Ana Sayfa Blog Sayfa 416

Doğayla sanat iç içe: Regent’s Park Açık Hava Tiyatrosu

2

Londra şüphesiz ki birbirinden güzel tiyatro binalarıyla gönlümüzü fethetmiş durumda. Ancak bunların arasında özellikle bir tanesi var ki oyun izlerken aynı zamanda açık havanın ve doğanın da tadını çıkarabiliyorsunuz. Londra’daki açık hava tiyatrolarının en büyüklerinden biri olan Regent’s Park Açık Hava Tiyatrosu, 1250 koltuk kapasitesine sahip ve her akşam seyircilerine benzersiz bir deneyim sunuyor.

Elbette tiyatro her yerde tiyatrodur ve güzeldir lakin atmosferin de göz ardı edilemeyecek bir unsur olduğunu kabul etmek durumundayız. Gönül rahatlığıyla, dört duvar arasına sıkışmış sahnelerden ve şehrin bunaltıcılığından kaçıp nefes almak isteyen tiyatro izleyicisi için kesinlikle yaşanması gereken bir tecrübe diyebiliriz Regent’s Park Tiyatrosu için. O güzelim performansları bir piknik havasında, yıldızların altında çimenlerde otururken izlediğinizi ve bir yandan da şarabınızı yudumladığınızı bir hayal edin!

Regent's Park Open Air Theatre. Photo by David Jensen_Her yıl yaklaşık olarak 140 bin seyirciyi ağırlayan tiyatronun aynı zamanda köklü bir geçmişi de var. 1932 yılında Robert Atkins ve Sydney Carroll’ın 12. Gece’nin siyah-beyaz bir prodüksiyonunu sunmalarıyla başlayan tarihi, 1934’te George Bernard Shaw’ın tiyatro için bir oyun yazmasıyla devam ediyor.

1939 senesinde İngiltere’de Regent’s Park Açık Hava Tiyatrosu ve Windmill Tiyatrosu dışında savaş boyunca İngiltere’de açık kalan başka tiyatro yoktu. 1974 senesinde günümüzdeki yenilenmiş amfi tiyatro tipindeki oditoryum ve ek alanların inşasıyla yoluna devam eden tiyatro, 1983’te ilk müzikali Bashville’i sahneye koydu. 2012’de sekseninci yıl dönümünü Londra Olimpiyatları’yla birlikte kutlayan tiyatro, kuruluşundan bu yana bünyesine kattığı birbirinden yetenekli tiyatrocu ve yönetmenlerle günümüze kadar varlığını sürdürebilmeyi başardı. Son olarak geçen yıl, yaşayan tarih niteliğindeki tiyatronun geçmişini paylaşmak amacıyla bir dijital arşiv yayınladılar.

acik hava tiyatroHava koşulu ne olursa olsun mümkün olduğu kadar oyunu tamamlamaya çalışan bu tiyatroya, seyircilerin elbette yağmura ve güneşe karşı tedbirli olarak gitmesi gerekiyor. Son ana kadar hava koşulu netleşemeyebileceği için ilan edilen saatten önce asla oyun iptal edilmiyor ve tiyatro ekibi mümkün olduğunca oyunu sonuna kadar sürdürmeye çalışıyor.

Londra’ya yolunuz düşerse burada bir oyun seyretmeden geri dönmeyin ve doğayla sanatın tadını doyasıya çıkarın derim!

Daha fazla bilgi için tiyatronun internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Adalar’daki fayton terörizmine kim dur diyecek?

3

Adalar’da fayton terörizmi son sürat.

Adalar tüm Türkiye’nin tepkisine rağmen hâlâ fayton işkencesinin önüne geçecek bir uygulamaya başlamadı. Bunun belediye açısından en büyük nedeni faytonların kaderi hakkında karar alma yetkisinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olması. İnsanların bir kısmı sırf kendini taşıtıp keyif yapmak için atları köle olarak kullanmayı, onları kırbaçlamayı, günde 18 saat çalıştırmayı, hamile atların da çalıştırılarak yavrularını yollarda doğurmasını normal karşılıyorlar. Size anlatacaklarım var. Tabii sizler o kötü yürekli ve bencil insanlardan değilseniz…

Her yıl ortalama 400 at fayton terörizminin kurbanı oluyor!

Her yıl ortalama 400 at fayton mafyasının bitmek tükenmek bilmeyen para hırsı ve caniliği yüzünden canından oluyor. Doğduklarından beri eğitim adı altındaki işkenceye ve insan, araba, yük taşıma zulmüne maruz kalan dilsiz hayvanlara her gün her saat faytoncular tarafından zulüm ediliyor.

Yılda 400 at! Yani faytoncuların para hırsı için her yıl 400 tane yaşamak isteyen can katlediliyor.

Faytonculara defalarca alternatifler sunuldu. Mesela elektrikli/akülü faytonlar var. Bunlar doğa dostu. Üstelik sessizler. Fakat faytoncuların sistemi öyle oturmuş ki en ufak para kaybındansa atların canını kaybetmesini yeğliyorlar.

Ada halkı faytonculardan bıkmış

Adalılar faytoncuların kabalıklarından ve kibirliliklerinden öyle bıkmışlar ki halkın yüzde 95’ i faytoncularla muhatap olmamak için akülü motosiklet ve araçlara geçmişler. Halk medeniyet olarak faytoncuların ilerisinde ve atlara işkence etmek yerine elektrikli araçlar kullanıyor.

Geçtiğimiz yıllara kadar faytoncular, fayton karşıtı kampanyanın Adalar’ı imara açmak için yapılan bir oyun olduğu yalanını yayarak Ada halkının desteğini arkalarına alıyordu. Oysa sahile yapılan yapılar faytonlar olsa da olmasa da imara açılabildiğini göstermiş ve bunun sonucunda faytoncuların “Fayton karşıtı eylemciler IBB’nin adamı, faytonları iptal ettirip buraya otomobil sokmaya çalışıyorlar, otomobil olunca da Kartal’dan buraya yol yapacaklar ve Ada’yı mahvedecekler” şeklindeki yalanları da boşa çıkmış oldu.

adalar fayton zulmuBunun dışında fayton karşıtı gösterilerin ve kampanyaların çevreci, ekolojist, şehirleşmeye ve betonlaşmaya karşı olan kimseler tarafından örgütlendiğini ve sürekli işkence ve zulüm altında olan atların çığlığı olmaktan başka bir amaç taşımadığını da artık gördüler. Ada halkı saygısız, herkese küfür edip sokaklardaki insanlara ve turistlere nasıl davranması gerektiğini söyleyen ve istediklerini yol ortasında tekme tokat döven bu mafyatik kimselerden bıkmış durumda. Artık bir faytoncu, akülü aracı ile giden bir Ada’lıya “Çekil ulan yoldan” diye bağırdığında halktan “Terbiyeni takın zorba herif” gibi cevaplar alıyor.

