rağmen Harvey, ondan gelecek yaz Floransa’da gerçekleşecek bir atölyede asistanı olmasını istedi. Ödemeyi veya ayrıntıları hiç tartışmadığını, ancak kariyeri için iyi bir fırsat gibi görünen bu tekliften ötürü heyecan duyduğunu söylüyor. Birkaç ay sonra Photoespaña Festivali’nde Magnum fotoğrafçısı René Burri ile aralarında kısa bir konuşma geçmiş. O yaz bir atölyede Harvey’e yardım edeceğini söylediğimde, Burri’nin beni alarma geçiren endişeli bir ifadesi vardı. Beni dikkatli olmam gerektiği konusunda uyardı. Etrafımızdaki diğer fotoğrafçılar da aynı fikirdeydi. Ne demek istediğini sorduğunda Burri, “Genç kadınları çok seviyor” diye cevapladı. (Burri 2014 yılında vefat etti.) Bravo Iglesias, Harvey’e romantizmle ilgilenmediğini söyleyerek, bu fırsatı riske etmeyi göze alıp almayacağından emin olamadığını söylüyor. Sonunda Harvey’e işi istediğini, ancak ilişkilerinin profesyonel kalacağından emin olması gerektiğini söyleyen bir e-posta yazmaya karar vermiş. Harvey, mesajına hemen geri dönüş yaparak; ona işe hazır olmadığını söyleyip teklifi geri çekmiş. “Yıllarca süren bir suçluluk hissettim. Çünkü bununla nasıl başa çıkacağımı bilemediğim için kaçırdığım bir fırsat olduğunu düşündüm.” O zaman yaşadıklarını Magnum’a bildirmedi.

MAGNUM’UN HARVEY İNCELEMESİ, Hodge Jones & Allen firmasından Londralı istihdam avukatı Susie Al-Qassab tarafından yürütülmüş. Magnum’un CEO’su Hughes, soruşturmanın yapısını bağımsız hale getirmeyi amaçladığını ifade etti: “İnsanların kariyerlerine herhangi bir olumsuz etki yaratma korkusu olmadan, güvenli ve gizli bir şekilde öne çıkıp bizimle konuşabilecekleri bir alan sağlamak istedik.”

Harvey ile ilgili soruşturmayı duyuran Ağustos açıklaması, şikayetçi olan kadınları Magnum ile iletişime geçmeye davet etmedi. Soruşturmanın nasıl yapılacağını veya kimin tarafından yürüteceğini detaylandırmadı. CJR’nin görüştüğü kadınlardan hiçbiri soruşturmaya dahil olmadı. Bravo Iglesias, Harvey’nin üyeliğinin bir yıl askıya alındığının duyurulmasından sonra deneyimini Magnum’a bildirmeye çalıştı. Instagram’daki Magnum hesabına Harvey tarafından suiistimal edildiğini bildirmek istediğini belirten bir mesaj gönderdi. Kendisini şirketlerin gizli raporlama sistemleri oluşturmasına yardımcı olan ve ‘bilgi sızdırma hizmeti sağlayıcısı’ olarak tanımlayan Safecall’a rapor vermeye davet eden gayrişahsi bir yanıt aldı. Mesajın, O’na sanki yaşananları gerçekte ‘bilmek istemiyorlarmış gibi’ hissettirdiğini söylüyor. Bu çok sorumsuzca, bu tür davranışları açıkça desteklediklerini düşündüm. Güvensizliğini ifade ettiğinde, ajans hesabı onu doğrudan Magnum’a veya Hughes’a rapor vermeye davet eden ve onların e-posta adreslerini sağlayan bir başka mesaj gönderdi.

Müfettiş, Harvey’nin eski asistanıyla temasa geçti, ancak kendisi sürece ve Magnum’a olan güvensizliğini gerekçe göstererek konuşmayı reddetti. Eski asistan, “Bunlar geçmişte olup biten çok travmatik ve üzücü şeyler… Tanımadığım birinden beni arayıp bunun benim görevim olduğunu ve onlara güvenmem gerektiğini söylemesini istemiyorum. Hayır – neden onlara güveneyim? Öylesine gizli saklı davrandılar ki, davranış kuralları yönetmeliğini bile kamuya açıklamadılar. Bana kalırsa bu delilik.” diyor.

