Ana Sayfa Blog Sayfa 412

Aşkın gölgesinde: Şüküfe Nihal

1
“Sustum anne, müebbeden sustum;
Her taraf sis… Boğuldu bak ruhum…”

Şüküfe Nihal 1896 yılında İstanbul’da doğar. Babası Padişah 5. Murad’ın baştabibi Emin Paşa’nın oğlu Miralay Ahmet Şevket Bey, annesi Nazire Hanım’dır. Babasının işi sebebiyle çocukluğu Şam, Beyrut, Manastır ve Selanik gibi, birbirinden farklı yerlerde geçer. Babasının evlerinde ağırladığı şair, yazar ve siyasetçi konuklarından aldığı ilhamla küçük yaştan itibaren toplumsal meselelerle ilgilenmeye başlar.

İstanbul İnas Darülfünun’u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’ne gidene kadar özel hocalardan eğitim alır. Fransızca ve Arapça öğrenir. Bir süre İstanbul Kız Lisesi’nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yapar.

Şairliğinin ilk dönemlerinde Tevfik Fikret’ten etkilenerek aruz ölçüsüyle yazar, daha sonra Milli Edebiyat akımının ilkelerinden olan hece ölçüsünü kullanır. Dönemindeki diğer şairler gibi Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımları arasında dolanır. Edebiyatında kadın duyarlığı hissedilir.

1912 yılında annesinin ricası üzerine ilk eşi Mithat Sadullah ile evlenir. Ancak bu evlilik çok uzun sürmez. Oğlu Necdet’in dünyaya gelmesinden kısa süre sonra ayrılırlar. 1914 senesinde Darülfünun’da iken aynı sınıfta olduğu Ahmet Hamdi Bey ile tanışır, ikinci evliliğini yapmaya karar verir, evlenirler. Günay adında bir kızları olur.

Hep gerçek aşkı aramış olan Şüküfe Hanım’a dönemin birçok aydını âşık olur. Cenap Şahabettin’in kardeşi ve ressam Osman Fahri Bey, Şüküfe Hanım ilk eşinden ayrıldıktan sonra ona dert yoldaşı olur. Aynı zamanda gönlünü de kaptırır. Onun için şiirler yazan Osman Fahri Bey, aşkına karşılık alamayınca Anadolu’ya gider, oradan mektuplar yazarak aşkını ilan eder.

1920 senesinde silahla kendisini öldüren Osman Bey’in, bunu kara sevdası yüzünden yaptığı rivayet edilir. Şüküfe Nihal’e aşkını ilan eden isimlerden biri ise Nazım Hikmet’tir. Aralarında bir yakınlık olup olmadığı bilinmese de Nâzım Hikmet ona şiirler yazmıştır. Yakın çevresinin söylemesine göre bu şiirlerden biri:

Bir Ayrılış Hikâyesi

Erkek kadına dedi ki:
– Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya…
Erkek kadına dedi ki:
– Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz…
Kadın erkeğe dedi ki:
– Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana…
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini…

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak…

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…

AYRILDILAR…

Ahmet Kutsi Tecer, Faruk Nafız Çamlıbel’de gönlünü Şüküfe Hanım’a kaptıranların arasındaydı. Çamlıbel, Şüküfe Nihal’in halasının evinde gördü ilk kez ve ilk görüşte ona âşık oldu. Birbirlerine karşılıklı olarak şiirler yazdılar.

İnce bir kızdı bu solgun sarı heykel gibi lal
Sanki ruhumdan uzat sisli bir akşamdı Nihal
Ben küreklerde Nihal’in gözü enginlerde
Gizli sevdalar için yol soruyorduk nerde.

Fakat Şüküfe Hanım’ın tercihi Ahmet Hamdi Bey’den yanadır. Onunla 1960 senesine değin sürecek bir evliliğe adım atar. 35 yıllık evlilikten sonra iki çocuğunu da yanına alarak evi terk eder.

Çalışmayı çok seven Şüküfe Hanım’ın 1962 yılında Kadıköy’de geçirdiği trafik kazası onun hayatının yönünü değiştirir. Yarı felç kalır, gördüğü tedavilere rağmen iyileşmez hatta durumu daha da kötüye gider. Çabalarının sonuç vermemesi üzerine 1965 senesinde bir huzur evinde inzivaya çekilir. Şüküfe Hanım’ın rengârenk başlayan hayat hikâyesi, 24 Eylül 1973’te Bakırköy’de bir huzurevinde sona erer. Sonsuz uykusuna yatması için Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir.

Not: Şüküfe Nihal’i daha detaylı tanımak isteyenler Bilkent Üniversitesi’nden Türkan Yeşilyurt Kayhan’ın Kadın Şairde Kadın: Şüküfe Nihal’in Şiirleri isimli tez internet üzerinden ulaşabilir.

Sağlıklı vegan bir serinletici: Ev yapımı limonata

0

Bunaltıcı sıcaklarda ferahlamak için ev yapımı soğuk bir şeyler içmeye dersiniz? Hiç de fena olmaz diyorsanız, soğuk çay tarifime başlıyorum.

Evde herkesin demliğinde çay kalıyordur. Bu çayı dökmeyip değerlendirmek isteyebilirsiniz veya sırf bu tarif için çay demleyebilirsiniz. Ben bu tarif için demliyorum. Çünkü ben bu sıcakta normal çay mı içilir, diyenlerdenim.

Yaklaşık bir litre suyun içine demlenmiş çayı katıyorsunuz, içine bir adet limonu sıkıyorsunuz. Bardağa birkaç tane buz atınca oluyor buzlu çay.

Bu çayda ne var da bu kadar çok tüketiliyor?

Peki, özellikle toplumumuzda çok yaygın tüketilen bu çayda ne var da bu kadar çok tüketiliyor? Hücreleri stresten koruyan antioksidanlar var. Bunu içeriğindeki flovanol ve kateşin ile sağlıyor, bu antiokasidanlar yaşlanmayı geciktiriyor.

Antioksidanların vücuttaki işlevleri saymakla bitmez, ama ben en önemlilerinden bahsedeceğim. Herhalde kilo kontrolünde kullanılması en çok bilineni. Peki, çay bunu nasıl yapıyor? Açlık tokluk sisteminde tokluğu yönetmede ve kilo yönetiminde çok önemli olan leptin hormonunu düzenliyor. İçindeki kafein sayesinde uyanıklık durumunu arttırır. Aman dikkat, gece uyuyamıyorsanız gündüz içmeniz tavsiye edilir.

Zayıflamak isteyenler için iyi bir ödem arttırma yöntemidir.

