Ana Sayfa Blog Sayfa 413

10 Hinduizm sembolü ve anlamları

Bilinen en eski organize dinlerden birisi olan Hinduizm, oldukça kapsamlı ve geniş bir dindir.

Hindistan ve Nepal dolaylarında yaygın olan bu din İslam’dan sonra en büyük üçüncü din olmakla beraber pek çok dinden ekoller içerir.

Bu ekollerin içerisinde bulunan semboller pek çok kavramı ifade eder, Hinduizm’de oldukça önemli bir yer tutarlar ve Hinduizm’deki kilometre taşlarını bu semboller oluştururlar.

Bu yazımızda Hinduizm’de öne çıkan sembolleri ve anlamlarını konu aldık.

1. Aum veya Om

Hinduizmde bütün yaradılış meselelerinin ötesindeki kaynak olan mantradır (genellikle sanskritçe olan dini hece veya şiir). Lord Ganesha’yla bağlantılıdır.

aum2. Ganesha

Dharma’nın (ilahi düzen) hakimidir. Karmalarımıza yolumuza engeller koyarak veya onlari yolumuzdan kaldırarak rehberlik eder. Her yaptığımız girişimde O’nun izni ve kutsamasını arzularız.

Ganesha3. Tripundra

Anava (egoizm), karma (sonuçları olan eylemler) ve mayanın (vesveseler) yanıp kül oluşunu simgeler. Üçüncü gözde bulunan bindu, veya nokta, manevi algıyı keskinleştirir.

Tripundra4. Nataraja

Şiva’nın “Dans Kralı” halindeki tasviridir. Mutluluğun ateşli balesini sergiler, evreni varoluşun giriş ve çıkışlarına sürükler.

nataraja5. Padma/Lotus

Tanrılar, çakralar ve özellikle 1000 taç yapraklı “sahasrara” çakrası ile ilişkilendirilir. Kökleri çamurda, çiçekleri su yüzünde olan bu bitki bir masumiyet umudunu temsil eder.

lotus6. Svastika

İyi talihin sembolüdür. Bu kadim güneş simgesinin dik açılı kolları Tanrı/Tanrılar’ın zihinle değil sezgi yoluyla kavranabileceğinin dolaylı bir ifadesidir.

Svastika7. Mahakala

“Muhteşem Vakit”. Evrenin altın köprüsü üzerinden yönetir. O, zamanın ötesindeki zamandır. Bu dünyanın faniliğinin, günah ve acıların bir gün son bulacağının hatırlatıcısıdır.

mahakala8. Shatkana

“Altı köşeli yıldız”, iç içe geçmiş iki üçgen. Üst taraftaki üçgen Şiva, “purusha” (erkil enerji) ve ateşi, alt taraftaki Şakti, “prakriti” (dişil enerji) ve suyu temsil eder.

Shatkana9. Chandra ve Surya

Chandra sulak alemlerin, duyguların ve göç eden ruhların hesaba çekildikleri yerin hakimi olan, Ay’dır. Surya ise aklın, hakikatin kaynağının hâkimi olan Güneş’tir.

Chandra ve Surya10. Trishula

Himalayalı yogiler (yoga sofusu) tarafından taşınan, Şiva’nın üç dişli mızrağıdır. Saiva Dharma’nın (Shaivite dini) kraliyet asasıdır. Çatalın üç ucu ayrı ayrı arzu, eylem ve bilgeliğe işaret eder.

TrishulaKaynak: Sociedelic 

Erkek çocuk sünnetini hiç sorguladık mı?

1

Nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmemekle birlikte, din ve kültür sebebiyle yakın çevremizde çok sık karşılaştığımız ve alışılmışlığın etkisiyle çok fazla sorgulamadığımız bir gelenektir erkek çocuk sünneti. Sünnetin yaralayıcı ve kan akıtan bir gelenek olduğunu düşündüğümüzde, bu operasyonu bu denli kabullenmiş olmamız şaşırtıcıdır.

Sünnetin bedende ve ruhta ne kadar yara bırakan bir uygulama olduğunu konuşacak olsak hemen kadın sünnetinden başlarız. Kadın sünnetinin ne kadar acımasız bir uygulama olduğundan, bunu yapan Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin ilkelliğinden bahsederiz. İnsan bunu kendi çocuğuna nasıl yapar, küçük kız çocuklarına gereksiz ve iz bırakan bu acı nasıl çektirilir diye düşünürüz.

Peki ya erkek çocuk sünneti hakkında neden pek konuşmayız?

Erkek sünnetiyle ilgili konu açıldığında ilk olarak aklımıza gelen şey bu uygulamanın sağlık açısından ne kadar yararlı olduğudur. Bizim için oradaki deri fazlalıktır ve alınması gereklidir, bu uygulama sağlık içindir ve çocuk büyümeden yapılmalıdır; peki gerçekten öyle midir?

İnsan vücudundan geri getirilmeyecek bir parça keserek bunun yararlı ve sağlık açısından gerekli olduğunu düşünüyorsak öncelikle insanın yaratılışında bir hata olduğunu kabul ediyoruz demektir. Peki, din ve/veya kültür sebebiyle yaptırılan bu uygulama, inanılan dinin yaratılış ilkesine ters düşmüyor mu? İnsanın doğasında bir hata mı vardır?

Kesilen bu parçanın bilimsel olarak açıklanmış birçok işlevi bulunuyor.

Bu deri kendi ürettiği antibakteriyel sıvı ile penisi koruyor; yok olması penisi bakterilere karşı açık bırakıyor. Hassas dokulardan oluşması sebebiyle cinsellikte his artışını sağlıyor; kesilmesi sebebiyle kan dolaşımı bozukluğu, cinsel bozukluk oluşuyor ve tahrişe açık hale getiriliyor.

sünnet (2)

Çocuklar; ileride sıkıntı çekmesin ve “ana-baba hakkı” diyerek zorla ikna, çoğu zaman da kandırma yolu ile sünnet ediliyor. Çocuğun rızası olmadan, bedeninden geri getirilmeyecek ve işlevi olan bir parça alınıyor üstelik herkes bunu çocuğunun iyiliği için yaptığını düşünüyor.