Mustard, tweet dizininde Harvey ile yaşadığı deneyim hakkında yazdıktan sonra istismara uğramış diğer kadınları tanıdığından bahsetti. Bunun ardından Arthur’dan, Magnum’un şikayet prosedürü hakkında diğer kadınları bilgilendirmesi için davet eden bir e-posta aldı. Arthur, “Size söz veriyorum, bunu çok ciddiye alacağız ve gizlilik içinde olacak.” diye yazarak, kadınların ona doğrudan veya Magnum e-posta adresine bir mesaj gönderebileceğini sözlerine ekledi. Magnum tarafından işe alınan müfettiş daha sonra bu konu hakkında Mustard ile temasa geçti. Mustard, soruşturmanın nasıl yürütüleceğini öğrenmek için onunla konuştu. Sonrasında soruşturmaya katılmamaya karar verdi. Çünkü iyi niyetli olunduğundan yana tatmin olmadı ve “Magnum, kurumsal stratejik kriz yönetiminden daha fazlasına kendini adadığını kanıtlamak için halka açık olarak ya da bu e-postada pek fazla bir şey yapmadı. Bu toksik kültürü yaratmada bu denli büyük bir rolleri varken, güvenimizi yeniden kazanmak ve bütünlüğü yeniden inşa etmek için çok daha fazlasının yapılması gerekiyor.” dedi.

CJR ile yaptığı röportajda Hughes, bazı kadınların Magnum ile konuşmak istememeleri konusundaki hayal kırıklığını ve endişelerini dile getirdi: “Şüphesiz, geçmişte bazı sorunlar yaşandı. İnsanlar halen öne çıkıp bunları ihbar etmekten korkuyorlarsa, en önemli sorunlar halen devam ediyor demektir. Ama gördüğüm kadarıyla, basitçe söyleyebilirim ki, bir organizasyon olarak Magnum hiçbir şekilde bu davranışa suç ortağı değildir. Eline fırsat geçtiğinde de sorumlularını açıklamak istiyor. Karşılaştığımız zorluk şu ki; bu konuyu tamamen ele alma fırsatımız hiç olmadı… Bu iş için fotoğraf endüstrisinin ve bize bir şeyler bildirmek için öne çıkan insanların işbirliğine ihtiyacımız var. İnsanların öne çıkması ve Magnum’da bu şeyleri ciddiye almayacağımız algısını ortadan kaldırmak için güvenli alanlar sağladığımızdan emin olmalarını sağlamak bizim sorumluluğumuz.” Magnum’un başkanı Arthur yaptığı açıklamada, “Endüstrimizdeki güç dinamiklerini anlamak ve bunları değiştirmeye yardımcı olmak açısından öğrenmemiz ve yapmamız gereken bazı şeyler var. Geçtiğimiz aylarda bu konuya dair çok düşündüm ve insanları buna dahil etmenin yollarını bulmak için gerçekten de motive oldum.” Magnum’un ilk kadın başkanı olduğunu ve çoğu üyeden daha genç olduğunu belirterek şöyle devam etti. “Şu anki görevim herkesi bir araya getirmek ve insanları inandığımız ve ilerlememize yardımcı olabilecek fikirlerin arkasında toplamaktır. Son birkaç yılda bir organizasyon olarak çok büyüdüğümüze inanıyorum. Daha da büyüyebileceğimizi düşünüyorum.”

Eski asistanlar olan Laula ve Vera, soruşturmanın sonucundan ötürü hayal kırıklığına uğradıklarını söylediler. Yapılan açıklamanın şeffaf olmamasını da eleştirdiler. Laula, oldukça hafif olan bir yıllık uzaklaştırma cezasına şaşırdığını söylüyor. “Yıllardır sürdürdüğü bu davranışlarının karşılığı olarak bu kısa uzaklaştırmanın yeterli olduğunu sanmıyorum.” dedi. Yakın zamanda genç bir fotoğrafçıyken satın almış olduğu Magnum kitaplarını satan Vera üzgün olduğunu ama bu duruma da hiç şaşırmadığını söylüyor. “Kapsamlı bir soruşturma yürütmekten ve gerçekten duygularımızı önemsemekten çok imajlarını ve kârlarını önemsedikleri benim açımdan çok açık. Bir zamanlar onlara saygı duyduğumu ve Magnum fotoğrafçıları kadar iyi olacağımı umduğumu düşünmek bende hayal kırıklığı yaratıyor. Bu adeta insanın yüzünün tam ortasına aşık edilen bir tokat gibi. Kimsenin umursamadığını hissetmek insanı yeniden travmatize ediyor. Organizasyondaki hiç kimse olanları, nasıl hissettiğimi umursamıyor, mağdur ettiği tüm kadınları, hatta fotoğrafını çektiği çocukları bile önemsemiyor. Kimsenin umurunda değil ve bu acı verici, gerçekten de çok acı verici.”