Fayton hem atları hem insanları öldürüyor

Her yıl Adalar’da olan kazalarda insanlar ve atlar ölüyor. Geçtiğimiz aylarda 16 yaşında ve sarhoş bir faytoncu, bir kadını ezerek hastaneye kaldırılmasına neden oldu. 2013, 2014 yıllarında ölümler oldu. Bu ölenlerden bazıları turist olduğu için kendi ülkelerinde haber yayıldı. Bunun üzerine gelen turistler faytonlardan ve faytonculardan uzak durmaya başladı.

Adalar’a gelen Arap kökenli turistler de faytonu tercih etmiyor. Daha önce Arap turistleri döven faytoncular Arap turistlerden gelen paradan da oldular. Faytoncuların kendilerini dövdüklerini kendi ülkelerinde haberleştiren turistler Adalar’a gelen turistleri faytoncular konusunda uyarıyorlar.

burgazada faytonÇiftli bisikletleri yasaklattılar

Büyükada’da çiftli bisikletler birkaç senedir yasak. Adanın simgesi olan çiftli bisikletler, sevgililer çiftli bisiklet keyfi yapamasınlar da birlikte yol kat etmek için faytona mecbur kalsın diye yasaklatıldı. Faytoncuların Adalar’da seçimler için büyük oy kapasitesi var ve bu sayede bazı uygulamaları değiştirtebiliyorlar.

Çiftli bisikletlerde hiç ölüm olmamasına rağmen ve faytonlarda binlerce at ve 10’a yakın insan ölümü olmuş olmasına rağmen Adalar belediyesi çiftli bisikletlerin ölümlere neden olabileceği nedeni ile yasaklamıştı. Çiftli bisikletle ilgili hiç ölüm olmazken Adalar’da her yıl faytoncuların öldürdüğü insanlar ve hayvanlar haber olmaya devam ediyor.

Sizler de faytonlara binmeyi reddederek ve çevrenizdeki insanları buna karşı bilinçlendirerek atlara zulümden gelen paranın azalmasını sağlayabilir ve faytoncuların taşlaşmış kalplerine merhametin ne olduğunu hatırlatabilirsiniz. Hayat paradan değerlidir.

Önümüzdeki günlerde İnfial’de fayton işkencesi ile ilgili bir belgesel yayınlanacaktır. Belgesel Türkçedir.

Basından faytoncu terörizmine dair bazı haberler:

 

Yılın albümünü hâlâ dinlemediyseniz geç kalmayın: Redd – Mükemmel Boşluk

1

Yıl sonu yapılacak değerlendirmelerde en iyi Türkçe müzik albümü listelerinin zirvesinin en güçlü adayı Redd’in son albümü olabilir. Sadece yılın değil tüm zamanların en iyi Türkçe rock albümleri arasına giren, çıtayı yükselten usta işi bir albüm Mükemmel Boşluk. Eğer hâlâ dinlemediyseniz Redd’in bu şahane albümünü dinleyin. Bu “Mükemmel Boşluk”un içinde süzülmek iyi gelecek.

Redd ile 2005’te piyasaya çıkan ilk albümleri “50/50” ile tanışmıştık. Geçen 11 yılda Redd hep standart üstü albümlere imza attı. İyi albümler yapmakla kalmadı, her albümde yeni şeyleri de cesurca denedi. Denerken sözünü de hiç sakınmadı; politik gündeme dair de, aşka, ilişkilere, cinselliğe dair de.

2012’de yayımlanan “Hayat Kaçık Bir Uykudur” ise, grubun başından beri değişmemiş kadrosunun son albümü idi. Redd o albümden sonra dağılma sürecinde girmişti. Grup artık yoluna artık üç kişi olarak devam ediyor.

Redd’in “Mükemmel Boşluk” albümü Mart ayında Pasaj Müzik etiketiyle çıkmıştı. Şu anda ekibi Doğan Duru, Güneş Duru ve Berke Özgümüş’ten oluşan Redd’in altıncı stüdyo albümü olan Mükemmel Boşluk, sadece 2016’nın değil şimdiden tüm zamanların en iyi Türkçe rock albümlerinden biri olarak gösteriliyor.

Albüme dair yapılan bu yorumlar ise kesinlikle bir abartıdan ibaret değil.

redd albumKusursuza yakın bir işlenmişlik

Gerçekten en ince detayına, sözüne ve notasına kadar düşünülmüş, ustalıkla kotarılmış, neredeyse kusursuza yakın bir albüm Mükemmel Boşluk. Grup resmi internet sitesinde Mükemmel Boşluk albümünü “Dışarıdaki dünyanın fenalıklarından uzak, kendi iç dünyalarımız sorgulayarak, kendi isteklerimiz doğrultusunda, daha etkin olabildiğimiz alanlar yaratarak değiştirebileceğiz belki de bu mevcut durumu. İçimizdeki dünyayı dinleyerek, derinlerdeki mükemmel boşluğa ulaşmak dışarıdaki kirliliği temizleyecek. Ve birimizin yarattığı içsel boşluklar diğerlerine eklenerek büyüyecek, genişleyerek dış dünyanın yükselen kötülük duvarlarını yıkacak sonunda” şeklinde tanımlamış.

Kederli ama agresif

Albümü dinleyince Redd’in bu yeni albümünün bir iç dünya sorgulama albümü olduğunu açıklıkla farkediyoruz.  Grup, albümde insanın içine ata ata biriktirdiği duyguları dışa vurmuş adeta. Nereye gittiği belli olmayan ama bir depresyonun kıyısında olduğunu sezen insanların yaptığı ve bu insanları anlatan bir albüm. Bunu yaparken alabildiğine kederli, hüzünlü olan ama bir yandan agresif, öfkeli bir Redd var karşımızda.

redd yeni albumAlbüm Redd’in en yoğun, duyguların en çıplak şekilde ortaya döküldüğü albümü belki de. Redd sözünü asla sakınmayan bir gruptur demiştik. Toplumsal ve siyasi konulara duyarlı da bir gruptur, “Vicdani Redd” gibi bir şarkı yapmış bir gruptan bahsediyoruz. Grup bu sefer ise tamamen kendi iç dünyasına eğilmiş. Albüm boyunca can kırıklarıyla dolu olduğu belli olan bir insanın içini döküşüne tanık oluyoruz. Öfkesini, sitemini, hüznünü, itiraflarını dinliyoruz.

