Ana Sayfa Blog Sayfa 416

Kalpten selam sana Beyrut

0

Kalbimden selam sana ey Beyrut
Öpücükler denizine ve evlerine
Eski bir denizci yüzü gibi olan bir taşına

Fairouz’un Beyrut şarkısı kulağımda ve içimde sürekli hareketlenirken düşlerimde tutkuyla görmek istediğim bir kent yarattı. Sanki beni çeken bir şey vardı orada. Lisede ilk kez kulağıma çalınan bu şarkıyla hayalimde beliren Beyrut’u göremedim ama kentin düşümdekinden çok başka bir hâl aldığını anlamam geç olmadı. Savaşı, yıkımı seven insanlık, kentleri, insanları yıkmış, güzellikleri yok etmişti. Bittabi Beyrut da bundan nasibini almış, eski dokusunun uzağında bir kent olmuştu…

1965’e gidildiğinde akla gelen Beyrut, oldukça güzel bir görüntüye sahipti. Lübnan’ın başkenti öyle şık bir görünümü barındırıyordu ki gözde bir kentti. Öyle ki dünyaca ünlü pek çok isim, film yıldızları, jet sosyeteden isimlerin uğrak noktasıydı. Aynı zamanda Beyrut Limanı önemli bir yere sahipti. Liman, Kraliçe II. Elizabeth’in gemisine ve ABD 6. Filosuna ev sahipliğini yaptı.

Carlo Bavagnoli, Amerikan dergisi Life için çektiği fotoğraflarda Beyrut’un güzelliğini göstermişti. Kent bu görünümü elbette tamamen yitirmiş değil. Nitekim iç savaşa, arada devam etmiş olan çatışmalara rağmen Beyrut halen Ortadoğu’nun gözdesi, en büyük parti, eğlence şehri. Kentte barışın ve istikrarın sağlanması için çabalar harcandı, bu ortamın devamlılığı için süresi uzatıldı ama yıkımın izleri şehrin hiçbir noktasından silinmedi. Zira Beyrut’ta lüks bir otelde kalıp manzarayı seyre dalmak için perdeleri açarsanız karşınıza bombalanmış binaların çıkması kaçınılmaz.

Lübnanlılar genellikle sabahları kayak yapar, öğleden sonraları sahile gider, geceleri de partilerde eğlenirdi. Bu hareketli, rengarenk şehir yıkım öncesi fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere güzelliğiyle tüm övgüleri hak etmiş. Günümüzde ise güzelliğini tamamen yitirmemiş olmakla birlikte eski dokusunu taşımıyor. Üstelik burası söz konusu olduğunda çoğu kişi kaygılarını hâlâ barındırıyor.

Beyrut, savaşın getirdiği yıkımla farklılaşmış, yorgun argın bir şehir halini almış olsa da üzerine söylenen şarkılarda olduğu gibi kalpten selamlar gönderilmeyi hak ediyor. Benim içimde bir yerler hâlâ orayı görme aşkıyla yanıyor. İnsanı çeken bir şeyler var sanki Beyrut’ta. Bombalanmadan önceki fotoğraflarındaki güzellikten eser kalmamış olsa da, yaralı bir şehirse de Beyrut, halen dimdik ayakta.

beyrut 1beyrut 2beyrut 4beyrut 5beyrut 6Kaynak: Messy Nessy

 

Ayrılmaz ikili: Kaleiçi’nin şirin kafesi Çello ve ekürisi Kedi Çello

Antalya Kaleiçi’nde bulunan Çello kafe, dünyanın birçok yerinden farklı tarzda müziğin çaldığı, özel toplanmış çayların bulunduğu, kafe ile aynı adı taşıyan kedi Çello ve diğer kedi ve köpek arkadaşları tarafından kuşatılmış bir mekân.

Kafenin bir diğer özelliği de sokak müziği, sokak şiiri, sokak tiyatrosu, masal geceleri düzenlemesi.

Çello aynı zamanda Alakır vadisini yok etmeye çalışan HES (hidroelektrik santrali) projesine karşı direnen kişilerin buluşma noktası olmuş gibi. Alakır için geceler düzenliyorlar, sürekli olarak Alakır’a gidiyorlar ve davaları yakından takip edip müdahil oluyorlar. Kısacası Antalya’nın ve çevresinin ekoloji mücadelesinde de yeri olan kimseleri içeren bir ortam. Alakır vadisinin direnişine destek olmak isteyenleri de bekliyor Çello.

Adını dişil enerjiden alan Çello, LGBT, kadın hakları ve çevreci mücadele aktivistlerinin imece usulü var ettiği bir mekân. Yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin derim.

Alakır vadisindeki doğa katliamı ile ilgili son durumları soruyoruz:

Alakır vadisi, hakkında alınan SİT kararına rağmen ADO holdinge bağlı Reis Enerji’nin yanı sıra Dedegöl Enerji ve Kürce HES’in saldırısı altında. SİT kararı olmasına rağmen zenginliğin ve bürokrasinin verdiği güç ile büyük bir doğa katliamı gerçekleştirip Antalya’nın geleceği ile oynayan bu kibirli kimselere devletin hiçbir organı dur demiyor. Antalya’nın gelecek nesillerine atılacak bu kazık şimdi hissedilmiyor olabilir ama gelecekte su ve orman sıkıntısı yaşanacağı açık.

HES projeleri sonucunda ormandaki canlı yaşam yavaş yavaş susuzluğun etkisi ile yok olacak. Bu durumda Alakır Vadisi’nin Antalya’ya sunmuş olduğu yaşam desteği de yok olmuş olacak, bunun cezasını da biz değil gelecek nesiller çekecek.