Laula, yaşadığı deneyimi doğrudan Magnum’a bildirmek konusunda kendini rahat hissetmeyeceğini söylüyor. “Bu yardım hattı, cinsel taciz mağdurlarının öne çıkmasını garanti etmeyecek, çünkü öncelikle onlara yaşadıklarını paylaşmak için güvenli bir alan oluşturduğunuzdan emin olmalısınız”—Bu da Magnum’un başaramadığı bir şey. “Sanırım Magnum’un bu konuda gerçekten ciddi olup olmadığını kanıtlamasının zamanı. Hemde tam zamanı. Güvenilir olmak istiyorsanız, şimdi kanıtlamalısınız.”

Kristen Chick, göç, kadın sorunları ve Avrupa ve Orta Doğu’daki insan hakları konularına odaklanan bir serbest gazetecidir. Twitter hesabı; @kristenchick

Çeviri yapılan kaynak: https://www.cjr.org/special_report/magnum-photos-david-alan-harvey.php

Çevirinin ilk yayımlandığı yer: https://miratinpuslufotografatlasi.blogspot.com/2021/02/ceviri-magnumun-hesaplasma-ani.html?m=1

Ayrıca bakınız: Bir Mirasyedi: David Alan Harvey

Kağıtkadın | Öykü

0

Ağzına kadar dolu çöp tenekesinde bile kendine yer bulamamış yığıntıların arasında; eski konçlu çizmenin ve çiçekleri eprimiş tül perdenin altından uç vermiş bir el fark etmişti Mesut. İncecik, şefkatle uzanan ay çiçeği gibi boynu bükük bir el. Mermersi damarlarındaki kanı çeperine sığmazca, yaşar gibi. Mesut’un kalbi, gözlerini tahtından kovmuş, ağzına efendilik ediyor. Hem görüyor hem de anlatıyor. Az sonra karşılaşacağından çekinceli en çok da merakla ayağıyla perdelikten emekli tülü aralayıp ayaksız çizmeyi de kenara ittiğinde; engin patikaların koynundaki durgun karanlık gölün yüzeyinde sazlıkların çevrelediği bir kayanın üstünde uzanmış suskunluktan bedenli bir kadın gördü. Bir resimden çok bir fotoğraftı sanki. Kadının dudakları, üstüne sıçramış badana lekesinden görünmüyordu. Böcek gözlerinin rengi seçilmeyecek kadar küçük, yüzü bir erkeği andıracak kadar uzun, çıkık ve kemikliydi.  Bedeniyle yüzü arasında yıllar varmış gibi her iki parçası farklı bir zamanı yaşatıyordu. Bir eliyle boynuna kapanmış uyuyan yavru bir kurdu doğurmuş gibi sarmalamıştı. Gözleri ağzının başına geleceği bilirmiş gibi, kederi tanımış ama ona yenilmemiş bir parlaklıkla cıvıl cıvıldı. Mesut, uzandığı yerden kalkıp koluna girecekmiş gibi sarkan öteki eli, sokulgan kösnül bir sıcaklıkla avucunda hissetmişti. Duman beyazı ince bir parça kumaş kadının vücudunu parça parça örtmüştü. Hayır, hayır. Kadın, sanki bir bulutu giyinmişti. An, Mesut’ un ayaklarının altından kayıp hiç bilmediği bir yerin zamanına karışıyordu. Tablonun üstünde siyah ve beyazdan ibaret ayrıksı zamanın içinde derin kıpırtısızlığına rağmen dirençli bir yaşam, kan gibi dalga dalga Mesut’un yaşlı ruhunun genç kaburgalarından içeri sızmakta. Kadının çizgilerine dolmuş eski bir esaret, istilacı bir orduya hükmederek Mesut’ un uyuşuk belleğindeki kapıları zorluyordu. Oysa o, şimdiye dek kendini kapısız dört duvar bir karanlık bilirdi ya, yaz günü kavruk tenindeki bu sıtma titremesi de neyin nesiydi? Fayansları temizlerken çamaşır suyunu fazla mı kaçırmıştı? Zehirlenmiş olabilir miydi? Ya da kokusundan nefret ettiği şu lavantadan yüzey temizleyicisi? Kaç defa söylemişti de değiştirmeye ikna edememişti restoran müdürünü. Lavanta evcil kokuymuş, insanları evinde gibi hissettirir, o huzurlu yuva güvenini perçinlermiş. Demek ki