Siyah çay fermantasyon işlemi gördüğünden yeşil çaydan daha az antioksidan içerir. En çok yeşil çayda antioksidanlar bulunur. Yeşil çay içerik bakımından daha zengindir. Tadı pek hoş değil ama, diyorsanız işte tarifteki limon tadını güzelleştirecek.

Afiyet olsun!

Çocuk istismarcılarını çekiçle döven Vulkovich 35 yıl hapisle yargılanıyor

1

Jason Vukovich, çocuklara sarkıntılık eden ve cinsel saldırıda bulunanları internet üzerinden bulup onlara çekiçle saldırıyor. Bir şiddet eylemine başka bir şiddet ile karşılık veren kişi kendine intikam meleği adını vermiş.

Alaska’nın Anchorage şehrinin halka açık online suçlu kayıt sisteminden hedeflerini belirleyen Vulkovich, hedeflerinin bazılarının evlerinin kapısını kırarak içeri giriyor ve “kafalarını çekiçle eziyor”. Sadece haziran ayında 3 hedefe bunu uyguladığı belirtiliyor.

Polis kayıtlarına ulaşarak suçlular arasındaki cinsel suçluları ve çocuk istismarcılarını belirleyen Vulkovich, sistemde mevcut olan adresleri de kopyalıyor. Daha sonra interneti kullanarak failleri takip eden “intikam meleği” onlara yakaladığı yerlerde çekiçle saldırıyor. Vulkovich’in hedefleri arasında 10 yıl önce dava açılmış fakat hiçbir ceza almamış biri de var.

Saldırıya uğrayan faillerden biri, Vukovich’in ona saldırmadan önce “Ben intikam meleğiyim, üzdüğünüz çocuklar için gereken adaleti hepinize bölüştüreceğim” dediğini aktarıyor.

Vulkovich, bir faile daha saldırdıktan sonra tutuklandı. Daha önce üç cinsel taciz suçlusunu daha “cezalandıran” Vulkovich’in evinde tam 41 adres ve isim daha bulundu.

Kendisi de cinsel şiddete maruz kalmış

Vukovich, cezaevinden bir gazeteye gönderdiği mektupta küçükken onu evlat edinen üvey babası tarafından taciz edildiği ve dövüldüğünü anlatıyor.

Raporlara göre, Vulkovic’in babası 1989’da ikinci dereceden çocuk istismarı ve şiddetten suçlu bulunmuş.

Vulkovich “Çocuklar için sapıkların olmadığı bir dünyanın rüyasını gerçekleştirmeye çalışıyorum” diyor.Kendisi şu an 100 bin kefalet veya 35 yıl hapis cezası ile karşı karşıya. Fakat -garip bir şekilde- halktan ona destek de giderek büyüyor.

Polis yetkilileri cinsel suçluların listesini herkes görsün diye değil suçluların komşularının kimlerle komşu olduğunu bilmeleri gerektiği için koyduklarını açıkladı. Bazı ülkelerde cinsel suçlular kendi sokaklarındaki her bir haneye kendilerini tanıtmak ve işledikleri suçu açıklamakla yükümlü.

Cinsel şiddetle mücadelede şiddet çözüm değil

Ancak bu noktada önemli bir ayrıntı devreye giriyor. Cinsel şiddetle mücadeleye karşılık olarak yine bir şiddet uygulanması yaşanan şiddet olaylarını durdurmuyor, azaltmıyor ve istatistikler gösteriyor ki durdurmayacak ve azaltmayacak.

Bu nedenle cinsel suçlular ile mücadelede şiddet yerine toplumsal algıyı ve hukuku etkileyecek şiddetsiz iletişim yöntemlerini tercih etmek zorundayız.

Cinsel şiddeti önlemek için yapabileceğimiz bazı şeyler için lütfen tıklayın. Konuyla ilgili detaylı çalışmalar yapan ve aktif bir mücadele veren Cinsel Şiddetle Mücadele Derneğinin sayfasını da muhakkak incelemenizi öneririz

Kaynak: The Anti Medya

Rusya’nın kıymetli bilgeleri kadın şamanları

Rusya’nın Tuva kırlarındaki kadın şamanları ziyaret etmek bölge halkı için günlük bir aktivite sayılıyor.

Güney Sibirya’nın Moğolistan sınırında Rusya Federasyonu içinde yer alan Tuva Cumhuriyeti’nin hem kadınları hem de erkekleri, eski zamanlardan kalan şaman geleneklerini devam ettiriyor. Sayan Dağlarının arkasına gizlenmiş olan Tuva pek çok ziyaretçiye de ev sahipliği yapıyor. Birçok insan bölgenin eşsiz doğası ve kozmik enerjisini deneyimlemek için Tuva’ya geliyor. Bu kişiler aynı zamanda şaman ritüellerine de katılıyorlar. Rus fotoğrafçı Anastasia Ivanova, Tuva’ya ilk kez, Londra’da üniversiteyi okuduğu sıralarda şaman ve kültürel şifacılar ile ilgili tezini bitirmek amacıyla gelmiş. Bölgenin büyüleyici manzarası, şenlik ateşleri ve kutsal şarkılarından o kadar etkilenmiş ki, o zaman da sonra fırsat buldukça Tuva’yı ziyaret eder olmuş.

Bu yazıda görmüş olduğunuz tüm fotoğraflar Anastasia Ivanova tarafından çekilmiştir.

“Şimdiye dek buraya üç kez geldim: İlk geldiğimde amacım şamanların fotoğrafını çekmekti, daha sonra onları ziyaret etmek için geldim, oradan oraya dolaştım, bölgedeki sevginin enerjisini hissettim, şarkılar dinledim… Buraya gelmek çok da kolay bir iş değil: Tuva, Sayan dağlarıyla çevrili bir yer dolayısıyla buraya gelmek isteyen kişinin Tuva’ya komşu olan Khakassia Cumhuriyeti’nden geçmesi gerekiyor. Düşünün ki Rusya’dan bile Tuva’nın başkenti olan Kyzyl’e düzenli uçuşlar yok.”

Otantik ve yerel gelenekler uygulanıyor

Rusya genellikle beyaz Ortodoks Hristiyanların çoğunlukta olduğu bir yer olarak görülse de; din, kültür ve inançlar bakımından bu devasa topraklar adeta bir çeşitlilik örneği: Budizm’den İslam’a ve hatta Avrupa’nın son Paganları olarak bilinen Mari halkının inanışlarına kadar burada pek çok din ve inanç hakim. Yani anlayacağınız, Tuva’da, yüz yıllardır otantik ve yerel ruhani ritüel ve adetler uygulanıyor.