İşte bu yüzden biz Antalya ve çevresindeki herkesi Alakır’a sahip çıkmaya, canlı yaşamına ve çeşitliliğine saygı göstermeye davet ediyoruz. Orman ve vahşi yaşamın bize değil bizim ona ihtiyacımız olduğunu unutmamak gerekli.

Çello Facebook Sayfası

cello kafekafe cello 2kafe cello 3kafe cello 4

Ayak mantarına doğadan çözümler

1

Ayak ve tırnak mantarı çok yaygın bir cilt problemidir. Birçok insanda hayat boyu en az bir kere ayak mantarı gelişir. Daha çok, erişkin ve ergenlik çağındaki erkeklerde görülür. Kadınlarda ve 12 yaşından küçük çocuklarda ise daha az görülmektedir. Ayak mantarı oldukça kolay tedavi edilebilen bir cilt problemi olmasına rağmen oldukça sık tekrarlayabilmektedir. Bu da mantarların ılık, nemli ve karanlık ortamlarda üremesinden ötürüdür.

Ayak mantarı genellikle havlu, terlik gibi kişisel bakım eşyalarının birkaç kişi tarafından kullanılması sonucu iyileşme görülmemekte ve sorun tekrarlamaktadır. Bunların yanısıra vuran ayakkabı, ıslak ayaklar, şampuanlar ve kimyasal temizlik ürünleri ile yanlış antibiyotik kullanımı da neden olabilmektedir.

Ayak mantarının görüntüsü herkeste aynı değildir. Bazı kişilerde sadece ayak parmakları arasında (özellikle son iki ayak parmağı arasında) soyulma, kızarma kepeklenme ve çatlamalar şeklinde görülürken bazı kişilerde ise ayak tabanında ve yanlarında kızarıklık, kepeklenme ve su toplayan yaralar görülebilmektedir. Ayak mantarı aynı zamanda ayakta kaşıntı ve yanma hissine neden olabilir. Kaşıntı ayak mantarında her zaman olmaz. Ayak tırnaklarında da mantar hastalığı görülebilir ve bunun tedavisi güçtür. Tırnak mantarı tırnakta kalınlaşma, ufalanma, renk değişikliği ve hatta tırnak kaybı ile sonuçlanabilir. Yaş ilerledikçe ayak tırnaklarında olan kalınlaşma normal değildir. Bu tür değişiklikler tırnak mantarına bağlı olabilmektedir.

Tedavi edilmemiş ayak mantarı ciltte çatlamalara, su toplayan yaraların çıkmasına ve ikincil bakteriyel enfeksiyonlara sebep olacaktır. Mantar tanısı konulduktan hemen sonra tedaviye başlanmalıdır.

Ayak mantarından korunmak için

  • Ayaklar temiz, serin ve kuru tutulmalıdır.
  • Pamuklu emici maddelerden yapılmış çoraplar giyilmelidir. Kullanılan ayakkabılar deri olmamalı ve ayağa tam olarak oturmalıdır. Böylece ayağa, tırnaklara baskı da azalmış olacaktır.
  • Dar burunlu, yüksek topuklu, eski, yıpranmış ayakkabılar, çorapsız giyilen ayakkabılar veya başkasının ayakkabısı giyilmemelidir.
  • Yüksek yoğunlukta mantar sporları içerebilecek yüzeylerde yalın ayak yürümekten kaçının. (Halı döşeli zeminler, banyo yerleri, duşlar, jimnastik salonları, soyunma odaları, yüzme havuzları, hamamlar gibi.)
  • Tırnaklar kısa ve düz kesilmelidir. Kenarlarını yuvarlak kesmeyin. Yaz mevsiminde sıkı ve dar ayakkabı giymekten kaçının, bu mevsimde sandalet tipi ayakkabılar tercih edilmelidir.

Ayak mantarına doğal öneriler

1. Kaya tuzu ile mantarlardan arınma yöntemi

2 bardak kaya tuzunu 1 lt ılık su içersine atıp iyice çözdükten sonra ayaklarınızı çıkarıp ölü deriyi tek kullanımlık ponza taşı ile temizleyip ayaklarınızı iyice kurutup güneş göreceği bir şekilde açıkta bırakınız.

2. Sarımsaklı tuzlu tarif

1 baş sarımsağı dövüp içerisine 3 çay kaşığı tuz atın ve mantar olan tırnak ve ayağınıza merhem şeklinde uygulayıp 40 dakika kadar beklettikten sonra iyice durulayın. Durulama işlemi bittikten sonra ayağınızı kurutmayı unutmayın.

3. Yüzlerce yıllık bir tedavi yöntemidir kına

Anadolu Mezopotamya ve Ortadoğu halkları için çok eski süslenme, korunma ve tedavi yöntemidir kına. Mantar tedavilerinde de İran, Irak, Sudan, Türkiye gibi ülkelerde oldukça kullanılır.

4 tatlı kaşığı kına yarım su bardağı su ile içerisine 1 çay kaşığı tuz ve 4 damla lavanta ruhu damlatılarak yoğrulur. Ayağa sürülüp üzerine poşet vesaire çekilmez, pamuklu çorap giyilerek 2 saat bekletildikten sonra durulanır.

Mantarınızı kendiniz de tedavi edebilirsiniz fakat mantar ve birçok hastalığın tedavisindense o hastalığa neden olan etmenleri ortadan kaldırmak daha değerli ve sonuç vericidir.

Doğayla sanat iç içe: Regent’s Park Açık Hava Tiyatrosu

2

Londra şüphesiz ki birbirinden güzel tiyatro binalarıyla gönlümüzü fethetmiş durumda. Ancak bunların arasında özellikle bir tanesi var ki oyun izlerken aynı zamanda açık havanın ve doğanın da tadını çıkarabiliyorsunuz. Londra’daki açık hava tiyatrolarının en büyüklerinden biri olan Regent’s Park Açık Hava Tiyatrosu, 1250 koltuk kapasitesine sahip ve her akşam seyircilerine benzersiz bir deneyim sunuyor.