insanların huzuru da pamuk ipliğine bağlıydı. Ne ki bir kokunun çağırdığı şeyi yaşatmaya da heves gerekti. Lavantanın keskin kokusu, restorandaki kalabalığın zihninde karıncalanan tortusu şimdi de en nihayetinde içi dışı kâğıt olan bu kadının sebep olduğu anlam verilmez hal, genç adamı kendi içinde buruşturuyordu. O kadar ki sıska bedeni çöpün üstüne yığılıverecekti. Sırtında sürüklediği iki teker arabasıyla kâğıt toplayıcı bir çocuğun çöpü didiklemesiyle esrarengiz ama bir o kadar da sürsün istediği o tuhaflıktan irkildi. Kafasını çevirip oradan geçiyormuş gibilerinden bir iki adım attığı yerde; ağzında emzik gibi duran sigarayı tutan elleri dışında neredeyse kıpırtısız oturan o sümbül bıyıklı yaşlı adamı fark etti. Sabah işe giderken akşam da eve dönerken her gün gördüğü o adam yine balkondaydı. Konuştuğu, bakışıyla olsun birini selamladığı yoktu. Varsa yoksa o balkonda tunçtan dökme bir heykel gibi oturması. Yoksa Mesut, gözetlenmiş miydi? Sanki yaşlı adam, deminden beri Mesut’ un içinde uyanan şeylerin hepsine şahitlik etmişti. Emin olmak için uzun uzadıya bu kez sorgular gibi adama baktı. O sırada çocuk, eldivenli elleriyle çöpün içini arıyordu. Yaşlı adam, koca balkonun açık olan tek panjur aralığında yarım kederli bir yüz…Yerkürede silik bir nokta. Güneş, açık panjurdan süzülerek içeriyi kesik kesik aydınlatıyordu. Yine de o kadar karanlıktı ki salonun duvarları güçlükle seçiliyordu. Salonun duvarında intizamlı sıralanmış çerçeve içinde birkaç kadınlı erkekli yüz. Yok, yok dedi Mesut. O kadar kalabalık ki beni görmüyor bile. Bir şey mi dedin abi? dedi çocuk. Mesut, yaşlı adamın uzaklarına dalmıştı. Çocuğu duymadı. Arkasındaki bahçe duvarına yaslanıp, bir sigara yaktı. Kafasını çevirip yaşlı adamın köşedeki antikacıda tükenen uzağına baktı. Payına düşen bu uzaklığa ilk defa gördüğü bir yere bakıyormuş gibi dalıp giden yaşlı adam, kendine ait bir şeyler mi arıyordu? Belki de tiridi çıkmış bedeninde iz bırakmış geçmişin sesini dinliyordu.

Çocuk, çöpteki birkaç koli ve plastik bidonu tereddütsüz arabaya attı. Yerdeki perdeyi eline alıp şöyle alıcı gözüyle yaşından ehil baktı.   Beğenmişti ya yine de “Lazım mı abi?” diye Mesut’ a sordu. Yanıtı beklemeden perdeyi arabanın askısına geçirdi. Çizmeyi koltuğunun altına sıkıştırıp bir müddet eşini aradı. Vazgeçip arabasını yeniden sırtına vurdu. Mesut’ un içinde öfke doğuracak bir tedirginlik. Ya çocuk, tabloyu alıp arabasına atarsa? Çocuk, birkaç adım kadar uzaklaştığı yerden koltuk altına sıkıştırdığını tuttu, fırlattı. Çizme, kadını yüzünden kalçalarının başladığı yere kadar kapadı. Mesut, kadını kucaklayıp eve götürmeyi istedi, oracıkta düşünü kurdu. Bir artı bir evinin çıplak duvarları çın çın bir uğultu ile onu karşılayacaktı. Elli metrekare içinde dört dönecek, kadın için bir yer seçmeye koyulacaktı. Evinde misafir ağırlayacak da nerede daha rahat eder gibisinden içinde evhamlı bir heyecanla kadını, salonun bahçeyi gören duvarına asacaktı. Kendisi işteyken, balkonun dibindeki melisalarla bakışır, o uzanan eliyle kokusunu çeker alır içine, diye düşünecekti. Geriye gidip uzaktan şöyle bir bakacaktı. Tamam. Burada yaşar, diyecekti. Ancak Mesut, kadını orada öylece çizmenin altında bırakıp kendini sokaklara vuralı saatler olmuştu.