Ivanova diyor ki: “Bu bölgede Şamanizm inancı tanınıyor ve bu inanç bir mezhep veya tarikat olarak görülmüyor. Sovyetler zamanında şaman ritüelleri yasaklanmış olsa da bu gelenek gizli gizli devam etmiş ve 90’ların ortalarında saklandığı yerden tüm gücüyle tekrar ortaya çıkmış. Tabii ki Mongush Kenin-Lopsan’ın bu geleneğin küllerinden doğması konusundaki emeği göz ardı edilemez. Kendisi günümüz Şamanlarının ruhani lideri, değerli tarihçi, yazar ve şair… Bu yıl 90 yaşına basıyor.”

kadin-samanlar-2Tuva’da ritüeller insanların günlük yaşamlarında büyük rol oynuyor ve şamanlar buradaki topluluk ve hayat ile uyum içinde… Günlük hayatın sıradanlığı ve doğaüstü güçler Tuva’da adeta iç içe geçmiş.

Şamanlardan yardım almak için geliyorlar

“Şamanları ziyaret etmek günlük hayatın bir parçası. Bazıları uzak köylerden özel olarak görmek istediği şamanları için buraya geliyor. Tuva’ya gelen ziyaretçiler genellikle sağlık, zenginlik, iyi şans, çocuk sahibi olmak, ailelerinin refah seviyesinin artması, kötü ruhları uzaklaştırmak veya hastalıklarından kurtulmak istedikleri için Şamanlardan yardım almak adına buraya geliyor.”

kadin-samanlar-7“Bir keresinde Kenin-Lopsan’ı görmek için kuyrukta beklerken Tuva’nın küçük bir köyünde yaşayan iki kadınla tanıştım. Çok uzaklarda olan köylerinden buraya gelmelerinin sebebi; Kenin-Lopsan’a, birkaç gün önce evlerine uçan kuşun neye delalet olduğunu sormakmış. Yerliler şamanlarla görüşmelerinin karşılığında onlara yiyecek, ellerinde ne varsa onu veriyorlar. Bu insanlar günlük hayatlarında cep telefonu kullanıyorlar, kola içiyorlar ve köylerinde beş katlı normal apartman dairelerinde yaşıyorlar, sıradan bir halleri var” diyor Ivanova.

kadin-samanlar-5Bununla birlikte Şaman kültürü o mistik cazibesini koruyor.

“Ritmik vurmalı çalgılar, şarkılar ve kostümleriyle, Şamanlar, beni adeta büyüledi. Bazıları kartal tüyünden yapma kostümler giyiyor bazılarınınki de ayı pençesi ve tilki kuyruğundan yapılmış. Şamanlar gerçek icracılar, bununla ilgili pek çok kitap var.”

kadin-samanlar-8Tuva’da Şaman olmak erkeklere de kadınlara da açık. Ivanova, Tuva’ya ilk gelişinde şaman bir kadın olan Tatiana ile tanışmış. Kendisi aynı zamanda Ivanova’nın fotoğrafını çekmekten en çok hoşlandığı kişi. “Tatiana hem Rusça hem de Tuvan dilinde konuşuyor ve kendisi adeta; efsaneler, mitler, hikâyeler ve Doğu bilgeliğinin tüm unsurlarını taşıyan bir hazine gibi. Ona istediğiniz her konu da sorular yöneltebilirsiniz ve verdiği cevaplar aklınızı başınızdan alabilir. Bana büyüleyici yerler gösterir ve oraların hikâyelerini anlatırdı.”

kadin-samanlar-9“Şaman dünyasında her kaya, dağ veya nehrin kendine özgü bir hikâyesi var. Kutsal Khaiyrakan’da gerçekleştirdiği bir ritüelini filme almıştım. O an hissettiğim şey, bu dünyanın çok uzağındaydı. Bu dağ özel mineraller ve cevherlerden oluşuyor. Bu da bölgede manyetik alanların oluşmasına sebep oluyor. Yani burada zaman, dünyanın diğer yerlerinde akan zamandan çok çok farklı…” diyor Ivanova.

kadin-samanlar-3Tuvan halkı, antik şaman geleneklerinin modern zamanlarda da var olabileceğinin en güzel örneği. Aynı zamanda halk, ulusal miraslara sahip çıkma ve doğayı koruma konusunda da farkındalığı arttırıyor.

kadin-samanlar-4kadin-samanlar-6Kaynak: Broadly

Sorun bazen tam tersine haksızlık ve adaletsizliğe sivil itaattir

1

Tarihçi aktivist Howard Zinn (1922-2010), bir toplumda yaşanan sorunların nedeninin sivil itaatsizlik olarak algılanmasının aksine asıl nedenin haksızlık ve adaletsizliğe yönelik sivil itaat olduğunu öne sürüyor. Howard Zinn’in 1980 yılında yayınlanan A People’s History of the United States (Birleşik Devletler’in İnsanlarının Tarihi) adlı kitabı baz alınarak hazırlanan ve 2009 yılında yayınlanan The People Speak (insanlar konuşur) adlı belgeselde Amerika’nın savaş, sınıf, ırk ve kadın hakları mücadelelerinden bahsediliyor. Belgeselde Zinn’in 1970 yılındaki konuşmasını özetleyerek okuyan ise Amerikalı aktör ve senarist Matt Damon. Bu konuşma gerçekleştikten 46 yıl sonra da hâlâ geçerliliğini koruyan fikirlere sahip olduğundan paylaşıyorum…

“Dünyanın tepe taklak olduğu varsayımından başlıyorum ki her şey olduğu gibi tamamen yanlış. Yanlış insanlar ceza evinde, yanlış insanlar dışarıda, yanlış insanlar güçlü, yanlış insanlar güçsüz. Bu ülkedeki ve dünyadaki zenginlik dağılımına bakın, zenginliğin ciddi bir şekilde tekrardan bölüştürülmesi gerekiyor. Bunlar hakkında çok şey söylemek zorunda değiliz, yapmamız gereken dünyanın bugünkü durumu hakkında düşünüp aslında her şeyin tepe taklak olduğunu fark etmektir. Eğer düşünmezseniz, sadece TV izler ve bilimsel şeyler okursanız aslında bazı şeylerin hiç de kötü olmadığı, sadece bazı ufak şeylerin yanlış olduğunu düşünmeye başlarsınız. Fakat biraz olayın dışına çıkıp geri geldiğinizde ve dünyaya baktığınızda dehşete düşersiniz. Bu yüzden her şeyin tepe taklak olduğu varsayımından başlamamız gerekiyor ve başlığımız: Sivil itaatsizlik.