Elbette tiyatro her yerde tiyatrodur ve güzeldir lakin atmosferin de göz ardı edilemeyecek bir unsur olduğunu kabul etmek durumundayız. Gönül rahatlığıyla, dört duvar arasına sıkışmış sahnelerden ve şehrin bunaltıcılığından kaçıp nefes almak isteyen tiyatro izleyicisi için kesinlikle yaşanması gereken bir tecrübe diyebiliriz Regent’s Park Tiyatrosu için. O güzelim performansları bir piknik havasında, yıldızların altında çimenlerde otururken izlediğinizi ve bir yandan da şarabınızı yudumladığınızı bir hayal edin!

Regent's Park Open Air Theatre. Photo by David Jensen_Her yıl yaklaşık olarak 140 bin seyirciyi ağırlayan tiyatronun aynı zamanda köklü bir geçmişi de var. 1932 yılında Robert Atkins ve Sydney Carroll’ın 12. Gece’nin siyah-beyaz bir prodüksiyonunu sunmalarıyla başlayan tarihi, 1934’te George Bernard Shaw’ın tiyatro için bir oyun yazmasıyla devam ediyor.

1939 senesinde İngiltere’de Regent’s Park Açık Hava Tiyatrosu ve Windmill Tiyatrosu dışında savaş boyunca İngiltere’de açık kalan başka tiyatro yoktu. 1974 senesinde günümüzdeki yenilenmiş amfi tiyatro tipindeki oditoryum ve ek alanların inşasıyla yoluna devam eden tiyatro, 1983’te ilk müzikali Bashville’i sahneye koydu. 2012’de sekseninci yıl dönümünü Londra Olimpiyatları’yla birlikte kutlayan tiyatro, kuruluşundan bu yana bünyesine kattığı birbirinden yetenekli tiyatrocu ve yönetmenlerle günümüze kadar varlığını sürdürebilmeyi başardı. Son olarak geçen yıl, yaşayan tarih niteliğindeki tiyatronun geçmişini paylaşmak amacıyla bir dijital arşiv yayınladılar.

acik hava tiyatroHava koşulu ne olursa olsun mümkün olduğu kadar oyunu tamamlamaya çalışan bu tiyatroya, seyircilerin elbette yağmura ve güneşe karşı tedbirli olarak gitmesi gerekiyor. Son ana kadar hava koşulu netleşemeyebileceği için ilan edilen saatten önce asla oyun iptal edilmiyor ve tiyatro ekibi mümkün olduğunca oyunu sonuna kadar sürdürmeye çalışıyor.

Londra’ya yolunuz düşerse burada bir oyun seyretmeden geri dönmeyin ve doğayla sanatın tadını doyasıya çıkarın derim!

Daha fazla bilgi için tiyatronun internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Adalar’daki fayton terörizmine kim dur diyecek?

3

Adalar’da fayton terörizmi son sürat.

Adalar tüm Türkiye’nin tepkisine rağmen hâlâ fayton işkencesinin önüne geçecek bir uygulamaya başlamadı. Bunun belediye açısından en büyük nedeni faytonların kaderi hakkında karar alma yetkisinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olması. İnsanların bir kısmı sırf kendini taşıtıp keyif yapmak için atları köle olarak kullanmayı, onları kırbaçlamayı, günde 18 saat çalıştırmayı, hamile atların da çalıştırılarak yavrularını yollarda doğurmasını normal karşılıyorlar. Size anlatacaklarım var. Tabii sizler o kötü yürekli ve bencil insanlardan değilseniz…

Her yıl ortalama 400 at fayton terörizminin kurbanı oluyor!

Her yıl ortalama 400 at fayton mafyasının bitmek tükenmek bilmeyen para hırsı ve caniliği yüzünden canından oluyor. Doğduklarından beri eğitim adı altındaki işkenceye ve insan, araba, yük taşıma zulmüne maruz kalan dilsiz hayvanlara her gün her saat faytoncular tarafından zulüm ediliyor.

Yılda 400 at! Yani faytoncuların para hırsı için her yıl 400 tane yaşamak isteyen can katlediliyor.

Faytonculara defalarca alternatifler sunuldu. Mesela elektrikli/akülü faytonlar var. Bunlar doğa dostu. Üstelik sessizler. Fakat faytoncuların sistemi öyle oturmuş ki en ufak para kaybındansa atların canını kaybetmesini yeğliyorlar.

Ada halkı faytonculardan bıkmış

Adalılar faytoncuların kabalıklarından ve kibirliliklerinden öyle bıkmışlar ki halkın yüzde 95’ i faytoncularla muhatap olmamak için akülü motosiklet ve araçlara geçmişler. Halk medeniyet olarak faytoncuların ilerisinde ve atlara işkence etmek yerine elektrikli araçlar kullanıyor.

Geçtiğimiz yıllara kadar faytoncular, fayton karşıtı kampanyanın Adalar’ı imara açmak için yapılan bir oyun olduğu yalanını yayarak Ada halkının desteğini arkalarına alıyordu. Oysa sahile yapılan yapılar faytonlar olsa da olmasa da imara açılabildiğini göstermiş ve bunun sonucunda faytoncuların “Fayton karşıtı eylemciler IBB’nin adamı, faytonları iptal ettirip buraya otomobil sokmaya çalışıyorlar, otomobil olunca da Kartal’dan buraya yol yapacaklar ve Ada’yı mahvedecekler” şeklindeki yalanları da boşa çıkmış oldu.

adalar fayton zulmuBunun dışında fayton karşıtı gösterilerin ve kampanyaların çevreci, ekolojist, şehirleşmeye ve betonlaşmaya karşı olan kimseler tarafından örgütlendiğini ve sürekli işkence ve zulüm altında olan atların çığlığı olmaktan başka bir amaç taşımadığını da artık gördüler. Ada halkı saygısız, herkese küfür edip sokaklardaki insanlara ve turistlere nasıl davranması gerektiğini söyleyen ve istediklerini yol ortasında tekme tokat döven bu mafyatik kimselerden bıkmış durumda. Artık bir faytoncu, akülü aracı ile giden bir Ada’lıya “Çekil ulan yoldan” diye bağırdığında halktan “Terbiyeni takın zorba herif” gibi cevaplar alıyor.