Bu “yaralama”yı uygulayan ve uygulattıran aileler, çocukları korkudan ve acıdan ağladıklarında hiç mi bunun gerekliliğini sorgulamıyor? Bir insanın üstelik kendi çocuğunun bedenine yapılan bu telafisi olmayan uygulama, gelenek ve dini gereklilik olarak görüldüğünde vicdanlarda iz bırakmıyor mu? Tarihte milattan önce izlerine rastlanan bu uygulamayı, bu yüzyıla geldiğimizde çocuğumuzun sağlığı söz konusu olduğunda bile sorgulamıyor muyuz?

Çocuk sünneti “Çocuk Hakları Sözleşmesi” ihlalidir

Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye de dâhil 197 ülke tarafından imzalanmıştır.

Sözleşme Türkiye tarafından 14 Ekim 1990 tarihinde imzalandı ve 27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 24.3 maddesinde sünnetten bahsedilmektedir:

“Taraf devletler, çocukların sağlığı için zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her türlü önlemi alırlar.”

Durum böyleyken, toplumun dayatmalarını kabullenmek yerine sorgulayıcı olmalıyız.

Sünnetin zararlarını bilimsel olarak detaylı öğrenmek isterseniz; yerli ve yabancı uzmanların açıklamalarının olduğu, kaynak olarak kullanılan sayfayı gözden geçirebilirsiniz.

Kaynak: Sünnetin zararlarıwikipedia

Mutluluk hormonlarımı yükselten 20 dakikalık 20 dizi

1

Kısa süreli dizileri daha çok sevmişimdir. Öğle arası ya da ara öğünde atıştırmalık bir şeyler yerken bu 20 dakikalık diziler beni hep mutlu ediyor. Doyum hissinin verdiği keyif de eklenince mutluluk hormonlarım tavan yapıyor sanırım. Umarım bu 20 dakikalık 20 dizi sizi de keyiflendirir.

Diziler finallere gelince ise içimi hüzün kaplıyor. Bölümleri kısa olsa da uzun sezonları boyunca fazla bütünleşebiliyorum. Bu kadar kaptırmak normal mi ya da doğru mu bilmiyorum ama izlerken çok eğlendiğime eminim.

Bu keyfimi paylaşmak adına hem izlediğim hem de izlemediğim ama dikkatimi çeken dizileri derleyip sıraladım (Sıralama karışıktır.) Animelere bulaşmama kararı aldım çünkü çok uzak olduğum bir konu. Birkaç tavsiye geldi ama hiç bilmediğim bir konu hakkında yorum yapmamayı tercih ediyorum.

Ayrıca “Ay bunu nasıl koymazsın!” diyenin totosuna vururum. Listede olmayan ama tavsiye ettiğiniz dizi önerilerinizi yorum olarak paylaşabilirsiniz.

How I Met Your Mother (2005-2014)

Her bölüm Ted’in çocuklarına anneleri ile nasıl tanıştığını anlatması ile başlar ve geçmişteki bir olayı anlatır. Elbette final sezonuna kadar annelerinin kim olduğunu öğrenemiyoruz. Bu beşli arasında arkadaşlık çok eğlenceli. Benim favori karakterlerim Lily ve tabii ki Barney idi. Dizi bazı noktalarda Friends‘i de andırıyor lakin ikisinin verdiği keyif bende çok ayrı.

HOW I MET YOUR MOTHERWilfred (2011-2014)

Yüzüklerin Efendisi’ndeki karakter ile beyinlerimize kazınan Elijah Wood’un başrolünde oynadığı bu diziye bir şans vermelisiniz. Dizide tüm dünyaya normal bir köpek gibi gözüken Wilfred ile onun köpek kostümü giymiş yetişkin bir insan olarak gören Ryan’ın arasındaki diyalogları ve yaşadıklarını izliyor. Aslında ilk olarak Avustralya’da çekildi ve Amerika televizyonlarında daha sonra uyarlandı. İki dizide de Wilfred karakterini Jason Gann canlandırıyor. Ayrıca Elijah Wood’un ilk televizyon boşröllüğü olduğunu da hatırlatalım.

wilfredThe Last Man on Eart (2015-)

İzlemediğim ama merak ettiğim, izleyince seveceğimi düşündüğüm dizilerden biri. The Last Man on Earth, dünyadaki son insanın hayatını ve maceralarını anlatan tek kamerayla çekilmiş bir komedi. Phil Miller (Forte) bir zamanlar ailesini seven ve bankadaki işinden nefret eden sıradan biriydi, şimdi ise insanlığın son umudu. Dünyada sağ kalan başka birini daha bulabilecek mi? Bu başka kişinin dişi olmasını ümit etse çok şey mi istemiş olur? “Dünyadaki son insan olsam ne olurdu”yu düşünmeye sevk eden bir dizi.