Başlık sivil itaatsizlik olunca problem buymuş gibi algılanıyor fakat sivil itaatsizlik bizim problemimiz değil, bizim problemimiz ‘sivil itaat’tir. Bizim problemimiz, tüm dünyada insanların kendi devlet liderlerinin diktalarına itaat edip savaşa girmesi ve milyonlarca kişinin bu itaat nedeniyle öldürülmesidir. Bunu Nazi Almanya’sında fark ettik. Oradaki problemin insanların Hitler’e olan itaatinin olduğunu ve bunun yanlış olduğunu gördük. İnsanlar Hitler’e direnebilirdi, karşı çıkabilirdi. Ama orada biz olsaydık onlara bunu gösterebilirdik. Stalin Rusya’sında da insanların itaatkâr olduğunu öğrendik. Körü körüne itaat eden insanlar…

Liderlerin sevgilisi halkın belası kanunlar…

İnsanların feodalizmle sömürüldüğü eski zamanları hatırlıyor musunuz? Ortaçağ’da her şey berbattı ama şimdi batı medeniyetimiz var: Kanun kuralları! Kanunların yaptığı tek şey kendisinden önce var olan adaletsizliği düzenli ve maksimum hale getirmek oldu. Kanunlara metafizik memnuniyet içinde değil de gerçekçi bakalım. Dünyanın tüm devletlerinde kanunlar liderlerin sevgilisi olurken halkın ise belası olmuştur. Bunu anlamaya başlamalıyız.

Düşünürken ulusal sınırların ötesinde düşünmeliyiz. Nixon ile Brezev’in bir diğeriyle olandan daha fazla ortak yani var bizim de Nixon’la. J. Edgar Hover’in Sovyet gizli polis başkanıyla bizimle olduğundan çok daha fazla ortak yanı var. Bu, tüm devlet liderlerini dostluk bağlarıyla bir araya getiren uluslararası kanun ve düzene adanmışlık halidir. Bu yüzden onlar bir araya geldiklerinde birbirlerine gülümsemelerine, el sıkışmalarına, sigara içmelerine ve ne dediklerine bakmadan birbirlerini sevmelerine şaşırıyoruz.

Yapmaya çalıştığımız şey bağımsızlık bildirisinin prensiplerine, amacına ve ruhuna geri dönmektir. Haksızlık yapan otoriteye ve insanları kendi hayat özgürlüklerinden alıkoyan kuvvetlere direnmektir bu ruh. Mutluluğun pesinde koşma hakkıdır! … Fakat bağımsızlık bildirgesinin prensiplerini oluşturmak için önce bu, öldürmeyi özendiren, zenginliğin adaletsizce bölünmesine hizmet eden, bazılarını önemsiz nedenlerle hapsederken daha büyük suç işlemiş olanlara dokunmayan kanunlara uymayı bırakmalıyız.

Umudum bu tür bir ruhun sadece bu ülkede değil diğer tüm ülkelerde yer almasıdır çünkü hepsinin buna ihtiyacı var. Tüm ülkelerdeki insanlar itaatsizlik ruhuna ihtiyaç duyuyor. Bu ruh metafizik bir şey değil aksine güç ve zenginliktir bu ruh. Bizim, aynı şey için mücadele eden tüm dünya ülkelerinin insanları arasında birbirine olan bağlılığıyla bir bağımsızlık (interdependence) bildirimine ihtiyacımız var.” Howard Zinn

Kaynak: Information Clearing House

Vegan koşuculara öneri: Kayıp orman koşuları

1

Koşu sporuna ilgim hep vardı, ancak şimdiye kadar hiç düzenli antrenman yapma becerisine sahip olamadım. Artık sporu hayatımın önemli bir parçası haline getirmeye kararlıyım. Bundan bir ay önce Adım Adım’daki* arkadaşlarla koşmaya başladım. Keyif aldığımı, yapabildiğimi fark edince de düzenli hale getirmeye odaklandım. Aslında koşmak, sadece spor yapmak anlamına gelmiyor benim için. Sosyalleşmek, yeni insanlarla tanışmak, kaliteli iletişim kurmak, yeni fikirler üretebilmek için adeta bir fırsat. Bu yazı da vegan koşuculara bir öneri niteliği taşıyor.

Geçtiğimiz cumartesi günü, tüm enerjimle, Belgrat Ormanı’nda Adım Adım’ın her ay bir kez koşucu performansı görmek adına düzenlediği koşuya katıldım. İlk kez hiç durmadan 6 kilometre koştum. Bu benim için bir gelişim, çünkü ilk zamanlar öneriler doğrultusunda dur-koş yapıyordum. Adım Adım’dan arkadaşım bir sonraki gün, yani Pazar günü de Belgrat Ormanı’nda yeni oluşturulmuş bir parkurda koşu yapılacağını söyledi. Ertesi gün heyecanla bu koşuya da katıldım.

Koşu, 7 kıtada ultramaraton koşan ve Kaçkar Ultramaratonu’nun organizatörü Alper’in (Dalkılıç) ve yine ultramaraton koşucusu ve organizatör Kerim Fevzi Karaoğul, Race Time Keeper’in düzenlediği Kayıp Orman Koşuları serisinin ilk demosuydu. Hiç unutmayacağım bir deneyim oldu, hayatımda ilk kez patika koştum. İlk patika deneyimim, inanılmaz bir keyifle, aylak aylak çevremi izleyerek geçti. Uzunluğu yaklaşık 7 kilometre olan parkurda hatrı sayılır yokuşlar da vardı. Epey zorlansam da doğanın tam içinde olmaya odaklanmıştım. Yemyeşillik içinde sanki “var oluyorsun” gerçek anlamıyla. Koca yaşlı ağaçları, inekleri, nilüfer çiçeklerini görünce “evet, şimdi iyiyim” dedim, koşu boyunca.

Koşu bitti ve biz organizasyon tarafından epey iyi ağırlandık. Sıcağa kaldığımızdan, su ve tuz kaybından bitiş çizgisindeki soğuk karpuzlar koşucularda vaha etkisi yarattı. Enerjisi düşenler için lokum ikramı yapıldı. Daha sonra yemek verildi. Ben veganlar için düşünülmüş alternatif olan közlenmiş patlıcan ve domatesten oluşan ekmeğimi yedim. Közlenmiş patlıcan harika bir şey, közlenmiş her şey çok güzel. “Bu patlıcan, arkadaşı domates, biber, soğanla beraber bir babuğannüş olsaydı” dedim içimden, patlıcanı yerken. Antakyalı olmak bunu gerektirir.