Fayton hem atları hem insanları öldürüyor

Her yıl Adalar’da olan kazalarda insanlar ve atlar ölüyor. Geçtiğimiz aylarda 16 yaşında ve sarhoş bir faytoncu, bir kadını ezerek hastaneye kaldırılmasına neden oldu. 2013, 2014 yıllarında ölümler oldu. Bu ölenlerden bazıları turist olduğu için kendi ülkelerinde haber yayıldı. Bunun üzerine gelen turistler faytonlardan ve faytonculardan uzak durmaya başladı.

Adalar’a gelen Arap kökenli turistler de faytonu tercih etmiyor. Daha önce Arap turistleri döven faytoncular Arap turistlerden gelen paradan da oldular. Faytoncuların kendilerini dövdüklerini kendi ülkelerinde haberleştiren turistler Adalar’a gelen turistleri faytoncular konusunda uyarıyorlar.

burgazada faytonÇiftli bisikletleri yasaklattılar

Büyükada’da çiftli bisikletler birkaç senedir yasak. Adanın simgesi olan çiftli bisikletler, sevgililer çiftli bisiklet keyfi yapamasınlar da birlikte yol kat etmek için faytona mecbur kalsın diye yasaklatıldı. Faytoncuların Adalar’da seçimler için büyük oy kapasitesi var ve bu sayede bazı uygulamaları değiştirtebiliyorlar.

Çiftli bisikletlerde hiç ölüm olmamasına rağmen ve faytonlarda binlerce at ve 10’a yakın insan ölümü olmuş olmasına rağmen Adalar belediyesi çiftli bisikletlerin ölümlere neden olabileceği nedeni ile yasaklamıştı. Çiftli bisikletle ilgili hiç ölüm olmazken Adalar’da her yıl faytoncuların öldürdüğü insanlar ve hayvanlar haber olmaya devam ediyor.

Sizler de faytonlara binmeyi reddederek ve çevrenizdeki insanları buna karşı bilinçlendirerek atlara zulümden gelen paranın azalmasını sağlayabilir ve faytoncuların taşlaşmış kalplerine merhametin ne olduğunu hatırlatabilirsiniz. Hayat paradan değerlidir.

Önümüzdeki günlerde İnfial’de fayton işkencesi ile ilgili bir belgesel yayınlanacaktır. Belgesel Türkçedir.

Basından faytoncu terörizmine dair bazı haberler:

 

Yılın albümünü hâlâ dinlemediyseniz geç kalmayın: Redd – Mükemmel Boşluk

1

Yıl sonu yapılacak değerlendirmelerde en iyi Türkçe müzik albümü listelerinin zirvesinin en güçlü adayı Redd’in son albümü olabilir. Sadece yılın değil tüm zamanların en iyi Türkçe rock albümleri arasına giren, çıtayı yükselten usta işi bir albüm Mükemmel Boşluk. Eğer hâlâ dinlemediyseniz Redd’in bu şahane albümünü dinleyin. Bu “Mükemmel Boşluk”un içinde süzülmek iyi gelecek.

Redd ile 2005’te piyasaya çıkan ilk albümleri “50/50” ile tanışmıştık. Geçen 11 yılda Redd hep standart üstü albümlere imza attı. İyi albümler yapmakla kalmadı, her albümde yeni şeyleri de cesurca denedi. Denerken sözünü de hiç sakınmadı; politik gündeme dair de, aşka, ilişkilere, cinselliğe dair de.

2012’de yayımlanan “Hayat Kaçık Bir Uykudur” ise, grubun başından beri değişmemiş kadrosunun son albümü idi. Redd o albümden sonra dağılma sürecinde girmişti. Grup artık yoluna artık üç kişi olarak devam ediyor.

Redd’in “Mükemmel Boşluk” albümü Mart ayında Pasaj Müzik etiketiyle çıkmıştı. Şu anda ekibi Doğan Duru, Güneş Duru ve Berke Özgümüş’ten oluşan Redd’in altıncı stüdyo albümü olan Mükemmel Boşluk, sadece 2016’nın değil şimdiden tüm zamanların en iyi Türkçe rock albümlerinden biri olarak gösteriliyor.

Albüme dair yapılan bu yorumlar ise kesinlikle bir abartıdan ibaret değil.

redd albumKusursuza yakın bir işlenmişlik

Gerçekten en ince detayına, sözüne ve notasına kadar düşünülmüş, ustalıkla kotarılmış, neredeyse kusursuza yakın bir albüm Mükemmel Boşluk. Grup resmi internet sitesinde Mükemmel Boşluk albümünü “Dışarıdaki dünyanın fenalıklarından uzak, kendi iç dünyalarımız sorgulayarak, kendi isteklerimiz doğrultusunda, daha etkin olabildiğimiz alanlar yaratarak değiştirebileceğiz belki de bu mevcut durumu. İçimizdeki dünyayı dinleyerek, derinlerdeki mükemmel boşluğa ulaşmak dışarıdaki kirliliği temizleyecek. Ve birimizin yarattığı içsel boşluklar diğerlerine eklenerek büyüyecek, genişleyerek dış dünyanın yükselen kötülük duvarlarını yıkacak sonunda” şeklinde tanımlamış.