The Last Man on EartBlue Mountain State (2010-2011)

Ergenlik dönemlerimde olsam bu diziye daha çok bayılabilirdim ama yine de bazı şapşal karakterleri beni eğlendirdi. Aslında konu, klasik Amerikan üniversite gençliği üzerinden geçiyor ama daha çok futbol odaklı. Gerisini tahmin edersiniz bol alkol ve bol geyik…

blue mountain stateThe Big Bang Theory (2007-)

Bu diziyi biraz karışık izledim diyebilirim. Ortasından başından sonra bilmediğim yerinden gibi… Son zamanların bence başarılı komedi dizilerinden biri bana göre. En büyük zevkleri kuantum fiziğine kafa yormak olan üstün zekalı iki arkadaş, güzel bir kızla karşılaşınca ne yaparlar? The Big Bang Theory, işte o karşılaşma anında gerçekleşen büyük patlama ve sonrasını anlatan bir komedi dizisi…

The Big Bang TheoryCalifornication (2007-2014)

Giriş müziği ve klibi ile de gönlümü fetheden benim için havalı dizilerden biri. Hank ismi, başrolün yazar olması ve kadınları çok sevmesi bana Bukowski’yi hatırlatıyor. Uzun zamandır bir şey üretemeyen yazar Hank Moody, teenage çağındaki kızı Becca Moody için iyi bir baba olmaya çalışırken kızının annesi Karen’a hâlâ aşıktır. Lakin çapkın hayatından dolayı bir türlü hayatını düzene oturtamaz ve aşkı ile birlikte olamaz.

CalifornicationDon’t Trust the B—- in Apartment 23 (2012-2013)

Çok kısa sürmesi beni üzdü. Krysten Ritter’in Chloe karakteri çok eğlenceliydi. Bir finans şirketinde çalışmak üzere New York’a gelen June, şehre adımını attığı gün işinden olur. Büyük hayalleri olan June, kendini kapının önünde bulduğunda, ev arkadaşı aramaya başlar ve yolu Chloe ile kesişir.

Don't Trust the B---- in Apartment 23Friends (1994-2014)

How I Met Your Mother ile benzerlikleri olsa da ikisi de kendi döneminde bir şaheser. Bir kült olan Friends, depresyon dönemimde vaktin geçmesini sağlayan bir kurtarıcıydı benim için. New York’ta yaşayan 20’li yaşlardaki üçü kadın, üçü erkek, altı kişilik bir arkadaş grubunun yaşamları ile ilgilidir.

friendsSouth Park (1997-)

18 yaşından büyükler için yayınlanan animasyon komedi dizisi South Park, tüm zamanların en popüler ve başarılı çizgi dizilerinden sayılıyor. 2019 yılına kadar devam edileceği söylenen dizi, Colorado eyaletinin South Park adlı küçük bir kasabasında yaşayan Stan Marsh, Kyle Broflovski, Eric Cartman ve Kenny McCormick isimli dört çocuk merkez alınarak anlatılan bir takım gerçeküstü olayların da yer aldığı maceraları anlatıyor.

South ParkThe Simpsons (1989-)

Springfield adlı kurgusal bir şehirde geçen Simpsonlar, orta sınıf bir Amerikan ailesi çerçevesinde Amerikan kültürünü, toplumunu, televizyonunu alaycı bir dil ile işliyor.

The SimpsonsFamily Guy (1999-)

Bir aile babasının ailesiyle olan ilişkisini konu alıyor. Animasyon dizilerini ayrı seviyorum. Özellikle kahvaltı yaparken ayrı keyif veriyorlar.

family guyThat’s 70 Show (1998-2006)

Bu diziyi teenage zamanlarımda izlemeyi dilerdim. Şimdi bile çok severek izlemiş olsam da aynı yaş grubu zamanında izlemenin verdiği tat ile benim için çok daha farklı bir noktada olabilirdi. Orange is the New black‘ten tanıdığımız Alex’in gençlik hallerine tanıklık ediyoruz. Wisconsin eyelatindeki kurgusal bir yer olan Point Place kasabasındaki bir grup gencin 17 Mayıs 1976’dan 31 Aralık 1979’e kadar yaşadığı olayların anlatıldığı bir komedi dizisidir.

That's 70 ShowSenfield (1989-1998)

Henüz izlemediğim ama merakla listeme aldığım kült dizilerden biri. 2002 yılında TV Guide dergisi diziyi gelmiş geçmiş en iyi Amerikan TV şovu olarak seçmiştir. Jerry Seinfeld ve üç arkadaşının gündelik hayatından kesitler sunuyor.

SeinfeldMind Your Language (1977-1986)

Eski tarihli bu dizi İngiltere’de geçiyor. Farklı ülkelerden bir dil sınıfına gelen insanların İngilizce öğrenirken karşılaştıkları komik durumlarını anlatıyor. İngilizce dilini geliştirmek isteyenlere de tavsiye ediliyor.

Mind Your LanguageCurb Your Enthusiasm (2000-)

Seinfeld‘in yapımcısı Larry David, kendisinin kurgusal versiyonunu oynadığı dizide yan karakterler de çoğunlukla David’in gerçek arkadaşlarıdır ve kendilerini oynamaktadır. An itibari ile diziye başlamış bulunuyorum. Değişik bir atmosferi var.

Curb Your EnthusiasmMiranda (2009-2015)

Sosyal beceriksiz Miranda daima garip durumlar içerisine giriyor. Özellikle aşık olduğu Gary onun etrafındayken…

mirandaThe Office (2005-2013)

Çalışanlarının mutluluğunu gözeterek şirket kurallarını esnetmeye çalışan, ara sıra masumane oyunların kurbanı, kaba ve taş kalpli bir şef: Michael Scott. Hepsinin kendince takıntıları olan farklı yaş gruplarından personeliyle ile The Office çalışanlarının hayatlarına şöyle bir göz atıyor; bıkkın aynı zamanda yetenekli satış elemanı Jim, onun sosyopat, yalaka düşmanı Dwight, kibar ve dürüst resepsiyonisti Pam ve isteksiz, kayıtsız stajyeri Ryan.