2016-2017 sezonunda 3 kez yapılacak yarış 7K, 15K, 25K serilerinden oluşacak. 25K bisiklet etabı olacak. En yakın organizasyon ise Kasım’da. Alper ile görüştüm, gelecek yarışlarda da vegan menü çıkarılacak. Vegan koşucular olarak sayımız azımsanmayacak kadar çok. Bunu ben de bilmiyordum. Vodafone İstanbul Maratonu için düzenleyeceğimiz “Hayvan Özgürlüğü Koşusu” için yaptığım duyurulardan öğrendim. Vegan beslenmek spor yapıldığında anlamlı hale geliyor, haydi beraber koşalım, Kayıp Ormanlar’da…

*Adım Adım, sivil toplum kuruluşlarına kaynak yaratmayı ve çeşitli konularda farkındalığı arttırmayı amaçlayan benim de içinde gönüllü koşucu ve gönüllü beslenme eğitmeni olarak yer aldığım ciddi bir oluşum.

orman kosuları 2orman kosulari 3orman kosulari 3orman kosulari 4orman kosulari 5orman kosulari 6

Erkeklere tavsiyeler: Kadınlara bakmayı neden bıraktım?

0

Erk, kelime anlamı olarak istediğini yaptırabilme gücü, yani iktidar anlamına gelir. Erk aynı zamanda iktidar zümresini de ifade etmeye yarar. İktidar dediğimiz zaman, aklınıza meclisteki iktidar partisi gelmesin lütfen. Tam anlamıyla ve çoğunlukta olan “iktidardan” bahsediyoruz. Bu noktada o iktidarın (erkin) her bir temsilcisi, destekçisi “erk”in parçasıdır.

Türkiye’de erk kimdir? Türkiye’de erk, erkeklerdir. Fakat bununla sınırlı kalmaz. Erkek mantığı ile yetiştirilmiş kadınlar, LGBTİQ bireyleri de erk olabilirler. Mantık olarak erki destekliyor olmaları onları erkin saflarına katacaktır. Erk mantığına mesafeli hatta karşı olan kişi biyolojik olarak erkek olsa da erk değildir.

Örneğin; bir kadın, tecavüze uğrayan başka bir kadın için “O saatte orada ne işi varmış” diyor ise bu kadın erktir. Yani bu kadın insana yaklaşım olarak erkeğin tarafındadır ve kadın düşmanı bir kadındır. Bu kadının yetiştireceği çocuklar da cinsiyetçi kimseler olabilirler.

Başka bir örnek ise sokakta tacize uğrayan bir kadın için “dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek peşinden gitmez” diyen bir kadın da erktir. Çünkü erki kayıtsız şartsız savunmakta, erkek toplumunu ne olursa olsun aklamakta, kadın toplumunu tüm sapkınlığın yegane kaynağı olarak görmektedir. Bu kadın düşmanı bir söylemdir.

Kadınlar ve LGBTİQ bireyler yani erkin (toplumun erkek kısmının) sürekli olarak baskısı ve saldırıları altında kalanlar, sürekli olarak erk tarafından tanımlanmakta, sınırlanmakta, aşağılanmakta ve daha birçok yöntemle moralden yoksun bırakılarak erkek topluma köleleştirilmeye çalışılmaktadır. Sonuçta iktidar olan her yerde kölelik vardır. Köleliğin seviyesi kölelik gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Mesela Nevin Yıldırım kendisine tecavüz eden erkeği kafasını keserek öldürdükten sonra ömür boyu hapis cezası aldı. Cezayı veren yalnızca hâkim değil aynı zamanda erktir. Erk, Nevin Yıldırım üzerinden kadınlara bir mesaj vermek istemiştir: Tecavüz de ederiz, karşı çıkamazsınız. Burada erke bağlı olan herkes kendini Nevin ile değil de tecavüzcü ile aynı tarafa koyarak mağdur yerine tecavüzcü ile empati yapmaktalar. Bu durum daha çok tecavüzün ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Çünkü tecavüzcüler korunmakta, tecavüzcü ölse bile kadından intikamı devlet tarafından alınmaktadır. Erk çok güçlü, adı konulmamış bir sözleşmeye dayalı davranış sergiler. Devlet toplumun bir aygıtıdır. Toplumda erk kim ise devlette de erk o dur. Bu yüzden Türkiye devleti de erkektir.

Peki ben, sokakta, orada, burada kadınlara bakmayı neden bıraktım?

Yukarıda bahsettiğim toplumsal mutabakatlardan biri de şudur: Yolda kadınlar kafasını aşağı eğer, erkekler onlara istediği gibi bakar. Kadın da bakarsa bu kadının o erkeğe kur yaptığı anlamına gelir! Birçok erkek bir kadınla birkaç saniye bile göz göze geldiğinde hemen onun peşine takılmakta ve onu taciz etmektedir. Tacize uğrayan kadının tek “suçu” ise bir an olsun etrafa bakmak olmuştur. Sırf etrafa baktığı için bu tacizi hak ettiğini düşünür erk.

kadinlari rahat birakmakBir kadının arkasından yürürken onun tedirgin olduğunu gayet net hissettiğim için onları rahatsız ve tedirgin etmeye hakkım olmadığı için her zaman hızlıca hareket eder ve kadını sollarım. Nedense birçok defa da solladıktan sonra o kadının rahatladığını hissederim. Çünkü kadın bilir ki arkasındaki biyolojik manada erkek olan kişi aynı zamanda potansiyel bir tacizcidir.

Uzun zamandır dikkatimi çekerdi, kadınlar sokakta neden kafalarını kaldırmadan yürüyorlar? Yukarıda anlattığım şeylerden dolayı. Her bir erkek kendini kadının yerine koyup empati yapmalı. Bir düşünün, sırf yürürken yere bakmıyorsunuz diye birileri sizi taciz etse ne hissederdiniz?

Kadınların büyük kısmı bizim yüzümüzden sokaklarda kafalarını eğerek yürümek zorunda kalıyor!

Bu birinin seyahat hakkını kısıtlamak değil mi? Bu bir nevi gözle taciz değil mi? Bu çok büyük bir hak ihlali değil mi? 

İşte bu yüzden sokakta kadınlara bakmayı bıraktım. Çünkü buna hakkımız yok. Eğer erkeklerin tacizleri olmasa emin olun birçok kadın daha mutlu olacaktır. Kısıtlamaya ne hakkımız var?