Türkiye’nin standartlarının ötesinde bir sound yakalanmış

Albümün en fark yaratan yönü ise esasında sound’u. New wave, art-rock, post punk, synth-pop gibi akımlar alternatif rock ile ustaca harmanlanmış. Türkiye’nin standartlarının ötesinde bir sound yakalanmış. Elektronik altyapılar, gitar riff’leri, synthesizer’ın şarkılardaki etkisi, sentetik denebilecek davul tınıları. Hepsi daha önce denenmemiş bir birlikteliği oluşturmuş.

1

Albüm bir bütündür, şarkılar toplaması değil

Redd’in yeni albümün önemli özelliklerinden biri de Türkiye’de hep gözardı edilen bir şeyi başarmış olması. Albümün bir bütün olması, yani “albüm bütünlüğü”ne sahip olması. Bu albüm, bir şarkılar toplaması değil. Hadi albüme şu şarkıyı koyalım da albüm tamamlansın denmemiş. Evet, ayrı ayrı da dinlenince şarkıların hepsi iyi olsa da, albümün esas güzelliği ise bütünüyle dinlenince daha çok ortaya çıkıyor.

Albümün Türkçe rock müziği dünyasında şimdiden çok özel bir yere oturduğunu söyleyebiliriz. Çıtayı yükselten usta işi bir albüm “Mükemmel Boşluk”. Eğer hâlâ dinlemediyseniz Redd’in şahane albümünü dinleyin. Bu “Mükemmel Boşluk”un içinde süzülmek iyi gelecek.

Sağlıklı diş macunu evde kolaylıkla yapılabilir

Florür oldukça tartışmalı bir madde. Düşük dozlarda diş çürümelerini engellediği için önceleri serbestçe diş macunlarına, hatta bazı ülkelerde şebeke suyuna katılırken, son yıllarda zararları faydalarından daha çok tartışılıyor.

Çin, Avusturya, Almanya, Belçika, Finlandiya, Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda, Macaristan ve Japonya gibi bazı ülkelerde suya florür katılması yasak. Türkiye’de suya florür katılmazken pek çok ilimizin şebeke suyunda doğal olarak florür bulunuyor. Üstelik şebeke suyu tek florür kaynağı değil. Hazır meyve suyu ve gazlı içeceklerden tutun, bebek mamalarına kadar pek çok günlük kullanılan ürünlerde florür bulunuyor.

Florür kaynakları

Çoğu kişi florürsüz diş macunu kullanarak bu kimyasalın zararlı etkilerinden korunabileceğini düşünüyor. Ancak bazı illerimizde şebeke suyunda yüksek sayılabilecek miktarlarda florür bulunuyor. (Isparta, Ankara gibi illerimizde). Türkiye İçme Sularında Florürün Bölgesel Dağılımı çalışmaları sonucu Marmara Bölgesi’nin suları incelenmiş ve bazı ilçelerde florür değerlerinin tehlikeli seviyelere çıktığını saptamış. Örneğin Kırklareli merkez ilçede sudaki florür değerlerinin, Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenli bulduğu aralık olan 0,5 – 1.7 mg/lt’nin oldukça üzerinde olduğu saptanmış.

Ne yazık ki oturduğunuz bölgedeki suların düşük florürlü olması da yetmiyor. Çünkü tükettiğimiz pek çok hazır içecekte ve gıda da florür oldukça fazla ve gereksizce bulunuyor. hazır su tüketsek dahi yıkadığımız tabak çanaklarımızı bu florürlü sular ile yıkıyorsak yine bu florürden kötü olarak etkilenebiliyoruz.

Florür kaynağı olabilecek bazı ürün ve gıdalar şöyle:

Florürlü diş macunu, bebek maması, hazır çorba, tavuk bulyon, teflon tava veya tencerede pişmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır meyve suları, paketli veya işlenmiş gıdalar.

1. Biyobirikim

Biyobirikim, belirli bir kimyasalın vücutta birikme eğilimine verilen teknik isim. Florür, biyobirikimli kimyasalların arasında. Sağlıklı bir kişi, her gün aldığı florürün yüzde 50 – 60’ını idrar yoluyla vücudundan atıyor. Geri kalanıysa kemiklerde ve beyinde birikiyor. Bebek ve çocuklarsa aldıkları florürün sadece yüzde 20’sini vücuttan atabiliyor. Kemiklerde biriken florür miktarı hayat boyu artış gösteriyor.

2. Üreme sistemi

Laboratuvar hayvanlarında yapılan deneylerde, yüksek dozlarda florürün erkek üreme organlarına hasar verdiği ve kısırlığa yol açtığı tespit edilmiş. ABD’de yapılan bir araştırma, şebeke suyunda 3 mg/lt ve daha fazla florür bulunan yerlerde doğurganlık oranlarının düştüğünü belirlemiş. Bir başka araştırmaysa yine yüksek florürlü bölgelerde yaşayan erkeklerde ortalamanın altında testosteron hormonu tespit etmiş.

3. Beyin (merkezi sinir sistemi)

Florürün merkezi sinir sistemi için zararlı olduğunu belgeleyen onlarca araştırma var. Florürün beyinde biriktiğine, davranış değişikliklerine yol açabildiğine ve uzun vadede Alzheimer hastalığına yol açabildiğine dair bulgular var.

İçme suyunun florürlenmesini destekleyenler, bu çalışmalarda çok yüksek dozda florür kullanıldığını savunsalar da, florürün biyobirikimli olduğunu unutmamak gerekli.

4. Düşük IQ

Çin, İran, Hindistan ve Meksika’da yapılan 24 ayrı çalışmada, vücuttaki florür miktarıyla IQ arasında ters bağıntı olduğu ortaya konmuş. İçme suyundaki 1 mg/lt. florür artışının, 0,59 IQ puanı kaybına yol açtığı bulunmuş.

5. Erken ergenlik

Florürün merkezi sinir sistemi dışında da olumsuz etkileri var. Florür aynı zamanda pineal bezini olumsuz etkiliyor. Bu bez, pek çok başka işlevin yanı sıra, büyüme ve ergenlik süreçlerinden sorumlu. Yapılan araştırmalar (PDF), içme suyuna florür katılan bölgelerde kız çocukların, florür kullanılmayan bölgelere kıyasla 5 ay önce âdet gördüğünü ortaya koymuş.

6. Tiroid hormonları

Florürün tiroid bezini de olumsuz etkilediği bildiriliyor. Ukrayna’da yapılan bir çalışmada, 2,3 ml/lt düzeyinde florürün tiroit hormonunda azalmaya yol açtığı belirlenmiş. Hatta bu etki o kadar tutarlıymış ki, 20. yüzyıl ortalarında hipertiroidizmi (aşırı aktif tiroid bezi) olanlara florür tedavisi önerilmiş.