The OfficeThe It Crowd (2006-2013)

Bayılarak izlediğim bir diğer dizi. İngiliz dizilerinin geneli başarılı oluyor zaten. Dizi, bir İngiliz şirketi olan Reynholm Industries’in bodrum katında bulunan IT (bilgi işlem) departmanında geçmektedir. IT departmanında çalışan Roy ve Moss, kendilerini bilgisayarlara adamış asosyal karakterlerdir. Bu ikilinin ortak özelliği, şirketin üst katlarında bulunan temiz ve aydınlık ofislerde çalışan elemanlardan nefret etmeleridir. Departmanlarının başına bilgisayarın B’sinden anlamayan bir yönetici olan Jen’in gelmesi ise Roy ve Moss’un iyice keyfini kaçırır. Ama daha sonraları bunu eğlenceye dönüştürmelerini bilirler…

The It Crowd2 Broke Girls (2011- )

Son zamanlardaki beni en çok güldüren, sesli sesli hem de, dizi. Maddi durumu iyi olmayan iki arkadaş Max ve Caroline, New York Brooklyn’de Willamsburg bölgesinde bir restoranda garson olarak çalışıyor. Bu iki arkadaşın hayallerini gerçekleştirme yolundaki tatlı mücadelelerini ve arkadaşlıklarını izliyoruz.

2_broke_girlIt’s Always Sunny in Philadelphia (2005-)

Dizi, kendilerini “The Gang” (Çete) olarak adlandıran ve yaşlarından beklenenin çok daha azını becerebilen, ahlaki anlayışları oldukça zayıf bir grup arkadaşın başından geçenleri anlatmaktadır.

It's Always Sunny in Philadelphia

Tam da bugünlerde ihtiyaç duyduğumuz albüm: Kolektif İstanbul’dan “Pastırma Yazı”

0

Kolektif İstanbul, 10. yılını “Pastırma Yazı” albümüyle kutluyor. Grubun “Kaydederken en çok eğlendiğimiz albümdü” dediği yeni albümleri, bu hissi dinleyicisine de fazlasıyla aktarıyor. Bu sıkıntılı ve karanlık günlerde; müziğin, dansın, renklerin ve çoğulculuğun tadını bu albümle alabilirsiniz. Albüm adeta “Dans et, dans et, aksi halde kayboluruz” diyor dinleyicisine.

Pastırma Yazı” albümü adını “Ete Indien” isimli romantik Fransız şansonundan alıyor. Albümde ayrıca sözleri Ceylan Ertem’e ait olan Bulgar türküsü “Acımadı Yine” ve The Meters’ın “Cissy Strut”ına getirilmiş özgün bir yorum da yer alıyor. Grubun kurucusu Fransız müzisyen Richard Laniepce ve Aslı Doğan, Batuhan Büyükdoğan, Ertan Şahin, Tamer ve Talat Karaoğlu’ndan oluşan altı kişilik ana ekibe albümde Ediz Hafızoğlu davuluyla, Volkan Coşar ise trompetiyle eşlik ediyor.

Kolektif İstanbul, 2006’da kurulmuştu. Kuruluşları ise bir yol hikayesi adeta. Grubun üyelerinden Aslı Doğan ve Richard Laniepce, Evrensel Gazetesi’ne verdikleri röportajda bu hikayeyi şöyle anlatıyor: “Bizimkisi bir yol hikâyesi. Richard’ın yolunun İstanbul’a düşmesiyle başlıyor. Ben telli müzik aletleri yapımcılığı eğitimi aldım. Aynı zamanda gayda çalıyordum. Dünya müzikleriyle ilgilenmeye de böyle başladım. Gaydanın peşinden tüm Balkan ülkelerini dolaştıktan sonra 2001 yılında Türkiye’ye geldim ve buradaki çok çeşitli müzikal geleneklere hayran kaldım.”

Türkiye’deki ilk 5 yıllık süreçte birçok usta müzisyenle tanışmış Laniepce. Onların da verdiği esinle grup ve ilk albümleri Balkanatolia doğmuş. Grubun ismi de, işe tam 21 müzisyenin dahil olduğu kolektif olarak başlamalarından geliyor. Daha sonra ise 6 kişilik çekirdek kadro oluşuyor. Grup “Sevdiğimiz şarkılarla, sevdiğimiz müzisyenleri biraraya getirdik… Bu kalabalığın içinden altı kişilik bir grup olan Kolektif İstanbul doğdu ve çalmaya başladık” diyor. Grup yollarda ve sahnelerde pişerek bugünlere gelmiş ve 2016’da 10. yılını kutluyor. 4

Yüzlerde tebessüm uyandırıyor

Grup “Bu albüm dinleyenin yüzüne bir tebessüm kondurmayı amaçlıyor” diyor. Albümün bunu başardığını söylemek mümkün. Canlı sahnesinde eğlenceli ve usta işi performansıyla da tanınan grup, konserlerindeki enerjiyi bu kayda da başarıyla yansıtmış.

Kolektif İstanbul’un müziğinde ve bu albümünde; neşe var, hareket var, kıpır kıpırlılık var. Anadolu ve Balkanlar’dan evrensele doğru giden eğlenceli ve keyifli bir yol rotası var.

Ülkede yaşanan, her geçen gün zorlaşan koşulların ve bunların sanata, müziğe etkilerini özellikle de konser iptalleriyle yaşadığımız günlerde ilaç gibi gelebilecek, en azından geçici bir süre sizleri her şeyden uzaklaştırabilecek, koparabilecek bir albüm. Tüm karanlık ve puslu havaya rağmen onların müziğinde adeta inadına denebilecek bir umut, neşe, heyecan var.

“Acımadı işte yine bak, meydan okuyorum”

Sözlerini Ceyl’an Ertem’in yazdığı Acımadı Yine albümde umut içeren şarkılardan biri. “Hayat vurdu yine en acısından ama bakın yine de acımadı, geçti der” gibi adeta. Meydan okur gibi. Yine 70’lerin efsane gruplarından The Meters’tan Cissy Strut da yine farklı ve özgün bir yorumuyla albümde yerini alıyor ve diğer şarkılar arasında özellikle dikkat çekiyor.2

60 kişinin göbek attığı klip

Kolektif İstanbul son olarak “Acımadı Yine” şarkısına klip çekti. Gruba bir şekilde katkısı bulunmuş 60 kişinin göbek attığı klip, çok kısa sürede sosyal medyanın da katkısıyla yüzbinlerce izleyiciye ulaştı. Klibin sonunda ise Pina Bausch’un bir sözü var: “Dans et, dans et, aksi halde kayboluruz.”