Şunu da belirtmek isterim, cinsel açlık, kadın erkek ilişkilerinin sınırlandırılmış olduğu yerlerde mevcuttur. Kadın erkek ilişkileri bu kadar baskıcı, ahlakçı ve erkten yana iken nasıl düzgün kadın erkek ilişkisi kurulabilir? Mesela bu ülkede çok kullanılan bir cümle vardır: İngiltere’de kadınlar teklif ediyormuş.*

Tabii ki eder. Oradaki erkekler bu şekilde kadınlara, onları avlamak istermiş gibi davranmadığı için kadınlar erkeklerden korkmuyorlar. Bu noktada kadın da bir erkeğe gerçek manada onu beğendiği için bakabiliyor. Yanlış anlaşılma, taciz korkusu olmadığı için daha özgür ve sağlıklı bir ilişki doğuyor.

Yani erk, cinsel açlıktan, tacizlerden, tecavüzlerden şikayetçiyse  bunun sebebi gene kadın erkek ilişkisini sokaklarda dahi dinamitleyen erkeklerin suçudur.

İşte bu yüzden, kadınları farkında olmadan rahatsız ettiğimin farkına varıp bu toplumsal davranışın ve baskının bir parçası olmaktan kendimi geri çektim. Sıra kimlerde?

*Burada İngiltere rastgele örneklendirilmiştir.

10 Hinduizm sembolü ve anlamları

Bilinen en eski organize dinlerden birisi olan Hinduizm, oldukça kapsamlı ve geniş bir dindir.

Hindistan ve Nepal dolaylarında yaygın olan bu din İslam’dan sonra en büyük üçüncü din olmakla beraber pek çok dinden ekoller içerir.

Bu ekollerin içerisinde bulunan semboller pek çok kavramı ifade eder, Hinduizm’de oldukça önemli bir yer tutarlar ve Hinduizm’deki kilometre taşlarını bu semboller oluştururlar.

Bu yazımızda Hinduizm’de öne çıkan sembolleri ve anlamlarını konu aldık.

1. Aum veya Om

Hinduizmde bütün yaradılış meselelerinin ötesindeki kaynak olan mantradır (genellikle sanskritçe olan dini hece veya şiir). Lord Ganesha’yla bağlantılıdır.

aum2. Ganesha

Dharma’nın (ilahi düzen) hakimidir. Karmalarımıza yolumuza engeller koyarak veya onlari yolumuzdan kaldırarak rehberlik eder. Her yaptığımız girişimde O’nun izni ve kutsamasını arzularız.

Ganesha3. Tripundra

Anava (egoizm), karma (sonuçları olan eylemler) ve mayanın (vesveseler) yanıp kül oluşunu simgeler. Üçüncü gözde bulunan bindu, veya nokta, manevi algıyı keskinleştirir.

Tripundra4. Nataraja

Şiva’nın “Dans Kralı” halindeki tasviridir. Mutluluğun ateşli balesini sergiler, evreni varoluşun giriş ve çıkışlarına sürükler.

nataraja5. Padma/Lotus

Tanrılar, çakralar ve özellikle 1000 taç yapraklı “sahasrara” çakrası ile ilişkilendirilir. Kökleri çamurda, çiçekleri su yüzünde olan bu bitki bir masumiyet umudunu temsil eder.

lotus6. Svastika

İyi talihin sembolüdür. Bu kadim güneş simgesinin dik açılı kolları Tanrı/Tanrılar’ın zihinle değil sezgi yoluyla kavranabileceğinin dolaylı bir ifadesidir.

Svastika7. Mahakala

“Muhteşem Vakit”. Evrenin altın köprüsü üzerinden yönetir. O, zamanın ötesindeki zamandır. Bu dünyanın faniliğinin, günah ve acıların bir gün son bulacağının hatırlatıcısıdır.

mahakala8. Shatkana

“Altı köşeli yıldız”, iç içe geçmiş iki üçgen. Üst taraftaki üçgen Şiva, “purusha” (erkil enerji) ve ateşi, alt taraftaki Şakti, “prakriti” (dişil enerji) ve suyu temsil eder.

Shatkana9. Chandra ve Surya

Chandra sulak alemlerin, duyguların ve göç eden ruhların hesaba çekildikleri yerin hakimi olan, Ay’dır. Surya ise aklın, hakikatin kaynağının hâkimi olan Güneş’tir.

Chandra ve Surya10. Trishula

Himalayalı yogiler (yoga sofusu) tarafından taşınan, Şiva’nın üç dişli mızrağıdır. Saiva Dharma’nın (Shaivite dini) kraliyet asasıdır. Çatalın üç ucu ayrı ayrı arzu, eylem ve bilgeliğe işaret eder.

TrishulaKaynak: Sociedelic 

Erkek çocuk sünnetini hiç sorguladık mı?

1

Nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmemekle birlikte, din ve kültür sebebiyle yakın çevremizde çok sık karşılaştığımız ve alışılmışlığın etkisiyle çok fazla sorgulamadığımız bir gelenektir erkek çocuk sünneti. Sünnetin yaralayıcı ve kan akıtan bir gelenek olduğunu düşündüğümüzde, bu operasyonu bu denli kabullenmiş olmamız şaşırtıcıdır.

Sünnetin bedende ve ruhta ne kadar yara bırakan bir uygulama olduğunu konuşacak olsak hemen kadın sünnetinden başlarız. Kadın sünnetinin ne kadar acımasız bir uygulama olduğundan, bunu yapan Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin ilkelliğinden bahsederiz. İnsan bunu kendi çocuğuna nasıl yapar, küçük kız çocuklarına gereksiz ve iz bırakan bu acı nasıl çektirilir diye düşünürüz.

Peki ya erkek çocuk sünneti hakkında neden pek konuşmayız?

Erkek sünnetiyle ilgili konu açıldığında ilk olarak aklımıza gelen şey bu uygulamanın sağlık açısından ne kadar yararlı olduğudur. Bizim için oradaki deri fazlalıktır ve alınması gereklidir, bu uygulama sağlık içindir ve çocuk büyümeden yapılmalıdır; peki gerçekten öyle midir?

İnsan vücudundan geri getirilmeyecek bir parça keserek bunun yararlı ve sağlık açısından gerekli olduğunu düşünüyorsak öncelikle insanın yaratılışında bir hata olduğunu kabul ediyoruz demektir. Peki, din ve/veya kültür sebebiyle yaptırılan bu uygulama, inanılan dinin yaratılış ilkesine ters düşmüyor mu? İnsanın doğasında bir hata mı vardır?

Kesilen bu parçanın bilimsel olarak açıklanmış birçok işlevi bulunuyor.