Kederli ama agresif

Albümü dinleyince Redd’in bu yeni albümünün bir iç dünya sorgulama albümü olduğunu açıklıkla farkediyoruz.  Grup, albümde insanın içine ata ata biriktirdiği duyguları dışa vurmuş adeta. Nereye gittiği belli olmayan ama bir depresyonun kıyısında olduğunu sezen insanların yaptığı ve bu insanları anlatan bir albüm. Bunu yaparken alabildiğine kederli, hüzünlü olan ama bir yandan agresif, öfkeli bir Redd var karşımızda.

redd yeni albumAlbüm Redd’in en yoğun, duyguların en çıplak şekilde ortaya döküldüğü albümü belki de. Redd sözünü asla sakınmayan bir gruptur demiştik. Toplumsal ve siyasi konulara duyarlı da bir gruptur, “Vicdani Redd” gibi bir şarkı yapmış bir gruptan bahsediyoruz. Grup bu sefer ise tamamen kendi iç dünyasına eğilmiş. Albüm boyunca can kırıklarıyla dolu olduğu belli olan bir insanın içini döküşüne tanık oluyoruz. Öfkesini, sitemini, hüznünü, itiraflarını dinliyoruz.

Türkiye’nin standartlarının ötesinde bir sound yakalanmış

Albümün en fark yaratan yönü ise esasında sound’u. New wave, art-rock, post punk, synth-pop gibi akımlar alternatif rock ile ustaca harmanlanmış. Türkiye’nin standartlarının ötesinde bir sound yakalanmış. Elektronik altyapılar, gitar riff’leri, synthesizer’ın şarkılardaki etkisi, sentetik denebilecek davul tınıları. Hepsi daha önce denenmemiş bir birlikteliği oluşturmuş.

1

Albüm bir bütündür, şarkılar toplaması değil

Redd’in yeni albümün önemli özelliklerinden biri de Türkiye’de hep gözardı edilen bir şeyi başarmış olması. Albümün bir bütün olması, yani “albüm bütünlüğü”ne sahip olması. Bu albüm, bir şarkılar toplaması değil. Hadi albüme şu şarkıyı koyalım da albüm tamamlansın denmemiş. Evet, ayrı ayrı da dinlenince şarkıların hepsi iyi olsa da, albümün esas güzelliği ise bütünüyle dinlenince daha çok ortaya çıkıyor.

Albümün Türkçe rock müziği dünyasında şimdiden çok özel bir yere oturduğunu söyleyebiliriz. Çıtayı yükselten usta işi bir albüm “Mükemmel Boşluk”. Eğer hâlâ dinlemediyseniz Redd’in şahane albümünü dinleyin. Bu “Mükemmel Boşluk”un içinde süzülmek iyi gelecek.

Sağlıklı diş macunu evde kolaylıkla yapılabilir

Florür oldukça tartışmalı bir madde. Düşük dozlarda diş çürümelerini engellediği için önceleri serbestçe diş macunlarına, hatta bazı ülkelerde şebeke suyuna katılırken, son yıllarda zararları faydalarından daha çok tartışılıyor.

Çin, Avusturya, Almanya, Belçika, Finlandiya, Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda, Macaristan ve Japonya gibi bazı ülkelerde suya florür katılması yasak. Türkiye’de suya florür katılmazken pek çok ilimizin şebeke suyunda doğal olarak florür bulunuyor. Üstelik şebeke suyu tek florür kaynağı değil. Hazır meyve suyu ve gazlı içeceklerden tutun, bebek mamalarına kadar pek çok günlük kullanılan ürünlerde florür bulunuyor.

Florür kaynakları

Çoğu kişi florürsüz diş macunu kullanarak bu kimyasalın zararlı etkilerinden korunabileceğini düşünüyor. Ancak bazı illerimizde şebeke suyunda yüksek sayılabilecek miktarlarda florür bulunuyor. (Isparta, Ankara gibi illerimizde). Türkiye İçme Sularında Florürün Bölgesel Dağılımı çalışmaları sonucu Marmara Bölgesi’nin suları incelenmiş ve bazı ilçelerde florür değerlerinin tehlikeli seviyelere çıktığını saptamış. Örneğin Kırklareli merkez ilçede sudaki florür değerlerinin, Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenli bulduğu aralık olan 0,5 – 1.7 mg/lt’nin oldukça üzerinde olduğu saptanmış.

Ne yazık ki oturduğunuz bölgedeki suların düşük florürlü olması da yetmiyor. Çünkü tükettiğimiz pek çok hazır içecekte ve gıda da florür oldukça fazla ve gereksizce bulunuyor. hazır su tüketsek dahi yıkadığımız tabak çanaklarımızı bu florürlü sular ile yıkıyorsak yine bu florürden kötü olarak etkilenebiliyoruz.

Florür kaynağı olabilecek bazı ürün ve gıdalar şöyle:

Florürlü diş macunu, bebek maması, hazır çorba, tavuk bulyon, teflon tava veya tencerede pişmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır meyve suları, paketli veya işlenmiş gıdalar.

1. Biyobirikim

Biyobirikim, belirli bir kimyasalın vücutta birikme eğilimine verilen teknik isim. Florür, biyobirikimli kimyasalların arasında. Sağlıklı bir kişi, her gün aldığı florürün yüzde 50 – 60’ını idrar yoluyla vücudundan atıyor. Geri kalanıysa kemiklerde ve beyinde birikiyor. Bebek ve çocuklarsa aldıkları florürün sadece yüzde 20’sini vücuttan atabiliyor. Kemiklerde biriken florür miktarı hayat boyu artış gösteriyor.