Huqqa’dan Gaia Dergi’ye ihtar geldi ama haberi kaldırmamız “mümkün değil”

6 Ağustos 2016 tarihinde hazırladığımız “Huqqa kafede nargilenin içinde balıklar var: Hayvan sömürüsü her yerde” başlıklı haberimize istinaden bugün postacı bize iki adet ihtar getirdi. İhtarlardan biri Gaia Dergi’ye biri de bana.

Okuduğumuzda ise çok sevindik. Demek ki haberimiz ses getirdi, utandırdı ve sömürüye engel yarattı.

İhtar sonrası yaptığımız ufak çaplı sosyal medya araştırmasının sonucunda tekrar gördük ki doğru bir haber yapmışız. Twitter’ın arama butonuna “huqqa ankara” yazdığınız zaman sizler de görebilirsiniz: Halk balıklı nargileden rahatsız!

Balıklarla nargile suyunun karışmadığı savunuluyor ancak zaten mevzu bu değil. Mevzu hayvanların hapsedilmesi ve bu sözde “güzel” görüntünün pazarlanması.

İhtarda, yaptığımız haberde kullanılan görsellerin yanlış olduğu, nargilelerin içinde ölü balıklar bulunduğu söyleniyor. Biz ise balıkların öldüğünü ve nargile suyu ile balıkların yaşadığı suyun birbirlerine temas ettiğini zaten yazmadık. İhtarı yazanlar ne yazık ki okuduğunu anlamayanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bir numaralı toplumsal sorunumuz olan okuduğunu anlamamak, hak odaklı olamamak.

Twitter’dan sonra biraz da Instagram hesaplarına baktık. İçinde balıklar yüzen bir video, bu kez mekânın kendisinden, buyrun:

Balıklara zarar verilmediği söyleniyor.

Mekân, haberin yayınlandığı gün bize Twitter’dan mesaj atarak inkar yoluna gitmişti. Ancak kendilerine söylediğimiz ve haberde de belirttiğimiz üzere biz balıklarla dumanlı suyun temas ettiğini zaten hiç söylemedik. Ayrıca kendilerine söylediğimizi ve haberde yazdığımızı tekrar belirtmekte fayda görüyorum. Haberi hazırlamaya başlamadan önce arayıp Ankara ve İstanbul’da bulunan iki şubeden aldığımız bilgi balıklı nargileleri yalanlamadı hatta savundu. Kendilerine, dava açma tehditleri üzerine bunu da bildirdik.

Aradan geçen birkaç günün sonunda Huqqa’dan gelen ihtar kâğıdı ve Facebook sayfalarından yaptıkları açıklama arasındaki tutarsızlık yine bir haber yapma ihtiyacı doğurdu.

huqqa facebook aciklamasi

Akvaryum nargilelerin menüden kaldırılmış olması hayvan sömürüsüne karşı duruşunu net şekilde gösterenlerin başarısıdır. Tüm okurlarımıza konunun takipçisi oldukları ve ilgili makamlara ulaştıkları için teşekkür ederiz.

Önce böyle bir uygulamamız yok denildi, sonra olmayan uygulama menüden kaldırıldı. Demekki balıklı nargile varmış ve şikâyetler üzerine kaldırılmış. Bu durumda haberimizin yanlış bir yanı olmadığı da açığa çıkmış oluyor.

Herkes yasal hakkını kullanmakta özgürdür. Biz yaptığımız haberin arkasındayız. Yollanan ihtar ile yapılan haber arasında da herhangi bir alaka olmadığını görmeniz açısından ihtarı sizlere sunuyoruz. Böylece ihtarda belirtildiği gibi gerçek resim ve verileri de tekrar sunmuş oluyoruz. Instagram videosu Huqqa yetkililerinden, tepki koymak sömürü karşıtlarından.

Tüm sömürü karşıtlarını para ile sömürüyü meşrulaştırıp hatalı davranışın üstünü örtebileceğini düşünenlere karşı dik durmaya davet ediyoruz. Ses çıkarmadığımız her kötülük büyüyüp bir sarmaşık gibi sarıyor etrafımızı.

huqqdan ihtar

Farkındalık sahibi öğrencilerin bursu “Bir.One.” için başvurular başladı

Sosyal medyada duyurusu ilk yapıldığında yalnız bir kişilik bir kontenjan vardı. Sonra iyi tepkiler geldi ve destekçilerin artmasıyla kontenjan üçe yükseldi. Bu muhteşem bursu sizlere önceden tanıtmıştık. Şimdi ise zamanın gelip çattığını, kontenjanın ise altıya kadar yükseldiğini kulağınıza fısıldamak istedik. Bir.One için son başvuru tarihi 12 Eylül 2016.

Kendinden başkasına (hayvan, insan, çevre, vb.) faydası olması gerektiğine inanan ve bunu somut projeler üreterek ya da mevcut projelere destek vererek hayata geçiren öğrencileri teşvik etmek ve desteklemek istiyorlar. Oluşumun mimarları Ebru Elgöç ve Cansu Özge Özmen şu an için sadece geçen seneden 3, bu sene 6 kişi olmak üzere 9 öğrenciye burs verebildiklerini belirtiyorlar. Fakat daha fazla destekçi gönüllü olursa bu sayı artabilir. 

Bir.One nasıl alınır, nasıldır, ne kadardır?