7. Romatizma belirtileri

Skeletal florozis, florürün kemiklerde birikmesiyle ortaya çıkan ve romatizma benzeri belirtilere yol açan bir rahatsızlık. İşin kötüsü, belirtileri romatizmayla karıştırılabildiğinden, erken safhada teşhis koyulması oldukça güç. Belirtiler ışığında doktorlar genellikle romatizmadan şüphelendikleri için, aslında son derece basit bir şekilde (florür alımını keserek) tedavi edilebilecek rahatsızlık, uzun yıllar tedavi edilmeyebiliyor.

8. Kemik erimesi

Florür, kemiklerde birikiyor. Florürün sağlık üzerindeki etkisini araştıran ilk çalışmalardan birine göre, içme suyuna florür katılan bölgelerdeki çocuk nüfusunda görülen kemik ve kemik bağlantılı rahatsızlıklarda iki kat artış kaydedilmiş. Benzer şekilde, Meksika’da yapılan bir araştırmada diş macunundaki florürle çocuk kemik kırılmaları arasında bağıntı olduğunu ortaya çıkarmış.

Biz de Gaialılar olarak size florürsüz güvenli diş macunu tarifleri yazmayı düşündük. Siz bunları yaparken hem çok eğlenecek hem de çok güzel bir gülüşe sahip olacaksınız.

misvakGaia’dan ağız ve diş bakımı için öneriler

  1. 1 çay bardağı suya bir bütün ayvanın çekirdeklerini atıp üzerini kapatın. 24 saatin sonunda jel bir sıvı oluşacaktır. Çekirdekleri süzdükten sonra içerisine 2 damla çam, karanfil veya limon esanslarından birini sıkın. Ardından 1/4 çay kaşığı tuz 1/4 çay kaşığı karbonat atıp iyice çözülene kadar karıştırın. Şimdi rahatlıkla dişlerinizi fırçalayabilirsiniz.
  2. Hiç diş macunu sürmeksizin dişlerinizi kuru bir şekilde yumuşak başlıkla fırçalayıp ardından iyice gargara yapabilirsiniz.
  3. Diş sağlığındaki en önemli temizleyici sudur. Her gün yeteri miktarda su tüketmeli ve her yemekten sonra mutlaka gargara yapmalısınız.
  4. Çilek mevsiminde çileği iyice ezip marmelat haline getirdikten sonra dişlerinize diş fırçası yardımı ile uygulayabilirsiniz. bu uygulama diş beyazlatıcı ve ağız kokusuna karşı da önleyicidir.
  5. 5 Damla gliserin 2 damla çam esansı 1 çay kaşığı kuru kil 1 çay kaşığı su ile karıştırarak çürüme karşıtı bir diş macunu hazırlayabilirsiniz.
  6. Tabii ki çok eski bir yöntem olan misvak diş fırçası yerine kullanılabilir.
  7. Dişlerinizi günde düzenli olarak fırçalasanız bile diş arasında kalan maddeleri temizlemek için ara yüz fırçası veya diş ipi kullanmayı unutmayınız.

Besinlerin ilk uğrak yeri olan ağzımız hastalıkların da ilk uğrak yeridir. Ağız ve diş sağlığına önem verip bakımlarımızı düzenli yaptığımız vakit böbrek, kalp damar, eklem hastalıklarına önlem alınırken bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz.

Sağlıklı ve özgür kalın…

Afganistan’da cinsiyetçi politikalara karşı savaşan bir kadın: Shukria Barakzai

16 Kasım 2014’te arabasının patlatılıp, patlama sesinin neredeyse bütün şehirde duyulduğu sırada Shukria Barakzai meclise gidiyordu. Patlama küçük bir kız dâhil üç kişiyi öldürmüş, birçok kişiyi de yaralamıştı. Kazadan sağ kurtulan Barakzai, o günden sonra başkalarına yardım etmeye karar verdi.

Sırf feminist bir milletvekili istemedikleri için Barakzai’ye düzenlenen terör olayı bununla sınırlı kalmıyor. Sokakta yürürken saldıranlar, Taliban saldırısı sonucu düşük yapması ve daha nicesi. Bunların hiçbirisi de Barakzai’yi susturmadı hatta Afganistan politikasının yeniden şekillenmesi için daha fazla savaşmaya başladı.

Shukria Barakzai 2Biliyoruz ki Afganistan şu an dünyada kadın olmanın en zorlayıcı olduğu ülkelerden biri. Kadınların neredeyse yüzde 85’i okuma-yazma bilmiyor, yüzde 50’sinden fazlası 12 yaşına ulaştıklarında evlendiriliyor. Birçok aile kızlarını tecavüzden korumak ve maddi durumları için (!) anlaşmalı evliliklere zorluyor. Kadının hukuk karşısında pek fazla hakkı olmadığı için boşanma vakaları da yok denecek kadar az.

Barakzai hayatı boyunca hep savaşmış, kadınların hukuk önünde eşit haklara sahip olmaları için uğraşmış. Kızlar cinsiyetçi sisteme karşı çıkabilsin diye onlar için eğitim veren ve göz önünde olmayan “yeraltı” okulu başlatmış. Hatta kızlar, okula giderken belli olmasın diye eşyalarını türbanlarının içine saklıyormuş.

2005 yılındaki meclis seçimlerinde hâlâ kadınların katılmasına izin verildiği zamanlarda milyon dolarlar harcamasına rağmen yaptığı adalet konuşması sayesinde kendi kocasından daha fazla oy almıştı. Kampanyasındaki en önemli sözlerden biri kadın düşmanlığının gözle görülen uygulaması olan çok eşliliği yasa dışı etmekti. Kendi kocası ve en yakın arkadaşı ikinci eş “alıp”, ondan saklarken Barakzai bu sözü için uğraşıyordu.

Patlamadan sonra Barakzai hastaneden canlı yayın yapıp, terör olaylarının onu susturamayacağını ve vazgeçmeyeceğini söyledi. Duyurudan neredeyse 48 saat sonra tekrar işe döndü.

Shukria Barakzai 12015 Haziran’ında Barakzai Norveç’te Taliban temsilcileri ile bütün Afganların eşit haklara sahip olması üzerine bir anlaşmaya varmak için buluştu. Görüşmeyi şöyle anlatıyor: Kendime buna hazır olup olmadığımı sordum. İçimde çok büyük bir öfke vardı. Onlar (Taliban) yüzünden iki çocuğumu kaybettim. Onlar yüzünden devlet bölünüyordu.”