2. Üreme sistemi

Laboratuvar hayvanlarında yapılan deneylerde, yüksek dozlarda florürün erkek üreme organlarına hasar verdiği ve kısırlığa yol açtığı tespit edilmiş. ABD’de yapılan bir araştırma, şebeke suyunda 3 mg/lt ve daha fazla florür bulunan yerlerde doğurganlık oranlarının düştüğünü belirlemiş. Bir başka araştırmaysa yine yüksek florürlü bölgelerde yaşayan erkeklerde ortalamanın altında testosteron hormonu tespit etmiş.

3. Beyin (merkezi sinir sistemi)

Florürün merkezi sinir sistemi için zararlı olduğunu belgeleyen onlarca araştırma var. Florürün beyinde biriktiğine, davranış değişikliklerine yol açabildiğine ve uzun vadede Alzheimer hastalığına yol açabildiğine dair bulgular var.

İçme suyunun florürlenmesini destekleyenler, bu çalışmalarda çok yüksek dozda florür kullanıldığını savunsalar da, florürün biyobirikimli olduğunu unutmamak gerekli.

4. Düşük IQ

Çin, İran, Hindistan ve Meksika’da yapılan 24 ayrı çalışmada, vücuttaki florür miktarıyla IQ arasında ters bağıntı olduğu ortaya konmuş. İçme suyundaki 1 mg/lt. florür artışının, 0,59 IQ puanı kaybına yol açtığı bulunmuş.

5. Erken ergenlik

Florürün merkezi sinir sistemi dışında da olumsuz etkileri var. Florür aynı zamanda pineal bezini olumsuz etkiliyor. Bu bez, pek çok başka işlevin yanı sıra, büyüme ve ergenlik süreçlerinden sorumlu. Yapılan araştırmalar (PDF), içme suyuna florür katılan bölgelerde kız çocukların, florür kullanılmayan bölgelere kıyasla 5 ay önce âdet gördüğünü ortaya koymuş.

6. Tiroid hormonları

Florürün tiroid bezini de olumsuz etkilediği bildiriliyor. Ukrayna’da yapılan bir çalışmada, 2,3 ml/lt düzeyinde florürün tiroit hormonunda azalmaya yol açtığı belirlenmiş. Hatta bu etki o kadar tutarlıymış ki, 20. yüzyıl ortalarında hipertiroidizmi (aşırı aktif tiroid bezi) olanlara florür tedavisi önerilmiş.

7. Romatizma belirtileri

Skeletal florozis, florürün kemiklerde birikmesiyle ortaya çıkan ve romatizma benzeri belirtilere yol açan bir rahatsızlık. İşin kötüsü, belirtileri romatizmayla karıştırılabildiğinden, erken safhada teşhis koyulması oldukça güç. Belirtiler ışığında doktorlar genellikle romatizmadan şüphelendikleri için, aslında son derece basit bir şekilde (florür alımını keserek) tedavi edilebilecek rahatsızlık, uzun yıllar tedavi edilmeyebiliyor.

8. Kemik erimesi

Florür, kemiklerde birikiyor. Florürün sağlık üzerindeki etkisini araştıran ilk çalışmalardan birine göre, içme suyuna florür katılan bölgelerdeki çocuk nüfusunda görülen kemik ve kemik bağlantılı rahatsızlıklarda iki kat artış kaydedilmiş. Benzer şekilde, Meksika’da yapılan bir araştırmada diş macunundaki florürle çocuk kemik kırılmaları arasında bağıntı olduğunu ortaya çıkarmış.

Biz de Gaialılar olarak size florürsüz güvenli diş macunu tarifleri yazmayı düşündük. Siz bunları yaparken hem çok eğlenecek hem de çok güzel bir gülüşe sahip olacaksınız.

misvakGaia’dan ağız ve diş bakımı için öneriler

  1. 1 çay bardağı suya bir bütün ayvanın çekirdeklerini atıp üzerini kapatın. 24 saatin sonunda jel bir sıvı oluşacaktır. Çekirdekleri süzdükten sonra içerisine 2 damla çam, karanfil veya limon esanslarından birini sıkın. Ardından 1/4 çay kaşığı tuz 1/4 çay kaşığı karbonat atıp iyice çözülene kadar karıştırın. Şimdi rahatlıkla dişlerinizi fırçalayabilirsiniz.
  2. Hiç diş macunu sürmeksizin dişlerinizi kuru bir şekilde yumuşak başlıkla fırçalayıp ardından iyice gargara yapabilirsiniz.
  3. Diş sağlığındaki en önemli temizleyici sudur. Her gün yeteri miktarda su tüketmeli ve her yemekten sonra mutlaka gargara yapmalısınız.
  4. Çilek mevsiminde çileği iyice ezip marmelat haline getirdikten sonra dişlerinize diş fırçası yardımı ile uygulayabilirsiniz. bu uygulama diş beyazlatıcı ve ağız kokusuna karşı da önleyicidir.
  5. 5 Damla gliserin 2 damla çam esansı 1 çay kaşığı kuru kil 1 çay kaşığı su ile karıştırarak çürüme karşıtı bir diş macunu hazırlayabilirsiniz.
  6. Tabii ki çok eski bir yöntem olan misvak diş fırçası yerine kullanılabilir.
  7. Dişlerinizi günde düzenli olarak fırçalasanız bile diş arasında kalan maddeleri temizlemek için ara yüz fırçası veya diş ipi kullanmayı unutmayınız.

Besinlerin ilk uğrak yeri olan ağzımız hastalıkların da ilk uğrak yeridir. Ağız ve diş sağlığına önem verip bakımlarımızı düzenli yaptığımız vakit böbrek, kalp damar, eklem hastalıklarına önlem alınırken bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz.