Burs, 6 adet üniversite öğrencisine, aylık 200 TL olarak, sömestr ve yaz tatilleri de dahil olmak üzere 12 ay boyunca, her ayın 16’sında ödenecektir. Burs her dönem sonunda öğrencinin akademik ortalaması (yarıyıl not ortalaması) 2.50 olduğu sürece, öğrenim süresi boyunca devam edecektir. Her yaş, bölüm ve sınıftan öğrenci başvurabilir. Vatandaşlık sınırlaması yoktur. İlk burs 16 Eylül 2016 tarihinde verilecektir.

Başvuru Koşulları:

  • Hayvan hakları, insani yardım, insan hakları, çevrecilik, sosyal girişimcilik konularının birinde veya birden fazlasında farkındalık sahibi olmak ve aktif çalışmalar yürütüyor olmak,
  • Bir devlet üniversitesinde 4 yıllık bir bölüme kayıtlı olmak, bir devlet üniversitesinde yüksek lisans yapıyor olmak veya bir vakıf üniversitesinde tam burslu okuyor olmak fakat üniversiteden aylık harçlık almıyor olmak,
  • Üniversite öğrenimi boyunca genel not ortalaması 2.50’nin altına düşmemiş olmak,
  • Kredi ve Yurtlar Kurumu harç ve öğrenim kredileri dışında hiçbir kurumdan burs almıyor olmak.
  • Öğrencinin hayvan sömürüsüne karşı olması, aynı zamanda bu sömürünün ekolojik dengede yarattığı hasarın farkında olması ve vegan olması tercih sebebidir. Bunun takibini yapamayacağımız için, bu bir şart değildir.

Başvuru şekli:

Bir.One Facebook sayfasına mesaj olarak fotoğraflanmış ya da taranmış şekilde gönderilecek belgeler:

  • Öğrenci belgesi
  • Güz 2016 dönemine kadarki transkriptleriniz,
  • Belirtilen alanlardaki çalışmalarınızı özetleyen ve bursun neden size verilmesini düşündüğünüzü anlatan başvuru/niyet mektubu.

Son başvuru tarihi 12 Eylül 2016’dır.

Lütfen tanıdığınız aktivist öğrencilerle paylaşın!

Siz de bir öğrencinin teşvik bursunun bir kısmını karşılamak isterseniz onlara yazabilir, destekçi olabilirsiniz!

Dünyanın tüm müzisyenleri toplanın: Notalarınızı paylaşmak isteyen minikler var

0

Van’ın İpekyolu ilçesinde bulunan Şehit İbrahim Karaoğlanoğlu Ortaokulu öğrencilerinin “Biz artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyoruz! isteklerini daha önce sizlere ulaştırmıştık. Van’da şimdi nota sesleri yükseliyor ufuklara. Biliyoruz, dünyayı iyilik ve müzik kurtaracak.

Sevgili gelecek parçası çocuklar ve onların düşünceli öğretmenleri Mansur Kılıç ile şahane bir haber için konuştuk bu kez. Kılıç, “Biz müzik atölyemizi kurduk bilgi vermek istedim. Oldukça da güzel ve çeşitli enstrümanların bulunduğu bir atölye oldu” dedi ve ekledi: “Artık yepyeni bir amacımız var. Elimizdeki atölye ve enstrumanlarımızı kullanarak bir çocuk orkestrası kurmak ve konserler vermek istiyoruz. Hiçbir devlet okulunun bir çocuk orkestrası yok ama biz kurmak ve sesimizi duyurarak bunu yaygınlaştırmak istiyoruz. Bunun için eğitmen desteğine ihtiyacımız bulunmakta.”

Müziğin gücüne inanarak bir müzik atölyesi kurmak için çıktıkları yolda yolun yarısını geçtiler. Müzisyen adayı bir okul dolusu çocuk, çeşitli müzik aletleri ve teşvik eden bir öğretmen. Mansur hoca “Öğrencilerim okulda gitar çalan bir öğretmeni büyük bir hayranlıkla izliyorlardı ve biz müzikle daha fazla eğlenebilirdik ve birgün bir öğrencim eğlenerek, severek yaptığı bu alanda çok ünlü bir müzisyen olabilirdi” derken çok heyecanlı ama ekliyor:

Amacımız büyük müzisyen yetiştirmek değil çünkü yapabileceğim bir iş değil. Bunu Van’da ve ortaokul seviyesinde yapabilmek bir hayli güç. Benim amacım müzikle uğraşırken biraz daha eğlenebilmek. Zaten öğrencilerim eğlenerek ve severek yaparsa ileride müzisyen olmak isteyenler olacaktır. Bir de çocuklar ne yazık ki burada her an bir travmanın içindeler. Yani travmatize olmak için illa olay yaşamak gerekmiyor. Çocuğun izledikleri, çevresinde konuşulanlar onu bir travmaya sürüklemeye yetiyor.”

İpekyolu’nda filizlenen minik notalara kampanya boyunca, bakın neler gelmiş:

20 adet bağlama 1 adet cura 18 adet klasik gitar 1 adet akustik gitar 2 adet akustik gitar 9 adet keman 1 adet piyano 3 adet piyano tuşlu org 1 adet bateri seti 16 adet nota sehpası 1 adet mandolin 2 adet darbuka 3 adet erbane 2 adet tef 1 adet asma davul 1 adet orf seti 1 adet gitar amfisi 50 adet blok flüt 5 adet melodika 2 adet ney 2 adet mızıka 1 adet klarnet 1 adet kaval 2 adet Danimarka flütü 3 adet pan flüt 1 adet yan flüt 2 adet marakas sınırsız müzik defteri, müzik öğretim kitapları, cdleri

Onların şimdi bir sürü müzik aleti var. Tek ihtiyaçları ise bilgilerini kendileriyle paylaşacak müzisyenler.

Van’da içimizi ısıtacak bir güneş doğuyor, görüyor musunuz?