Ayrıca Taliban kadınlarla çok nadir anlaşma yaptığından Barakzai’nin kendisini zorlayıp gittiği görüşme tarihe geçti.

Barakzai, sistemindeki çatlakların düzeltilmesine ihtiyaç duyan ülkesindeki sosyal ve politik formları içten ve dıştan değiştiriyor. Değişimin kalıcı olması için de dışarıdan birinin değil, ülke içinden Barakzai gibi birinin bu değişime öncü olması gerekiyordu.

Shukria Barakzai 3Kaynak: The Plaid Zebra 

Yalçın Abi ve ruhu iyileştiren masal bahçesi: “Gelişine hayat”

0

Tam da başlıktaki gibi, ona sorular sorunca “Gelişine göre yaşıyoruz hayatı” diyor. Mütevazı, şirin ve binbir çeşit bitki arasında kendine yer edinmiş, yaşıyor Yalçın abi.

Kaş yeni marinaya doğru yol alırken “Hava sıcak, ağaç altı var hatta mutfak bile var. Gelip keyfinize bakın” diye seslenip selamlıyor sokaktan gelen geçenleri. Bir soluk yanına doğru ilerleyince Likya Garden adlı tabela altında toplanmış binlerce çeşit bitki ile buluşuyoruz. Bahçeye girdiğinizde bir masal dünyasında yolculuk yapıyor gibisiniz. Yalçın abi bundan 5 sene evvel İstanbul’un metropolünden kendini bu rüya bahçeye atmış.

Bahçedeki her şey ikinci el. Kimisini çöpten toplamış, kimisini yolda bulmuş ve tüm bu parçaları birleştirerek her birine yeni bir anlam vermiş. Yalçın abi, yeniden canlandırmış her birini. Binlerce çeşit bitkinin arasında yolculuk yaparken, bir yandan tatlı muhabbeti ile ortama alışmanızı sağlıyor.

Bahçenin orta yerinde, atık kaptan köşkünden, kendine mini bir mutfak-bar yapmış. Burada o nefis bitkilerinden karışım şifayen bitki çaylarını yapıp sunuyor size. Siz bar önünde bulunan masalarda oturup çayınızı yudumlarken güzel müzikler eşlik ediyor tadınıza. Kafanızı kaldırıp yukarı doğru baktığınızda ise eski tülbentlerin güneşle dans ettiğini göreceksiniz. Çünkü bunlardan güneşlik yapmış kendine.

“Toprağı karıştırmayı seven herkese kapımız açık”

3 kattan oluşan bahçenin üst katlarına ise çadır atıp konaklayabilirsiniz. Gece rüzgârın hafif esintisi ile onlarca güzel koku eşliğinde uykuya dalabilirsiniz. Sabah uyandığınızda ise toprağı eşeleyebilir, bilmediğiniz bitkilerin ne olduklarını öğrenebilirsiniz.

Bahçe bakımında tüm faaliyetleri anlayabilir, kendinizi doğanın içine bırakabilirsiniz. Aloe Vera bitkisinin tüm iyileştirici yönünü keşfedebilir, terrariumun nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz.

Toprağı karıştırmayı seven herkese kapımız açık” diyor Yalçın abi.

yalcin abi 1yalcin abi 2yalcin abi 3yalcin abi 4yalcin abi 5yalcin abi 6yalcin abi 7yalcin abi 8yalcin abi 9yalcin abi 10yalcin abi 11yalcin abi 13yalcin abi 14

Kıyamet Koparken; İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey

2

Derrick Jensen‘in yazıp Stephanie McMillan‘ın çizdiği, Kaos Yayınları tarafından İnan Mayıs Aru çevirisiyle Türkçeye çevrilen “Kıyamet Koparken; İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey” çalışması okuru düşündürecek, en yakınındaki ile konuyu ele almaya sürükleyecek.

Sürdürülebilir yaşam deyince aklımıza neler geliyor? Bu kavram, sanırım bir şehirli için daha anlamlı. Köyde yaşayan anneannemi düşünüyorum… Toprağını ekip biçtiği, aşırı tüketim yapmadığı, plastik atığı çok fazla olmadığı için böyle bir kavram, onun kelimelerinde yer etmiyor. Şehirde yaşayan bizler ise sürdürülebilir yaşam kavramına önem veriyoruz. Çünkü dünyanın yok olma eşiğinde olduğunu, içinde yaşadığımız ölen şehirler aracılığı ile de çok net görebiliyoruz. Bir şey yapma ihtiyacı duyarız genelde. Bunun için öneriler okuyup, geliştiririz. Geri dönüşüm, az yakan ampuller, imza kampanyaları, suyu tasarruflu kullanma gibi gibi. Jensen ve McMillan işte tam da bu noktada, bu çalışma ile bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Basit çözümlerin dünyayı kurtarmayacağına işaret ediyorlar.

Fazla kullandığımız su ile Afrika’daki insanların susuz kaldığını sanıyoruz. Ya da değiştirdiğimiz ampullerle gerçekleştirdiğimiz enerji tasarrufu ile dünyanın geleceğini kurtaracağımızı… Böyle düşünmemizi istiyorlar. Vicdanlarımızı ele geçirmişler adeta. Oysa Afrika’daki insanların temiz suya ulaşamamalarının nedeni, doğadaki su kaynaklarının artık azalması değil, suyun aç gözlü şirketlerce yönetilmesidir. Bizler bu “aç gözlülere” karşı mücadele etmezsek yapacağımız bireysel adımlar vicdan mastürbasyonundan öteye gitmeyecektir.

Elbette tutarlı bir insan olmak adına bireysel değişim ve çaba çok kıymetlidir ama aynı zamanda kendimizi “moda” akımına takılmış bir doğasever kisvesinden çıkartıp, bu dünyanın geleceği için anti-kapitalist bir mücadele içine de girebilmeliyiz. Mücadele yöntemleri tartışılabilir ama şunu da bilmek gerekir ki bireysel adımlarımız dünyayı kurtarmayacak ne yazık ki. Kurtuluşun ise yabanda olduğunu anlamak gerek. Doğa ile bağlarımızı kopardığımız her dakika yok oluşa bir adım daha yaklaşıyoruz.

İşte, Amerika’nın yetenekli iki aktivisti Jensen ve McMillan’ın hazırladıkları bu çizgi romanda, modern çevre politikaları, hiciv sanatı ile cesur bir şekilde ele alınıyor. Amerikan hükûmeti, altın tuğlalar için dünyanın yenmesini başka gezegenlerden gelen robotlara izin verirken, iki küçük kadın da dünyanın hem bu robot düşmanlardan hem de dünya düşmanlarından nasıl kurtarabileceklerini anlamaya çalışıyorlar. Tek gözlü tavşan da hayvan testi laboratuvarındaki tüm dostlarını kurtarıyor.