Sağlıklı ve özgür kalın…

Afganistan’da cinsiyetçi politikalara karşı savaşan bir kadın: Shukria Barakzai

16 Kasım 2014’te arabasının patlatılıp, patlama sesinin neredeyse bütün şehirde duyulduğu sırada Shukria Barakzai meclise gidiyordu. Patlama küçük bir kız dâhil üç kişiyi öldürmüş, birçok kişiyi de yaralamıştı. Kazadan sağ kurtulan Barakzai, o günden sonra başkalarına yardım etmeye karar verdi.

Sırf feminist bir milletvekili istemedikleri için Barakzai’ye düzenlenen terör olayı bununla sınırlı kalmıyor. Sokakta yürürken saldıranlar, Taliban saldırısı sonucu düşük yapması ve daha nicesi. Bunların hiçbirisi de Barakzai’yi susturmadı hatta Afganistan politikasının yeniden şekillenmesi için daha fazla savaşmaya başladı.

Shukria Barakzai 2Biliyoruz ki Afganistan şu an dünyada kadın olmanın en zorlayıcı olduğu ülkelerden biri. Kadınların neredeyse yüzde 85’i okuma-yazma bilmiyor, yüzde 50’sinden fazlası 12 yaşına ulaştıklarında evlendiriliyor. Birçok aile kızlarını tecavüzden korumak ve maddi durumları için (!) anlaşmalı evliliklere zorluyor. Kadının hukuk karşısında pek fazla hakkı olmadığı için boşanma vakaları da yok denecek kadar az.

Barakzai hayatı boyunca hep savaşmış, kadınların hukuk önünde eşit haklara sahip olmaları için uğraşmış. Kızlar cinsiyetçi sisteme karşı çıkabilsin diye onlar için eğitim veren ve göz önünde olmayan “yeraltı” okulu başlatmış. Hatta kızlar, okula giderken belli olmasın diye eşyalarını türbanlarının içine saklıyormuş.

2005 yılındaki meclis seçimlerinde hâlâ kadınların katılmasına izin verildiği zamanlarda milyon dolarlar harcamasına rağmen yaptığı adalet konuşması sayesinde kendi kocasından daha fazla oy almıştı. Kampanyasındaki en önemli sözlerden biri kadın düşmanlığının gözle görülen uygulaması olan çok eşliliği yasa dışı etmekti. Kendi kocası ve en yakın arkadaşı ikinci eş “alıp”, ondan saklarken Barakzai bu sözü için uğraşıyordu.

Patlamadan sonra Barakzai hastaneden canlı yayın yapıp, terör olaylarının onu susturamayacağını ve vazgeçmeyeceğini söyledi. Duyurudan neredeyse 48 saat sonra tekrar işe döndü.

Shukria Barakzai 12015 Haziran’ında Barakzai Norveç’te Taliban temsilcileri ile bütün Afganların eşit haklara sahip olması üzerine bir anlaşmaya varmak için buluştu. Görüşmeyi şöyle anlatıyor: Kendime buna hazır olup olmadığımı sordum. İçimde çok büyük bir öfke vardı. Onlar (Taliban) yüzünden iki çocuğumu kaybettim. Onlar yüzünden devlet bölünüyordu.”

Ayrıca Taliban kadınlarla çok nadir anlaşma yaptığından Barakzai’nin kendisini zorlayıp gittiği görüşme tarihe geçti.

Barakzai, sistemindeki çatlakların düzeltilmesine ihtiyaç duyan ülkesindeki sosyal ve politik formları içten ve dıştan değiştiriyor. Değişimin kalıcı olması için de dışarıdan birinin değil, ülke içinden Barakzai gibi birinin bu değişime öncü olması gerekiyordu.

Shukria Barakzai 3Kaynak: The Plaid Zebra 

Yalçın Abi ve ruhu iyileştiren masal bahçesi: “Gelişine hayat”

0

Tam da başlıktaki gibi, ona sorular sorunca “Gelişine göre yaşıyoruz hayatı” diyor. Mütevazı, şirin ve binbir çeşit bitki arasında kendine yer edinmiş, yaşıyor Yalçın abi.

Kaş yeni marinaya doğru yol alırken “Hava sıcak, ağaç altı var hatta mutfak bile var. Gelip keyfinize bakın” diye seslenip selamlıyor sokaktan gelen geçenleri. Bir soluk yanına doğru ilerleyince Likya Garden adlı tabela altında toplanmış binlerce çeşit bitki ile buluşuyoruz. Bahçeye girdiğinizde bir masal dünyasında yolculuk yapıyor gibisiniz. Yalçın abi bundan 5 sene evvel İstanbul’un metropolünden kendini bu rüya bahçeye atmış.

Bahçedeki her şey ikinci el. Kimisini çöpten toplamış, kimisini yolda bulmuş ve tüm bu parçaları birleştirerek her birine yeni bir anlam vermiş. Yalçın abi, yeniden canlandırmış her birini. Binlerce çeşit bitkinin arasında yolculuk yaparken, bir yandan tatlı muhabbeti ile ortama alışmanızı sağlıyor.

Bahçenin orta yerinde, atık kaptan köşkünden, kendine mini bir mutfak-bar yapmış. Burada o nefis bitkilerinden karışım şifayen bitki çaylarını yapıp sunuyor size. Siz bar önünde bulunan masalarda oturup çayınızı yudumlarken güzel müzikler eşlik ediyor tadınıza. Kafanızı kaldırıp yukarı doğru baktığınızda ise eski tülbentlerin güneşle dans ettiğini göreceksiniz. Çünkü bunlardan güneşlik yapmış kendine.

“Toprağı karıştırmayı seven herkese kapımız açık”

3 kattan oluşan bahçenin üst katlarına ise çadır atıp konaklayabilirsiniz. Gece rüzgârın hafif esintisi ile onlarca güzel koku eşliğinde uykuya dalabilirsiniz. Sabah uyandığınızda ise toprağı eşeleyebilir, bilmediğiniz bitkilerin ne olduklarını öğrenebilirsiniz.