 

van muzisyen cocuklar 1van muzisyen cocuklar 2van muzisyen cocuklar 3van muzisyen cocuklar 4van muzisyen cocuklar 5van muzisyen cocuklar 7

İletişim için:

Okul Rehber Öğretmeni Mansur Kılıç
Adres: Şehit İbrahim Karaoğlanoğlu Ortaokulu Şerefiye Mahallesi Veteriner Caddesi Okul 1. Sokak İpekyolu- Van
E-posta: [email protected]
Telefon: 0537 697 91 27

Berlinli fotoğrafçının trans ve genderqueer topluluğuna ait samimi portreleri

0

Kısa bir süre önce Joseph Wolfgang Ohlert Berlin’in en ünlü eşcinsel kulüplerinden birinde yakın arkadaşı Kaeyle karşılaştı. Çok özel bir proje için onunla çalışmak istediğini söyledi. “O trans bir kadın ve kendini huzursuz ve mutsuz hissediyor. İlk dönemlerinde aradığı kitabı bulamadığını söylüyor” diyor Ohlert. Ve kendilerine yeni bir kitap yaratmak için fırsat vermek istiyor. Alman fotoğrafçı zaten cinsiyet ve kimlikle ilgili portreler dahil olmak üzere bir dizi projeye başlamıştı. Trans ve genderqueer bireylere kendi kıyafetleri ve ifadeleriyle kendi hikâyelerini anlatmaları için bir şans vermek istedi.

“İnsanlara kendi onurları ve saygıları ile kendileri için konuşabilecekleri bir platform vermek istedik. Kitap, orijinal fikirlerimizden daha fazlasıyla doldu.”

Kitapta, cinsel kimlik kelimesinin Alman diline geçtiğinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?

Cinsel kimlik kelimesi, Amerikalı teorisyenler sosyal bir yapı olarak biyolojik bedenimizin yanı sıra cinsel kimlik fikrini ortaya attıktan sonra Almanya’da 80’li yılların başlarında kabul edildi. Ama sadece akademik olarak kullanılır. Günlük yaşamda bu kelime Almancanın bir parçası olmamıştır. Ama son zamanlarda daha sık kullanıldığını hissettim. Bence insanlar cinsel kimlik hakkında hiç olmadıkları kadar açık konuşmaya başladılar. İnternetin bunu kolaylaştırdığını düşünüyorum. Bir yandan İngiliz Dili ve Anglicisms, Tumblr ve Instagram neslinin günlük yaşamlarının bir parçası haline gelmiştir, bu yüzden yeni kelimeler kabul etmek çok daha kolaydır. Diğer yandan sonunda cinsel kimlik hakkında konuşma vakti geldi ve artık cinsiyet hakkında konuşmak yetmiyor. Gerçekten farkı ayırt etmek ve insanların seni bedenin ve cinsel organın üzerinden tanımlamaması için ikinci bir kelimeye ihtiyaç vardır.

“Kimseyi zorlamadık”

“Bir Spektrum Olarak Cinsel Kimlik” kitabındaki sorular ve fotoğraflar çok samimi. Bu insanlara karşı nasıl bu kadar açık ve dürüst olabildiniz?

Kaey görüşmelerden sorumluydu. Fotoğraflarını çektiğim insanların çoğu onun arkadaşlarıydı bu yüzden onlarla detaylıca konuşmak çok da büyük bir olay değildi. Başından beri biliyorduk ki onlarla konuşmak çok hassas ve özel bir şeydi bu yüzden onlara mümkün olduğunca fazla süre ve gizlilik verdik. Kimseyi bir şey söylemeye zorlamak istemedik. Bu yüzden Kaey geniş yelpazede hazırladığımız soruları herkese gönderdi. Herkes istediği soruları cevaplamakta özgürdü. Ama aralarından biri sözcüklerle değil fotoğraflarıyla konuşmak istedi.

Sizi cinsel kimlik spektrumuna iten şey neydi?Joseph Wolfgang Ohlert-2

Kitabı yazmadan önce cinsel kimlik olanakları hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Kadın ve erkek kavramıyla meskenlenmiştim. İnsanlara genel olarak kendi cinsiyetlerinden ayrı olarak bakmayı yeniden öğrenmem gerekiyordu. Ben kimim sorusu, beni ben yapan şeyler ve diğerlerinden farklı olmam benim işimin bir parçasıydı. Bir sürü insanla tanıştım. Öncelikle kendinle anlaşman gerektiğini anladım.

“Kadın olmak istediğimi fark ettim”

Bu insanları fotoğraf çekmek cinsel kimlik anlayışınızı nasıl değiştirdi?

Bir çocuk olarak cinsiyet rolleri hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bana kendimi ifade edebilme özgürlüğü veren ailem sayesinde yeterince şanslı hissediyordum. Oyuncak bebeklerle oynuyordum, elbiseler giyiyordum, küpe ve mücevherler takıyordum. Herkese bir kadın olmak istediğimi söylüyordum. Ama vücudumla mutluydum. Benim cinsel kimliğim üzerimdeki tanımım değişmedi. Olduğum şekilde bir kadın olmak istediğimi fark ettim. Bu benim bir parçam. Vücudumla rahat hissediyordum.

Son günlerde cinsel kimlik ana haber bültenlerinde tartışıldı ve trans ünlüler her zamankinden daha fazla görünür oldu. Fotoğraflarını çektiğiniz insanlar bu fenomen hakkında ne düşünüyor?

Ana akım medyada bu hikâyeler hakkında çok farklı görüşler duydum. Çoğu bunu destekliyor ve seviyor. Çünkü görünürlük önemlidir ve dergi kapaklarında trans kadınları görmek mutluluk verici. Trans insanlar için bu tarihte önemli bir başarıdır.

i-D-vice internet sitesindeki A young berlin photographer’s intimate portraits of the trans and genderqueer community yazıyı Gaia Dergi için Aliye Koçak çevirmiştir.