Elinizden düşürmeden, bir çırpıda okuyacağınız bu çizgi roman keskin eleştirileri ile ara ara sizi dehşete düşürse de içinizdeki mücadele gücünü de uyandıracak. Kesinlikle herkesin, özellikle genç yaştaki çocukların okuması gereken önemli bir çalışma.

kiyamet-koparken-kitap-2Canlıların çağrısı var…

“Ormanları yok etmeye son verin.
Nehirlerin üstündeki barajları kaldırın.
Durmadan alacağınıza aldıklarını iade edin.
Havayı zehirleyen şeyleri yakmaya son verin.
Sularımızı zehirlemeye son verin. Suyumuza endüstriyel atık boşaltan fabrikaları işletmeye son verin.
Suyumuza motor yağı dökmeye son verin.
Suyumuzu ilaçlarınız ve kimyasal temizlik malzemelerinizle kirletmeye son verin.
Motor yağı, ilaçlar ve kimyasal temizlik malzemeleri üretmeye son verin.
Bizi alıp satmaya son verin.
Üzerimizde kozmetik ürünlerinizi deneyin diye gelmedik dünyaya.
Beyinlerinizin yıkanmasına son verin.
Toprağın altında kalması gerekenleri yüzeye çıkarmayı bırakın.
okyanustaki lanet plastik çöplerinizi toplayın.
Askeriyeden toptan kurtulun.
Topraklarımızı çalmaya son verin.

Hepiniz bunu yapmalısınız, hemen şimdi yapmalısın.
Tüm kalbinizle mücadele edin.
Ne gerekiyorsa yapın.”

sf. 153-158

Sürdürülebilir bir dünya için gardırop devrimi: Yavaş moda akımı

Yavaş moda akımı, moda ve tekstil endüstrisinde ekolojik uyumluluk ve sosyal eşitlik temellerine dayanan bir vizyon olarak 2007’de sürdürülebilir tasarım danışmanı Kate Fletcher tarafından ortaya atıldı. Moda dünyasının tüm dinamikleri tekstil üreticileri, markalar, tasarımcılar, tedarikçiler, perakendeciler ve tüketiciler sürdürülebilir moda anlayışı içerisinde kendilerine bir yer edinirken yapacakları ortak çalışmalar ile daha iyi bir dünya yaratma sorumluluğunu üstlenebilirler. Bu vizyon ile doğa ile uyumlu bir işleyiş oluşturabilmek için, ilişki biçimlerine, sundukları hizmetlere ve üretim süreçlerine yeni bir yön verebilirler.

Yavaş modayı anlayabilmek için hızlı modadan kısaca bahsetmek gerekli. Hızlı moda sezonlara ve trendlere bağlı yüksek adetlerde düşük fiyatlı tek sezon giyilebilen ürünler sunar. Sürekli değişen trendler ve düşük fiyatlı ürünler tüketicileri ihtiyaçlarından fazla alım yapmaya yönlendirir. Aşırı tüketim doğaya ve işçilere ağır bedeller olarak geri döner. Yavaş moda ise öne sürdüğü değerler ile tüm süreci yavaşlatırken insan ve doğa odaklı yaratma, üretme ve tüketme süreçlerini destekler.

Yavaş modanın öne sürdüğü değerler ile devam edelim. Bu değerler, moda alanında sürdürülebilir toplum bilinci yaratmak için, temel ilkelerin neler olması gerektiğinden bahsederken sürdürülebilir moda hareketi etrafında endüstri bileşenlerini ortak bir vizyonda birleştirmek adına da önem taşıyor.

Yavaş modanın değerleri 

Bütünü görmek

Yavaş moda tüm eylemlerin daha büyük ekolojik ve sosyal sistemlere bağlı olduğunu savunur. Bu bağlılıktan dolayı tüm sisteme bakışı ve kararları bütünsel olarak ele almayı öngörür.

Yavaş tüketim

Tekstil tüketimini dolayısıyla üretimini azaltarak sisteme daha az hammadde girişini sağlamak ekolojik döngü üzerindeki baskıyı azaltırken, üretiminde doğa döngüsü ile daha uyumlu bir ritimde olmasını sağlayabilir. Daha yavaşlamış bir ritim tekstil işçilerininde çalışma şartlarında iyileşmeler yaratacaktır.

Kültürel, ekolojik ve sosyal çeşitlilik

Yavaş moda kültürel, ekolojik ve sosyal çeşitliliğin devamlılığını destekler. Ekolojik çeşitlilik anlayışı tüm yaşam türlerinin beraberce sağlıklı bir biçimde yaşamalarına vurgu yapar. Bağımsız tasarımcılar, adil ticaret, ikinci el kıyafetler, geri dönüşümlü ürünler ve elbise değişimi geleneksel tekstil üretim yöntemleri ya da oluşturulabilecek yenilikçi iş modelleri moda alanında sosyal ve kültürel çeşitliliği yaratmak ya da arttırmak konusundaki bazı yöntemler olarak sunulabilir.

yavas modaİnsani değerler

Adil ticaretin bir parçası olmak, kooperatifler kurmak, Code of Conduct (İdari işler ile ilgili ahlaki ilke ve kurallar) kurallarına uygun olarak üretim yapmak, tekstil işçilerinin adil şartlar altında çalışmalarını olanak tanır. Adil ticaret, ücret politikaları, sosyal haklar, çalışma şartları konularında işçileri korumak üzere belirlenen kuralların uygulanmasını sağlar.

Tasarımı kalp ile buluşturmak

Yavaş moda anlayışı etik ve insani değerlere üretim aşamasında önem verir. Aynı zamanda tasarım ve ihtiyaçları belirleme sürecinde kişilerin yaratıcılıklarına, kimliklerine ürünün oluşumunda yer verir. Ürünün arkasındaki hikâyeyi anlatarak, tasarım sürecinin bir parçası yaparak, bilgi paylaşarak, ortak hikâye yaratırken ürün ile duygusal yakınlığın oluşmasını sağlar.

Güçlü ilişkiler

Üretim sürecinde yer alan kurumların, üreticilerin, tedarikçilerin transparan ve kalıcı ilişkiler kurması yavaş moda hareketi için daha güçlü bir yapılanmanın oluşmasına imkân verir.

Kaynak yaratmak

Yavaş moda lokal kaynakları, el işçiliğini ve materyalleri kullanmayı hedefler. Var olan kıyafetlerin tamir edilmesini, ikinci el kıyafet alımını ya da eski giysilerin tekrar tasarlanarak kullanılmasını önerir.