Bahçe bakımında tüm faaliyetleri anlayabilir, kendinizi doğanın içine bırakabilirsiniz. Aloe Vera bitkisinin tüm iyileştirici yönünü keşfedebilir, terrariumun nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz.

Toprağı karıştırmayı seven herkese kapımız açık” diyor Yalçın abi.

yalcin abi 1yalcin abi 2yalcin abi 3yalcin abi 4yalcin abi 5yalcin abi 6yalcin abi 7yalcin abi 8yalcin abi 9yalcin abi 10yalcin abi 11yalcin abi 13yalcin abi 14

Kıyamet Koparken; İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey

2

Derrick Jensen‘in yazıp Stephanie McMillan‘ın çizdiği, Kaos Yayınları tarafından İnan Mayıs Aru çevirisiyle Türkçeye çevrilen “Kıyamet Koparken; İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey” çalışması okuru düşündürecek, en yakınındaki ile konuyu ele almaya sürükleyecek.

Sürdürülebilir yaşam deyince aklımıza neler geliyor? Bu kavram, sanırım bir şehirli için daha anlamlı. Köyde yaşayan anneannemi düşünüyorum… Toprağını ekip biçtiği, aşırı tüketim yapmadığı, plastik atığı çok fazla olmadığı için böyle bir kavram, onun kelimelerinde yer etmiyor. Şehirde yaşayan bizler ise sürdürülebilir yaşam kavramına önem veriyoruz. Çünkü dünyanın yok olma eşiğinde olduğunu, içinde yaşadığımız ölen şehirler aracılığı ile de çok net görebiliyoruz. Bir şey yapma ihtiyacı duyarız genelde. Bunun için öneriler okuyup, geliştiririz. Geri dönüşüm, az yakan ampuller, imza kampanyaları, suyu tasarruflu kullanma gibi gibi. Jensen ve McMillan işte tam da bu noktada, bu çalışma ile bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Basit çözümlerin dünyayı kurtarmayacağına işaret ediyorlar.

Fazla kullandığımız su ile Afrika’daki insanların susuz kaldığını sanıyoruz. Ya da değiştirdiğimiz ampullerle gerçekleştirdiğimiz enerji tasarrufu ile dünyanın geleceğini kurtaracağımızı… Böyle düşünmemizi istiyorlar. Vicdanlarımızı ele geçirmişler adeta. Oysa Afrika’daki insanların temiz suya ulaşamamalarının nedeni, doğadaki su kaynaklarının artık azalması değil, suyun aç gözlü şirketlerce yönetilmesidir. Bizler bu “aç gözlülere” karşı mücadele etmezsek yapacağımız bireysel adımlar vicdan mastürbasyonundan öteye gitmeyecektir.

Elbette tutarlı bir insan olmak adına bireysel değişim ve çaba çok kıymetlidir ama aynı zamanda kendimizi “moda” akımına takılmış bir doğasever kisvesinden çıkartıp, bu dünyanın geleceği için anti-kapitalist bir mücadele içine de girebilmeliyiz. Mücadele yöntemleri tartışılabilir ama şunu da bilmek gerekir ki bireysel adımlarımız dünyayı kurtarmayacak ne yazık ki. Kurtuluşun ise yabanda olduğunu anlamak gerek. Doğa ile bağlarımızı kopardığımız her dakika yok oluşa bir adım daha yaklaşıyoruz.

İşte, Amerika’nın yetenekli iki aktivisti Jensen ve McMillan’ın hazırladıkları bu çizgi romanda, modern çevre politikaları, hiciv sanatı ile cesur bir şekilde ele alınıyor. Amerikan hükûmeti, altın tuğlalar için dünyanın yenmesini başka gezegenlerden gelen robotlara izin verirken, iki küçük kadın da dünyanın hem bu robot düşmanlardan hem de dünya düşmanlarından nasıl kurtarabileceklerini anlamaya çalışıyorlar. Tek gözlü tavşan da hayvan testi laboratuvarındaki tüm dostlarını kurtarıyor.

Elinizden düşürmeden, bir çırpıda okuyacağınız bu çizgi roman keskin eleştirileri ile ara ara sizi dehşete düşürse de içinizdeki mücadele gücünü de uyandıracak. Kesinlikle herkesin, özellikle genç yaştaki çocukların okuması gereken önemli bir çalışma.

kiyamet-koparken-kitap-2Canlıların çağrısı var…

“Ormanları yok etmeye son verin.
Nehirlerin üstündeki barajları kaldırın.
Durmadan alacağınıza aldıklarını iade edin.
Havayı zehirleyen şeyleri yakmaya son verin.
Sularımızı zehirlemeye son verin. Suyumuza endüstriyel atık boşaltan fabrikaları işletmeye son verin.
Suyumuza motor yağı dökmeye son verin.
Suyumuzu ilaçlarınız ve kimyasal temizlik malzemelerinizle kirletmeye son verin.
Motor yağı, ilaçlar ve kimyasal temizlik malzemeleri üretmeye son verin.
Bizi alıp satmaya son verin.
Üzerimizde kozmetik ürünlerinizi deneyin diye gelmedik dünyaya.
Beyinlerinizin yıkanmasına son verin.
Toprağın altında kalması gerekenleri yüzeye çıkarmayı bırakın.
okyanustaki lanet plastik çöplerinizi toplayın.
Askeriyeden toptan kurtulun.
Topraklarımızı çalmaya son verin.

Hepiniz bunu yapmalısınız, hemen şimdi yapmalısın.
Tüm kalbinizle mücadele edin.
Ne gerekiyorsa yapın.”

sf. 153-158