Sıradan herhangi bir gün olacaktı. Bütün gün iki büklüm, yüzü fayanslara gömülü, elinde paspas gözleriyle parlak taşların dokusunda mikroskobik dünyalar, anlamsız şekiller yaratacak fakat biraz olsun ne olduğunu bilmediği boşluğun içini dar eden kuvveti eksilmeyecekti. Bir zar gibi kendinden ayrılarak çoğalan içindeki onca sıkışmışlık; ruganların, iskarpinlerin, babetlerin, makosenlerin, stilettoların, kunduraların telaşlarına karışıp gidecekti. Molalarda içtiği sigaralar ciğerlerini hatırlatacaktı. Ne ki dumanın ciğerlerindeki yakıcı gezintisi yaşadığını onuyordu. Restoranın mutfağında kalan yemekleri doldurduğu sefertasıyla evine doğru yollanacaktı.  Ama hemen eve gitmek istemeyecekti. İnsanların yokluğunda soluklanan ısısız sokaklarda dolaşacak, bütün gün eşek arıları gibi belleğine kaynaşmış sesleri derin nefeslerle boşaltacaktı. Sefertasının içini kedilere dökecek, birkaç birayla eve yollanacak, çenesi ağzının içinde kaybolmuş sümbül bıyıklı o yaşlı adamı yine balkonda oturuyor bulacaktı. İçerden loş bir ışık yarım yüzünü aydınlatmış. Kolları kıvrılmış eprimiş çizgili gömleğin içinde omuzlardan dirseğe oradan ellere yayılan bir yılgınlık, Mesut’ un içine yüklü bulutlar salacaktı. Eve girip, balkonun karanlığında içkisini içerken; keskin anason kokusuyla sarhoş bir hüzzam faslı, yaşlı adamın masasından kopup Mesut’ un genzine dolacaktı. Şerefe, deyip elindeki bira şişesini adamın yarım yüzüne doğru kaldıracak ve bütün gece o balkonda oturan adamın tek başınalığına -baktıkça kim olduğunu anlayacakmış gibi- bakacak bakacak bakacaktı.  Yaşlı adamın bir kez olsun dönüp yüzüne bakmıyor olmasına kızgınlıkla karışık gönül koyacaktı. Üstünde dolaşan bu meraklı gözlere gündelik bir incelikle de olsa dönüp gülümseyemez miydi? Oysa yaşlı adam, karşısında biri varmış da onu dinliyormuş gibi yarım yüzü dışarıda içeriyle meşgul, aldırmazdı. Bu adamın aldırışsızlığından gövdelenerek onu kendine çağıran şey neydi? Mesut, hayli zamandır olduğu gibi o gece de bu sorunun cevabını bulamadan; annesinin “Yalnız yatan, yalnız ölür.” diyerek aklında imgeleştirdiği çift kişilik yatağın tek kişilik oyuntusuna dolacaktı.

Ancak o gün sıradan bir gün değildi. Tabanları ağrıyasıya yürürken birden gerisin geriye koşmaya başladı. Çelişki ve kararsızlıkla arşınladığı bütün sokakları, ardında bırakmıştı. Çöp tenekesine vardığında bir köpek gibi soluyordu. Çizme, yerde duruyor ama kadın yoktu. Çöp tenekesi eksilmemiş, yaşlı adam ise ölü beyazı yarım yüzüyle, parmaklarının arasında bir dal sigara, gene balkondaydı.