Bu deri kendi ürettiği antibakteriyel sıvı ile penisi koruyor; yok olması penisi bakterilere karşı açık bırakıyor. Hassas dokulardan oluşması sebebiyle cinsellikte his artışını sağlıyor; kesilmesi sebebiyle kan dolaşımı bozukluğu, cinsel bozukluk oluşuyor ve tahrişe açık hale getiriliyor.

sünnet (2)

Çocuklar; ileride sıkıntı çekmesin ve “ana-baba hakkı” diyerek zorla ikna, çoğu zaman da kandırma yolu ile sünnet ediliyor. Çocuğun rızası olmadan, bedeninden geri getirilmeyecek ve işlevi olan bir parça alınıyor üstelik herkes bunu çocuğunun iyiliği için yaptığını düşünüyor.

Bu “yaralama”yı uygulayan ve uygulattıran aileler, çocukları korkudan ve acıdan ağladıklarında hiç mi bunun gerekliliğini sorgulamıyor? Bir insanın üstelik kendi çocuğunun bedenine yapılan bu telafisi olmayan uygulama, gelenek ve dini gereklilik olarak görüldüğünde vicdanlarda iz bırakmıyor mu? Tarihte milattan önce izlerine rastlanan bu uygulamayı, bu yüzyıla geldiğimizde çocuğumuzun sağlığı söz konusu olduğunda bile sorgulamıyor muyuz?

Çocuk sünneti “Çocuk Hakları Sözleşmesi” ihlalidir

Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye de dâhil 197 ülke tarafından imzalanmıştır.

Sözleşme Türkiye tarafından 14 Ekim 1990 tarihinde imzalandı ve 27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 24.3 maddesinde sünnetten bahsedilmektedir:

“Taraf devletler, çocukların sağlığı için zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her türlü önlemi alırlar.”

Durum böyleyken, toplumun dayatmalarını kabullenmek yerine sorgulayıcı olmalıyız.

Sünnetin zararlarını bilimsel olarak detaylı öğrenmek isterseniz; yerli ve yabancı uzmanların açıklamalarının olduğu, kaynak olarak kullanılan sayfayı gözden geçirebilirsiniz.

Kaynak: Sünnetin zararlarıwikipedia

Mutluluk hormonlarımı yükselten 20 dakikalık 20 dizi

1

Kısa süreli dizileri daha çok sevmişimdir. Öğle arası ya da ara öğünde atıştırmalık bir şeyler yerken bu 20 dakikalık diziler beni hep mutlu ediyor. Doyum hissinin verdiği keyif de eklenince mutluluk hormonlarım tavan yapıyor sanırım. Umarım bu 20 dakikalık 20 dizi sizi de keyiflendirir.

Diziler finallere gelince ise içimi hüzün kaplıyor. Bölümleri kısa olsa da uzun sezonları boyunca fazla bütünleşebiliyorum. Bu kadar kaptırmak normal mi ya da doğru mu bilmiyorum ama izlerken çok eğlendiğime eminim.

Bu keyfimi paylaşmak adına hem izlediğim hem de izlemediğim ama dikkatimi çeken dizileri derleyip sıraladım (Sıralama karışıktır.) Animelere bulaşmama kararı aldım çünkü çok uzak olduğum bir konu. Birkaç tavsiye geldi ama hiç bilmediğim bir konu hakkında yorum yapmamayı tercih ediyorum.

Ayrıca “Ay bunu nasıl koymazsın!” diyenin totosuna vururum. Listede olmayan ama tavsiye ettiğiniz dizi önerilerinizi yorum olarak paylaşabilirsiniz.

How I Met Your Mother (2005-2014)

Her bölüm Ted’in çocuklarına anneleri ile nasıl tanıştığını anlatması ile başlar ve geçmişteki bir olayı anlatır. Elbette final sezonuna kadar annelerinin kim olduğunu öğrenemiyoruz. Bu beşli arasında arkadaşlık çok eğlenceli. Benim favori karakterlerim Lily ve tabii ki Barney idi. Dizi bazı noktalarda Friends‘i de andırıyor lakin ikisinin verdiği keyif bende çok ayrı.

HOW I MET YOUR MOTHERWilfred (2011-2014)

Yüzüklerin Efendisi’ndeki karakter ile beyinlerimize kazınan Elijah Wood’un başrolünde oynadığı bu diziye bir şans vermelisiniz. Dizide tüm dünyaya normal bir köpek gibi gözüken Wilfred ile onun köpek kostümü giymiş yetişkin bir insan olarak gören Ryan’ın arasındaki diyalogları ve yaşadıklarını izliyor. Aslında ilk olarak Avustralya’da çekildi ve Amerika televizyonlarında daha sonra uyarlandı. İki dizide de Wilfred karakterini Jason Gann canlandırıyor. Ayrıca Elijah Wood’un ilk televizyon boşröllüğü olduğunu da hatırlatalım.

wilfredThe Last Man on Eart (2015-)

İzlemediğim ama merak ettiğim, izleyince seveceğimi düşündüğüm dizilerden biri. The Last Man on Earth, dünyadaki son insanın hayatını ve maceralarını anlatan tek kamerayla çekilmiş bir komedi. Phil Miller (Forte) bir zamanlar ailesini seven ve bankadaki işinden nefret eden sıradan biriydi, şimdi ise insanlığın son umudu. Dünyada sağ kalan başka birini daha bulabilecek mi? Bu başka kişinin dişi olmasını ümit etse çok şey mi istemiş olur? “Dünyadaki son insan olsam ne olurdu”yu düşünmeye sevk eden bir dizi.

The Last Man on EartBlue Mountain State (2010-2011)

Ergenlik dönemlerimde olsam bu diziye daha çok bayılabilirdim ama yine de bazı şapşal karakterleri beni eğlendirdi. Aslında konu, klasik Amerikan üniversite gençliği üzerinden geçiyor ama daha çok futbol odaklı. Gerisini tahmin edersiniz bol alkol ve bol geyik…

blue mountain stateThe Big Bang Theory (2007-)

Bu diziyi biraz karışık izledim diyebilirim. Ortasından başından sonra bilmediğim yerinden gibi… Son zamanların bence başarılı komedi dizilerinden biri bana göre. En büyük zevkleri kuantum fiziğine kafa yormak olan üstün zekalı iki arkadaş, güzel bir kızla karşılaşınca ne yaparlar? The Big Bang Theory, işte o karşılaşma anında gerçekleşen büyük patlama ve sonrasını anlatan bir komedi dizisi…

The Big Bang TheoryCalifornication (2007-2014)

Giriş müziği ve klibi ile de gönlümü fetheden benim için havalı dizilerden biri. Hank ismi, başrolün yazar olması ve kadınları çok sevmesi bana Bukowski’yi hatırlatıyor. Uzun zamandır bir şey üretemeyen yazar Hank Moody, teenage çağındaki kızı Becca Moody için iyi bir baba olmaya çalışırken kızının annesi Karen’a hâlâ aşıktır. Lakin çapkın hayatından dolayı bir türlü hayatını düzene oturtamaz ve aşkı ile birlikte olamaz.