Kaliteli, özenli, bakımlı ürünler

Zamansız tasarımlar, kaliteli malzeme kullanımı, özenli üretim teknikleri ile kalıcı ve uzun süre kullanılabilecek ürünler oluşturulabilir. Yavaş moda markaları ayrıca tamir ve yeniden yaratma yöntemleri sunar. Böylece ürünlerin zaman içerisinde kalitesini kaybetmeden yenilenerek kullanılabilmesini sağlar.

Fiyat ve değer

Yavaş moda akımı markaları ve üreticileri pazarda sürdürülebilir ürünler sunmak ve görünürlüklerini arttırabilmek için daha rekabetçidir. Ürün fiyatları adaletli ücretlendirme ve gerçek değerin ödenmesi esaslarına dayandığı için benzeri ürünlere göre daha yüksek fiyatlıdır.

Bilinçli seçim

Bir yavaş moda ürünü satın alırken vereceğiniz karar aynı zamanda çevre ve insani değerler ile ilgili taleplerinizi, bu konularda ne kadar sorumluluk almak istediğinizi de belirleyecektir.

yavas moda akimiNeler yapabiliriz?

Peki, siz yavaş moda akımında yer almak için ne yapabilirsiniz? Öncelikle meraklı olun ve ürünlerinizi kimlerin ne şartlarda yaptığını öğrenin. Lokal ve sürdürülebilir tasarımcı markalarından alışveriş yapın. Yavaş moda ve sürdürülebilir moda hakkında araştırma yaparken çevrenizede anlatarak bilinçlendirin.

Satın almadan önce ikinci kez düşünün. İkinci el satın almayı deneyin. Etiketlerinde adil ticaret ibaresi olan, sürdürülebilir üretim yöntemleri ile üretilmiş ürünleri tercih edin. Üründe kalite arayın. Giysilerin bakımında özenli olun ki uzun seneler sizinle birlikte olabilsinler.

Dikiş ve tamir konusunda daha cesur olun. Kendi kıyafetlerinizi dikin. Mahallenizdeki terziye gidip eskilerinizi tamir ettirin. Eski bir kıyafetinizi yeniden tasarlayarak yeni bir giysi yaratın ve tüm bu yöntemler ile dünyayı daha iyi bir hale getirirken pozitif bir dönüşümün parçası olmanın mutluluğunu yaşayın!

Kaynak: Slow Fashion Forward, Kate Fletcher, Slow Fashioned

Sivrisineklerin bazı insanları daha çok ısırmasının 7 nedeni

Sivrisineklerin uğrak yeri misiniz? Bu haşereleri neyin cezbettiğini anlamak, ısırıklarından kaçınmanıza yardımcı olabilir.

Zika Ateşi, Batı Nil Humması, Sıtma, Dang Humması… Sivrisinekler tarafından yayılan hastalıkların şaşırtıcı listesi giderek uzar. Taşıyıcıyla bulaşan hastalıkların yanında, sivrisinekler ve ağız kısımlarındaki şeytani yapıları tenimizde gırla kaşıntılı izler bırakıyor, bu sırada da insanı deli eden vızıldamaları en derin uykuculara bile tüm gece yüzlerini tokatlatıyor.

Sivrisinekler size bayılıyor mu? Ben bu konuda oldukça şanslıyım, benden hiçbir şey istemiyorlar! Tabii bazıları bu kadar şanslı değil, araştırmalara göre insanların yüzde 20’si sivrisinekler için dayanılmaz. Vero Beach’deki Florida Üniversitesi tıbbi entomoloji profesörü Jonathan Day, bu talihsiz gruba “ağır cazibeli sınıf” diyor.

Day diyor ki; Sivrisinekleri çeken en cezbedici iki faktör (açıkça belli ki) görünüş ve koku- ama bu sivrisinek gizemi çözüldü demek değil. Onları neyin çektiği veya püskürttüğüyle alakalı birçok efsane var. Ne B-12 vitamini onları uzaklaştırır ne de muz yemek sinekleri çeker. Ama bilim insanlarına göre aşağıdaki etmenler bu konuda etkili. Bazıları hakında pek bir şey yapamayız, ama ısırılmaktan kurtulmak ve kimyasal kullanmamak için yapabileceğimiz her şey çabalamaya değer.

1) Görünüm

Yukarıda da bahsedildiği gibi, sinekler kurbanlarını seçmek için gözlerini kullanır. Jay sineklerin yüksek oranda görsel olduğunu söylüyor: “Özelikle öğleden sonra ilerleyen saatlerde,insanları aramalarının ilk yöntemi görüş yoluyla. Koyu renkler (lacivert, siyah) ve kırmızı bizi fark etmelerini kolaylaştırıyor.” 

2) Kan grubu

Sivrisinekler için önemli olan kan ve nektar. Yetişkin sinekler beslenme için nektarla yaşamlarını sürdürürler, ama dişileri yumurta üretimi için kanımızdaki proteine ihtiyaç duyarlar. Yani bazı kan gruplarının diğerlerinden daha arzu edilir olması çok da sürpriz değil. Araştırmalar gösteriyor ki; 0 grubu insanların kanı sivrisinekler için A grubu insanların kanından 2 kat daha çekici, B grubu insanlar ise ikisinin ortasında. Ayrıca, insanların yüzde 85’i hangi grupta olduklarını belirten bir salgı yayarlar, bu salgıyı yayanlar –kan grubunu gözetmeksizin- sivrisinekleri daha çok çeker.

3) Gaz

Sivriler karbondioksidi 160 fit öteden sezebilirler; yani ne kadar nefes verirsek, o kadar sinekleri çekeriz. Daha iri insanlar daha çok nefes verir. Ve insanlar ağız ve burundan nefes verdiği için, sinekler kafalarımıza çekilir, bu da “tüm gece sivrilerin kulaklarda vızıldaması” ıstırabına açıklık getirir.

Kaynak
Kaynak

4) Isı ve ter

Görünüşe göre, sivrisinekler karbondioksit dışındaki diğer bazı kokuları da alabiliyor; kurbanlarını laktik asit, ürik asit, amonyak, ve terden yayılan diğer bileşenlerin kokularını takip ederek bulabilirler. Az hareketli insanları –miskin, tv bağımlısı- da severler; sıcak, terli bir insan herhalde onlara oldukça lezzetli görünüyor. Smithsonian, genetik faktörlerin her insan tarafından salınan ürik asit ve diğer maddelerin miktarını etkilerken ağır egzersizin vücutta laktik asit salınımını ve ısıyı arttırdığına ve bunların bazı insanları daha kolay bulunur kıldığına dikkat çekiyor.