Tablodaki kadının kâğıttan varlığı bir düş gibi, Mesut’u gece uykularından uyandırdı. Çok kez erkekliğine yayılan zevkli sancılarla, bedeni titreşerek kendinden geçmiş ve gözlerini hafızasından kalbine kök veren o yüzün aydınlığına kapatmıştı. Mesut, kadınlığın tüm gizemiyle saklanmış o yüze her gün başka bir ağız yakıştırdı. Balık ağız, bazen pütürlü çölü andıran ama yine de çağıran bir istiridye. Öyle ya bir ağzı olsaydı mutlaka gülümser olacaktı. Mesut’ u var olduğuna inandıracak, etini buran ince belki çocuksu ama mutlaka içten bir gülümseme.  Neden onu orada bırakmıştı? Her sabah boş duvarlara uyandığında; ah keşke şimdi şu duvarın boşluğunu örtmüş olsaydı, diyordu. Kadınla karşılaştığı o çöp tenekesinin önünde bir süre duralıyor, bir mezarın başında gibi o günü ve kadının onu içine çeken yüzünü ansıyordu. Artık pırıl pırıl parlattığı o fayanslara yansıyan bir yüz vardı. Kağıtkadın… 

Yaşlı adam, nicedir balkona çıkmıyordu. Panjurları kapalıydı. Mesut, merakla karışık bir yakınlık duyduğu adını bile bilmediği adamı balkona çıksın diye bekler olmuştu. Gidip kapısını çalmak istedi. Yanına bir şişe rakı mı alsaydı… Saçmalamıştı. Ne rakısı? Kırk yıllık dost gibi… Kapı açıldığında, adama ne diyecekti? Merhaba, diye başlardı. Sonra? Sizi göremeyince merak ettim. Bir şey açıklamaya kalmadan yaşlı adam, üstündeki başı taşımaktan yorgun damarlı boynunu çevirip balkonu işaret ederdi. Kurulu masaya oturtur, ağzında külü düşmekte olan sigarasını içine çekerken bir kadeh su, usul usul beyaza çalar, iki kadeh neşeli çınlardı. Mesut, gözleriyle duvarı boydan boya kaplayan o fotoğrafları sorardı. Yaşlı adam, fotoğrafları tek tek uzun bir ırmak gibi akıp giden bakışları ile süzer, “Şu kucağında oğlan çocuğuyla masadaki pastanın mumlarını üfleyen genç adam var ya, o benim.” diyerek başlardı anlatmaya. Anlattıkça geçmişin sesine söz olurdu. Peki bir türlü göremediği yaşlı adamın o saklanan yarım yüzü? Mesut, orasını düşlemeye uğraşırken yatağında sızdı.

Sabah evden çıktığında, yaşlı adamın balkonuna baktı. Panjurlar hâlâ kapalı. Neredeydi bu adam? Bütün gün yaşlı adamı düşündü. Akşam iş dönüşü, çöp tenekesine doğru yaklaşırken yaşlı adamın balkonuna baktı. Panjurların hepsi açıktı. Mesut, şaşkınlıkla karışık sevindi. Ancak sevinci kısa sürdü. İçeride dolaşan birkaç adam, evdeki eşyaları dışarıya çıkarıyor bir kısmını ise çöp kenarına bırakıyordu. Çöp tenekesinin çevresi demode mobilya ve öteberi ile bir yığıntı oluşturmuş, köşedeki simsar antikacı, yığının içinde kaybolmuştu. Antikacı, birkaç sandalye ve etekli bir abajura alıcı gözüyle bakıp kenara ayırdı. Yığıntı eşelendikçe; birbirleriyle akraba bile olmayacak türlü coğrafyalardan kimi güleç kimi ağlak, kimi öfkeli, kimisi kumral, kimisi siyahi, kimisi çiğ beyazı her tenden her ırktan çerçeve içinde insan yüzleri beliriyordu. Mesut, kucağında küçük bir çocukla pasta üfleyen adamı daha doğrusu düşlediği o fotoğrafı aradıysa da bulamadı. Yanılgısını yutkundu. Antikacı, yer yer paslı damlalarla sararmış ceviz oymalı bir aynayı tepesinde durup onu seyreden Mesut’a doğru uzattı. “Aynaya ihtiyacın var mı?” diye sordu. Mesut, soruya soru ile karşılık verdi. “Şu karşıdaki ev? Taşınıyor mu ne?” Taşınıyor ya, dedi antikacı balkona bakarak. Acı acı gülümsüyordu. Ölüm de taşınmak değil midir? Mesut, adamın ağzından çıkanlara; ne yapacağını bilemez yüzünü çevirdi, elinden yere doğru sarkmış aynaya telaşla sığındı. Düşlerini süsleyen Kağıtkadın, muz kabukları ve fasulye yemeği artığının arasından; bir veda duygusuyla boşluğa tutunuk uzanan o eliyle aynaya yansımıştı. Kucağında sarmaladığı kurdun gövdesinin üstüne yapıştırılmış -bir fotoğraftan kırpıldığı anlaşılan-  siyah saçlı, sümbül bıyıklı genç bir adamın yüzü, yavru pençeleriyle sarmaladığı kadına dolu dolu gülümsüyordu. 