Klişe problemden ötede: Toprak kirliliği

1

Havaya ve suya ne kadar muhtaç olduğumuzu biliyoruz. Peki, üzerinde yaşadığımız toprağın bu kadar önemi var mı? Hep bildiğimiz, ekolojistlerin de üzerinde olduğu konulardan biri: Toprak kirliliği. Bu kirlilik, toprağa bırakılan zararlı ve atık maddelerin toprağın özelliklerini bozmasıdır.

Toprak, kayaların ve organik maddelerin ayrışması sonucu oluşan ve yer yuvarının üstünü kaplamış doğal bir yapıdır. Az bir miktarında bile çeşitli mikroorganizma barındırır. Bitkilerin direkt yaşam alanı, beslenme depolarıdır. Oluşumunda başlıca etkenler: Sıcaklık farkı ile parçalanma, asitlik değişimi gibi kimyasal etkiler ve ayrıştırıcı canlılardır.

Toprağın içeriği genel olarak: Yaklaşık yüzde 40 kadarını mineraller, bunların yanında yaklaşık eşit oranlarda organik maddeler, toprak suyu ve toprak havası bulunur. Toprak havası özellikle tarımda çok önemlidir. Birçok çiftçinin hatası fazla sulama, bu sulama şekliyle toprakta bulunması gereken yeteri havanın yerini de su aldığı için bitki köklerinin havasız kalması söz konusu. Ayrıca fazla sulamanın su kaynaklarına yüklenmeyi arttırdığı için diğer çevre sorunlarını da beraberinde getirdiği bilinmekte. Günümüzde tarımda kullanılacak olan kimyasallar için hem ekonomik olması hem de toprak kirliliğini engellemek için toprak analizleri yapılmakta. Bu sayede fazla gübrelenme ile toprağı kirletmeden olabildiğince organik ürün yetiştirmek amaçlanıyor. Ayrıca toprağın kirlenmesi dolaylı olarak yeraltı sularını da etkiliyor. Kimyasallar ile kirlenen toprak, bünyesindeki atıkları sulara karıştırarak su kirliliğine yol açıyor.

Toprak kirlenmesi insan popülasyonunun ilk etkilerinden biri

Bu yüzyılın başlarında artan modern tarım ve sanayileşme toprak kirlenmesini ciddi anlamda arttırdı ve gündeme getirdi. Kentlerden çıkan atıklar, fazla gübreleme, tarım mücadele kimyasalları toprak kirlenmesinin başlıca etmenlerinden sayılıyor. Toprak kirlenmesinin insan popülasyonuna ilk etkilerinden birisi de tarımdan gelen besinlerin toprağa bırakılan atıklardan kontamine olmasıdır. Fakat son yıllarda ziraat işlerinde kontroller artmış durumda. Kontroller sayesinde tarımda bitkilere verilen gübre veya ilaçlar yeteri miktarda kullanılarak toprağa aşırı yüklenmek engellenmeye çalışılıyor.

Ülkemizin diğer önemli toprak problemi de erozyondur. Erozyon, yer yuvarının üzerindeki çeşitli yüzey maddelerinin sel, yağmur ve rüzgar gibi etkenlerle taşınmasıdır. Bu sorunla her yıl elimizden önemli ölçüde verimli toprak kayboluyor. Birçok Avrupa ve Afrika ülkelerine göre erozyon oranlarımız fazla durumda. Ülkemizin büyük kısmı şiddetli, orta şiddetli olmak üzere erozyona maruz kalmakta. Ancak yüzde 3’lük bir kısmı kayalık olmasından dolayı erozyona uğramıyor.

Aslında erozyon doğada olmasını beklediğimiz rutin bir olaydır. Fakat hızlandırılmış erozyon şeklinde isimlendirilen olay ise: Doğal olarak erozyonun gerçekleştiği bölgelerde insani etkilerle erozyonun hızlandırılmasıdır. Bu durum, tarım alanı açma ve dolaylı olarak iklime verdiğimiz insani zararlardan ötürü gerçekleşiyor. Yani hızlandırılmış erozyon çevrede ciddi tahribata neden oluyor.

Zaten Dünya’nın büyük kısmı sularla kaplıyken, bu toprak sorunlarını üstesinden gelerek çölleşmeyi engellemeliyiz. Toprağa saygısızlık sonucu ülkeler yıllık büyük miktarda ekonomik zarara uğruyor. Küresel boyutta bir farkındalık bekliyoruz, umuyoruz…

toprak-kirliligi-2toprak-kirliligi-3Fotoğraflar: Mehmet Semih Karakoç

8 trippy, psychedelic sanat çalışması

0

Afro saçlı bir insan volkan sıcaklığı solur. Galaksiler arası karşılaşma, büyüler ve Mısırlı imparatorlar bir bulutta yer alırlar. Bu imkânsız durum, 1960’ların tuhaf ve renkli psychedelic sanat dünyasının dışında hiçbir yerde var olmaz.

Çeşitli ustaların derlemelerinden oluşturulan Electric Banana (Elektrikli Muz) adlı yeni kitap, moda fotoğraflarını, albüm kapaklarını, reklamları, avangart çağın yüzlerce görüntüsünü barındırıyor.

Yüzlerce görüntü ile katkı sağlayan birçok ressam ve sanatçı bu kitapta yer alıyor. Mesela; Beatles’in kıyafetlerinden sorumlu Flemenk sanatçı Marijke Koger, Miles Davis’in Bitches Brew albümünün kapağını tasarlayan Mati Klarwein, Japon psychedelic sanat ustası Keiichi Tanaami, Yellow Submarina ve daha birçok filmin tasarımcısı Alman asıllı Heinz Edelmann… Kitap hayallerin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Trippy: Pscychedelic tripler için kullanılan bir terim.

Kaynak: The Huffington Post