5) Parlak deri

Bazı araştırmalar gösteriyorki ciltteki bakteri çeşitleri ve miktarı da sivrisineklerin gelmesinde rol oynayabilir. Vücudumuzu kaplayan derimiz mikroskobik öğelerle kaynar ve her deri değişik bir koku yayar. Bir araştırmada erkekler sinekleri çekenler ve çekmeyenler olarak iki gruba ayrılmıştı, sivrisineklere “lezzetli” gelenlerin cildinde belli başlı bazı mikroplara daha fazla rastlandı (daha fazla mikrop ama az çeşitlilik). Bakteri unsuru, sineklerin mikroplar için özellikle uygun olan bölgelere, ayaklara ve ayak bileklerine neden daha çok geldiklerini de açıklar.

6) Hamilelik

Bebek bekleyen kadınlar büyük ihtimalle sivrisineklerle boğuşmayı en son isteyecek insanlardır, ama bazı türlere, hamile kadınlar olmayanlara nazaran daha çok ilgi çekici gelir. (tüh!) Afrika’da bir çalışmanın sonuçlarına göre de hamile kadınlar olmayanlara göre sıtma taşıyan sinekleri iki kat daha çok çekiyor; araştırmacılar bunun karbondioksit artması sonucu olduğunu düşünüyorlar –hamileliğin son dönemlerindeki kadınların yüzde 21 daha volümlü nefes vermesinden dolayı. Araştırmacılar aynı zamanda hamile kadınların karınlarının daha sıcak olduğunu keşfettiler; sivrisinekler de sıcak vücutları severler.

7) Bira

Sivrilerin birayı sevdiğini kim bilebilirdi? Küçük ayyaşlar. Başka bir çalışmada da 340 gr bira içtikten sonra katılımcılara önemli derecede daha fazla sineğin konduğu ortaya çıktı. Bilim insanları bunun terdeki etanol seviyesinin yükselmesinden ve artan cilt ısısından olduğunu anladı fakat tam olarak aradaki ilişkiyi bulamadılar. Belli ki cingöz haşereler sarhoşları boşuna mesken tutmuyorlar.

Sivrisinekler sizi seviyorlar mı? Onları uzak tutmak için iyi yöntemler buldunuz mu?

Kaynak: Tree Hugger
Başlık Görseli: Ryan Oelker

Selülit için koruyucu önlemler ve doğal tedavi yöntemleri

1

Selülit cildin portakal kabuğuna benzer görüntüsüne verilen isimdir. Özellikle dokularımızdaki lenf dolaşımının herhangi bir sebepten yavaşlaması, hücreler arasında lenf sıvısının birikmesi sonucu oluşur.

Selülitin portakal kabuğu şeklinde olma sebebi, cildin altında bulunan ve cilde dik olarak bağlanan fibröz bantlardan kaynaklıdır. Fibröz bantlar kadınlarda ve erkeklerde farklı olduğu için erkeklerde hormonların etkisiyle selülit yok gibidir.

Nedenleri

  • Yanlış ve düzensiz beslenme
  • Aktivite yetersizlikleri
  • Geçirilmiş ameliyatlar
  • Yanlış beslenme (alkol, kafein, baharatlı gıdalar gibi)
  • Hormonol nedenler
  • Kalıtımsal nedenler
  • Dolaşım bozuklukları (Bacakları sıkı sıkıya saran kıyafetler, bacak bacak üstüne etmek)
  • Hipotroidi
  • Kronik kabızlık
  • Doğum kontrol hapı kullanımı (Östrojen nedeniyle vücutta su tutulmasına neden olur.)
  • Karaciğer disfonksiyonu
  • Ruhsal problemler
  • Fazla alkol tüketimi, sigara (kan akımını azaltarak)
  • Hamilelik

Selülit nelere neden olur?

Sadece bir kozmetik problem olarak başladığı düşünülen selülit, ilerlemesi durdurulmadığında artık geriye dönüşü imkânsız bir hastalık gibi karşımıza çıkar. Kilo verme ve diyetle sadece cildin daha alt katmanlarındaki yağların erimesi sağlanabildiğinden selülit tek başına diyet ve sporla tedavi edilemez. Çoğunlukla kadınlarda görülür, en çok bacak ve kalçalarda ortaya çıkar. Erkeklerdeyse yağlanmanın daha fazla olduğu karın ve bel yanlarında görülebilir. Selülit yağ fazlasının olduğu bölgelerde daha yoğun olmakla beraber, oluşması için kilo fazlanızın olmasına gerek yoktur. Problemli kısım cildin diğer bölgelerine göre daha beyazdır ve soğuktur. Ağrıya daha duyarlıdır.

Selülite karşı koruyucu önlemler

  • Yeterli su içmek bu işin başında gelir.
  • Sağlıklı düzenli ve bitkisel beslenmek
  • Sigara ve alkol tüketimini azaltmak
  • Spor aktiviteleri yapmak da oldukça önemlidir. Selülite karşı genel koruyucu olarak önerdiğim yogadır. Bedeninizi yoga sayesinde tanıyıp bir düzen ve sağlığa oturtabilirsiniz.
  • Bir de hem omurga sağlığınız hem de selülite yakalanmamak için bacak bacak üstüne atmayınız.

Selülit için doğadan birkaç formül

1) Öncelikle selülitli bölgenize buz veya soğuk su uygulaması yapıp bölgedeki kan dolaşımını arttırarak selüliti durdurabilmeniz mümkün.

2) Yağlı formül

  • 1 tatlı kaşığı tatlı badem yağı
  • 10 damla greyfurt yağı
  • 10 damla bergamot yağı
  • 5 damla tarçın yağı
  • 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
  • 5 damla muskat yağı
  • 1 sap lavanta

Karışım bir kaba konur iyice karıştırılıp 20 dakika kadar bekletilir. Ardından dairesel hareketlerle 30 dakikalık bir masaj ile uygulamada bulunulur.

3) İçtiğiniz kahvelerin telvesini sakın dökmeyin! Biz onlarla selülitlerinizi tedavi edeceğiz.

  • 4 çorba kaşığı kahve telvesi
  • 1 damla karanfil yağı
  • 1 kaşık pekmez

Selülit olan bölgeye dairesel olarak uygulayın ve soğuk su ile yıkayın.

Not: Kesinlikle varisli alana uygulamayınız.

***Bu karışımları uygulamadan evvel ince derinizin bulunduğu yere bir miktar uygulayıp 10 dakika kadar bekleyin. Kızarma ve şişme olmaz ise gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.