Başlık görseli: https://3dduvarkagitlari.com/kirmizi-sapkali-kiz-duvar-kagidi-3-boyutlu-sapkali-bayan-duvar-kagidi-10006509-6-kirmizi

                                                                                                 

Mühendislik ve Yönetim Akademisi 13-14-15 Mart’ta

Eskişehir Teknik Üniversitesi Endüstri ve Verimlilik Kulübü’nün geleneksel hale getirdiği ve bu yıl 15’incisi düzenlenecek olan Mühendislik ve Yönetim Akademisi, 13-14-15 Mart 2021 tarihlerinde!

Endüstri ve Verimlilik Kulübü her yıl üç büyük etkinliği değerli üyelerimizle buluşturmakta. Kariyer basamakları şeklinde ilerleyen etkinlikler: Start Up Eskişehir, İnteraktif İnsan Kaynakları Semineri ve ulusal çaptaki, binlerce kişinin katıldığı, en büyük etkinliği olan Mühendislik ve Yönetim Akademisi (MÜYAK).

Bu yıl MÜYAK, online dönemin sınırlarını ortadan kaldırarak 40’dan fazla şehir ve 80’den fazla üniversite ile birlikte katılımcılarıyla buluşmak için hız kesmeden geliyor. Katılım ve içerik açısından Eskişehir’in en büyük ve en kapsamlı öğrenci organizasyonu olan Mühendislik ve Yönetim Akademisi, kısa adıyla MÜYAK, tamamen öğrenci tabanlı olup; günümüz ve geleceğe yönelik akademik ve kariyer yaşantısı ile birlikte kişisel gelişim ve donanım sağlamayı hedefleyen bir öğrenci organizasyonudur. Ulusal bir etkinlik olan MÜYAK farklı şehirlerin farklı üniversitelerinden katılımcılarıyla Eskişehir’in en büyük öğrenci organizasyonu olma özelliği göstermektedir. MÜYAK etkinliğinin ana teması önemli şirket CEO, CFO, Genel Müdür gibi üst düzey yöneticilerin konuşmaları çevresinde şekilleniyor. 15 yıldır gündeme göre her sene değişen temamız, bu yıl “Yeniden Doğuş” teması ile yelpazesini daha da geliştiriyor ve genişletiyor. Birbirinden farklı birçok alanda workshoplar ve eğitimler ile katılımcılara eşsiz bir deneyim sunulacak.

Oturumlarda TÜBİTAK başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Koç Sistem CEO Mehmet Ali Akarca, Note Cosmetics Genel Müdürü Beril Koparal, Arzum Pazarlama ve Ürün Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehtap Yıldız, Valeo Türkiye Genel Müdürü Tuna Arıncı, Flo Lojistik ve IT’den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Burak Aktaş, Şişecam Düzcam Ankara Fabrikası, Fabrika Müdürü Emrah Can, TUSAŞ Sürekli İyileştirme Şefi Sercan Kaplan, LC Waikiki CEO Yardımcısı Gökhan Güney ve birçok sürpriz isim sizlere eşlik edecek.

MÜYAK; iş dünyasının önde gelen isimlerinin ve markalarının hikayeleri, staj ve kariyer imkanları, farklı bölümlerden ve üniversitelerden öğrenciler ile tanışma fırsatı, çekilişler, hediyeler ve eğlence ile dolu üç gün için katılımcılarını bekliyor.