CalifornicationDon’t Trust the B—- in Apartment 23 (2012-2013)

Çok kısa sürmesi beni üzdü. Krysten Ritter’in Chloe karakteri çok eğlenceliydi. Bir finans şirketinde çalışmak üzere New York’a gelen June, şehre adımını attığı gün işinden olur. Büyük hayalleri olan June, kendini kapının önünde bulduğunda, ev arkadaşı aramaya başlar ve yolu Chloe ile kesişir.

Don't Trust the B---- in Apartment 23Friends (1994-2014)

How I Met Your Mother ile benzerlikleri olsa da ikisi de kendi döneminde bir şaheser. Bir kült olan Friends, depresyon dönemimde vaktin geçmesini sağlayan bir kurtarıcıydı benim için. New York’ta yaşayan 20’li yaşlardaki üçü kadın, üçü erkek, altı kişilik bir arkadaş grubunun yaşamları ile ilgilidir.

friendsSouth Park (1997-)

18 yaşından büyükler için yayınlanan animasyon komedi dizisi South Park, tüm zamanların en popüler ve başarılı çizgi dizilerinden sayılıyor. 2019 yılına kadar devam edileceği söylenen dizi, Colorado eyaletinin South Park adlı küçük bir kasabasında yaşayan Stan Marsh, Kyle Broflovski, Eric Cartman ve Kenny McCormick isimli dört çocuk merkez alınarak anlatılan bir takım gerçeküstü olayların da yer aldığı maceraları anlatıyor.

South ParkThe Simpsons (1989-)

Springfield adlı kurgusal bir şehirde geçen Simpsonlar, orta sınıf bir Amerikan ailesi çerçevesinde Amerikan kültürünü, toplumunu, televizyonunu alaycı bir dil ile işliyor.

The SimpsonsFamily Guy (1999-)

Bir aile babasının ailesiyle olan ilişkisini konu alıyor. Animasyon dizilerini ayrı seviyorum. Özellikle kahvaltı yaparken ayrı keyif veriyorlar.

family guyThat’s 70 Show (1998-2006)

Bu diziyi teenage zamanlarımda izlemeyi dilerdim. Şimdi bile çok severek izlemiş olsam da aynı yaş grubu zamanında izlemenin verdiği tat ile benim için çok daha farklı bir noktada olabilirdi. Orange is the New black‘ten tanıdığımız Alex’in gençlik hallerine tanıklık ediyoruz. Wisconsin eyelatindeki kurgusal bir yer olan Point Place kasabasındaki bir grup gencin 17 Mayıs 1976’dan 31 Aralık 1979’e kadar yaşadığı olayların anlatıldığı bir komedi dizisidir.

That's 70 ShowSenfield (1989-1998)

Henüz izlemediğim ama merakla listeme aldığım kült dizilerden biri. 2002 yılında TV Guide dergisi diziyi gelmiş geçmiş en iyi Amerikan TV şovu olarak seçmiştir. Jerry Seinfeld ve üç arkadaşının gündelik hayatından kesitler sunuyor.

SeinfeldMind Your Language (1977-1986)

Eski tarihli bu dizi İngiltere’de geçiyor. Farklı ülkelerden bir dil sınıfına gelen insanların İngilizce öğrenirken karşılaştıkları komik durumlarını anlatıyor. İngilizce dilini geliştirmek isteyenlere de tavsiye ediliyor.

Mind Your LanguageCurb Your Enthusiasm (2000-)

Seinfeld‘in yapımcısı Larry David, kendisinin kurgusal versiyonunu oynadığı dizide yan karakterler de çoğunlukla David’in gerçek arkadaşlarıdır ve kendilerini oynamaktadır. An itibari ile diziye başlamış bulunuyorum. Değişik bir atmosferi var.

Curb Your EnthusiasmMiranda (2009-2015)

Sosyal beceriksiz Miranda daima garip durumlar içerisine giriyor. Özellikle aşık olduğu Gary onun etrafındayken…

mirandaThe Office (2005-2013)

Çalışanlarının mutluluğunu gözeterek şirket kurallarını esnetmeye çalışan, ara sıra masumane oyunların kurbanı, kaba ve taş kalpli bir şef: Michael Scott. Hepsinin kendince takıntıları olan farklı yaş gruplarından personeliyle ile The Office çalışanlarının hayatlarına şöyle bir göz atıyor; bıkkın aynı zamanda yetenekli satış elemanı Jim, onun sosyopat, yalaka düşmanı Dwight, kibar ve dürüst resepsiyonisti Pam ve isteksiz, kayıtsız stajyeri Ryan.

The OfficeThe It Crowd (2006-2013)

Bayılarak izlediğim bir diğer dizi. İngiliz dizilerinin geneli başarılı oluyor zaten. Dizi, bir İngiliz şirketi olan Reynholm Industries’in bodrum katında bulunan IT (bilgi işlem) departmanında geçmektedir. IT departmanında çalışan Roy ve Moss, kendilerini bilgisayarlara adamış asosyal karakterlerdir. Bu ikilinin ortak özelliği, şirketin üst katlarında bulunan temiz ve aydınlık ofislerde çalışan elemanlardan nefret etmeleridir. Departmanlarının başına bilgisayarın B’sinden anlamayan bir yönetici olan Jen’in gelmesi ise Roy ve Moss’un iyice keyfini kaçırır. Ama daha sonraları bunu eğlenceye dönüştürmelerini bilirler…

The It Crowd2 Broke Girls (2011- )

Son zamanlardaki beni en çok güldüren, sesli sesli hem de, dizi. Maddi durumu iyi olmayan iki arkadaş Max ve Caroline, New York Brooklyn’de Willamsburg bölgesinde bir restoranda garson olarak çalışıyor. Bu iki arkadaşın hayallerini gerçekleştirme yolundaki tatlı mücadelelerini ve arkadaşlıklarını izliyoruz.

2_broke_girlIt’s Always Sunny in Philadelphia (2005-)

Dizi, kendilerini “The Gang” (Çete) olarak adlandıran ve yaşlarından beklenenin çok daha azını becerebilen, ahlaki anlayışları oldukça zayıf bir grup arkadaşın başından geçenleri anlatmaktadır.

It's Always Sunny in Philadelphia